İskandinavların Türk Ataları
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 15:07:06


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İskandinavların Türk Ataları  (Okunma Sayısı 2682 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
YABGU
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 829


Mustafa Kemalin Askeri , Atsız Atanın Kalemi.


« : 19 Ekim 2013, 11:01:38 »

Prof. Sven Lagerbring: “Bizim atalarımız Oden’in yoldaşları Türklerdir. Bu konuda elimizde yeterli belge var. Onları Traklar ya da Getler olarak göstermek isteyenler var. Eleştirme gereği duymuyorum. Benim vardığım sonuçlar değişmiyor. Çünkü bunlar da aslında Türklerle bir serüveni olan halklardır. Liderlerimiz rahatlıkla, atalarımızı Türkler ve Göçerler olarak gösteriyorlar.”
Göl… Türkçe, “dört yanı ka­ra ile çevrili su birikintisi” anlamına gelen bir söz­cük… İsveççede de aynı ama eski bir sözcük. Gü­nümüzde artık daha çok “sjö” sözcüğü kullanılıyor.

İsveç’in Lund Üniversitesi profesörle­rinden Olof Hellqvist’in 1929 yılında yazdığı 1100 sayfalık Det Svenska Ordförrådets Ålder och Ursprung (İsveççe Kelime Haznesinin Yaşı ve Kaynağı) isimli kita­bına bakıyoruz. “Göl” için, “Eski Kuzeyce (Urnordiska) kaynaklı yalnız İsveççe bir sözcük” diyor.(2)

İsveç Dil Geliştirme Enstitüsü (Institutet för svensk språkvård) Başkanı Pro­fesör Gösta Bergman İsveç Dil Tarihi isimli kitabında, İskandinavya’da öncele­ri aynı dilin konuşulduğunu ama 600′lü yıllardan sonra ve esas olarak da 1000′li yıllardan sonra Danca, İsveççe, Norveççe, İzlandaca dillerinin ayrıştığını söylü­yor. İşte bu ortak dile Urnordiska deniyor.(3) Bugün de İskandinav halkları iyi kötü birbirlerini anlayabiliyorlar. Araların­da yaptıkları konferansları “İskandinavca (Skandinaviska)” adı altında yapmaya özen gösteriyorlar. 2008 yılında Kuzey Konseyi (Nordiska Rådet) İngilizceye karşı “İskandinaviska”yı koruma ve ortak dil yapma yolunda çalışma kararı aldı (darısı Türkçe konuşan halkların başı­na).

Yine Prof. Olof Hellqvist’in 1993 yılın­da yayımlanmış olan iki ciltlik İsveççe Etimoloji Sözlüğü’ne (Svensk Etymologisk Ordbok) bakıyoruz. “Göl” sözcüğü­nün Eski Kuzeyce (Urnordiska) “guljö, gjöl” sözcüğünden geldiğini yazıyor, İz­landaca “gil”, Norveççe “gyl, gjöl”, Fince “kulju” olduğunu belirtiyor. Ayrıca İskan­dinavya’da bu sözcükten türeyen yer ad­ları belirtilmiş: Göljahult, Gölyaryd, Göljemåla, Gölinge…(4)

Prof. Hellqvist, Urnordiska kökenli İsveç sözcüğü dediği “göl”ün ta Çin’de yaşayan Uygurların da kullandığı Türkçe bir sözcük olduğunu bilmiyor. Lund Üni­versitesi Tarih Enstitüsü’nün ilk tarih pro­fesörü Sven Lagerbring’in 1764 yılında yazdığı İsveççe Türkçe Dilleri Arasında Benzerlikler kitabından da haberi yok. Olsaydı, Prof. Lagerbring’in yalnız “göl” sözcüğünü değil, İsveççe’deki iki yüzden fazla Türkçe sözcüğü ortaya koyduğunu bilebilirdi. Peki nasıl oluyor da Orta As­ya’da konuşulan “göl” ve diğer Türkçe sözcükler 2000 yıl öncesinin Eski Kuzey­ce (Urnordiska) denen dilinde bulunabili­yor.
Odin Türktür ve Türkiye’den geldi

Prof. Sven Lagerbring şöyle diyor: Eski masallarımızda eski İsveççenin Odin (Oden, Woden) tarafından getirildi­ği anlatılır. Oden, Herwarar masalının bi­rinci bölümünde Tirkiar (Türkler) ve Asiemaen (Asyalılar, Asyalı adamlar) olarak tanıtılan büyük bir kitlenin önderiydi. Are Frode de aynı öyküden bahseder. Bura­da açıkladığı akraba ağacında, Oden’in oğlunun adının Yngve Tirkia Kongr olduğunu söyler, Sturlesson’un, Ynglinge ma­salı 5. bölümünde, Odin’in, çok mülkünün bulunduğunu açıkladığını ve Tyrkland’dan (Türkiya – Türkiye) yolculu­ğunu ayrıntılarıyla anlatır. Türkler çok uzun zamanlardan beri Hazar Denizi’nin ve Kafkas Dağları’nın kuzeylerinde çok geniş topraklara sahiptiler. “Asaların (Asya adamları – Asyalılar) nerede otur­duklarını belgelemeye gerek yok. Ptelemaeus onları bu bölgelere, Don Nehri’nin (Eski İsveççe: Tanais) doğusuna koyu­yor. Bunu Sturlesson da doğruluyor. Oden ve onun geldiği yer konusunda Latin ya­zarlardan bilgi aldığına dair bir veri bu­lunmuyor. Tüm Türkler diğer pek çok ak­raba halklar gibi göçebe idiler. Büyük bir olasılıkla, o nedenle “gezgin – göçer” an­lamındaki İbranice schut (Latince: Vagari) sözcüğünden esinlenilerek Schyther (İskitler) olarak anılmışlardır. Buna bağlı olarak da tüm ülkeye Grekler ve Romalı­lar tarafından Scythia (İskitya) adı veril­miştir. İzlanda yazılarında da bizim atala­rımızın kendi küçük ülkelerine Swithiod denirken, bundan farklı olarak oraya Svithjot Hin Mikla ya da Stora Sverige (Büyük İsveç) deniyordu. Oden Almanya üzerinden yola çıktı ve önce Almanya’da durdu. Oradan Holstein üzerinden Dani­marka’ya geçti ve İsveç’te durdu. Niha­yet bu uzun yolculuklarının sonuna geldi. Buralara birer oğlunu kral olarak bıraktı ve yanlarına beraberindekilerden büyük gruplar verdi. Bu, Sturlesson’un kendi an­latışıdır ve neden Almanca, Danca ve İs­veççenin temelde aynı dil oldukları konusunda tam bir neden sunar, İngilterelile­rin ataları Anglosaksonların kökeni de aynı şekilde Oden’e uzanır. Onların dille­ri de aynı Türklerin ve Asyalıların dilinin bir dalıdır. Durhamlı Rahip Simeon, Simeon Dunelmensis, aynı yerlerden Schlesvig’e Oden’in Sceaf isimli 9 kuşak gerisinden atası zamanında bir göç oldu­ğunu inanılır bir şekilde anlatıyor. Bu kuşkusuz olağanüstü efsanevi bir konu­dur. Troysden Hift. Angl. Ser. T. i. Björner ve başkalarının, Oden’in beraberinde o kadar çok kalabalık bir halk getirmediği görüşünde olduklarını biliyorum. Onun gelişiyle dil de değişebilecekti. Ancak Sturleson bize bambaşka bir manzara çi­ziyor. Onun anlatımına göre, Oden yanı­na ülkenin tüm kayıtlarını ya da yüksek hâkimleri almıştı ve bu şekilde çok sayı­da erkek halkı götürmüştü. Kuşkusuz, bu kez de daha sonraki diğer İskit göçlerin­de olduğu gibi hareket etmişlerdi.

§ V.

Bizim atalarımız Oden’in yoldaşları Türklerdir. Bu konuda elimizde yeterli belge var. Onları Traklar ya da Getler olarak göstermek isteyenler var. Böyle düşünebilirler. Eleştirme gereği duymu­yorum. Tersine, kişisel olarak, bu açıkla­nan tanıklıklara güveniyorum. Benim vardığım sonuçlar değişmiyor. Çünkü bunlar da aslında Türklerle bir serüveni olan halklardır. Liderlerimiz rahatlıkla, atalarımızı Türkler ve Göçerler (Tattare: Tatar sözcüğünden esinlenilerek kullanıl­dığı sanılıyor. İsveç’te eskiden göçer, gezgin halka verilen aşağılayıcı ad. Bun­lar, kimine göre Tatar kökenliler, kimine göre Çingene kökenliler, kimine göre Al­manya’dan ya da Rusya’dan gelen as­kerler, kimine göre işsiz güçsüz dolaşan, değişik kökenlerden sosyal bir grup. A.G.) olarak gösteriyorlar. Ancak bazı dürüst kişilerin ve hatta asil kişilerin buna öfkelendiklerini biliyorum. Onlar bu köke­ni yeterince onur verici bulmuyorlar. Bir tarihçinin en önde gelen rehberi ve ama­cı gerçektir: Bu şekilde onur kazanmak çok daha iyidir. Kendini ve yandaşlarını yalanlarla kandırmak; işte asıl bu tuhaf bir onursuzluktur. Bir de, kim Türklerin öteki halklardan daha az onursuz bir halk olduğunu söyleyebilir ki! Eğer onur sağlayan koşullar olarak zaferler ve ülke fe­tihleri görülüyorsa (ki, yapılan kabaca budur) Türkler ve Tatarlar kadar bu ko­şulları yerine getiren fazla halk yoktur. Çin bir Tatar eyaleti, tüm Asya, Arabistan, hepsi Türklerin silahlan karşısında eğildi­ler. Hatta Roma, evet hemen tüm Avru­pa, Hunlar ve Tatarların önünde titredi. Uzun zaman karanlık ve bilgisizlik içinde yalpaladığımız bir gerçektir. Diğer halklar da kendi barbar dönemlerini yaşadılar. Öte yandan bizim atalarımızın ne oldukları da bizi çok az ilgilendiriyor, yeter ki, biz kendimiz şerefli ve saygıdeğer olalım. Romalılara gösterilen hayranlık ol­dukça yersizdir. Onların ataları soyguncu ve zalimdirler. Bugün de eski alışkanlıklarından, Oden, Romulus, Bellerophon ve Indatyrse’den coşku duyabiliyorlarsa, bu onların acemi gelip acemi kaldıklarını gösterir. Onur verici olup olmadığı endi­şesi olmadan söyleyelim, Oden ve ya­nındakiler Türk idiler.

§ VI.

Bu tümceyi olduğu gibi kabulleniyor­sak ya da hiç değilse mümkün görüyorsak, bunun sonucu olarak İsveççede Türkçe ile benzerlikler görmemiz kaçınıl­mazdır.(7)

Türkçe – İsveççe benzer sözcükler

Prof. Lagerbring kitabında İsveççe ve Türkçe gramer ve sözcük benzerliğini de ortaya koyuyor. Çok sayıda sözcüğün birbirlerine benzediğini belirterek iki yüzden fazla örnek veriyor.

Bugün bile benzerlikleri ortada olan birkaç sözcük sayalım:

Ata – Ätt

Böri (kurt) – varg (“variy” okunur)

Bağır (göğüs) – Bog

Borçlu – Borgen

Burç – Burg

Göl – Göl

Göm – Göm

Siper – Spär

Hal – Hälsa

Hakan – Håkan

Kaan – Konung (kung)

Hej – Hej (merhaba)

Hayda – Hejdå (hoşça kal – güle güle)

Kap – Kop

Kedi – Katt

Kiler – Källare

Köy – Koja

Kandil – Kyndil

Mana – Mena

Nam – Namn

Şen – Shön

Su – Sjö

Tepe – Top

Peder – Fader

Kaz – Gås

Kule – Külle

Gülle – Kula

Erlik – Ärlig

Öküz – Oxe

İskandinav ve Türk Mitolojileri arasında benzerlikler var

İskandinav Mitolojisi ile Türk Mitoloji­si arasında da pek çok benzerlik görüyo­ruz.

Oden’in iki kargası (ya da kuzgunu) ve iki kurdu vardır.

Kargalarının isimleri “Hugin” ile “Munin”dir. Hugin, “istekli” ya da “düşünce” demektir. Munin, “başkalarını düşünen” ya da “hafıza” anlamına gelir. Munin, “ne olduğunu”, Hugin, “ne olacağını” ifade eder. Böylece Odin’de sembolleşen ger­çeği ve düzeni sağlarlar. Bunlar dünya üstünde uçarlar ve Odin’in kulağına gördüklerini fısıldarlar, o nedenle Oden’in her şeyden haberi vardır. Oden’in kurtlarının adları da “Freke” ve “Gere”dir. Freke, “mızrak saplayan”, Gere ise “obur” demektir. Oden, kendine sunulan tüm etleri onlara verir. Kendisi şarabı yeğler. Odin’i kurt ve kargalarıyla birlikte göste­ren bu resim bize hemen Türkler hakkın­daki bir Çin söylencesini anımsatıyor.

Prof. Dr. Bahaddin Ögel, Türk Mitolo­jisi adlı eserinin 1. cildinin 13. sayfasında “1. Kurttan türeyiş efsanelerinin Ortaasya’da ilk defa görünüşü” ara başlığıyla şunları anlatıyor:

“Wu-sun’lar, MÖ 174′ten önce, Çin’in batısındaki Kansu Eyaleti’nde oturuyor­lardı. Batılarında da, yine kuvvetli bir devlet olan Yüe-çi’ler vardı. Yüe-çi’ler, MÖ 174′ten önce Büyük Hun Devleti’nin meşhur hükümdarı Mao-tun (Mete) ve az sonra da oğlu tarafından mağlup edilin­ce, yurtlarını bırakıp Batı Türkistan’a git­mek ve orada Kuşan Devleti’ni kurmak zorunda kaldılar. MÖ 140 senelerinde sonra da, daha doğuda yaşayan Wu-sun’lar batıya kaymışlar ve bilhassa bugünkü Tanrı dağları bölgesinde, Yüe-çi’lerin boş bıraktıkları yerlere yerleşmişlerdi. MÖ 119 senesinden önce, Çin kay­naklarının verdikleri haberlere göre, Hun hükümdarı Wu-sun kralına hücum etmiş ve onu öldürmüştü. Haberlerin elimize biraz daha geç gelmiş olmasına rağmen, bu olayın daha önce meydana gelmiş olabileceği de düşünülebilir, işte Çin tarihleri bu olayı anlatmağa başlarlarken, şöyle bir hikâyeyi de araya sıkıştırmak­tan geri durmaz:

“Wu-sun’ların kralına Kun-mo derler. İşittiğimize göre, bu kralın babasının Hunların batı sınırında küçük bir devleti varmış. Hun hükümdarı, bu Wu-sun kralına taarruz etmiş ve Kun-mo’nun babası olan bu kralı öldürmüş. Kun-mo da, o sı­ralarda çok küçükmüş. Hun hükümdarı ona kıyamamış. Çöle atılmasını ve ölü­mü ile kalımının kendi kaderine bırakıl­masını emretmiş. Çocuk çölde emekler­ken, üzerinde bir karga dolaşmış ve ga­gasında tuttuğu eti ona yavaşça yaklaşa­rak vermiş ve uzaklaşmış. Az sonra ço­cuğun etrafında, bu defa da bir dişi kurt dolaşmaya başlamış. Kurt da çocuğa ya­naşarak memesini çocuğun ağzına ver­miş ve iyice emzirdikten sonra yine ora­dan uzaklaşmış. Bütün bu olan biten şeyleri, Hun hükümdarı da uzaktan sey­redermiş. Bunları görünce, çocuğun kut­sal bir yavru olduğunu anlamış ve hemen alıp adamlarına vermiş. İyi bir bakımla büyütülmesini emretmiş. Çocuk büyüyerek bir yiğit olmuş. Hun hükümdarı da onu ordularından birine komutan yapmış. Gittikçe gelişen ve başarı kazanan çocuğa gönül bağlayan Hun hükümdarı, babasının eski devletini ona vererek, onu Wu-sun kralı yapmış…”

Tarihin eski ve karanlık çağlarından bir uğultu ile gelen bu mitolojik ses, bize böylece Ortaasya’daki ilk “kurt efsanesi”ni haber veriyordu. Dikkat edilirse, ef­saneye sebep olan olaylar, Büyük Hun Devleti içinde geçmiş ve yine bu devletle ilgili tarih haberleri içinde yer almıştır. (De Groot, II, s. 23)(9)

Türk mitolojisinde bunun gibi, hayat ağacı ya da taşı, kral kurban etme, keçi, inek, at… birçok benzerlik bulmak müm­kün.




Runik Yazılar Türk Kökenli

İskandinav Türk akrabalığını gözler önüne seren bir diğer gelişme de Türk araştırmacıların İskandinav “runik” yazı­larını okumaya başlamalarıdır. Araların­da bilimsellik ve metot konusunda bazı anlaşmazlıklar olmasına karşılık, iki isimden söz etmeden geçmeyelim: Kazım Mirşan ve Turgay Kürüm… Her ikisi de İskandinav runik yazısını okuduklarını söylemektedirler. Sayın Mirşan’a da Heyerdahl’e yöneltilenler gibi eleştiriler geldiği gözleniyor. Ancak kim tarafından, ne zaman ve nasıl kanıtlanırsa kanıtlansın, runik yazının Odin ile İskandinavya’ya geldiği ve Türk kökenli olduğunun kanıt­lanması ve İskandinav araştırmacılar ta­rafından da benimsenmesi, tarihin yeni­den yazılmasını gerektirecek bir devrim olarak görülebilir. Şu anda en azından runik yazının Odin ile İskandinavya’ya geldiğini İskandinavlar da yadsımıyorlar.

Sayın Turgay Kürüm’ün çalışmaları ve sanal ortamda (web sayfalarında) ya­yımladığı yazılar, runik yazılarla da ilgilenen Norveçli Profesör Thor Heyerdahl’in dikkatini çekmiştir. 13 Aralık 2000 tarihin­de yazdığı bir mektupta, Odin’in Peşinde kitabından söz etmiş ve aynı konuda hazırlamakta olduğu İngilizce bir kitaba Kü­rüm’ün runik yazılar konusundaki görüş­lerini katmak istediğini bildirmiştir. Bu da tarafsız ve önyargısız İskandinav bilim adamlarının ortak görüş hedefine doğru attıkları ilk adım olarak görülebilir. Ancak, değerli profesör Thor Heyerdahl’in yaşa­mı İngilizce kitabını bitirmeye yetmedi. Bu mektup yine de İskandinav ve Türk araştırmacılar arasında ortak çalışmalar yapılabilmesinin ilk tohumu olabilir. Böylece bu dost halklar, tarihin tozlu yaprak­ları arasında sıkışıp kalmış akrabalık ve dostluk bağlarıyla yeniden kucaklaşabileceklerdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.052 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.