II. Abdülhamid'den Duyulmamış Sözler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 12 Kasım 2019, 01:28:52


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: II. Abdülhamid'den Duyulmamış Sözler  (Okunma Sayısı 11116 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 12 Kasım 2011, 18:09:54 »

II. ABDÜLHAMİD’DEN DUYULMAMIŞ SÖZLER

Osmanlı tarihinin en çok tartışılan, adına sayısız kitaplar yazılmış isimlerinden birisi de Sultan II. Abdülhamid’dir. Daha önce söylediğim “Tarihi Birinci Kaynaktan Okumak Gerekir” sözünden hareketle, Abdülhamid’i en iyi anlatacak olanların sözüne kulak verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu sözü söyleyenler de ideoloji tarihçiliği yapanlar değil, o dönem onun yanında bulunan kişilerdir.
Abdülhamid’in, etrafında olup da bu yakınlıklarını kitaplaştıran iki kızı vardır. Şadiye Osmanoğlu ve Ayşe Osmanoğlu’nun yazdığı bu anılar, Abdülhamid’i tanımak bakımından ilgi çekici eserlerdir.
Söz Ayşe Osmanoğlu ve kitabına gelmişken bir lahza durmakta yarar var. Zira bugünün Osmanlıcılarının nefret ettikleri büyük Türkçü Nihal Atsız ve tarihçi Yılmaz Öztuna, Ayşe Osmanoğlu Türkiye’ye geldiğinde ona bu kitabı yazması için en çok destek ve ısrarda bulunan isimlerdi. Türbeler kapalı iken Fatih Sultan Mehmed’in türbesinin gizlice temizleyen, bakımını yaptıran kişinin de aynı Atsız olduğu düşünülünce Osmanlıcıların Atsız nefretini anlamak iyice güçleşiyor.
Atsız ailesi ile Abdülhamid’in eşi Müşfika ve kızı Ayşe’nin arası o kadar iyiydi ki, birbirlerine yaptıkları ziyaretler esnasında Abdülhamid ailesi Atsızların evine bir fotoğraflarını hediye etmişlerdir. Yağmur Atsız’ın “Ömrümün İlk 65 Yılı” adlı kitabında yayınladığı fotoğrafta el yazısı ile şu not eklidir:

“Sevgili kızım Bedriye Hanım’a ve Oğlum Nihal Bey’e yadigâr-ı samimanemizdir. Ayşe Abdülhamid-Müşfika”

Sultan II. Abdülhamid’in anlattıklarını not eden bir başka kitap daha vardır ki, makalemizin konusudur. Selanik’te sürgün iken ve İstanbul’daki son günlerinde hususi doktorluğunu yapan Atıf Hüseyin Bey’in hatıraları…
Atıf Hüseyin Bey’in hatıraları okunduğunda, kendisinin başta devrik sultandan pek hazzetmediği anlaşılıyor. Bu sevgisizlik ilerleyen günlerde karşılıklı saygı çerçevesine giriyor. Hatıraları okuduğumuzda bunu çabucak kavrıyoruz.
Elbette bizim konumuz, doktorundaki fikir değişiklikleri değildir. Bu notlarda kimi parçalar vardır ki bunlar çok önemlidir. Diğer milletler hakkındaki görüşleri, dil ve içki hakkındaki sözleri… Bunlara kısa kısa değinmek gerekir.

Abdülhamid’in kendini anlatırken “Ben Türk’üm” demesi, Osmanlı döneminde Türklüğün unutulduğu iddialarına karşı dikkat çekicidir. Abdülhamid şöyle diyor:

“Doğrusunu isterseniz ben Türk’üm ama Türkçe havalardan ziyade alafranga havalar, operalar hoşuma gider.”

Nureddin Efendi’nin annesi Behice Hanım’ın ise, hastalık anında onu teskin etmeye çalışırken söylediği sözler de ilginçtir. Abdülhamid, doktoruna eşini şikâyet ederken “Sürekli Çerkezlerin yanın gitmek istiyor” deyince Behice Hanım ona dönerek şöyle diyor:
“Sus orada herkesin ailesini tahkir etme… Sanki sen nesin? Bir sümüklü Çerkez değil misin?”

Çerkezlik meselesini Abdülhamid’in babasından (Sultan Abdülmecid) aktardığı bir söz ile bitirelim:

“Çerkezlerin erkekleri benden uzak olsun, kadınları beri gelsin”

Abdülhamid’in diğer milletler ile ilgili sözleri de aynı şekilde dikkat çekicidir.

Ermeniler: Onlar bu memlekete küfran-ı nimet ettiler. Ermeniler öyle bir millettir ki istifadeleri için değil Protestan… Müslüman ol deseniz olurlar. Bununla beraber çalışkandırlar

Romanyalılar: Romanyalıların sözüne inanılmaz. Kahpe karı gibidirler.

Ruslar: İnşallah Ruslar mağlup olur da muharebe de nihayet bulur. Ruslar bizim kadim düşmanımızdır.

Yahudiler: (…) Yine kalfalardan birini aldı. Kamil Paşa: O ahlakça daha fena idi. Yahudi’ye benzerdi. Zaten Yahudi’den dönme imiş derlerdi.

Araplar: Kafkas tarafından Rusları, Irak’tan İngilizleri nasıl tard ü def edeceğiz? Araplar, Kürtler bize yardım etmezler. Bize ekserisi düşmandırlar.

Kürtler: Pekâlâ bilirim. Kürtlerden birçoğu Rafizi Kızılbaş’tırlar. Şafiiler yalnız bize hayırhahtırlar. Buraya “Layard” namında bir İngiliz sefiri gelmiş idi… Biraz Türkçe de bilirdi… Fakat Farisi ve Kürtçeyi iyi biliyordu. Birçok seneler Kürdistan’da Irak’ta dolaşmış seyahat etmiş! Birçok Kürt, Arabı Protestan yapmış. Taraftar peyda etmiş.

Selanik’te köşkte bir Salim Efendi bardı… Kürt idi… Sonra kamaracı olmuş.. şimdi esirmiş.. Acaba bu Rusya karışıklığından istifade ederek kaçabilir mi? O da çok fena adam idi. Bana ağaçlar arasından gizlice revolver attı. Kurşun başım üstünden geçti. Duvara çarptı.

Arnavutlar: Mesela bizde de Arnavutlar, Kozan taraflarında kimi Kürtlere mektep açmak beyhudedir. Mektep şehirliler içindir.

Gürcüler: Ben de Çerkezce anlarım. Gürcüler, Kürtlerde fena adam çoktur.

Diğer milletler hakkında Abdülhamid’in görüşlerini naklettikten sonra, her zaman tartışılan “Abdülhamid içki içer miydi?” sorusuna da defterden yanıt aradım. Defterlerde Abdülhamid sık sık, kardeşi V. Murad’ın Namık Kemal ile işret ettiğinden bahsediyor. Babası Abdülmecid için de bir yerde “çok işret ederdi” diye bahsediyor. Arapa suyu hadisesinde de anlattığı kişi de büyük ihtimalle Sultan Mehmet Reşad’dır. Kendi için ise şu değerlendirmeleri yapmış:

“Nitekim ben de bu zıkkım sigaradan vazgeçemiyorum. Eğer bir de rakıya alışık olsaydım. Felaketim üzerine Selanik’te belki de ayyaş olurdum.”

“Söz beyninizde mahrem kalsın. Biraderin rahatsızlığına bir sebep de işrettir. Kendisini gördükçe nasihat ederim. Bir kere burnundan kan geldi. İlk gördüğümde yine birader size, gerek biraderiniz, gerek büyüğünüz olmak hasebiyle pederane nasihat ederim.. dedim. Cevaben “Vallahi kullanmıyorum, arpa suyu alıyorum” dedi. Ben de “daha fena ediyorsun ya. O daha size semen verir. Ne olur? Bak ben kullanıyor muyum? Gençliğimde belki bir iki defa kullandım. O kadar. Ara sıra iştah için bir ufak kadeh konyak. Belki ilaç gibi caizdir. Ziyadesi muzırdır” dedim. Büyük birader Sultan Murad çok içerdi. Kalfası vardı. Çeyrekte bir Dilberengiz diye çağırır, parmağıyla işaret eder… Bir tane getirir. Tabak içinde bir kadeh konyak getirir içerdi. Bir gün dizlerinin önüne oturdum, yalvardım. Bunu yapma biraderim, sizden çok rica ederim” dedim. “Peki, artık içmem” dedi.

Elbette bu hatıraların tümünü “kesinlikle gerçektir” diye nitelemek mümkün değildir. Lakin birinci derece olmasa bile ikinci dereceden bir kaynaktır. Günümüzün ideoloji tarihçilerinin yorumlarından kat kat değerli ve okunması gereken bir eserdir. Benim tasniflediğim sözler ile yetinmeyenler, Timaş Yayınları’ndan çıkan ve Metin Hülagü’nün hazırladığı “Atıf Hüseyin Bey’in Hatıraları”nı muhakkak okumalıdır.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunçyürekli
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.163



« Yanıtla #1 : 12 Kasım 2011, 21:42:33 »

 Nihal Atsız ın oğlu Yağmur a yazdığı vasiyeti andıran sözleri var Abdulhamit in. İleri görüşlü adam olduğu oradan belli.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

DEME BANA KAYI, OĞUZ, OSMANLI/TÜRK'ÜM BU AD HER ÜNVANDAN ÜSTÜNDÜR/YOKTUR ÖZBEK,AZER,KIRGIZ,KAZANLI/TÜRK MİLLETİ BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR!
Irkçı-Türk
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 105


« Yanıtla #2 : 12 Kasım 2011, 22:12:04 »

Bizim dinci-yobaz takımı Abdulhamiti çok sever. Hatta kendisine ''Ulu Hakan'' diye hitap ederler. Ama rahmetli hem rakı hem de sigara içermiş. Şimdi ne yapacaklar acaba ''Ulu Hakan'' alemci çıktı. Nizam-ı Alem ülküsü ne olacak şimdi Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 12 Kasım 2011, 22:28:31 »

Sağolasın kandaş. Güzel bir konuya değinmişin. Tanrı'dan kalemine kut dilerim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 06 Ocak 2012, 02:32:52 »

II. Abdülhamid, Fransız ahlâkı ile ilgili duyduğu rivayeti doktoru Âtıf Hüseyin Bey'e şöyle anlatıyor:

"XIII. Louis o derece sefahate düşmüş ki artık bir gün kendi kızı ile cimaa karar vermiş. Kızına teklif edince kız geri çekilmiş. "Bak baba" demiş. Her şey yaptın. Fakat bu habaisi olsun yapmaktan haya et. Ben kızın olduğumu düşün. Vicdanın muazzeb olmaz mı? deyince hakikaten çekilmiş. Kızın bu sözleri altın kalemle tarihe yazılmıştır."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
AYŞEGÜL
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 39


BİN CİHANA DEĞİŞMEM ŞU ÖKSÜZ TÜRKLÜĞÜMÜ!


« Yanıtla #5 : 06 Ocak 2012, 03:45:37 »

 Kürtlerin çoğu kızılbaştır sözü alevi kürt deyiminin tehcirden kaçan ermeni dönmeleri olduğu bilgisini yalanlıyor o zaman. Yusuf Halaçoğlu çalışmasında alevi kürt diye bir şey yoktur,onlar tehcirden kaçan ermenilerin kimlik değiştirmesidir sözü yüzünden Türk Tarih Kurumu görevinden alınmıştı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türk Çerisi
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 796


« Yanıtla #6 : 06 Ocak 2012, 11:46:15 »

Kürtlerin çoğu kızılbaştır sözü alevi kürt deyiminin tehcirden kaçan ermeni dönmeleri olduğu bilgisini yalanlıyor o zaman. Yusuf Halaçoğlu çalışmasında alevi kürt diye bir şey yoktur,onlar tehcirden kaçan ermenilerin kimlik değiştirmesidir sözü yüzünden Türk Tarih Kurumu görevinden alınmıştı.
Bu söyleceklerim belki tartışmaya sebep olacaktır ama Osmanlı'nın son zamanlarında Göçebe yaşayan ve Osmanlıya karşı isyanda olan, zamanın düzenine uymadan dağlarda başına buyruk  yaşayan birçok Türkmen aşiretine de ''kürt'' denmiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Çalış didin ve çalış yıldızlar kapacaksın,
Bir Tanrıya bir de Türklüğe tapacaksın!
Otuzikilü
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 77


Deli, Terekemeyi gördüğünde akıllanır.


« Yanıtla #7 : 01 Şubat 2012, 14:04:21 »

Bu kürd sözünü sadece bugün kürd olanlar için değil.tarihteki dağlı aşiretler için Araplar ve Osmanlılar kullanmışdır.dikkat ederseniz Osmanlı belgelerinde. sık sık Türkmen Ekradı,Ekradı Türkmen ifadelerini görürsünüz, kürd sözü dağlı anlamında kullanılır.bugün kürd olarak bildiklerimiz ermeni ve arap karışığı fars tayfalarıdır ki aslında ortak bir adları dahi yoktur.Azerbaycanda eskiden sünnilere,sünni Türklerede kürd denirmiş.Adam Türk ama sünni.Halk arasında kürd deniyor.Bu kadar açık ve net olan bir şey işte yani kürd sözü farklı anlamlarda kullanılırmış eskiden.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Tanrıöğen
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 14 Şubat 2014, 00:24:24 »

Paçavra'yı Bitik'ten ayıramayarak yine konuyu sırtında yabana taşıyan Türkçüler bir yana, uzun aradan sonra bu makaleye rastlamak şans oldu.


Gök Sultan, Islamcıdır. Ancak Menderes gibi, Necip Fazıl gibi, şimdinin ne idüğü belirsizleri gibi tavizkar, bozunmacı, teslimiyetçi değildir.
Namık Kemal gibi, Mehmed Akif gibi Islamcıdır. Atsız'ın sözleriyle:

"Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslamcılıkda o idi."


Gök Sultan'ın Islamcı bir siyaset izlemesi kurmak istediği uluslarası güç dengesi ile açıklanabilir. Belgeler, Ingilizlerle yaptığı anlaşmalarla pek çok Islam ülkesine yardım sözü verip Türk devletinin yararına bunların çok azına uyduğunu gösteriyor. Bu durum Islam dünyasındaki uyanışçı hareketlerin zarar verici niteliğini azaltmış devletimizin de ayakta kalmasını sağlamıştır.

Bunu da yazsa yazsa yukarıda adı geçen muellif yazardı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.061 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.