GÖBEKLİTEPE VE GİZLENEN GERÇEKLER
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 26 Mayıs 2020, 23:04:22


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: GÖBEKLİTEPE VE GİZLENEN GERÇEKLER  (Okunma Sayısı 815 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Böriler
Ziyaretçi
« : 31 Mart 2018, 08:54:30 »

Göbeklitepe Kazı Başkanı Müslüm Ercan, TSK'daki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminin ardından Gülen cemaatine yönelik başlatılan soruşturma sonucu açığa alındı. 7 yıl boyunca eşi Prof. Dr. Klaus Schmidt ile kazı başkanlığı görevini yürüten Çiğdem Köksal Schmidt “Eşimin vefat ettiği 2014’ten beri Göbeklitepe’de kazı yapılmıyor. Sponsor şirketin uygulamaları ile ilgili sorunlar yaşandı” dedi. “Problemler daha eşim hayattayken başlamıştı müze müdürüyle. Sürekli ‘Kazı sizden alınacak’ gibi tehditler olduğu için daha da zorlanıyorduk" ifadesini kullanan Schmidt, "Eşim vefat etti. Şanlıurfa’ya bir müfettiş geldiği söylendi. Ancak ne benimle herhangi bir irtibata geçildi, ne Cihat Bey’le, ne de Kültür Müdürlüğü ile... Müfettiş gelmiş ve konunun üstü kapatılarak geri gönderilmiş" diye konuştu.
Şanlıurfa'nın Örencik köyü yakınlarında, inşası MÖ 10.000 yılına uzanan Göbeklitepe’de kazı çalışmaları hâlâ devam ediyor. 1995 yılında Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve Prof. Dr. Klaus Schmidt’in bilimsel danışmanlığında kazılara başlanılan Göbeklitepe’nin kazı başkanlığına 2007’de Prof. Dr. Klaus Schmidt getirilmişti. 7 yıl boyunca kazı başkanlığını eşi Çiğdem Köksal ile yürüten Schmidt, kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti. Schmidt’in yerine ise Şanlıurfa Müze Müdürü Müslüm Ercan getirilmişti. Habertürk yazarı Serpil Yılmaz, Ercan’ın 'FETÖ' soruşturması sonucu açığa alındığını, “Göbeklitepe için yeni bir şans” başlıklı köşe yazısıyla gündeme taşıdı. Yılmaz, Selçuk Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü mezunu Müslüm Ercan’ın arkeoloji alanında uzmanlık gerektiren Göbeklitepe Kazısı Başkanlığı’na getirilmesini eleştirerek, Schmidt’in eşi ve eski Göbeklitepe kazılarında (1995-2014) ekip arkadaşı olan Doç. Dr. Çiğdem Köksal Schmidt’in sosyal medyadaki paylaşımını köşesine taşıyarak, kazıdaki şüpheleri gündeme getirdi.
"Yeni çalışmalarda yeriniz yok denildi"
Habertürk'ten Serkan Akkoç'un haberine göre; Çiğdem Köksal Schmidt, Göbeklitepe kazısındaki görevinden uzaklaştırılması sürecinde Müslüm Ercan’ın etkisi olduğunu iddia etti ve sürece ilişkin bilgi verdi. Almanya’daki ekip olarak yayın hazırlığına ağırlık vermelerinin planlandığını, en önemli ayağının da kendisinin 15 öğrenciyle yapacağı depo çalışması olduğunu belirten Çiğdem Köksal Schmidt, “Bu işleri tamamlayabilmek için tekrar Şanlıurfa’ya gidip kazı evi deposundaki eserler üzerinde çalışmam gerekiyordu. Bütçeyi, çalıştığım yer olan Alman Arkeoloji Enstitüsü karşılayacaktı. Mayısta Şanlıurfa’ya gitmek üzereyken kazı ekip listesinden adımın çıkarıldığını gördük. Bakanlığı arayıp sorduğumda, ‘Yeni kazı ekibinde ve yeni çalışmalarda yeriniz yok’ denildi. Şanlıurfa Müze Müdürü ve yeni kazı danışmanlarının isteği üzerine bakanlık ismimi listeden çıkarmış” dedi.
"Haftalarca oyaladılar"
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden depo çalışması için ayrıca başvurmasını istediklerini belirten Köksal Schmidt, şunları ifade etti: “Göbeklitepe kazısıyla ilgili 20 yıl boyunca kazı ekibinin bakanlık yazışmalarını ben yürüttüm. ‘Müzeden gelecek cevabı bekliyoruz’ diye oyaladılar. Cevap geldi. 1995-2000 arası eserleri çalışabileceğim söyleniyordu. Klaus’un yokluğunda zaten çok zorlanıyordum. Bu kadar çirkin davranışa, kırıp dökmeye gerek yoktu.”
"Kazıdan ayrıldım"
“Eşimin vefat ettiği 2014’ten beri Göbeklitepe’de kazı yapılmıyor. Sponsor şirketin uygulamaları ile ilgili sorunlar yaşandı. Artık yapabileceğim bir şey olmadığını fark edip Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden de ayrıldım, Urfa’dan da” diyen Çiğdem Köksal Schmidt, Ercan’ın, 2010 ya da 2011’de göreve getirildiğini kaydetti ve şunları anlattı: “Problemler daha eşim hayattayken başlamıştı müze müdürüyle. Sürekli ‘Kazı sizden alınacak’ gibi tehditler olduğu için daha da zorlanıyorduk. Arkeolojik buluntulara dikkat etmeden kaba bir teknikle ilerleyen bir firmaya verilmişti işler. Klaus, alanın zarar görmemesi için yapılacak bazı şeyleri istemiyordu. Örneğin elektrik getirilmemesi gibi...”
"Soruşturmanın üstü kapatıldı"
Ercan’ın, çalıştığı Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne kendisini şikâyet ettiğini öne süren Schmidt, şöyle konuştu: “Kazının son 3 gününde çalışmalarım aksadı. Eşim ve Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Cihat Kürkçüoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bir yazı ile başvurup konunun incelenmesini istediler. Eşim vefat etti. Şanlıurfa’ya bir müfettiş geldiği söylendi. Ancak ne benimle herhangi bir irtibata geçildi, ne Cihat Bey’le, ne de Kültür Müdürlüğü ile... Müfettiş gelmiş ve konunun üstü kapatılarak geri gönderilmiş.”
Ercan: Kazı yetkisi bende değil
15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında açığa alınan Göbeklitepe Kazı Başkanı Müslüm Ercan, Çiğdem Köksal Schmidt’in iddiaları ile ilgili olarak Habertürk’e şunları söyledi: “Ben devlet memuruyum, müze müdürüyüm ben. Benim bakanlığımın, genel müdürlüğümün izni olmadan benim hiçbir şeye, özellikle yabancıların çalışmasına, ekibin çalışmasına izin vermem mümkün değil. Benlik bir durum değil. Benim direkt Çiğdem Hanım ile şahsi bir şeyim, şahsi bir sorunum yok. Kazı alanından uzaklaştırmak ile ilgili benim böyle bir yetkim de yok, kimseyi uzaklaştırmaya çalışmak gibi bir durumum da yok. Şöyle söyleyeyim, birinin bir kazıda çalışıp çalışmayacağına bakanlık karar verir. Ben karar veremem ona.” Ercan, uzmanlığıyla ilgili olarak da halkla ilişkiler mezunu olduğunu ancak aynı üniversitede klasik arkeoloji dalında lisans yaptığını kaydetti.
Piramitlerden de eski
Tarihi MÖ 10.000 yılına uzanan Göbeklitepe, tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Kazı çalışmaları 1995’ten bu yana yürütülüyor. Mısır piramitlerinden 7 bin 500 yıl daha eskiye tarihleniyor. Yerleşik hayata geçişi temsil eden kültür bitkisi buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlandı. Neolitik döneme ait Göbeklitepe, ilk tapınağın, dolayısıyla yeryüzündeki ilk inancın merkezi olabilmesi açısından önemli. Bu bölgede tespit edilen yaklaşık 20 tapınağın yalnızca 6’sı gün ışığına çıkarılmış durumda. Göbeklitepe’de kazılar 1995’te başladı. Kazının bilimsel danışmanlığını yürüten Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt, 2007’de ise kazı başkanlığına getirildi. Göbeklitepe, 2011’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı. Schmidt, 2014’te kalp krizi sonucu öldü.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın…/gobeklitepede-feto-tartismasi-2-yildir-…
Dünyanın en önemli arkeolojik keşfi Göbeklitepe’ye şimdi de yağmur suyu kanalı açmak için hendek kazılıp zarar veriliyor.
Özer AKDEMİR
İzmir
Göbeklitepe kazı alanının içinde, yağmur suyunun tahliyesini sağlamak için hendek kazılması tepkilere neden oldu. Yıllarca eşi Klaus Schmidt ile Göbeklitepe kazılarını yürüten arkeolog Çiğdem Köksal Schmidt yağmur suyu hendekleri için yapılan kazıda önemli arkeolojik buluntular ortaya çıktığını belirterek, Göbeklitepeye zarar veren kazıların durdurularak bu buluntuların koruma altına alınması gerektiğini ileri sürdü.

ARKEOLOJİK BULUNTULAR ZORLANIYOR
Eşi Klaus Schimdt'le birlikte yıllarca Göbeklitepe kazılarını yürüten, eşinin ani ölümünün ardından yeni müze müdürü tarafından kazıdan uzaklaştıran arkeolog Çiğdem Köksal Schmidt Göbeklitepe'de yapılan yağmur suyu hendeğinin arkeolojik alana zarar verdiğini ileri sürdü. Birkaç aydır Şanlıurfada olduğunu belirterek sosyal medya hesabından önceki gün Göbeklitepe'de yaptığı gözlemleri aktaran Schmidt yapımı sırasında arkeolojik buluntuları epey zorlayan koruma çatısının bitmek üzere olduğunu aktardı. Bu sefer de yağmur suyunun akacağı boruların yeri nedeni ile arkeolojik buluntunun zorlandığını ileri süren Schmidt, fotoğraflarını da paylaştığı bu yağmur suyu kanalı ile ilgili şu bilgileri verdi; "son gözlemlerime göre koruma çatısı üzerinde birikecek yağmur suyunu aktarmak için yaklaşık 40 cm. çapında borular bağlanmış, bunların gider hattı için hendek gibi dar ve uzun iki alanda kazı yapılmış. Bu iki hendekvari kazı alanı neredeyse bilimsel amaçlı seçeceğimiz kazı alanlarından ya da çatı taşıyıcı ayakları için mecburi kazdığımız sondajlardan daha geniş bir alanı kapsıyor. Oysa sırf yağmur suyu için bu kazılar yapılmamalı idi, borular toprak üstünden zaten dere yatağı olan aşağıdaki vadiye uzatılarak çözümlenebilirdi sorun"

HENDEK KAZISINDA DUVAR KALINTILARI ÇIKTI
Kazılan bu yağmur suyu hendeklerinden birinde yaklaşık bir metre genişliğinde bir duvarın üst dizisinin göründüğünü ifade eden Schmidt, "bu eminim büyük dikilitaşlı, yuvarlak planlı yapıların bulunduğu eski evreye ait bir yapının duvarı. Hemen A yapısının güneyinde ve bu yapının anlaşılabilmesi için de önemli bir mimari unsurun parçası" dedi. Bu duvarın hemen güneyinde üst üste taban parçalarının bulunduğunu, hendek kazısı sırasında birisinin içinin oyulduğunu belirten Schmidt, "taban altını kazmışlar ve duyduğuma göre kafatası parçaları bulunmuş burada. Bunun da güneyine ilerlediğimizde yine sapasağlam taş mimari kalıntıların ortaya çıktığını görüyoruz bu yağmur suyu kazısında. Ulaşılan mekanın kuzey duvarı doğuya doğru hafif yuvarlak bir eğimle uzanıyor. Ortada ise büyük boyutlu yassı taşlarla oluşturulmuş bir alan var" dedi.
İNSAFSIZLIK!
Ortaya çıkarılan mimari unsurların önemine dikkat çeken Schmidt şunları dile getirdi; "Bunlar düşük taşlar ya da dolgu toprağındaki buluntular değil, in-situ mimari kalıntılar. Çalışılan alan topografik sisteme oturtulmuş, arkeolojik kaygılarla seçilmiş bir alan olmadığı için buluntu durumunun tam olarak anlaşılması da mümkün değil. Bu yüzden, şu taşları kaldıralım, masmavi dev bir su deposu koyalım, dev tahliye borularını da bağlayalım demek arkeoloji açısından baktığımızda insafsızlık olur". Kazıda böyle bir mimari tabakaya ulaşıldığında yapılacak şeyin temizlik, belgeleme ve koruma olması gerektiğine dikkat çeken Schmidt, " Umarım onbinlerin duvarına, taşına dokunmadan bir çözüm bulunur, ben gördüğümü yazmaktan başka bir şey yapamıyorum şu anda" diye eleştirilerini dile getirdi.

TRT BELGESEL DE HEDEF GÖSTERİLMİŞTİ
12.500 yıl öncesine ait kalıntıların, kabartma ve yapıların bulunduğu, birçok bilim insanı tarafından dünyanın en önemli arkeolojik keşiflerinden birisi olarak tanımlanan Göbeklitepe'ye ne yazık ki gereken değer verilmiyor. TRT Belgesel kanalında Göbeklitepe'den Hz. İbrahim'in yaktığı putların olduğu tapınak olarak söz edilmesi ve adeta hedef gösterilmesinin yankıları halen devam ediyor. Göbeklipe'de kazının başladığı 1995 yılından ani bir kalp krizi ile öldüğü 2014 yılına kadar kazıları yürüten Alman arkeolog Klaus Schmidt'in eşi Çiğdem Köksal Schmidt'de yeni kazı heyeti başkanı olan Şanlı Urfa Müze Müdürü Müslüm Ercan tarafından birkaç yıl içerisinde kazıdan uzaklaştırılmıştı. Müze Müdürü Ercan daha sonra FETÖ operasyonların kapsamında açığa alınmıştı.

GÖBEKLİTEPE İÇİN NE YAPIYORLAR?
Kazı heyetinden uzaklaştırıldıktan sonra bu yıllarca emek verdiği Göbeklitepe ile ilgili hiçbir etkinliğe çağrılmamasına içerlediğini ifade eden Schmidt, sosyal medya hesabında şu sitem dolu satırları paylaştı; "Tamam, hayatım boyunca ne olursa olsun bana bir kadro diye bir kuruma kapağı atmaya çalışmadığım için aykırı bir konumdayım ama buna rağmen başlangıcından sonuna dek Göbekli Tepe kazılarında Klaus Schmidt ile çalışmış bir arkeolog neden itina ile görmezden, duymazdan gelinmeye çalışılır. Kazı bilim kurulu ya da benzeri bir isimle kurulan grup ve diğerleri ne anlıyorlar yılda bir gün alana gelip etrafa bakınınca? Göbekli Tepe’yi ne kadar anlıyorlar ve Göbekli Tepe için ne yapıyor bu insanlar?"

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Aralık 2017 11:14

Göbeklitepede ki sıkandal ve beton dökme çalışmalarından görseller


Şimdi kandaşlar, Çiğdem Köksal Schmidt in yukari da aktardigi yorumlari okuduk,bunun ustune kalp krizinden olen esini de biliyoruz ki ben bu olaya supheyle yaklasiyorum ve olumu sonrasi kazi calismalari durdurulmustur ve hatta esinin bile tehdit edildigini ya da can guvenligi icin geri adim atmak zorunda oldugunu da tahmin ediyorum. Cunku bu arkeolojik kazi bir cok soru isaretini ve ayni zaman da binlerce yillik inanilan dinsel tabulari da yikabilecek buyuk bir arkeolojik bulustur. Bir ulke dusunun ve o ulke de dunyanin en eski tapinagi ve yapisi bulunuyor ama nedense calismalar durduruluyor, medya bundan bahsetmiyor, bir seylerin ustu ortulmeye calisiliyor , heykeller kaciriliyor, yapi tahrip ediliyor ki bu da ilk degil, Tarsusta ayni seyler olmus , bir cok soru isareti cevpsiz kalmistir ve kisilerden bir cok bilgi saklanmistir. Bunun sebebi ne olabilir ? Arkeolojik kazilar, insanlarin kutsali olan yikilmaz tabulari olan inanc sistemlerin de depremler yaratacaksa ve bu depremlerin getirdigi belirsizlik ve bu kutsallar uzerinden rant saglayip insanlari uyutan ve bir duzen icerisin de tutmaya calisan kisi ve kuruluslarin da sonunu getirir demek olur. Bu da onlarin isine gelmez, bu isin icin de ki kisiler sadece ulkemiz de ki siyasi iktidarda olan kisilerle sinirli degildir, sonucta basimizda ki kisilerin de birilerinin ( Dunyayi yoneten en buyuk iki orgutten biri yahudi lobisi ki dunya ekonomisini elinde tutar digeri de ingilizlerdir ki bunlar da devletleri siyasi yapiyi ve diger geri kalan yapilari elin de bulundurur ve sekillendirir ) usagi ve masasidir ki bu durum ve ortaya cikacak gercekler onlarin da isine gelmeyecegi icin gerekli talimatlar verilmistir ve usaklari da bu gorevi yerine getirmek icin gerekli kisitlamalari ve yasaklari getirip uygulamislardir. Yoksa belirttigim gibi dunyanin hangi ulkesin de boyle bir arkeolojik bulus icin calismalar durdurulur, yapilar tahrip edilir medya bu olayin ustune gitmez ve o ulkede ki milyonlarca insanin bu olaydan ve yapidan haberi olmaz ! Simdi de Gobeklitepenin onemi ve kurdugum baglantilar hakkin da biraz konusmak istiyorum. Yahudilik ve Hristiyanliga gore ilk insanin yaratilisi ki kuran bu konu da aciklama yapmamasina ragmen Yahudi dinini ve Teavrati desteklemekte ve kendince o dinlerin zaman icerisin de degisime ugradigini iddia ederek bir nevi islamin guncellenerek son haliyle karsimiza ciktigini iddia etmektedir ve gerekli yerler de bundan ayetlerde bahsetmistir ama bu durum da hic bir aciklama yapmamasi da bu konu ile alakali olarak belirtilenleri destekledigi anlamina gelmektedir.

İLK İNSAN NE ZAMAN YAŞADI ?
Tevrata göre, Adem ve Havva'nın hangi yıllarda yaşadığı bellidir..
Yahudi takvimine göre, Eski Ahit'ten elde ettikleri sonuçlara dayanarak yaptıkları kabulu göre; ilk insan "M.Ö.1 Tishri (Eylül) 3761" yılında yaratılmış. Kozmik saat vurgusuyla, Dünya'da ilk insanın yaşama merhaba dediği yıl, 2018 yılı itibarıyla, bugünden 5779 yıl öncesine dayanıyor.
Kuran ise tevratı tasdik ettiğinden dolayı, aynı tarihin İslam dini içinde geçerli olduğu sonucuna varabiliriz.. Kuran, tevratı tasdikleyen ve yanlışlarını düzelten bir kitap olarak inmiştir müslümanlara göre.. Adem ve Havva'nın hangi yıllarda yaşadığı ile ilgili her hangi bir düzeltme de yapmadığından dolayı, bu tarihi islama göre doğru olarak sayabiliriz.
Bunun yanında bilimin evrenin oluşumu, dünyanın oluşumu, dünyadaki canlılık ve insanın yaratılışı ile ilgili dinlerle yakından uzaktan alakası olmayan bilgiler vermektedir... Evrenin büyüklüğüne baktığımızda dinlerde inanılan her şeyin çok küçük kaldığını anlarız.
Evren, dünya ve hayatın geçmişini rakamlarla görelim..
Evrenin yaşı: 14 milyar yıl
Evrenin çapı (bilinen): 94 milyar ışık yılı
Dünyanın yaşı: 4.5 milyar yıl
İlk canlılar: 3.8 milyar yıl
İlk gelişmiş canlılar: 600 milyon yıl
İlk insan: 3.2 milyon yıl
İlk modern insan: 200 bin yıl
İlk semiavi din: 3.250 yıl
İnsanlık tarihinin %0,01 süresince dinler mevcut.. Bu rakamlar sanırım dinlerin baştan sona uydurma olduğunu gösterir.

Goruldugu gibi Tevrat Eski Ahitte bu konuyla alakali kesin tarih bile vermistir. Bir baska konu ise, Gobeklitepe yapilan bilimsel arastirmalar ve elde edilen bilimsel bulgularadayanarak 12.000 – 12.500 senelik bir yapidir , ve vermis oldugum You Tube izletilerin de bunlara zaten deginilmektedir. Simdi bu durum da , buzul caginin yeni sona erdigi insanin ilkel ve magara donemin de yasadigi bu surecte teknolojik hic bir aletin olmamasi gerektigini dusunerek ve yine kazi alanin da yapilan bu yapinin cevresin de bu yapiyi olusturmada kullanilan hic bir aletin bulunamamis olmasi sizce de ilginc degil mi ? Nasil oluyor da boyle bir yapi o caglar da magaralar da ilkel olarak yasayan insanlar tarafindan yapilabiliyor ve ve hic bir sekil de hic bir alet bulunamiyor. Gobeklitepe gibi, Piramitler, Moai adasinda ki tas suretler Inka ve Maya uygarligi ve diger uygarliklar ile cevap bulunamamis bir cok arkeolojik kazilar sonucu ortaya cikan bu yapilar teknoloji bilim ve gerekli materyaller olmadan nasil insaa edilmis olabilir ? Bu arada devreye dunya disi varliklarin mudahalesi giriyor. Gobeklitepe ile ilgili arastirma yapan bazi bilim insanlari Gobeklitepe iel Sirius Takim Yildizi arasinda baglanti kurmuslardir ki ben de bu yonde olumlu dusunmekteyim, ayrica yine izletiler de Sirius ile ilgili oldugu kadar Kun Ay ile ilgili de taslara kazinan sembolleri gormek mumkundur. ( Sirius – Kun Ay – Yildiz ) Bunun haricin de yapilan kazilar sonucu sadece yapinin yuzde 5 lik bir kismi aciga cikarilmistir bunca cag boyunca. Butun yapinin aciga cikmasi ile eminim ki cok daha net dusuncelere sahip olabiliriz ama bu gerceklesmeyecektir. Simdi bir baska ayrintidan bahsetmek istiyorum, bu da T harfin de olan buyuk ve en cok dikkat ceken tas sutunlar. Neden T harfi? Burdan baska bir konuya girerek farkli bir baglanti kuracagim. Anadolu – An – Tanri – Tengri – Tengrizm – Isik insanlari ve inanci – Türkler…
Bu yapının Anadolu da olması sizce bir tesaduf mu ve tesaduflere inanır mısınız?

AN-TENGRİ TURAN
Türklerde, Tanrı Göklerde bulunan görünmez ruhtu. Tanrı gökten ve dünyadan yüceydi, O uluydu , ulaşılmazdı. Bu nedendenlerden dolayı eski Türkler O'na "sonsuz mavi gök" "sonsuz mavilik" anlamına gelen "An" dediler.
Turan sözcüğünün anlamı gerçekten muhteşemdir, bu sözcüğün içinde An sözcüğü vardır. Turani sözcüğünün anlamı An'a inananlar, An'lılar anlamını içermektedir.
Bu sebeplerden dolayı Türki halkların ortak ismine Tur"AN"lılar denilmişti.
Eski Hint-İrani dili olan Zend diliyle yazılmış Zerdüslük inancı kitabı Avesta da bile Türklere " Hızlı atlı TurAn'lı demişlerdir...
( Alinti )
Anatolia- An- dolu - Anadolu biz hep burdaydik sadece sağa sola dağılanlar geri geldi ...
Türk bayrağı ay ve yıldız değildir Ay güneşi örter. An lar firavun ordusunu yendi . KA RA Deniz - KA ölüm RA güneş tanrısı. Kim yendi KA RA HAN öldüren RA yi HAN . 30 bin yıl önce Akdeniz üzerinden An doluya sürekli saldıran firavun orduları boğazın sorumlusu olan grek yunan larla anlaşıp boğazdan geçerek Kara deniz den saldırdı savaş AN KA RA da oldu AN (inanan) lar ( KA ) öldürdü RA ( firavun ) yi Ay güneşi örttü .. ( Alinti )
An`dan ( Tanrıdan ) olma Tanrı tarafindan kut verilen biz Türker bu coğrafya`ya topraklara ( Anadolu`ya ) Tanrı tarafından yerleştirilmişiz ( Biz Türklerin bu coğrafya da olması tesadüf olamaz, bunca bağlantının olması da tesadüf olamaz ) Burada yaşayıp buradan istemli ya da istemsiz farklı coğrafyalara yayılıp tekrar AN-ayurd`a yani AN-adolu`ya tekrar geri geldik.
Anunnakiler dunyada iken Anadolu da İştar vardı. Ve orada ki kişilerin Anunnakiler`in dünyada kaldığı çok uzun zaman zarfının ilerleyen dönemlerin de yarattıkları melezlerin ve onların oluşturduğu uygarlıklarda ki bu insanların Annunakileri Tanrısallaştırıp taptığını bilmekteyiz. Ama Anunnakiler cağında Anadolu da yaşayan kişilerin yaşam şekli kültürlerifarklıdırve Anunnakileri Tanrısallaştırıp tapmamışlardır. İşte onlar ışık insanları ve ışık inancına sahip Siriuslu atalarımız olan Türklerdir. Işık inancı – Tengrizm – Şamanizm bunlar birbirinden farklı olsa da Türklerin ve atalarımızın çok uzun zaman önce ki inaç şekilleridir ve zamana göre yakınlık ve farklılık gösterebilir. Bize ait olan kadim bilgilerin bilinen ve saklanan gerçeklerin insanlara dayatılan hikaye ve yalanların ortaya çıkmasından bir takım güçler ve kişiler rahatsız olacak ki bu gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek istediler ve engelledilerde. Unutmayın bizler tarihimize sahip çıkmazsak başkaları gelir sahiplenir ve gerçekleri kendilerine göre şekillendirip bizlere gerçek dışı yalan tarihi ve bilgileri aktararak onlara inanmamızı sağlarlar ki bunu da başarmış gözüküyorlar. Aşagıya bir link bırakacağım IŞIK İNSANLARI- LUVİLER- ALUVİLER hakkında. Bazı noktalarına katılmayıp farklı düşünsemde bir çok noktada hem fikir olduğum bir yazı. Mutlaka okumanızı isterim ayrıca yine o sayfa da okumayanlar için SÜMER TABLETLERİNİN tamamının çevirisini bulabilirsiniz ve yine okumayanların Sümer Tabletlerini de kesinikle okumasını isterim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.137 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.