g) Arapların Doğu ve Güneydoğu Hazar Kıyıları Seferi
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 18:52:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: g) Arapların Doğu ve Güneydoğu Hazar Kıyıları Seferi  (Okunma Sayısı 2785 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fahrettin öztoprak
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 87



« : 30 Nisan 2010, 16:31:31 »

-5-
Halife Süleyman, Müellepoğlu Yezid’i Horasan’a vali olarak değil, Gürgan ve Dehistan’ın zaptı  için 715 yılında göndermişti. Yezid, Irak’tan 716 yılında yüzbin kişilik bir ordu ile hareket etti. O, Gürgan’ın kuzeyinde bulunan Dehistan’a varınca onu Sul Tekin karşılamış, Arap ordusunun çok kalabalık olduğunu gören Sul Tekin, Buhara’yı bütün hazinesi ile birlikte Araplara teslim edeceğini söylemiş, ağır vergi ve bin kadar Türk genci vermek şartı ile, Dehistan’ı, yani Türkmenistan’ı da kurtarmıştır.    Ancak bu anlatılanlar kafi değil. Sul Tekin’in Hazreti Muhammet devrinde Müslüman olduğu da söylenir  Sul Tekin’in Yezid’le mücadeleye girdiği ve onunla anlaşma yapıp Türkmenistan’ı kurtardığı unutuluyor,
Yine deniyor ki: es-Sehiminin, Yezid. b. Müelleb valiliğinde, 716 yılında Sul-Tekin’in Cürcan’da kırk mescit yaptırdığını haber vermesi, burada Müslümanlığın nasıl geliştiğini göstermektedir.  Yezid, nasıl oluyor da Müslümanlığı kabul etmiş Sul Tekin’in idaresindeki Dehistan’a, sonra Cürcan’a yürüyor da, zenginlerin mallarını yağmalıyor, halkını da bil cümle kılıçtan geçiriyor?   Şimdi Sul Tekin’le ilgili, yukarıdaki bilgileri karşılaştırdığımızda, ne kadar tenakuzun bulunduğunu görürüz ki, buradan onun Müslüman olmadığı, yani eski Türk dinini muhafaza ettiğini çıkarabiliriz. İşte Arap kaynakları ve onlardan elde edilen bilgiler. Bunlara nasıl güvenebilirsiniz. Düşünüp karar verin.
Yezid’in Dehistan’dan sonra Hazar denizinin güneyinde bulunan, halkı yine Türklerden müteşekkil Taberistan’a, oradan da Gürgan’a yürüdüğünü, Kuloğlu Firuz ile çarpışarak oniki bin Türkü feci bir biçimde öldürdüğünü  görmekteyiz. Onun bu seferleri 716 ile 718 yılları arasındaydı. Yeni halife Abdülazizoğlu Ömer, Yezid’i Beytülmal’a bir şey vermediği için azletmiş, yerine Abdullahoğlu Cerrah’ı tayin etmiştir.
716 yılında göreve başlayan Yezid, 718 yılına kadar, Taberistan da dahil, bu seferlerle vakit geçirmişti. Horasan’a yeni vali ancak 721 yılında atandı.  O arada 718 yılından itibaren Yezid’in azledilmesi, bu valinin isyanına yol açmış, onu destekleyen Sul Tekin 720 yılında okunun üzerine halifeyi İslama davet yazısı yazıp bunu Emevilere attı, denmiş; bunu okuyan Halife Yezid b Abdülmelik de “şu sünnetsize bakın, İslama davet ona mı kalmış” demiştir.
Ancak çok geçmedi, onlar yine Türkistan üzerine yürümek istediler ama, 722 yılına kadar bu mübarek Türk topraklarına ayak basamayacaklardı. Yedi yıl az değildi. Demek ki, Türk Bilge Kağan Araplara karşı işe sıkı tutmuştu.

h) Türkeşler
Türkeşler Göktürklerin Onok boyuna bağlı kabilelerden biriydi. Çu nehrinin çevresinde yaşamakta, Batı Türkistan’ın bazı bölgelerinde de bulunmaktaydılar. Bunlar Kara ve Sarı Türkeşler olarak ikiye ayrılmışlardı. Çin kaynakları Türkeşlerin Tulu boyunun başındaki beylere Çur, Nuşepilerin başındaki beylere de Erkin adı verildiğini belirtmektedir. Zamanla Türkeşler daha batıya kaymış, Tokmak ve İli nehri kenarındaki iki şehri kendilerine başkent yapmışlardı. 716 yılında Kara Türkeşlerin başına geçen Sulu Han, Sarı Türkeşlerle irtibata geçerek, 717 yılında Türkeş Devleti’ni kurmuştur. Bu hakan Göktürk Kağanlığı ile de münasebet temin etmiş, hatta yakın akrabalık ilişkilerine bile girmişti.  Daha doğrusu Sulu Han, Göktürklerin müttefikiydi.  O, ayrıca Emevi halifesi Abdülmelikoğlu Hişam’la da münasebete girmiş, onun gönderdiği elçilik heyetini başkentinde karşılayarak Araplara da gücünü ve ihtişamını göstermişti.
Sarı Türkişlerin başında ise Kül Çur vardı. Hişam’dan sonra halife olan Abdülazizoğlu Ömer’in öldürülmesiyle Emevilerin başına Abdülmelikoğlu Yezid, 720 yılında geçti. O, halife olunca Abdülazizoğlu Said’i 721 yılında Horasan valisi tayin etti.  Arap kaynakları Kür Sul’un, bu yıl Semerkant’ı kuşattığını, oranın Arap valisiyle anlaşma yaparak, yıllık vergi karşılığı çekildiğini  söylerler ama, bunu yazan Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, Buhara ve Semerkant’ta Türk varlığı hakimdi, Araplara da vergi vermekten hoşlanmıyordular; Arap valisi Said, bu nedenle Türklere karşı Semerkant’a sefer düzenlemişti  demesine, bunu kitabında açık olarak ifade etmesine ne diyelim?
Ancak bu olaylar cereyan ettikten en az yüz, ya da yüzelli yıl sonra Arap fütuhatını kaleme alan Arap tarihçileri, kalemlerini kılıçlardan daha keskin addettiklerinden, sanki her şey onların yazdıklarından ibaretmiş gibi düşünmüşler, o niyetle Horasan ve Maveraünnehir’in Araplar tarafından fethedilmesine geldiklerinde, akılarına ne gelirse, yazmaktan ve bunları gelecek nesillere okutmaktan çekinmemişlerdir. Oysa Müslüman demek doğru söyleyen ve doğru bir şekilde hareket eden demektir. Onlarda bunu anlayacak kapasite yok
Araplarla sıkı bir mücadeleye girişen Kara Türkeşlerin başındaki Sulu Han, onları Maveraünnehir’e sokmamak istiyordu. O bu mücadelesinde yalnız değildi. Ancak asıl adının ne olduğunu bilmediğimiz Sulu Han, Semerkant hükümdarı da olabilir. Çünkü bunun nedeni şu: 37 yaşında bulunan Türk Bilge Kağan, Meço Kağan’ın ölümünden sonra güçlenen ve devlet kuran Türkeşleri cezalandırmak için onun üzerine 720 yılında bir sefer düzenlemiştir.  Bu sefer sakın Kür Sul’un Semerkant kuşatması olmasın? Eğer öyle ise buradan Semerkant’ın Kara Türkeşlerin, daha doğrusu Türkeşlerin başkenti olduğunu da böylece anlamış bulunuyoruz.
Orkun kitabelerinde Türk Bilge Kağan’ın oğlu Türk Bilge Kağan, babasının tahta oturduğunu, bunu kutlamak için Kül Çur başta olmak üzere, bir çok Türk beyleri ve şadlarının geldiğini, bunların içinde Kül Erkin’in de bulunduğunu  belirtmiş. Kül Çur yahut Kül Erkin ise Sarı Türkeşlerin beyiydi. Arap tarihçisi et-Taberi’nin tarihinde geçen Kür Sul ise budur. Semerkant üzerine Sulu Han’ın Kül Çur’u gönderdiği  de söylenir. Gerçek ise, Göktürklerin Kül Çur komutasında gönderilen ordudur.

ı) Arapların Türkistan Rüyaları
Arap komutanı Said, Horasan’da bir başarı bile sağlayamamıştı. Ondan sonra Horasan’a feth amacı ile gönderilen valiler tayin tarihleri ile, şunlardır: Amralharaşioğlu Said (722), Saidoğlu Müslim (722), el-Kasri Esad (724), es-Sülemi Eşras (727). Bu son kumandan 728 yılında “Baykent, Buhara ve Semerkant bölgelerine ulaşmak” için hareket etmiş, Sulu Han tarafından durdurulmuş, Horasan sınırında üç ay boyunca çakılıp kalmış, Türk topraklarına bir adım bile atamamıştı. 729 yılında el-Mürri Cüneyt vali tayin edilmiş, onun ordusu  da Türkler tarafından imha edilmiş, kaçan Cüneyt ancak Merv’e dönebilmiş, burada 734 yılında ölmüş, yerine vali olarak Abdullahoğlu Esad getirilmiştir. O, 737 yılında Maveraünnehir’e hareket etmiş ama, mağlubiyet nedeniyle Türkler karşısında fazla tutunamayarak kendini ancak Belh’e atabilmişti.
Sarı Türkeşler beyi Kür Çur, 738 yılında, Timuçin’in dahil olduğu on arkadaşının yardımı ile, Kara Türkeşler beyi Sulu Han’ı bir gece baskını ile öldürmüş, 739 yılına doğru Horasan valisi olarak Seyyarelkinanioğlu Nasr tayin edilmiş, o bir punduna getirip Kül Çur’u öldürmüştür.  Oysa Kül Çur, 744 yılında Çinliler tarafından öldürülecekti.

i) Eba Müslim Horasani ve İhtilali
Şemsettin Günaltay, “Abbasi ihtilalinin başladığı sıralarda Horasan halkının çoğunluk itibari ile Türk olması, Eba Müslim’in faaliyetlerini İranlılar değil de Türklerin meskun olduğu bölgelerde yapması ve onun fiziki yapısının Turan ülkesi kahramanlarına benzemesi ve seciyesi hakkında verilen bilgilerin Türk tipine uygun olması onun Türklüğü ihtimalini kuvvetlendirmektedir” demektedir. Hatta o şunları da söylemektedir: Müellif Ebubekir, Aytekoğlu Abdullah ed-Devadar tarafından Mısır Türk Memlük hükümdarı Kalavunoğlu M. Adına yazılmış “Dürerü’t-Tican” adlı eserinde, Eba Müslim’in öldürüldükten sonra dokunulmayan kütüphanesinden çıkan aslı Türkçe ama Farsça yazılmış, “Oğuzname”den söz etmekte, onun Türk olduğunu ifade etmektedir.  Akşit Oğuzbek’in Muhtar, Nizek Tarhan’ın Salih, Sul Tekin’in Süleyman adlı oğulları vardı. Son Emevi halifesi tarafından Horasan’a tayin edilen Nasır, Şaş’a gelmiş, bunları yanına çağırmış, Fergane melikesini de davet ederek, toplantı yapmış, o sırada Fergane melikesi, divana gelen ve bir kenara oturan ve yüzü örtülü, silahlı gencin kim olduğunu sormuş, Kuteybe’nin oğlu Haccac demişler; bunun üzerine Fergane melikesi, valiye dönerek, Kuteybe sizi Türk topraklarına getiren adam.  Onun evladına değer vermeniz gerekirdi demiş, toplantı bittikten az sonra da memleketine dönmüştü.*  Divanda bu olaydan önce neler konuşulduğunu bilmiyoruz ama, önemli şeylerin dile getirildiğine k’aniyiz. Ancak Nasır’ın Emevi halifesi Mervan’a yazdığı ve ona gönderdiği şiire baktığımızda bunu anlamak zor değil. O bu şiirde, “Küller arasında ateş kıvılcımları görüyorum” diyordu.  Bu bir ihtilalin haberiydi. Mervan, ona ne yaptıysa, ne arzu etti de vermediyse, Nasır tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı. Bunu bir de bu şekilde yorumlamak lazım. Gerçi başka bir şekilde de, yorumlanabilir ama, bir Horasan valisinin, (o halifenin bir istihbarat elemanı veyahut casusu değil) dikkatli olmasını, gereken tedbirleri almasını, kendisi yapmadan, halifeye mi bildirmesi gerekir? Halife ona demez mi, peki Nasır Efendi, sen şimdiye kadar orada ne yaptın, ne halt karıştırdın da bu ihtilal kıvılcımlarına neden oldun? Bu başka birinin tespiti değil, şahsi tespitimiz. Şimdiye kadar da Eba Müslim Horasani’nin Türk İhtilali’ni çok daha başka şekilde yorumlamışlar, olaya kimin sebebiyet verdiği ve ön ayak olduğuna değinmemişlerdi. Şimdi ben o eksikliği gidermiş bulunuyorum.
Peki, Kuteybe’nin oğlunun bu divanda ne işi vardı? Nasr, her ne kadar Emevi valisi olsa da, o bu toplantıda ihtilalin kıvılcımını çakmıştı. Onun önerisini kabul etmiştiler. Türk ihtilal ateşini eline alan Eba Müslim, 744 yılında ilk yangını başlatmış, Herat, Merv, Belh, Talakan, Tus, Nişabur, Toharistan, Kiş gibi daha bir çok şehirdeki Müslüman Türkleri ayaklandırmış, buna Baykent, Buhara, Semerkant, Taşkent, Fergane’deki diğer Türkler de katılmış, “Sehab” ve “Zıl” adı verilen,  yani eski dinlerine sahip Türklerle Müslümanları (Müslümanlaştırılmış Türkler de dahil) birbirinden ayıran iki sancak altında ve Eba Müslim liderliğindeki ihtilalciler, bunlar kimi süvariler olarak, kimi yaya olarak Horasan’dan ta Basra’ya kadar ilerlemiş,  Hazreti Muhammed’in;  
”Benim ümmetimin peşine, yüzleri yuvarlak ve enli, gözleri çekik, yüzleri sanki üzeri derilerle kılıflı, kalkanlar gibi sağlam, güçlü bir kavim takılacak ve onları Arabistan’a doğru üç defa sürecektir. Onlar size en sonunda Arabistan yarımadasında ulaşacaklardır. Birinci ilerleme sırasında onların önünden kaçanlar kurtulacaktır. İkinci ilerlemede onların önünden korkup da kaçanlardan bazıları canlarını kurtaracak, bazıları da yok olup gidecektir. Üçüncüsü ise; bu onların son ilerlemesi olacak ve bunların geri kalanlarından kim varsa onların sonu gelecektir” denen hadisini cümlesi cümlesine gerçeklemişlerdir.  Böylelikle 750 yılında Emeviler Devleti’ne tamamen son verilmiştir.
Gördüğümüz gibi, bu hadiste anlatılmaya çalışılan kavim, Türklerdir. Bu bellidir. Onun bu hadisinin gerçekleştiğini tarih de göstermiştir. Çoğu tefsirciler bu hadisten bahsederlerken kıyamet gününe yakın demiş ve o nedenle yanılmış; gerçekleri tam anlamı ile kavrayamamışlardır. Kim bilir belki de bu hadisi, 750 yılından sonra yazmışlar, Hazreti Muhammed’e mal etmeye çalışmışlardır. Bunu bilemeyiz, elimizde yeterli delil olmadığı için de bir fikir beyan edemeyiz. Ancak bu hadisi yorumlamaktan başka elimizden gelen bir şey yok.
İşin içinde şu da var! Burada Türkler övülüyor mu, yeriliyor mu? Bu belli değil. Ancak Araplara dikkatli olmaları gerektiği, ümitlerini kaybetmemeleri söyleniyor ama, ya sonlarının gelmesi… Burada sonu gelecek olanlar kim? Araplar mı, Türkler mi? Basra’ya kadar üç defa ilerleyenler belli, bu anlaşılıyor ama, ya sonu gelecek olanlar? Bu tam olarak anlaşılmıyor, “bunların geri kalanlarından kim varsa onların sonu gelecektir” cümlesi, Hakan Rutbil’in emrindeki Türklerin Basra’ya kadar ilerlemesine, bunlarla birlikte gelen Abdurrahman adlı Arap kumandanının Türklerin çekilmesiyle, Haccac’a mağlup olması gibi anlaşılabiliyor ama, biliyoruz ki o ikinci ilerleme.
Ya üçüncü ilerleme. Bu ise Eba Müslim Horasani’nin hareketidir. Türkler Basra’ya kadar ilerliyor, burada, daha doğrusu Bağdat’ı da alarak, Emevi Hanedanı’nın sonunu getiriyorlar. Yani sonu gelenler bunlar, ama… Araplar saldırıları duruyor mu? Hayır! Onlar, Mevali Türkleri bu saldırıda kullanacaklar.
Eba Müslim Horasani, İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye bağlıydı. Onun görüşleri doğrultusunda harekete geçmiş, Horasan ve Batı Türkistan Türkleriyle birlikte Araplara isyan bayrağını açmış, Emeviler Devleti’ni yıkarak tarihi bir görevini yerine getirmişti. Ancak onun hakkında çeşitli kitaplar ve ansiklopedilerde verilen bilgiler, yanlıştır. O bir Emevi ya da Abbasi komutanı değildir, asla da Arapların emrinde hareket etmemiştir. Yalnız öldürülmesi tarihi, yani 12 Şubat 755 doğrudur  748 yılında Ebu Hanife’yi hapisten çıkaran Emevi halifesi İkinci Mervan  değil, odur. Hem hapset, hem dayak attır, sonra onu hapisten çıkar. Bu mümkün müdür. Ancak Emevileri, daha doğrusu Arapları bir nebze de olsa aklamak için bunu yazarlar. Eba Müslim’i öldürten Abbasi halifesi Mansur, aynı Emevilerin yaptıkları gibi, İmam-ı A’zamı baskı altına almak istemiş, 758 yılında onu hapsetmiştir. İmam-ı A’zam Ebu Hanife, Abbasilere, yani Araplara karşı ihtilalcileri desteklediği gerekçesiyle 767 yılında hapisteyken Bağdat’ta öldürülmüştür. Onun zehirlenerek öldürüldüğü de söylenir.  Bu Abbasoğulları var ya, bu Abbasoğulları… Kimse onların ne olduğunu bilmez. Onlardan biri halife koltuğuna oturana kadar hem İmam-ı A’zam’a hem de Eba Müslim’e saygıda kusur etmiyorlardı. Mansur, “Ne derseniz onu yaparım” diye bu iki büyük adamın karşısında el pençe divan duruyordu. İktidar koltuğuna geçince, anında değiştiler. Çünkü onlar Abbas’ın torunlarıydı. Hani şu, kendine Hazreti Muhammed’in amcasıyım diyen ama, Müslümanlar tarafından tutsak alındığında, malını yoksullara vermemek için yalan üstüne yalan söyleyen, bunun için de yemin-i billahlar eden…
Eba Müslim Horasani’nin Türk olduğunu kabul etmekle birlikte, Türkler arasında Müslümanlığı yaydığını, onun bir İslam misyoneri olduğunu  söylemek çok yanlıştır. Eba Müslim, Türkoğlu Türktür, İranlı, yani Fars değildir. O İslamcılıktan ziyade, Türklük ve Türkçülük için yaşamış, hatta Turancılık fikrini bile gönlünde taşımıştır. İmam-ı A’zam Ebu Hanife de bir Fars değildir, olamaz da. O da bir Türktür. Bir İslam alimi olmasına rağmen, Türklüğünü unutmamış ve yeri geldiğinde daima bu milliyetini hatırlamıştır. Narşahi’nin kitabında; Kuteybe, Buhara’da ve Semerkant’ta birer cami yaptırıp bu camilerde namaz kıldırdığında, müezzinler, cemaat rükuya varırken, “Bekunita nekinet”, secdeye varırken, “Nekuniya nekinet” demekteydi yazılmaktadır. Bu namaz için kullanılan sözler Arapça değil, Farsçaydı. Narşahi, Kuteybe’nin Farsça Kur’an okuttuğunu da söylemektedir.  Türklerden namaza dahil olan pek olmamış, bu nedenle cemaat daha çok Arap ve Farslılardan teşkil edilmişti. Çoğunluk da Farslardaydı. Bu nedenle Farsça namaz kılmışlardır. Ebu Hanife bunu biliyordu. Bildiği için de, Türkçe Kur’an yazmış ve Türkçe namaz kılınır diye fetva vermiştir. O bir İslam misyoneri değildi. Ayette: “Sen kimseyi kendince İslama döndüremezsin, ancak Allah dilediğini Müslüman yapar,” dendiğini o çok iyi biliyordu.

*738 yılında Fergane’nin başında Aslan Tarkan vardı. Ancak yaşı küçüktü. Annesi Melike Hatun şehri onun yerine yönetmekteydi Bu toplantıda Aslan Tarkan’ın da olması gerek

Fahrettin ÖZTOPRAK, Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 2010
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.377 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.