ESKİ TÜRK'LERDE ANNE VE ÇOCUKLARI KORUYAN RUH(UMAY)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ağustos 2020, 19:08:11


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: ESKİ TÜRK'LERDE ANNE VE ÇOCUKLARI KORUYAN RUH(UMAY)  (Okunma Sayısı 15779 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 28 Eylül 2009, 22:53:49 »

 Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
   

        Omay (Umay)---Albastı (=Albıs)----Ayzıt ( Ayısıt)  

         ESKİ TÜRK KÜLTÜRÜNDE   OMAY(UMAY) ANA                    

         Omay (Umay), Eski Türkler'de anneleri ve çocukları koruyan, olumlu nitelikleri bulunan bir ruhtur.Yir-Sub'un (=Yer-Su; yerin ve suların ruhları) Türk topluluklarına yardım etmesi gibi Omay da yalnızca çocukları değil, bütün Türk boylarını koruyan, onlara kut veren bir varlıktır. Bundan ötürü Omay, Kırgız Türkleri'ne göre bol ürün almaya, mal-mülkün artmasına da yardım eder.      

         Her şeye yaşam veren güneşin de Omay'la ilgisi vardır. Güneş'in sarı rengi yüzünden Türk boylarında Omay'a, Sarı Kız da denilmektedir. Omay'a Sarı Kız denilmesi, Balıkesir'de Kazdağ yöresinde yaşayan Türkmenler'in Sarı Kız Efsanesi'ne açıklık getirir. Bu efsanedeki Sarı Kız adı, sarışın olan bir kıza değil büyük olasılıkla Omay'ın korumasında olan bir kıza atıfta bulunmaktadır. Buna bağlı olarak da "Sarı Gelin" türküsündeki gelin sözcüğü, sarışınlığa değil sarı-ışık-güneşle ilişkilendirilen, çocuk ve kadınların koruyucusu Omay'a işaret eder. Omay, güneşin ısı vermesine bağlı olarak, ateş ve ocak kültleriyle de ilgilidir. Türk efsane, masal ve öykülerinde ay erkek, güneş de dişi olarak düşünülür.      

        Kaşgarlı Mahmud'un eseri Divanü Lûgat-it Türk'te de kendisine değinilen Omay hakkındaki en eski yazılı belgeler Orkun Anıtları'dır.       Tonyukuk Yazıtı'nin ikinci taşının batı yüzündeki 2. ve 3. satırlarda, düşmanın çokluğu karşısında geri dönmek isteyenlere Bilge Tonyukuk'un verdği yanıtta, Omay şu biçimde anılır:      "Altun yışıg aşa keltimiz, İrtiş ögüzüg keçe keltimiz. Kelmişi alp tidi, tuymadı. Tengri, Omay, ıdık Yir Sub basa berti erinç. Neke tezer biz?"      "Altın (=Altay) dağını aşarak geldik, İrtiş ırmağını geçerek geldik. Buraya dek gelenler geliş zor dedi, ama zorluk da duymadı. Sanırım Tanrı, Omay, kutsal Yer Su ruhları bize yardımcı oldular. Niye kaçıyoruz?"Tonyukuk'un bu konuşmasından sonra Kök Türkler düşmana saldırıya geçerler ve savaşı kazanırlar.Köl Tigin Yazıtı'nın doğu yüzünün 31. satırında ise, Omay'dan şöyle söz edilir:      "Omay teg ögüm katun kutınga, inim Köl Tigin er at bultı. Altı yegirmi yaşınga, eçim kagan ilin törüsin ança kazgandı..."      "Omay gibi annem hatunun kutu sayesinde, küçük erkek kardeşim Köl Tigin erkek adı elde etti. On altı yaşında, amcam kaganın ilini (=devletini) töresini şöyle kazandı..."        Köl Tigin Yazıtı'ndan alınan bu satırlarda kaganın karısı (dolayısıyla Bilge ile Köl Tigin'in annesi), Omay'a benzetilmektedir. Kutunu Omay'dan alan Katun (=hatun, kraliçe) onun yardımıyla Köl Tigin'i doğurmuş, Köl Tigin de bu kut sayesinde erkeklik adını kazanmıştır. Bu anlatımlardan, Omay'ın kadın ve çocuklarla ilgili bir varlık olduğu açıkça anlaşılmaktadır.    

        Omay, Orkun Anıtları'nda dişi bir ruh olarak anılırken, 1. Altın Köl Yazıtı'nda beg (=beğ) olarak geçer. Bunun nedeni Türkçe sözcüklerde dişil-eril ayrımının olmamasıdır. Öz Türkçe adlar erkeklere de, kadınlara da verilebilir.       Anadolu'da dahil olmak üzere günümüz Türklerinin yaşadığı yerlerde görülen, pınar başlarındaki ağaçların dallarına Tanrı'dan çocuk dilemek üzere küçük bez salıncak ve beşiklerin asılması, İslamlık'tan önceki Omay kültünün izleridir. Bu gelenek, Omay inancının yer, su, ağaç, ölüm kültürüyle ilişkili olduğunu vurgular.       Orta Asya'da Çulışman ırmağı yakınlarında bulunan Kudirge kurganlarının Kök Türkler'le ilgili olan katlarında bulunan tasvir,kimi araştırmacılara göre Omay'ı betimlemektedir. Bu tasvirde, ortada kürklü bir kişi vardır. Bağdaş kurmuş, ellerini önünde kavuşturmuştur. Kulaklarından uzun küpeler sarkmakta, başında sivri ve üç dilimli bir başlık bulunmaktadır. Solunda, yine kendisi gibi kürklü ve küpeli bir kimse oturmaktadır. Bunların sağında üç atlı atlarından inmiş, kadının karşısında diz çökerek ona saygı göstermektedirler. Atlarından inmiş atlıların arkasında da büyük boyutta çizilmiş bıyıklı bir kişi vardır. Kimilerine göre küpeli ve kürklü olan kadın Omay'ı tasvir etmektedir. Ama bu küpeli kişinin erkek olması da muhtemeldir. Çünkü Kök Türkler zamanında erkekler de küpe takmaktaydı. Bu tasvirin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Kök Türk Devleti'nin kurulduğu sıralarda (6.yüzyıl) yapılmış olması muhtemeldir.      

       Omay inancı günümüzde Altay ve Sibirya Türkleri arasında halen yaşamaktadır. Bu Türk topluluklarındaki inançlara göre Omay, her zaman çocukla birliktedir. Omay çocuktan uzun süre ayrılırsa, çocuk hastalanır. Omay'ın çocukla birlikte olmasının belirtisi, çocuğun uykuda gülmesidir. Ağladığında, Omay gitmiş demektir. Çocuk hastalandığında, Omay'ı getirmesi için kam çağrılır.       Omay'ın çocukları ve anneleri korumasıyla ilgili olarak onun, lohusa kadınlara kötülük yapan Alkarısı / Albastı'nın (=Albıs) düşmanı olduğu fikrini savunan Türkologlar da vardır.      Ana Türk topluluğundan milattan çok eski dönemlerde kopup ayrılmış olan Saha (Yakut) Türkleri'nde Omay benzeri bir ruh vardır ve Ayısıt ya da Ayzıt olarak adlandırılmaktadır. Yakutlar onu Kotun (=katun, hatun, kıraliçe) olarak anarlar. Ayzıt, bazı Yakut rivayetlerinde Gök Tanrı'nın karısı olarak geçer. Ayzıt, güzelliği simgeler. Eski Yunanlılar'ın Afrodit'ine benzer ama onun gibi fuhşu değil namusu temsil eder. Bir kadın doğum yaptığında Ayzıt tarla, çiçek ve yemiş perilerini yanına alarak kadının yanına gider. Bu periler üç gün, üç gece lohusanın yanında kalarak ona hizmet ederler. Ayzıt, cennetteki Süt Ak Göl'den getirdiği damlayı yeni doğmuş çocuğun ağzına damlatır ve bu damla çocuğa ruh verir. Çocuk süt damlası ile kut'landıktan sonra Ayzıt perilerini alıp gider. Ayzıt ancak namusunu koruyan kadınların lohusalığına gider; namussuz kadınlara asla gitmez.    

        Abdulkadir İnan, Şamanizm adlı eserinde Ayzıt hakkında şu bilgileri verir (Abdülkadir İnan'ın anlatımından Yakutlar'ın inancında birden çok Ayzıt olduğu anlaşılır): "Ayısıt yaratıcı, bereket ve refah sağlayıcı dişi ruhların zümresine denir. Bunlardan kimileri kadınları ve çocukları, kimileri de dişi hayvanları ve hayvan yavrularını korurlar. Ayısıtlar, dağınık halde bulunan hayat unsurlarını birleştirir ve kut yaparlar. Bu kut denilen nesneyi ana karnındaki çocuğa üfleyip ona can verirler. Gebe kadınlar daima bu ruhların himayesinde bulunurlar.    

      Kuğu kuşları Ayısıtlar'ın timsali sayıldığı için bu kuşlara dokunulmaz. Yakutlar'ın inanışlarına göre Ayısıtlar, gökten gümüş tüylü ak bir kısrak suretinde inerler. Yele ve kuyruklarını kanat gibi kullanırlar. İnsanları koruyan Ayısıtlar yaz günlerinde güneşin doğduğu yerde, hayvanları koruyan Ayısıtlar da kış günlerinde güneşin doğduğu yerde bulunurlar. Yakut kızları Ayısıt adına tangara yapıp yataklarının altında saklarlar. Kısır kadınlar çocuk vermesi için Ayısıt'a dua ederler. Gebe kadınlar, doğum zamanı yaklaştığında oda ve evlerinin çevresini temiz tutmağa çalışırlar. Komşu çocuklarına ve hayvan yavrularına karşı şefkat gösterirler, onları doyururlar. Çünkü Ayzıt (Ayısıt) gelince herkes güler yüzlü ve şen olmalıdır.     Geçmiş tarihimizde Türk topluluklarında önemli yeri olan Omay (Umay), Albastı  (Albıs ), Ayzıt (Ayısıt) kültürünü yeni nesil gençlerinde tanıması dileğiyle…  



[eklenti yönetici tarafından silindi]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Dr.azerkan
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 608



« Yanıtla #1 : 29 Eylül 2009, 00:24:12 »

Gerçekten çok manidar bir isimmiş.Validem kardeşime boşuna koymamış Umay ismini.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türük Oguz begleri, budun eşiding. Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türük budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti ?

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR,BOZKURT ÖZGÜRLÜĞÜN SİMGESİDİR!!!
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 29 Eylül 2009, 07:12:30 »

  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
                                                                 UYGUR TÜRKÇESİ İLE YAZILMIŞTIR
                                                                                                                                                                                             TÜRK'LERDEKİ UMAY İNANCI TABABET(TIP)KAPILARINI ARALAMIŞ


     Araştırmacılara göre Anadolu’da tarihte tespit edilebilen ilk hekim İmhotem’dir. O, Sümerler’e ait Kiş kentinde tıp eğitimi almıştır . Engellilere rehabilitasyon konusu da ilk olarak Roma dönemi kayıtlarında görülmüştür . Türk tıbbına dair ilk bilgilere mitolojilerde rastlanmaktadır.Yakut Türk'lerinin Güzellik Tanrıçası Ayzıt, aynı zamanda sağlık tanrıçasıdır. Ayzıt, dağınık yaşam unsurlarını toplayıp, birleştirerek “kut” yapar, bunu ana karnındaki çocuğa üfler, böylece onun çocuğa can verdiğini ve gebe kadınları koruduğu kabul edilirdi . Altaylı Türk'ler de ise Ayzıt’ın görevini Tanrı Ülgen’in yakınlarından olan Tanrıça Yayık yapardı. Ayrıca Türk geleneklerinde annelik, çocuk doğumu ve çocukların hâmisi olarak Umay isminde bir koruyucuya inanılırdı . Zira eski geleneklerde koruyucu güçlerin insanların sağlığı için gerekli olduğu düşünülürdü. Eski Türk'ler’in tedavi usûllerine ilişkin ilk bilgiler Orta Asya’da yapılan kazılardan elde edilmiştir . Ayrıca aynı dönemde Türk'ler’in ölülerini mumyalarken, cesede uyguladıkları ameliyeden, o yıllarda insanın iç organları hakkında fikirlerinin olduğu söylenebilir . Bununla birlikte Türk tababetinin tarihi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Özellikle Orta Çağda ileri seviyede olduğu tahmin edilen Uygur Türk'leri’nin geleneksel tıbbı incelenmemiştir . Uygurluların tıbbı daha çok halk hekimliği şeklinde olduğu görülmüştür . Uygurlardan günümüze kadar geldiği bilinen yegane tıp eseri, 1. Tufan Seferinde Dakyanus’ta bulunan TID 120 numara ile sınıflandırılan Uygur harfleriyle yazılmış kitaptır. Burada genellikle ölümle biten yada göz ve diğer organlarda kalıcı sakatlıklara sebep olabilen kızamık ve çiçek hastalığıyla alâkalı açıklamalara rastlanmaktadır. Bilindiği gibi, Türk'ler erken tarihten itibaren çiçek hastalığına karşı özel bir metotla aşı yapmışlardır . Anadolu’ya gelen Türk'ler’in de çiçek hastalığı salgınlarından, atalarından öğrendikleri bu geleneksel metotla korunmayı başardıkları görülmüştür .
Orta Asya’daki diğer Türk bölgelerinde de koruyucu tıp sahasında önemli gelişmeler olduğu gözlenmiştir. Göktürkler’in halk sağlığını önemsedikleri, temizlik, giyecek ve besinleri konusunda da dikkatli davrandıkları tespit edilmiştir. Onlar tedavi için değişik bitkilerden yaptıkları ilaçları kullanmışlar, ayrıca çok sık olmasa da, reçetelerinde hayvansal droglara da rastlanmıştır .


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 24 Ocak 2010, 17:47:59 »

Her şeye yaşam veren güneşin de Omayla ilgisi vardır. Güneşin sarı rengi yüzünden Türk boylarında Omaya, Sarı Kız da denilmektedir.
Omaya Sarı Kız denilmesi, Balıkesirde Kazdağ yöresinde yaşayan Türkmenlerin Sarı Kız Efsanesine açıklık getirir.
 Bu efsanedeki Sarı Kız adı, sarışın olan bir kıza değil büyük olasılıkla Omayın korumasında olan bir kıza atıfta bulunmaktadır.
 Buna bağlı olarak da Sarı Gelin türküsündeki gelin sözcüğü, sarışınlığa değil sarı-ışık-güneşle ilişkilendirilen, çocuk ve kadınların koruyucusu
Omaya işaret eder. Omay, güneşin ısı vermesine bağlı olarak, ateş ve ocak kültleriyle de ilgilidir.
Türk efsane, masal ve öykülerinde ay erkek, güneş de dişi olarak düşünülür.
Kaşgarlı Mahmudun eseri Divanü Lûgat-it Türkte de kendisine değinilen Omay hakkındaki en eski yazılı belgeler Orkun Anıtlarıdır.
Tonyukuk Yazıtınin ikinci taşının batı yüzündeki 2. ve 3. satırlarda, düşmanın çokluğu karşısında geri dönmek isteyenlere
 Bilge Tonyukukun verdği yanıtta, Omay şu biçimde anılır:
Altun yışıg aşa keltimiz, İrtiş ögüzüg keçe keltimiz. Kelmişi alp tidi, tuymadı. Tengri, Omay, ıdık Yir Sub basa berti erinç. Neke tezer biz?
Altın (=Altay) dağını aşarak geldik, İrtiş ırmağını geçerek geldik. Buraya dek gelenler geliş zor dedi, ama zorluk da duymadı. Sanırım Tanrı, Omay, kutsal Yer Su ruhları bize yardımcı oldular. Niye kaçıyoruz?
Tonyukukun bu konuşmasından sonra Kök Türkler düşmana saldırıya geçerler ve savaşı kazanırlar.
Köl Tigin Yazıtının doğu yüzünün 31. satırında ise, Omaydan şöyle söz edilir:
Omay teg ögüm katun kutınga, inim Köl Tigin er at bultı. Altı yegirmi yaşınga, eçim kagan ilin törüsin ança kazgandı...
Omay gibi annem hatunun kutu sayesinde, küçük erkek kardeşim Köl Tigin erkek adı elde etti. On altı yaşında, amcam kaganın ilini (=devletini) töresini şöyle kazandı...
Nazarlık Olarak Kullanılan,
Keçeden Yapılmış Omay Tasviri
Köl Tigin Yazıtından alınan bu satırlarda kaganın karısı (dolayısıyla Bilge ile Köl Tiginin annesi), Omaya benzetilmektedir. Kutunu Omaydan alan Katun (=hatun, kraliçe) onun yardımıyla Köl Tigini doğurmuş, Köl Tigin de bu kut sayesinde erkeklik adını kazanmıştır. Bu anlatımlardan, Omayın kadın ve çocuklarla ilgili bir varlık olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Omay, Orkun Anıtlarında dişi bir ruh olarak anılırken, 1. Altın Köl Yazıtında beg (=beğ) olarak geçer. Bunun nedeni Türkçe sözcüklerde dişil-eril ayrımının olmamasıdır. Öz Türkçe adlar erkeklere de, kadınlara da verilebilir.
Anadoluda dahil olmak üzere günümüz Türklerinin yaşadığı yerlerde görülen, pınar başlarındaki ağaçların dallarına Tanrıdan çocuk dilemek üzere küçük bez salıncak ve beşiklerin asılması, İslamlıktan önceki Omay kültünün izleridir. Bu gelenek, Omay inancının yer, su, ağaç, ölüm kültleriyele ilişkili olduğunu vurgular.
Orta Asyada Çulışman ırmağı yakınlarında bulunan Kudirge kurganlarının Kök Türklerle ilgili olan katlarında bulunan tasvir, kimi araştırmacılara göre Omayı betimlemektedir. Bu tasvirde, ortada kürklü bir kişi vardır. Bağdaş kurmuş, ellerini önünde kavuşturmuştur. Kulaklarından uzun küpeler sarkmakta, başında sivri ve üç dilimli bir başlık bulunmaktadır. Solunda, yine kendisi gibi kürklü ve küpeli bir kimse oturmaktadır. Bunların sağında üç atlı atlarından inmiş, kadının karşısında diz çökerek ona saygı göstermektedirler. Atlarından inmiş atlıların arkasında da büyük boyutta çizilmiş bıyıklı bir kişi vardır. Kimilerine göre küpeli ve kürklü olan kadın Omayı tasvir etmektedir. Ama bu küpeli kişinin erkek olması da muhtemeldir. Çünkü, Kök Türkler zamanında erkekler de küpe takmaktaydı. Bu tasvirin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Kök Türk Devletinin kurulduğu sıralarda (6.yüzyıl) yapılmış olması muhtemeldir.
Omay inancı günümüzde Altay ve Sibirya Türkleri arasında yaşamaktadır. Bu Türk topluluklarındaki inançlara göre Omay, her zaman çocukla birliktedir. Omay çocuktan uzun süre ayrılırsa, çocuk hastalanır. Omayın çocukla birlikte olmasının belirtisi, çocuğun uykuda gülmesidir. Ağladığında, Omay gitmiş demektir. Çocuk hastalandığında, Omayı getirmesi için kam çağrılır.
Omayın çocukları ve anneleri korumasıyla ilgili olarak onun, lohusa kadınlara kötülük yapan Alkarısı / Albastının (=Albıs) düşmanı olduğu fikrini savunan Türkologlar da vardır.
Ana Türk topluluğundan milattan çok eski dönemlerde kopup ayrılmış olan Saha (Yakut) Türklerinde Omay benzeri bir ruh vardır ve Ayısıt ya da Ayzıt olarak adlandırılmaktadır. Yakutlar onu Kotun (=katun, hatun, kıraliçe) olarak anarlar. Ayzıt, bazı Yakut rivayetlerinde Gök Tanrının karısı olarak geçer. Ayzıt, güzelliği simgeler. Eski Yunanlıların Afroditine benzer ama onun gibi fuhşu değil namusu temsil eder. Bir kadın doğum yaptığında Ayzıt tarla, çiçek ve yemiş perilerini yanına alarak kadının yanına gider. Bu periler üç gün, üç gece lohusanın yanında kalarak ona hizmet ederler. Ayzıt, cennetteki Süt Ak Gölden getirdiği damlayı yeni doğmuş çocuğun ağzına damlatır ve bu damla çocuğa ruh verir. Çocuk süt damlası ile kutlandıktan sonra Ayzıt perilerini alıp gider. Ayzıt ancak namusunu koruyan kadınların lohusalığına gider; namussuz kadınlara asla gitmez.
**Abdulkadir İnan, Şamanizm adlı eserinde Ayzıt hakkında şu bilgileri verir (Abdülkadir İnanın anlatımından Yakutların inancında birden çok Ayzıt olduğu anlaşılır): Ayısıt yaratıcı, bereket ve refah sağlayıcı dişi ruhların zümresine denir. Bunlardan kimileri kadınları ve çocukları, kimileri de dişi hayvanları ve hayvan yavrularını korurlar. Ayısıtlar, dağınık halde bulunan hayat unsurlarını birleştirir ve kut yaparlar. Bu kut denilen nesneyi ana karnındaki çocuğa üfleyip ona can verirler. Gebe kadınlar daima bu ruhların himayesinde bulunurlar. Kuğu kuşları Ayısıtların timsali sayıldığı için bu kuşlara dokunulmaz. Yakutların inanışlarına göre Ayısıtlar, gökten gümüş tüylü ak bir kısrak suretinde inerler. Yele ve kuyruklarını kanat gibi kullanırlar. İnsanları koruyan Ayısıtlar yaz günlerinde güneşin doğduğu yerde, hayvanları koruyan Ayısıtlar da kış günlerinde güneşin doğduğu yerde bulunurlar. Yakut kızları Ayısıt adına tangara yapıp yataklarının altında saklarlar. Kısır kadınlar çocuk vermesi için Ayısıta dua ederler. Gebe kadınlar, doğum zamanı yaklaştığında oda ve evlerinin çevresini temiz tutmağa çalışırlar. Komşu çocuklarına ve hayvan yavrularına karşı şefkat gösterirler, onları doyururlar. Çünkü, Ayzıt gelince herkes güler yüzlü ve şen olmalıdır.

**Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurulurken (1935), Atatürk kendisinden fakültede Doğu Türk lehçelerini incelemesini ve bu konuda ders vermesini istedi. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 1944’e kadar profesörlük yaptı. Türk lehçelerinin özellikleri ve tasnifi Türkolojinin tarihçesi, Orhon ve Yenisey yazıtları, Kırgızcanın genel özellikleri ve Manas Destanı gibi konularda dersler verdi. Bu dersleri de “Türkoloji ders Hülâsaları” adlı kitabında toplayarak yayınladı (1936).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
salur alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 207



« Yanıtla #4 : 25 Ocak 2010, 19:10:51 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
     
   Omay (Umay)---Albastı (=Albıs)----Ayzıt ( Ayısıt) 
Üçünün de anlamları farklı diye biliyorum.
Umay: Tanrı'ya yaratma imkanını varan kadın peri.
AYzıt: Anne ve çocukları koruyan aynı zamanda da iffet timsali olan iyi bir ruh.
Albız: Şeytana benzer kötü ruhlardan birisi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 25 Ocak 2010, 19:31:57 »

UMAY ANA

Umay, çocukları ve hayvan yavrularını koruyan bir tanrıçadır.

Arkeologların Altaylarda buldukları seramik ürünler üzerindeki resimlerde Umay ana üç boynuzlu olarak betimlenir.Orta Asya da bazı arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre Umay ana motifi, beyaz saçlı ve beyaz giyimli olarak, insanbiçimci bir görünüm sergilemektedir. Kuş kılığında kanatlı bir kadın görüntüsü de vermektedir. Altay Türkleri onu göklerden inen gümüş saçlı, güzel yüzlü bir kadın olarak düşünmüşlerdir.





AL KARISI -AL BASTI

Bazı edebi metinlerde çirkin, saçları dağınık, avurtları çökmüş, güçlü kuvvetli ve uzun boylu olarak tasvir edilir. Bazı mitolojik metinlerde ise, dünyadaki en güzel kadından bin kat daha güzel olduğu anlatılır. Kazaklarda “cadı kadın” “küpe giren karı” anlamında kullanılır. Baş al bastı, iri gözlere sahip, baştan aşağı demir giyimli ve erkektir. Ulu ana yani ana tanrıça arketipinin olumsuz türevidir.Kazak metinlerinde alnında tek gözü olan, iğrenç görünüşlü bir mahluk olarak tasvir edilir. Albastı, Al karısı, genellikle kırmızı siyah uzun elbise giyer. En çok sevdiği şey atların yelesini örmektir. Onu yakalamak için elbisesinin yakasına bir iğne saplamak gerekir.


Loğusalara musallat olan bu kötü ruh, al karısı, albastı, albis, almis, adlarıyla da anılır. Albastı iki surette görülür. Sarı albastı ve kara albastı. Sarı albastı sarışın bir kadın suretindedir. Bazen keçi ve tilki suretine de girer. Kara albastı daha ağırbaşlı, ciddi, sarı albastı hoppa ve şarlatandır.






AYIZIT

Ayzıt güzelliğin sembolüdür. Bu anlamda Sümer ve Yunan mitlerindeki İştar ve Afrodit’e (Venüs) benzer. Süt gölünden getirdiği damlayı çocuğun ağzına damlatır ve çocuğa ruh verir. İnsan yavrularını, kadınları, hayvanları ve hayvan yavrularını korur. Simgesi, Kuğu kuşlarıdır. Ayısıt’ı simgeleyen kuğular kutsal sayılır ve dokunulmaz. Kuğu aslında kutsal bir kızdır. Bu kız kuğunun beyaz tülünü üzerine giyince kuğu, çıkarınca kız olur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 16 Nisan 2010, 22:47:07 »

TONYUKUK YAZITLARINDA "UMAY"
 Umay ismini Tonyukuk yazıtında şu ifadelerle görüyoruz. “Geri dönelim. Ere (?) nefsini saklamak yektir dedi. Ben (ise) böyle derim! Ben Bilge Tonyukuk Altun ormanını aşarak geldik, İrtiş Irmağı’nı, geçerek geldik. (buraya) gelenler (=düşmanlar) cesur dedi (=demişler); (bizim geldiğimizi ise) duymadılar. Tanrı, Umay kutsal yer, sular (bizim için onlara) gaflet verdi. Neye kaçarız.(Onlar) çok diye niye korkarız. Az[ız] diye niye basılalım. Taarruz edelim dedim. Taarruz ettik, perişan ettik. Ertesi günü çok geldiler…

Kültigin Yazıtı’nın doğu tarafının 30-31. Satırlarında ise “babam hakan öldüğü vakit küçük kardeşim Kültigin yedi yaşında kalmıştı. Umay’a benzeyen annem hatunun taliine küçük kardeşim Kültigin er adını aldı. On altı yaşında amcam hakanın ülkesini, türesini böylece kazandı…”

Umay’ı tanrıça veya dişi ruh olarak da ifade edebiliriz. Umay daha çok kadın ve çocukları koruyan tanrıça olarak bilinmektedir. Çocuk uykusunda gülüyorsa rüyasında Umay’ı gördüğüne, ağlıyorsa Umay’ın gittiğine yorulur. Umay çocuğu uzun süreli yalnız bırakırsa çocuğun hasta olduğuna inanılır. Bu durumla karşılaşıldığında kam/şaman çağrılır ve törenle Umay’ın çocuğu sahiplenmesi sağlanırdı. Divân-ı Lûgat-it Türk’te de “Umayka tabınsa oğul bolur” (Umay’a tapıldığında erkek çocuk olur) demektedir. Umay Kaşgarlı’ya göre aynı zamanda kadının doğumundan sonra çıkan “son”dur. Yakut kadınları da bugün “son”a saygı gösterirler ve toplu halde giderek “son”u bir yere gömerler ve çevresini tütsülerler. 

Umay, bazı efsanelerde “Humay Kuşu” olarak da tarif edilmiştir. “Humay kuşu maruf bir kuştur. Kuzgun büyüklüğünde olup, kanat uçları kara, başı yeşil olur. Yaşadığı yer havadadır. Yumurtasını havda yumurtlar ve yavrusunu da havada çıkarır. Hümay bazen yer yüzüne kırk arşın kadar yaklaşır ve geri döner. İşte o zaman bu kuşun gölgesi kimin üzerine cihanda padişah ya da çok zengin olur.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 23 Nisan 2010, 23:40:41 »

UYGUR TÜRK MİTOLAJİSİNDE KADIN KAHRAMANLAR
 Türk kültür tarihinde, erkek kahramanların yanısıra kadın kahramanların gerek mitolojik anlatmalarda gerekse diğer sözlü kültür ürünlerinde önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Uygur Türklerinin mitolojik anlatmaları başta olmak üzere, destan, efsane ve halkşiirinde de çeşitli kadın kahramanlar yer almaktadır.
 Uygur Türklerinin mitolojik sisteminde, destanlarında,efsanelerinde ve halk şiirinde birçok kadın kahraman yer almaktadır.Bazı sözlü kültür ürünleri, kadın kahramanların hayatları etrafında teşekkül etmiştir. Bu sözlü yaratmalardan bir kısmında kadın kahramanların İslâmiyeti yaymak için Budistlerle olan mücadeleleri anlatılırken, bir kısmında da Çin-Mançu yönetiminin zulüm ve işkencelerine karşı mücadeleleri anlatılmaktadır. Ayrıca bazı sözlü yaratmalarda, bu kadın kahramanların kültür-medeniyet kahramanı olarak Türk kültür tarihine etki ve katkıları anlatılmaktadır.
  Uygur Türklerinin sözlü anlatmalarında yer alan mitolojik kadın kahramanlardan biri Umay Ana’dır. Umay, Türk mitolojik sisteminde yer alan önemli tanrılardan biridir. Türk mitolojisiyle ilgili araştırmalar, “Tanrı” kavramının gökle yerin birliği şeklinde düşünülen ilahî düzenle ve bu düzeni yaratıp yaşatan ulu güçle bağlı olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Yer ile göğün aslında bir olduğu, bunların sonradan ayrıldığı ile ilgili mitler –UygurTürklerindeki “Yer ve İlahi Öküz”, Kazak Türklerindeki “Gök Nasıl Yükseldi”, Salurlardaki “Huda’nın Gök ve Yeri ÜfleyerekYaratması”, Tuygunlardaki “Gök ile Yerin Oluşması”, Moğollardaki“Gök ile Yerin Oluşması”, Mançulardaki “Tanrının Dünyayı
Yaratması” başlıklı mitler bu tezi destekler niteliktedir. Altay Yaratılış mitlerinde Ülgen ve Karahan’a yaratma emrini veren Ana da bunu teyit etmektedir. Uygur Türklerinin “Esma Peri” mitinde şöyle denilmektedir: “Gökyüzü meleklerinin padişahı, bütün meleklerden güzelmiş ve gökyüzünün yedinci katında yaşarmış. Tabiattaki bütün olaylar, bu meleğin keyfindeki değişimlere göre gerçekleşirmiş. Yani,bu melek gözünü açsa, güneş doğup bütün kâinat aydınlanırmış;uyusa, bütün kâinat karanlığa bürünürmüş; ağlasa, yağmur yağarmış;gülse, kar yağarmış; ağzını açsa fırtına çıkarmış; nefes alsa rüzgâr çıkarmış. Kaşını çatsa hava bozulurmuş; sinirlense yeryüzü sallanırmış; kaşını oynatsa gök kuşağı meydana gelirmiş. Bundandolayı ona ‘Esma Peri’ demişler.”Buradaki “Esma Peri”, yani“göklerin perisi” Gök Tanrı’dan başka bir şey değildir. Esma Peri ile Mitolojik Ana arasındaki ilişki de gayet açıktır. Eğer yer ile göğünbaşlangıçta bir olduğu hakkındaki görüş doğru ise, gök ile yerinayrılmasıyla, aslında tek olan Ulu Ana veya Mitolojik Ana Gök Tanrıve Yer-Su Tanrısı olarak ikiye ayrılmış olmalıdır. O zaman Gök Tanrıve Yer-Su Tanrısının Ulu Ana/Mitolojik Ana (Ana Yayaçı) gibi hem yaratıcı hem yok edici, hem hayat verici hem öldürücü, hem verici hem alıcı özelliklerini ortak kökene dayandırabiliriz. Yaratıcı GökTanrı’dan Güneş Tanrı, Ay Tanrı, Yıldız Tanrısı, Ülgen, Kayrahan;Yer-Su Tanrısı’ndan Umay/May Ene/Payana/Bayana/Ayıısıt, dağ,nehir ve orman iyeleri ortaya çıkmıştır. Yokedici Gök Tanrı’danYıldırım Tanrısı, Şimşek Tanrısı, Ejderha, Erlik; Yer-Su Tanrısından Albastı/Al Karısı/Yalmavuz/Celbegen/Mestan Kempir/Kara Umayortaya çıkmıştır. Bütün bu tanrılar, ilahlar ve iyeler, Ulu Ana/Mitolojik Ana’nın hem yaratıcı hem yok edici, hem yaşam verici hem öldürücü, hem erkek hem dişi özelliklerini taşırlar. Yer-SuTanrısından biri olan Umay da hem koruyucu (Ak Umay) hem yokedici ölüm meleği (Kara Umay) fonkisyonuna sahiptir. Umay, Türkmitolojik sisteminde kadın ve çocukların koruyucusu değil, aynı zamanda hayvanların, kabilenin de koruyucusudur. Onun bu koruyuculuk fonksiyonu aynı zamanda onun kahraman, savaşçıyönüne de işaret eder. Altay-Sayan halklarında Umay’ın sembolik tasvirinin ok ve yaydan oluşması da bunu göstermektedir. Burada okve yayın Oğuz Kağan Destanı’ndaki ve Türk siyasi-diplomasi tarihindeki yerini hatırlamak gerekir. Çocukları kötü ruhların saldırısından korumak için kullanılan bıçak, hançer, makas vetüfekler, Umay’ın silahları ya da Umay ile özdeşleştirilmiş silahlar olmalıdır. Teleutlar may-ene (Yani Umay Ana)yi dalgalı gümüş saçlı,gökteki gökkuşağından inen ve altın yayı sayesinde çocukları koruyan, genç, güzel bir kadın (bazen genç kız) olarak düşünürler. G.V. Dlujnevskaya, Kudırge Kayası’nda bulunan bir tasvirde, çocuklarınve savaşçıların koruyucusu, bereketin tanrıçası, tanrıça Umay’ın üçboynuzlu, süslü başlı kadın olarak tasvir edildiğini belirtir. G. V.Dlujnevs kaya’ya göre, buradaki Üç Müstü Bay Oni (Üç Boynuzlu Kutsal Ana), Orhon kitabelerine yansıyan “kutsal ana” Umay’laparalellik arz etmektedir.Kadınların savaşçılığıyla ilgili ise, Merlin Stone şöyle der:“Savaşçı ya da avcı, yiğit asker ya da keskin nişancı olarak saygı gören kadın tanrı, bazen en ‘alışılmadık eril’ niteliklere sahip gösterilir, gücünün ve yiğitliğinin O’nu uçuklaştırdığına, tinsel açıdan anormalleştirdiğine inanılır. Bazı efsaneler, kadını savaşlarda önder,güçlü ve yürekli bir savaşçı olarak tanımlar. Sonraları klasik Yunan edebiyatının Amazonlar adıyla andığı kadın askerle ilgili sayısız kayıt,Tanrıça’ya yiğit bir savaşçı olarak tapınıldığını göstermektedir.Uygur Türklerinin sözlü anlatmalarında Umay sevgi ilahı,hamile kadınların taptıkları ilah ve küçük çocukları koruyan ilaho larak anlatılmaktadır: “Âlemin üzeri, yaratıcı Tanrının yaşadığı yer olup, nurlu veparlak bir mekânmış. Üstteki parlak mekân ile alttaki karanlık yerarasında Umay varmış. O, evlâtlarına toprak ve su veren ‘baht ilahı’olarak bilinirmiş. ‘Umay ilahe’, aynı zamanda sevgi ilahı, hamile kadınların taptıkları ilah ve küçük çocukları koruyan ilah olarak dakabul edilirmiş.”Dinî-mitolojik varlık olan Umay’ın koruyucu ve bu görevingereği olan kahramanlık ve savaşçılık fonksiyonu halk edebiyatının çeşitli türlerinde farklı şekillerde işlenmiş, dallandırılmış ve zenginleştirilmiştir. Uygur Türklerinin “Ana Kovuk Hekkide”adlı efsanesinde, halkını korumak için yalmavuzla savaşan “ana”; “ÇınTömür Batur” destanında ağabeyini korumak için tek başına bir orduyla savaşan “Mehtumsula” Umay’ın Uygur sözlü kültüründeki yansımalarıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Oğuz Han
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 784



« Yanıtla #8 : 23 Nisan 2010, 23:44:35 »

Kandaşım hatunlarımızın tarih'te yeri çok büyüktür benim yazdığım Türk destanları'nın özelliklerinde'de kutsal ve ana'dır ayrıca bozkurt'lar diriliyor kitabın'da ay hanım ve kür şad atanın karısı hem bilge hemde savaşçı kişilerdir namuslu ve güzeldir'ler TTK.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkler düşmanın kaç kişi olduğunu değil, nerede olduğunu sorar!
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 24 Nisan 2010, 06:21:23 »

UYGUR TÜRK MİTOLOJİSİNDE KADIN KAHRAMANLARIN SAVAŞLARI
 

Uygur Türklerinin Hotenli Budistlerle yaptıkları savaşta, saraydakikızları da yanına alarak savaş meydanında büyük kahramanlıkgöstermiş ve sonunda şehit düşmüştür. Onun savaşta gösterdiği kahramanlık ve ölümüyle birlikte gerçekleşen keramet efsanelerdeşöyle anlatılmaktadır:
   “Orda Hanım’ın güzellikte güneş ile yarışan, kıvraklıkta aydan geri kalmayan Kızılçı Hanım adında, cesur ve bahadır bir kızıvarmış. Orda Hanım’ın Hotenli Budistler  ile savaştığı günlerde, Kızılçı Hanım başkalarının engellemeye çalışmasına rağmen, saraydaki kızları yanına alıp, eline kılıç, mızrak ve kalkan alarak Budistler ile savaşmış. Kızılçı Hanım, savaşta erkek gibi giyinmiş. Onun bahadırlığıve gayreti, savaştaki çevikliği hiçbir yiğitten geri kalmamış. Orda Hanım, kızının olağanüstü bir şekilde savaşmasına içinden sevinip dua etmiş. Uygur Türkleri ise “Tanrı kuvet versin” demişler.Budistler  savaş meydanında böyle bir bahadırın olmasından büyük korkuya kapılmışlar. Kızılça Hanım, kendi safına her saldırdığında koşulsuz kırk adım geriye çekilmişler. Düşmanlar, Kızılçı Hanım’ı bir çaresini bulup öldüremezlerse, kendilerinin bu savaştan galip çıkamayacaklarını anlamışlar ve ona tuzak kurmaya karar vermişler. Kızılçı Hanım’ın cesurca savaşıp Budistleri   tir tir titretmesi Uygur Türklerni çok sevindirmiş, Budistleri kaygılandırmış. KızılçıHanım, düşmanın dikkatini çektiğini bilse de, kendini çemberin dışınaatmadan, durmaksızın düşmanın üzerine saldırmış. Budistler geriye çekilir gibi yapmışlar ve iki nişancı, Kızılça Hanım’ın iki eline nişanalarak ok atmış. O anda tıpkı gökyüzünden gürültüyle dolu yağıyorgibi Kızılçı Hanım’ın elinden kılıcı ve mızrağı düşmüş. O bir hamleyle kılıcını alarak Budistler ile biraz daha çarpışıp yavaş yavaş geriçekilmiş, kendi mevzine geri çekildiğinde, Budistler üşüşerek üzerine gelmeye başlamışlar. Kızılçı Hanım’ın eline saplanan oklar zehirle sulandırıldığıiçin, zehir onun vücuduna işlemiş ve kendinden geçmeye başlamış.Kızılçı Hanım, aniden attan düşerek yere yığılmış. Uygur Türklerin  mevzileri  uzak olduğu için, onu hemen kurtaramamışlar. Çünkü Budistler  sürekli üzerine gelmeye devam ediyorlarmış. Kızılçı Hanım, Budistler kan damlayıp duran kılıcına ve çirkin suratına öfkeyle bakarak,yerden kalkmaya çalışsa da yerinden kıpırdayamamış. Düşmanın vahşet dolu eline düşmek kaş ile göz arasındaymış. Budistler korkmayı onuruna yediremeyen Kızılça Hanım, ne yapacağını bilemeyerek, bir göğe bir yere bakıp Tanrı'ya sığınmış. Aniden yeryarılmış ve Kızılça Hanım’ı koynuna alarak kapanmış.Budistler, bukerameti görünce şaşırıp kalmışlar ve ne yapacaklarını bilemeyerek öfkeyle yere bakmışlar ve geri çekilip gitmişler.O günden sonra Uygur Türkler, Kızılça Hanım’ı koynuna alan yere gelerek, dua ederek dilekte bulunur olmuşlar. Hacet sahipleri, isteğinin yerine gelmesini dilermiş; hastalar, hastalıktan kurtulmayı diler, çocuksuz kadınlar, çocuk sahibi olmayı dilerolmuşlar. Bu adet, günümüze kadar devam edip gelmiştir.”
 Bu efsanede “güneş ile yarışan”, “aydan geri kalmayan güzelliği”, “savaşta erkek gibi giyinmesi”, “cesur”, “çevik”,“bahadır”, “yiğit” özelliği, “kılıç” ve “mızrak” kullanması, duasının kabul olup “yerin yarılması” ve “onu koynuna alması” gibi belirli özellikler açısından Kızılçı Hanım, Umay Ana’yı hatırlatmaktadır.Umay da güzeldir, koruyucudur, yay ve ok kullanmaktadır vesavaşçıdır. Ulu Ana/Mitolojik Ana/Toprak Ana’nın türevidir.Dolayısıyla toprağa dönebilmektedir
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.232 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.