Atatürk'ün Türk Gençliğine Güveni
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 18:49:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Atatürk'ün Türk Gençliğine Güveni  (Okunma Sayısı 4467 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Karakağan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 95



« : 25 Haziran 2010, 08:28:45 »

Atatürk'ün Türk Gençliğine Güveni

Gençlik bizim en değerli varlığımızdır. Milletimizin umudu, dinamik gücüdür. Her şeyimizdir. Atatürk için de gençlik ümit kaynağıdır. En çok önem verdiği unsurdur.

O halde, pek çok özelliği bünyesinde toplayan bu kavramın Atatürk’te bulduğu anlam nedir?

Atatürk gençlik kavramını biyolojik ve fikri olmak üzere iki anlamda kullanmıştır.

Gençlik, biyolojik anlamda belli bir yaş dönemini ifade eder. Atatürk’te bu kavram, genel anlamda biyolojik dönemi kapsamakla beraber zaman zaman yaş sınırını aşarak, fikri bir anlam kazanmaktadır. Atatürk’ün “ genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan, gerçek fikirli demektir” sözü bu anlamda kullanılmıştır. Büyük önderimiz, taşıdığı düşünce yeniliği ve ruhundaki enerji tazeliği sebebiyle yaşamının her çağında gençti. O’na göre genç olmanın ölçüsü sadece yaş değil, yaşın yanında; koyduğu ilkelere, başardığı inkılaplara inanç ve bağlılıktı. Onun içindir ki kendisi “benim anladığım gençlik, bu inkılabın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir” diyordu. Çünkü Atatürk’e göre ancak ilke ve inkılaplara bağlı bir gençlik, kurduğu rejimin teminatı olabilirdi.

Atatürk’ün Türk gençliğine güven göstermesi, Mondros Mütarekesi’nin o ümitsiz günlerinde başlar. Türk gençliği ile ilgili görüşlerini açıklayan en eski belge, 1918 yılında kendi el yazısı ile yazdığı şu satırlardır:

“ Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Ben de imanı yaşatan kuvvet, aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıklar, ahlaksızlar, şarlatanlıklar içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.”

Görülüyor ki ülkenin karanlık yıllarında Atatürk’ün inanç kaynağı, hep Türk gençliğine duyduğu güvendir.

Aslında; Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nın ön safhadaki lider kadrosu da, genç insanlardır. Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında, taşıdığı büyük sorumluluğu gerçekleştirecek gücü kendi gücü kendi gençliğinden ve Türk gençliğinden almıştı. O’nun fikir arkadaşları, ilk günden destek olan başlıca komutanlar, genç insanlardı. Milli mücadeleyi destekleyen sivil aydınların, vatansever kalem sahiplerinin çoğu 25-30 yaşlarında gençlerdi. Kurtuluş Savaşını izleyen yabancıların dikkatini çeken noktalardan biri milli kuvvetlerin komutanlarının ve T.B.M.M. Hükümeti’ni milletlerarası görüşmelerde temsil edenlerin çok genç fakat olgun insanlar oluşu idi. Olgun kişilerdi, çünkü; bu kuşak istibdat devrini yaşamış, ikinci Meşrutiyeti ve onu izleyen çalkantıları görmüş, Balkan Savaşı felaketini yaşamış, arkasından I. Dünya Savaşını görmüş, genç yaşta büyük tecrübeler edinerek olgunlaşmışlardı.

Kurtuluş Savaşı’na başlarken Atatürk, Türk gençliğini saran bağımsızlık aşkını ve milliyetçilik duygusunu iyi değerlendirmiştir. Yetenekli gençlere değer vermenin başarı için şart olduğuna inanmış, hayatı boyunca da genç değerleri desteklemiştir. “Çocuklarımız”, “Gençlerimiz”, “Yükselen yeni nesil”, “Yeni Türkiye’nin genç evlatları” gibi sevgi dolu sözlerle hitap ettiği milliyetçi Türk gençleri, Atalarından daima büyük ilgi ve yakınlık görmüştür.

Gençliğimizin özellikleri karşısında yabancıların takdir duygularını dile getiren birçok örneğe de rastlamaktayız. Bunlardan biri şöyledir; 1921 yılında Almanya’da Üniversite gençleri, Cumhurbaşkanı Mareşal Hinderburg’u bir özel gün nedeniyle kutlamaya giderler. Gençlerin geldiği Hinderburg’a bildirildiği zaman mareşal: “Hangi gençlik? Ben Almanya’da böyle bir gençlik bilmiyorum. Onlar gençliğin ne olduğunu öğrenmek istiyorlarsa Anadolu’ya gitsinler” der.

Büyük önderimiz çeşitli konuşmalarında gençliği haklı olarak övmüş ve yüceltmiştir. Adana’da yaptığı bir konuşmada gençlere şöyle seslenmiştir:

“Sizin gibi gençlere malik bulundukça bu vatan ve milletin, şimdiye kadar elde etmeyi başardığı zaferlerin üstüne çok daha büyük zaferler koyabileceğine şüphe etmiyorum”.

İşte bu güvenle en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni gençliğe emanet etmiştir. 1923 yılında yaptığı bir konuşmada: “Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacaktır” diyerek bu güveni bir kez daha dile getirmiştir.

Türk gençliğine bıraktığı emanet, Büyük Nutku’nda dile getirdiği “ Ey Türk Gençliği” diye başlayan konuşmasında, “Birinci vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” şeklindeki tarihi hitabesidir. Bu konuşmasında “Ey Türk İstikbalinin evladı bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyerek elde edilen sonuçları milliyetçi Türk gençliğine emanet etmiştir.

Önderimiz elde edilen sonuçları Türk gençliğine bırakırken bir takım değerler sistemini de birlikte emanet etmiştir. Bu emanetin sınırları Misak-ı Milli ile çizilmiş, bölünmez bir bütün oluşturan ülkemiz, bu ülkede sonsuza kadar yaşayacak olan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk İlke ve İnkılapları’dır.

Bize, milliyetçi Türk gençlerine düşen görev ise bu değerlere sahip çıkmak ve onları daima yaşatarak yüceltmektir.

Atatürk’ün güvendiği gençlik olarak bizler, onun gösterdiği hedeflere yorulmadan, yılmadan yürümeliyiz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karakağan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 95



« Yanıtla #1 : 25 Haziran 2010, 08:31:08 »

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.042 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.