DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE ESKİ TÜRK İNANÇLARININ İZLERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 06 Ağustos 2020, 18:51:24


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE ESKİ TÜRK İNANÇLARININ İZLERİ  (Okunma Sayısı 4485 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ATABEK
Ziyaretçi
« : 17 Kasım 2009, 10:02:33 »

DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE ESKİ TÜRK İNANÇLARININ İZLERİ

Toplumların kültür yapıları incelenmek istendiğinde işe öncelikle inançlardan başlanır. Türk kültür tarihi ile uğraşan araştıcılar da atalarımızın hayat tarzı üzerine etki eden inançlar üzerinde durmuş, bu inançların kişi ve toplum üzerindeki rollerini açıklamaya çalışmışlardır. Türkler İslam dışında, Budizm, Maniheizm, Zerdüstlük, Musevilik, Hıristiyanlık gibi bir çok dine girmiş olsalar da, çoğunluk Gök-Tanrı inancını ve ona bağlı esasları korumuş, devam ettirmişlerdir. Bugün için Türk dünyasının büyük çoğunluğu İslam dinini kabul etmiştir. Buna rağmen başlangıçtaki Türk inançları da İslamiyet içinde hayatiyetini ve tesirini devam ettirmiştir. Birçok topluluğun eski dinlerinin tören ve geleneklerinden ayrılamadığı bilinmektedir. Bu bağlamda Türklerin eski inançlarına ait birçok kültürel unsurun Türk inanç yumağı içinde yer aldığını görmekteyiz. Toplum tarafından kabul edilmiş, ilahi bir dinin bilinen hükümleri dışında kalan, fakat halk arasında yaygın bir şekilde yaşayan ve tespiti yapılan bu itikatlara folklorik bir terim olarak "halk inançları" denilmektedir.

Türklerin inanç yumağını ve bunun tarihi seyrini gözden geçirip ana hatlarıyla ifade etmek istersek, merkezde "Tanrı"nın olduğunu görürüz. Bunu yardımcı ve koruyucu iyeler, gök ve yer iyeleri, kara iyeler ve ata ruhu arvaklar ile tamamlamak mümkündür.

Türklerin inançları ile ilgili en eski bilgilere Cin yıllıklarında, Bengü Taş Yazıtlarında ve muhtelif yazılı kaynaklarda tesadüf edilmektedir. Eski atalarımız Hun Türkleri, Tengri'ye, Yir-Sub iyelerine, yağız yir iyelerine, Gök Tengri iyelerine ve ata arvaklarına kurban keserek dini törenler tertip ederlerdi. Tanrı, sadece yeri, göğü ve yeryüzünde yaşayan canlıları, insanları yaratmakla iktifa etmez, yarattığı yeryüzünde, Iduk, Ötüken, Yış, Iduk, Yir-Sub sahipsiz kalmasın Türk budunu yok olmasın diye de kağan seçip gönderme, yardım etme vasıflarına da sahiptir.

Türkler yaratıcı güce, varlığa karşı İslamiyet öncesinde ve sonrasında pek farklı inanca sahip olmamışlar, semavi dinlerde olduğu gibi, Türkler kağanlarını yeryüzünde Tanrı'nın elçisi, resulü, gölgesi şeklinde tasavvur etmektedir. Tanrının yukarıda, gökyüzünde olması inancı Türkler arasında bugün de mevcuttur.

Eski Türk dini, Gök Tanrı inancı esas olmak üzere, tabiat kültleri, atalar ve Göktanrı diyebileceğimiz üç ana kısımdan oluşmaktaydı. Günümüzde Müslüman olan Türkler için bu kültler bir din değil, eski inanç sistemlerimizden kaynaklanarak günümüze kadar gelen ve günümüzde de mevcudiyetini devam ettiren gelenek ve göreneklerdir.

Bu tebliğde Doğu Karadeniz Bölgesinde bir inanç yumağı tarzında karşımıza çıkan pratikleri Tanrı, koruyucu iyeler, kara iyeler, ocak, kişioğlu, atalar ruhu etrafında teşekkül etmiş olan inançlar şeklinde ele alıp doğum, evlenme, ölüm törenleri ile ilgili uygulamaları dikkatlere sunmaya çalışacağız.

Bugün Türk dünyasının bir çok bölgesinde mukaddes sayılan dağlar vardır. Özellikle yüksek dağların mukaddes addedilmesinin yanında buralarda var kabul edilen yatırların genellikle isimsiz olduğunu görmekteyiz. Buradan hareketle bu yatırların bazılarının gerçek yatırlar olmayıp İslam öncesi devirde dağ ve tepelerde mevcut olduğuna inanılan üstün güç ve ruhların İslami devirde yatırlar haline dönüştüğünü söylemek mümkündür. Türkler Anadolu'da fetihten sonra yerleştikleri çeşitli yerleri, dağları, tepeleri, ovaları Orta Asya'daki gibi mukaddes tanımışlar ve buraları hayalî yatırlarla şahıslandırmış olmalıdırlar. Ayrıca Altay Türkleri arasında Altay Dağlarına "kayın babamız" denmesi de soylarının ana itibariyle bu dağdan türediğine dair bir inancı yaşattığını gösterir.

Giresun ve yöresinde de dağ ve tepelerin mukaddes sayılması, buralarda ermiş kişilerin mezarlarının bulunduğuna dair bir çok inanç vardır. Tirebolu ilçesi Yalç köyü halkı arasında tepelerde bulunan mezarlarda evliyaların yattığına inanılmaktadır. Bu evliyalar gece yarılarından itibaren atlarla birbirlerini ziyarete giderler. Ziyarete gidiş belli güzergahlardan yapılırmış, bu güzergahlar temiz tutulmadığı taktirde yol güzergahını değiştirdiklerine inanılır ve bu yollar daima temiz tutulur. Samsun ili Karakavuk köyündeki Alibey Dede Türbesi de yüksek bir tepe üzerindedir. Ayrıca Şebinkarahisar ilçesinde bulunan Erimez tepesinde bulunan karın da şifalı olduğuna inanılmaktadır. Bu inanca göre Erimez tepesinde daima kar bulunmaktadır. Sadece yedi yılda bir kar erimekte ve karların altında bulunduğuna inanılan altınlı çeşmede abdest alan ama bir kişinin gözlerinin açıldığı rivayet edilmektedir.

Taş ve kayalar Türklerin inanç sisteminde önemli bir yere sahiptir. Bunlar arasında "Yada Taşı" diye adlandırılan bir cins taş, Türklerin hayatında asırlarca olağanüstü nitelikleri ile yaşamıştır.

Giresun ve yöresinde taş-kaya kültü ile bağlantılı birçok inanış ve rivayetler bulunmakta olup, bunlardan en önemlileri şunlardır: Şehre 26 kilometre mesafede Taşhan köyü yakınlarında bulunan Gelinkayası'nın bir söylentisi vardır. Burada " çok büyük iki taşın bir noktada birleşerek üst üste durması" bir efsaneye bağlanmıştır. Bir gelinin taşa dönüşmesi anlatılmaktadır. Bulancak'ta Gelin Kayası adı verilen şaha kalkmış bir atın üstünde gelini andıran kaya hakkında söylentiye göre, geline babası ne kadar çeyiz vermişse yine kız kanmamış" baba değirmen taşını da ver demiş." Halbuki babasının bundan başka da hiçbir şeyi kalmamış, onun üzerine kızına beddua etmiş." Sende değirmen taşı gibi taş kesil" demiş, o da taş kesilmiş.

Gedikkaya Giresun şehrine 4 kilometre uzaklıkta kaleye ağzını (tıpkı bir kaplan gibi) açmış dik ve sarp bir kayadır. Gedikkayanın ortasının savaş anında kaleden atılan bir topla uçurulduğu rivayet edilmektedir. Giresun ve çevresinde (Eynesil) kıyamete yakın bir zamanda bir taşın yarılarak Hz. Ali'nin oğlunun o taştan çıkacağına dair yaygın bir inanış vardır. Yine taş ve kayaların üzerinde biriken suların cilt hastalıklarına iyi geldiğine inanılır.

Giresun'da her yıl Mayıs ayının yirmisinde Aksu şenlikleri tertip edilir. Rumi takvime göre bugün Mayıs ayının yedisine denk gelmekte ve halk arasında "Mayıs Yedisi" adıyla anılmaktadır. Bu günde Aksu Çayının denize döküldüğü alanda toplanılır özellikle kadın ve kızlar kendilerine uğur getirmesi için Yedi çift bir tek taşı denize atarak dilekte bulunurlar.

Giresun adasında bulunan ve "Hamza Taşı" diye bilinen taşa da el sürülüp etrafında dönülürse tutulan dileğin yerine geleceğine dair inanç vardır. Giresun ve çevresinde erkek çocuklara "Kaya" ismi sıklıkla verilmektedir.

Ötüken ormanlarının Göktürk ve Uygur Türkleri başta olmak üzere bütün Türkler tarafından mukaddes sayıldığını bilmekteyiz. Uygur efsanesinde, Uygur hakanlarının ağaçtan türedikleri söylenir. Dede Korkut Hikayelerinde Basat "atam adın sorarsan kaba ağaç, anam adını sorarsan kağan arslan" diye kendini tanıtır. Ağaç kültü, halk arasında genellikle dağ ve su ile bir arada, dağ-ağaç-su üçlüsü şeklinde görülmektedir. Orhun Kitabelerinde Gök Tanrıdan sonra en hakim unsur olan "yer-sub" kavramının önemlisi bir kısmı işte bu üçlü bazen de ikili olan kültten ibaret bulunsa gerektir.

Anadolu coğrafyası ağaç kültünün yaygın olduğu yerlerin başında gelmektedir. Siirt, Tunceli, Adıyaman ve Elazığ gibi vilayetlerin çevresinde bulunan köylerde meşe ve ardıç ağaçlarının takdir edildiği bilinmektedir. Adana, Ankara, Merzifon, Çorum, ve Muğla gibi çok değişik bölgelerde dallarına çaput bağlanmış, çivi çakılmış veya kovuklarına mumlar yakılmış çınar, çam, ardıç benzeri ulu ağaçlar sık sık göze çarpar.

Giresun ve havalisinde ağaç kültüyle ilgili anlatılan ve yaşatılan inançları Anadolu'nun diğer bölgelerine de benzemektedir. Yeni ay doğuşunda bahçelere sebze tohumu ekilmez. Eğer yeni ay zamanında tohum ekilirse ondan fayda gelmeyeceği ve çürüyüp yok olacağına inanılır.

Başka bir inanca göre evlerin etrafına söğüt ağacı dikilmesi o ev için iyiye alamet kabul edilmez. Söğüt ağacının bünyesi zayıf olduğundan yakınında bulunduğu eve zayıflık ve gariplik getireceğine inanılır. Başka bir inanışa göre; Cuma günleri ağaçlara çıkılmasının uğursuz sayılması, ağaçtan düşüp ölüneceği düşüncesi Giresun ve çevresinde oldukça yaygın bir inanıştır.

Yaşmaklı yol inanışı; Tirebolu ve Kazıkbeli yaylası arasındaki bulunan güzergaha "Yaşmaklı yol" adı verilmektedir. Rivayete göre, çok zengin olan bir gayr-ı müslim kız bu yoldan yaylaya gitmektedir. Mola verdikleri bir yerde eğilmiş bulunan bir "çam" ağacının dallarına başındaki yaşmağı asar ve orada uyumaya başlar. Sabah olunca yaşmağını arayan kız yaşmağı bulamaz. Akşam eğik durumda bulunan çam ağacının da yerinde olmadığını fark eden kız aramaya devam eder. O esnada gece eğilmiş bulunan çam ağacının doğrulduğunu, üzerine serdiği yaşmağında ağacın tepesinde kaldığını görür. O gece mübarek bir gece olduğu ve çam ağacının da secdeye vardığı belirtilir. Gayr-ı müslim kızın da bu hadiseden sonra İslamı seçtiği ve yaylaya giden bu yolu tamir ettirdiği rivayet edilmektedir.

(Tirebolu-Yalç köyü)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATABEK
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 17 Kasım 2009, 10:03:01 »

Türk inanç sisteminde ateşin çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Anadolu'da yaygın olarak kullanılan "ateş babanın, ocak ananın" sözü Türklerin ateşe verdiği önemi gösterir. İlimiz ve çevresinde ateş ve buna bağlı ocak kültü canlı olarak yaşamaktadır.

Halkın cenazeleri münasebetiyle yakmış oldukları ışık, daha ziyade Muhammedî dönemimizin evveline varan inançların izlerini taşımaktadır.

Giresun'da çocuğun beşiğinin münasip yerine kömür ve kül torbacıkları asılır. Kömürün ve külün çocuğu kötü ruhlardan koruduklarına inanılır.

Giresun'da çocuk doğar doğmaz tuz atılan ocağın üzerinde üç defa çevrilir. Trabzon Şalpazarı bölgesinde aynı işlem, çok ağlayan ve nazar değen çocuklara uygulanır. Ordu'da ocaktan alınan kül bir torbaya konarak çocuğun beşiğine asıldığında çocuk al basmasına karşı korunur.

Giresun ve yöresinde sacayaktan geçmenin uğur getireceğine inanılır. Sacayaktan atlayan kişilerin şifa bulacağı, talihinin açılacağı düşüncesi halk arasında yaygındır. Mayıs yedisi adıyla halk arasında bilenen 20 Mayıs şenliklerinde üç kez sacayaktan geçilir. Sacayakta yapılan bu işlemlerin eski kültürde, şamanlıkta çok yaygın olan ve köklü bir kült olan "ocak"la yakın ilgisi vardır. Bu külte göre ateş kötü ruhların koruyucusudur.

Şebinkarahisar civarındaki köylerde ocakları karartmak iyi sayılmaz. Onun için her ev halkı yatacağı zaman ocaktaki koru güzelce küllenmek suretiyle üzerini örter ve sabahleyin ocağını biri öbürüne kötü sözde bulunacak olursa ona "ocağın bucağın karara, söne, bucağın kör ola (kapalı kala) ocağına, bucağına baykuşlar tüneye" derler. Tirebolu'ya bağlı köylerde ev süpürülürken tozların ocağa doğru süpürülmesi uğursuzluk kabul edilir.

Trabzon Şalpazarı'nda çocuğu al basmasından korumak için yatağın altına bıçak, makas gibi demir eşyalar bırakılır. Rize'de kırklı çocuğun yanına girenlerin ellerini demir zincire sürmelerinin temelinde demirin koruyucu gücü ile ilgili eski Türk inançlarının izleri vardır.

Türk kültüründe koruyucu iyelerden birisi olan su kültünün ağırlıklı bir yeri vardır. Dede Korkut Hikayelerinde Türklerin, suların kirlenmesine karşı olduklarını ve "arı sudan abdest aldı" sözleri Türklerin suya gösterdiği önemi anlatır. Eski Türk inançlarında yir gibi su da bir ıduk mukaddes idi. Türkler her suyun bir sahibi olduğuna inanırdı. Giresun yöresinde de suya bağlı inanç ve pratikler bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Giresun ve çevresinde her yıl Mayıs ayının yirmisinde halk arasında "Mayıs yedisi" olarak bilinen şenlikler yapılır. Karadeniz bölgesinde "Mayıs yedisi" Vakfıkebir, Görele, Bulancak gibi yerleşim yerlerine yakın olan ırmak ağızlarında küçük çapta yapılmaktadır.

Giresun'da Aksu Çayı ağzında yapılan törenler çok canlı ve unutulmaz bir hal almıştır. Bu törenlerde hastalar, dertliler, saralılar, genellikle kadın ve kızlar "Mayıs yedisi" günü ırmağın kıyısına vararak, herkes kendisi için yedi çift bir tek taşı suya atarak dilekte bulunur. Törene katılanlar ikinci olarak suya girip başlarından aşağı maşrapayla ırmak sularını dökerler. Bu uygulamalarla suyun insanda bulunan kötülükleri, hastalıkları, uğursuzlukları alıp götüreceği inancı yaşatılmaktadır. Suyun ayrıca kötülüklerden koruyacağı inancı da vurgulanır.

Trabzon Şalpazarı'nda kına yakılırken gelinin avucuna para konulması, sabahleyin gelinin bu parayı suya atması yer-su kültünde suya atfedilen koruyucu özellikle ilgili olmalıdır. Kına yakılan genç kıza sahiplenilmek suretiyle muhtemel kara-iyelerden korunmuş oluyordu. Müslümanlıkta böyle bir uygulamaya yer yoktur. Kına Anadolu'da çok yaygındır.

Giresun'da Mart dokuzu olarak bilinen 22 Martta hasta olanların dere ile denizin birleştiği yerde yıkanırsa iyileşeceğine inanılır.

Trabzon'un doğu ilçelerinde Alaturbî adı da verilen Mayıs yedisi şenlikleri 6 Temmuz günü deniz bayramı olarak kutlanılır.

Trabzon'da Mayısın 7'sinde (20 Mayıs) denize girmek dertlerin atılmasıdır.

Giresun yöresinde akan suya işenmesi iyi karşılanmaz. Suya işeyen kişinin aklının da suyla akıp gideceğine inanılmaktadır. Yine su başlarının sahipli olduğu, buraların tekin olmadığı inancı halk arasında yaşamaktadır. Suya büyük abdestin yapılması da günah kabul edilir.

Giresun ve yöresinde perilerin pınarları koruduklarına ve pınarların etrafında barındıklarına dair genel kanaat mevcuttur. Peri cinin dişi olanıdır. Genç kız ve kadın şeklinde pınar ve dere kenarlarında erkeklerin karşısına çıkarlar, onlarla evlenirler, yalnız evlendikleri insanlara görünürler. Dereli ilçesi Kızıltaş köyünde Hacı İbrahimoğlu bir kişinin Geyik gölü denen bir gölde balık avlarken oltasına bir perinin takıldığı ve onunla evlendiğine dair bir inanç çevrede yaygındır. Anlatılana göre peri ile olan bu evlilik uzun sürmemiştir. Tirebolu'ya bağlı Özlü köyünde bulunan Acı suyun etrafındaki şeyler üzerine çaput bağlanarak dilek dilenmektedir.

Trabzon'da gelişmemiş, cılız kalmış çocuklar aya uzatılarak "ya al, ya ver" denir. Bundan sonra çocuk ya ölür, ya da olur.Trabzon'da cenaze yeni doğan çocuğun evinin yakınında taşınmaz. Şayet zorunlu olarak taşınacaksa çocuk yukarı kaldırılır.

Ordu'da kırkı çıkmamış bebeği loğusa kadın ziyaret edince bebeği al basmaması için yukarı kaldırırlar. Bu uygulamaların temelinde koruyucu, kurtarıcı en büyük gücün gökte, yukarıda tasavvur edilmiş olması inancı vardır. Gök tanrı inancında Tanrı gökte bulunmaktadır.

Giresun yöresinde halk; güneşin dişi, ayın erkek olduğuna ve ayın güneşe aşık olduğuna inanır. Bu inanışa göre ay, 14 yaşında nur topu gibi bir oğlanmış. Gök Tanrının kızı güneş hanıma aşık olmuş, onu babasından istemiş; güneş kız, işin farkına varınca nurlu yüzündeki ışığın kıvılcımlarını ayın gözlerine batırarak oradan kaçmış. Ay oğlanın güneş hanımın kaçmasından içlendiğini gören Gök Tanrı derhal kızını tutup almasını emretmiş, ay da kızı tutmak için hemen yerinden fırlayarak güneşin arkasına takılmış ve kovalamaya başlamış! O gün bu gün hâlâ güneşin peşinden koşup dururmuş, tuttuğu gün muradına erermiş.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.227 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.