Cumhuriyet Yalanı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 27 Mayıs 2020, 06:01:18


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cumhuriyet Yalanı  (Okunma Sayısı 34720 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TANRI-KUT METE
Ziyaretçi
« : 05 Şubat 2010, 04:49:10 »

             Kökleri tarihin en gizli bahçelerinde bir sır halinde gizemini koruyan Türk ırkı, son seksen yıldır bir yalanla oyalanıp uyutulmaktadır; Cumhuriyet!!
   
            Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kurulan cumhuriyetin milletimize uygun bir yönetim olmadığını maalesef yaşayarak ve ağır sonuçlarına katlanarak öğrendik. Ve şundan eminimki Başbuğ Atatürk cumhuriyetin millete bukadar zarar vereceğini bilseydi, en şiddetli şekilde karşı çıkardı kurulmasına.Belkide ozamanlar üzerindeki boyunduruğu yeni atmış ve saltanattan yeni kurtulmuş bir millet vardı ve yapılması en mantıklı görünen iş cumhuriyetti. Ancak bananeci gençliği, içlerinde yanan ihanet ateşiyle aydınlanan aydınları, yalakalıkta sınır tanımayan bir yönetimi ve Türk milletine asla yakışmayacak durumları yarattı bu sistem. Dünya üzerinde yabancıdan kaynaklanan herhangi bir sistem Türk ırkına kesinlikle uyamaz. Her millet kendi milli yapısına, örfüne, adedine ve sosyal yaşamına göre yönetim biçimini benimser.Türkler ne ingilizler gibi kincidir demokrasiyle yönetilsin nede Araplar gibi koyundur krallıkla geçinebilsin. Türk savaşçı,itaatkar ve ölüme hazır bir millettir. Siyasetin dönekliğini değil Er meydanının mertliğini bilir,parlamentonun entrikasını değil savaşın kaderini çevirebilir. Türk'ün aklı kahpeliğe değil yiğitliğe erer. Bu şekilde yaşayan bir milleti yönetebilecek tek güç vardır oda Türk'ün örfündeki Kaanlık sistemi.

           Ancak elbette eski zamanlardaki sistemi günümüze özellikle Anadolu'da yaşayan bir ırk'a direk olarak yerleştirmek yanlış olacaktır. Buyüzden bazı değişiklikler ile sistemi günümüze uyarlamak en doğru yoldur.

           İlk iş olarak Türk ırkının boynunu öne eğmesine neden olan tüm yöneticileri yok edip Batı Türk Hakanlığının yönetimini değiştirerek Türkeli Kaanlığı adı altında yeni bir yönetim getirilmelidir.Kaan, yasama, yürütme ve yargı erklerini tek başına elinde bulundurur. Çünkü ülkenin başında tek kişi bulunduğu ve tüm güçlere sahip olduğu taktirde İhanete kapılma ve gaflete düşme olanağı çok daha az olacak ve Türk ırkının istikbalini şerefle dolduracaktır. Kaanın başa gelmesi ise, eski Türk devletlerinden farklı olarak aynı soydan olan kişiler arasından değil de kurulan özel bir okulun öğrencilerinin arasından daha önce oluşturulmuş "Başkurtlar Kurultayı" üyeleri tarafından 10 yıllığına seçilmesiyle olur.Kaanlık okulunda eğitim görmeye çocuk yaştan itibaren başlanır ve ailesiyle ilişiği kesilir. Başkurtlar Kurultayıda kaanlık için oluşturulan okul gibi oluşturulmuş olan özel eğitim kurumlarından kurulur. Başkurtlar kurultayı üyeleri yani Başkurtlar, çocuk yaştan itibaren bu okulda gösterilen siyaset, Türkçülük, ekonomi, savaş ve kişisel eğitim derslerini almış ve iyi dereceyle bitirimiş insanlar arasından seçilirler. Eski Türklerden farklı olarak birde millet meclisi olması gerekir. Her ilden parti kurumu olmadan bağımsız olarak seçilen milletvekilleri tarafından oluşturulur.

         Kaan, yetki kullanımı bakımından sınırsızdır. Ancak kararları töre dışına çıkmadan ve Başkurtluk Kurultayına danışarak alması gerekir. Başkurtluk Kurultayının Kaanın yetkisini engelleme gücü yoktur sadece kararlarda nasihat yada yanlışlığı düzeltme açısından görüş alma niteliği taşır. Başkurtluk Kurultayı kaanı tek bir sebeble yargılayabilir oda vatana ihanet suçudur. Vatana ihanet eden Kaan, Kaanlıktan alınarak kut anlayışı üzere Boğularak öldürülür. Türkeli'nde "KUT" soya değil Kaan olan kişiye ve Başkurtlara aittir. Bu kurumlarda görev yapanlar Kutlu sayılırlar.  Millet meclisi üyeleri ise 3 yıllığına halk tarafından seçilirler. Meclis üyelerinin kanun yapma yada yapılan kanuna engel olma hakkı yoktur. Meclis üyelerinin tek görevleri halkın taleplerini ve rahatsızlıklarını Kaan'a bildirmektir. Onlara özel bir statü verilmez memur muamelesi görürler.

        Türkeli Kaanlığı, Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olacaktır!!



             Irkdaşlarım, yüzeysel olarak aklımdan geçen ülke yönetimini anlattım. Ancak söylediklerimin gerçekleşebilmesi için tek yol bizim tek vücut halinde olup bir yerlere gelebilmemizdir. Hep birlikte hareket ettiği taktirde Türk'ün önünde durabilecek tek bir güç yoktur. Hepimiz biliyoruzki Türk'ün yükselişi cebindeki parayla olmuyor. Türk'ün deli başını yıldızlara değdiren tek nesne Şereftir!!!

Tanrı, Türk'ü Korusun...


 GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk GökTürk
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Freud'un piçi
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 60

TÜRK IRKI ÜSTÜNDÜR


« Yanıtla #1 : 05 Şubat 2010, 18:00:53 »

Bizim sloganımız Türk'üz, Türkçüyüz, Atatürkçüyüz değil midir? Bu nasıl bir Atatürkçülüktür anlayamadım. Atatürkçülüğün en temel ilkesi olan Cumhuriyetçiliğe nasıl karşı çıkarsınız? Hadi çıktınız diyelim, benim kanaatimce Atatürkçü-Atsızcı bir otağda olmamanız gerekli. Atatürk'ün Cumhuriyetçi olmadığını söylemek zaten inandırıcı değildir. Bana Atsız Ata Cumhuriyetçi değildir derseniz ona da şu karşılığı veririm:
 
 1944 olaylarında Atsız'ın bir polis memuruna verdiği ifade şu şekildedir:

“Emniyet amiri Atsız'a sorar: "Cumhuriyete taraftar mısınız?

Atsız: Tabiî, hiç taraftar olmaz olur muyum.


E A : Halkçı mısınız?

Atsız: Elbette

E. A : Laik misiniz?

Atsız: Şüphesiz

E. A : Devletçi misiniz?

Atsız: Evet

E. A :İnkılâpçı mısınız?

Atsız: Hayır. Belki bir fikir sonsuz olarak devam edebilir ve mahiyeti bozulamaz. Fakat inkılâpçılık ebediyyen devam edemez. Çünkü mevcut olan düzeni değiştirmek demek olan inkılâpçılık devam edecek olursa ortalıkta değiştirilecek birşey kalmadıktan sonra evvelce değiştirilmiş olanları da yeniden değiştirmek icap eder ki bu da inkılâbı bozmaktan başka birşey olamaz. Onun için inkılâp artık durmalıdır. Artık değiştirilecek bir şey kalmamıştır".

  İşte Atsız Ata'nın milli kalkınma programı:

1- Türkçüyüz

2. Arınmış Türkçeciyiz

3. Yasacıyız.

4. Toplumcuyuz.

5. Milli gelenekçiyiz.

6. Şuurlu demokrasiye taraftarız.

7. Ahlakçıyız.

8. Bilimciyiz.

9. Teknikçiyiz

 Atsız Ata'nın "Bize Bir Gençlik Lazımdır" adlı makalesinden alıntı:
Yeni binanın adı "Cumhuriyet"tir. Temelinde kan ve iman vardır. Biz bu binanın yıkılmayacağına inanmışız. Bizim gözümüzün önünde yapılan bu binanın bazı ustalarında beceriksizlik, kayıtsızlık, yorgunluk vardır. Genç kuvvetlerin yardımına muhtaçtırlar. Ustalar, dülgerler çalışmaktadırlar, fakat bunların mesaisinde ihtisas ve işbölümü yoktur.

Sanırım Atsız Ata'nın cumhuriyet karşıtı olmadığına bunlar kanıt olmuştur. Başbuğumuz ve rehberimizin cumhuriyetçi olupta bizim kralcı(kağancı) olmamız büyük bir saçmalık değil midir? Yanlış anlaşılmasın ben kağanlık rejimini eleştirmiyorum, atalarımızın bin yıllardır kullandığı rejime saygısızlık yapmak istemem ancak dönemimiz kağanlık dönemi değildir.

 TTK...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TANRI-KUT METE
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 05 Şubat 2010, 18:46:52 »

Atatürk'ün cumhuriyetçi olmadığını söylemedim. Atatürk cumhuriyeti savunuyordu ki cumhuriyeti kurdu. Benim dediğim şey şayet durumumuzun bukadar kötüleşeceğini bilseydi cumhuriyeti kurmazdı. Atsız atada eminimki şu çağda yaşasaydı oda dik bir duruş sergiler ve demokrasinin bir hata olduğunu kabul ederdi. Ve tıpkı İsmet İNÖNÜ'nün karşısındaki sertliğiyle cumhuriyetin de karşısında olurdur. Atsızın dediği şuurlu demokrasi asla gerçekleşemez çünkü demokrasi ucu açık bir yönetim şeklidir ve en ufak ihanette dahi tamamen aksi yönde işlemeye başlayacaktır yani inkılapta sınır tanımaz, Bu inkılap hıyanet içerse bile...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Freud'un piçi
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 60

TÜRK IRKI ÜSTÜNDÜR


« Yanıtla #3 : 05 Şubat 2010, 19:00:05 »

"Olsaydı", "yaşasaydı" gibi varsayımlar üzerinde konuşmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Biz ki Atatürk'ün ilerigörüşlülüğünden bahseder ve onun bu yönüne tüm dünya gibi hayranlık duyarız. Bu derece ilerigörüşlü olan bir insan elbette günümüzü hatta daha sonrasını görmüş ve Türk ülkesinin rejiminin cumhuriyet olmasında karar kılmıştır. Elbette bu karar bir gecede alınmış bir karar değildir. O dahi şüphesiz işin her türlü yönünü ölçmüş, her olumsuzluğu düşünmüş ve hayatı boyunca elde ettiği birikimler sonucu cumhuriyeti ilan etmiştir. Atsız Atamıza gelince; O'nun fikirlerinin yetmiş yıllık hayatı boyunca bir milim değişiklik göstermemesi, düşmanlarını dahi şaşırtmıştır. Sanırım yolbaşımız Atsız Ata günümüzde yaşıyor olsaydı görüşlerinde yine bir değişiklik olmazdı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TANRI-KUT METE
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 05 Şubat 2010, 19:25:25 »

Kandaşım, söylediklerinin hepsine harfiyen katılıyorum. Başbuğ Atatürk'ün  ve Atsız beğ'in düşüncelerini ve şahsiyetlerini yabana atmak mümkün değildir. Mümkün olmadığı gibi bu kimsenin haddi de değildir. Ben ne Başbuğun nede Atsız Ata'nın görüşünü eleştirmiyorum. Atatürk kendi zamanında yapması gerekenin en iyisini yaptı. Buna bizim olduğumuz gibi dünya milletleri de şahittir. Ancak ozamanki durumla şuanki durum arasında dağlar kadar fark var. Ozaman doğru olan bir kararın şuana doğru olarak gelmediği aşikardır. Milletimizin düştüğü durumu göz önüne alınca insanın gözünün önüne iki tane seçenek geliyor. Ya demokrasi ya Türklük. Tv de hergün izlediğimiz satılmışların her iki sözünden birisi demokrasinin kutsallığıyken, Milletimizin şeref ve namusundan bahsolunmaz olmuştur. Ve bende demokrasinin milli kültürümüzde yerinin olmadığını ve bizim milletimizin demokrasiyle yönetilemeyeceğini söylüyorum. Atatürk'ü yermek yada onu eleştirmek kesinlikle aklımın ucundan bile geçmez. Atatürk'ün adını sadece Cumhuriyetin kurucusu olduğu için zikrettim. Yoksa bende biliyorumki Ulu Önderin bu gidişatta hiç bir etkisi (olumsuz yönde) yoktur. Benim eleştirdiğim Ulu Önder değil sistemdir.Bu sistem çürümüştür ve acilen değişmesi gerekmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 05 Şubat 2010, 21:21:13 »

NEDEN  CUMHURİYET


Milli mücadele bitmiş, bağımsız bir Türk devleti kurulmuştur. Ve yeni devletin rejimi cumhuriyettir. Peki, niçin cumhuriyettir? Milletin ve devletin tek lideri konumunda olan Mustafa Kemal niçin kendi gücünü devamlı kılacak ve o dönemin koşullarına uyacak saltanat- hilafeti devam ettirmemiş? Koskoca Sovyet Rusya’nın etkisiyle niçin komünizmi model olarak almamış, Avrupa’da moda olan faşizmi niçin reddetmiş? Kısacası bu büyük lider kolayı varken neden zoru seçmiş? Mustafa Kemal’in cumhuriyeti ilan ederken önündeki öteki seçeneklere bir göz atalım, böylece onun büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.


Hilafet seçeneği
Mustafa Kemal’in önündeki ilk seçenek saltanat-hilafetin devam etmesidir.Bu seçenek Osmanlı İmparatorluğu döneminde toplumun alışageldiği bir yönetim biçimidir ve Atatürk’ün en yakın arkadaşlarınca da savunulan bir sistemdir. Yani toplumda kabul görmesi en kolay sistemdir. Ayrıca hilafet makamı ile de Türkiye’nin İslam coğrafyasındaki liderliğini sağlanmış olacaktır. Mustafa Kemal de hem din başkanı hem de devlet başkanı olarak tek hâkim olmuş olacaktır. Büyük Millet Meclisi, milletin temsilcisi olarak Hilafetin de temsilcisidir, Büyük Millet Meclisi Başkanı da, bu kimliği ile Büyük Millet Meclisi adına temsil görevini yerine getirebilir; kısacası, Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Başkanı kimliği ile devlet başkanı ve halife olabilir. Mustafa Kemal bu öneriyi doğru bulmaz, çünkü onun anlayışına göre, artık din devletlerinin devri kapanmış, iktidarın meşruiyet kaynağını milletten alan çağdaş ulus devletler dönemi başlamıştır. Tabi halifelik makamı ile İslam ülkelerinin liderliği önerisinin ne denli anlamsız olduğunu bilir; Osmanlı Padişahı V.Mehmet Reşat’ın Birinci Dünya Savaşı’na girerken ilan ettiği ‘’cihat’’karşısında Müslüman Arapların, İngilizlerle işbirliği yaparak halifenin ordularına karşı savaştığı gerçeğini unutmamıştır.


Komünizm seçeneği
Mustafa Kemal’in önündeki ikinci seçenek, o sırada yükselişte olan ve Kurtuluş Savaşı’na destek veren Rusya’nın da kabul ettiği rejim olan Komünizm’in kabulüdür.Bu modele göre Türkiye Sosyalist Cumhuriyet’i ilan edilir, kendisi de Yoldaş Kemal olarak bu devletin başına geçer. Bu model, hem o dönemde emperyalist güçlerle savaşan Kuvvayı Milliyeciler için ideolojik açıdan uygundur, hem ‘’yükselen model’’olarak dünyanın gündemindedir, hem de Kurtuluş Savaşı’na para ve silah desteği veren Rusya’nın yeni rejimi olarak, oradan alınacak yardımla kolayca uygulanabilir. Mustafa Kemal’in, Komünist modeli derinliğine incelediği ve son derece bilinçli bir biçimde yeni devlet yapısı olarak tercih etmediği bilinmektedir.

Faşizm seçeneği
Üçüncü bir seçenek o dönemde Avrupa’da yayılmaya başlayan faşizm’dir.Mustafa Kemal ise bir Ortaçağ imparatorluğundan, Türklük bilincinin geliştirildiği bir ulus devlet yaratmaya çalışacaktır. Bu amaca en uygun model Türk ırkçılığına dayalı faşist bir model gibi görülebilir. Böylece Osmanlı İmparatorluğunun en ihmal edilmiş milleti olan Türklük de ön plana çıkarılmış ve yeni devletin ideolojik ve kültürel devleti yapılmış olur. Mustafa Kemal Atatürk, pek çok sorununu çözecek olan bu modele de itibar etmemiştir. Onun kafasındaki ırkçılık değil ulusçuluktur. Üstelik onu sadece kuruluş döneminde kullanmamakla kalmaz, yıllar sonra tek parti döneminde, İtalya’daki faşist modeli irdeleyen ve bir öneri olarak önüne getirenlere de, onları azarlayarak karşı çıkar.

CUMHURİYET SEÇENEĞİ
Dördüncü ve son seçenek feodal-gelenekçi bir toplumda uygulanması en zor olan cumhuriyettir. İlk üç model, feodal bir toplumda çok daha kolay uygulanabilir seçeneklerdir, biri din, öteki sınıf, sonuncusu da ırk diktatörlüğüne dayalı olduğundan ilkel ve otoriter yapılı toplumlara çok daha uygundur. Ama Mustafa Kemal Atatürk, en zor olanını, Sanayileşme ve Aydınlanma olmadan uygulanamayacak bir modeli, laik ve demokratik modeli, yani Cumhuriyet rejimini seçmiştir. Çünkü amacı, toplumu dönüştürmek, bir diktatör değil, çağdaş bir laik ve demokratik toplum kurmaktır. Bu amaca varmaktaki çabalarında yalnız bir liderdir. Kurtuluş Savaşı’nın komutanları hilafet yanlısı olduklarından, yanında sadece İsmet Paşa vardır. Cumhuriyet’in kurulması ve toplumun laik ve demokratik ilkeler temelinde dönüştürülmesi son derece zor ve uzun bir süreçtir:Altı asırdır’’ kul’’ olarak yaşamış insanlara ‘’vatandaş’’ bilincinin aşılanması, üstelikte bu dönüşümün Sanayileşmeyi ve Aydınlanmayı yaşamamış bir toplumda gerçekleştirilmesi, 20 yüzyılın en büyük devrimidir. Bu reformist hareketin adı Atatürk Devrimleridir. Eğitim devrimi, kılık-kıyafet devrimi, harf devrimi, dil devrimi, medeni kanunun kabulü gibi devrimler dinci-gelenekçi bir toplumdan, çağdaş bir topluma geçişin, yani kulluktan vatandaşlığa geçişin zeminini hazırlamıştır. Batı toplumlarındaki Aydınlanma ve Sanayi hareketleri aşağıdan yukarı, geniş halk kitlelerinin desteği ile yaşanmış olan bir sürecin, Türkiye’deki ise yukarıdan aşağıya, savaşlar sonunda ülkede kalan bir avuç vatansever aydının çabalarıyla oluşturulmaya çalışılan süreçtir. Türkiye’deki bu sürecin çok zor şartlarda en iyi şekilde gerçekleştirilmesinin en büyük öğesi ise Mustafa Kemal Atatürk dehasıdır.

*Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924)

*Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. (1925)

*Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü, ona en merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis, Türkiye'nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir.(K.ATATÜRK)


CUMHURİYET Türk'e  verilebilecek en iyi yönetim şeklidir.Cahil kalmış veya bırakılmış kişiler ATATÜTK'ü anlayamadığından ülkemiz biraz geri kalmıştır.Bizler ATATÜRK'ü anlamasaydık CUMHURİYET'imiz bu günlere kadar yaşamazdı.CUMHURİYET'i yaşatmak ATATÜRK'ü yaşatmaktır.ATATÜRK'ü anladığımız  için CUMHURİYET'in bizler için en güzel yönetim şekli olduğunu söylemeye gerek yok.ESEN KALIN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
TANRI-KUT METE
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 05 Şubat 2010, 22:01:17 »

Kalkan kandaşım, söylediklerine katılmamak elde değil. Verdiğin ansiklobedik bilgilerin pekçok ırkdaşımın bilgi haznesine önemli katkısı olacağına inanıyorum. Ama anlamadığım bişey var ki oda neden bana Atatürkün faşizmi, komünizmi ve hilafeti seçmediğini anlatmaya çalıştığındır. Ben aklımdaki sistemi anlatırken hernekadar yüzeyselde olsa gayet açıklayıcı bir şekilde anlattığıma inanıyorum. Tasvir ettiğim sistem ne hilafete ne faşizme nede komünizme hitap etmiyor. Benim anlattığım sistem Türk'ün bilinen 5 bin yıllık yönetim şeklinin günümüze uyarlanmış şeklidir. Senin açıklamasını yaptığın sistemlerle uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur.

         Anlattığım sistem "çağdaş ve laik" bir toplum oluşturmaya engel değildir. Bilakis sistem oturduğunda milli bir yapılanma içerisinde çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılabilmek çok daha hızlı ve kolay olacaktır. Laiklik ise Türk'ün örfünün vazgeçilmezidir zaten. Benim bahsettiğim sistemin temelinde de laiklik bulunmaktadır.  Kandaşım, Cumhuriyetin büyük bir devrim olması, halkımız tarafından benimsenmesi yada vazgeçilmez olarak görülmesi Cumhuriyeti benim gözümde meşrulaştırmaz. Cumhuriyet yüzyılın değil bin yılın en büyük devrimi bile olmuş olsa Türk'ün hayat felsefesine, yaşam biçimine, örfüne ve adetine uyması bakımından herhangi bir anlam ifade etmez. Zira komünist devrim de çağının en büyük devrimlerindendir ancak Türklüğe uyma noktasında çok büyük sıkıntılar barındırmaktadır ve bizler için uygulanamaz bir sistemdir. Yani önemli olan büyüklüğü değil işlevidir. Türkçü kişilerin Türk'e uymayan bir sistemi kutsallaştırması ise Cumhuriyetin varlığından daha rahatsız edicidir. Cumhuriyeti ve demokrasiyi dokunulmaz olarak gören Türkçüler neden mertlik ve adaletle yoğrulan Türk Töresinin gereğince kaanlık rejimini benimsemiyor? Bizler Cumhuriyetle mi varoldukda, Cumhuriyetle yokolma korkusu içerisindeyiz. Tanrının Türk'e bahşettiği yüksek seciye onun en güzel yönetime ulaşmasını emretmektedir ki Acun'a düzen vere..

Tanrı, Türk'ü Korusun...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Batur Alp
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 05 Şubat 2010, 22:37:37 »

Türk budun ve devletinin Kağanlık döneminlerindeki ihtişamını göz önüne aldığımızda , hiç bir rejim ve sistemin bizi bu denli güçlü kıldığını söyleyemeyiz. Tek elden yönetim, demokrasilerde olduğu gibi her kafadan çıkan çeşitli düşüncelerin kaos yarattığı bir sistem değil, aksine çatlak seslerin çıkmasına engel olan, şaşmaz politikaların izlendiği bir yönetim biçimidir. Fakat, ilerleyen süreçte dünya milletleri bu tarz sistemlerin getirdiği kısıtlayıcılıklardan rahatsız olmuş, özellikle Batı’da yaşanan siyasi ve reformist gelişmelerin sonucunda; demokrasi, cumhuriyet, özgürlük gibi kavramlar yeni bir akım olarak dünyaya yayılmıştır.

Batı ile hemen hemen aynı dönemlerde, Osmanlı ülkesine de sıçrayan bu yeni düzen bir çok münevver ve yurtdışına okumaya gönderilen öğrenciler tarafından da makbul görülmüş, padişaha karşı bir çok kez baskı uygulanarak sistemin getirdiği kısıtlamaların kaldırılması istenmiştir.

1517 yılından itibaren dini bir devlet kimliğine bürünerek Türklüğünü bir kenara atan Osmanlı devletine karşı yapılan bu yenilikçi hareketlerin yerinde olduğunu düşünüyorum. Aksi taktirde, yozlaşan beyinlerden ve süregelen bozuk düzenden milliyetçi politikalar beklemek abesle iştigal olurdu.

Osmanlı’nın yıkılıp yerine Başbuğumuz önderliğinde kurulan yeni Türk Cumhuriyeti, Türk milliyetçiliği felsefesi üzerine kurulmuş laik ve demokratik bir sisteme bağlıdır. Türkçüler olarak Başbuğumuzdan kalan bu mirası yaşamak ve yaşatmak ana vazifemizdir. Ama farklı etnisiteye bağlı hilekarların otoritesizlikten ve milletimizin inanç değerlerinden istifade ederek yönetimi ele geçirip hain planlarını devreye sokmaya çalıştığı bir düzende,  bir çok Türkçünün içinde yatan aslan gibi, benim içimde de Kağanlık döneminin tavizsiz ve milletimiz odaklı politikalarını arayan bir istem yok değil..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TANRI-KUT METE
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 05 Şubat 2010, 23:08:16 »

Andam ellerine sağlık güzel demişsin. Demokratik (!) ortam yaratacağız diye verdiğimiz tavizlerin kokusu okadar yayıldıki bugün dostluk ayağına binlerce leşkargası başımızda dönüp durmaktadır. Ancak sana şu konuda katılamayacağım. Türkçülerin görevi cumhuriyetini değil milletini yaşatmaktır. Benim demeye çalıştığım Cumhuriyet gereğinden fazla kutsallaştırılıyor oysaki bizim geçmişimizdeki yeri denizde kum denilemeyecek kadar az. Tek amaç Cumhuriyeti korumakmış gibi hareket ediliyor. Demokrasinin kutsallığı Türk milletinin bekasından daha değerliymiş gibi aksettiriliyor. Atsız Ata Ruh Adam kitabında bunu derstekleyen bir düşünce belirtmiş

Diyorki;

"‐ Kurmay adayı! Padişahlık devrine ne kadar hasret çekiyorsun. Bu rejime yemin vermiş olduğun halde
tıpkı bir kralcı gibi konuşuyorsun, demesiyle en buhranlı noktasına erdi.
Pusat'ın sınıftaki dostları, buna vereceği cevapla mahvolacağını anlamakta gecikmediler, Selim hâlâ
esas vaziyetinde olduğu halde en sert edâ ile:
‐ Evet albayım! Bu rejime yemin vermiş olduğum halde fikren kralcıyım. Çünkü birinci sınıf askerler
ancak krallıklarda çıkar. Siz de vaktiyle krallığa sadakat yemini etmiş olduğunuz halde bugün
cumhuriyetçi gözüküyorsunuz, diye karşılık verdi. " (Ruh Adam, ss. 19)



            80 yıllık Cumhuriyeti yüceltmek adına Türk'ün 5 bin yıllık töresinin yabana atılması en büyük ihanettir..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bağatur-Şad
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #9 : 06 Şubat 2010, 03:47:26 »

Ben burada açtığın konuyu Başbuğ Atatürk'e hakaret sayıyorum.Cumhuriyet dediğinde aklına senin ne geliyor?Cumhuriyetle demokrasiyi karıştırma.Tabiki bir Türkçü demokrat olamaz ve askeri yönetimden yanadır.Demokrasi bu ülkenin başına bir yönden bela bir yönden devadır.Düşün şimdi şu anda demokrasi diye bir şey olmasa ne olacaktı?Tayip padişah gibi bir şey olacak ve belki daha çok çok uzun yıllar başımızda olacaktı.Demokrasinin gerekliliği durumlara göre değişir.Zaten Atatürk'te demokrat biri değil tam bir Türkçüydü.nasıl dersen..Zamanında uzun yıllar tek partili düzen sürmedi mi peki niye? Çünkü şeriat tehlikesi vardı.Ve Atatürk'te bunun bilincindeydi..Sen çok partili sistemle Cumhuriyet sistemini karıştırıyorsun.Cumhuriyetin uygulanış biçimi şu anda yanlıştır.Demokrasi ancak yönetimde ehil kişilerin olduğu bir ortamda olur ve İran'da ki demokrasi gibi Ülkenin kırmızı çizgileri olur ve bunu koruyan odaklar -derin devlet gibi-olur ancak belli bir fikir çerçevesinde demokrasi düzeni varolabilir.Günümüze bakarak Yok Atatürk'ü ve onun kurduğu Cumhuriyeti kötülüyemezsin ve YAZININ BAŞINDA ATATÜRK'Ü BÜYÜK HARFLERLE YAZMAN NE İFADE EDİYOR?ATATÜRK'Ü BAŞBUĞ KABUL EDEN BİR SİTEDE BÖYLE BİR konu açmanı eshefle karşılıyoruz....Site yöneticilerini bu konu hakkında göreve davet ediyorum...   
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.064 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.