CENGİZ HAN’IN DEVLETİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ VE KATKISI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 14:59:04


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: CENGİZ HAN’IN DEVLETİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ VE KATKISI  (Okunma Sayısı 17407 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 30 Aralık 2015, 16:12:30 »

CENGİZ HAN’IN DEVLETİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ
VE KATKISI

Tarih bölümü- DR:İbrahim ONAY
    Dünya tarihi bakımından en dikkat çeken fetih hareketlerinden
biri Moğol Hakanı Cengiz Han’ın 13. Yüzyılda gerçekleştirdikleri
olmuştur. Çünkü Cengiz Han’ın kurduğu devlet çok kısa bir sürede
dünyanın gördüğü en büyük kara sınırına sahip devlet haline gelmişti.
Bu yönüyle Cengiz Han tarihin en çok ilgi çeken şahsiyetlerinden biri
olmuştur. Cengiz Han Devleti tarihini araştıran her Türk tarihçisi orada
Türk kültürüne ait unsurların varlığını kolaylıkla fark edebilir. Bizim bu
çalışmayı yapma nedenimiz Moğolların Gizli Tarihi adlı eser olmuştur.
Eserin Uygur alfabesiyle yazıldığı düşünülen aslı tam metin halinde
bulunamamış ve Çin işaretleriyle yazıldığı anlaşılan Moğolca, “Mangholun
Niuça Tobça’an” 1946 yılında Ahmet Temir tarafından Türkçe’ye
çevrilmiştir. Bu eserin yazarı bilinmemekle beraber içindeki ifadelerden
1240 yılında yazıldığı anlaşılmaktadır. “Moğolların Gizli Tarihi”,
Moğollar hakkında yazılan pek çok eserin ana kaynağı hükmündedir.
Bu eser Cengiz Han’ın kendi soyunu, hayat hikayesini, dini anlayışını
ve hakimiyet düşüncesini anlatan en önemli kaynaktır. Bu kaynaktaki
bilgiler dikkatle tetkik edildiğinde Cengiz Han devletinin Türk
devletlerinin özellikle de Gök-Türklerin kültürel mirası üzerinde
yükseldiği kolaylıkla fark edilecektir. Çalışmamızın temeli Moğol tarihi
değil, Moğol tarihi içerisindeki Türk kültür unsurlarının varlığını ortaya
koymaktır. Biz Cengiz Han’ın ırksal kökeni üzerinde tartışma yapmadan
onu bir Moğol Hakanı olarak kabul ediyoruz. Fakat kurduğu devlet ve
idealleri tamamıyla bir Türk devletidir diyebiliriz. Bu iddiamızı ispata
çalışırken Moğolların Gizli Tarihinde nakledilen bilgiler ve kavramların
kökenini ve Türklükle ilgisini anlatmaya ve açıklamaya çalıştık.
Bilindiği üzere Türkler ve Moğollar yüzlerce yıl birbirine yakın
coğrafyalarda yaşamışlardı. Tarihin erken döneminde göçebe çoban olan
Türkler hayvan yetiştiriciliği yaparak göçebe çoban olmuşlardı. Bu
dönemlerde Moğollar ise avcı toplayıcı bir hayat sürmekteydiler. Daha
sonra onlarda göçebe hayvan yetiştiricisi olmuşlardı. Hun çağında
merkezi Asya’da Hun Hakanı Mete’nin “yay geren bütün halkları
birleştirdim şimdi onlar Hun oldular” diyerek bahsettiği topluluğun
içinde Moğol boylarının da var olduğunu düşünebiliriz. Gök-Türk ve
Uygur döneminde de Türk kültürünün hemen yanı başında bulunan
Moğollar kuvvetli tesir altında kalmışlardı. Cengiz Han döneminin Moğol
kültüründe dini hayata dair pek çok unsur da Hun Gök-Türk ve Uygur
devletlerinin bakiyesi hükmündedir. Tanrı inancının yanında, Şamanist
uygulamaların varlığı, Atalar Kültü, Yer-Su Kültü gibi dinsel kavramlar
da bu meyanda zikredilebilir. Toplumsal hayatta Şamanların oynadığı
mühim rol, toplumun hayatı ve dünyayı kavraması da bu benzerliklerin
toplumsal hayattaki yansımalarıdır.

   Türkler, tarihin erken dönemlerinden itibaren göçebe olarak yaşamışlardır.
Buğün kısaca Moğolistan‟dan Macaristan‟a kadar uzanan geniş bozkır arazisi göçebe çoban olan
Türklerin “bozkır kültürünü” vücuda getirdikleri saha olmuştur. Bu kültür tipini meydana getiren
Türkler dini, içtimai, iktisadi sahada birtakım özellikler sergilemiş, bu coğrafyada birbirine benzer
büyük devletler kurmuşlardır. Hun, Göktürk ve Uygur devletleri olarak bildiğimiz bu devletler
kültürel ve maddi anlamda birtakım benzerlikler sergilemişler ve esasında herbiri kendinden önceki
devletin kültürel mirası üzerinde yükselmiştir. Bozkır devletleri tarihine baktığımızda özellikle
Gök-Türk çağına gelindiğinde teşkilatlanma kabiliyeti hayli yüksek, millet olma bilincine sahip,
askeri alanda yetenekleri bulunan, kanun ve töresi gelişmiş bir toplumla karşı karşıya geldiğimizi
söyleyebiliriz. Bu kültürel nedenlerle Kurat‟ın ifadesiyle; “Tarihteki Türk devletlerinin en büyüğü
olan Osmanlı devleti de dahil olmak üzere geçmişteki bütün Türk devletleri ve toplulukları ırk, dil,
teĢkilat ve kültür özellikleri bakımından,şu veya bu tarzda Göktürklere bağlıdırlar. Bu bağların
derecesi zaman, mesafe ve şartlara göre az veya çok değişmiş, tesirleri azalmış fakat hiçbir zaman
büsbütün kaybolmamıştır” . Kurat‟ın belirtmediği fakat bizim bu bağlılığa dahil
ettiğimiz devletlerden birisi de Cengiz Han‟ın kurduğu Moğol devletidir. Bir kısım tarihçi Cengiz
Han devletinin Türk kültüründen faydalandığı ve etkilendiği konusunda kanaate sahiptir. Bu
nedenle Cengiz Han devleti Moğol devleti olarak değil Moğol- Türk devleti olarak adlandırılmıştır.
Biz çalışmamızda bu kanaatin oluşmasının nedenlerini anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken
“Moğolların Gizli Tarihi” adlı eseri esas alarak burada anlatılan unsurların, Türk kültüründeki
yerini ve tarihini göstermeyi amaçlamaktayız. Mevcut bilgiler ışığında Cengiz Han‟ın ırksal kökeni
hakkındaki tartışmalara girmenin zorunlu olmadığını düşünerek asıl konunun onun içinde yaşadığı
ve onu yetiştiren kültürün Türklükle ilgisini ortaya koymak olduğunu düşünmekteyiz. Cengiz
Han‟ın kurduğu Moğol devletinin, Cengiz Han döneminde ve onun ölümünden sonraki yakın
dönemde gösterdiği özellikleriyle, Türk tarihinin en önemli dönemlerinden olan Hun, Gök-Türk ve
Uygur devletleri döneminin kültürel benzerlikleri ve Cengiz Hanın hakimiyet fikrinin kaynağını
ortaya koyma çabası çalışmamızın esasını oluşturmaktadır. Çalışmamızın Cengiz Han dönemi
sonrası Moğol devletiyle ilgili kaynakları, kültürel anlamda Cengiz Han dönemine ışık tutması ve
katkı sağlaması bakımından değerlendirilmiştir. Zira Cengiz Han‟ın ölümünden sonra ortaya çıkan
diğer Moğol devletleri, Cengiz Han‟ın devletinin devamı niteliğindedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 30 Aralık 2015, 16:14:13 »

1. Cengiz Han Döneminde Dini ve Kültürel Hayata Dair Benzerlikler
1a. Şamanist Unsurların Varlığı


   Eski Türk dini hakkında araştırma yapan bilim adamları oldukça karmaşık bir dini
sistemle karşı karşıya kalmışlardır. Gök Tanrı inancının yanında şamanist unsurların varlığı, Atalar
Kültü, Yer-Su Kültü gibi dini kavramların bir arada bulunması farklı sonuçlar çıkarmalarına neden
olmuştur. Özellikle Gök Tanrı inancının yanında şamanist unsurların varlığı birbirine yabancı iki
farklı dini yapının olduğu izlenimi verir. Esas itibariyle Türk dini tarihinin özünde Tanrı inancının
var olduğunu söyleyebiliriz. şamanist unsurlar ise daha çok bu dünya ile ilgili konularda yaşam
sahası bulmuş, içerisinde tababet, sihir, büyü, falcılık, kehanet unsurlarını barındıran bir yapıdır.
Gök Tanrı dininin sistemleşmemiĢ olması şamanist unsurların zamanla dini alanda uygulama alanı
bulmasına neden olmuştur. Bu nedenle Gök Tanrı inancının yanında şamanist unsurlar da daima
var olmuştur. Dini hayat bir toplumun ve insanların fiil ve faaliyetlerinin belirlenmesinde etkin bir
rol oynadığı için Cengiz Han‟ın ve toplumunu dini ve kültürel hayatının da tespit edilmesi gerekir.
Burada karşılaştığımız durum Hun, Gök-Türk ya da Uygur döneminden farklı değildir. Yani Tanrı
inancı yanında şamanist ögeler, Atalar Kültü Yer-Su kültü gibi unsurlar gerek Cengiz Han
döneminde gerekse ondan sonraki dönemde de mevcuttur.

   Moğol devletini ziyaret eden Plan Carpin, Moğolistan‟a 1246 da Ögeyde‟nin oğlu ve
Büyük Han Güyük tahta çıktığı dönemde varmış ve o dönemdeki Orta Asya milletlerinin dinini
şamanizm olarak adlandırmıştır. Ona gore: (şamanizmi ruhların iman ve büyü aracılığıyla
insanların otoritesi altına alınabileceği şeklindeki inanç) tebliğ eden Moğollar bütün din
temsilcilerine doğaüstü güçler atfetmekteydiler ve onları vergiden ve bazı görevlerden muaf tutarak
dost edinmeye çalışmaktaydılar. Bu ifadeler ve diğer deliller şamanizm‟in
Cengiz Han döneminde de var olduğunu düşünmemiz için yeterlidir.

  Moğolların dini ve kültürel hayatlarında özellikle Uygurlardan etkilendiğini söylemek
yanlıĢ olmaz. Çünkü kaynaklar belli bir duruma örnek verirken Uygurlara vurgu yaparlar. Dönemin
kaynakları genellikle Uygur Türklerine ait uygulamalardan bahsettikten sonra Moğollarda da buna
benzer pratiklerin varlığına işaret ederler. Bu dönemde yani XIII. yüzyıldaki Moğol istilaları
çağında büyük ġaman Beki‟ dir. Eliade‟a gore: Muhtemelen bu, Türkçe deki “beğ” den gelir ki
daha sonra bey olmuştur. Cengiz Han‟da: “Moğolların adetince Noyan olan bir
kimse Beki (şaman) olma hakkına haizdir. Bizim aramızda beki‟ler en eski nesilden seçilir”
demiştir. Müslüman tarihçiler bizzat Cengiz Han‟a şamanik güçler atfederler.
Bu durum esasında eski Türk Kağanları için geçerli olan bir durumdur. Türk
dini hayatı içerisinde Kağanların önemine vurgu yapan bazı ilim adamları Kağanların birtakım dini
fonksiyonları olduğunu ve şamanlara benzediklerini iddia ederler.

  Uygurlarda, şamanların toplum hayatında oynadıkları mühim rol, dolayısıyla Cengiz Han
içinde geçerli olmuştur. Yani şamanların kehanet, falcılık, tababet, büyü faaliyetlerindeki rolü
Cengiz Han devletinde aynen devam etmiştir. 13. yüzyılda yaşamış tarihçi Cüveyni, Uygurlardan
bahsederken: “Uygurlar eskiden beri Kamanların sözlerine göre hareket ederler. Hatta şimdi bile
şehzadeler onların dediklerine inanırlar. Önemli bir işe başlamadan önce müneccimlere ve
Kamanlara danışırlar, onların olumlu görüşünü almadan işe başlamazlar” demektedir
Ayrıca Cüveyni, Uygurlarla ilgili olarak Kam‟ların: “şeytan bize bağlı, yanımıza gelip
olanı ve olacağı bize haber verir” iddiasında bulunduğunu nakleder Bu
durum Cengiz Han dönemi için de geçerli olmuştur. Zira Cengiz Han‟ın, Gökçe adlı bir şamanı
olduğu ve şamanın, Tanrı‟dan zafer müjdeleri getirdiğine ve bütün yeryüzü hükümdarlığını
Tanrı‟nın, Cengiz Han‟a verdiğine dair sözlerine Moğollar inanmaktaydı.

   Şamanların gelecekle ilgili kehanette bulunma yöntemlerinden biri kürek kemiği falına
bakmaktır. Batılı kaynaklar Avrupa Hun Kağanı Attila‟nın, 451 yılında Vizigot ve Alan‟lara karşı
yapılan Campus Mauriacus savaşında bu fala baktırdığı nakledilir. Burada “bir koyun kesilerek
kürek kemiği ateşte yakılmış, kemiğin ateşte aldığı şekille harbin neticesi öğrenilmeye
çalışılmıştır.” Kaşgarlı Mahmud‟da eserinde “kürek kemiği karışırsa
vilayet karışır” demektedir. . Aynı inancın izleri Moğollarda da
görülür. Marco Polo Moğollardan bahsederken: Bir şaman‟ın, koyunların kürek kemiklerini ateşe
atarak kemikler üzerinde oluşan çatlaklardan insanların kaderini okuduğunu nakleder.
 Cengiz Han devletinde uygulanan büyüsel faaliyetler de dikkat çekicidir. Cüveyni
Uygurlarda Kam‟lar hakkında şu malumatı verir:
 “Uygurların Putperest oluşlarının sebebi şudur; O sırada onlar, büyü sanatını öğrenmişlerdi.
 Bununla uğraşanlara da “kaman” diyorlardı.”vu manada
 Türk kültür çevresinde uygulanan sihirsel yöntemlerden biri de “Yada”
taşıyla yağmur yağdırma eylemidir.İslam kaynaklarınada geçen ve hakkında bolca tafsilat bulunan
bu uygulama Cengiz döneminde de görülmektedir. Moğolların gizli tarihinde; Cengiz ve
Camuha‟nın karşı karşıya geldiği savaşta; (Camuha tarafından) iştirak edenlerden Buyiruh-han ile
Huduha, sihirbazlıkla yağmur yağdırmak kudretine maliktiler. Onların yağmur için büyü
yapmasıyla hakikaten yağmur yağmaya başlamıştı.

   Radlof lugatında, baksa kelimesini “ kobuz” vasıtasıyla şamanilik eden Kırgız şamanı”
şeklinde izah etmiş, Radlof”tan sonra, Kırgız ülkesinde araştırmalarda bulunan Alekstrov, Kırgız
baksıları hakkında verdiği malumatta, bunların kobuz çaldıkları zaman, bütün cinleri kendilerine
tabi kıldıklarını ve bütün icraatları ile eski Kırgız ananelerini yaĢatmakta olduklarını
nakletmektedir. Daha genel anlayışa nazaran “baksı” tabip, büyücü ve sihirbaz gibi sıfatlara sahip
olup meçhul ruhlarla münasebette bulunmuştur.  Caferoğlundan
öğrendiğimize göre; Türkistan‟ı ziyaret etmiş olan Karpin ve Rubruk gibi seyyahlar, Batu, Mengü
hanların saraylarında muhtelif musuki aletleri gördüklerini söylemektedirler. Rubruk‟un
seyahatinde “cithara” adı ile tarif ettiği alet, şüphesiz, Türk Kobuz‟u olmuştur
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 30 Aralık 2015, 16:15:44 »

1b. Yer- Su Kült’ünün Varlığı

Türk dini tarihi içerisinde var olan unsurlardan bir diğeri Yer-Su kültü olmuştur. Türkler
tabiatta var olduğuna inandıkları ruhların dağ, deniz, orman, göl gibi yerlerde bulunduklarını ve
buraların koruyucusu olduğuna inanıyorlardı. Bu ruhlara saygı gösterildiğinde Türkleri
korumaktaydılar. Nitekim Orhun abideleri de Türklerin faydasına çalışan Yer-Su kültlerinden
bahsetmektedir. Kaşgarlı Mahmud‟da Türklerin yeryüzü unsurlarına
gösterdiği saygıyı biraz kızarak da olsa belirtir. Onun tarifiyle ; “Yere batası kafirler göğe “Tengri“
derler. Yine bu adamlar büyük bir dağ, büyük bir ağaç gibi gözlerine ulu görünen her şeye Tengri
derler. Bu yüzden bu gibi şeylere yükünürler. (secde ederler) Yine bunlar bilgin kimseye
“Tengrigen” derler. “Bunların sapıklıklarından Tanrıya sığınırız.”
Aynı inancın izleri Cengiz Han‟da da görülmektedir. Moğol rivayetine göre,
Moğolistan‟ı ele geçirmek için yapılan savaşlardan birinde Cengiz Han bir başarısızlık neticesinde
Burhan-Haldun dağında saklanmış, düşmanları dağı üç defa dolaşıp aradıkları halde onu
bulamamışlardı. Cengiz Han böylece kurtulduktan sonra bu dağa kurban sundu, dokuz defa
yükündü, kımızdan saçı saçtı, bu kurtuluşun hatırası olarak bu dağa kurban sunmalarını torunlarına
vasiyet etti.

   Türklerin dağlara kutsiyet atfetmelerinin bir diğer nedeni, eski Türklerin inanışına göre
gökte oturan Tanrıya, yeryüzünde en yakın olan yerler, yüksek dağ başları idiler. Bu nedenle
Türklerde büyük ölülerin mezarları genel olarak dağ başlarında bulunmuştur
Benzer biçimde özellikle hanedana mensup Moğolları bütün Moğol imparatorluğunda
zorlukla erişilecek yerlerde, bilhassa yüksek dağ tepelerinde defnedildikleri hakkında bütün
kaynaklar müttefiktir. Moğolların Gizli Tarihinde, Cengiz Han‟, Huyildar
adında bir dostu ölünce onu, Halha boyundaki Orno‟u (dağının) eteğindeki kayalıklara
gömdürmüştür.

  Eski Türk geleneklerinden bir diğeri de önemli şahısların, ağaçların altına defnedilmeleri
uygulamasıydı. Bu uygulama ağaç ve orman kültüyle ilşkili görülemektedir. Türk tarihi boyunca
ağaç kültüyle ilgili pekçok unsur farklı alanlarda karşımıza çıkmaktadır. Oğuz Kağan destanında
ağaç kovuğu içerisinde bulunan bir kızla Oğuz‟un evlenmesi ve üç çocuğu olması,
şaman davullarında resmedilen kozmik bir dünya ağacı tasavvuru, Sibirya toplumlarında görülen kozmik
ağaç düşüncesi Türk kültüründe ağaç ve orman kültünün yansımalarıdır. Bu nedenle bu uygulama
yani ölünün ağaç altına defni ya da mezara ağaç dikme adeti, biten ağaçların, ölünün ruhunu
simgeleme, tekrar ağaçtan türeme gibi anlayışları ve inançları temsil etmektedir. Bildiğimiz üzere
Altay-Sayan Türkleri, mezarlıklarındaki kabirlerin etrafında yetişen ağaçlara bakıp ölen adamın
mutlu olacağına ve ağaçların insan kemiklerinden yetiştiğine inanırlarmış.

  Bilindiği üzere bugün Cengiz Han‟ın nereye defnedildiği hala bilinmemektedir. Rivayete gore
Cengiz Han zamanından önce dahi Burhan Haldun dağında orman bulunduğu söylenir. Yine
rivayete göre bu dağda münferit duran bir ağaç vardı: Cengiz Han bu ağacın altında gömülmesini
arzu etmişti. Ölümünden sonra Cengiz Han bu ağacın altına gömüldü. Aynı
inanış Cengiz Han devrinden sonra da devam etmiştir. Anlaşılan Moğolarda Hanların gömüleceği
yer genellikle orman kültü ve ağaç dikme ile tayin edilmiş olsa gerekir. Plan Karpin ve arkadaşları
bir çalılık yanından geçmişlerdi; bu çalılar Ogeday Han tarafından “ruhunun istirahati için dikilmiş
idi”, buradan bir dal kesmek ölüm cezası tehdidiyle yasak edilmişti.

   Türkler ve Moğollar arasında görülen bir diğer benzerlik “su” ya kutsiyet atfetmektir.
Hatta pekçok tarihçinin ittifak ettiği üzere Cengiz‟ Han‟ın adı da, tingiz (deniz) ile
münasebettardır. Tarihte Türk toluluklarının suya kutsiyet atfettikleri çeşitli
kaynaklarca zikredilmiştir. İbn Fazlan X. yüzyılda Oğuzlarda suya verilen kutsiyeti şu şekilde
nakleder: “Oğuzlar, tüccarlar ve diğer yabancılar onların yanında cünupluktan yıkanamazlar.
Sadece geceleyin onların gözünden uzak olarak yıkanabilirler. Zira onlar böyle bir harekette
bulunan birini görürlerse kızarlar ve “Bu adam bize sihir yapmak istiyor; çünkü suya giriniyor”
derler. Ondan bu harekete karşılık tazminat alırlar. Benzer biçimde Cengiz
yasa‟sında da suya işemek, idam cezasını gerektiren büyük bir suçtu. Cengiz‟in uluslarında çamaşır
su ile yıkanmazdı. Kirlenen gömlekler atılır, yenisi giyilirdi. Kazan, tencere, sahan gibi kap
kacaklar da su ile yıkanmazdı. Ot ile toprak ile temizlenirdi. Suyun bu kudsiyeti onun içinde
yaşayan “yer-su” ilahından geliyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 30 Aralık 2015, 16:18:28 »


2. Cengiz Han’ın Cihan Hakimiyeti Fikrinin Maddi ve Manevi Kaynakları

2a. Cengiz Han’ın, Tanrının Yeryüzündeki Temsilcisi Olması


  Cengiz Moğolları Türk kültürünü, destani ananelerini, Uygur yazısını ve birçok
müesseseleri Uygurlardan alırken memurları ve divan teşkilatı ile birlikte cihan hakimiyeti
fikirlerini de iktibas etmişlerdi. Bilindiği üzere Türklerde cihan hakimiyeti fikri
dini unsurlarla desteklenmekteydi. Kabul edildiği üzere Türk dini hayatının esas yönlendiricisi ve
en önemli unsuru Tanrı inancı olmuştur. Türk kültür ve dini tarihi içerisinde Tanrı inancı sadece
manevi sahalarda etkili olmamış, toplumun siyasi ve içtimai düzeninin de şekillenmesinde etkili
olmuştur. Türklerde görülen cihan hakimiyeti fikrinin dayandığı en önemli esaslardan biri de Tanrı
inancı olmuştur. İlk defa Orhun yazıtlarında görülen Tengri (Tanrı) adının, Moğolca olmadığı,
Moğolcaya Türkçeden geçtiği ilmi araştırmalar sonunda ispat edilmiştir. Moğolca Tegri, Türkçeden
Tanrı anlamına alınmıştır. Türk tasavvurunda Tanrı mekanı olarak Gök tasavvur
edilmiştir. Bu yüzden Gök Tanrı olarak anılır. Aynı tasavvur Moğollarda da mevcuttu. Rubruklu
William 1253 de Moğolistana varmış ve Moğol başkenti Karakurumda bulunan Moğolların eşit
koruması altında bulunan üç dinin Hıristiyanlık, Budizm, İslam temsilcilerinin faaliyetlerinden
bahsetmiştir.Rubruk çeşitli dinlere değer veren Moğol Hakanı Kubilay‟a
neden böyle yaptığını sorduğunda: “Ben hepsine saygı gösteriyorum, böylece aralarında hangisi
gökyüzünde en önemli mevkiye sahipse yardım çağrım ona da ulaşmış oluyor ve mutlaka cevap
alıyorum” olmuştur. 

  Türk tasavvurunda Tanrı inancı ve bu inancın yeryüzündeki temsilcisi olan Kağan
sayesinde düzen sağlanmaktadır. İslam olduktan sonra bile Türkler Kağan,
 Padişah ve Sultanlarını yeryüzünde Allah‟ın temsilcisi olarak addederler. Türklerde “Zillu‟llahi-fi‟l alem” özelliği taşıyan
Sultan, Allah‟ın yeryüzündeki gölgesi olarak bütün tebaaya adil davranmak zorundadır.
Bu anlayış ve düşünce, destanlarda ve hikayelerde de ifade edilmiştir. Dede Korkut
Hikayelerinde padişahlar Tanrının gölgesidir. Padişaha asi olanın işi rast gelmez, denmektedir.
Bu anlayıĢın bir tezahürü olarak Moğolların hakanı Möngke‟nin (Mengü),
Fransa Kıralı IX. Luis‟e yazdığı mektup şu şekilde başlar. “Ebedi Tanrının buyruğudur ki; Bu
gökte ancak bir ebedi Tanrı vardır. Yeryüzünde de ancak bir sahibin olması gerekir. O da Cengiz
Han‟dır.Zira 1206‟da, Timuçin 44 yaşındayken dört bir yandan gelen kabile
reisleri bozkırlar üzerinde bulunan Karakum‟da, çadırların arasında biraraya gelip Timuçin‟in
önünde eğilerek ona: “Evrenin Hakimi” anlamına gelen Cengiz Han adını vermişlerdi.

Türk telakkisine gore Kağan, Tanrı tarafndan yükseltilmekte ve diğer insanların üzerinde
olmaktaydı. Bu nedenle Türkler, Tanrı tutsun diye tepelerinde bir saç perçem bırakırlar ve bazen de
bunu, tepelerinde tek bir örgü şeklinde örerlerdi. Tanrı, Gök-Türk kağanı İlterişi ve Hatununu
yükseltirken onlarında tepelerinden tutmuştu. Ama tanrının onların saçlarından mı yoksa
başlarından mı tuttuğunu tabi olarak bilemiyoruz. Benzer biçimde Moğollarda tepelerinde bir saç
perçem bırakırlardı.Cüveyni de Türk telakkisine uygun olarak: “Akıl ve
mantık sahibi kimseler bilirler ki padiĢahlar, Allah‟ın yücelttiği ve yüksekte tuttuğu kimselerdir.
Onlara gelecek hakkında ilham gelir” diyerek Kağan, Tanrı ilişkisine ve Kağan‟ın Tanrı tarafından
yükseltilmesine işaret etmektedir.

  Kağan, Tanrı ilişkisinin bir sonucu olarak Türk kültüründe Kağan‟a isyan etmek
Tanrı‟nın iradesine karşı çıkmak anlamlarına gelmekteydi. Türk devlet telakkisinde kağana isyan
en büyük suçtur ve toplumu felakete götürür. Orhun abidelerinde Bilge Kağan, milletin Kağan
olmadan başarılı olmayacağını dile getirir; “beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere
gittin. Hep orda mahfoldun, yok edildin”demektedir. Benzer biçimde Cengiz
Han‟da, Öz hükümdarına el kaldıran biri nasıl olur da hayatta bırakılır? Öz hanlarına ihanet
edenler, bütün nesilleriyle yok edilsinler! diye emir vermiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 30 Aralık 2015, 16:19:53 »

2b. Cengiz Han’ın Doğumu ve Karizması


   Büyük devlet olmanın esaslarından ve zorunluluklarından biri de kuvvetli bir
teşkilatlanma yapısının olmasıdır. Tarihsel süreç içerisinde Moğollarda teşkilatlanlanma
kabiliyetinin Türklere nazaran daha az geliĢtiğine işaret eden Eberhard, Türk kavimlerinde asaletin
ve asil kabilelerin çok geliştiği sınıflı bir cemiyet varlığına vurgu yaparken, Moğollarda böyle bir
sınıfın olmadığını belirtir. Tam da bu yüzden Cengiz Han‟ın devleti Türk ve
Moğolların egemenliğinde büyük Cengiz Han tarafından merkezileştirildiğinde devletin resmi
yazarları Cengiz Han‟a siyasal nedenlerle eski Türk ve yeni Moğol ailelerinin isimlerinin karşılıklı
olarak iç içe geçmiş bir biçimde göründükleri bir soy ağacı hazırlamıĢlardı. Böylece Moğolların
soy ağacı, Borcigenelerin kökenini yani XI.yy. da eğemen olan Moğol ailesini, Türklerin efsanevi
ataları Burte-çino”ya “bozkurt” a dayandırıyordu. Moğolların gizli tarihinde
bu durum şu şekilde nakledilmiştir: “Cengiz han‟ın ceddi, yüksek Tanrının takdiriyle yaratılmış bir
boz kurt idi, eşi beyaz bir dişi geyik idi. Onlar denizi geçerek geldiler. Onan nehrinin membaı ile
Burhan-haldun (dağı) civarına yerleştiklerinde, Bataçıhan adlı bir oğulları oldu.”
 
   Böylece Cengiz Han ailesi tıpkı Gök-Türk devleti kurucuları gibi asil bir soydan geliyor ve
hakimiyet hakkını elde etme konusunda karizmatik bir güç kazanmış bulunuyordu.
Bilindiği üzere kurt, Türk tasavvurunda sadece menşei ifade etmiyor aynı zamanda bir
davranış durumunu da anlatıyordu. Orhun abidelerinde Bilge Kağan yazıtında; “Tanrı kuvvet
verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş”
denilerek kurt olma ve hayatı kurt gibi algılama çabası yatmaktaydı. Cengiz Han‟da;
başarılı adamlarını: “Karanlık gecelerde kurdun erkeği, gündüz aydınlığında kara karga gibi” şeklinde tarif
etmektedir.Kurdun örnek alınması konusunda Eliade‟; IV. yüzyılda Hunlardan
başdelinden yani kurtlardan esinlendiğini belirtir ve Hun, Göktürk, Moğol atlılarını bozkırda
geyikleri avlayan veya göçebe çobanların sürülerine saldıran kurt sürülerine benzetir.
 
  Türk telakkisine göre gökte tek bir güç vardır oda Tanrıdır. Yeryüzünde Tanrı tarafından
görevlendirilen Türk Kağanı Tanrının temsilcisidir. Tanrı tarafından seçildiği için birtakım
vazifelerle yükümlüdür. Moğolların Gizli Tarihi, Cengiz Han‟ın doğumunu, tıpkı Oğuz Kağan
Destanında olduğu gibi belli bir amaçla anlatır. Destanda Oğuz‟un “yüzü gök, ağzı ateş (gibi) kızıl,
gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi. Bu çocuk anasının göğsünden ilk
sütü emdi ve bir daha emmedi. Çiğ et, çorba ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı; kırk gün sonra
büyüdü, yürüdü ve oynadı” denilerek Oğuz‟un farklı niteliklerine ve
insanüstü özelliklerine vurgu yapılırken Moğol kültüründe ise Cengiz Han doğarken sağ elinde
saka (kemiği) büyüklüğünde pıhtılaşmış kan tutuyordu.Bayata‟a gore; yeni
doğan Oğuz‟un ağzının kırmızı olması, Cengiz‟in de avucunda bir kan pıhtısı ile doğması, simge
destan kahramanlarının hususi bir misyonla dünyaya geldiklerini gösteren kod idi.
Cengiz Han‟ın doğumu gibi ölümü sonrası uygulanan gelenekler de Türk kültürüne
uygun Ģekilde gerçekleĢmiĢtir. Türklerde cenaze ve defin törenlerinde gördüğümüz uygulamalardan
biri, ölü aşı olarak adlandırdığımız Kaşgarlı‟nın tarifiyle “yuğ basan”, denilen ve ölü gömüldükten
sonra yenen yemekti.Kaşgarlı bu geleneği “yog” olarak da
nakletmiş ve “ölü gömüldükten sonra üç yahut yedi gün sonra verilen yemek” olarak tarif etmiştir.

   Cüveyni‟nin naklinden Cengiz Han‟ın ölümünden sonra Türk
kültür geleneklerinin uygulandığını anlıyoruz. Zira Cengiz Han öldükten sonra, Cengiz Han‟ın
ruhu için yemek yapıp dağıttılar. Ayrıca Cengiz Han için mezara üç gün
yiyecek gönderildiği, üç ay ağıt yapıldığı, cenaze alayının ölümün üçüncü gününde hareket ettiği
ve üç yıl boyunca her gün kurban kesildiği bilinmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 30 Aralık 2015, 16:21:20 »

2c. Cengiz Han’ın Hakimiyet Hakkı ve Kozmolojik Unsurlarla İlişkisi


  Türk telakkisinde kozmolojik unsurlar özellikle güneş, ay ve yıldızlarla temsil edilen
öğeler hem kozmik hem de dini ögelerdir. Oğuz Kağan destanı da dahil olmak üzere Türk tarihi
boyunca bu unsurlara vurgu yapılmaktadır. Bir kısım araştrmacı Türk kültüründe güneş ve ayın
oynadığı rolü Maniheizmle ilşkilendirmişse de kaynaklar bu anlayışın Maniheizmden asırlar önce
mevcut olduğunu göstermektedir. Çin kaynakları, Hunlarda ġan-yü‟nün sabahları otağından
çıkarak güneşin doğuşuna, geceleri de aya saygısını sunduğunu naklederler.
Göktürkler için de ay muayyen bir mana ifade etmiştir. Thomsen‟e bakılırsa Kül-Tigin düşmana
karşı hücum ederken ay şeklinde başında bir zineti taşımaktaydı.Bunun
yanında Gök-Türkler, doğan güneşi üç veya dokuz defa selamlarlardı. Günün başka zamanlarında
ise, sadece doğuya selam vermek, yine güneşi selamlamak anlamına geliyordu.

  Aynı inancın devamını Cengiz Han‟ın hayatında da görmekteyiz. Moğolların Gizli Tarihinde:
Merkitlerin elinden tutsaklıktan kurtulan Cengiz, Burhan Dağ‟ında saklanmış, düşmanları gidince
dağdan inerek kemerini boynuna ve şapkasını koluna asarak güneşe karşı dönerek ve eliyle
göğsüne vurarak, güneşe karşı dokuz defa diz çöküp tövbe, istiğfar etmiştir. 
Gök-Türkler, Uygurlar, Hakani Türkleri döneminde ve daha sonra da hem güneş ve ay,
hem kün – ay hükümdarlık simgesi olmuştu.Moğolların Gizli Tarihinde Güneş
ve Ay‟ın hükümdarlık hakkı konusunda oynadıkları mühim rolle alakalı olarak şu şekilde bir
bilgiye rastlamaktayız: “Cengiz‟in cedlerinden Alan-ho-a adlı bir kadının
Dobun Mergan‟dan iki çocuğu olmuş ve kocası ölmüştür.

  Kocası olmadığı halde iki erkek çocuk daha dünyaya getirmiştir.Bu çocukları diğer iki oğluna şöyle açıklamıştır:
“Fakat her gece sarışın bir adam, evin (çadırın) bacasından (damdaki açıklıktan) sızan ışık
vasıtasıyla girerek karnımı okşuyor ve onun nuru vücuduma geçiyordu. Çıkarken de Güneş (veya)
Ay‟ın nurları üzerinden sarı bir köpek gibi sürünerek çıkıyordu. Bu (hadise) üzerine fikir
yürütülürse, onların Tanrı oğlu oldukları ortaya çıkar. (Kardeşlerinizi) kara başlı (adi) insanlarla
mukayese ederek nasıl öyle konuşabiliyorsunuz ? Onlar bütün insanların Han‟ı oldukları zaman,
adi halk hakikati anlayacaktır.” 

  Osmanlılarda da ay ve hakimiyet arasında bağlantı mevcuttur. Rivayete göre Osman
Gazi, şeyh Edebali‟nin zaviyesinde misafir iken Kur‟anı çok ta‟zim eder. Yatınca geceleyin
rüyasında şeyhin kucağından çıkan bir ay kendi koynuna girer. Bunun üzerine Osman Gazi‟nin
göbeğinden çok muazzam bir ağaç yükselir ve dalları dünyayı sarar.Bu durum
Osman Gaziye dünya hakimiyetinin kozmik unsurlarla müjdelenmesidir. Aynı inanış Cengiz Han
döneminde de mevcuttur. Moğolların Gizli tarihinde Temuçin (Cengiz) dokuz yaĢında iken babası,
Cengizin akrabaları olan Torgut kabilesine mensup Olhunoutlar‟dan oğluna kız istemeye gitmiş
yolda Unggriratlar”dan dei-seçen”e rastlamış Dei-seçen ona şöyle demiştir:
“Kaynım Yesugai ! Ben bu gece bir rüya gördüm. Beyaz bir asil doğan, Güneşle Ay‟ı
pençeleriyle yakalayarak uçup geldi ve ellerimin üzerine kondu. Kaynım Yesugai bu rüya herhalde
senin oğlunla geleceğini göstermek istemiştir.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 30 Aralık 2015, 16:22:40 »

2d. Cengiz Han’ın Töre’si


   Türkler Kağanlarını dünyaya nizam ve intizam verme duygularıyla seçerken Eski
Moğollarda ise hanlar, savaş zamanlarında, akınlar, yağmalar ve türlü eşkıyalıklar yapmak için
seçilirlerdi. Bu sebeple Türkler, Moğollara “Cete”, yani çete ve eşkıya diyorlardı. Tabii olarak
böyle amaçlar için seçilen Moğol hanlarının hükümdarlık ve devlet gibi hukuk anlayışlarına
dayanan kuruluşlarla bir ilgileri olamazdı.O halde Cengiz Han devleti nasıl
bu kadar başarılı olabilmişti? Çünkü Cengiz‟in zamanında, resmi kanun Türk töresinden ibaretti.
Cengiz hükümetinin törecisi‟de (Vezir?) Dokuz Oğuzlardan “Ye-lu Taşi” adli bir tigin idi.
Nitekim Moğolların gizli tarihinde kullanılan ve Türkçe ile aynı anlamlarda
kullanılan pekçok kelime dikkati çekmektedir. Bu konudaki kanaatini dile getiren Albay, bu
kelimelerin Türkçe olduğunu ifade eder. Ayrıca bu kelimelerin devlet kavramıyla bağlantılı
kelimeler olması ayrıca dikkat çekicidir. Gizli tarihte geçen, yarlık (Hükümdar buyruğu), cacır
(Türkçe çadır), Töre (Türkçe töre), ulus (Türkçe ulus), tanma, tanma cı (Büyük memur) “Türkçe
tanmacı”, tumen (bin), Türkçe tümen”, tuh ( bayrak), “Türkçe tug”, jasah (yasa), Türkçe “yasa”,
elci Türkçe elçi” anlamlarına gelir.Türkler devlet yönetimi,
hakimiyet hakkı, dünya düzeni gibi kavramları tarihin erken dönemlerinde oluşturmuş törelerinin
içine yerleştirmişlerdi. Bu yüzden bir Türk devleti yıkıldığında yerine kurulan devlet öncekinin
devamı niteliğinde oluyordu. Aynı durumun Cengiz Han devleti içinde geçerli olduğunu
düşünüyoruz. Bu yüzden araştırmacılar sadece Cengiz Han yasalarının değil aynı zamanda, Timur
tüzüklerinin, hatta İslam devrindeki Hakaniyye, Selçuki, Osmanlı, Akkoyunlu, Ramazanoğulları,
İran‟daki Afşar ve Kaçar devletlerinin ilhanlık kanunnamelerinin umumiyetle Göktürk ve Oğuz
töresinden alındığını belirtirler.
     
  Bazı araştırmacılar Cengiz Han‟ın da Türkçe bildiğini kuvvetle iddia ederler. Cüveyni,
Cengiz Han‟ın Türkçe bilmediğini nakletsede anlattığı hikaye Türkçenin o dönem önem ve
kıymetini göstermesi bakımından önemlidir.
“Bir gece Arapça konuşan bir münkir, Kaan‟ın huzuruna gelip: “Dün gece Cengiz hanı
rüyamda gördüm. Bana “Oğluma söyle hepsi de kötü kişiler olan Müslümanları öldürtsün dedi.
"demesi üzerine Kaan, biraz düşündükten sonra “Cengiz Han, seninle tercüman aracılığıyla mı,
yoksa tercümansız mı konuştu ? diye sordu “tercümansız” cevabını alınca Sen Türkçe veya
Moğolca biliyor musun ?” diye sordu. Adam “hayır “cevabını verdi. Bunun üzerine Kaan “Cengiz
Han‟ın Moğolcadan başka dil bilmediğini kesin olarak biliyorum. Bundan senin yalan söylediğin
anlaşılıyor” dedikten sonra emir verdi, adamı öldürdüler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 30 Aralık 2015, 16:25:02 »

2e. Cengiz Han’ın Ötüken’i Devlet Merkezi Seçme Nedenleri


   Türk devlet geleneğinde ve anlayışında “ötüken”in çok önemli bir yeri vardır. Hunların,
Gök-Türklerin ve Uygurların burada yerleşmeleri bir tesadüf değildir. Gabain‟in ifadesiyle Ötüken
dağlarında Türk devletcilik ruhu yerleşmişti, bu yüzden devlet buradan yönetilmeliydi.
 Orhun abideleri Ötüken‟in bu siyasi önemine vurgu yapmıştır. “Ötüken yerinde oturup
kervan, kafile gönderirsen hiçbir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak
oturacaksın”denmektedir. Yine Bilge Kağan Ötüken‟i dünyanın merkezine
koyarak diğer toplumları taraf, köşe ve yanlarda tarif ederek, Ötüken‟in anlam ve önemine işaret
etmektedir; “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece
ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabi‟dir. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken
ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer ötüken ormanı imiş.”

  Gerçektende eski Türk geleneğine göre ve Orhun yazıtlarında defalarca belirtildiği üzere,
Ötüken mıntıkasını elde tutan Türk kağanı, bütün Türk uruğlarının başı sayılırdı. “ Ötüken ormanı
memleketi idare edecek mahaldi.” Uygurların baskısı altında Göktürk uruğları “Ötüken yışı”
bırakıp gitmek zorunda kaldılar. Bu suretle yeni kurulan “Uygur Türk Kağanlığı” esas itibarıyla
yine Gök Türk Kağanlığının devamından başka bir şey değildi. Değişen şey ancak sülale ve hakim
duruma geçen yeni uruğlardı. Ötükenin, Türk kültüründe ve zihninde yer ettiği
jeopolitik değer, dini anlam ve kozmik değeri nedeniyle her Türk uruğu Ötükeni ele geçirmek ve
dünyayı buradan yönetmek istemiştir. Bizce yine aynı sebepten Cengiz Han‟ın kurduğu Moğol
imparatorluğu da, biraz geliştikten sonra, başkentlerini buraya taşımışlardı.. Cengiz
Han‟ın kendi devletini Gök-Türklere benzetmeye çalışmasının en kuvvetli delillerinden biri sadece
başkentlerini ötükene taşımakla kalmaması, bunun yanında kendi halkını da Köke Mongol olarak
adlandırmasıdır. Yine bunu Kök Türk (Gök-Türk) bozkır geleneğinden aldığı düşünülmektedir.

  Türk toplulukları için, Ötüken‟in anlam ve önemi sadece stratejik anlamından ileri
gelmemektedi. Türk yurtları, hususiyle yüksek dağları pınarları, suları, ata mezarları ve hatıraları
ile de öylece mukaddes ruhların makamı olup bunlar da yurdun koruyucusu idi.
Orhun kitabelerinde vatanın korunmasında yer-su ruhlarının rolü Tonyukuk yazıtında pek açık
ifade edilmiştir. Gök Türk vatanına saldıran düşmanlar, Tanrı Umay ve yer-su ruhlarının
yardımıyla gafil avlanarak basılmışlardır. Belki bu sebeple Ötüken kelimesinin
etimolojisini genellikle dua, talep, istek anlamlarını karşılayan öt köküne bağlamak daha çok kabul
görmüştür.. Ötüken‟in ifade ettiği bu dini değer Moğolların gizli tarihinde de
nakledilir; Cengiz Han, Merkit zaferinden sonra; “Gök ve Yerin yardımıyla kuvvetim arttı, Güçlü
Tanrıdan nam aldım, Anamız Etugen‟in yardımıyla buraya geldik” demiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 30 Aralık 2015, 16:26:18 »

2f. Cengiz Han’ın Çadırla Simgeselleşen Devleti ve Cihan Hakimiyeti


     Moğolların Gizli tarihinde geçen, cacır (Türkçe çadır), Türkçe‟den geçmiş
görünmektedir. Çadır ve gökyüzü arasında kozmolojik bağ kuran
Türkler, Kağan otağı ve gökyüzü arasında da bu bağı kurmuşlar nitekim Kağan çadırı bütün bir
kainatı dolayısıyla cihan devletini temsiliyet noktasına gelmiştir. Hun döneminde Çinli elçilerin
Kağan otağına girerken belirli kurallara uymak zorunda oldukları bilinmektedir. Benzer biçimde
Hakan otağı (kuru, çavaç) Gök-Türklerde devlet timsali olduğu için, Çinlilere 634‟de esir düşen
Gök-Türk Kağanı Hsie-li, kendisine verilen saraya girmeyi reddederek, otağını kurdurmuştu.
Türklerde Çadırın ve Kağan‟ın ifade ettiği bu kozmik değer, Uygurlar vasıtasıyla
Moğollara da geçmişti. Moğolların Gizli Tarihinde: Merkitlilere karşı Camuha‟dan yardım isteyen
Temuçin‟e (Cengize) Camuha: “Çadır bacasından girerek, Çadır direğini devirelim, Onun kutsal
çadır direğini parçalayarak, Bütün ulusunu yerle yeksan edelim” diyerek
çadır ve devlet arasındaki bağa işaret etmiştir.

  Türk telakkisinde çadır ve devlet arasındaki bağlantıya uygun olarak Moğolların Gizli
Tarihinde, Cengiz‟in İmparatorluğunun müjdelenmesiyle, çadırı arasındaki ilişkiye dikkat
çekilmektedir. Horçi uzun Temuçine:
   “Camuha‟yı terk etmemiş olurduk fakat ilahi bir işaret bana (rüyamda) şunları gösterdi.
Beyaz bir inek gelerek Camuha‟nın etrafında dolaştı ve onun çadır arabasını süzdü, sonra da
Camuhayı süzdü. Derken, boynuzsuz (başka) bir beyaz öküz sırtına yüklenmiş büyük bir çadır
direğini çekerek geldi. O, büyük araba izinden, Temuçin‟in peşinden gömürdeyerek geliyor ve
gökle yer, Temuçin‟i ulusun hükümdarı ilan ettiler. ġimdi (Temuçin) ulusu idaresine alsın diyordu.
Bu hayırlı alametler bana istikbali haber verdi” demiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 30 Aralık 2015, 16:30:12 »

2g. Askeri Alanda Etkileşim



    Etkileşim ve fayda sadece kültürel ve siyasi alanla da sınırlı kalmamış maddi kaynaklarda
kullanılmıştır. Cengiz-Han çağında Moğollara seyahat eden Çinli elçiler, Moğolların çelik
işlemesini bilmediklerini yazarlar. Moğol generalleri ve orduları kendi kılıçlarını Uygurlara
ısmarlardı.Cengiz Han‟ın ordusunda pek çok Türk askerinin varlığı kabul
edilen bir tarihi durumdur. Bunun yanı sıra Türklerin askeri sistemi pek çok unsur gibi Moğollar
tarafından bire bir taklit edilmiştir. Kaynaklardan öğrendiğimize binaen Moğol ordularının
teşkilatlanması büyük Hun Hakanı Mete‟nin kurduğu sistem üzerinde çalışmaktaydı. Cüveyni‟nin
naklettiğine göre: Moğollarda ordu düzenleme sistemi şöyleydi:

  “İnsanları onar onar bölerler, her on kişiden biri diğer dokuzunun emiri olur. On emir
arasından birini yüz kişinin emiri (emir-i sad) yaparlar, geri kalanını onun emrine verirler. Aynı
şekilde insanları bin ve on binlik gruplara koyarlar. Bu şekilde bir emiri on bin kişinin başına
getirirler. Ona emir-i tümen derler. Bir işi önce emir-i tümene havale ederler. O bin kişinin emirine
havale eder. Sırasıyla on kişinin emirine kadar varır.”


             Sonuç



   Dünya tarihinin en büyük fatihlerinden biri Cengiz Handır. 12. Yüzyılın sonlarında
başlattığı ve 13.yüzyılın başlarında büyük başarılar elde ettiği mücadelesi, bugüne kadar ulaşılan en
geniş bitişik sınırlı imparatorluğun doğmasıyla sonuçlanmıştı. Cengiz Han‟ın kurduğu
imparatorluk, Çin, İran, Anadolu, Orta Doğu ve Avrupa‟ya kadar genişlemişti. Bu büyük Fatih‟in
hayatı ve idealleri şüphesiz ilgi çekicidir ve merak konusu olmuştur. Bu konu hakkında en önemli
kaynak 1240 yılında yazıldığı bilinen “Moğolların Gizli Tarihi” adlı eserdir. Bu eseri okuyan her
Türk tarihçisi o dönem Moğol kültürü ve Cengiz Han devleti ile Türk kültür tarihinin önemli
öğeleri olan Hun, Gök-Türk ve Uygur devletleri arasındaki kültürel benzerliği kolaylıkla fark
edecektir.
   Tarihin erken dönemlerinden itibaren benzer coğrafyalarda yaşamış Türk ve Moğol
toplulukları arasında esasında belirgin farklılıklar mevcuttu. Daha erken bir tarihte göçebe
çobanlığa geçen Türklerin, ekonomileri, aile yapıları ve içtimai özellikleri ile Moğolların özellikleri
birbirine benzememekteydi. Sahip oldukları nitelikler sayesinde Türkler daha Hun çağında güçlü
devletler kurabilmişlerdi. Moğollar‟da özellikle Büyük Hun Kağan‟ı Mete döneminden itibaren bu
güçlü Türk devletlerinin hakimiyet sahası altında yaşamışlardır. Göktürk ve Uygur devletleri
içerisindeki tabiyetleri de dikkat çekicidir. Türk kültürünü tanıma ve ondan istifade edebilme
fırsatını ve yeteneğini gösteren Moğollarda, Cengiz Han dönemine gelindiğinde kültürel alandaki
benzerlikler son derece dikkat çekicidir. Cengiz‟in Mogol devletinde gördüğümüz dini hayata dair
unsurlar; eylem ve faaliyetlerinde Türkçe Tengri, Mogolca Tegri‟den yardım beklemesi, kainatın
ve dünyanın güç unsurları olan Güneş ve Ay‟a duyduğu saygı, dini hayat içerisinde şamanist
unsurların varlığı bu alandaki benzerliklerin bir kısmıdır. Devlet anlayışında; cihan hakimiyeti
fikrinin ortaya çıkması, Türkçenin, Moğol devletinde muteber bir dil olması, töre, yasa, gibi esasen
Türkçe kökenli kavramların ve anlayışların uygulanması da dikkat çekicidir. Yine Cengiz Han‟ın
kendi soyunu tıpkı Çin kaynaklarının bize bildirdiği Gök-Türk devlet kurucuları gibi kurt soyuna
dayandırması da üzerinde durulması gereken bir benzerliktir. Cengiz Han‟ın kurduğu devletin belli
bir süre sonra başkent olarak Türklerin kutlu vatanı Ötüken‟i seçmesi ve yine Cengiz Han‟ın tıpkı
Oğuz Kağan gibi doğumundan itibaren ilahi bir görevle ve nitelikle donatılması, Türk kültürünün,
Cengiz Han‟da ve onun kurduğu devlette çok güçlü biçimde etkili olduğunu ispatlamaktadır. Hun
Hakanı Mete‟nin “tüm yay geren toplumları birleştirdim şimdi onlar Hun oldular” Ģeklinde ifade
ettiği millet ve devlet olma anlayışı, Cengiz Han‟ın dilinde “Çadırlarda yaşayan tüm halkları
birleştirdim” şeklinde hayat bulmuştur. Orhun Abidelerinde Bilge Kağan‟ın Türk milletine vasiyet
ettiği “Ötüken” den ayrılmayınız ve burada yaşayınız şeklindeki çağrısına uyanlardan biri de
Cengiz Han olmuştur.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.076 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.