BATU HAN
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 06:30:10


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BATU HAN  (Okunma Sayısı 3765 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 03 Şubat 2015, 17:40:38 »

Çok kısa bir sürede, 13. asır dünyasının yarısına yakın bir kısmına hakim
olan Çingiz Han’ın ölümünden önce, ülkesini dört oğlu arasında paylaştırdığı
bilinmektedir. Bu taksimata göre; büyük oğlu Cuci’ye kuzey-batı, yani Kıpçak
topraklarını, Çagatay’a Türkistan’ı, Ögedey’e Doğu ülkelerini, küçük oğlu
Tuluy’a da merkezi, yani baba ocağını vermişti. Cuci 1227 yılında, bir sürek avı
sırasında ölünce, geriye onsekiz oğlu kalmıştı. Bunların içinde en büyüğü Orda,
sonra Batu geliyordu. Başa geçme hususunda Orda Đçen ile Batu arasında
anlaşmazlık çıkınca, mesele Çingiz Han’a intikal etti. Çingiz, Batu için altın
aksamlı Ak Orda, Orda için de gümüş aksamlı Kök Orda kurdurdu. Altın
gümüşten daha değerli olması hasebiyle, böylece Batu hanlık mevkiine geçmiş
oluyordu. Başka bir hikayede de, büyük oğlunun ölümüne çok üzülen Çingiz
Han, küçük kardeşini Deşt-i Kıpçak’a yollayarak, “Sayın Han” unvanını taşıyan
torununa, babasının makamını vermiştir. Ayrıca, yine Çingiz’in Batu’yu
Karakurum’a çağırdığı ve burada “babasının tahtına çıkmasını” söylediğine dair
rivayetler de vardır. Dolayısıyla daha sonraları Türk tarihinde Altun Orda
ismiyle yerini alan ve bir siyasi teşekkül olan bu devlet, Çingiz’in oğlu Cuci’nin
payına düşen bölgede tesis etti.
Çingiz ölmeden önce üçüncü oğlu Ögedey’in hükümdar olmasını
istemişti. Onun yaptığı işler ve sözlerinin bir hakanınki gibi olduğuna
inanıyordu. Buna rağmen Tuluy, yeni hükümdarın seçilmesi için bütün
kardeşlerinin, amcalarının ve diğer ileri gelenlerin katılmasını düşünerek epey
bir süre bekledi. Ama daha fazla oturmanın da anlamı yoktu. Çünkü pekçok
mesele önlerinde duruyordu. 1228’de toplanan kurultayda Cingiz’in emrine
uyularak, Ögedey han seçildi. Babası zamanında belirlenen yasalara sadık kaldı
ve eski suçlar bağışlandı. Onun zamanında Kore zapt olundu, kuzey Çin
tamamıyla kaganlığa dahil edildi ve 1236-1241 yılları arasındaki batı seferleri
neticesinde Rusya ve Avrupa’nın büyük bir kısmı ele geçirildi.
 Bilindiği üzere Çingiz Han, 1220-1222 yıllarında Türkistan’ı zaptedince
Kuman-Kıpçak yurduyla ilgilenmeye başladı. 1223’de Cebe ve Subutay
Gürcistan üzerinden Kafkaslara girerek, Kuman-Kıpçaklarla karşılaşmıştı. Bu
iki komutan, Kafkaslarda Derbent geçidinde tuzağa düşünce, Kuman-Kıpçaklara
bir elçi göndermişler; Kıpçaklara onlarla aynı soydan geldiklerini söyleyerek
yardım istemişlerdi. Onlar, Kıpçakların desteğiyle Alanları yendiler. Fakat
Çingiz Han’ın hâkimiyet telakkisine göre herkes ona kayıtsız şartsız itaat
etmeliydi ve Kuman-Kıpçaklara boyun eğmeleri için bir teklif yapıldı.

Buna olumlu cevap verilmemesi üzerine Kıpçaklarla savaş kaçınılmaz oldu. Bu sırada Kafkas kavimlerinin aşağı-yukarı hepsi Çingiz Han’ın üstünlüğünü tanıdılar.Fakat bir kısım Kuman-Kıpçak ileri geleni kaçtılar. Köten (veya Kutan), Bastı
gibi Kuman beyleri Rusları, gelen Türk-Mogol kuvvetlerine karşı kışkırttılar. Bu
tehlikenin Kuman-Kıpçak güçleriyle savuşturulacağına inanan Ruslar, Kiev’de
bir toplantı yaptılar. Karşılarındaki ordunun Rus yurduna girmeden
durdurulmasına karar verdiler.

Kabul edilen plan üzerine Rus knezlerinden birçoğu kuvvetleriyle beraber
sefere çıktılar. Onlar Dnepr Nehri boyundaki Zaruba mevkine geldiklerinde,
Türk-Mogol hanedanlığının elçileri ulaştı. Ruslara karşı düşmanlıkları
olmadığını söyledilerse de, Ruslar yine haince bu elçileri öldürdüler.
 Neticede iki ordu Dnepr boyunda yerlerini aldı. Kuman-Kıpçak
kuvvetleriyle takviyeli Rus ordusu çok kalabalık olduğu için Cebe ve Subutay
Noyan, Don Nehri istikametinde geri çekildiler. Ruslar da onlar korktu sanarak
peşlerine takıldılar. Hâlbuki Ruslar, tarihte Turan taktiği olarak bilinen bu savaş
hilesine kanmışlardı. Türk-Mogol kuvvetleri arkalarından gelen Rusların elbet
yorulacağını ve çembere alınacağını biliyordu. Nihayet beklenen oldu, Kalka
Nehri kıyısında 1223 mayısının sonunda meydana gelen savaşta Rus-Kıpçak
müttefik güçleri büyük bir bozguna uğradı. Bu muharebede Kiev knezinin
askerlerinden 10.000 kişinin öldürüldüğü söylenmektedir. Sefere katılan Rus
kuvvetlerinin ancak onda biri yurtlarını yeniden görebilmiştir. Burada esir
alınanların arasında Kiev knezi de vardı. Knez ve yanındakiler tahtalar altına
konularak ezildiler. Ruslar öldürülen elçilerin cezalarını böylece çekmiş
oluyorlardı.

 Ne yazıktır ki bu Türk-Mogol ordusu geri dönüş yolunda Bulgar
Türklerinin saldırısına maruz kalmışlardı. Ancak bu sırada kurultay için
Karakurum’a gitmesi gereken güçler onlarla ilgilenmediği gibi, 1229 yılında
bazı Kuman-Kıpçak ve Saksın kasabası ahalisi Bulgarlar arasına sığınmıştı.
Mogollar bütün bunları unutmadı. 1236’da Türk-Mogol akıncıları Sir Derya’nın
aşağısından Yayık Nehrine doğru ilerlerken bazı Kıpçak boylarını da önlerine
katmışlar ve onlar Đdil Bulgar Hanlığına sığınmışlardı. Dolayısıyla Çingiz’in
torunu Batu Han’ın komutasındaki Türk-Mogol kuvvetlerinin ilk saldırısı Đdil
Bulgarlarının üzerine oldu. Böylece Bulgar ili yerle-bir edildi. Bazı Kıpçak
beyleri direnmeye çalıştılar. Vur-kaç taktikleriyle onları oldukça yıprattılarsa da,
sonunda yakalanmaktan kurtulamadılar. Ancak Batu’nun ordusu içinde KumanKıpçakların
da olduğu bilinmektedir. Bunlar bir cihan devleti kurmak üzere olan
Çingiz’in hâkimiyetini tanıdıkları için bu soydaşlarının durumunu düşünecek
halde değildiler. Arkasından Buz tutmuş olan Đdil Nehri aşılarak, Rus
topraklarına girildi. Böylece Çingizliler tarafından 1238’de, Rusya’nın kuzeyi
tamamen zapt olundu.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 03 Şubat 2015, 17:40:58 »

Batu Han, 1239’da yeniden Kuman-Kıpçak yurdunda görüldü. DonDoneç
havzasındaki Kuman sahasına bir sefer yapıldı. Kalka muharebesinde adı
geçen Kıpçak beylerinden Köten (veya Kutan), o sırada en meşhur
kumandanlardan biriydi. Köten yeni gelen Türk kuvvetlerine karşı şiddetle
mukavemet etti; fakat bunların çokluğu ve gücü karşısında direnemedi. Nihayet
40.000’den fazla Kuman-Kıpçak atlısı Macaristan’a kaçtı. Macar kralı
kendilerine hiç de yabancı olmayan bu akraba topluluğu hemen hizmete almıştır.
Bu arada Macar kralı da Köten’in kızıyla bir izdivaç yaptı. Köten’in kendisi ile
beraber gelen Kıpçakların Hrıstiyanlığı seçtiği ve çeşitli bölgelere
yerleştirildikleri bilinmektedir. Ancak Macarların bu kaçaklara yurtlarında
ikamete izin vermesi, Batu’nun hiddetine sebep olmuş; bunun neticesinde Batu
Han Macaristan’a bir sefer açmıştır. Maalesef bu sırada birtakım kışkırtmalar
yüzünden Köten’in öldürülmesi, Macarları da müttefiksiz bırakmıştır.
Mogolların önünden kaçan Kuman-Kıpçakların bir bölümü Bizans’ın Trakya,
Makedonya ve Anadolu topraklarında da iskân olundular. Kumanlar ile
Macarlar arasında kurulan evlilik münasebetlerine bağlı olarak IV. Laszlo
(Kuman Laszlo) bir Türk prensesinden dünyaya gelmişti. Dolayısıyla Laszlo
döneminde (1272-1290) Kuman-Kıpçak tesiri zirveye çıktı. Fakat 15-16.
asırlardan sonra Macarlar arasında eriyip, gittiler.
Yukarıdan da anlaşılacağı üzere Ögedey zamanında batıya yapılan
seferlerde orduların yönetimi görünürde Batu’nun elindeydi, ama hakikatte
onları sevk ve idare eden, meşhur komutan Subutay’dı. 1236’larda başlayan bu
harekatın asıl sebebi yukarıda da belirttiğimiz üzere, 1223 senesinde Đdil
boyundaki keşifler esnasında, Don Nehri civarındaki Bulgarların düşmanca
tutumlarıydı. Sonuçta başta Bulgar şehri olmak üzere, pekçok yerleşim birimi
ortadan kaldırıldı. Bu sırada Rus knezleri (beyleri) arasındaki anlaşmazlıklar
yüzünden, savaşlar çıktı. Gerçekte bu durum, Ruslar açısından müspet sonuçlar
doğurdu. Artık güneydeki Kiev Rusyası değerini yitirerek, kuzeydeki Moskova
bölgesi yükselişe geçti.
Türk-Mogol kuvvetleri planlandığı biçimde seferin ilk aşamasını
tamamladılar. Rusların karşılarına ciddi ve organize bir güç çıktığında, hiç de bir
tehlike olmadıkları anlaşıldı. Arkasından Kuman-Kıpçaklara da bir darbe indiren
Batu Han, 1241 tarihinde Kiev’i zaptederek, adeta Avrupa’nın göbeğine daldı.
Bu suretle 1240-41 seferi başarıyla neticelenmiş, binlerce km. genişliğindeki
Doğu Avrupa sahası ele geçirilmişti. Çingiz sağlığında bu bölgelerin Cuci’ye
verileceğini söylediğinden, Batu’nun zaptettiği yerler de dolayısıyla kendisinin
olacaktı. Batu 1241 yılında Đdil Nehrinin aşağı kesimlerine gelerek Orda’sını
(başkent, karargâh), yani merkezini kurdu. Burasına Saray adını verdi. Kısa
zamanda eski Bulgar ve Đdil şehirlerinin yerini aldı. Bu bölgelerin en önemli
siyasi merkezi oldu.

Ögedey, batı seferlerinde Subutay’a yardımcı olsun diye Batu (Cuci’nin
oğlu), Börü (Çagatay’ın oğlu), Güyük (Ögedey’in oğlu) ve Mengü (Tuluy’un
oğlu) gibi tiginleri vazifelendirmişti. Aslında bu akına büyük oğulların
katılmasını Çagatay önermişti. Böylece ordunun kuvvetinin ve itaatın büyük
olacağına inanılıyordu. Maalesef bir müddet sonra bu kardeş çocuklarının
arasının açıldığını görüyoruz. Tiflis’in zaptı esnasında Batu yeğenleriyle beraber
bir kurultay toplamıştı. Mecliste herkesten önce içmiş ve bu durum da Börü ile
Güyük’ün hoşuna gitmeyince, toplantıyı terk etmişlerdi. Çünkü kendilerini Batu
ile eş görüyorlardı. Ama gerçekte en yaşlıları da Batu’ydu ve büyük han
tarafından onların lideri seçilmişti. Dolayısıyla Batu, bu olayı Ögedey’e anlattı.
O da, herkesin içinde bu yaptıklarından dolayı Güyük’ü azarladı. Başarının
kendine değil, bizzat Subutay’a ait olduğunu söyledi. Belki de Çingiz’in
torunları arasındaki mücadelelerin ilk ciddi tohumları bu sırada atıldı.
1242 tarihlerinde Çagatay Han ile Ögedey vefat ettikten sonra, Mogol
beyleri arasında kıyasıya mücadeleler başladı. Đlk önce Çagatay ve Ögedey’in
çocukları birleşerek Tuluy ve Cuci nesline karşı çıktı. Sonra da Çagatay
ahfadıyla, Ögedey’inkiler arasında mücadeleler oldu. Hepsi yeni ganimetler ve
topraklar peşine düştü. Devlet yeni bir han seçilinceye kadar Ögedey’in eşi,
Töregene Hatun tarafından idare olundu. Ögedey sağlığında varis olarak
kaganlığa üçüncü oğlu Küçü’yü tayin etmişti; fakat o Sunglarla yapılan bir
savaşta ölünce (1236), Küçü’nün büyük oğlu Şiremen müstakbel kagan olarak
belirlendi. Töregene, 1246’da Batu’ya rağmen, oğlu Güyük’ü han seçtirdi. Bu
durum ülkede bir karışıklığa sebep olacaktı ki; Güyük’ün ölümü ile ortalık
tekrar sakinleşti. Muhtemelen o Batu tarafından bir şekilde ortadan kaldırılmıştı.
Yine devletin başında bu sıralarda bir kadın olan Güyük’ün hatunu OgulKaymış’ı
görüyoruz. 1248’den 1251’e kadar devlete o başkanlık etmiştir.
Bundan sonra hükümdarlık Çingiz’in küçük oğlu Tuluy nesline geçti. Tuluy’un
oğlu Mengü’nün tahta çıkmasını herkes onaylamak zorunda kaldı. Mengü
Kagan talihsiz yeğenlerini acımasızca cezalandırmıştı. O, Güyük’ün ölümü
üzerine hanlığa naiplik etmiş olan karısı Ogul Kaymış’ı da bir çuval içinde suda
boğdurdu. Başa geçtiğinde 43 yaşında olan Mengü, Çingiz Han’dan sonra
Mogol kaganlarının en dikkate değer olanıdır. Az konuşan, debdebe ve
gösterişten uzak, sadece av sırasında dinlenen bu kagan atasının yasasına ve
hükümlerine yeniden büyük önem verdi.
Elbette ki Çingiz’in torunları arasında en büyükleri ve dirayetlisi olması
hasebiyle Batu’nun yeri bambaşkaydı. Çingiz yasalarının icabından dolayı,
Karakurum’daki hana bağlı gözüküyorsa da, aslında herkes onun gücünün
farkındaydı. Batu Han, Đrtiş Nehri boyundan, Aral Gölü’nün kuzey çevresi de
dahil olmak üzere Kama ve bütün Đdil havzası, Özü ve Turla (Dnestr)
mıntıkasına kadar uzanan geniş bir sahada yeni bir idari sistem kurdu. 1255
yılına kadar yaşadı ve o “Sayın Han” unvanını taşıyordu.
Öbürleriyle karşılaştırdığımızda Çingiz soylular içerisinde en akıllıları ve
güçlüleri Cuci nesli çıktı. Onlar, hem Deşt-i Kıpçak’a, hem de Sibirya’nın büyük
bir bölümüne hakim olarak neredeyse 16. asrın sonuna kadar varlıklarını
sürdürdüler. Ayrıca Batu Han’ın kumandasında fetihler yapan kuvvetlerin
600.000 kişiden ibaret olduğu söylenmektedir. Bu insanların sadece 60.000
kişisi Mogol asıllıydı. Bununla beraber, Reşideddin’in bize aktardığı Çingiz
Han’ın vasiyetine göre, büyük kagan Batu’ya ancak 4000 esas Mogol veriliyor,
geri kalan ordular ise müttefik Türkler olan Kıpçaklar, Bulgarlar, Oguzlar ve
diğerlerinden meydana geliyordu. Bu da bize, Altun Orda Hanlığının kısa bir
süre içinde nasıl Türkleştiğini ve Müslümanlaştığını göstermeye yetmektedir.
Batu’nun ölümünün ardından başa geçen Berke döneminde Altun Orda’ya
Đslamiyet nüfuz ettiği gibi, Berke Han kendi adına para bastırarak, adeta
Karakurum ile olan bağını da kopardı.
Neticede iktidar kavgaları ve çekişmeleri yüzünden koskoca Altun Orda
Hanlığı parçalandı. Onların bu mücadeleleri Rusya’nın yükselmesine yaradı. O
zaman beylerin gözlerini sadece şahsi çıkarlar bürümüştü. Hanların ve boyların
birbirleriyle mücadelesi kendi kendilerini tüketti. Bu suretle 16. yüzyılın
başında, vaktiyle Doğu Avrupa’nın en kudretli devleti ve Moskova knezliğinin
yükselmesinde büyük payı olan Altun Orda tarihten silindi. Onun yerine Kırım,
Kazan ve Hacı-tarhan’da yeni hanlıklar kuruldu. Bunların hepsi Altun Orda’nın
varisi olarak kendilerini gördüler, ama hiçbirisi de bu devletin yerini
dolduramadı.

Prof.Dr Saadettin Gömeç
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.