Türk milletine hizmet edenler....
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Ocak 2020, 06:18:43


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk milletine hizmet edenler....  (Okunma Sayısı 6776 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ATABEK
Ziyaretçi
« : 19 Kasım 2009, 11:10:07 »

TÜRK MİLLETİNE HİZMET EDENLER;

Türk Bağımsızlık Önderleri; Türk Aydınları, Türkçe’nin ve Türklüğün Bayrak İsimleri, Türk Bilim, Kültür ve Sanat Adamları:

A- TÜRKİYELİ VE BALKANLI AYDINLAR, ÖNDERLER:

1) Cumhuriyet Dönemi:

Mustafa Kemal ATATÜRK: 1881 Selanik-1938 İstanbul. T.C. Devletinin kurucusu. Asker, Devlet adamı, Nutuk adlı eserin yazarı. "Ne Mutlu Türküm Diyene" özdeyişini söylemiştir.

Ömer Seyfettin: 1884 Balıkesir Gönen- 1920 İstanbul. Asker, yazar. Hikaye kitaplarıyla tanınmıştır.

Arif Nihat Asya: 1904-1975. Şair. Öğretmen, Bayrak şiiri meşhurdur.

Dr. Sadık Ahmet: 1945-1997. Batı Trakya Türkleri, İnsan Hakları Lideri, Yunanistan.

Aşık Veysel Şatıroğlu: Sivas, 1894-1973. Halk şairi

Mehmet Emin Yurdakul: 1869-1944. Şair.

Nihal Atsız: 1905-1975 Bozkurtlar romanı yazarı.

İgnacz Kunos: 1860-1945. Macaristan vatandaşı Türkolog. Aslı Kuman Türkü. Macarca Kun-Kunos; Kuman, Kumanlı anlamında. 5 yıl Türkiye'de kaldı Türk Halk Ürünü; Türkü, mani ve masalları derleyip yayınladı.

Orhan Saik Gökyay: 1944. Şair. Bu vatan kimin şiirini yazdı.



2) Selçuklu ve Osmanlı Dönemi:

Ahmet Gülşehri: 1250-1335. Kırşehir. Anadolu'daki ilk Türkçecilerden. Mevlevi. Fütüvvetname ve Mantıkuttayr adlı eserleri var "Ne derviş isteriz sahip ne sultan, Ne dert işimize gelir ne derman"

Süleyman Türkmani: 1214-1281. Kırşehir. Mevlevi. Tezkerei Evliya adlı eseri var.

Yunus Emre: 1241-1321. Kırşehir, Eskişehir, Karaman. İlk Türkçeci Tasavvuf Şairi. Divanı var. Sevginin Ozanı

Aşık Paşa: 1272-1333, Kırşehir Anadolu’daki ilk Türkçeci. Garipname adlı eseri var.

Nasreddin Hoca: 1208-1284 Akşehir. Halk filozofu, nüktedan-mizah ustası, güldürücü, düşündürücü, uyarıcı fıkraları vardır.

Piri Reis: 16.yy. Denizci, Haritacı. Karamanlı.

Katip Çelebi: 1609-1658. Takvimü Tevarih, Fezleke ve Keşfiizzünun yazarı. Adı Mustafa.

Evliya Çelebi: 1611-1682. Seyehatname yazarı,Kütahya.

Süleyman Çelebi 1342-1421 Bursa. Mevlit yazarı.

Pir Sultan Abdal: 1520-1565. Ozan, Sivas.

Vani Mehmet Efendi: 1620-1685. Araisül Kuran ve Nefaisül Furkan adlı eserin sahibi. İslamİyetle Araplığı ayırmış, Türk düşmanlığına karşı çıkmış. Mezarı Bursa’da. Zülkarneyn Peygamber; Oğuz Kağan’dır demiş

Koçyiğit Köroğlu: Ozan, zulme başkaldırıda halkın sesi, halk kahramanı. Bolu, Kars, K.Maraş, Türkmenistan.

Dadaloğlu: Ozan, halkın özgür ve cesur sesi. Çukurova. 1785-1868

Karacaoğlan: Ozan. Aşk şiirleri , Çukurova, Toroslar. 1606-1689

Ercişli Emrah: Ozan. 17. yy.

Süleyman Paşa: 1838-l892.Kastamonulu. Asker ve yazar.

Ahmet Vefık Paşa: 1823-1891 Vali, sadrazam, yazar.



3) Azerbaycan, Irak Ve İlk Dönem Selçuklu, Osmanlı Aydınları, Önderler:

Kutalmışoğlu Süleyman Şah: 1078-1086. Anadolu Selçuklu Devleti kurucusu. İznik.Caber Kalesi,Suriye.

Kılıç Arslan: 1092-1107. Anadolu Selçuklu Sultanı. Anadoludan Türkleri, Kudüsten Müslümanları çıkarmak isteyen Haçlı Ordusuyla savaştı

Çaka-Çakan Bey: 1080-1091. İzmir beyi. Anadolu’da ilk donanma kuran Türk komutanı.

Ertuğrul Gazi: 1188-1281. Oğuz, Kayı boyu beyi. Gündüz Alpin oğlu ve Osman Gazinin babası.

Osman Gazi: 1281-1324 Osmanlı devleti kurucusu.

Karamanoğlu Mehmet Bey: 1277’de Türkçeyi resmi dil olarak kabul etti. Karaman

Mirza Küçük Han: 1881-1921. Güney Azerbaycanın bağımsızlığı için mücadele etti. İttihadı İslam Cemiyetini kurdu. Cengelliler Hereketi liderliğini yürüttü Dış destek bulamadığı için başarılı olamadı

İmadettin Nesimi: 1369. Azeri. Şair, Felsefeci

Fuzuli: l6.yy. Azeri. Şair.

Habibi: 1470-1520. Azeri şair.

Genceli Nizami: 13.yy. Hüsrev ve Şirin yazarı

Mehmet Emin Resulzade: 1884-1955. Azerbaycan bağımsızlık önderi.(1918)

Serdarı Milli Settar Han: 1914. G. Azerbaycan bağımsızlık önderi

Şeyh Mehmet Hıyabani: 1880-1920. G. Azerbaycan bağımsızlık önderi.

Ruhi: Irak Türkmeni, Şair.

Uzun Hasan Bey- Hasan Padişah: Akkoyunlu Devleti Hükümdarı (1340-1502). Kuranı Kerimi Türkçeye çevirtti. Türk tarihini araştırıp eser yazdırdı.



B- TÜRKİSTANLI AYDINLAR, ÖNDERLER:

l) Devlet Adamları-Askerler:

Alper Tunga: İ.Ö 653-625; Saka Hakanı. Bir görüşe göre;Pers şahı2. Kiros-Keyhüsrev döneminde İ.Ö 555 de öldürüldü.

Tomris Hatun: İ.Ö. 625 Azerbaycan. Saka Hakanı, Medleri yendi.Pers döneminde 529’da savaştığı ileri sürülüyor

Teoman-Tuman-Duman: İ.Ö. 240-209 İlk Kun-Hun Türk Devlet Hakanı

Mete Han (İ.Ö: 209-174) Gökhun-Kun Hakanı Onlu Ordu Sistemini oluşturdu.

Oğuz Han İskit Hakanı, İ.Ö. 496-436. Ötüken. 24 Türk boyunu bir araya getirerek Oğuzlar adıyla bir Türk birliği kurdu. Kurultayda Oğuz Kağan unvanı verildi.

Bumin Kağan: 552. Göktürk Devleti kurucusu. Ötüken.

İstemihan: 557. Göktürk Hakanı.

Toraman: 515. Akhun devleti hakanı. Aksuvarınoğlu.

İlteriş Kutluk Kağan: 680-692. İkinci Göktürk devleti kurucusu.

Bilge Kağan: 684-734. Göktürk hakanı, Orhun Abidelerini diktirdi.

Gültekin: 685-731. Bilge Kağanın kardeşi. Göktürk orduları komutanı.

Kürşad: 639. Hun Türkleri, 630 yılından beri devam etmekte olan Çin esaretine karşı, Kürşat önderliğinde ayaklandı, ancak başarılı olamadılar Kürşat, Türklerin gönlündeki hürriyet meşalesini yakan Alperenlerin lideri.

İnal Böğü; 716. Göktürk hakanı. Kapgan Kağanın oğlu. İnallı göçebe Türk oymakları bunun soyundan gelse gerek.

Kutluğ Bilge Gül Kağan: 745. Uygur Devleti kurucusu. Orhun nehri kıyısında Ordubalık şehrini kurdu. Yerleşik hayata ilk geçen Türk boyları; Uygurlar ve Tatarlardır.

Bayınçur: Uygur Kağanı.

Alp Kutluk Bilge Kağan: Uygur Hakanı.

Aslan Kağan: Uygur Hakanı.

Alptekin: 962. Karluk. Gazneli Devleti kurucusu. Diğer önemli Hakanlar, Sebüktekin, Sultan Mahmut.

Manas: 992. Kırgız halk kahramanı. Er Manas’ın hayatını anlatan Manas Destanı; dünyanın en uzun destanıdır.

Selçuk Bey: 960-1009. Oğuz- Kınık boyundan. Büyük Selçuklu devleti kurucusu. Dokak beyin oğlu.

Tuğrul Bey: Büyük Selçuklu Sultanı.

Çağrı Bey: Selçuklu komutanı, Tuğrul Beyin kardeşi.

Alparslan: (1029-1072) Selçuklu Hakanı. Malazgirt savaşını kazanarak Anadoluyu Türklere yurt yapan komutan.

Turan Şah: 1085-1097.Kirman Selçuklu Sultanı.

Saltuk Buğra Han: 893-959. Karahanlı hükümdarı. Kaşgar. ilk Müslüman olan hükümdar.

Razıyye Hatun: 1236. Delhi Türk Sultanı. İltutmuşun kızı. Askeri valiler sultanlığına karşı çıkarak ayaklandılar, îç savaşta öldürüldü.

Babür Şah: 1483-1530. Hindistan, Pakistan ve Afganistandaki Babürlü devleti kurucusu. Cengiz Han ve Emir Timur'un torunu. Babürname adlı hatıratın yazarı.

2) Bilim, Kültür ve Sanat Adamları:

Dede Korkut: 4. ve 5. yy. Bilge, filozof. Türkistan. (216,244 – 350,552)

Ali Şir Nevai: 1441-1501. İlk Türçeci yazarlardan. Herat. Aslen Uygur Türkü. Muhakemetül Lügateyn, Hamse adlı eserin yazarı.

Yusuf Has Hacip: 1019-1069. Balasagun. Kutadgu Biliğ’in yazan.

Mahtum Kulu: 1733-1798. Türkmen şairi. Aşkabat.

Kaşgarlı Mahmut: 1074. Divanı Lüğatit Türk’ün yazarı.

Edip Ahmet Yükneki: 12. yy. Atabetül Hakayık. Taşkent’li. Şair ve yazar.

Abdülkadir Meragi: 1353-1435. Besteci. Azeri. Herat.

UluğBey: 1394-1449. Semerkant. Astronom. Emir Timurun torunu. Kurduğu rasathanede Ali Kuşçu, Mesut Kaşi gibi bilim adamları yetişti. Semerkant Emiri. Asıl adı Muhammet Turgay.

Biruni: 973. Ay haritası ve atlasında adı bulunan Türk astronom.

Nasireddin Tusi: Türk astronom.

Farabi: 870-950. Asıl adı Muhammet Tarhan Uzluk. Oğuz. Türkistanlı Filozof.

Mahmut Carullah Zemahşeri: 1134. Keşşaf Tefsiri ve Arapça-Farsça-Türkçe sözlük yazdı. Özbekistan-Harzemli.

Faraplı İsmail Cevheri: Lügat kitabı yazarı.

Şekkaki: 15. yy. Semerkant. İlk Türkçe divan yazan şairlerimizden.

3) Son Dönem Türkistanlı Aydınlar, Önderler:

İ. Yusuf Alptekin: 1901-1995. Uygur. Doğu Türkistan’lı. Bağımsızlık önderi. Türkiye’ye geldi ve İstanbul’da öldü.

Osman Batır: 1898-1951. Kazak. Doğu Türkistan bağımsızlık önderi.

Canım Han Hacı: 1933-1946. D. Türkistan bağımsızlık önderlerinden.

Ali Beğ Hakim: 1933-Kazak D. Türkistan bağımsızlık önderlerinden.

Ebül Gazi Bahadır Han: 1603-1663. Özbek. Hive Hanı. Şecerei Terakime ve Şecerei Türk eserleri yazarı.

Fazlullah Reşidettin Tabip: 1248-1318. İlhanlı devleti veziri. Camiut Tevarih yazarı (Türk Tarihi ve Oğuz Kağan Destanı).

Süleyman Çolpan: 1917. Özbek şair "Ağlama yurdum, gerçi bu gününde yoksa da bahar-Gelecek günlerde bahtın yıldızı parlayıp yanar." Adlı şiir onundur.

Esferayinli Hasanoğlu: 13. yy. Horasanlı şair.

Mehmet Emin Buğra: Uygur. Doğu Türkistanlı aydın.

Ali Han Töre: D. Türkistan bağımsızlık önderi. 1944. "Milletimiz Türk, Dinimiz İslam ve vatanımız Türkistan" sözünün sahibi.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATABEK
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 19 Kasım 2009, 11:10:43 »

C- İDİL, KIRIM VE KAFKASYALI AYDINLAR, ÖNDERLER:

İsmail Gaspıralı: 1851-1914. Kırım Tatarı. Yazar, gazeteci. Türk Dünyasının, dilde, fikirde, işte birliği için mücadele eden aydın

Yusuf Akçura: 1876-1935. Kazan Tatarı, Yazar

Prof Zeki Velidi Toğan: 1913-1944. Başkırt Yazar.

Abdullah Tukay: 1886-1913. Kazan Tatarı. Şair.

Mir Sait Sultan Galiev: 1892-1940. Tatar, Aydın.

M.Ayaz İshaki:1900-1945

A Battal Taymas: Kazak tarihçi.

S. Maksudi Arsel: 1917. Tatar. Yazar.

Süyümbike Hatun: 1519-1557. Kazan tatarı. Halk kahramanı.

Ural Batır: Başkırt. Halk kahramanı.

Prof. N.F.Katanov: 1862-1922. Hakas. Dilbilimci. 60 bin kelimelik Türk Lehçeleri Sözlüğünü meydana getirdi. Sagaylar, Tuva Dili, Şamanlık konularında araştırma inceleme ve 48 Türk lehçesinin karşılaştırmalı analizini yaptı, Türkolojinin ana kaynağı bu eser 1600 sayfadır.

Mağcan Cumabayev: 1893-1938 Kazak. Yazar.

Abay Kunanbayev: 1845-1904. Kazak. Şair.

Muhtar Avezov: Kazak aydını

M. Çokay: Kazak aydını (1922)

Sahabettin Mercani: 1818-1889. İdil. Aydın.

K.Abdülkadir Naşiri: 1824-1902. İdil. Aydın.

Hüseyin Feyzhani: 1826-1866. İdil. Aydın.

İdegey:1352-1419. Tatar. Halk kahramanı

Ali Kezer'in Türk Dünyası ve Yörükler adlı kitabından alıntıdır...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 13 Kasım 2018, 15:02:17 »


A. Künyesi

Bîrûnî'nin künyesi müellifler tarafından genelde, Ebû Reyhân el-Müneccim el-Bîrûnî,1 Muhammed b. Ahmed Ebû Reyhân el-Bîrûnî el-Harezmî,2 Ebû Reyhân Müneccim el-Bîrûnî,3 Üstâd Ebû Reyhân Muhammed b. Ahmed el-Bîrûnî4 şeklinde kaydedilmektedir. İsim ve künyesinde eski müellifler arasında belirgin bir ayrılık olmadığı gibi, son dönem araştırıcıları da yukarıdaki künyelerden birisini tercih etmektedir.5 Kendi eserlerinin üzerinde de künyesi, Ebî er-Reyhân Muhammed b. Ahmed el-Bîrûnî olarak yazılmasına rağmen, Tahdîd Nihâyâtü'l-Emâkin li Tashîh-i Mesâfâtü'l-Mesâkin adlı eserinde küçük bir farklılık dikkatimizi çekmektedir. Bu eserinin üzerinde nisbesi, Bîrûnî olarak değil Beyrûnî şeklinde kaydedilmiştir.6

B. Ailesi
Bîrûnî'nin elimizde mevcut olan eserlerinde ve diğer kaynaklarda ailesi hakkında bilgi yok denecek kadar azdır. Bu sebeple anne-baba ve nesebini tespit etmek şu andaki bilgilere göre mümkün görünmemektedir. Bir şiirinde kendisi de bunu ifade etmiştir:

Zeki Velidi Togan, Bîrûnî'nin annesinin odun toplayan bir kadın olduğunu söyler ama bunu doğru kabul etmek mümkün değildir. Tavit Tancî onun ilme düşkünlüğü sebebiyle kendinden ve ailesinden bahsetmeye zaman bulamadığını7 belirtmektedir. Nitekim Bîrûnî'nin kendi ifadelerinden bilime çok erken yaşlarda başladığı, daha 18 yaşında enlem ve boylam ölçümleri yapabilecek seviyeye geldiği anlaşılmaktadır.8 Bu sözleriyle Bîrûnî'nin, anne ve babasının fakir olduklarını sonucu çıkarılabileceği gibi, Müslüman olmadıklarını söylemek istemiş olması da mümkündür.

C. Doğum Yeri
Bîrûnî, Makâle fî Hikâyet-i Ehli'l-Hind fî İstihrâci'l-Umr adlı eserinde kendi doğum yerini, "Benim doğum yerim şimal tarafında enlemi 41dakika 20 derece olan ve Medinetü's-Selam'dan doğuya doğru tam bir saat olan Harezm şehridir. Doğum günüm Perşembe günü 3 Zilhicce 362 senesidir"9 şeklinde belirtmektedir. Bununla birlikte, Bîrûnî nisbesinin bir yerleşim yerine mensubiyetini gösteriyor olabileceği ihtimaliyle doğum yeri konusunda görüş ayrılıkları meydana gelmiş, müellifler bu yerleşim yerinin nerede olabileceğini, Bîrûnî nisbesinden yola çıkarak tespit etmeye gayret etmişlerdir. Örneğin, İbn Ebî Usaybia, 10 İbn-i Saîd, 11 Hansârî,12 ve Şehrezurî'ye13 göre, Bîrûnî sıfatı, Ebu Reyhan'ın, Sind'de bir şehir olan Bîrûn'a mensubiyetini belirtir. Dolayısıyla doğum yeri bu şehirdir.
Sem'ânî,14 Yâkût,15 Muhammed Abdulvahap el-Kazvînî,16 Hacı Halîfe,17 Ebu'l-Hasan Dehkan18 Bulgakov,19 G. Allana20 gibi müelliflere göre ise, Bîrûnî nisbesi Harezm'in dışına delalet etmektedir, dolayısıyla Bîrûnî Harezm'in dış sokaklarında dünyaya gelmiştir.

Zeki Velidi Togan, Günay Tümer ve Aslan Terzioğlu'na göre Bîrûnî, Türkmenistan'0aki bugün Kalpakskaya Şahabbas Veli adıyle bilinen Medine el-Harezm şehrinin Kâs denilen dış semtinde dünyaya gelmiştir.21

Yukarıda da geçtiği gibi, Bîrûnî, Harezm'de doğduğunu açıkça belirtmektedir. Bunun yanında Tahdîd adlı eserinde yine Harezm'den "vatanım" diye söz etmektedir.22 Aktarmaya çalıştığımız bilgiler ve kendi ifadelerini değerlendirdiğimizde Harezm'de doğduğu konusunda şüphe kalmamaktadır.
Ç. Vefat Tarihi
Yukarıdaki bilgilerden anlaşıldığı gibi, Bîrûnî'nin doğum tarihinde bir ihtilâf görünmemekle birlikte aynı şeyi ölüm tarihi hakkında söylemek mümkün değildir. Vefat tarihi ile ilgili müellifler tarafından aktarılan farklı rivayetler bu konuyu araştıranlar arasında tartışmalara sebeb olmuştur. Bu tartışmalar bazen doğum tarihinin de yanlış olabileceği fikrini gündeme getirmiştir.

Bîrûnî'nin ölüm tarihiyle ilgili tartışmaya yol açan sebeblerden en dikkat çekeni yukarıda belirtildiği gibi, Yâkut'un, rakamla kaydettiği 403 tarihidir.23 Zeki Velidi Togan, bu tarihin 443/1051-52'den galat olduğunu kabul etmek suretiyle, Bîrûnî'nin kendi ifadesiyle telif etmeye çalışır.24 Sayılı ise, "Bîrûnî'nin ölüm tarihinin gününe varıncaya kadar tafsilatlı bir şekilde kendi talebesi Ebu'l-Fazl es-Serahsî tarafından intikal ettiğini, bu durumun hatanın ölüm yılında değil de doğum yılında olduğu ihtimalini akla getirdiğini"25 belirtmektedir.

Bîrûnî, doğum tarihiyle ilgili bilgiyi kendisi verdiği gibi yaşının 80'i geçtiğini de kendisi bildirmektedir. Bu konuda verilen tarihler bir değerlendirilmeye tabi tutulduğunda kendi ifadelerine öncelik tanımak zorunda olduğumuz açıktır. Yaşının 80'i geçtiğini söylediği yıllarda gözlerinin ve kulaklarının zayıfladığını da söylemesine rağmen,26 zihninde herhangi bir problem yaşadığına dair bir şey belirtmemektedir. Dahası o, bu günlerde Saydale gibi ciddi bir eseri dikte ettirmekle meşguldür. Yine Yâkût'tan gelen bir rivayette, vefatından birkaç dakika önce bir dostuyla ferâizle ilgili bir problem çözecek27 kadar aklı başındadır. Bu durumda yaşının 80'i geçmesi ile ilgili sözlerinin herhangi bir hata veya zihinsel özürden kaynaklandığını söylememiz imkansızdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #3 : 13 Kasım 2018, 15:04:28 »

D. Milliyeti
Bîrûnî'nin ailesi ile ilgili malumat eksikliği milliyeti ile ilgili farklı iddiaların ortaya atılmasına sebep olmuştur. Onun Arap,28 Fars29 ve Harezmli30 olduğunu savunan görüşlerin yanında, "Bîrûnî, İbn Sînâ ve Fârâbî gibi âlimlerin Fars olduğu konusunda şüphe yoktur"31 diyebilecek kadar mutaassıp iddia sahipleri de bulunmaktadır. Hemen belirtmekte fayda var ki onun Arap olduğunu iddia edenlerin dayandıkları deliller, üzerinde durmaya değmeyecek kadar sathidir. Milliyeti konusundaki tartışmalar daha çok Fars veya Türklüğüyle ilgilidir.
Elimizdeki bilgiler, Bîrûnî'nin Türk olduğu konusunda şüphe bırakmayacak deliller ortaya koyar. Bu delilleri maddeler halinde şöyle inceleyebiliriz:

a- Bîrûnî Saydane adlı eserinde, "ben gerek Arapçayı ve gerek Farsçayı sonradan öğrendim. Bunların ikisi de benim ana dilim değildir. Bununla beraber bana; Arap dili ile hicvedilmem Farsça meth ve sitayiş edilmemden daha hoş gelir. Bu sözümü; Farsçaya çevrilmiş olan bir ilim kitabının ciddiyet ve revnakının gittiğini ve parlaklığının sönerek küsufa uğradığını ve gölge altında kaldığını, artık ondan istifade etmenin mümkün olmadığını takdir edebilenler tasdik ve kabul ederler. Farsça; yalnız, kisralara dair verilen haberlere ve gece masallarına yarar"32 demektedir. Bîrûnî, "Farsça ve Arapçayı sonradan öğrendim" dediğine göre bu iki dilin ana dili olması mümkün değildir. Ana dili olmadığına göre onun Arap veya Farisî olduğu da düşünülemez.

b- Âsâru'l-Bakıye adlı eserinde Harezmliler'i "İran ağacının bir dalı"33 olarak nitelendirdiğine göre Harezmcenin de Farsça veya Farsçanın bir dalı olması gerekir. Bu durumda Harezmcenin de Bîrûnî'nin ana dili olduğunu söyleyemeyiz. Bölgede, Bîrûnî'nin ana dili olma ihtimali olan bir başka dil Soğdca'dır. Bîrûnî'nin kendi ifadesine göre, Harezmce ve Soğdca ilim dilidir. Çünkü o, Harezm ve Soğd dilinde yazılmış eserlerden bahsetmekte, hatta Kuteybe b. Müslim'in Harezm ve Soğdluların eserlerini yaktığını, bilim adamlarını öldürdüğünü ve tarihlerini yok ettiğini belirtmektedir.34 Bîrûnî'nin Harezm ve Soğd kültürü ile ilgili verdiği bilgilerden Harezm dilinin iptidaî bir dil olmadığı, aksine bilim dili olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan Bîrûnî, Kitâbü's-Saydale adlı eserinin ön sözünde, "dünyanın her tarafında Arapçaya kitaplar tercüme edilmiş ve ilimler bu dile çevrilmiş olmakla Arapça zenginleşmiş ve gönüllerde yer bulmuş ve bu dilin güzelliği gönüllerden damarlara geçmiş ve işlemiş bulunmaktadır. Bununla beraber herkes kendisinin alışkın olduğu akranlarının arasında konuşup görüştüğü dili, ana dilini daha hoş ve daha tatlı bulur. Ben bunu kendi nefsimden biliyorum. İlim dili olan Arapça yerine benim ana dilim ile ilim tespit edilmiş olsaydı oluk üzerine çıkmış olan deveye veya tarla sürmek için çifte koşulmuş olan zürafaya şaşıldığı gibi şaşılır ve hayret edilirdi"35 demektedir.

Bîrûnî'nin bu ifadelerinden Arap, Fars veya Harezmli olmadığı gibi Soğd milletinden olmadığı da açıktır. Zira bir taraftan Harezmlileri "İran ağacının bir dalı" olarak nitelendirmekte, Harezm ve Soğd kültüründen bahsetmekte, diğer taraftan ana dilinin bilim dili olmadığını ifade etmektedir. Türkçenin Harezm bölgesinde X. özellikle XI. yüzyılda etkili olmaya başlaması XIII. yüzyılda olgunluk devresine ulaşarak Harezm Türkçesine dönüşmesi36 düşünülürse, Bîrûnî'nin X. yüzyılda bilim dili olmadığını söylediği ana dilinin Türkçe olma ihtimali çok yüksektir.

c- Bîrûnî'nin eserlerinde Türkçe konuştuğunu ima eden cümlelerine şahit oluyoruz. Sir Derya havzasındaki Sütkentli bir Türkmen tabibin mumyalarından bahsederken Türkmenceyi daha çocukluğunda bilen birisi sıfatıyla anlatmaktadır. Cemâhir adlı eserinde geçen bu ifadeler şöyledir. "Delikanlılığımda bir ihtiyar Türkmen hatırlarım. Bu ihtiyar Sütkent hududundan her yıl Harezmşâh'a gelir ve kendi yapmış olduğu nebati mumya ve saireden mürekkep birtakım hediyeler getirirdi. Bu ihtiyar, ilaçları tamamıyla otlardan yaptıklarını ve otlardan yapılan ilaçların tesirlerinin daha fazla ve daha çabuk olduğunu iddia ederdi."37
Yine Türkçe konuştuğunu düşünmemize zemin hazırlayan Saydane adlı eserindeki cümleleri şöyledir: "Türklerden biri bana bu yağmur taşından bir miktar getirmiş ve bunu benim sevinçle derhal münakaşasız kabul edeceğimi zannetmişti. Ben; bu taşı kabul etmeden önce kendisinden bu taş ile yağmur mevsimi dışında yağmur yağdırmasını, yağmur mevsiminde olursa benim istediğim muhtelif defalarda bunu tekrar etmesini, bu şekilde bana kanaat gelecek olursa kendisine umduğundan fazla ikram edeceğimi söyledim. Bu taş ile yağmur yağdırmaya kalkışan bu kimse, taşı suya daldırdıktan sonra homurdanmaya ve bağırmaya başladı. Fakat yağmurdan bir eser zuhur etmedi. Sadece kendisinin havaya fırlatmış olduğu sular yere düştü."38

d- Tahdîd adlı eserinden Bîrûnî'nin, Cürcanda kaldığı süre içinde astronomik gözlemlerine devam ettiğini, Dünyanın çevresini ölçmek için bir ara Dihistan ve Guzz Türkleri arasındaki bir bölgeye gitmek istediğini fakat parasızlık sebebiyle gidemediğini öğreniyoruz.39 Togan bu konuda, "kendisi Türk olmayan birisinin göçebe Oğuz Türkleri arasına gidip rasat tetkikatında bulunması, bence muhtemel görünmüyor" demektedir.40

e- Bîrûnî, Hint toplumunu ve bilimini araştırmak için Hindistan'a gitmiş ve yıllarca orada kalmıştır. Sanskritçeyi sonradan öğrendiğini belirten rivayetler vardır. Örneğin Yakut, Sanskritçeyi Hindistan'a gittiğinde öğrendiğini belirtmektedir.41 Bu durumda bu dilin de onun anadili olmadığı ortadadır. Diğer taraftan Bîrûnî, Arapça ve Farsçayı sonradan öğrendiğini belirtmekle birlikte Türkçe öğrendiğini gösteren bir kayıt mevcut değildir. Halbuki o, çocukluğunda Türkmen bir ihtiyarla konuştuğunu hatırlamakta, Guzz Türklerinin arasına giderek araştırma yapmak istediğini belirtmektedir. Yine uzak Türk ülkelerinden gelen elçinin "kutup yakınındaki denizin ötesine kadar uzanan memleketinin müntehasında güneşin, geceleri karanlık olmayacak şekilde, mütemadiyen ufkun üstünde kalmak suretiyle devrini yaptığını söylediğinde", Sultan Mahmud bu konunun izahı için Bîrûnî'yi davet etmekte ve meselenin izahını istemektedir.42 Bu durumda Bîrûnî'nin Türkçeyi ana dili olarak zaten bildiğini, Arapça, Farsça veye Sanskritçe gibi sonradan öğrenme ihtiyacı hissetmediğini söyleyebiliriz.

f- Bîrûnî, eserlerinde Türk tarihine ve etnoğrafyasına ait malumat naklederken Türkçe isimleri adeta kendisine has bir Türk şivesi ile yazmakta, q yerine kh, g yerine gh kullanmakta, şark Türkçesindeki g'leri y'lere dönüştürmektedir. Togan, bu dönüşümlerin Harezm Türk ve Peçenek şivesi hususiyetleri olduğunu belirtmektedir.43

g- Bîrûnî, annesi ve babası hakkındaki "Ebu Leheb ve hammaletel hatab" sözleriyle onların, Müslüman olmadıklarını, bu sebeble haklarında konuşmak istemediğini belirtmiş de olabilir. Şimdi bu düşüncemiz doğru ise, Bîrûnî'nin Türk olma ihtimali çok yüksektir. Çünkü X. yüzyılın sonlarına kadar Horasan, Harezm ve Maveraünnehir bölgelerinde hakim unsur oldukları anlaşılan İranlılar tamamen Müslümanlaşmıştı. İran'a İslâm dininin Hz. Ömer devrinde girdiği ve İslâm akınlarının bu dönemde Ceyhun nehrine, yani Maveraünnehir bölgesine dayandığı düşünülürse aradan geçen üç asırlık zaman içerisinde bu bölgede yaşayan İranlılar ve diğer milletlerin İslâm dini konusunda olgunluk devresine ulaştıklarını söyleyebiliriz. Halbuki Türkler bu tarihlerde İslâm dinine yeni girmektedir; ve henüz tamamı Müslüman olmamıştır. Karahanlılar bir taraftan Müslümanlarla savaşırken bir taraftan kendi ırktaşlarından Müslüman olmayanlarla savaşmaktadır. Yengi Kent'ten Cend bölgesine geçen Selçukluların İslâm'a giriş sebebi de ilginçtir. Ebü'l-Ferec bu hadiseyi şöyle aktarır: "Yengi Kent'te Oğuz Yabgusuyle arası bozulan Dukak oğlu Selçuk kabilesi ile beraber gizlice Turan yani Türk diyarından İran diyarına çobanlık etmek bahanesi ile geçtiler. Bunlar İranlıların Müslüman olduklarını görerek 'Biz içinde yaşamak istediğimiz bu memleket halkının dinini kabul etmez ve onların törelerine uymazsak bir kimse bize iltifat etmez ve biz tek başımıza yaşamaya mahkum bir azınlık halinde kalırız dediler.' Bundan sonra Harezm diyarında sürülerini otlattıkları çölün civarında olan Harezm'e ait Zandak şehrine bir elçi gönderdiler.
Şehrin valisinden kendilerine İslâm'ı öğretecek bir âlim göndermesini istediler. Vali bir çok hediyelerle birlikte bunlara bir adam gönderdi..."44 Ebu'l-Ferec'in bu sözleri Farslıların bu dönemde tamamen İslâm'a girdikleri Türklerin ise girme aşamasında oldukları ile ilgili fikrimizi desteklemektedir.

Yine bu devrin özelliğini Bîrûnî'nin, "Oğuzlardan birisi Müslüman olduğunda Türkmân oldu denilirdi"45 sözü bütün çıplaklığıyla anlatmaktadır. Bîrûnî'nin ailesinin Harezm'e dışarıdan geldiğini ve Kâs'ın kenar semtlerinden birisine yerleştiğini bu sebeble kendine "dış" anlamında Bîrûnî nisbesi verildiğini belirtmiştik. Bu bilgileri birleştirdiğimizde şu sonuca ulaşabiliriz. Bîrûnî'nin anne ve babası Harezm'e göç eden Oğuz Türk ailelerinden birisiydi; ve bu göç hadisesi doğumuna yakın bir tarihte vuku bulmuştu.

Diğer taraftan onlar Müslüman değillerdi. Muhtemelen eski dinlerini hâlâ devam ettiriyorlardı; veya henüz İslâm'a girmeden vefat etmişlerdi. Bîrûnî'nin, anne ve babası ile ilgili "Ebu Leheb ve hammaletel hatab" sözleriyle işte bu gerçeği, yani onların Müslüman olmayan Türk ailelerden birisi olduklarını ima etmiş olması muhtemeldir.
Hayat Serüveni
Eylül 973 senesinde Harezm'deki Kâs, bu günkü Şah Abbas Veli kasabasında doğmuştur.46 Bîrûnî'nin doğduğu yıllarda Harezm, doğu ve batı olmak üzere Sâmânoğulları Devleti'ne bağlı iki valilik tarafından paylaşılıyordu. Doğu Harezm, merkezleri Kâs olmak üzere, Harezmşâhlar tarafından yönetilirken, merkezi Cürcâniye/Gürgenç olan Batı Harezm, Me'mûnoğullarının idaresi altında idi. 47

Bîrûnî'nin, Afriğoğullarından Harezmşâhların himayesine ne şekilde girdiği belli olmamakla birlikte, 362/973'te Harezm'de doğduğunu belirtmektedir.48 Diğer taraftan, 380/990'da Harezm'in enlem ve boylamını belirlemek için çalıştığını,49 995'te Harezm yakınlarındaki Ceyhun nehrinin batısındaki Buşkana köyünün ölçümleriyle uğraştığını ifade etmektedir.50 Bu ipuçlarından, Harezmşâhlar ve Me'mûnîlerin Ekim 995'te yaptıkları savaşa kadar Harezm'de yaşadığı anlaşılmaktadır. Yine çocukluğunda Harezm sarayına ilaç getiren Türkmen bir ihtiyarla konuştuğunu hatırladığını belirtmesi,51 18 yaşında enlem hesaplamaları yapabilecek seviyede bilgi donanımına sahip olması, saray eğitimi ve terbiyesiyle büyüdüğünü göstermektedir.
Harezmliler ve Me'mûniler arasında yapılan savaştan52 savaştan sonra Bîrûnî, ana vatanım dediği Harezm'i terk etmek zorunda kalmış ve Ziyârîlerin başkenti Cürcan/Gürgan'a giderek Cürcan, Gîlan, Taberistân, Kûhistân gibi yerlerin hâkimiyetlerini yüzellibeş yıl, 315-927-1077 ellerinde tutmuş olan Ziyârîlerden Kâbûs b. Veşmgîr'in hizmetine girmiştir.53 Bîrûnî'nin Kâbûs'un sarayına tam olarak ne zaman geldiği konusu açık değildir. Kendisi Harezm sarayından ayrıldıktan sonra müddet Rey'de bulunduğunu, burada her yönden perişan bir halde olduğunu belirtmekle beraber, süresi konusunda bir ip ucu vermemektedir.54

Cürcaniye/Gürgenç'e dönünceye kadar Kâbûs'un hizmetinde rasat faaliyetlerini ve ilmî çalışmalarını devam ettirdiğini, hatta ay tutulmasını gözlemlemek için 997 tarihinde Harezm'de bulunduğunu görüyoruz.55 Bîrûnî, Kâbus'a kitap atfetmek56 ve onu övmekle birlikte57 katı kalpliliğinden ve sert mizacından hoşlanmaz.58 Me'mûn b. Muhammed'in 997'de vefatıyla Cürcaniye/Gürgenç'te Harezm tahtına geçen oğlu, Ebu'l-Hasen Ali b. Me'mûn'un, 1009'da daveti üzerine Harezm'e dönerek, Me'mûnoğulları'nın 995-1017 hizmetine girmeyi tercih eder.59 Ebu'l-Hasen Ali b. Me'mûn'un aynı yıl ölmesiyle, tahta çıkan kardeşi Ebu'l-Abbas Me'mûn b. Me'mûn, Bîrûnî'yi koruması altına alır.60 Bîrûnî'nin ifadelerinden Ebu'l-Abbas'ın kendine çok iyi davrandığı çalışmasına zemin hazırladığı anlaşılmaktadır.61 Bîrûnî'nin bu sarayda devrinin ileri gelen bilginlerinden bazılarıyla tanışma ve bilimsel meseleleri tartışma imkânı bumuştur. Ebu sehl İsa el-Mesîhî, Ebu'l-Hayr el-Hammâr, Ebu Nasr Mansur b. Irâk ve İbn-i Sînâ bunlardan sadece bir kaçıdır.62

Sultan Mahmud'un, Harezm bölgesini, 1017'de fethetmesine kadar Cürcaniye/Gürgenç'te kalan Bîrûnî'nin bu tarihten itibaren vatanı Gazne'dir. Sultanla beraber Gazne'ye giden Bîrûnî, çalışmalarını burada sürdürmüş,63 yine Sultan'ın sağladığı destekle Hindistan'a giderek Hint bilim ve kültürünü inceleme imkanı bulmuştur. Gazneli Mahmud 421/30 Nisan 1030'da elli dokuz yaşında vefat ettiğinde, yerine geçen oğlu Mes'ûd 1030-1040, onu, babası gibi himayesi altına almış ve kendine her türlü imkânı sağlamıştır. Mes'ûd'un vefatıyla tahta geçen oğlu Mevdûd 1040-1048 tarafından da korunan ve desteklenen Bîrûnî, seksen küsur yaşında Gazne'de vefat etmiştir.64
Eserleri
Bîrûnî'nin eserlerinin isimlerini kendi eserlerinin yanında çeşitli kaynaklarda bulmak mümkündür. Meşhur İslam âlimi ve hekimi er-Râzî'nin hayatı ve eserlerine ait yazmış olduğu "Fihrist" adlı risalesinde Bîrûnî, kendi eserlerinden 113 kadarının da ismini zikretmektedir. Kendi eserlerine ait bu listeyi 1037 senesinde yazdığı için bu tarihten itibaren yazmış olduğu eserleri bu listede yer alamamıştır.65 Bîrûnî'nin "el-Âsâru'l-Bâkiye" adlı eserini tercüme ederek neşreden Eduard Sachau bu esere yazmış olduğu mukaddimede Bîrûnî'nin 1037 senesinden sonra 12 sene zarfında telif ettiği eserlerini de isimleriyle beraber ilave etmiştir.66
Bîrûnî'nin eserlerinin 13 kadarının ismi İbn Ebî Usaybia'nın Uyûnü'l-Enbâ'sında67, 63 tanesi Hacı Halîfe'nin Keşfü'z-Zünûn'unda68, uzun bir listesi de Sâlih Zeki'nin Âsâr-ı Bakiye'sinde69 zikredildiği gibi, H. Suter ve E. Wiedeman tarafından da, Beitir. Z. med. Naturwissesschaft, Geshichte zur Erlangen, LX, 71-79'da kaydedilmiştir.70 Bîrûnî'nin eserlerinin diğer bir listesi de Topkapı Sarayı Revan Kütüphanesi, Nr. 1938'de Osmanlı devri âlimlerinden Ahmed Nureddin b. Ali ibn Sümbül el-Mahallî'nin "Kânûn fi't-Dünya" isimli eserinde yer almaktadır.71

Bu alanda yapılan son araştırmalara göre Ghulam Rabbani Aziz Bîrûnî'nin 114 tane eserinin olduğunu, birçok eserinin 13. yüzyılda Cengiz Han tarafından yok edildiğini belirtirken,72 Togan bu sayıyı 146 olarak aktarmakta ve şimdiye kadar bunlardan sadece 13 tanesinin neşrolunduğunu bildirmektedir.73 Jamil Ali 148 tane kitabının bilindiğini, yaklaşık 32 tanesinin günümüze geldiğini,74 Rengin Dramur konuyu tartıştıktan sonra Bîrûnî'nin toplam eser sayısının 180 civarında olduğunu, 20 tanesinin zamanımıza geldiğini kaydetmektedir.75 Bîrûnî'nin eser sayısı Aydın Sayılı tarafından da 180 olarak belirtilmektedir.76 G. Allana Bîrûnî'nin konularına göre kitaplarını şöyle tasnif eder:
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #4 : 13 Kasım 2018, 15:09:23 »

a- 18 adet geometri ve astroloji.
b- 15 adet coğrafya.
c- 8 adet matematik.
d- 4 adet ışık.
e- 5 adet usturlâp.
f- 5 adet mevsimler.
g- 5 adet kuyruklu yıldızlar.
ğ- 12 adet ay istasyonları.
h- 7 adet astroloji.
ı- 13 adet hikâye ve masal.
i- 6 adet din.
j- 20 adet bitmemiş.77

B. Günümüze Gelen Eserleri ve Konuları
el-Âsâru'l-Bâkiye ani'l-Kurûni'l-Hâliye: Bîrûnî'nin, Cürcan'da bulunduğu sırada 28 yaşlarında iken Arapça olarak telif ettiği ilk eseridir. Bu eserini Cürcan hükümdarı Kâbus b. Veşmgîr'e ithaf etmiştir.78 Eser milletlerin kullandıkları takvimlerle ilgilidir.

Tahdîd Nihâyâtü'l-Emâkin li Tashîh-i Mesâfâtü'l-Mesâkin: Bîrûnî, bu eserin yazımına Sultan Mahmud tarafından Gazne'ye götürüldüğünde başlamıştır. Eserin üçüncü bölümünü yazarken 2 Cumâdâ salı günü/Ekim 1018 Kâbûl'un yanında bir köy olan Ceyfur'dadır. Burada bulunuş amacının Ceyfur ve çevresinin enlemini ölçmek olduğunu, ancak alet eksikliği sebebiyle Nuh ve Lut'un (a.s.) bile görmediği müthiş bir sıkıntı içinde olduğunu söylemektedir.79 Tahdîd yine kendi ifadesine göre, 28 Ağustos 1025'te Gazne'de tamamlanmıştır.80 Eser şehirlerin arasındaki mesafelerin, enlem ve boylamlarının doğru olarak belirlenmesi ile ilgilidir.

Kitâbü't-Tefhîm fî Evâ'ili Sınâ'ati't-Tancîm: 1029'da tamamladığı eseridir. Eserin hem Arapça hem de Farsça nüshaları mevcuttur. Arapçasını aslen Harezmli olduğu anlaşılan emirlerden Ebü'l-Hasan Ali b. Ebi'l-Fazl el-Hassî'ye, Farsçasını Reyhâne Bint-i Hüseyin el-Harezmi'ye ithaf etmiştir. Eser sual ve cevap şeklindedir. Bu eser, astronomik bilimlere giriş mahiyetinde olup matematik, astronomi, astroloji ve coğrafya ile ilgili konuları ihtiva etmektedir.81

Tahkîku Mâ li'l-Hind min Makûletin Makbûletin fî'l-Akl ev Merzûle: Bîrûnî'ye bu eseri yazma fikrini hocası Ebû Sehl Abdü'l-Mün'im İbn Ali İbn Nûh et Tiflisî vermiştir. Ebu Sehl'in, Hintlilerin din ve kültürlerini öğrenmek, dini meselelerde onlarla tartışmak isteyenlere yardım olsun diye Hintliler hakkında bildiği şeyleri yazmaya teşvik etmesi üzerine yazmıştır.82 Hint kültür ve akîdelerini ortaya koymak üzere kaleme aldığı eser, bizzat Hindistan'a giderek yaptığı gözlem ve araştırmalara dayanmaktadır.

el-Kânûn'ü-l Mes'ûdî: Bîrûnî 1030'da Hindistan'dan tekrar Gazne'ye dönmüş ve bu eserinin çalışmalarına başlamıştır. Gazneli Mahmud'un ölümünden sonra 1031 yılında tahta geçmesi üzerine Mes'ûd'a atfetmiştir.83 Bu eser Sultan Mes'ûd'un çok yakından alâkadar olduğu riyâziyât ve hey'et'in esas meselelerini aydınlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Eser bittiğinde Bîrûnî sultan tarafından ödüllendirilmiştir.84 Eser, bir astronomi ansiklopedisi mahiyetindedir, astroloji, kronoloji, coğrafya, jeodezi, trigonometri, meteoroloji gibi konularda önemli bilgiler ihtiva etmektedir.85

el-Cemâhir fî'l-Cevâhir: Bîrûnî'nin Gazne hükümdarı Mevdûd'a ithaf ettiği eserdir. 86 Madenleri alfabetik bir sıraya göre inceleyen eser, içtimaî, siyasî, kültürel, ahlâkî, tarihî, etnolojik, dinî bilgilerden ve müellifin hayat tecrübelerinden fizik, kimya, tıp, mineroloji-madencilik gibi konulara kadar çeşitli alanlardaki tespitleri ihtiva etmektedir.87

Kitâbü's-Saydale: Bîrûnî'nin günümüze ulaşan son eseri olarak bilinmektedir. Müelif bu eseri üzerinde çalışırken 1050'de seksen yaşını aştığını ifade etmektedir.88

Bu el yazma nüshanın mukaddimesinde, Bîrûnî, bu eserinin tamamlanmasında kendisine yardımcı olan ve o zamanlar Gazne'deki hastahanede çalışan hekim Hamid Ahmed ibn Muhammed en-Nahşei'ye teşekkür etmektedir.89 İbn Ebî Usaybia eser hakkında şöyle demektedir: "Bîrûnî bu eserinde ilaçların adlarını, terkiplerine ait bilgileri ve hekimlerle diğer âlimlerin bunlarla ilgili görüşlerini etraflıca izah edip, bunları alfabetik sıraya göre düzenlemiştir"90
Bîrûnî bu kitabında, ilaçların ve bitkilerin isimlerini Arapça, Farsça, Yunanca, Süryanice, Sanskritçe, Türkçe, Soğdca, Harezmce, Sigzîce/eski Sistan kaydetmiştir. Şu anda yaşamayan dillerden de bahsetmesi yönüyle eser bir lisan hazinesidir.

Risâle fî Fihrist-i Kütüb-ü Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî: Bîrûnî'nin, Râzî'nin eserlerini kaydederken altmış beş yaşına kadar kendi yazdıklarını da sıraladığı eseridir.91 Bîrûnî, bu eseri hazırlarken kendinden öncekilerden Galen ve Hüneyn b. İshâk'ı takip etmiştir. Kitabın başlangıcında, bu eseri, Râzî'nin eserleri ve tıp iliminin başlangıcı hakkında bilgi sahibi olmak isteyen bir kişinin ricası üzerine yazdığından bahsetmektedir. Eserde Râzî'nin doğum ve ölüm tarihini vermekte, kimyadan tıp ilmine nasıl geçtiğini ve bu ilimde nasıl başarılı olduğunu anlatmaktadır. Râzî'nin, asrında, tartıştığı âlimler ve konuları içermesiyle de devrindeki dinî, sosyal ve kültürel yapıya ışık tutması yönüyle de tarihi bir değere sahiptir.92

Bîrûnî'nin günümüze gelen ve haklarında bilgi sahibi olduğumuz diğer eserlerinden bazıları şunlardır. Makâle fî İstihrâci'l-Evtâr fi'd-Dâire bi-Havâssı'l-Hatti'l-Münhanî fîhâ;93 İfrâdü'l-Makâl fî Emri'z-Zılâl;94 Temhîdü'l-Müstakar li Tahkîki Ma'ne'l-Memer;95 fî Râşikâti'l-Hind;96 Hikâyetü'l-Âleti'l-Müsemmât bi's-Südsi'l-Fahrî;97 Makâle fî Hikâyeti Tarîki Ehli'l-Hind fî İstihrâci'l-Umr;98 Tercemetü Kitâb-ı Batencel fî'l-Halâs mine'l-İrtibâk;99 Ğurretü'z-Zîcât;100 Kitâb fî İstiâbi'l-Vücûhi'l-Mümkine fî Sana'ti'l-Usturlâb;101 Makâle fi'n-Niseb elletî beyne'l-Filizât ve'l-Cevâhir fi'l-Hacm102 Makâle fî Seyri Sehmâyis-Saâdeti ve'l-Ğayb;103 Kitâbü Tastîhi's-Suver ve Tebtîhi'l-Küver;104 Kitâbü'l-Müsâmere fî Ahbâri'l-Harezm;105 fî Teshîli't-Tashîhi'l-Asturlâb ve'l-Amel bi Mürekkebâtihî mine'ş-Şimâlî ve'l-Cenûbî; 106 Kitâb-ü Nüzheti'n-nüfûs ve'l-Efkâr fî Havassi'l-Mevâlîdi's-Selâseti'l-Me'âdini ve'n-Nebâti ve'l-Ahcâr;107 el-Es'ile ve'l-Ecvibe108
Bîrûnî'nin haklarında bilgi verdiği eserlerinden bazıları da şöyledir:
Kitâbü'l-İstişhâd bi ihtilâfi'l Arsâd: Bu eseriyle ilgili verdiği bilgilerden kitabın güneşin yıllık dönüşü ile ilgili bilgiler ihtiva ettiği, yani bir astronomi kitabı oluğu anlaşılmaktadır. Güneşin yıllık dönüşünün doğru hesaplânmasıyla ilgili konuyu bu kitabında geniş bir şekilde ele aldığını belirtmektedir.109 Bu eseri için, "bir kimse devirler konusunda, Batlamyus'un veya modern astronomların hesaplarının üzerine bir şeyler ilave edecekse Muhammed b. İshak b. Üstat Bündâd es-Serahsî, Ebi'l-Vefa Muhammed b. Muhammed el-Buzcânî ve benim bir çok eserimde, özellikle "Kitâbü'l-İstişhâd bi İhtilâfi'l-Arsâd" adlı kitabımda yaptığım gibi iyi bilinen metotlar üzerine bina etmeli."110 demektedir. Bu kitap Hacı Halife'nin Keşfü'z-Zünûn adlı eserinde de bahsedilmektedir.111

Kitâbü't-Tenbîh alâ Sınâati't-Tamvîh: Bu kitabı yıldızların insan ömrünü uzatması ile ilgili konuyu tartışmak için yazdığını belirtmektedir. Verdiği bilgiden eserin astrolojiye dair olduğunu söyleyebiliriz. 112 Bu eser Hacı Halîfe tarafından da zikredilmektedir.113 Muhtemelen günümüze gelmemiştir.
Kitâbü'l-Erkâm: Bu kitabında satranç hesaplama metotlarını açıklayacağını belirtmektedir.114 Günümüze gelmeyen eserlerindendir.

Ahbâru'l-Mübeyyiza ve'l-Karamita: Tarih kitabı olduğu anlaşılan bu eserinde Mukanna'nın hayatını Arapçadan Farsçaya çevirdiğini belirtiyor.115 Yine aynı eserinde İbn Ebî Zekireyye'nin hayatını işlediğini belirtmektedir.116 Günümüze gelmemiştir.
Bîrûnî'nin tercüme ettiğini belirttiği bazı eserleri de şöyledir:
Patanjali: Konusunu ruhun vücut prangasından kurtuluşu olarak tarif ettiği Patanjali kitabını Sanskritçeden Arapçaya tercüme ettiğini belirtmektedir. 117

Pançatatra: Bîrûnî, Mâ li'l-Hind adlı eserinde, bizce "Kelile ve Dimne" olarak bilinen Pançatatra adlı eseri keşke tercüme etseydim demekte, ayrıca hakkında bilgi vermektedir.118

Samkhaya: Bîrûnî tarafından Sanskritçeden Arapçaya çevrilmiştir. Eser, yaratıkların tasviri hakkındadır.119

Jâtaka: Mâ li'l-Hind'de Varâhamihira'nın küçük ve büyük olmak üzere iki tane Jâtaka yazdığını bunlardan büyüğünü Balabhadra'nın izah ettiğini, küçüğünü ise kendisinin Arapça'ya çevirdiğini söylemektedir.120

Siddhanta: Mâ li'l-Hind'de Pulisa ve Brahmagubta'nın Siddhantalarını tercüme etmeye başladığını fakat henüz bitiremediğini belirtmektedir. 121
Bilim Dallarıyla İlgili Bazı Orijinal Buluşları
Siyasî, ilmî ve kültürel öneme sahip bir bölgede dünyaya gelmiş olan Bîrûnî'nin, ömrü saraylarda sultanların koruması altında, meşhur âlimlerle arkadaşlık yaparak geçmiştir. Bu imkânlara azmi, araştırıcı ruhu ve bilime karşı düşkünlüğü de eklenince Bîrûnî gibi bir deha ortaya çıkmıştır.

Bîrûnî kendine özgü bir bilim anlayışına sahiptir. Milletlerin din, kültür ve bilimleriyle ilgili yaptığı çalışmalar ve değerlendirmelerin yanında, milliyet ayırımı yapmaksızın bütün bilim adamlarından faydalanmakta, hepsine eşit mesafede durmaktadır. Bu durum onun bilimi evrensel boyutta düşündüğünü ve ele aldığını göstermektedir. Ona göre bilim, kendinde olan güzelliğinden dolayı sevilir; ve insan bilgiyi elde etmek zorundadır.122

Nitekim insanın diğer varlıklardan üstün olmasının sırrı da bilgiyi elde etmeye açık olmasıdır.123 Diğer taraftan ele aldığı konularda araştırma ve orijinalliğe önem vermesi, verilerini deney ve gözleme dayandırması, tartışmaya açık olması, yorumlarında objektif bir tavır sergilemesi ve her türlü taassuptan kaçınması sahip olduğu bilimsel metodolojiyi ortaya koymaktadır.124
Bu bölümde Bîrûnî'nin bilim dallarında neler takdim edebildiği sorusunun cevabı araştırılmaya gayret edilmiştir. Ancak hepsini ele almamız çalışmanın sınırlarını çok aşacağı için sadece fizik, matematik coğrafya ve astronomi ile ilgili bazı orijinal düşünce ve buluşları takdim edilmeye çalışılmıştır. Ghulam Rabbani Aziz,
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #5 : 13 Kasım 2018, 15:14:15 »

Bîrûnî'nin bilim dünyasına katkılarını genel olarak şöyle özetlemektedir.

a. Bir açının üç eşit parçaya bölünmesi ve bazı kompleks problemlerin açı ölçer ve cetvel olmaksızın çözümünü göstermiştir.

b. Çok sayıda yerin enlem ve boylamlarını doğru bir şekilde ölçmüştür.

c. Amerika kıtasının varlığına işaret etmiştir.

d. Sind vadisinin bir zamanlar su altında olduğu fakat zamanla coğrafik değişimlerle kuruduğu teorisi onundur.

e. Kaynakların akışını suyun kendi düzlemini bulduğu prensibiyle açıklamıştır.

f. 18 tane değerli taşın özgül ağırlığını belirlemiştir.

g. Işığın sesten daha hızlı hareket ettiğini ispatlamıştır.

h. Yerçekimi gücünü izah etmiştir.

i. Çok sayıda değerli taşı teşhis etmek için metotlar icat etmiştir.

j. Güneş tutulması esnasında ortaya çıkan ateşin izâhını yapmıştır.

k. Çeşitli yüksek ağaçlar hakkında faydalı görüşler belirtmiştir.

l. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüp dönmediği konusunda tartışmalar yapmıştır.

m. Çiçeklerin dâimâ 3,4,5,6, veya 8 taç yaprağa sahip olduğunu hiçbir zaman bu sayının 7 veya 9 olmaması ile ilgili tabiat kanununun izâhını yapmıştır.

n. Küresel trigonemetriyi kullanarak dünyanın çapını ve çevresini ölçmüştür.

o. Güneşin meyil ve zirve hareketini belirlemiştir.125


A. Fizik

Bîrûnî'nin fizik bilimiyle ilgili ilginç teori ve icatlarından bazıları şunlardır:
Yüksek Yerlere Su çıkarma Projesi: Bîrûnî yüksek yerlere, hatta dağların zirvelerine bile suyun mekanik metotlarla çıkarılabileceğini belirtmekte ve şöyle izâh etmektedir:

"Eğer suyun içinden geçtiği kabı, boş bulduğunda suyun yerini alabilecek herhangi bir maddeden uzak tutabilirsen, şüphesiz su senin istediğin yere, hatta dağın tepesine bile çıkarılabilir. Suya doğal fonksiyonu içerisinde bir âlet görevi üstlenecek zorlayıcı bir şeyle yardım edilebilir ki bu âlet de havadır. Bu uygulama delinmesi mümkün olmayan dağların ortasına rastlayan kanalların suyunu bu dağdan aşırmak için icra edilen bir metotdur."126

Bîrûnî, dağların üzerinden suyun aşırılması metodu ile ilgili "su hırsızı" adı verilen bir aletten bahsetmekte ve şöyle tarif etmektedir: "Bu aleti su ile doldurur iki tarafını iki kaba sokarsan iki tarafındaki su aynı seviyeye ulaşır ve iki taraftaki kaba akmaksızın uzun süre durur. Çünkü kaplardan birisi suya diğerinden daha yakın değildir. Suyun iki kaba eşit bir şekilde akması mümkün değildir. Çünkü bu durumda âletin suyu boşalmış olacaktır. Şimdi, boşluk, bazı filozofların iddia ettiği gibi ya "gayrimevcut ya da diğerlerinin iddia ettiği gibi cisimleri çeken mevcuttur. Dolayısıyla boşluk suyu tutar ve yerine bir başka madde geçmedikçe akmasına izin vermez. Eğer iki uçtaki kaplardan birisini daha düşük bir konuma getirirsen su hemen bu tarafa akmaya başlar. Çünkü daha aşağıda olan kap yerin merkezine daha yakındır. Su atomları birbirlerine yapışık olarak bu kap tarafına sürekli akmaya başlar. Kaptaki su bitinceye veya iki tarafta eşit oluncaya kadar akmaya devam eder. Bu metotdan insanlar dağlarda faydalanır."127

Güneş Işınları İle İlgili Görüşleri: Bîrûnî güneş ışınları konusunda devrindeki bilim adamlarının yanında kendi görüşlerini de aktarmaktadır. Günümüz bilgisi ile kıyaslandığında bunlardan bazıları bir değere sahip görünmezken, özellikle kendine ait bazı düşünceleri ilginç olduğu kadar günümüzde hâlâ orijinalliğini devam ettirmektedir.

Bîrûnî, ısıyı, "güneşin kendinden kopup dünyaya ulaşan ışınlar"128 olarak değerlendirmektedir. Bu düşüncesiyle, güneş ışınlarının kesiksiz olarak değil, kesikli dalgalar halinde geldiğini belirtmektedir. Nitekim güneş ışınlarının kesikli dalgalar halinde geldiği artık teori olmaktan çıkmış ispatlanmış bir bilgidir.

Bîrûnî'ye göre, "güneş ışınları çok hızlı hareket etmeleri sebebi ile zamansızdır. Yani bu ışınlar zamana bağlı değildir."129 Yine ona göre, "ışından daha hızlı bir şey olmadığı için ışının hızı ölçülemez."130

Biruni zamanında tartışılan "ışığın hızı" konusu XX. asırda Einstein tarafından İzafiyet Teorisinde ele alınarak açıklanmıştır. Bu teoriye göre, Einstein ışıktan daha hızlı bir hız olamayacağını ifade ederek formüle etmiştir. Fakat daha sonra ışığın hızı ölçülmüştür.

Güneş ışınlarındaki ısı meselesinde Bîrûnî'nin görüşleri geçerliliğini hâlâ devam ettirmektedir. O, bazılarının güneş ışınlarındaki ısının, ışınların yansımalarının açılarının keskinliğine bağladıklarını ancak bu teorinin bu konuyu açıklamadığını belirttikten sonra konuyu, "ısı ışınların tabiatında/kendisinde mevcuttur" şeklinde açıklamaktadır.131
Cümledeki ısı kelimesi enerji olarak ele alınabilir. Bu durumda on asır önce ifade ettiği bu görüşüyle ışığın tabiatı hakkında çok önemli bir bilgi vermekte, kendisinden asırlar sonra ispatlanacak olan fizik bilimine ait bir gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. XX. yüzyılın başına kadar fizikçiler ışığın enerjisinin ışığın şiddetine bağlı olduğunu söylüyorlardı. Ancak 1905 yılında Albert Einstein foto elektrik olayını keşfetmesiyle, ışığın enerjisinin, ışığın tabiatında mevcut bulunduğunu yani ışığın enejisisinin ışığın frekansına bağlı olduğunu ispatlamış ve E=hn şeklinde formüle etmiştir. Burada E: Plânk sabiti değeri h=6,62 x 10-27 J.S n: ışığın frekansıdır. Böylece Bîrûnî'nin on asır önce ışığın tabiatı hakkında söylediği teorinin XX. yy. da Einstein tarafından ispatı yapılmıştır.

Genel Çekim Kanunu: Bîrûnî'nin fizik bilimiyle ilgili enterasan görüşlerinden birisi de genel çekim yasası ile ilgili ifadeleridir. Fizik biliminin önemli konularından birisi olan dinamiğin temel prensiplerinden Newton'un genel çekim yasasının on asır önce onun tarafından ifade edildiğini görüyoruz. Çekim kanununu ifade eden cümleleri şöyledir: "Mevcut olan cisimlerin hiçbiri doğal yerinde değildir. Onların hepsi istihdam edilen bir güç sebebi ile yerlerinde bulunmaktadırlar ve bu gücün mutlaka bir başlangıcı olmalıdır. Yani her şeyi yerinde tutan gücün ezelî olması imkansızdır." 132

Bîrûnî, bu ifadesiyle, uzaydaki cisimlerin rastgele değil bir düzen içinde bulunduklarını diğer taraftan bu düzeni sağlayan bir kuvvet bulunduğunu, bu kuvvetin de kainatın yaratılmasıyla birlikte var olduğunu açıkça belirtmektedir. Bîrûnî'nin bahsettiği bu kuvveti Newton/Sir Isaac Newton 1642-1727 genel çekim kanununda, "herhangi iki cisim biribirini kütlelerinin çarpımıyla doğru ve aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı bir kuvvetle çeker" şeklinde ifade ederek şeklinde formüle etmiştir.

Burada G: Genel çekim sabiti G = 6, 62 x 10-11 Nm2/kg2, m1 ve m2: iki cismin kütlesi, R: İki cisim arasındaki mesafedir.

Maddelerin Özgül Ağırlıklarıyla İlgili Buluşları: Özgül ağırlık mefhûmunun açık bir şekilde ortaya çıkması ve inkişâf etmesi İslâmî Orta Çağ'da olmuştur. İslâm dünyasında bu konudaki en eski çalışmayı da Bîrûnî'nin yaptığı anlaşılmaktadır. Bîrûnî özgül ağırlıkların tayini için, modern piknometre'nin en eski örneği olarak kabul edebileceğimiz hususi bir âlet icat etmiştir. "Mahrûtî alet" adını verdiği bu alet vasıtasıyla çeşitli maddelerin özgül ağırlıklarını, zamanındaki şart ve imkanlara göre büyük bir dakiklik ve hassaslıkla tayin etmiştir. Sıcak su ile soğuk suyun özgül ağırlıkları arasında 0,051 oranında bir fark tespit etmiş, ayrıca 16 maddenin özgül ağırlıklarını teker teker belirlemiştir. İcat ettiği aletin, kullandığı metodun hassaslığı ve diğer taraftan labaratuvar tekniğinde gösterdiği başarı hakkında bir fikir edinmek maksadıyla Bîrûnî'nin bulduğu değerlerle zamanımızda kabul edilen değerler mukayeseli olarak aşağıya aktarılmıştır: 133
Bîrûnî'nin Bulduğu Değerler Modern Değerler
Altın 19,26 19,05 19,26
Civa 13,74 13,59 13,9
Bakır 8,92 8,83 8,85
Pirinç 8,67 8,58 8,4-yaklaşık değer
Demir 7,82 7,74 7,9
Kalay 7,22 7,15 7,29
Kurşun 11,40 11,29 11,35
Zümrüt Esas Alınarak Kuarts Esas Alınarak

Safir 3,91 3,76 3,90
Yakut 3,75 3,60 3,52
Zümrüt 2,73 2,62 2,73
İnci 2,73 2,62 2,75
Kuarts 2,53 2,58 2,58
B. Matematik
Bîrûnî'nin asrında Müslüman âlimlerin ilgilendiği bilim dallarından birisi de matematiktir. Ona göre, "insanın, değerli eşyaları biriktirmeye düşkünlüğünün yanında, miras veya mübadele yoluyla birinden diğerine geçen malların miktarını kontrol etme ihtiyacı da vardır. İşte insanın mal varlığını kontrol etmek için icat etmek zorunda kaldığı bilime matematik adı verilir. Matematik, geometri biliminin içinde gelişmiştir."134

Bîrûnî'nin diğer ilimlerin yanında matematikle de çok erken yaşlarda ilgilendiği Ebu Said adlı bir tanıdığına yazdığı mektuptan anlaşılmaktadır. Aydın Sayılı'nın verdiği bilgiye göre, Leiden'de Lugduno Batavae Akademisi kitaplığında 1007 numarada kayıtlı olan ve bir Arapça yazma risaleler koleksiyonu cildinde sayfa 134b'den 136a'ya kadar dört sayfalık bir kısmı işgal eden bu mektup, Ebû Nasr Mansûr b. Ali b. Irak'ın trigonometri'ye bazı katkılarını haber verip gün ışığına çıkarmaktadır. Ebû Nasr'ın bu katkısı kendisinin sinüs kanunu ispatıdır ve bu ispat, daha doğrusu ispatlar, bu kanun kapsamına giren bütün özel hallere ilişkin teoremlerin tümünü içine almaktadır.135 Sayılının verdiği bilgilere göre, bu kanunların Bîrûnî veya hocası Ebû Nasr Mansûr b. Ali b. Irâk tarafından keşfedilmemiştir. Bununla birlikte bu mektup iki şeyi anlamamız bakımından önemlidir. Birincisi, matematik biliminin Müslüman âlimlerin ilgi odağı olduğu, bu konuya ağırlık verdikleri, diğeri ise Bîrûnî'in çok erken yaşlarda matematikle uğraşmaya başladığı gerçeğidir. Nitekim sayılı bu mektubu Bîrûnî'nin yirmi üç yaşında kaleme aldığını belirtmektedir.136

Satranç Problemleri: Bîrûnî satranç problemleriyle de ilgilenmiş ve çözümü için iki temel kural ortaya koymuştur.

Birinci Kural: Satranç tahtası üzerindeki herhangi bir hanenin içine konması gereken tanelerin sayısının karesi, bu hanenin birinci haneye olan uzaklığının sayısı kadar; kendinden sonra gelen hanenin içine konması gereken tanelerinin sayısına eşittir. Örneğin 5. hanenin sayısı 16'dır. 162 = 256'dır. 5. hanenin 1. haneye uzaklığı 4 hanedir. 5. haneden 4 hane sonraki yer 9. hanedir. 9. haneye konması gereken buğday tanesi sayısı 256'dır.

İkinci Kural: Satranç tahtası üzerinde herhangi bir hanedeki buğday tanelerinin sayısının 1 (bir) eksiği bu haneden önce bulunan hanelerdeki buğday sayılarının toplamına eşittir. Örneğin: 7. hanedeki buğday tanelerinin sayısı = 64'tür. 6. haneye kadar (6. hane dahil) buğday tanelerinin sayılarının toplamı 1 + 2 + 4 + 8 + 16 + 32 = 63 olarak bulunur.

Bîrûnî birinci kuralı kullanarak satranç tahtası üzerindeki herhangi bir haneye kaç buğday tanesi konması gerektiğini kolayca hesaplamıştır. İkinci kuralı kullanarak satranç tahtası üzerinde bütün hanelerin içindeki buğday tanelerinin toplamını kolaylıkla bulmuştur. Bunun için satranç tahtasında 64 hane olmasına rağmen hayali bir 65. haneyi göz önüne aldı. 65. haneyle birinci hane arasındaki orta nokta 33. hanedir. 33. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 17. hanedir. 17. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 9. hanedir. 9. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 5. hanedir. 5. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 3. hanedir. 3. hane ile 1. hane arasındaki orta nokta 2. hanedir.

(2)2 = 4 =3. hanedeki buğday tanesi sayısı
(4)2 = 16 = 5. hanedeki buğday tanesi sayısı
(16)2 = 256 = 9. hanedeki buğday tanesi sayısı
(256)2 = 65536 = 17. hanedeki buğday tanesi sayısı
(65536)2 = 4.294.967.296 = 33. hanedeki buğday tanesi sayısı

(4.294.967.296)2 = 18.446.744.073.709.551.616 = 65. hanedeki buğday tanesi sayısı Satranç tahtası üzerinde bulunan bütün hanelerdeki buğday sayılarının toplamı = 65. hanedeki buğday tanesi sayısı -1'dir.

Toplam buğday tanesi sayısı = 18.446.744.073.709.551.615 olarak bulmuştur (Yedi tane matematik işlem yapmak gerekiyor).
Bîrûnî bu kuralları bulmadan önce bu problem 1+2+22+23+ +263 geometrik dizisinin toplamı olarak bulunuyordu (yani bu sonucu elde etmek için 127 tane matematik işlemi yapmak gerekiyordu). Bîrûnî bu problemi oldukça kolay bir metotla yedi matematik işleme indirerek çözmüştür.137

Çiçek Yapraklarında Simetri ve Gauss Teoremi: Bîrûnî, çiçek yapraklarındaki ilginç simetri konusunda şöyle demektedir. "Çiçeklerin şaşırtıcı özelliklerinden birisi de yaprak sayılarıdır. Çiçekler açtıklarında tepeleri matematik kurallarına uygun bir biçimde bir daire oluşturur. Bir çok durumda çiçeklerin yaprakları geometri kanunları arasında bulunan kiriş sistemine uygundur, konik seksiyona değil. Çiçeklerin yaprakları hemen hemen hiç 7 veya 9 yapraklı olmaz. Çünkü 7 veya 9 yaprak geometri kanunlarına göre bir daire içine yerleştirilemez."138 Bîrûnî'nin bu tespiti Gauss Teoremi ile açıklanabilir:

Simetrik n-yapraklı çiçeğin çizilebilmesi, düzgün n-genin çizilebilmesine denktir. Bu da n-doğal sayısının aşağıdaki biçimde çarpanlara ayrılması gerekir.

Gauss Teoremi: p0=3, p1=5, p2=17, p3=257 ve p4=65537 Fermat asalları olmak üzere (pi= i22i + 1) düzgün n-gen çizilebilir 2k3k15k217k3257k465537k5 (burada k bir doğal sayı ve k1, k2, k3, k4, k5 sadece 0 veya 1 değerini alabilir.) Buna göre ilk 20 düzgün çokgenin çizilip çizilemeyeceğini görelim:
3 = 31 Çizilebilir 12 = 22. 31 Çizilebilir
4 = 22 Çizilebilir 13 = 131 Çizilebilir
5 = 51 Çizilebilir 14 = 21.71 Çizilemez
6 = 21. 31 Çizilebilir 15 = 31. 51 Çizilebilir
7 = 71 Çizilemez 16 = 24 Çizilebilir
8 = 23 Çizilebilir 17 = 171 Çizilebilir
9 = 32 Çizilemez 18 = 21. 32 Çizilemez
10 = 21.51 Çizilebilir 19 = 191 Çizilemez
11 =111 Çizilebilir 20 = 22. 51 Çizilebilir

Yukarıdaki açık ifadeden anlaşılacagi gibi Bîrûnî'nin yapmış olduğu tespitler, yaklaşık olarak 7 asır sonra Gauss tarafından genelleştirilmiştir.
Diğer bilim dallarının yanında coğrafya ile de ilgilenmiş olan Bîrûnî'nin bu alanda kıymetli eserler verdiğini müşahede ediyoruz. Örneğin, Kânûnü'l-Mes'ûdî adlı kitabında matematik coğrafya ile ilgili birçok problem tartışıldığı gibi Tahkîk-u Mâ li'l-Hind'i de bölgesel ve fizîkî coğrafya ile ilgili çok sayıda kıymetli bilgi ihtiva etmektedir. Diğer bir eseri Kitâbü't-Tefhîm kozmolojik, astronomik ve coğrafik konuları içermektedir. Coğrafya ile ilgili kıymetli bilgiler veren bir diğer kitabı da Kitâbü't-Tefhîm ve İhtirâb'dır.139 Bîrûnî'nin bu alandaki ilginç tespitlerinden bazılarını aşağıdaki başlıklar altında inceleyebiliriz.

Tarihî Coğrafya: Bîrûnî'nin eserleri coğrafya, özellikle tarihi coğrafya çalışacak araştırıcılar için değerli bilgiler ihtiva etmektedir. Dünya ve okyanusların yanında ülkeler, sıra dağlar, çöller, ırmaklar, ovalar, göller ve şehirler hakkında bilgi vermektedir. Şehirlerin enlem, boylamlarının ve birbirlerine göre uzaklıklarının tespitinin yanında nüfusu, dilleri, inaçları vb. özelliklerinden de bahsetmekte ve her yönüyle yaşadığı devrin coğrafik ve kültürel bir haritasını çıkarmaktadır. Örneğin Hindistan'la ilgili verdiği bilgiler ilginçtir. Hindistan'ın jeolojik yapısını tarif ettikten sonra, Kanoc/Kanoj şehrinden başlayarak çevresindeki yerleşim birimleri, dağlar, nehirler, denizler ve ülkeleri Kanoc'a olan uzaklıklarıyla beraber planlı bir şekilde kaydetmektedir.140

Atol: Okyanus dibindeki kırıklardan yüzeye çıkan mağma zamanla soğuyarak bir ada oluşturur. Bu adanın çevresi daha sonra mercanlarla kaplanır. Böyle bir adada bazen Hindistan cevizleri de yetişir. Okyanus dibindeki kırık, yer değiştirdiği için tekrar yüzeye çıkan mağma ilk adanın biraz uzağında ikinci bir ada oluşturur. İlk ada ise, okyanus dibindeki kırık yer değiştirdiği için yavaş yavaş çöker. Sonunda adanın sadece daire şeklinde mercanlardan oluşan dış çevresi kalır. Ortası suyla kaplanır. Bu oluşumlara atol veya mercan ada adı verilir. Atollerin büyüklükleri değişiklik arz etmektedir. Çok küçükleri olduğu gibi, 1000 hatta 2000 km2 büyüklükte olanlar da vardır. Atoller özellikle denizaltı volkanizma faaliyetlerinin fazla olduğu Büyük/Pasifik okyanusta görülür. Örneğin Tahiti adası ve Tonga adası bunlardandır. Bîrûnî bu oluşuma Hint ve Atlas Okyanusu'ndaki adaları anlatırken şu ilginç cümleleriyle dikkatimizi çekmektedir:

"Çin'e Hindistan'dan daha yakın olan adalar, Zâbec/Zâbaj adalarıdır. Bu adalar Hintliler tarafından Süverendîb/Suvarna-Dvîpa olarak isimlendirilir ki anlamı altın adalarıdır. Bu okyanusun batısındaki adalar, Zenc/Zanj adaları, ortadaki adalar ise Remm ve Dîcât adalarıdır. Bunlar aynı zamanda Kumîr/Kumâir adalarına bağlıdır. Dîva adaları ise yavaş yavaş yükselirler. Önce okyanusun yüzeyinde bir kum izi şeklinde görünür, daha sonra gittikçe yükselir ve sonunda sağlam bir toprak oluncaya kadar her yönden genişler. Bu arada diğer adalar ise yumuşar ve dağılırlar ve sonunda okyanusa batarak kaybolurlar."141

Meskûn Dünya/el-Me'mûre: Bîrûnî'nin verdiği bilgilerden dünyanın genel şeklini ve kendi zamanında insanların yaşadığı dünyayı şöyle özetleyebiliriz:

Asrında henüz Amerika kıtası bilinmemekle beraber o, Avrupa ve Afrika'nın batısındaki Atlas Okyanusu'nun varlığından haberdardır. İnsanların ağırlıklı olarak yaşadığı yerler dünyanın kuzey çeyreğidir. Güneydeki okyanus Meskûn dünyayı tam olarak birbirinden ayıran sınır değildir. Meskûn dünya bu okyanusun içerisinde daha güneye doğru uzanmaktadır. Bîrûnî, Avustralya, Madagaskar, Yeni Gine, Borneo adalarına işaret ettiği gibi Afrika kıtası, Arabistan yarımadası, Kızıl deniz, İran ve Hint körfezini açıkça tarif etmektedir. Pirene Dağların'dan başlayıp Alp Dağları, Apeninler, Dinar Dağları, Karpatlar, Toros Dağları, Kuzey Anadolu Dağları, Doğu Karadeniz Dağları, Kafkas Dağları, Zagros Dağları ve Himalayalar gibi Avrupa ülkelerinden başlayıp Türkiye üzerinden geçen ve Asya kıtasını boydan boya kesen dağ silsilelerini bildirmektedir. Diğer taraftan Hindistan'ın bir zamanlar deniz olduğunu belirtmektedir.142 Bîrûnî, yaşadığı çağdaki bilinen dünyayı gösteren bir dünya haritası da çizmiş,143 Tahdîd adlı eserinde dünyayı yedi iklim/bölgeye ayırarak içinde yaşayan milletleri göstermiştir.144
Ekvator: Bîrûnî'nin ekvatorla ilgili tesbitleri günümüzde de kabul edilen gerçekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin o, Azâr ayının özelliklerinden bahsederken "bu ayın 17 ve 18. günlerinin ilk ekinoks tarihi olduğunu belirtir. Diğer taraftan Azâr ayının 17. ve 18. günlerinin aynı zamanda Farslıların ilkbahar ve Çinlilerin sonbahar aylarının ilk günü olduğunu iddia eden görüşe itiraz eder. Çünkü Bîrûnî'ye göre ekvator kuşağındaki ülkeler hariç, evatorun kuzey ve güney yarım küresinde dört mevsim belirli bir sıraya göre birbirlerini takip etmektedir. Bu sebeple, Farslıların ilkbahar ve Çinlilerin sonbahar aylarının ilk günü'nün aynı tarihte vaki olması mümkün değildir.145 Bîrûnî bu iddiasıyla ekvator konusunda modern bilgi ile uyum içerisinde olan iki görüş belirtmektedir.

Birincisi, ekvator kuşağında mevsimlerin değişmediği konusundaki görüşü günümüzdeki ekvator bilgisi ile uyum içerisindedir.

İkincisisi ise, ekvator kuşağının kuzey ve güneyindeki enlemler iklim olarak birbirlerine zıt bir karakter göstermektedir. Güneş ışınlarının geliş açısına bağlı olarak kuzey yarım kürede yaz mevsimi yaşanırken güney yarım kürede kış mevsimi hüküm sürmektedir; veya bu olayın tersi olarak güney yarım kürede yaz mevsimi yaşanırken kuzey yarım kürede kış mevsimi görülmektedir. Ekvatorun kuzeyindeki iki ülkede aynı anda yaz ve kış ayları yaşanamadığı gibi, güneyindeki ülkelerde de aynı anda yaz ve kış aylarının görünmesi mümkün değildir. Buna göre, Azâr ayının 17. ve 18. günlerinin aynı zamanda Farslıların ilkbahar ve Çinlilerin sonbahar aylarının ilk günü olduğunu iddia eden görüşe itiraz ederken Bîrûnî'nin bu gerçekleri bildiği ve ifade ettiği açıktır.146

Bîrûnî yukarıdaki görüşü tenkit ettiğine göre ekvator kuşağı, kuzey ve güney yarım küredeki mevsim farklılıkları konusundaki bu tespitinin kendine özgü olduğunu ve daha önceden bilinmediğini düşünmemize imkân vermektedir.

Bîrûnî, Çin'in, konum itibariyle kuzey yarım kürede olduğu için ekvatorun güneyine uzanmadığının, diğer taraftan boylam olarak içinde yaşanan doğudaki en uzak ve en son ülke konumunda olduğunun farkındadır.147


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #6 : 13 Kasım 2018, 15:16:08 »

Bîrûnî, "bazı insanlar, ekvatorda gece ve gündüzün eşit olduğu gibi havasının da aynı şekilde ılıman olduğu gerçeğinden hareketle buranın cennet olduğu ve burada meleklerin yaşadığı söylenerek kandırılmışlardır" cümlesiyle, ekvator kuşağında gece ve gündüzün eşit olduğunu diğer taraftan burada iklimin sabit kaldığını bildirmektedir.

Bîrûnî'nin ekvator, kuzey ve güney yarım küre ile ilgili tespitleri geçerliliğini günümüzde muhafaza etmektedir. O, 3 Ocak ve 4 Temmuz tarihlerinde dünyanın güneşe en yakın ve en uzak konumda bulunduğunu, 3 Ocakta güneş ışınlarının güney yarım küreye dik geldiğini ve bu tarihlerde dünyanın güneşe en yakın konumda bulunması sebebiyle ekvatorun altındaki ülkelerin daha sıcak olduğunu, güney yarım küredeki 65 enlemine kadar kuzey yarım kürede orta enlem iklimi görüldüğünü açık bir şekilde belirtmektedir148 ki günümüzde de bu bilgilerin doğruluğu kabul edilmektedir.

Bîrûnî insanların ağırlıklı olarak yaşadığı enlem hakkındaki görüşü de şöyledir: "Yaşadığımız coğrafyadaki insan ve medeniyetin dağılımına dikkat edersek bunların aynı enlem dairesi üzerinde olduğunu görürüz. Burada iklimsel şartlar aynı olduğu gibi medeniyet için gerekli olan vasıtalar mevcuttur. Burada atmosfer şartları da aynıdır. Bu enlem dairesinin bazı yerlerinde insanların yaşamamasını seçim özgürlüğünden, insanların başka bölgelerdeki insanlarla anlaşabilmelerinden veya bu bölgeye henüz insanın ayak basmamış olmasından başka bir şeyle izâh edemeyiz."149

Irmakların Su Seviyeleri ile İlgili Tespitleri: Bîrûnî, Dicle, Fırat ve Nil gibi nehirlerin yaz ve kış aylarında su seviyeleri farklılık sebebine değinmektedir. Grek takvimine göre Nisan ayının 28'inci gününün özelliklerinden bahsederken Mısırlıların ve ûzkisûs/Eudoxus'un bu günde güney rüzgarının estiğini daha sonra dere ve ırmakların yükselmeye başladığını söylediklerini belirtir. Ancak Bîrûnî, Nisan ayında dere ve ırmakların sularının yükseldiğini kabul etmekle birlikte bütün ırmak ve nehirlerde aynı seviyede olmayacağını tam tersine birbirlerinden farklı seviyelerde olacağını belirtmekte ve konuyu şöyle izah etmektedir: "Dicle, Fırat ve diğer nehirlerde su seviyesi düşük iken Amu Derya'da yüksektir. Bunun sebebi, kaynakları soğuk bölgelerde olan bu ırmakların yazın fazla, kışın ise az su miktarına sahip olmalarıdır. Bu ırmakların suları en fazla kaynaklardan toplanır. Bu suların artış ve düşüşü çıktığı veya üzerinden aktığı dağlardaki karın yağış oranına bağlıdır. Şimdi şu çok iyi bilinir ki kar yağışı kış mevsiminde ve baharın başlangıcında diğer mevsimlere oranla daha fazladır. Kuzeye yakın ülkelerde bu mevsimde sular donar. Fakat havalar ısınmaya ve karlar erimeye başladığında Amu Derya'nın suları yükselir. Dicle ve Fırat ırmaklarına gelince, bu ırmakların kaynakları kuzeydeki yüksek dağlarda değildir. Yağan kar veya yağmur hemen ırmaklara aktığı gibi, kışın donmuş olan karlar baharın gelişiyle erimeye başladığı için kış ve baharda su seviyeleri yüksektir."150

Dicle ve Fırat'ta su seviyesi düşükken Nil'de yüksektir. Çünkü Nil'in kaynağı Kamer dağlarındadır. Söylenildiği gibi bu dağ güney kürede Habeş şehri Üsvân'ın ötesindedir. Nil'in suları ya tam ekvatordan ya da ekvatorun güneyinden gelir. Bununla birlikte bu şüpheli bir durumdur. Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi ekvator bölgesinde insanlar yaşamaz. Şu açıktır ki bu bölgelerde donma olmaz. Eğer Nil'in yüksek suya sahip olmasının sebebi yağan kar ise şu açıktır ki kar yağdığı yerde kalmaz direk Nil'e karışır. Fakat Nil'in suyunun yüksekliğinin sebebi kaynaklarsa, bu kaynaklar baharda bol suya sahiptir. Bu sebeple Nil yazın bol suya sahiptir. Çünkü güneş bize yaklaştığında Nil'in kaynaklarının bulunduğu bölgelerden uzaktır. Dolayısıyla bu ülkelerde kış mevsimi hüküm sürmektedir.151
D. Astronomi
İslamî Orta Çağlarda pek önemli astronomik çalışmalara rastlanmaktadır. Bu çalışmaların en bâriz tarafı, yapılan devamlı ve sistemli rasatlardır. Müşahedelerin eskisine nazaran daha hassas ve dakik aletlerle, daha doğru olarak ve daha ince teferruatla yapılması, belki daha önemli olarak da, Yunanlılarda görülmemiş devamlı rasatlara rastlanması bakımından İslamî çağlarda eskisine nazaran büyük bir terakki göze çarpar. Teleskop, mikrometre ve verniye gibi aletlerin henüz mevcut bulunmadığı bu zamanlarda rasat hassaslık ve dakikliğini artırmak için alet ebatlarının büyültülmesi yoluna gidiliyor, bu suretle rasat aletleri bir yerden bir yere kolayca nakledilemez hale geliyordu. Bir taraftan aletlerin portatif olmayışı, diğer taraftan da devamlı rasatların yapılması neticesinde rasathanenin ilk defa olarak Orta Çağ'da İslâmiyette sarih bir şekilde müesseseleştiğini görüyoruz. Fakat bütün bu bakımlardan büyük önem taşımasına rağmen, yeni teoriler ileri sürmek ve yeni terkipler yapmak bakımından, İslâmî Orta Çağ'ın büyük bir hayatiyet göstermemiş olduğuna şahit oluyoruz. Orta Çağ İslam astronomi çalışmalarında kozmolojik spekülasyonlara rastlanmadığı gibi, eski Yunan çağının Filolaos, Hiketas, Ekfantos, Eudoksos, Samoslu Aristarkos, Pontoslu Herakleides ve Hiparkos'unkiler gibi astronomide yeni çığırlar açan teorilerle de karşılaşmıyoruz. Umumiyetle büyük ve şümullu sentezler yapılmadığı gibi, eskiden ileri sürülmüş teoriler üzerinde de sistemli düşünme, araştırma ve tartışmalar olmamıştır. Ancak bu durumun istisnaları da yok değildir; ve bu istisnalardan biri de Bîrûnî'dir.152

Dünyanın Yaratılışı: Bîrûnî'ye göre dünya ve zaman sonradan yaratılmıştır; ve bir başlangıç tarihleri vardır. Ancak dünya ve zamanın başlangıç tarihlerini biz bilemeyiz. Bu konudaki cümleleri şöyledir:

"Akıl yürütme ve mantıkî tahlil yöntemini kullanarak dünyanın sonradan oluşu/hâdis konusunda karar kıldık. Dünya sonradan oluştuğuna göre içinde meydana geldiği periyodun bir başlangıcı vardır. Dünyanın başlangıcının olması veya bu tür var olma hadiseleri bize, dünyanın yaratılış tarihini anlamamıza yarayacak olan var oluş döneminin evrelerinin uzunlukları konusunda bir bilgi vermemektedir. Cisim ârazlardan soyutlanamaz. ârazlardan ayrı tutulamayan bir şeyin kendisinin de sonradan/hâdis olması gerekir. Yani cisim hâdistir, ezeli değil. Sonsuz bir ardıllık zincirine sahip olmak da mümkün değildir. Çünkü bu zamanın ezeli ve sonsuz olduğu gibi yanlış bir düşünceye sebep olur. Biz, zamanın geçen devreleri artırılmaya müsaittir; bir ile başlayıp belirli bir sınırda biten ölçülebilir her niceliğin kendisi de sonlu olmalıdır; ve zamanın da bir başlangıcı ve ilahi olarak belirlenmiş bir sonu vardır derken, zamanın da bir sınırı vardır, çünkü sınırsız olan bir şeyin hiç bir şeyle hudutlarının çizilmesi mümkün değildir demek istiyoruz. Belirli bir şekil alan veya tahakkuk etmiş olan zaman evrelerinin -yani geçen yıllar, aylar, günler ve onların uzunlukları- gerçekleşme şeklini zihnin, teşbih kullanarak anlaması mümkün değildir."153
Bîrûnî'ye göre, dünya tanımlanmadan ve belirli bir varlık alemine mensup olmak üzere sınırlandırılmadan binlerce yıl önce meydana gelmiş olan zamanın başlangıcını bizim ölçülerimizle belirleyebilmemiz mümkün değildir. 154 Ancak, dünya tarihini aydınlatma konusunda önceki devirlerden kalan fiziksel kalıntılar bilgi kaynağı olarak değerlendirilebilir.155 Bîrûnî, bu kalıntıları, şartların aynılığı inancına, yani "ayniyetçilik/uniformitarianism" hipotezine göre çözümlemeye çalışmaz. Aksine ona göre geçmişi yorumlama, onun ilkesini anlamaya bir temel teşkil eden, zamanın niteliksel doğasına bağlıdır.156 Dünyanın fiziksel kalıntıları konusundaki cümleleri şöyledir:

"Dünyanın içinde uzun zamanlar boyunca oluşan muazzam eserleri müşahede etmenin dışında yaratmanın şartlarını bilemeyiz. Örneğin, toprak ve kumla birleşerek birbirine yapışmış olan farklı renklerdeki yumuşak kaya parçalarından oluşan büyük dağları göz önüne alalım. Bu hadisenin üzerinde dikkatli bir çalışma, kaya parçaları ve çakıl taşlarının dahili ve harici çarpışmalarla dağlardan yuvarlanan taşlar olduğunu ortaya koyacaktır.

Kayalar, üzerlerinden çok miktarda sel akması ve rüzgarın esmesiyle yavaş yavaş yok olur. Yok olma önce kayaların köşe ve kıyılarında başlar. Bu sürtünme sonunda taş küresel bir şekil alır. Dağlardakilerin zıddına ovalarda küçük kum ve toprak parçalarını görürüz. Yumuşak parçalar ve çakıllar vadilerin yataklarında birikmesinden meydana gelen maddeye kum ve çamur karışır ve bir kütle oluşturur. Daha sonra üzerlerinden sellerin akmasıyla bu kütle vadilerin derinliklerine gömülür ve soğuğun tesiriyle taşlaşır. Dağların içindeki taşlaşmaya düşük ısı sebep olur. Bu durum taşların sıcaklığın tesiri altında yumuşamalarının sebebidir. Çünkü düşük ısıda oluşan bir şey sıcaklıkla oluşan bir şey de düşük ısı ile çözülür."157 Bîrûnî, bahsettiği değişimler için uzun zamanlar gerektiğini 158 ifade etmekte, dolayısıyla dünyanın yaratılışından itibaren uzun bir zaman diliminin geçmiş olduğunu belirtmektedir. Ancak değişimin başlangıç ve bitişi konusunda net bir rakam verememektedir.

Dünyanın Küreselliği: Bîrûnî eserlerinin çeşitli yerlerinde dünyanın küresel olduğunu savunmaktadır. Örneğin, Aristo'nun, el-Âsâru'l-Ulviye adlı eserinden aldığı bir cümleyi yorumlarken şöyle demektedir "Bu görüş her ne kadar sistematik görünüyorsa da doğa olayları açısından değerlendirildiğinde doğru olduğu söylenemez. Fakat bazı yorumlar yapılırsa doğanın gerçeklerini izâh edebilir. Çünkü bu görüş temel astronomi kuralları üzerine kurulmuştur ki buna göre dünya küresel bir evren ortasında küresel bir şekle sahiptir. Bu durum dalgaların meydana getirdiği bozukluklar hariç suyun yüzeyinin de küresel olması gerektiğini açıkça ortaya koyar."159

Bîrûnî dünyanın çevresinin okyanuslarla çevrili olduğunun da bilincindedir. "Şu da çok iyi bilinir ki eğer dünyanın bir parçası şiddetli bir güç tarafından koparılırsa ve bu parça merkez/ana karadan uzaklaşırsa çevresi su ile çevrilir160" cümlesi bu düşüncemizi desteklemektedir.

Yine devam eden cümlelerinde dünyanın küresel olduğunu açıkça şöyle ifade etmektedir. "Tevrat'ta ifade edildiği gibi dünya boş ve ıssız iken Allah'ın ruhunun suyun üzerinde gezindiğini düşünüyorum. Aynı ifade Kur'an'da da mevcuttur. 'Onun arşı su üzerindedir.'161 Allah insanlığı yaratmaya karar verdiğinde önce dünyayı yarattı ve dizayn etti. Daha sonra dünyaya kendi doğal şeklini geliştirmesi için büyük bir güç verdi. Şunu kastediyorum ki dünya tamamen küreseldir. O aynı zamanda dünyanın bazı yerlerini suyun üstünde yükseltti. Bu durum suyun dünyanın çukur yerlerine akmasını sağladı."162
Yer Merkezli Evren: Bîrûnî'nin yaşadığı asırda evren, dünyanın konumu ve şekli hakkında Batlamyus teorisi hakimdi. Bu teoriye göre, gökyüzü yıldızların yerlerinin değişmediği dönen bir küredir. Dünya ise bu kürenin merkezinde sabit bir konuma sahiptir. Dünyanın çevresinde ay, güneş ve gezegenleri taşıyan iç-içe bir dizi kristal küre vardır. Tanrısal bir düzen olarak algılanan bu sistem, ayrıca insana evrenin merkezinde olma onur ve gururunu sağlamaktadır. Ancak bu sistem salt bilimsel açıdan bakıldığında karmaşık ve tutarsızdır. M. Ö. III. yüzyılda Aristarkus adlı bir filozof şimdi "güneş sistemi" dediğimiz sistemin merkezinde dünyanın değil, güneşin yer aldığını ileri sürmüşse de163 böyle bir teorinin kabul edilmesi için henüz erkendir. İlk ve Orta Çağlarda, yeri kainatın merkezinde ve sükûnette gösteren jeosantrik teori tamamen hakim bir durumda olduğu için, diğer bütün görüşler yalnız ileri sürülme safhasında kalmış hiç bir zaman layık oldukları rağbeti görmemiş, takdir edilememişlerdi.164 Diğer taraftan güneş merkezli bir sistemin kabulü, dünyayı evrenin merkezi olarak kabul eden kutsal öğretiye karşı gelmek demekti. Nitekim XVI. yüzyılda Kopernik, 1473-1543, dünyanın merkezde sabit olmadığını, kendi ekseni çevresinde günlük, güneşin çevresinde yıllık dönüşler yaptığını söylediğinde kutsal öğretiye karşı geldiği iddiasıyla protestan liderler tarafından kınanmıştı. Galileo Galilei, 1564-1642, güneş merkezli sistemi savunduğu için 1616 yılında Engizisyon önüne çağrılmış, mahkeme edilmiş dediklerini inkar ederek ölümden dönmüştü. Yine, "Dünya'nın İki Büyük Sistemi Üzerine Diyolog" adlı eserini 1632'de yayınladığında ikinci kez Engizisyon önüne çıkarılarak tevbe etmeye zorlanan Galileo, bütün yazdıklarını inkar edip kendini lanetleyerek kurtulmuştu.165
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #7 : 13 Kasım 2018, 15:24:17 »

Bu mesele Kopernik ve Galileo'dan çok daha önce Yunanlı bilim adamları tarafından tartışıldığı gibi X. ve XI. asırlarda Müslüman astronomların da ilgi odağı olmuş, bu konuda araştırmalar yapılmıştır ki bunlardan birisi de Ebu Reyhân'dır. O, yirmi dört saatlik hareketin her iki sistemle de açıklanabileceğini, bu bakımdan her iki teorinin de kabul edilebileceğini, belirtmiştir. Bîrûnî'nin bu meselelere hasredilmiş bir monografik yazısı olduğu gibi, bu problemler üzerinde Ebû Sehl Mesihî ile de münakaşalara girmiştir. Fakat bu yazılar zamanımıza intikal etmemiştir, yahut da şimdilik kayıptır. Bîrûnî yerin hareketi ve sükûneti meselesine günümüze gelmiş olan Mâ li'l-Hint adlı eserinde de kısaca temas etmiştir. Burada, her iki şekilde de gök cisimleri hareketlerinin kabili izâh olması dolayısıyla onun bu iki görüş arasında bir tercih yapamadığını, bu hususta mütereddid davrandığını görüyoruz.166 En azından Batlamyus teorisini tamamen kabul etmemekle bu teori hakkında ciddi şüpheler içinde olduğu açıktır. Mâ li'l-Hint adlı eserinde Bîrûnî'nin söz konusu mesele hakkındaki cümleleri şöyledir:

"Yerin kendi ekseni etrafında hareket ettiğini kabul etmek, astronomik hesapların yapılması bakımından hiç bir mahzur doğurmaz. Çünkü gök cisimlerinin müşahede edilen hareketlerinin izâhı, diğer teori ile olduğu kadar bu teori ile de mümkündür. Bu meselenin halli zordur. Eski çağların ve zamanımızın en önemli astronomları yerin hareketi teorisini büyük bir dikkatle incelemişler ve onu cerh etmeye çalışmışlardır. Ben de bizzat bu konu üzerinde Miftâh-u İlmü'l-Hey'e/Astronominin Anahtarı adlı bir eser kaleme almış bulunuyorum. Bu eserde, kendimden önce gelenleri, şekil bakımından olmasa bile, hiç olmazsa esas bakımından geride bırakmış olduğum inancındayım."167
Yeryüzünün Çevresinin ölçülmesi: Dünyanın çevresini ölçme çalışmaları M.Ö. III. yüzyılda Aristo, Eratosten, M.Ö. II. yüzyılda Poseidon'a kadar dayanmaktadır. İslâm dünyasında VIII. ve IX. yüzyıllarda Müslümanların bu konuda önemli mesafeler katettiklerini söyleyebiliriz.168 X. ve XI. yüzyılda ise Bîrûnî'nin bu konuda çok ciddi çalışmaları olduğunu müşahede etmekteyiz. el-Kitâb fi'l-Usturlâb adlı eserinde yeryüzünün çevresini ölçmede kendi metodunu şöyle takdim etmektedir.

"Yeryüzünün çevresi denize yakın bir dağa tırmanıp, güneşin doğuş ve batışını ve ufuğun eğimini gözleyerek ölçülür. Daha sonra dağdan indirilen dik hattın değeri bulunur. Bu yükseklik eğimin tamlar açısının/90 dereceye tamamlayan açı sinüsü ile çarpılarak, yeryüzünün çevresinin dağın yüksekliğine oranı bulunabilir."169 Bîrûnî'in kendi tanımlamasını kullanacak olursak o, bulunan değeri eğimin sinüsünün tersine bölüp bu bölümü 2 pi ile çarpar. Daha sonra şunları ekler. "Bu tür işlemler fiili deney gerektirir ve sadece test edilerek ispatlanabilir."170

Bîrûnî, Cürcan eyaletinde Kuzey Debistan'da bu metodu deneme fırsatı bulmuş ancak yardımcı yetersizliği ve diğer zorluklar nedeniyle başarılı sonuçlar elde edememiştir. Tahdîd adlı eserinde bu metodu uygulamak için Hindistan'da giriştiği ve başarılı olduğu bir deneyi anlatır. Ölçmenin fiziksel alana uygulanmasının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen bu metoda göre yer'in çevresi 25.000 2/7 İngiliz mili olmaktadır ve bu el-Me'mûn'un bulduğu değerlerden çok farklı değildir. Eğer Yer tam bir küre olsaydı Bîrûnî'inin bulduğu değer bu günkü hesaplamalara çok yakın olacaktı. Bîrûnî'nin yaptığı ölçü Orta Çağ boyunca yapılan ölçümlerin en iyilerindendir. 171

Tarihçiliği: Bîrûnî'nin tarihçiliği genelde ravî tenkitçiliğine dayanan klasik İslâm tarihçiliğinden farklılık arz etmektedir. O her şeyden önce, çok uzak geçmişe ait olmaları, asırlar önce vukû bulmuş olayların haberlerini akılda tutmanın zorluğu sebebiyle tarihi haberlere yalan ve hurafe karıştığının bilincindedir.

Yalan haber ve hurafeler konusunda önerdiği çözümlerden ilki, haberleri rivayet eden ravîlerle ilgilidir. Ravîler çeşitli sebeplerle haberlere yalan karıştırabilir. Bu sebeple özellikle haberin ilk ravîlerine dikkat edilmelidir. Onun konuyla ilgili bir diğer önerisi haberin akıl ve tabiat kanunlarına uygun olmasıdır. Akıl ve tabiat kanunlarıyla çelişen haberleri tenkit süzgecinden geçirmektedir. Yine ona göre tarihçi objektif olmalı kabile, milliyet, din ve mezhep gibi her türlü taassuptan uzak durmalıdır. Çünkü tarihçinin bu düşüncelerle hadiseleri objektif bir anlayışla kayda geçirebilmesi ve yorumlayabilmesi mümkün değildir.
Bîrûnî'nin geçmişin hadiselerinin yorumlanması anlamına gelen tarih felsefesinde de günümüz anlayışını yakalayabildiğini söyleyebiliriz. Kendinden önceki tarihçilerden farklı olarak tarihi hadiseleri yorumlamakta ve genel sentezlere gidebilmenin yanında evren ve toplumu kanuniyet anlayışı içinde incelemektedir. Yine o, insanı evren ve toplumun merkezine yerleştirerek insanın tarihteki konumunu belirleme tartışmalarına katılmaktadır.172

Abdullah Duman
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.081 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.