Avşarlar ve Osmanlı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ocak 2020, 16:08:48


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Avşarlar ve Osmanlı  (Okunma Sayısı 2942 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Akıncı Beği
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 72



« : 05 Kasım 2010, 01:40:37 »

Geçen hafta TTK Başkanı’nın Türk Tarihinde ve Kültüründe Avşarlar Sempozyumu’nu Açılış Konuşması’nın nesnellik, tarihçi sorumluluğu, çağdaş hukuk ve kamusal sorumluluk açısından ciddi sorunlarla malûl olduğuna değinmiştim. Şimdi de, o konuşmaya hakim Avşarcı yaklaşımın, ahlaki handikabına değinmek istiyorum.

* * Açıktır ki Avşarlar karşısında samimi tutum, öncelikle adına şenlik yapılan Avşar kahramanı Dadaloğlu’nun tarihsel misyonunun unutturulmamasını ve Avşarların Osmanlı karşısındaki durumunun aydınlatılmasını gerektirir. Bunları yapmayan bir ‘Avşarcı’ tutum ise ahlaki olarak sorgulanmak zorundadır.

* * Avşarların tarihsel gerçekliğini aydınlatmak, onları tarih boyunca ezmiş olan Omsalı karşısındaki gerçekliğini de aydınlatmak demektir. Çünkü Osmanlılarla Avşarlar arasındaki ilişkinin en belirgin karakteri ezen ezilen ilişkisi olmasıdır. Ki bu gerçeklikte hem Avşarcı hem de Osmanlıcı olmak, şizofrenlik bir durum olacaktır.

* * Osmanlı egemenliği koşullarında yapılmayan iş, yani Avşarların Osmanlı’ya tebaalaştırılması işi, bugün ideolojik araçlarla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Tarihin keyfi yazımıyla Avşarlar, atalarının sürülmesinin, katledilmesinin “normal” olduğu bilinciyle donatılarak kendi tarihsel gerçekliğine yabancılaştırılmaktadır.

* * Özetle Avşarlar, atalarının güçleri yettiğince direndikleri Osmanlı’ya, yani kendi zalimine âşık edilmeye, onlara zulmeden ile övünecek denli kendine yabancılaşmış bir ‘Avşar’ tipi yaratılmaya çalışılmaktadır.

* * Hem Türkmenlik, Avşarlık, vb. adına konuşup hem de Osmanlıcılık yapmak bizim resmi tarihçiliğimizin temel problemlerinden biridir. Oysa Osmanlı tarihi sadece gayrimüslim devletlerle savaşlar tarihi değil, ondan çok daha baskın bir şekilde öteki Türkmen devletler ve Türkmen halklarla savaş ve boyun eğdirme tarihidir. Bunu Avşarlar özgülünde de çok net görebiliyoruz. Özelde Avşarların genelde Türkmenlerin Osmanlı egemenliğinin en güçlü dönemi olan 16. yüzyılda yaşadığı baskıların aydınlatılmasını bir sonraki haftaya bırakıp bugün, Avşar deyince ilk akla gelen şahsiyet olan Dadaloğlu üzerinden, 19. yüzyılda yaşadıklarını aydınlatmak istiyorum.

* * O Dadaloğlu ki, kahramanlarını dilden dile günümüze taşıyan halk geleneği ve Cumhuriyet sonrası yapılan halkbilimi araştırmaları olmasaydı, kendisini tanımıyor olacaktık. Çünkü Osmanlı resmi literatüründe Dadaloğlu ve benzerleri hep “asi”, “eşkıya” sayılmış, sadece canı değil inançları, şiirleri, hatırası da hep yok edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla bir tek Osmanlı resmi kaynaklarına ve onların hıkdeyicileri günümüz Osmanlıcılarına kalmış olsaydık, aynı zamanda Türkçe’nin en önemli ozanlarından olan Dadaloğlu’nun edebi değerini ve onun üzerinden döneminin siyasal kavgalarını anlayabilmemiz de mümkün olmayacaktı.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * *FIRKA-İ ISLAHİYE

* * Osmanlı İmparatorluğu’nda 17. ve 18. yüzyıllarda artarak devam eden iç iskanların bir dizi nedeni içinde en önemlisi iktisadi krizdi. Osmanlı sistemi bu krizini her seferinde vergileri arttırarak yeni vergi kaynakları yaratarak öteliyordu. Antalya, Burdur, İçel, adana, Hatay, Antep, Maraş, Adıyaman, Besni bölgelerindeki Avşarların 19. yüzyılda yaşayacakları da, bu bağlamda biçimlenecekti.

* * *Osmanlı genişlemesi belli bir tarihten sonra süreğen bir şekilde enflasyon üreten, halkın yoksulluğunu arttıran bir fasit daireye dönecekti. Fetihlerin sürdüğü, hatta geliştiği dönemde başlayan bu süreç, fetihlerin yapılamaz hale geldiği dönemlerde daha da dayanılmaz hal alacaktı. Bu ekonomik ve toplumsal kriz önce Kızılbaş ayaklanmaları, ardından Celali isyanları ile daha da derinleşecekti. Ardından yenilgi ve toprak kayıpları da başlayınca, Osmanlı geleneğinin krizini aşmak daha da olanaksızlaşacaktı.

* * * Bu açıdan kritik dönüşüm yüzyılı olacak olan 17. Yüzyıl sonunda Osmanlı; Avusturya, Venedik, Lehistan, Rusya ile yapılan savaşları kaybederek 26 Ocak 1699’da Karlofça Antlaşması’nı imzalayacaktır.

* * *Bu anlaşmaya göre Osmanlı, Macaristan ve Erdel Beyliğini Avusturya’ya, Ukrayna ve Polonya’yı Lehistan’a, Mora ve Dalmaçya kıyılarını Venedik’e bırakacaktı.

* * *Bu büyük kayıplar Osmanlı’nın ilk toprak kayıpları olmanın dışında, neredeyse en verimli topraklarının büyük bir parçasını kaybetmesi, dolayısıyla buradan kaynaklanan açıklarını Anadolu’ya yönelik sömürü ve baskıyı arttırarak kapatmaya çalışması demekti. Özetle dışta yenilgi ve toprak kaybı derinleştikçe, ayrıcalıklarından vazgeçmeyen Osmanlı devletinin içe yönelip Anadolu’nun iliğini sömürmesi söz konusu olacaktı. İşte göçer aşiretlerin, düzenli bir gelir kaynağı haline getirilmek amacıyla iskân bu koşullarda gündeme gelecek.

* * Padişah Abdülaziz’in sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa, bu amaçla Fırka-i Islahiye adlı askeri kuvvet oluşturdu. Derviş Paşa’nın komutasındaki, Ahmet Cevdet Paşa’nın ise siyasal danışmanlığını yapacak Fırka-i Islahiye, 1865 yılında, Avşarlar başta olmak üzere konar-göçerlerin zorunlu iskân ve denetim altına alınması amacıyla Çukurova’ya yollanacaktı.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * *İSKÂN POLİTİKASININ NEDENLERİ

* * *Yaşam alışkanlıkları ve ekonomik yeniden üretim yapıları nedeniyle Avşarlar bu yaptırıma karşıdır. Çiftçilik onların bilmedikleri bir iş olduğu gibi, geçim kaynakları olan hayvanlarına ekonomik bağımlılıkları yaşam tarzlarını da belirlemektedir. Osmanlı Avşarları belli bir geçiş sürecinde ikna etmeye çalışmıyor, ya iskân ya da ölüm ve sürgün dayatmasında bulunuyordu. Esasen Osmanlı’nın Türkmenlerle ilişkisi geçmişten beri böyle şekillenmişti, ancak şimdi kendisini buna zorlayan bir de özel nedeni daha vardı: Çukurova’nın bir an önce ıslahıyla İngiliz dokuma fabrikalarının pamuk ihtiyacını karşılayarak kendi dış ticaret açığını azaltmak istiyordu. Bu ise, o dönem bataklıklarla dolu Çukurova’nın, yazları yaylada yaşam alışkanlığına sahip göçebelere ıslah ettirilme dayatmasıydı; ki bünyeleri bunu kaldıramayan Avşarlar, ovaya yerleşir yerleşmez hastalanmaya, benizleri sararıp solmaya başlıyordu. Yani sözkonusu dayatma onların hayatına sıtma, dizanteri, kolera gibi hastalıklar olarak dönüyordu. Özetle İngiliz kapitalistlerinin gereksindiği ucuz pamuğu üretip Osmanlı bürokrasisinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir atmosfer yaratmanın parçası olarak Avşarlar, Çukurova’nın sineğine, batağına, sıtmasına, dizanterisine ırgat ediliyordu. (Erdoğan Şahin, Osmanlı’yla Yüzleşme)

* * *Özetle zorunlu iskân, özgürlükleri yanında sağlıkları açısından da Avşarlar için açık bir mağduriyet durumuydu ve kendi doğallığında reddediliyordu. Ancak geçmiş katliam ve sürgün anıları yanında Avşarların kendi içinde bölük pörçük yapısı da topyekün bir direnişi engellememekteydi. Buna rağmen Avşarlar, topu tüfeğiyle zamanın en modern silahlarıyla donatılıp sırtını padişahın emri ve Şeyhülislamın fetvasına dayamış Fırka-i Islahiye’ye kök söktürecekti. Dadaloğlu ise, Avşarların onuru olan bu direnişin edebi bayrağı, vakanüvis çarpıtmalarının deşifre edicisi olacaktır.

* * *Duydum hali perişandır Avşar’ın *
* * *Dadaloğlu, Avşar obalarına ulaşan fermanı; “Belimizde kılıcımız kirmânı / Taşı deler mızrağımız temreni / Hakkımızda devlet etmiş fermanı / Ferman padişahın dağlar bizimdir./
Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur / Öter tüfek davlumbazlar vurulur / Nice koç yiğitler yere serilir / Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” diye karşılayacaktır. (Ahmet Özdemir, Avşarlar ve Dadaloğlu)

* * Direnişin haklılığına inançla Avşarın Osmanlı karşıtı direniş ruhunu pekiştirir:

* * “Aşağıdan iskân evi gelince / Sararıp da gül benzimiz solunca */ Malım mülküm Seyfi gözlüm kalınca / Kaypak Osmanlılar size aman mı? / Aşağıda akça çığın ötünce / Katar başı mayaların sökünce / Şahtan ferman Türkmen eli göçünce / Daha da hey Osmanlı’ya aman mı?”

* * Ama Fırka-i Islahiye’nin ne mermisi biter ne de başka bölgelerden getirilen fakir halk çocuğu askerleri. Saldırılar ağırlaştıkça ağırlaşır. Dadaloğlu bu süreci resmi tarihçilerin tam karşıtı bir yerden, halkın safından anlatır:

* * “Derviş Paşa yaktı yıktı illeri / Soldu bütün yurdumuzun gülleri / Karalar giydik de attık alları / Altınımız geçmez akçe tunç oldu. / Ağlayı ağlayı Dadalım söyler / Vefasız dünyayı şu insan neyler / Bin yiğidi bir kötüye kul eyler / Şimdiden sonra yaşaması güç oldu”

* * Böylece “Azrail’den başkasına aman mı” diyecek denli kararlı olan Avşar direnişi, tarihsel gerçeklik nedeniyle ezilecektir. Dadaloğlu’nun dizelerine teessür inecektir:

* * “Dadaloğlum der de bu nasıl haldir / seneler sayılmaz kaç tane bıldır? / Ayını bilmiyom tam dokuz yıldır / **** Osmanlı duralaştı bizinen”

* * Bir başka şiirde aynı teessür şöyle dillenir:

* * “Hani benimle harbe girenler / Benim imdadıma gelen ağlasın / Kem haberim söylen Avşar kızına / Saçı sümbül telli sunam ağlasın”

* * *Ezilen Avşar direnişini idam, iskân ve sürgünler izleyecektir. Ancak Dadaloğlu teslim olmayacaktır.

* * “Derviş Paşa gayrı kına yakınsın / Böbür böbür dört bir yana bakınsın / Amma bizden gece gündüz sakınsın / Öç alırız ilk fırsatı bulanda / Dadaloğlu’m söyler size adını / Şimdiden yok bilsin hasım kendini / *Bağlasalar parçalarım bendimi / Yatacağım bilsem bile zindanda”

* * Islah ordusunun görevlileri kâh yağma kâh Avşarlar’ın (ve onlar gibi göçebe ve heteredoks inançlı Kürtlerin) hareket kabiliyetlerini ortadan kaldırmak için her şeyleri olan Arap atlarına el koyarlar. Avşarları daha da yoksullaştıran bu durumu Dadaloğlu şöyle dile getirir.

* * “Bütün iskân oldu Avşarla Kürtler / Yürekten çıkar mı ol acı dertler / Mezda döküldü boyn’zun atlar / at vermemiz iskânlıktan zor oldu / Der Dadaloğlu’m da sözün sırası / Yara biter, bitmez dilin yarası / Mağrıbınan maşırığın arası / Size bol da bizim ele oldu”

* * Yenilgi ve denetim gün günden pekişir, direniş dağılmış, Osmanlı egemen olmuş, Avşar ellerini perişanlık kapsamıştır:

* * “Ilgıt ılgıt bir yel esti Urum’dan / Duydum hali perişandır Avşar’ın / Gam, kasevet kalkmaz oldu serimden / Döndü gurbet ele yolu Avşar’ın”

* * Aslında dünya herkese yetecek denli büyüktür. Ancak dört tarafı adaletsizlik kuşatmıştır:

* * “Yedi iklim dört köşeyi dolandım / Meğer dünya her tarafta bir imiş / Ben dünyayı Al’Osmanın sanırdım / Meğer dünya yüz sultanlık yer imiş / Okuduğun tutmaz oldu alimler / Kalktı da adalet arttı zulümler / Terlemeden mal kazanan zalimler / Can verirken soluması zor imiş”

* * *Özetle Avşarların Osmanlı egemenliğinde yaşadığı keyfiyetin arka yüzü budur ve sadece işgal ordusu danışmanı tarihçilerin belgeleriyle yetinen bir tarihçilikten bütünsel gerçeği öğrenmek mümkün değil.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *TARİHSEL GERÇEĞE SAYGI

* * Bazı tarihçiler, göçebe toplulukların yerleşik hayata geçirilişlerini medeniyet tarihi bağlamında “ilerici” görürler. Ancak bu kaba yaklaşım, Amerika yerlilerinin İspanyollarca veya Türki halkların Emevilerce dönüştürülmesi gibi bir “ilericilik” olup halkların sömürü ilişkileri tarafından disipline edilmesi amaçlı kanlı bir tarihtir. Böylesi bir zorbalığı “ilericilik” olarak mazur gösteren mantığın çağdaş versiyonu ise, günümüzde ABD’nin ırak işgaline destek vermektir.

* * Böylesi uygulamaların, kim tarafından yapılırsa yapılsın halkın çıkar ve gelişiminden hareket etmediği gerçeği özellikle anımsanmalı. Sömürgeciler fethettikleri topraklardaki halka hangi kaygıyla davranmışlarsa, “yerli” egemenler de, halka dayattıkları politikalarda aynı kaygıyla davranacaktır. Çünkü sorun saray’ın her gün artan ihtiyacını, dış fetih ve talanlarla sağlayamadığı oranda iç fetih ve talanlara yönelmesinden, Avşar yurtlarını kendi mülkü haline getirmesinden ibaretti.

* * Kuşkusuz halkçı bir iktidarın halkını çağa uydurmak kaygısıyla davranılmış olsaydı, söz konusu sürece ilişkin yorumumuz farklı olmak zorundaydı. Ancak devşirme bir iktidarın, halkın iliğini sömürmek için giriştiği ve tümüyle kendi gelirlerini arttırmaya yönelik “reform”ları ile karşı karşıyayız; ki, bunun adını da bu niteliğe uygun koymak, yani zulmün adını zulüm, onu yapanın adını da bu niteliğe uygun koymak gerekmektedir. İşte tarihsel gerçeğe böylece saygılı olunduğunda, alemet-i farikası Osmanlı’ya karşı hak mücadelesi olan Dadaloğlu’nun adına yapılan şenlik de, bir Osmanlı seviciliği ve ırkçı bir Türkçülük koşullandırmasına çevrilmeyecektir.

22.09.2007

Erdoğan AYDIN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Birgün bütün dünyadaki Türklerle Çin seddinde buluşacağız. Başbuğ Atatürk
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.