ANADOLU'DA TÜRKLÜK
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 01 Nisan 2020, 13:17:14


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ANADOLU'DA TÜRKLÜK  (Okunma Sayısı 4354 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 26 Ekim 2010, 19:46:11 »

BESİM ATALAY’IN NİĞDE MAARİF MÜDÜRÜYKEN KALEME ALDIĞI BİR
YAZI DİZİSİ: “ANADOLU’DA TÜRKLÜK”1


Osmanlı Devleti bilindiği üzere Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkar. Bu
mağlubiyetin ardından da 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalanır ve 1 Kasım
1922’de saltanatın kaldırılmasına kadar devam edecek olan -yakın tarihimizin en çalkantılı
dönemlerinden- “Mütareke Dönemi” başlamış olur.
Mütareke ortamında Amerika Başkanı Wilson, -kendi adıyla bilinen- meşhur “Wilson
Prensipleri”ni dünyaya ilan eder. Başkan Wilson’un hazırladığı prensiplerdeki maddelerden
bir tanesi mealen; azınlıkların nüfusça çoğunlukta oldukları illere sahip olabilecekleri
anlamına gelmekteydi. Bunun üzerine işgal kuvvetlerinin de kışkırtmalarıyla başta İzmir,
Adana, Maraş, İçel gibi illerimizin azınlıklara devredilmesi gündeme getirilir. İşgalciler ve
azınlıklar el ele verip, bu şehirlerimize sahip olmak için uğraşırlar. Başta Rum gazeteleri
olmak üzere büyük bir basın kitlesi de bu harekete destek verir. Durum böyleyken Türk
tarafından da aksi yönde sesler yükselmiyor değildir. O tarihlerde İstanbul’da yayın yapan
gazetelerden Zaman, Türk milletinin haklarını savunan bir yayın politikası izlemektedir.2
Zaman gazetesi işgalcilerin ve azınlıkların bu tavrına tepki olarak -döneminde çok ses getirenbazı
yazılar yayınlar. Bunlardan bir tanesini de devrin Niğde Maarif Müdürü Besim Atalay
(1882, Uşak–1965, Ankara) kaleme alır.
Besim Atalay “Anadolu’da Türklük” ana başlığı altında oluşturduğu yazı dizisinde,
daha önce maarif müdürlüklerini yaptığı İçel ve Maraş illerinin birer Türk şehri olduğunu ilmî
bir şekilde açıklar. Yazar, İçel ve Maraş’a Türklerin hâkim olduğunu izah ederken, şehirlerin
Türklerle birlikte değişip gelişen tarihî ve kültürel yapısı hakkında da detaylı bilgiler verir.
Toplam dört bölümden oluşan yazı dizisinin ilk bölümünün yayınlandığı Zaman gazetesinin
13 Mart 1919 tarihli 334. sayısında yazı dizisini gazete şu sözlerle tanıtıyor:

“Niğde Maarif Müdürü Besim Atalay Bey İçel ve Maraş sancakları hakkında pek
kıymetli tetkikat-ı coğrafyayı muhtevî bir silsile-i makalât göndermiştir. Pek şayan-ı takdir bir
gayret ve himmet-i milliyetperverâne mahsûlü olan bu makalelerin birincisi İçel coğrafyasına
aittir ki bunu, haritasıyla beraber bugün dercediyoruz. Diğerlerini de fırsat buldukça, hatta
mümkün olursa birbirini takiben neşreyleyeceğiz. O havalinin Türklüğünü ilmî ve gayr-i
kabil-i ret ve inkâr bir surette ispat eden bu makalâtı muhterem karilerimizin de kemal-i
takdir ve alâkayla takip edeceklerine eminiz.”3

Zaman’ın bu tanıtım yazısından sonra Besim Atalay’ın yazı silsilesi gazetede tefrika
edilmeye başlanır. Mütareke Dönemi gibi zor bir süreçte Niğde’den payitahta ulaşan sese biz
de kulak veriyor ve bu kısa hatırlatmalardan sonra “Anadolu’da Türklük” isimli yazı dizisini
aktarmaya geçiyoruz:

1 Bu makale “Akpınar” dergisinin 25. sayısında yayımlanmıştır.(Akpınar, S. 25 (Ocak-Şubat 2010), s. 13- 21)
* Trakya Üniversitesi. tayfun_haykir@hotmail.com
2 Zaman gazetesi hakkında Prof. Dr. Nâzım H. POLAT danışmanlığında hazırladığımız bir yüksek lisans
tezimiz mevcuttur: Tayfun HAYKIR, “Mütareke Dönemi Yayın Organlarından “Zaman” Gazetesi”, Niğde
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Niğde 2010.
3 Bu açıklamanın ardından “İçel coğrafyasını gösteren bir harita verilmiş.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 26 Ekim 2010, 19:50:17 »

                                 İÇEL TÜRK’TÜR
                           İçel Coğrafyası

İçel sancağı Anadolu’nun cenubunda ve Kıbrıs adasının karşısındadır. Şark
tarafından Mersin, garp tarafından Antalya körfezleri ile çevrilmiştir.
İçel adeta büyük, geniş ve enli bir burun şeklinde Akdeniz’e doğru ve Kıbrıs’a
muvâzî olarak uzanıp çıkmıştır.
İçel şimdiden Boğa Dağları ile garptan şarka doğru kesilmiş ve Karaman ovasından
bu suretle ayrılmıştır. İçel hava, su, mahsûlât ve dağların duruşu itibariyle Kıbrıs’a çok
benzer, adeta Kıbrıs İçel dağlarının yandan bir uzantısı gibidir. Kıbrıs dağları İçel dağlarına
muvâzîdir.
İçel sancağında yaşlıca iki büyük sıradağ silsilesi vardır. Birisi Mut ve Ermenek
kazalarının yukarısından geçen Boğa Dağları’dır.
Birisi de Göksu ırmağıyla deniz arasındaki silsiledir. Bu iki sıradağın arasını Göksu
deresi ayırır. Asıl İçel’i doğuran dağlar bu ikinci sıradağlardır. Bu dağlar olmasaydı veyahut
Göksu deresi biraz daha derin bulunsaydı Akdeniz’in dalgaları Boğa Dağları’nın eteklerini
yalayacaktı ve Mersin körfeziyle, Antalya körfezi arasındaki yarımadaya benzer büyük çıkıntı
bulunmayacaktı.
Göksu deresi Boğa Dağları’nın cenup etekleriyle Boğa Dağları’na ve denize muvâzî
olarak uzanıp giden dağlar arasında sıkışmış çok şairâne ve zengin bir deredir.
İçel sancağı hemen hemen mustatile yakın bir şekildedir. Yalnız Anamur burnu
mustatîlik şeklini biraz bozar. Sancağın saha-i sathiyeti 25 bin kilometredir.
*
Toprağın tabiatı! Mut, Anamur ve Silifke kazalarının ovalık ve dağlık kısımları
hemen birbirinin aynıdırlar. Her üçünde de aynı nebatât yetişir; aynı hava koklanır; aynı
sıcaklık ve soğukluk hüküm sürer…5
…6 kazasının sahil kısımları kadar bîtek değildir. Gülnar’ın dağları ve yaylaları çok
güzel ve bîtektir. Silifke dağlarından bu cihetle ayrılırlar.
İçel toprakları umumiyet itibariyle kireçlidir. Bazı yerlerde “hamz-ı hadîd”i hâvî-i
kırmızı, bazı yerlerde de “humus”i cami-i siyah topraklar vardır. Ormanların ve yaylaların
toprakları ovaları kadar bereketli ekin yetiştirir. O ovaların toprakları Göksu gibi ırmakların
çöküntülerinden meydana gelmiştir. Onun için bu topraklar milli ve kumludur.
Kırmızı topraklar Karataş içinde “Taşeli’nde”, Ermenek kasabasının karşısındaki
köylerde, siyah topraklar ormanlarda, Gülnar kazasının merkezi bulunan Anay Pazarı’nda ve
Mut kasabasının şark tarafında bulunur. Kireçli topraklar hemen her yerde bulunmaktadır.
*
Yeryüzünün girinti ve çıkıntıları! İçel yerin girinti ve çıkıntıları itibariyle birbirinden
ayrı iki büyük parçayı ayrılmıştır. Birisi ovalık, öbürü dağlıktır.
Onlar o kadar büyük ve geniş değildir. Silifke, Mut, Anamur ovalarından ibaret
bulunan bu ovacıklar tamamıyla rüsûbîdir, çöküntüdür.
Silifke kasabasının yakınından başlayarak denize kadar uzanmış olan ova mustatîle
yakın bir şekil almıştır. Bu ovanın teşekkülü çok yeni zamana aittir. Ovayı doğrudan
Göksu’nun sürükleyip getirdiği tortulardır. Bu ırmak her yıl dökmüş olduğu miller ve kumlar
ile denizden yer kazanır.

4 “Anadolu’da Türklük” isimli yazı dizisinde Besim Atalay bazı dipnotlar kullanmıştır. Yazarın dipnotları ile
bizimkilerin karışmasını önlemek için tarafımızdan yazılanların sonuna “T. H.” kısaltmasını ekledik.
5 Gazetenin bu nüshasını sadece Beyazıt Devlet Kütüphanesi Hakkı Tarık Us koleksiyonunda bulabildik.
Mevcut olan bu nüsha da alt tarafından kesilmiş. Yukarda yazdığımız ve iki sütundan oluşan yazının
yukarıdaki kısmı ilk sütuna aittir ve alt kısmı kesilmiş olduğundan yazının sadece mevcut olan kısmını Latin
harflerine aktarabildik. (T. H.)
6 Yazının, ikinci sütunun başından devamı. (T. H.)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 26 Ekim 2010, 20:00:15 »

                           İÇEL TÜRK’TÜR
                       Ahalinin Soyu  

İçel ahalisinin soyu sopu Türk’tür; hem de hiç su katılmadık Türk’tür.* İçel Türkleri
Anadolu ve garp Türklüğünün en halis bir numunesidir. Bunlar hemen hiç başka bir soy ile
karışmamışlardır. Çünkü hâlâ yörük olarak yaşamaları ve simalarının bozulmamış olduğu bize
bunun doğru olduğunu gösterir.
İçel Türkleri asıl Türkmenlerden ayrılmışlardır; evsafları buna şahadet eder. Boyu
ortadan biraz yüksek, kafatasları yuvarlak, çehre değirmî, yanaklar az çıkık, yüz geniş, etli ve
enli, gözler siyah, saçlar siyah, saç ve sakal kılları sert, sakal az kıllı fakat köse değil!...
Burunlar yavaşça basık -bununla beraber çok düzgün burunlular da var- dudaklar kalın, deri
çokça sarıdır. Fakat daima sarılık esmerlikle karışmış ve koyu bir renk almıştır. Vücudun
yukarı tarafı aşağı tarafından daha yüksektir. Baldırlar kalın, ense oldukça şişkindir. Kollar
etli ve kuvvetlidir. İki omuz arası ve kafatasının çevresi geniştir. Parmaklar yuvarlaktır.
Kadınlar da aynı evsafı gösterirler…
Buralarca güzel tanınan kızlar aşağıdaki evsafı gösterenlerdir: Renk esmer, yanaklar
kırmızı, çehre yuvarlak, dişler düzgün ve beyaz, ağız küçük, kaş ve göz siyah, boy orta, az
etli, saçlar siyah ve uzun, kirpikler uzun; kaşlar çok kıllı olmalıdır. Hakikaten şu saydığım
evsafı gösteren birçok köylü ve Yörük kızları vardır. İçel halkı arasında açık sarı ve beyaz
renkte olanlarla gök gözlü insanlar çok azdır. Bu gibi insanlar köylerde hemen hiç
bulunmazlar.
İçel’de ne dışardan içeriye, ne de içeriden dışarıya muhacir akıntısı olmadığından
başka soylarla karışmamışlardır. Silifke’de yüz elli haneye varmayan Hıristiyanlardan başka
yabancı yoktur. Yalnız son günlerde birçok Kürt ve Arap milletçileri gelmiştir. Konya ve
Maraş tarafları Türkleri daha ziyade Özbeklere benzerler. İçellilerse halis Türkmen’dirler.
 Abdallar ve Tahtacılar

Bura Türkleri arasında yabancı gibi kalmış iki oymak vardır ki birine “Tahtacı
Türkmenleri”, öbürüne “Abdallar” derler. Bunlar pek halis Türk evsaf ve teşkilatını
gösterdikleri hâlde gerek halk nazarınca ve gerek kendilerince ayrı birer millet sayılırlar.
Abdallar
- Abdallar bugün Türk’ten başka bir şey değillerse de dillerinde bir iki
yabancı kelimenin ve aralarında demircilik ve semercilik gibi sanatların bulunması ve
birtakım âdetleri eski zamanlarda Kıbtîlerden ayrılmış olduklarına birer şahittir. Hükümet
defterlerinde de eskiden Kıbtî diye yazılmış imiş. Bunlardan iki köy Mut’ta, üç ufak köy
Anamur’da, bir mahalle Silifke’de vardır. Bunlar hükümet nazarında Müslüman sayılırlar ve
kendileri Müslüman bulunduklarını iddia ederlerse de mezhep itibariyle Şiî’dir; Hacı Bektaş-ı
Veli Hazretleri’ne bağlantıları çok fazladır. Müşârün ileyh hazretlerini en büyük pîr ve kutup
tanırlar; fakat Bektaşîlik’in ve Hurufîlik’in iç yüzünden haberleri yoktur. Her yıl
Hacıbektaş’tan bir baba gelir, beş on gün oturur her vergisini -niyaz akçesini- toplar götürür.
Ahali arasında Abdalların babaları geldiği zaman “Âyin-i Cem” yaparlarmış? Kadınları da
bulunurmuş? Mum söndürürlermiş gibi sözler dolaşır durursa da bu iftiradır; hocaların ve
softaların uydurmasıdır, bunlar kadın erkek bir arada toplanabilirlerse de fenalık olmaz ve
olamaz. Baba gelince bir eve misafir olur oraya herkes gelir; dernek kurarlar; rakı, şarap
içerler. Nefes okurlar. İlahî ve mersiye söylerler. İçlerinden çalgı bilenleri babayla çalarlar,
çağırırlar. Babaya karşı büyük, pek büyük saygıları vardır. Ne derse yaparlar; boyunları kıldan
incedir. Baba geldiği vakit verdikleri mangırlardan başka bir de her sene kendi aralarında
“çerağ akçesi” adıyla dört bin beş yüz, beş bin kuruş kadar bir para toplayarak Hacı Bektaş-ı
Veli dergâhına -çelebi efendiye- gönderirler.
Abdallar pek cahil adamlardır. Develere ve mezarlara çok hürmet ederler.
Silifke’deki Mukaddem Dede ismindeki bir türbeyi ziyaret ederler. Muharrem’in onuncu günü
mersiyeler okurlar; Abdallarca aşure pişirmek borç sayılır. Her ev biraz buğday, pekmez veya
şeker, nohut veya fasulye vererek kararlar katarlar, koca koca kazanlarda pişirirler.
Abdalların erkek ve kadınları çok haylazdırlar. Bunlar çiftçilik bilmezler, kadınların
çokları düğünlerde oynayarak geçinirler. Bununla beraber namuslu Abdal kadınları da vardır.
Erkeklerin bir büyük parçası demircilik, bir parçası çalgıcılık ederler.
Bu zavallıların ve hele kadınların hâlleri çok acınacak bir raddededir. Vaktiyle
Abdallar kendi mahallelerine mektep açılması ve cami yapılması için hükümete
başvurmuşlarsa da aldıran olmamıştır. Çünkü bunların bu hâlde kalmaları birçoklarının alçak
menfaatlerine yarıyormuş.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 26 Ekim 2010, 20:09:52 »

                      MARAŞ TÜRK’TÜR
                  Maraş Tarihçesi

Maraş kelimesi bugünkü imlâya göre Arapça zannediliyorsa da doğru değildir.8
Çünkü bu kasaba çok eski zamanlardan beri “Marajî, Maraj ve Maraş” ismini almaktaymış:
Asurî hükümdarlarından Sargon tarafından -fethettiği memleketleri hâvi olmak
üzere- yazdırılan levhada Marajî ismi geçmektedir.9
Arapların Marajî kelimesini Maraş şeklinde söylemeleri bu kelimenin Arapça
olduğuna delil olamaz. Bugünkü Maraşlılar bu kelimeyi “Maraş” diye söylerler.
Bir aralık -Romalılar zamanında- Maraş kasabası “Kirmanik” ismini almıştır.
1910 senesinde “John Garstang” tarafından Londra’da bastırılmış olan kitapta şu
yazılar okunmaktadır. “Maraş’ın Asurîlerce adı “Markaj” imiş, asıl Hititlerce “Margazi”
olduğu anlaşılıyor. Bu kelime Boğazköy’de bulunmuş olan bir mıh yazısında görülmüştür.
Hititler ve Mısırlılar muahede yaptıkları zaman mıh yazısını kullanırlarmış. O vakitler mıh
yazısı resmî yazıymış, bu yazıların birisinde “Maraş”ın adı geçer.”
"E’l-Maraş makad vezninde"Bu kelimenin Arapça olduğunu
iddia edenler şu kamûs tercümesinin “E’l-Maraş mekteb
vezninde Şam’da Antakya karibinde bir belde adıdır; ve E’l-Maraş makad vezninde bir cins
güvercine derler ki uçarken taklabazlık eder” sözleriyle ispat etmek istiyorlarsa da
yanılıyorlar.
Nitekim Halep kelimesi de öyledir; Arap tarihçilerine göre bu isim Hazret-i İbrahim
tarafından verilmiştir. Şehrin tesisinde süt sağılıp dağıtıldığı için bu isim kalmış imiş: Hâlbuki
“John Campell” tarafından Newyork’ta bastırılmış olan kitapta “Kilib, Hitit ve Akat dillerinde
Allah manasınadır.” diyor ve Halep’in eski adının Kilib olduğunu kaydediyor.
Maraş’ın tarihine gelince! Maraş kasabası vatanımızın en eski şehirlerinden
birisiymiş. Maraş tarihin bahsettiği zamanlardan beri iki defa yerini değiştirmiştir; Maraş
evvelce “Ergenez” adı verilen ırmağın kenarındaymış; bu çay şehrin ortasından geçermiş ve
son derece şehir mamûrmuş.10
Bugün ihtiyarlar arasında söylenilen bazı rivayetler de bunu teyit eder. Güya kadınlar
iplik eğirmek üzere çayı geçerlerken sular birden bire taşarak yüz kadar kadın boğulmuş.
Bundan sonra ahali çaydan uzak yurt tutmuşlar imiş.
Tabiî bu gibi sözlerin ilmî değerleri yoksa da yine bir hakikat bulaşığı olsun vardır.
Bugün Bulanık adı verilen ve eski Maraş’ın bulunması muhtemel olan yerde birçok
höyükler ve eski eserler vardır. Ergenez’in kenarında bu yıkıkların temelleri ve kaba
mozaikleri görülmektedir.
Maraş’ın ikinci bulunduğu yere yerliler “Kara Maraş” derler: Daha yakın zamanlara
kadar burada hamamlar ve camiler varmış; fakat bugün büyük bir yıkıntıdan bir şey
kalmamıştır. Şehri, Kara Maraş’tan bugünkü bulunduğu yere kaldıran (Zulkadir= Dulkadir)
Oğulları’ndan Alaüddevle Bey’dir.11 Birçok tepecikler üzerinde bulunan bugünkü Maraş
müdafaaya daha elverişli ve havası daha iyi olduğu için buraya kaldırılmış imiş.
Maraş’ta sırasıyla Hititler, Asurîler, Romalılar, İranlılar, Bizanslılar, Araplar,
Türkmenler = Dulkadiroğulları hükümet sürmüşlerdir.
Bundan 4 bin yıl önce Anadolu’da büyük ve uyanık bir milletin yaşamış bulunduğu
bugün meydana çıkmıştır. Bu millete Tevrat “Het, Hetiet, Hetim”, Asurîler “Hati”, Mısırlılar
“Haytas, Heta” ve bugünkü Avrupa âlimleri “Hitit” adını veriyorlar.
Roma ve Yunan tarihleri ile en eski tarihler hiç bu milletten bahsetmiyorlar. Yalnız
bunlara ait birtakım vakalar Tevrat’la Mısır hiyerogliflerinde ve Asurîlerin mıh yazılarında
vardır:
Bu vesikalar daha çok yeni olarak toplanmaya başlandığı ve Hititlerin kendi yazıları
hâlâ okunamadığı için bunların tarihleri çok noksandır.
Ankara, Maraş, Malatya, İçel, Niğde, Konya, Uşak, İzmir gibi Anadolu’muzun
birçok yerlerinde ve Suriye ile Filistin’de Hitit eserlerine rast gelinmektedir. Bu eserlerden
anlaşıldığına göre Hititler Anadolu’da ve Suriye’de uzun zamanlar hüküm sürmüşlerdir.
Anadolu’da bulunan eserlerin en eski ve en ibtidaisi Hitit eserleridir. Hitit eserleri
kaba saba, bayağı ve basit şeylerdir. Roma ve Yunan eserleriyse çok ince ve güzeldir.
Anadolu’da bu eserleri yan yana görmek sanatın basamak basamak nasıl ilerlemiş olduğu
hakkında güzel bir fikir verir.
İngiliz müelliflerinden “Sebes” diyor ki “Vaktiyle Maraş’ta bulunan bir taşta bir
ziyafet resmi ve birtakım musiki aletleri tersîm edilmiştir. Lir, trampet, bir cins gitar ve
başkaları gibi… Bundan anlaşılıyor ki Hititler epeyce medeniymişler. Hititler evlerinde
sandalye kullanırlarmış; bu sandalyelerin arkaları işlemeli ve oymalıymış; yemek vaktinde
dahi sandalyeye otururlarmış, Hititler gümüş şeyleri ve kapları dahi kullanırlarmış. Onlar bu
madeni bol bol Boğa Dağları’ndan çıkarırlarmış. Asurîler Kargamış’ı elde ettikleri zaman
birçok altın aşırmışlardır.”12
Maraş, Hititlerin belli başlı şehirlerinden bulunduğu ve yüzde seksen Hititlerin Türk
oldukları ihtimali için burada Hititler hakkında ufak tefek malûmat vererek, Zulkadir
“Dulkadir” oğullarına ve Türkmenlere geçmek istiyorum.13 John Campell, John Garstang,
Muallim Sebes, Govaiter ve başkaları gibi birçok İngiliz müelliflerinin fikirlerine göre Hititler
Turanî bir millettirler.
Birtakım şeylerde Hititlerin Turanî bir kavim olduklarını göstermektedir. Hitit
heykelleri tam bir Türk tipini gösterirler: Boy kısa, omuzlar geniş, vücut tıknaz, kollar kısa ve
fakat kuvvetli, gözler büyükçedir. Eski Hititler ile bugün Adana taraflarında oturan Karsanî
Yörükleri arasında birtakım etnografya uleması bazı münasebetler buluyorlar. Bugünkü
Maraşlılar kıyafetleri ve çehreleri, burnu kalkık pabuçları, uzun abalarıyla tam bir Hitit’i
gösterirler.
Bazı kelimeler de Hititlerin Türk olduklarını göstermektedir. İngiliz müelliflerinden
John Campell’in tahkikine göre Kargamış kelimesinin doğrusu -Hitit ve Akat dillerindekırgümüş
imiş, Malûm olduğu üzere kır, sahra manasınadır. Çok bitek olan Kargamış ve
“Cırables”e bu ad verilmiş olsa gerektir. Kargamış’ın Hititlere payitaht olduğunu Mösyö “SR-
Conder-“ yazıyor.
Bugünkü Halep vilayetinde “Amik Ovası” adında bir ova vardır ki Hititlerce
“Komozen veya Hodkumuh” adıyla anılırmış. Burası Hititler zamanında çok mamûrmuş.
Bugün bile Kafkasya’da “Kumuk” adında bir Türk oymağı yaşamaktadır. Vaktiyle
Kumukların bir parçası buraya göçmüş ve oturmuş olabilirler. Mesela: “Kıl” denecek yerde
“ıl” derler. Kumuk ve kumuh kelimesi umuk ve amik şekline girmiş olabilir.
Hitit krallarından “Sapalu, Motalu, Hanini, Saru” gibi hükümdarların adıyla da
Hititlerin Türk olduklarını gösterirler.

9 Simon ve Haytiya’nın Küçük Maraş Tarihi!
10 Tarih-i Caferî.
11 Mahkeme-i şeriyenin eski sicilleri.
12 Nitekim Boğa Dağı’ndaki Bulgar madeni yanında “Yazılı Taş” adında büyük bir Hitit kitabesi vardır.
13 Maraş taraflarının Asurîlerin, İranlıların, Romalıların, Bizanslılar ve Arapların vakaları ve hükümetleri “Maraş
Tarihi”nde yazılmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 26 Ekim 2010, 20:20:10 »

                         MARAŞ TÜRK’TÜR
                     Maraş Türküleri

Nasırüddin Mehmet Bey ilk günlerinde amcalarıyla ve başka Türkmen beyleriyle
hayli uğraşmıştır.
Nasırüddin’in Karamanoğulları ile arası iyi gitmiyordu. Zaten Karamanoğulları
Mısırlıları gücendirmişlerdi. Nasırüddin Mehmet Bey Mısırlılardan aldığı kuvvetle
Karamanoğlu Mehmet Bey üzerine yürüdü; Mehmet Bey’in askerini bozarak kendisini tuttu
ve zincire vurarak Mısır’a yolladı.
Bunun üzerine Mısır sultanı tarafından Nasırüddin Mehmet Bey’e Kısarye ve
Trablus vilayetleri dahi verildi.
Nasırüddin Mehmet Bey 843 senesinde Mısır’a bir gezinti yaptı. Mısır Sultanı
“Melik Zâhir” bütün beyleriyle ve memleketinin eşrafıyla karşıya çıktı. Büyük bir alay ile
Mısır’a kabul edildi.
Nasırüddin Mehmet Bey doğruca kaleye gitti ve sultan-ı Mısır ile uzun uzadıya
görüştüler. Oradan “Emir Nevruz” sarayına konduruldu. Nasırüddin Bey’e her türlü ikram ve
iltifat yapıldı. Mısır Sultanı “Melik Zâhir”e Nasırüddin Bey’in kızı verildi ve düğünü yapıldı.
Bir müddet Mısır’da kaldıktan sonra Nasırüddin ülkesine döndü. Nasırüddin Bey
düşünceliydi. Osmanlıları dahi iyi kullanmıştı. İkinci Sultan Murat Han Hazretleri de
kendisine yardım etmiştir. Osmanlıların yardımları yüzünden Karamanoğlu İbrahim Bey’i
yendi ve elinden Kayseri’yi aldı. Nasırüddin Bey 83 yaşındayken ölmüştür.
Dulkadiroğulları’ndan ilk defa döşeğinde, eceliyle ölen bu olmuştur.
Süleyman Bey
Nasırüddin Mehmet Bey’den sonra yerine oğlu Süleyman Bey 846 senesinde
geçmiştir. Süleyman Bey çok şişman ve etliymiş, yemeği fazla yer ve son derece uyurmuş.
Kadınlara da fazla düşkünmüş. Dört kadından ziyade nikâhla kadın almış olduğunu rivayet
ederler.
Süleyman Bey kavgadan hiç hoşlanmaz, rahat ve sükûneti severmiş. Etraftaki
padişahlar ve beylerle iyi geçinmiş, kimseyle arayı açmamıştır. Ülkesini de güzel kullanmış
ve hiçbir gürültü çıkmamıştır.
Yalnız Süleyman Bey yüzünden Karamanoğulları zedelenmiştir. Süleyman Bey’in
çok iyi bir atı varmış. Karamanoğlu İbrahim Bey bu atı işitmiş Süleyman Bey’den istemiş;
Süleyman Bey vermemiş. Bunun üzerine Karamanoğlu atı bir Varsak Yörüğü’ne çaldırtmış.
Süleyman Bey Sultan Murat Han Hazretleri’ne “Ben atı size armağan olmak üzere
hazırlatmıştım.” diye haber göndermiş. O sırada da padişah hazretleri Selanik’i almış.
Etraftaki hükümdarlara “Selanik’i aldım.” diye kâğıtlar gönderiyormuş. Bu kâğıtla birlikte bir
kâğıt daha yazdırmış ve Dulkadirlilerden çalınan atın kendisine gönderilmesini istemiş.
Karamanoğlu atı vermemiş. Padişah hazretleri kızmış ve Karamanoğlu üzerine yürümüş.
Süleyman Bey’in beş tane kızı varmış; en güzelini seçmek üzere Hızır Ağa’nın kadını
Maraş’a gönderilmiş. Kızların en güzeli bulunan “Sitti Sultan”a padişah namına yüzük
takılmış ve nişan bırakılmış.
Tekrar Hızır Bey’in kadını Saruca Paşa ile Süleyman Bey’in sarayına gelmiştir.
Süleyman Bey’in en büyük adamları Sitti Sultan’ı Bursa’ya kadar getirmişler.
Bursa’nın uleması, şeyhleri, kadıları büyük bir alayla gelini karşılamışlardır. Sitti Sultan
Edirne’de yaptırmış olduğu Sultan Cami-i Şerifi’nde gömülmüştür. Süleyman Bey 858
senesinde ölmüştür.

1
Hey ağalar ne olurmuş
Hâli dosttan ayrılanın
Gurbet ele düşer imiş
Yolu dosttan ayrılanın

Gül dikensiz bitmez imiş
Bülbül gülsüz ötmez imiş
İşe güce yetmez imiş
Günü dosttan ayrılanın

Gökten turnalar çekilir
İner yerlere dökülür
On beş yaşında bükülür
Beli dosttan ayrılanın


2
Bahâr oldu deli çaylar coşuyor
Hey ağalar; dur bilmem; ağlarım
Gece, gündüz dost aklıma düşüyor
Yollar ırak durabilmem; ağlarım

Asla hiç kalmadı ağıt tutanım
Cilve ile kul üstüne yatanım
Mecnûn oldum terk eyledim vatanım
Bizim eller nerde bilmem ağlarım

Gidin nazlı yâri bana getirin
Yâr gelmezse selâmımı yetirin
Be hey kaşı karam senin hatırın
İkide bir sorabilmem ağlarım

“Derdi Çok” ey kalk duralım zikre14
Sil gönlümü gayrı varmam fikre
Yarın, birgün olur Münker, Nekir’e
Doğru cevap verebilmem ağlarım.

3
Yiğitlik eğlencesi nazlı bir suna
Öter dertli dertli varsam tutulmaz.
Kaldırmış başını arar yoldaşın
Öter dertli dertli varsam tutulmaz.

Kara kaş altında öpem gözleri.
Canıma kâr etti şîrîn sözleri;
Gönül eğlencesi bana nazları.
Öter dertli dertli varsam tutulmaz.

Açılmış yanakta güller şakır
Dudaklar deprenir; dilleri okur.
İşittim sesini Mevlâ’ya şükür.
Öter dertli dertli varsam tutulmaz


4
Selâm edin beni aldayan yara
Dâl etti kadimdi; kaddi dâl olsun
Beni hâlden hâle eyledi tebdil
O da bencileyin özge hâl olsun.

Yüce dağlar meskenimdir; elimdir
Kadrimi bilenler özge yârimdir.
Bana yâr olmazsa Mevlâm kerîmdir.
Başı peyker, ayakları gül olsun.

14 “Derdi Çok” Maraş taraflarına gelmiş bir saz âşığıdır; tercüme-i hâl gelecektir.
15 “Maraş Türk’tür -5-” isimli yazı bu isimdeki yazı silsilesinin beşinci kısmı gibi algılanmamalıdır, “Maraş
Türk’tür -1-” isimli yazıdan hemen sonra yayınlanmıştır yani yazı dizisinin ikinci kısmıdır. Muhtemelen
numaralandırmada bir yanlışlık yapılmıştır ama biz metnin orijinaline sadık kalarak başlığı “Maraş Türk’tür -
5-” şeklinde aktardık. T. H.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.991


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #5 : 15 Ekim 2015, 12:58:26 »

Oğuz Sümer'in Oğuzlar (Türkmenler) adlı eserinden bir not:

Bugünkü Anadolu Türklerinin ruhi davranışları ataları Oğuz Türklerininkinden farksızdır. Anadolu Türkleri sakin görünüşlü, serin kanlı, duygularını pek belli etmeyen insanlardır; asık suratlı olmayıp güler yüzlü ve tatlı bakışlıdırlar; çabuk kızmazlar ve birden parlayıp sönmezler. Halkın tabiri ile Anadolu Türkü’nün kolayca “damarı tutmaz” yani derhal sinirlenmez fakat “ayranı kabardı” mı kasırga gibi eser, önünde durulmaz. Tıpkı Oğuz yiğidinin “acığı tuttuğunda katı taşı kül eylediği” gibi… Gerçekçi insanlardır, yani akılları hislerine hakim olabilir; öğünme duygularında da aşırılık görülmez. Anadolu Türkleri ruhen infiratçı değil cemiyetçidir; toplu yani bir arada yaşamaktan hoşlanırlar; milletlerine bağlı ve yurtsever oldukları da gerçek bir vakıadır.

Yüz şekli ve beden yapılarına gelince, onlar umumiyetle düz saçlı, ala gözlü, yuvarlak yüzlü, düz burunlu insanlardır; aralarında mavi gözlü olanları az ve nadirdir; bu gibilere çok defa bu vasıfları bir sıfat olarak verilir (Gök Mehmed=mavi gözlü Mehmed; Gök Kız=mavi gözlü kız); pek çoğunun ciltleri beyazdır; yüz ve ellerindeki esmerlik, güneş yakması ile ilgilidir. Boyları ortadan uzun olup, gövde kısmı alt tarafa nazaran kısa değildir; onun için at üstünde heybetli görünürler ve rahatça ok atarlar ve kılıç sallarlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.536


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #6 : 17 Eylül 2016, 20:46:25 »

Anadolu da Türklük.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
EmekliKurmay
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 34



« Yanıtla #7 : 18 Eylül 2016, 08:19:56 »

Anadoluda yörükler,Türkmenler,manavlar.gırlılar gibi kanı bozuk olmayan Türkler vardır.Balkan Türklerindede soyuna slav girmemiş Türkler vardır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.536


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #8 : 06 Kasım 2016, 14:52:02 »

"TÜRKÜM" demeyen yavşaklar bu başlığı iyi okusunlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.