Abdülhamid zamanında kaybedilen topraklar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 26 Mayıs 2020, 13:49:57


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Abdülhamid zamanında kaybedilen topraklar  (Okunma Sayısı 733 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 06 Nisan 2018, 16:48:37 »

İkinci Abdulhamid Döneminde Kaybedilen Topraklar / Semih Rıdvan Cabalar
Osmanlı Padişahlarının 34. olan II.Abdülhamit gerek şahsiyeti, gerekse icraatlarından dolayı farklı kesimlerce farklı şekilde anılmaktadır. Bu farklı düşüncelerin birbirine taban tabana zıt olmasından dolayı Sultan Abdülhamit, nesnel bir şekilde değerlendirilmemekte; özellikle son dönemin tarihçileri tarafından siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu noktada biz tarihçilere düşen  II.Abdülhamit’i ‘’Ulu Hakan’’ ya da’’ Kızıl Sultan’’ olarak değerlendirmek değil, doğru ve yanlışlarıyla bir bütün olarak değerlendirmek olacaktır. 33 yıl gibi uzun bir süre boyunca Osmanlı tahtında kalan II.Abdülhamit’i ‘’Kurtlarla Dans Eden Adam’’ ya da  alnı secdeden kalkmayan bir adam olarak nitelendirip tabulaştırmak ne kadar yanlışsa kendisine ‘’Kızıl Sultan’’ demek bir o kadar yanlıştır.

II.Abdülhamit’in Osmanlı’ya büyük katkıları olmuştur. Örneğin, eğitim alanında büyük atılımlar gerçekleşmiş, 28 yıl içinde rüştiyelerde okuyan öğrenci sayısı dört kat artmıştır. [1] Bu dönemde kız çocuklarının okula gönderilmesi için çalışmalar yapılmış, Kız Öğretmen Okullarında, öğretmen yetiştirilmiştir. Aynı zamanda İttihat Terakki ile Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının II.Abdülhamit’in kurduğu okullarda yetişmesi iyi analiz edilmesi gereken bir durumdur. Türk Düşünür ve Yazarlarının önde gelenlerinden birisi olan Yusuf Akçura: ‘’Sultan Abdülhamit, İttihatçıların Şakirdidir’’ diyerek mevzuya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Şam-Hicaz Demiryolunun İkinci Abdülhamit döneminde yapılması ve İngilizlere karşı bir denge unsuru olarak Almanların kullanılması, Sultan Abdülhamit’in olumlu icraatları arasında sayılabilir.[2] (Nedense Almanya ile ilişkilerimiz İttihat ve Terakki Hükümeti ile başlıyor gibi anlatılsa da(!) Haydarpaşa-Bağdat-Basra Demiryolu Projesi ile beraber Sultan Abdülhamit döneminde Almanlar ile iş birliğine gidilmiştir.)

Tüm bunların yanında II.Abdülhamit’e ‘’Ulu Hakan’’ demekte pek doğru değildir. Kendisine bu sıfatı yükleyenler onun döneminde hiç toprak kaybedilmediğini söylemektir ve bu oldukça tarafgir bir yorumdur. Ruh hastalığı raddesine varacak kadar kuşkulu, kuruntulu bir insan olan Abdülhamit’in padişah olduktan sonra aşırı sansür uyguladığını unutmamak gerekir. Herkesin gölgesinden korkar olduğu, jurnalların havada uçuştuğu bir dönemde memleket meselelerinden halkın mümkün mertebe uzak tutulduğunu düşünmek yanlış olmaz.[3]

Sultan Abdülhamit’in tahta çıktığı dönemde Balkanlar adeta bir barut fıçısıdır. Bu dönemde Osmanlı Devleti Karadağ ve Sırbistan ile savaş halindedir. 31 Mart 1877 yılında bu konuyla alakalı bir araya gelen İngiltere, Almanya, Rusya, Fransa, Avusturya, Macaristan, İtalya devletleri Londra Protokolünü ortaya koymuş ve Hristiyan Tebaa lehine bazı ıslahat şartları ileri sürmüştür. Buna karşılık Ruslara karşı Osmanlı Devleti’nin sınırları garanti edilmiştir. Bu dönemde Rus Çarı II.Aleksandr, izlediği Panslavizm siyaseti ile Slav milletini kendi etrafında toplama siyaseti gütmektedir. Slavların hamisi rolünü üstlenen Ruslar, Osmanlı’nın savaş halinde olduğu Sırbistan ve Karadağ devletlerini de her daim desteklemektedir. [4] Yukarıda zikrettiğim devletlerin Osmanlı Devletine sunduğu protokol, Osmanlı tarafından haysiyet ve onur kırıcı olarak nitelendirilmiştir zira yapılması istenen ıslahatların yabancı devletlerin elçileri tarafından kontrol edilmesi isteniyordu. Aynı zamanda Karadağ’a Osmanlı Hükümeti’nin hükmü dışında toprak verilmesi isteniyordu. Tüm bunlardan dolayı Osmanlı Devleti, Londra Protokolünü reddetmiştir. [5] Bu durum 93 Harbi’nin (1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi) başlamasına neden olacaktır.

  Rusların ‘’Slav kardeşlerini koruma ve Ortodoksluğa yardım’’ sloganı ile açtıkları 1877-1878 (93 Harbi) Savaşı sonucunda Osmanlı Devleti ağır bir mağlubiyete uğrayarak Romanya ve Bulgaristan’ı kaybetmiş, aynı zamanda Edirne de düşman işgaline uğramıştır. Ruslar İstanbul yakınına, doğuda da Erzurum’a kadar ilerlemiştir. Doğuda Kars, Ardahan ve Batum Rusların eline geçmiştir. Savaş sonucunda imzalanan 3 Mart 1878 tarihli Yeşilköy(Ayastefanos) Anlaşmasında Makedonya’nın Büyük Bulgaristan toprakları içerisinde gösterilmesi durumun vehametini göstermektedir.[6]

Anlaşmanın diğer hükümlerine göre: Osmanlı Devletine bağlı, özerk ve sınırları çok geniş bir Bulgaristan Prensliği kurulmuştur. Bu devletin sınırları kuzeyde Tuna nehri, doğuda Karadeniz, güneyde Ege denizi ve batıda Arnavutluğa kadar dayanmaktadır. Bundan başka Sırbistan ve Karadağ’a bağımsızlık verilmiş, Kars, Ardahan, Batum, Eleşkirt ve Beyazıt bölgeleri Ruslara bırakılmıştır. Bu anlaşma pek tabi İngiliz ve Avusturyalıların tepkisini çekmiştir. İki devlet bu anlaşmanın değiştirilmesi için Rusya’ya baskı yapmış ve 13 Temmuz 1878 yılında Berlin Barış Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Bulgaristan’ın sınırları daraltılmış, Bosna-Hersek Avusturya’ya bırakılmış, Girit Adası özerklik kazanmıştır. Ruslar Eleşkirt ve Beyazıt’ı da Osmanlıya geri vermiştir. [7]

93 Harbinden sonra Ruslar, Osmanlı’ya karşı devamlı surette Ortodoks ve Slavları isyana teşvik etmiştir. Rusların bu politikası Osmanlı’yı Balkan Savaşlarına sürüklemiş ve Avrupa-i Osmani elimizden kayıp gitmiştir. Balkan Savaşlarının nedenini anlamak için Berlin Anlaşmasını doğru okumak önem arz etmektedir. Berlin Anlaşmasındaki hükümler ayrılıkçı ve milliyetçi hareketleri tetiklemiştir. Toprağı genişleyen Yunanistan’ın iştahı artmış ve Yeşilköy Anlaşmasındaki hükümlerde yer alan Büyük Bulgaristan’ı kurmayı hedefleyen Bulgaristan daha da büyük bir hırsla Osmanlı’ya düşmanlık beslemiştir.[8] Bu anlaşmadan sonra İngilizler ve Avusturyalılar Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü savunan siyasetlerini bir tarafa bırakmış ve onların yerini Almanlar almıştır.[9] İngiliz elçisi A.H.Layard anlaşma konusundaki yorumunda:

’’Berlin Kongresinde ortaya çıkan düzenlemelerin, Doğu sorununu çözmekten uzak oluşuna ve gelecekteki sıkıntıların tohumlarını içerdiği gerçeğine gözlerimizi kapatmamamız gerekmektedir…’’ diyerek meseleyi İngilizler açısından güzel bir biçimde özetlemiştir.[10]

            Görüldüğü üzere 93 Harbi ile beraber Osmanlı 1300’lü yıllardan itibaren yerleşmeye başladığı Makedonya coğrafyasını kaybetmeye başlamıştır. Büyük devletlerin kışkırtmaları(Özellikle 1908 Reval görüşmelerinden sonra Rusya ile birlikte İngiltere) Osmanlıyı adım adım Balkan Savaşlarına sürüklemiştir.

            Savaş sonrası İngiliz politikasının Osmanlı üzerindeki etkisinin artmasıyla Kıbrıs’ta elimizden çıkacaktır. 4 Haziran 1878 günü İngiltere, güya tehlikeli bir durumda Osmanlı Devletini korumak ve kollamak için Kıbrıs adasının kendisine verilmesini sağlamıştır. İngilizler Rusya tehdidi kalktığı takdirde ve Rusya işgal ettiği Kars, Ardahan, Artvin’den çıktığı takdirde Kıbrıs’ın tekrar Osmanlıya verileceğini bildirse de, ileride bu sözünü yok hükmünde sayarak adayı bir daha bırakmamıştır. [11]

Bu dönemde Mısır’ın kaybedildiğini de unutmamak gerekir. Mısır ekonomik açıdan Osmanlı’yı ayakta tutan bölgelerden birisidir. Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın İngiltere ve Fransa’dan 100 milyon altından fazla borç alarak, Mısır’ı kalkamayacağı bir yükün altına sokması Mısır’ın İngilizler tarafından işgalinde önemli bir adımdır. İngilizler Hindistan yolu üzerinde bulunan Mısır’ı tek başına işgal etmeyi planlamışlardır. Mısır, İngiliz hakimiyetine girdiği taktirde, Hindistan ve ipek yolu denetimini sağlayacağı için güya Mısır’daki Avrupalıların haklarını korumak amacıyla Mısır’a asker çıkarmaya başlamıştır. İskenderiye’de yapılan çatışmalar neticesinde de Mısır 15 Eylül 1882’de tamamen işgal edilmiştir. [12]

Yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi II.Abdülhamit döneminde Osmanlı açısından jeopolitik öneme haiz bir çok bölge kaybedilmiştir. Osmanlı’nın Ana Vatanı sayılan Balkanlar’da Bulgaristan Prensliği kurulurken, Bosna-Hersek Avusturya Macaristan İmparatorluğuna bırakılmış, Girit, Teselya ve Romanya elden çıkmıştır. Akdeniz ticareti ve ekonomik açıdan büyük önem arz eden Mısır ve Kıbrıs’ta bu dönemde kaybedilmiştir. Yine Kars ve Ardahan’ın da uzun bir dönem Rusların elinde kaldığını unutmamak gerekir.

 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 17 Nisan 2018, 00:50:35 »

Putperestlerin gözü bunları görmez.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.066 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.