ÜÇ BÜYÜKLERİN ŞEHİT FUTBOLCULARI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Ekim 2019, 18:17:14


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: ÜÇ BÜYÜKLERİN ŞEHİT FUTBOLCULARI  (Okunma Sayısı 24931 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 10 Ekim 2009, 00:46:23 »

ÜÇ BÜYÜKLERİN ŞEHİT FUTBOLCULARI
Futbolcunun Adı Takımı Şehit Düştüğü Yer

1 - Arif Fenerbahçe Bor Ovası
2 - Nurettin Fenerbahçe Fikirtepe Bataryası
3 - Halim Fenerbahçe Fikirtepe Bataryası
4 - Kemal Fenerbahçe
5 - Zeki Fenerbahçe Çanakkale Savaşı
6 - Hüsnü Fenerbahçe Çanakkale Savaşı
7 - Neşet Fenerbahçe Çanakkale Savaşı
8 - Refik Bey Fenerbahçe Kulüp Binasında
9 - Mustafa Bey Fenerbahçe Kulüp Binasında
10- Ethem (Bellisan)
(Editör notu en aşağıdadır.) Fenerbahçe Erenköy Bataryası
11- Haldun Fenerbahçe
12- Doktor Ali Beşiktaş Kafkas Cephesi
13- Asım Beşiktaş Kafkas Cephesi
14- Muallim Sadi Beşiktaş Kafkas Cephesi
15- Kaptan Kazım Beşiktaş Çanakkale Savaşı
16- Doktor Mehmet Beşiktaş Kafkas Cephesi
17- Rıdvan Beşiktaş Çanakkale Savaşı
18- Kürt Celal Galatasaray Çanakkale Savaşı
19- Abdurrahman Galatasaray Kafkas Cephesi
20- Halit Galatasaray Kafkas Cephesi
21- Kaleci Hamdi Galatasaray Çanakkale Savaşı
22- Hasnun Galip Galatasaray Çanakkale Savaşı
23- Celal İbrahim Galatasaray Irak Cephesi (1917)
24- Neşet Galatasaray Çanakkale Savaşı
25- İdris Galatasaray Trablusgarp Cephesi
26- Refik Ata Galatasaray Çanakkale Savaşı
27- Mehmet Ali Galatasaray Çanakkale Savaşı
28- Hasip Galatasaray Çanakkale Savaşı
29- Cemil Galatasaray Çanakkale Savaşı
30- Nazmi Galatasaray Çanakkale Savaşı
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 10 Ekim 2009, 00:46:54 »

Fener'e işgalci baskını: 2 ölü

Gecenin en karanlık vakti sabahın en yakın olduğu vakittir... İşte böyle bir an gün yola çıkmış geliyor.
Alacakaranlığın az sonra siluetini çizmeye başlayacağı bir binada ölgün ışıltıların gölgelerini büyüttüğü insan kıpırdaşmaları var.
Bina Fenerbahçe Kulübü binası... Devir İstanbul'un işgal devri...
Sabahın ilk ışıklarını karşılamak işgal İstanbul'unda sadece balıkçılara verilmiş bir hak... Lüfer palamut kofana... Artık neyi takmışsan kafana...
Ağ mı gerersin olta mı atarsın yoksa volta mı?
Bu yalancı sabah özgürlüğü boşuna değil. Çünkü işgalciler de beslenecek. Sofralarına balığı kim getirecek?
O işgalci hergele boşuna demez rastgele...
İşte bu ahval ve minval üzere; Fenerbahçe Kulübü'nün dereye bakan arka tarafındaki balıkçı teknesinde çingene palamudu telaşı var.
Ağlar tamam mı ağalar?
Yola çıkıldı çıkılacaktı...
"Bismillah" denildi denilecekti.
Ama yükle yükle tekne dolmuyor bu Fener'in balıkçıları denizi mi kurutmaya niyetli?... Aslında yüklenen ağ değil silahtı... Olta yerine uzun namlulu tüfek vardı... Mermiler yem niyetine kullanılacaktı.
Top tüfek bomba... Şimdilerde olsa bunlar trola çıkıyor dersin.
Fakat onlar Anadolu'ya...
Atatürk ve silah arkadaşları cephede cephane bekliyordu... Çünkü kurşun ata ata biterdi.
Yooo öyle değil... Ömür biter kurşun bitmezdi. Sağolsun Fenerbahçe cephaneyi eksik etmezdi...
Gecenin sessizliğinde karanlığı yaranlar yalnız Fenerbahçe'nin balıkçı görünümdeki yurtseverleri değildi.

FENER'İ SUÇ ÜSTÜ YAPACAKLARDI

Düşman bir Rum ihbarının sinsiliğinde kulüp binasına doğru sokuluyordu. İşgal kuvvetleri Fenerbahçe'yi suç üstünde yakalayacaktı.
Teknede taşıdıklarını "Balıktı" diye yuttururken işgalciler alıktı... Şimdi de Fener'i faka bastıracaklardı.
Sinsi sinsi sokulan silahlı kalabalık kulüp binasındakilerin dikkatinden kaçmadı. Gözcüler arkadaşlarını uyardı. Son bir gayretle son parti silah tekneye yüklenirken işgalciler iş işten geçmenin telaşı içinde ateşe başladı.
Ancak kulüpten karşılık gördüler... Fenerbahçe'nin ikinci takımında futbol oynamış Refik ve Mustafa Beyler düşmanı oyalıyordu.
Ancak sayıca çok üstün olan İngiliz işgalciler; kısa sürede binaya girdiler ve yüzlerce tüfeğin ateşi altında Refik ve Mustafa beyleri şehit ettiler. Ama o arada tekne yola çıkarılmış silahlar kurtarılmıştı.
Düşman hiçbir ipucu bulamamıştı.
İki şehit vardi ama hiç şahit yoktu.
Onlar hayata gözlerini kapamadan Anadolu'ya son cephaneyi ve son kafileyi göndermeye muvaffak olmuşlardı. Görev tamamlanmıştı.
Yaşasın vatan... Yaşasın Fenerbahçe...
İşgal kuvvetleri ne olup bittiğini tam anlayamadan ve hiçbir şeyi belgeleyemeden; sadece Fenerbahçe Kulübü'nü kapatmakla yetindi.
Bina tümüyle tahrip edilmiş sahası ise topçu birliklerinin hayvanları için ahır haline getirilmişti. Uzunca bir süre sonra saha yeniden futbola açıldığı zaman bu kez de tetanos mikrobu teşhisiyle kullanılamamıştı.
Savaş acımasızdı ve bitmek bilmiyordu.
Taa Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıç yıllarından beri; eli silah tutan herkes cepheden cepheye koşmuştu... Çanakkale Savaşı ardından mütareke ve işgal yılları derken Kurtuluş Savaşı...
Kulüpler formalarını çıkarıp üniformalarını giyen futbolcuları şehit ya da gazi olunca hayli çökmüştü. Kadroları erimiş; Fenerbahçe'nin elinde 3 Galatasaray'ın elinde 2 Beşiktaş'ın ise tek futbolcusu kalmıştı. Kayıplar nedeniyle 1916-17 sezonunda lig 15 - 16 yaş grubundaki çocuklarla oynanabilmişti.
Fenerbahçeli Arif Kaptan Galip ve Sabri gibi futbolcuları; çoğu kez savaş alanlarından kopup gelerek sahaya çıkmış ve takımİarına destek vermişlerdi.
Dünyada böylesine cepheden lig maçlarına koşmuş tekrar savaşa dönmüş başka futbolcular yoktu...
Arif'in kaybı Fenerbahçe'nin müthiş bir milliyetçilik duygusunun kabarmasına yol açmıştı.
Bunun bir uzantısı olarak işgal yıllarında Kurtuluş Savaşı için çok aktif bir rol oynamıştı.
Evet Türk futbolu topyekün savaşın içindeydi. Ancak arada çatlak sesler çıkmıyor değildi. Herkes koşa koşa cepheye giderken bazı Fenerbahçeli futbolcular silah altına girmemek için çaba sarf ediyordu.

"YA CEPHEYE KOŞARSIN YA DA GİDERSİN!"

Bunlardan biri de Nuri'ydi... Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak şımartılmıştı. Askere gitmek istemiyordu. Yönetim "Nasıl herkes düşmanla savaşıyorsa sen de eline silah alacaksın" diye çıkışmıştı.
Nuri zoru görünce patlamıştı:
"Üzerime gelmeyin yoksa Altınordu'ya geçerim!..."
Başkan Hamit Hüsnü'nün cevabı kesindi:
"Ya cepheye gidersin ya Fener'den gidersin..."
Nuri blöfünün sökmediğini görünce daha da küstahlaştı:
"Başkan ben kulüpten gidersem bğirçok futbolcu peşimden gelir."
Hamit Hüsnü Bey'in Kuşdili'ndeki öfkesi taa Kadıköy İskelesi'nden duyuluyordu:
"Haddini bil Efendi... Fenerbahçe'de senin gibi başka bir vatan haini bulamazsın. Çabuk bu kulüpten defol.."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 10 Ekim 2009, 00:47:19 »

Kaptan Kazım'ın cesedinden Beşiktaş Marşı çıktı



Şehit futbolcular arasında sanatçı olanlar da vardı. Bunların içinde en önde geleni Beşiktaş'ın kaptanı Kâzım'dı... Siyah-beyazlı futbolcu şairdi ve takım arkadaşları ona "Şair" lakabını takmıştı.
Refik Osman Top'un 1930 yılına ait anılarına göre "Kâzım hakikaten iyi oynardı... Terbiyeli halûk karıncayı bile incitmeyen bir gençti... Sanatçı ruhluydu şiirleri ile herkesi etkilerdi."
Çanakkale'de sırtına yediği bir gülle ile parçalanmıştır... Birliğindeki yakın arkadaşları yerde hazin bir şekilde yatarken ceketinden fırlayan bir kâğıt parçasını hatıra olarak sakladılar.
Beşiktaş kaptanının üstünden "Beşiktaş Marşı" çıkmıştı.
Şimdilerde tribünlerin deyimi ile "Pazara" kadar değil mezara kadar" Beşiktaş'lıydı.
Şimdi Şair Kâzım'ın cebinden çıkan tarihî şiiri sunalım:

BEŞİKTAŞ MARŞI

Hayatı süsledik izharı ittihatla bugün
Yolunda gençliğin ulvi değil miydi birleşmek.
Sebatı bayrağımız yaptık İ'tilamız için...
Neticesiz ve boş olmaz sebatla hiçbir emek.
Dakikalar bize bir nağbe nişad olsun
Kulübümüzde müceddet nücumu mevc vursun
Bu kainat bize hep gıpta ediyor isar
Biz 11 arkadaşız lakin arkamız daha var.
Bu zevk alemi dar zannedip de aldanalım
Vekar hak gibi sakin nezih ve saf olalım.
Fakat bu hal ile kuvvet gibi cesur olalım.

Kâzım - Beşiktaş Kaptanı

Hazin bir şekilde şehit olan siyah-beyazlı futbolcunun bu şiirindeki "Biz 11 arkadaşız lakin arkamız daha var" mısrası dönemin Beşiktaş sembolü haline gelmişti. Bu gerek savaşa giden ve gerekse birlikte futbol oynayan tüm Beşiktaşlıların amaç ve güçbirliğini simgeliyordu. Evet Beşiktaşlılar hâlâ 11 arkadaş... Lakin arkaları daha var.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 10 Ekim 2009, 00:47:48 »

REFİK OSMAN TOP'UN ANILARINDAN...



Nuri'nin o andan itibaren Fenerbahçe ile ilişkisi kesildi.. Ama Nuri neden "Altınordu'ya geçerim" diyordu. Çünkü Altınordu Osmanlı'nın güçlü isimlerinden Talat Paşa'nın başkanlığı yani koruması altındaydı. Bünyesinde bulunan futbolcuları askere almıyordu.
Herkes açlık ve yokluk çekerken Altınordulu futbolcular bolluk içindeydi. Bunun böyle olduğunu Refik Osman Top'un anılarından da anlıyoruz. Bu bölümü okuyalım: (1931 yılı Türkspor Dergisi'nden).
"Meşin top bizi şeker ekmek derdinden nispeten kurtardı. Başka çare yoktu. Öyle bir devirdi ki gemisini kurtaran kaptan...
Daha doğrusu yaşasın Altınordu yaşasın Otomobil Nuri... (Fenerbahçe'den kovulan futbolcu).
"İyi ki Nuri ile birlikte Altınordu'ya gelmiştim. Allah'a şükürler olsun evin kileri hiç boş kalmıyor. Hele yağların nefaseti adamı sırtüstü yere yatırır."
Bazıları böyle kilerini çıkarını şekerini düşünürken üç büyük kulübümüz Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş; cephelerde şehit üstüne şehit veriyordu.
Üstelik sağ kalıp geri dönenlere de hiçbir ayrıcalık yoktu.
Onlar toplumdan ve kulüplerinden gördükleri saygıyı en büyük nimet olarak bellemişlerdi. Vatan selamete çiksın onlara yeterdi...
Fenerbahçe Galatasaray ve Beşiktaş durup dururken "Üç büyük kulüp" olmadı.
Tarihleri şerefle doluydu...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 10 Ekim 2009, 00:48:18 »

"Büyük Taarruz" emri futbol maçında verildi

Türk futbolu ülke savunması karşısında üzerine düşen görevi sayısız şehitler vererek yerine getirmiştir... Mustafa Kemal onca telaşı arasında futbol şehitleri için yazılan "Kin" adlı şiiri tümüyle ezberlemiş ve Ruşen Eşref Ünaydın'ın anlatımıyla "Kendi kendine olduğu anlarda bağıra bağıra okumuştur..."
Üç büyükler Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları'na doğrudan katılmış Fenerbahçe ise Anadolu'ya silah kaçırma işinde birinci derecede aktif görev almıştır.
Atatürk ve futbol milli mücadele döneminde de birbirinden kopuk değildi... Hatta Büyük Önder Büyük Taarruz'un ilk emrini bir futbol maçında vermişti... Bu olay Türk futbol tarihinin asla unutulmaması gereken müthiş bir gerçeğidir.
Çünkü bir futbol maçı daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni yaratacak bir zafere imzasını atıyordu.
Şimdi bu muhteşem olay için zaman tüneline girelim...
1922 yılında temmuz ortalarındayız... Kurtuluş Savaşı'nı henüz kazanmamışız ama eli kulağında...
Bunun için tek şart var: Büyük Taarruz'un başlayacağı tarihin kuvvet komutanlarına iletilmesi...
O günlerde telgraf emirleri İstanbul hükümetine ya da işgal kuvvetlerine iletildiği için bu yol tehlikeli... Kuryelerden de zaman zaman fireler çıkıyor. Bu nedenle çok gizli emirlerin doğrudan muhataplarına tek elden verilmesi şart.
Kumandanlar bir araya toplanıp kararlaştırsalar düşman uyanıp tedbir alacak. Bu nedenle sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi bir havanın estirilmesi gerekiyor.
İşte Türk futbolu burada görevine başlıyor... Bakalım neler yapacak?
1922 yılının temmuz ortalarındayız demiştik... Anadolu Ajansı Anadolu'daki Atatürk'e bağlı ordu birliklerinin katılacağı bir futbol turnuvası düzenlendiğini haber veriyor.
Final maçını 1. ve 2. Ordu takımları oynayacaktı.
Ajans bu turnuvaya özellikle önem veriyor. Bu finalle ilgili çok sık haberler yayınlanıyor. Anadolu'daki halk da yavaş yavaş işin heyecanına girmişti... Giderek merak artıyor. Ajans daha sonra Atatürk'ün ve tüm kuvvet komutanlarının bu final maçını izlemek için Akşehir'e geleceğini duyuruyor... O sırada İzmir'i işgal altında tutan Yunanlılar bu futbol ilgisi karşısında alaylı alaylı gülüşüyorlar...
İşgal ordusunun İngiliz generali Charles H. Sherril yayınladığı anı kitabında o günleri şöyle anlatıyor:
"Bu büyük futbol maçıyla ilgili haberler gazetelerde ön planda yer alıyordu. Bu durumdan Yunanlılar da hoşnut görünüyordu. Zira Türk ordusunun hiç olmazsa yakın bir gelecekte herhangi bir harekâtta bulunması söz konusu olmayacaktı. Çünkü Türkler şimdilik yalnızca futbolla ilgileniyordu."

FİNALDE PLAN TARTIŞILIYOR...

Anlayacağınız Atatürk'ün taktiği tutmuştu... Kendisinin ve bütün komutanlarının Akşehir'de toplanması şüpheye yol açmayacaktı.
... Ve nihayet final günü gelip çatmıştı. Akşehirliler maçın oynanacağı sahayı hıncahınç doldurmuştu. 28 Temmuz 1922 tarihini unutmaları mümkün müydü?... Gazi Mustafa Kemal yanında Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa ile birlikte aynı anda sahaya geldi. Coşkun sevgi gösterileri içinde kendilerine ayrılan özel tribüne yerleştiler.
Atatürk ve komutanlar maçı seyrediyormuş gibi görünüp birlikte oyunu tartışıyorlarmış gibi bir havadaydılar. Halbuki o sırada Atatürk kuvvet komutanlarına Büyük Taarruz'un 22 Ağustos'ta başlayacağını dikte ediyordu.
Emir anlaşılmıştı... Ve bu bilginin başka yere sızması asla mümkün değildi. Çünkü çok gizli tarihi yalnızca onlar biliyordu. Akşehir'deki bu final maçında tribünde verilen "Büyük Taarruz" emrinden hükümetin bile haberi olmamıştı. Atatürk Akşehir'deki o günden Nutuk'ta şöyle söz ediyor:
"O final maçında verdiğim taarruz emrinin tarihini Vekiller Heyeti'ne de bildirmemiştik. Artık onlara resmî olarak duyurmanın zamanı gelmişti..."
Görüldüğü gibi; her şey planlandığı şekilde olmuştu. Hiç kimse Türk ordusundaki büyük gelişmelerden bilgi sahibi değildi... Oysa ülke bu maçtan sadece bir ay sonra kesin zafere kavuşacaktı.
Böylece Atatürk'ün resmî sıfatla hayatında seyrettiği ilk ve tek futbol maçı Türkiye'nin kaderini değiştirmişti.

FUTBOLUN STRATEJİK MİSYONU...

Futbol ülkenin kurtarılmasındaki son misyonunu da tamamlamıştı... 30 şehit sayısız gazi vermişti... Akşehir'deki stratejik görevi ile de Kurtuluş Savaşı'na imzasını atmıştı. İstanbul'un işgal yılların da; Fenerbahçe'nin Fransız ve İngilizler'le yaptığı maçlar; futbol maçından çok bağımsızlık savaşı gibiydi. Fener kazandıkça zafer kazanılmış gibiydi...
Savaşlar sırasında 11 futbolcusunu kaybeden Fenerbahçe; bu haliyle bile işgal ordularının futbol takımlarına kan kusturuyordu. Onları yeniyor yeniyor yeniyordu...
İngilizler ve Fransızlar "Belki bu sefer yeneriz" diye durmadan Fenerbahçe ile maç alıyor her seferinde hüsrana uğruyorlardı. Fenerbahçe yaptığı 50 maçtan 47'sini kazanmıştı.


İstanbul'daki İngiliz Orduları Başkomutanı General Harrington duruma sinirleniyor ve Fenerbahçe'nin mutlaka ezilmesini istiyordu. İngiltere'den Liverpool'un kalecisini de getirterek oluşturulan bir takımla sarı-lacivertlileri yenmeyi düşündüler. Harrington kendi adına Londra'da bir metrelik büyük bir kupa yaptırdı. Ancak hiçbir şey kâr etmedi ve Harrington Kupası'nı işgal karmasını 2-1 yenen Fenerbahçe aldı!... Toplantı ve yürüyüş yasağına rağmen halk sahaya dolmuş ve Fenerbahçeliler'i omuzlarında Tünel'e kadar taşımışlardı.
O günlerin Fenerbahçe'sinde genç takım oyuncusu olan Bedri Gürsoy bu muhteşem günlerin hayatta kalan tek tanığı... Nemli gözlerle o günleri anlatırken "Hem havan topuyla hem futbol topuyla savaş kazanan tek ülke biziz" diyordu...
Şehitlerimiz var... Şahitlerimiz var...
Futbolda birçok ülke "Dünya şampiyonu" oldu ama; hiçbir ülkenin futbolu bizimki gibi "Kahraman" olamadı.
Sağolasın Türk futbolu!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BUMINKAGAN
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 27


« Yanıtla #5 : 14 Ekim 2009, 16:59:34 »

Fenerbahçe, 1919- 1920 sezonunun ilk maçı olan İdmanyurdu mücadelesi için, Papazın bağında Arif'i bekliyordu... O gelmeliydi, gelecekti, gelirdi de... Fakat, onun yerine, kara haber geldi: "Arif, tam kalbine yediği bir kurşunla, şehit oldu." Fenerbahçeliler, gelen haberle bir anda mateme boğuldu. Herkes birbirine sarılıp ağlıyor, Türk futbolunun yetiştirdiği en gerçek kahramanının kaybına kahroluyordu... Hüzün, dalga dalga tüm İstanbul'a yayılmıştı. Ancak, maç oynanmalıydı... Fenerbahçeli yöneticiler, santra çizgisinin başladığı yerdeki sahanın kenarına bir sandalye koydular ve üzerine Arif'in 2 numaralı formasını astılar. Takım, sahaya 10 kişi çıkmıştı... Ama, Fenerbahçe eksik değildi. Saha kenarındaki sandalyede asılı duran forma, Arif'i sahaya sürmüş gibiydi. Sanki, rakibin ataklarını, o durduruyordu. Fenerbahçe, kahramanının huzur içinde toprakta yatması için, o denli coşkulu oynadı ki, rakibi İdmanyurdu'nu tarihinin en farklı skoru ile yendi: 11-1. O günden bu yana, o rekor hala kırılamadı. Fenerbahçeli tüm futbolcular, bu galibiyet sonrasında hep birlikte 2 numaralı formanın önünde saygı duruşuna geçerek, "Ruhun şad olsun Arif" dediler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BUMINKAGAN
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 27


« Yanıtla #6 : 14 Ekim 2009, 17:08:14 »

 Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda, işgalcilere karşı hem cephede hem de saha da mücadele veren Fenerbahçe’nin en büyük başarısı 1923 yılında düzenlenen “General Harrington Kupası” maçında İngiliz karmasını yenmesiydi... Üzerinde güneş batmayan imparatorluk yaptığı bütün savaşları kazanıyor, ama bir türlü Fenerbahçe’yi sahada yenemiyordu. 1923 yılının Mart ayında İngilizler üç takım oluşturdular. Kendi aralarında yaptıkları müsabakalarda Fenerbahçe’yi yenebilecek onbiri hazırlamak istiyorlardı. Hatta bununla da yetinmeyip kadrolarını Malta, Cebelitarık ve Mısır’dan da oyuncular getirerek güçlendiriyorlardı. Oluşturdukları kadro tam üç ay boyunca hazırlık yaptı. Nihayet Fenerbahçe’nin karşısına çıktılar. Amaçları hem bir türlü yenemedikleri Fenerbahçe’yi alt etmek, hem de Milli Mücadele veren halkın moralini bozmaktı. Fenerbahçe işgal güçlerinin verdiği moralsizlikle maça doğru-dürüst hazırlanamamıştı. 1923 yılının Haziran ayında Taksim Stadı’nda takımlar sahaya çıkmaya hazırlanıyorlardı. Önce İngiliz karması sahaya çıktı. Tribün1erde dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş ve İngiliz İmparatorluğu’nun rütbeli-rütbesiz İskoç, Hindu ve Afrikalı askerleri bağırış, çağırış, alkışlarla etrafı inletiyorlardı. Tribünde bulunan ve azınlıkta olan Türk halkı büyük bir üzüntüyle olan biteni izliyordu. Biraz sonra da Fenerbahçe sahaya çıktı. Önde Kaptan Zeki Bey bulunuyordu. Daha önce sahaya büyük bir şamata ile çıkan İngiliz Karmasına karşın, sessiz, sakin ve başlar önde idi. İşgalin verdiği sıkıntı Türk halkını hem tribünde hem de sahada fazlasıyla etkilemişti. Sahaya gösterişsiz olarak çıkan Fenerbahçe o sezon İstanbul Ligi’nde hiç gol yemeden 58 gol atarak şampiyon olmuştu. Beş yıl boyunca da işgal kuvvetleriyle yaptıkları hiçbir müsabakayı kaybetmeden, rakip filelere 193 gol atmışlardı. Tribünde bulunan İstanbul aha1isinin acık1ı, ülkesi tutsak edilmiş ruh halinin takımı olarak oyuna başlayan Fenerbahçe, 34. dakikada yediği golle de ilk yarıyı 1-0 mağlup kapatıyordu. Yine başlar önde soyunma odasına doğru giderken, tribünde bulunan seyirciler çok üzgün ve ağlamaklı idiler. İşgal gücü askerleri ise son derece sevinçli ve mutluydular. İşte bu ruh haliyle soyunma odasına giden Fenerbahçeli futbolcular başta Kaptan Zeki Bey olmak üzere bu maçı kazanacaklarına dair yemin ettiler. Maçı muhakkak kazanıp, tüm ulusa zafer ilan etmek istiyorlardı. İkinci yarıya Fenerliler fırtına gibi girdiler. Futbolcuların büyük hırsı ve azmiyle 60. dakikada Kaptan Zeki Bey’in golüyle beraberliği yakaladılar. Tribünde bulunan Türk seyirciler de üzerlerindeki ölü toprağını atıp Fenerbahçe’ye onikinci adam olarak büyük destek vermeye başladılar.

Maçın bitimine 15 dakika kala yani 75. dakikada Kaptan Zeki Rıza Sporel hem kendisinin hem de Fenerbahçe’nin ikinci golünü İngiliz filelerine gönderiyordu. Son dakikalar son derece çekişmeli ve heyecanlı geçti. Maçın sonunda Fenerbahçe sahadan 2-1 galip ayrı1mayı başardı. Türk seyirciler maçın sonunda gururla takımlarını alkışlıyorlar ve göz yaşlarını tutamıyorlardı. Futbolcular büyük bir tezahüratla eller üstünde dolaştırılıyordu. İngilizlerin amaçladıklarını tam tersi söz konusuydu...

Bu arada İsviçre’nin Lozan kentinde “Türk’ün Ateşle İmtihanı” masa başında sürüyordu. Lozan’da çetin pazarlıklar yapan İsmet İnönü ve diplomatlar maçın sonucunu da merakla bekliyorlardı. Nihayet beklenen telgraf geldi. Fenerbahçe kazanmıştı. İsmet İnönü ve diplomatlar sevinç içindeydiler. İsmet Paşa, Lozan’da müzakere salonuna girerken mutlu ve gururlu idi. Her zaman soğukça selamladığı İngiltere’nin Baş Delegasyonu Lord Curzon’u bu sefer gülümseyerek selamladı.

Genelkurmay’ın Fenerbahçeliler tarafından kuşatılması bu bakımdan da çok güzel bir gelişmedir. Türkiye’nin göz bebeği, Atatürk ilke ve devrimlerinin koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetlerinin Fenerbahçeliliği bu anlamda çok önemlidir. Tabii ki, Milli Mücadele döneminde ülkesi için şehit düşmüş, gazi olmuş diğer takımların (Beşiktaş ve Galatasaray gibi) payları da çok çok büyüktür. Onlar da Milli Mücadele döneminde Kuvvayi Milliye ruhu ile ülkelerini savunmuş hizmet etmişlerdir. Biz burada sadece Fenerbahçe ile ilgili olan kısmı anlattık...


alıntıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BUMINKAGAN
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 27


« Yanıtla #7 : 14 Ekim 2009, 17:17:29 »

Gecenin karanliginda Dereagzinda kucuk balikci teknesine vuran dalgalarin sesinden baska bir ses duyulmuyordu. Yukledikleri artik son sandikti. Kan ter icinde kalmislardi. Kolay degildi yaptiklari is gece yarisindan beri surekli ozenle tek tek onlarca sandik yuklemislerdi.

- Tamamdir kaptan Allah’a emanet ol!Bizimkilerden kim gorursen selam soyle!...

Nevzat kaptan yakasiz beyaz mintanin uzerindeki mendile terini silerken,

-Aleykum selam bas ustune sizlerde, Allah’a emanet olun...Yolumuz uzun malum “Istiklal Yolu” ( o zamanlarda Inebolu’dan Ankara’ya giden yola halk arasinda “Istiklal Yolu” deniyordu)... Hadi bakalim simdi yola cikma zamani...

Tahta iskeleye ciktilar. Yukunun agirligi nedeniyle kucuk balikci teknesinin kupestelerini dalgalar adeta oksuyordu. Oksamak kelimesi belki de yavan kaliyordu soyle denmeliydi bu vatansever evlatlarina isgal altindaki bir milletin adina tesekkur eder alnindan oper gibi o kupesteye opucukler konduruyordu.

Gun agirmak uzereydi. Iskeleden beyaz badanali iki katli, agaclar arasindaki sevimli sicak ve sevecen binaya dogru yuruduler. Yatmadan once bu yorgunlugun uzerine demli bir cay iceceklerdi. Yuzlerinde gorevlerini yapan insanlara has bir gurur vardi. Odun sobasi uzerine cay suyunu koydular.

Isgal kuvvetlerinin ordu karargahina gelen Yorgo eski bir futbolcuydu. Daha once Elpis kulubunde top oynamisti. Hararetle bir seyler anlatiyordu.

-Bilmeyorsunuz neredeyse her gece her sabah gun agirmadan gondereyorlar...

.........

Ingiliz mufrezesi komutani rolanti ile calisan balikci teknesiyle birlikte ates emrini verdi. Eger Rum ispiyoncunun dedigi gibi anlatilanlar gercekse gonderilen silah ve muhimmat ile ilgili General Harrington’un kendisine yapacaklarini dusundu...

- Ates kacirmayin tekneyi!...

Nevzat kaptan hazirdi oyle kolay pes etmek yoktu... Anadolu bu silahlari bu muhhimmati bekliyordu...

-Davranin be gavurun soyu size teslim olan sizin gibi olsun!...

Mustafa Bey’le Refik Bey daha caylarindan ilk yudumu almislardi. Silah sesleriyle irkildiler. Ilk ses yasca buyuk Mustafa Bey’den geldi.

-Davran be Refik bunlar bizimkilere baskin veriyor.

-Vatan yolunda olmeyen namerttir be agabey. Gelecekleri varsa gorecekleri var...Gelin ulan eceline susamis itler dunyaca bir olunda gelin...

Ingiliz mufrezesi Dereagzindan gelen sesler uzerine ateslerini o yone kaydirdi.

Gunes dogdugunda Fenerbahce ikinci takiminda top oynamis bu iki insan bir vatanin kurtulus mucadelesinde olen binlerce sehidin arasina katilmislardi. Ingilizler onlarin olu bedenlerine saskinlikla ve hayretle bakiyorlardi. Cunku bu iki insanin cansiz bedenlerinden bile yuzlerindeki gorevlerini yapmanin verdigi gururla direnisin timsali gulumsemelerini silinmemisti.

Onlar sahadet mertebesine ermislerdi fakat canlariyla gonderdikleri silahlar Nevzat kaptanla birlikte Anadoluya “Istiklal Yolu” na, bir milletin onur mucadelesine esaretten kurtulusuna dogru yol aliyordu.

alıntıdır..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATTİLABİLGEHAN
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 973



« Yanıtla #8 : 19 Ekim 2009, 19:48:23 »

 Türkiye BU KAHRAMANLARI DÜŞÜNÜNCE KENDİMİ NASILDA İŞE YARAMAZ HİSSEDİYORUM ! ONLARI O KUTLU KANLARI KAHRAMAN YAPTI. BİZDE ONLARIN YOLUNDA OLMAYI DİLİYORUZ.

              YALNIZ DİKKAT KANDAŞLAR !!! SON YILLARDA HEPİMİZ FARKINDA OLMALIYIZ Kİ ,BİZİ TAKIMLARIMIZLA BİRBİRİMİZE DÜŞÜRMÜŞ DURUMDALAR !.. BUNA DİKKAT DİYORUM !.. HEP YAĞILARIN OYUNU BUNLAR. HER YÖNDEN SALDIRIYORLAR !
              BEN GALATASARAYLIYIM. NEDEN Mİ TABİ Kİ KURULUŞ AMACININ YABANCILARI YENMEK OLMASINDAN. HA! BEN FENERİ BEŞİKTAŞ'I VE DİĞERLERİNİ SAYGIYLA SEVGİYLE ANARIM. BENİM GERÇEK RAKİBİM, YAĞI'M KİM ? İŞTE ONLAR TÜM EL TAKIMLARI. BARÇA, REAL, BAYERN, PANA. EĞER YAĞIYI YARENİ KARIŞTIRIRSAK İŞTE O ZAMAN EYVAH !.. KANDAŞLARIMDAN BU KONUDA TUTUCU BİR YAKLAŞIM DİLİYORUM. ULU TANRIM BİRLİĞİMİZİ BOZMASIN.

                                                                                   TTKY   
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
MoTuN
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 29 Kasım 2009, 02:16:34 »

yureklı kam ben BESIKTASlıyım Su an Bu Mesajı Yazarken BesıktASK Forması Üzerimde... Ama  Ben Holiganım... Milli Benlik Nasılki Bedenımde Mevcutsa Kulüp Ruhuda Mevcut Sonucta Biz Türkçüler Neye Sevdalanıyorsak ki Bun Bir Kız Bir Obje Bir Takımda Olabılır Sonuna Kadar Sevdalanıyoruz:) Ne Mutlu Hem BEŞİKTAŞLIYIM HEM IRKÇIYIm DİYENE:P:P Şaka Bir Tarafa Bir Takıma Sevdalanmak Bile Harıka Bir Sey... ŞAMPİYON BEŞİKTAŞk:P
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.123 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.077s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.