TÜRKLERİN ACILARINI HAYKIRAN MİLLİ ŞAİR: HÜSEYİN CAVİD
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 12 Aralık 2019, 22:02:18


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRKLERİN ACILARINI HAYKIRAN MİLLİ ŞAİR: HÜSEYİN CAVİD  (Okunma Sayısı 3243 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 11 Ocak 2014, 14:40:22 »

1882 yılında Nahçıvan’da doğmuştur. Öğrenimine Nahçıvan’da medresede başladı; orta eğitimini Mekteb-i terbiye adlı yeni usullu okulda almıştır (1894-1898). 1899-1903 yıllarında Tebriz’in Talibiye medresesinde eğitimine devam etmiştir. Hüseyin Cavit yüksek tahsilini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde almıştır (1906-1910). Azerbaycan’a döndükten sora Nahçıvan, Gence, Tiflis ve 1915 yılından itibaren de Bakü’de dil ve edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Dönemin rejimine uygun yapıtlar yazmadığı için önce tutuklandı daha sonra Uzak doğu’ya sürülmüştür. 1941 yılında Sibirya’nın Magadan şehrinde ölmüştür. Doğumunun 100. yılında Haydar Aliyev tarafından naaşı Sibirya’dan Nahçıvan’a getirtilmiş ve adına anıt mezar dikilmiştir. Yapıtlarının çoğunu Türkiye Türkçesine yakın bir dille yazmıştır.

Hüseyin Cavid`in Eserlerinde Kardeşlik ve Birlik

Hüseyin Cavid, XX. asırda Azerbaycan edebiyatının, medeniyetinin inkişaf etmesinde emsalsiz hizmetler göstermiştir. Hüseyin Cavid Azerbaycan halkını, onun medeniyetini, edebiyatını, ilmini yükseklere kaldıran büyük şahsiyetlerden biridir. H. Cavid`in yarattığı eserler Azerbaycan halkının milli servetidir. Onlar bugün için, gelecek kuşaklar için ders kitabıdır.” Bu sözler doğumunun 100. yılı münasebetiyle Hüseyin Cavid`in doğup büyüdüğü evin müze haline getirilmesinde büyük emeği olan ve müzeni ziyaretçilere açan Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev`e aittir.
Şiir, manzum eser ve tiyatro yazarı ve Azerbaycan edebiyatının büyük şahsiyetlerinden biri olan H.Cavid, Azerbaycan edebiyatında ilk manzum trajedi yazmıştır.
Onun felsefi ve tarihi faciaları, aile-yaşam tarzını konu edinen eserleri üslup, yazı edası, biçim yeniliği bakımından Azerbaycan tiyatro sanatında yeni bir merhalenin oluşumuna neden olmuş, Milli tiyatronun gelişimine etki göstermiştir.

Hüseyin; Abdulla oğlu Rasizade, 1882’de Nahçıvan’da doğmuş, ilk eğitimine 1894-1898 yıllarında “Mektebi-terbiye”de başlamıştı.
1899-1903 yıllarında Güney Azerbaycan`da yaşayan şair, Tebriz`de “Talibiye” medresesinde eğitimine devam etmiş, 1909’da İstanbul Üniversitesinin Edebiyat Fakültesinden mezun olmuş, önce Nahçivan, daha sonra Gence`de ve Tiflis`te, 1915 yılından itibaren Bakü`de değişik okullarda öğretmenlik yapmıştır.
1926 yılında gözlerinin tedavisi için Almanya`ya gitmiş, yedi ay Berlin`de yaşadıktan sonra ülkesinin aydın insanlarının manevi ıstırapların yansıtan bir çok sosyal-siyasi muhtevalı eserlerle geri dönmüştü.
Cavid eserlerinde yaşadığı dönemin sosyalsiyasi ve kültürel ağırlıklı problemlerini yansıtmıştı. Şair Azerbaycan edebiyatında ilk manzum trajedi-“Şeyh Sinan” (1941) eserinde halkları birbirine yaklaştırmak için ümumbeşeri din meselesini gündeme getirmiştir. H.Cavid`in sanat hayatında önemli yeri olan “İblis” (1918) manzum trajedisinde “XX yüzyılın medeni vahşileri”ni İblis karakterinde göstermiş, insan facialarına sebep olan savaşları lanetlemişti.

Metin bir şahsiyet olan Hüseyin Cavid, Sovyetler Birliğinin dehşetli döneminde sosyalizmin “başarılar”ından yazmamış, hakim çevrelerdeki ağaları, Stalin’i övmeği kesinlikle reddetmişti. O, Sovyet ideolojisine hizmet eden eserler yazmadığı için 1937de Sibirya’ya sürülmüş, sürgündeyken (1941`de) ağır hastalıktan hayatını kaybetmişti.
H.Cavid`e göre kardeşlik anlamı önce dilden başlar. Zira büyük şair öyle bir dili kullanıyor ki, onu ortak Türkçenin öncüsü sayabiliriz. O, bütün Türk dünyasının birbiriyle kolay anlaşabilmesi için aynı köke sahip olan Türk dillerinin ortak bir dilini oluşturmuştur.

Mustafa Haqqı Türkequl Cavid`in kullandığı dil hakkında şöyle der, “Faaliyetinin ilk dönemlerinde, bilhassa şiirlerinde İstanbul ağzını çok güzel kullanan şair, daha sonralar yazdığı eserlerinde buna muvaffak olmuştu. Bunun için de Cavid`in Türkçe`sine ne tamamen İstanbul Türkçe’si, ne de Azerbaycan edebi Türkçe’si demek kabildir. Cesaretle diyebiliriz ki, Cavid bu iki lehçe arasında bir köprü kurmuş, onların arasındaki mesafeyi kısaltmıştır…” (3;c.1; 5)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 11 Ocak 2014, 14:40:50 »

Cavid aşk ve güzellik şairi olarak XX yüzyılda dünyayı saran savaşlara, katliamlara, insan facialarına sessiz kalamıyordu. Böyle bir dönemde dili, dini, kültürü ve tarihi bir olan milletlerin birlik, beraberlik sergilemesini, fitne- fesatlara uymamasını istiyordu.

H.Cavid 1916`da Anadolu harbzedelerine yardım amaçlı “Harb ve felaket” şiirini yazmıştı. Büyük felsefi anlam taşıyan bu şiirde Cavid Turanın büyüklüğünden, Türkün şanlı tarihinden, dünyayı titreten ecdatların kahramanlığından bahsediyor:

Ulu şahlar, kibirli hakanlar,
Papalar, hep halifeler her gün
Diz çökerlerdi Türke karşı bütün.
Çünki parlardı erlerin kılıcı,
Hepsi kartal kibiydi saldırıcı.
Hepsi bir zevq alırdı kuvvetten,
Ululuqdan, müzafferiyyetden.
Bunu gördükce qomşu devletler
Memleketler, zavallı milletler
Hep boyun bükdü, Türke yalvardı,
Merhamet gördü… canı qurtardı. (3;c.1, 52-53)

Şair bir zamanlar Alp Arslanların Bağdat’ta halifeleri, Malazgirt’te Diogenleri, tüm Avrupa’yı korkutan Yıldırım Beyazıtların şanlı zaferlerine şahitlik etmiş Türklerin, felaket pençesindeki çaresizliğine, “bir penahgah” aramasına üzülüyordu. Mazlumların feryadı Cavidi o kadar hüzünlendiriyor ki, katliam tablosunu tasvir ederken şair:

“ Ah, ölüm en büyük saadet imiş…”
-diyerek felakete uğrayan insanların halinin ne kadar korkunç olduğunu anlatmak istiyordu. Cavid yardıma muhtaç kardeşlerinin durumunu anlatırken insanda sadece merhamet hissini kabartmak değil, aynı zamanda kimliklerini hatırlatmalarını istiyor,

“Uyuma artık, yeter!”
diyordu. Cavid kardeşlerini yarına hızlı adımlarla yürümeye, irfan, ikbal kazanmağa çağırıyordu.

Bu olaylara seyirci kalanların “Ayaklar altında mahvolub gidecek”
insanlar olduğunu gösteriyordu. Cavide göre insanlığın, Türklüğün kurtuluşu yalnız birliktedir.

Seni kurtarsa, qurtarır birlik,
Çünkü birlikdedir fakat dirlik! (3; c.1, 54)

1912`de kaleme alınan “Deniz tamaşası” şiirinde Cavid fırtınalı denizin timsalinde dünyada cereyan eden fırtınalı hadiselerin manzarasını canlı tablolarla tasvir etmeye çalışıyordu. Tüm dünyayı saran bu tufanda ise Türk halkını sembolize eden bir ihtiyar vatanına hayır-dualarda bulunarak hiç bir şeyden korkmuyor:

Onca tesiri yok şu tufanın,
Parlıyor kahramanca nasiyesi;
Okunur çöhresinde Turanın
Şanlı tarihi, keçmiş en-enesi. (3; c.1, 57)

Türkiye Cumhuriyeti`nin Başbakanlık Devlet Arşivleri tarafından ortaya çıkarılan belgelere göre 1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerinin yaptığı katliamlar sonucunda Anadolu`da 523 bin 955 Türk katledilmiştir.

Kars ve Ardahan havilisinde Müslümanlara ve esirlere yapılan soykırım belgesinde yazılanlar insanı dehşete getirir. Belgelerden birinin özetine dikkat edelim: Kars ve Ardahan havalisinde soykırıma uğrayan Müslümanların sayısının 30.000’e vardığı, muhafazası Ermenilere verilen Osmanlı esirlerinin çok kötü muamele gördükleri ve tüfek dipçikleriyle öldürüldükleri… bildirdiklerine dair. (6. III. 1915) HR. SYS. 2878/1, Belge no: 2 (10)
Ve yahut: “Kars Hükümetinin düşmesinden sonra Kars, Sarıkamış ve Karakurt havalisinde Ermenilerin İslam ahâliye feci zulümler yaptıkları, General Osebyan’ın emrindeki kuvvetlerin bütün bu olayların sorumlusu olduğu, Kars’ta kalan askerlerin işkence ile öldürüldükleri, Şura kurucularının şehirden sürüldükleri, ev eşyalarının yağmalandığı, zorla para ve mallarının Ermenilere devrettirildiği; bir çok karyenin basılarak topa tutulduğu, bazı köylerde ahâlinin akla hayale gelmeyecek zulümlerle katledildiği; damlara doldurularak yakıldığı, süngülerle katledilerek Aras nehrine döküldükleri, binlerce hayvan, zahire ve değerli eşyalarının gasp edildiği, 1918 yılından beri Kars havalisinde katledilen Müslümanların sayısının yirmi beş bine ulaştığını bildiren mezâlime uğrayan bazı köylerin temsilcilerinin sunduğu muhtıra. (5. V. 1920) HR. SYS. 2878/30 (10)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 11 Ocak 2014, 14:41:59 »

Ermenilerin Müslümanlara yaptıkları zulmü ve katliamı anlatan tüm belgeler Cavidin ve diğer Türk kardeşlerimizin ne kadar kanlı olaylara şahit olduğunu bize bir kere anlatıyor.
1915 yılın Ocak ayından itibaren, hemen her gün Azerbaycan Türk gazeteleri Kars, Ardahan, Batum ve s. yerlerdeki Müslümanların başına gelen felaketleri halka bildirmeye ve onları kardeşlerine yardım etmek için davete başladılar. Anadolu’daki Müslüman-Türk ahalinin yaşadıkları felaketleri, Azerbaycan kamuoyuna duyuranların başında gazeteci Ömer Faik Nemanzade geliyordu. O, “İkbal” gazetesinde yazdığı “Tecili Yardım Lazım” adlı makalesinde, sınır boylarındaki Müslümanların karşı karşıya kaldıkları felaketlerden bahsederek, yüz binlerce Müslümancın evsiz, barksız kaldıklarını, kadın ve çocukların aç ve hasta olduklarını, eğer onlara acil yardım yapılmaz ise, hepsinin ölmeye mahkum olduğunu, Ardahan Müslümanlarının yürüyerek, yüksek karlı dağları geçmeye çalıştıklarını ve bir çoğunun karlı yollardan açlık ve soğuktan hayatlarını kaybettiklerini belirttikten sonra şöyle demektedir: “Ümid edirik, Bakü Cemiyet-i Hayriyesi, Bakü erbab-i hamiyeti felaketin büyüklüğünü, vaktin darlığını, yardımın aceleliğini nazara alıp, iane yığmak zahmetini tezlikle alır. Biz iane yığmakla meşgul olanda, iane komisiyası üzvleri de telesik felaket yerlerine-o dört havaliye (Kars, Ardahan, Kağızman, Oltu) gidip, bedbahtlığın yürek parçalayan haletini öz gözleri ile görüb bildirirler.” (2; s.81-82).

Azerbaycan Türk gazetelerinde çıkan haberler, Azerbaycan Türkleri arasında büyük bir heyecan meydana getirmişti. Gazeteler halka yardımlarda bulunmaları için çağrılarda bulunuyor, Kars, Ardahan ve s. bölgelerden Azerbaycan’a gelmiş ve durumları çok kötü olan Müslüman kaçkınlara yardım edilmesi isteniyordu. “İkdam” gazetesinde, 23 Ocak 1915 tarihinden itibaren “Kars felaketzedelerine muavinet ediniz” başlığı altında, Kars ve etrafındaki Müslümanların katledildikleri, birçoklarının vatanlarını terk etmek zorunda kaldıkları belirtilerek, bunlar için yardım yapılması isteniyor ve yardım yapan şahıslara ait isimlerin yer aldığı listeler yayınlanmaya başlanıyordu (6; 1915 No: 27).

Nitekim Azerbaycan’ın bir çok Türk gazete sahipleri ve yazarları Nevruz bayramı münasibetile, bayramın ikinci günü “Kardaş kömeyi” adı ile bir gazete yayınlamasını kararlaştırmış ve çalışmalara başlanmıştı. Bu heyete “İkbal” gazetesinden M.E.Resulzade, “Seda” gazetesinden H.B.Vezirov ve “İkdam” gazetesinden Mahmud Nedim Karagözov seçilmişti. Bununla bağlı toplantıda kabul edilen karara göre, “Kardaş kömeyi” gazetesi Nevruz bayramının ikinci günü yayınlanacak ve o gün Baküda hiç bir Müslüman gazetesi yayınlanmayıp, bu gazeteden elde edilen gelirin hepsi Müslüman harbzadeler yararına kullanılacaktı (6; 1915 No: 65).

“Kardaş Kömeği” gazetesi 10 kuruş fiyatla sunulmuş (6;7) ve gazetenin satışından 1300 manat gelir elde edilerek, bu paranın hepsi Kars, Ardahan ve s. yerlerde felakete uğramış harpzede Müslümanlar için kullanılmıştır (9; 1915 No: 23/ 5; 1916 No: 10).

“Kardaş Kömeği” gazetesinin çıkarılmasından bir müddet sonra, bunu örnek alan Baküdeki Azerbaycan Türk şairleri de bir araya gelerek, Müslüman harpzedeler yararına “Kardaş Kömeği” adıyla bir dergi yayınlamaya kararlaştırmışlardı. Bu amaçla Azerbaycan’daki bütün Türk şairleri çağrıda bulunarak, bu dergide yayınlanmak üzere şiirlerini “Dirilik” veya “Babayi Emir” dergilerinin idarelerine göndermeleri istenmiştir.

Cavid de bu çağrıya koşulmuş ve Kars ve Oltu çevresinde sebepsiz olarak alçakcasına katledinlere ithafen “Mazlumlar için” şiirini yazmıştı. Hakikaten de Mazlumlar için” şiiri, şairin hem hümanizm felsefesini ve hem de tarihin faciasını kendinde ihtiva ediyordu. Şair “Mazlumlar için” şiirinde bu kadar vahşeti yapanların hiç bir dine itikat etmediklerini, hukuku, hakkı savunmak adıyla insan hukuklarını ayaklar altına attıklarını yürek acısıyla anlatıyordu.

Cavid tüm dünyayı kanlı kitaba benzeterek Kars`ta, Oltu`da yapılanların onun yalnız bir sayfası olduğunu söylüyordu. Kaba kuvvetin, zulmün hükmettiği bir toplumda Cavid gerçekleri “ezmeyen ezilir” deyerek ifşa ediyordu.

H.Cavid`in bedii-felsefi, sosyal-siyasi görüşlerini yansıtan muhteşem eserlerinden biri de “İhtiyar bir Türkün vasiyeti” şiiridir.
Müdrik bir ihtiyarın, fedakar bir öğretmenin halkına, evlatlarına hitaben söylediği bir öğüdü “bir qayesiz uçurum var, ayrılmıyor önümden”, “artık bana dar geliyor, hep şu engin ufuklar” diyen bir şairin tüm Türk halkına hitap ettiği düşüncelerinin estetik tezahürü idi.

H.Cavid insanları birbirlerine sevgi ve saygı göstermeği tavsiye ediyordu: “Yer yüzünü kardeş bilin, insan kanı dökmeyin”-diyordu şair.
Cavid Türk milletini her zaman cömert, vicdanlı, adil olmasını, riyadan, kinden, acizlikden, korkaklık ve bu gibi kötü huylardan uzak olmasını istiyordu:

Zalımları, celladları çiynneyin, hiç korkmayın,
Türk milleti, görülmemiş, boyun büksün yalvarsın. (3; c.1, 128)

O, bu şiirinde yine Türklerin şanlı tarihinden, geniş topraklara sahip olmasından bahseder ve bunları anlatırken Türk halklarının milli kimliğini, tarihini bilmesi ve öğrenmesi gerektiğini dile getirirdi:

Bir milletin tarihidir kökü, yurdu, yuvası,
Tarihimiz baş ucundan hergiz eskik olmasın.
“Altay” dağı, “Makan” çölü, hem de “Yasin ovası”,
Birer aydın sahifadir, her Türk gerek anlasın. (3;c.1, 128)

Şair kendi tarihini, geçmişini unutan halkların ölüme mahkum olduklarını söyleyerek bizim tarihi köklerimize ve milli değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini nasihat ediyordu. Cavid Türk halklarının sadece savaşlarda değil, darülfünunların, rasathanelerin de “güneş gibi” doğmasında ilm, tahsil ve kültür alanında da hep ön sıralarda olduğunu anlatıyor ve gençlerimizi Türk halkının yeni şanlı tarihini yazmaya sesliyordu:

Evet, arslan yavrularım! Türk eli hep şanlıdır,
Elmas kibi lekesizdir, saqın, qafil olmayın.
Esr, iyirminci asrdir! Vazifesi pek ağır…
Arş ileri!
Komşular yol aldı, geri kalmayın! (3; c.1,129)

1906`da “İrşad” gazetesinde Salik mahlası ile yayınlattığı “Növhe” şiirinde de Cavid`in uzağı görebilme yeteneği insanı gerçekten etkiliyor. “Şimdi eğitim asrı, saadet zamanıdır” diyen şair insanları milli-manevi değerlere sahip çıkmaya ve dünyada meydana gelen küresel değişimlere uğrarken kendini idrak etmeyi, milli-dini kimliğini unutmamağa çağırıyordu.
Cavid Türk milletine hizmet gösteren büyük şahsiyet İsmayıl bey Gaspıralı’ya da şiir ithaf etmiş ve Türklerin namını yücelten bir Türk oğlunu örnek olarak göstermiştir:

İsmayıl bey Türk yurduna şan verdi,
Öksüz, ölgün milletine can verdi! (3; c.1, 134)

Şunu da kayd etmeliyiz ki, Cavid üzerinde büyük alim İ.Gaspıralı’nın büyük etkisi olmuştur. Azer Turan bu konuda şöyle der: “Ortak edebi dil için yapılmış mücadelenin öncülü Gaspıralı’ysa, onu sonuçlandıran ve bitiren, mükemmel bir Türk edebi dilinin özeyini hazırlayan H.Cavid olmuştu.” (1:264)
Şair İ. Gaspıralı’nın gittiği şerefli yolu örnek göstererek, tüm Türkoğluna birliği tavsiye ediyordu:

Onun mesleki bu idi daima:
“İşde birlik; dilde, fikirde birlik…”
İş, fikir, dil birliyi, olmayınca,
Evet, pek çetindir cihanda dirlik. (3; c. 1,134)

-
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #3 : 11 Ocak 2014, 14:43:38 »

Cavid Bakü`de Nargin adasında “kartalın vahşi tırnağı” altında ezilen “mahzun gönüller”in sahiplerine-Türk esirlerine ithafen yazdığı “Türk esirleri” şiirinde de insanları kardeşliğe davet ediyordu. Boş konuşanları, “hep kardeşlik, birlik, beraberlik” diyenleri şimdi er meydanına davet ediyordu:

Ey Türk eli! Ey milyonlar ülkesi!
Saqın, duyma nedir bu hal, bu dehşet;
Titretmesin seni şu kardeş sesi,
Körlük, sağırlık o da bir seadet!…(3; c.1, 137)

Gördüğünüz gibi acı istihzayla, yürek acısıyla Türk halkını kardeşliğe çağıracak ne kadar yol varsa Cavid hepsinden faydalanarak “Türk esirleri”ni zulümden kurtarmağa çalışıyordu.
I. Dünya Savaşının şiddetli bir döneminde – 1916 yılında Kafkas Cephesinde, Türk Ordusunun mağlubiyetleri Azerbaycan Türklerini ziyadesiyle üzmüş ve Anadolu’dan gelen felaket haberleri, esir Türk askerlerinin Nargin Adasına götürülüşü gibi olaylar, Azerbaycan Türklerini derinden yaralamıştı. Osmanlı Devletinin Kafkas Cephesi savaşlarında Rusya’ya mağlup olması Azerbaycan Türklerinin istiklal arzularını törpülemiş ve onların bu konudaki ümitlerinin azalmasına sebep olmuştu. Bu tarihlerden itibaren Azerbaycan Türkleri ilgilerini, Rus işgaline uğrayan yerlerdeki Müslüman harpzedelere, savaşta esir düşen Türk esirlerine ve kendilerinin Rus ordusunda bulunan Müslüman askerlerinin problemlerine yönelttiler.

Kafkas Cephesi savaşlarında mağdur duruma düşmüş kardeşlerine “Kardaş Kömeği” parolası ile tarihte eşi benzeri görülmemiş bir yardım çalışmasına giriştiler (2; s.73-74). Kafkas Cephesi Savaşlarında Müslüman-Türk Halkın Felaketlere uğraması karşısında Azerbaycan Türkleri öz yardımlarını esirgememişlerdir.
H.Cavid 1922 yılında Sovyetler Birliğinin İslam dini aleyhinde keskin çalışmalara cevap olarak “Peygamber” eserini yazmıştı. Cavid bu eserinde çocukların dili ile o dönemi şöyle anlatır:

Dün bir kuş gördüm yaralı,
Düşmüş yurdundan aralı,
Söylerdi sanki her halı;
Vahşi kartal kıydı bana,
Vatan! Ah sevgili ana! (4;c. 3, 195)

H.Cavid bu eserinde İslam tarihinde Cahiliye devri gibi tanınan gerçeklikleri XX. yüzyılda Sovyetler Birliğinde yaşayan Müslüman halkların haline benzeterek, tarihi-edebi köprü kurmağa çalışır. Şöyle ki, Cahiliye devrinin vahşetlerinden bahseden Peygamber sanki çağdaş bir insan gibi sosyal-siyasi olayları anlatır, bazı önemli tavsiyelerde bulunur.
“Peygamber” eserinde şair kardeşlerine kendi dinine, milli-manevi değerlerine sahip çıkması için sesleniyordu. Çünkü ileri gitmesi için insanların birçoğu ekonomik yönden gelişmiş diğer devletlerin medeniyetini yükseke tutan, ona uyum sağlamaya çalışan ve sonuç îtibari ile kendi soykökünden, tarihinden, medeniyetinden uzaklaşan, başka halka ait bir insan oluyor. Halkın ileri gidenleri bu yolu takip ederse kendi tarihini, kültürel değerlerini, hem kendi halkına, hem de diğer halklara takdim edecek kimse kalmaz. Sonuçta tarih, kültür, bir sözle bir halkı halk eden prensiplerin hepsi ortadan kalkar, bu zaman gelişmiş diğer bir devlette sığıntı bir halk olarak yaşamaya mecbur olar.

H.Cavid 1925 yılında iki Türk cihangirinin savaşını anlatan “Topal Timur” tarihi eserini yazmıştı. Şair eserinde Timur`un ve Yıldırım Beyazıt`in yalnız gerçek tarihi kişiliğini anlatmağı amaçlamamış, aynı zamanda bir-birine yüz çevirmiş, düşman kesilmiş iki Türk kardeşin birbirine karşı durması sonucunda büyük Turanın uğradığı zararları büyük bir acıyla anlatmıştır. Bu cihangirler kardeşçesine birlik olup “ucu-bucağı yoq memleketler”i idare etmek yerine kimin daha güçlü ve kuvvetli olduğunu dünyaya ispat etmek çabasındadırlar. Elbete ki, bu din ve dil kardeşlerinin münakaşasına sebep olan bir çok amil söz konusudur. Bunlardan en başlıcası Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa’daki zaferlerinden endişe duyan bir çok Batı devletleri ve yine de Doğuyu ele geçirdikten sonra onlara da sıra gelmesinden korkan devletlerin casusları idi. Bu devletler her iki Türk devletinden onu diğerinden korumak için yardım istiyordu veya zira onun kuvvetli devleti olduğunu söyleyerek ona sığındığını dile getiriyor, her iki cepheye tuzak kuruyorlardı. Buna İspanya kralının Timur`un devletine gönderdiği, “Semerkant’ta Timur`un Sarayına Seyahatin Günlüğü” eserinin yazarı olan Rui Qonsales de Klavixo ve onun gibi kendi devletlerine hizmet eden elçilerin sebep oldukları apaçık ortadadır. Nihayette onlar Timur`u Beyazıt`e karşı çıkarabildiler ve bu da her iki imparatorluğun büyük zararlarına, İstanbul fethini gecikmesine, Timur imperiyasının ise param parça olmasına neden oldu.

Cavid, Yıldırım Beyazıt’ı ve Timur`u kişiliklerini, kendilerine has idarecilik prensiplerini, hatta saray ortamlarını canlı tablolarla tasvir etmeğe muvaffak olmuştur. Şair Yıldırım Beyazıt’ın ve Timur`un birbiriyle düşman olmağa götüren yolun, onlarda bulunan tekebbür ve gururdan kaynaklandığını gösteriyordu. Eserin sonunda Cavid, Yıldırım Beyazıt’ın dili ile kardeş kanı dökülen savaşların tam mahiyetini anlatıyor ve eserin bu kısmı tüm Turana kendi mesajını veriyordu:
“Yıldırım. Düşünecek bir şey yok. Evet, sen galipsin. Lakin bu zafer Türk akvamının değil, yalnız fırsat bekleyen komşu devletleri memnun etti. (Acı bir ah çektikten sonra, çok müteessir ve şiddetli). Ah, daha doğrusu, İslam alemini başsız koydu”.(4; c.3, 302) diyor.

Yazar şahit olduğu, duyduğu kanlı olaylardan etkilenerek insanları savaşlara sürükleyen İblislere uymamayı, merhametle, barış içinde yaşamayı, birbirine karşı hoşgörülü, anlayışlı olmayı tavsiye ediyordu. Cavid`in savaştan barışa, parçalanmalardan beraberliğe, kardeşliğe sesleyen eserleri bazen her hangi bir politikacının devletine ettiği hizmetten daha önemlidir:
“Timur.Avrupalıların dilleri başka, yürekleri daha başkadır. Her halde memleketimiz arslanlar yurdu, kartallar yuvası olarak kalmamalı. Belki dünyada en parlak maarif ve medeniyet ocağı, en zengin sanayi ve ticaret merkezi olmalıdır. Evet, düşmanlarımız görsünler ki, Türk evladı yalnız feth etmeyi değil, yapmağı ve yaratmağı da bilir. Şunun yanı sıra yaptıklarımız hiç bir şey değil. Bu, yalnız medeniyete doğru bir adım, gelecek için bir başlangıçtır. Bizim başladıklarımızı gelecek kuşaklar ikmal etmeli. Yalnız beş-on şehir değil, bütün memleket yükseliş ve güzellikler için birer örnek olmalı. Evet, biz temel taşı atıyoruz. İşte bu temel üzerinde muhteşem binalar kurmak ve bu idealini yeşertmek…yalnız yeni kuşaklara, yalnız sarsılmaz gençliğe aittir.” (4; c.3, 265)
Şairin Timur’un dili ile söylediği Türkçülük ideolojisi Ziya Gökalp’ın “Türkleri silinmekten kurtaracak olan “Milliyet” fikridir. Türk, Türkleşdikce küvvetlenir.” Sözleriyle üst üste düşer .
Sonuçta onu da kaydetmek istiyoruz ki, tarihen bir-birilerine daim karşılıklı yardımlaşmalarda bulunmuş Azerbaycan ve Anadolu Türklerinin geçen asrın ilk senelerinden itibaren ilişkileri yeni bir mahiyet kazanmış, Balkan ve I Dünya Savaşı esnasında halklarımız arasındaki kardeşlik yardımları muhteşem bir harekat halini almıştır. Tabii ki, bu yardımlaşmalarım kökünde insanlık duyguları ile beraber, milli, dini ve kültürel faktörler daha önemli yer tutmuştu.

Cavid de halkı kardeş yardımına seslerken bu ana faktörleri öne çekmiş, gerekse siyasi parti ve teşkilatların, gerekse zengin şahısların, gerekse de sıradan insanlarımızın vicdani borcu, milli ve dini vazifesi olduğu kanaatine varmıştır.

Melahet BABAYEVA
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.