TÜRK MASALLARINDA KAHRAMANIN VE ŞAMANIN DON(ŞEKİL)DEĞİŞTİRMESİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 22:06:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK MASALLARINDA KAHRAMANIN VE ŞAMANIN DON(ŞEKİL)DEĞİŞTİRMESİ  (Okunma Sayısı 14900 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 16 Nisan 2010, 23:12:42 »

TÜRK MASALLARINDA KAHRAMANIN VE ŞAMANIN DON(ŞEKİL)DEĞİŞTİRMESİ
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 27 Nisan 2010, 22:51:17 »

TÜRK HALK ANLATILARINDA ÖLÜM RUHU MOTİFİ
 

ÖLÜM KAVRAMI

  Ölüm, doğuştan olmasa da en azından insan aklının ölümü kavramaya başladığı
andan itibaren tüm insanlığı meşgul eden bir konu olmuştur. Bazen engellenmesi için
önlemler alınmış, bazen de ölüm bir kurtuluş olarak görülmüştür. Cenaze, yas ve anma
törenleriyle uzayıp giden bu olay, yaşayan insanlarla ölmüş olanlar arasındaki birtakım
ilişkileri de içermektedir.

  Ölüm, aynı zamanda hayatın öbür dünyada devam etmesi gibi
bir umut ya da en azından bir teselli de taşımaktadır.

  Ölüm kavramı;Türkçe’de, Eski Türkçe döneminden beri kullanıla gelen öl- fiili
ve onun türemiş şekilleriyle ifade edilmiştir. Yıldız Kocasavaş’ın tespitlerine göre
sadece öl- fiil kökünden türetilmiş 61 kelime bulunmaktadır . Orhun
Yazıtlarında yüksek seviyedeki insanlar (kağanlar/prensler) için öl- fiili yerine uç-, uça
bar- ile kergek bol- fiillerinin kullanıldığını şu ifadelerden anlıyoruz: “kanım kagan
ança ilig törüg kazganıp uça barmış” (=Babam hakan, öylece devleti [kurup] yasaları
koyup vefat etmiş)
; “inim kül tigin özi ança kergek boltı, kanım kagan uçdukda inim
kültigin yiti yaşda kaltı” (=Kardeşim Kül Tigin kendisi öylece vefat etti. Babam hakan
vefat ettiğinde kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı.);
“kanım kagan uçdukda özüm
sekiz yaşda kaltım” (=Babam hakan vefat ettiğinde ben sekiz yaşımda kaldım.) “eçim
kagan uça bardı” (=Amcam hakan vefat etti.)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 27 Nisan 2010, 23:01:12 »

TÜRK HALK ANLATILARINDA ÖLÜM RUHU MOTİFİ
 

  Eski Türk inançlarından kaynaklanan, günümüzde de şekil ve mahiyet
değiştirerek yaşayan ölüm ruhu motifi, bir canlının ölebilesi, düşman ise
öldürülebilmesi için vücudun herhangi bir yerinde veya vücuttan ayrı olarak düşünülen
bir nesne veyahut bir hayvan şeklinde tasavvur edilen şeydir. Ölümün gerçekleşebilmesi
için ölüm ruhu adını verdiğimiz şeyin ele geçirilmesi ve yok edilmesi gerekir.
Biz bu çalışmamızda, ölümün gerçekleşmesine vesile olan ‘şey’, yani ‘ölüm ruhu’
olarak geçen motif üzerinde duracağız. Bu tespitleri yaparken şamanlar hakkında
anlatılan efsanelerin çekirdeğini oluşturduğu arkaik kahramanlık destanlarını1, Türk
masallarının kaynakları arasında yer alan Ferec Ba’de’ş-Şidde’deki Seyfülmüluk
hikâyelerini, Anadolu’dan derlenmiş masalları, Tepegöz efsanesi ve menâkıbnâmeleri
kaynak olarak kullanacağız.
Burada kullandığımız ruh sözcüğü, yaşamı sağlayan değişik güçlerin tamamıdır
ve değişik kelimelerle, tarihî Türk lehçelerinde karşılıkları vardır. Bunlardan birincisi
gökten (Tanrı) gelen yaşamsal güç anlamındaki ‘kut’tur. Bu kelime, Orhun Yazıtlarında
devlet, ikbal, saadet, baht, talih, Tanrı’nın lûtfu olarak geçmektedir .
  Divânü Lûgat-it-Türk’te de “kuş uçdı” terimine “anınğ kutı uçdı”
(=onun devleti gitti) şeklinde bir açıklama getirilmektedir . Burada
bahsedilen, tamamen Tanrı tarafından insanlara ve hayvanlara bahşedildiği düşünülen
yaşama yetisidir. Kişinin veya hayvanın ölümü, o kişiye veya hayvana verilen kut’un
tükendiği ya da Tanrı tarafından yenilenmediği zamanlarda gerçekleşir. “İnsan ya da
hayvanda bulunduğu zaman bu hayati güç, ruhtur; hükümdarda bulunduğunda ise onun
yüceliğidir; evreni oluşturan elementler onunla doludur. Tek temel mutluluk yaşamın
uzaması olduğu için bu hayati güç, herkese mutluluk getirir .” Kut
sözcüğünün yanı sıra tin3, süne4, öz5 ve Farsça’dan alınan can sözcüğü de ruh anlamında
çok yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bu yaşamsal güç (ruh) bedenin çeşitli yerlerinde; kanda, iskelette (kemik),
saçlarda bulunur ve devamlı hareket halindedir. “Ruhun bulunduğu uzuv yaralandığı
veya kırıldığı zaman ‘darbe yalnızca büyük ayak parmağına gelse bile’ insan yok olur.”
   Han-Püdey destanında fil diye adlandırılan hayvanın ölüm ruhu, bir ben şeklinde
alnında bulunmaktadır . Ben yerinden kopartılınca hayvan da ölür. Altay-
Buuçay destanında da Dokuz Başlı Celbegen’in ruhu, dokuz başının kenarında üç
yaşındaki koyun büyüklüğünde kızıl kahverengi bir ben şeklindedir .
İncelediğimiz metinlerde ölüm ruhu çoğunlukla bedenin dışında bir yerde saklıdır.
Maaday-Kara destanında ölüm ruhu, üç kat göğün derinliklerinde yaşayan üç maraldan
birinin karnındaki altın kutunun içinde iki bıldırcın yavrusu şeklinde ; Er-
Samır destanında Kara-Bökö’nün paçasındaki çelik bıçakta ; Kökin-
Erkey destanında üç kilitli dökme demir sandığın içinde altı su samuru şeklinde ;
Kara-Par destanında ise çizmenin tabanında yedi kafalı alacalı bir yılan
şeklindedir . Ayrıca bu destanda düşman, kahramanın ruhunu altın bir
eyere çevirir ve kara bir kutuya gizler. Kartaga-Mergän destanında kuğu karısının canı
kara bir sandığın içinde yedi kuş şeklindedir . Yine bu destanda ölüm
ruhu tekrar dirilmede de kullanılmaktadır. Er-Töştük destanında ise kahramanın ruhu
ocak taşının altında bir eğe olarak saklanırken düşmanın ruhu Al-Taikı adlı yerdeki
pınarda yaşayan bir sarı balığın karnında bulunan gümüş sandık içinde kırk kuş
şeklindedir . Bu destanda yeniden dirilme motifine bağlı olarak girişte
bahsettiğimiz ‘kut’ kemikte saklıdır ve kahramanın atı bu kemiği yutup, tükürünce
kahraman dirilir. Seyfülmüluk hikâyelerinde ise ölüm ruhu bir sırça tabut içinde denizin
dibinde güvercin şeklinde saklıdır . Ateşkâr Oğlan masalında,
Ateşkâr Oğlan ile atının ruhu bir balığın karnındaki kutunun içinde iki serçe şeklindedir.
Ateşkâr Oğlan masalının eş metni sayabileceğimiz Ateşi Mercimek
masalında ise ölüm ruhu kapının önündeki taşın altında üç güvercin şeklinde saklıdır.
Anadolunun çeşitli yerlerinden derlenen Muradına Ermeyen (Nail
Olmayan) Dilber adlı masallarda ölüm ruhu, dört masalda kahramanın koluna takılan
bilezik/pazıbent veya parmaktaki yüzükte; bir masalda ise aslanın boynuna asılmış olan
mavi boncuktadır . Gagauzlardan derlenen Tepegöz masalında tılsım
olarak geçen ruh, kaz adasında bulunan üç ördekten birinin karnındaki oka taşının
içinde üç sinek şeklindedir . Vilâyetnâme-i Abdal Musa’da ise Teke
Beyi’nin ruhu bir kara canavar şeklinde geçmektedir . Mustafa Sever
de, “Masallarda Dış Can (Canın Beden Dışında Saklanması)” adlı çalışmasında;
Müstecep ile Dünya Güzeli, Kırkıncı Oda ve Yeloğlu Köse adlı masallardaki ruhları;
sırasıyla üç ördek, iki güvercin ve üç güvercin olarak tespit etmiştir.
  Bedenin dışında herhangi bir yerde veya bir nesne içinde saklı bulunan ruhları
canlı hayvanlar ve nesneler olarak iki başlık altında toplayabiliriz. Canlı hayvan
şeklindeki ruhlar; bıldırcın, su samuru, yedi kafalı alacalı yılan, kuş, güvercin, serçe ve
sinek; nesne halinde bulunan ruhlar bıçak, eğe, eyer, mavi boncuk, bilezik, yüzük ve
pazıbent şeklindedir. Ruhların somut nesneler halinde karşımıza çıkması; insanların
soyut kavramları somutlaştırarak, elle tutulabilir, gözle görülebilir bir şekilde algılama
ve yansıtma ihtiyacından doğmuş olmalı.
Vilâyetnâme-i Abdal Musa’da açıkta bulunan ruh, diğer metinlerde bir hayvan
veya bir nesnenin içinde/altında gizlenmiştir. Bu nesne veya hayvanlar da Maaday-
Kara’da gökyüzü; Kartaga-Mergän’de yeraltında dokuz denizin birleştiği yerde
yeryüzüne doğru yükselen bakır kayalık; Seyfülmüluk hikâyelerinde deniz, Ateşkâr
Oğlan masalında su; Tepegöz efsanesinde kaz adasındaki göl’de bulunmaktadırlar. Er-
Töştük destanında ocak taşının altı; Ateşi Mercimek masalında ise kapı önündeki taşın
altı, ruhların saklandıkları yerler olarak geçmektedir.
Gökyüzü, yer altı ve ada/göl gibi yerlere saklanan ruhlar ayrıca, buralarda da yine
bir hayvanın karnına gizlenmişlerdir. Bu hayvanlar; Maaday-Kara’da üç maral, Er-
Töştük’te sarı balık, Ateşkâr Oğlan’da balık, Tepegöz’de ördek’tir. Seyfelmölik
hikayesinde ise ruhun bulunduğu sandığı bir balık çekerek kıyıya çıkarır.
 Ölüm ruhlarının bedenin dışında, ulaşılması ve bulunması güç bir yerde
saklanması her an yaralanmaya, yok edilmeye açık olan bedenin muhafazasına yönelik
bir harekettir. Çünkü ruh/can bilinmeyen bir yere bilinmeyen bir zamanda saklanmıştır.
Ruh güvenli ve erişilemez bir yerde olursa, beden yaralansa da ölüm söz konusu
olmayacaktır.
Ruhlarla birlikte anılan balık ile geyiğin Türk mitolojisinde önemli bir yeri vardır.
Verbistkiy’in derlediği ve Bahaeddin Ögel’in aktardığı Altay Yaratılış Miti adlı parçada
tanrı Ülgen, yeri ve göğü yarattıktan sonra, dünyaya destek olmaları için üç balık
yaratır:
“Tanrı Ülgen durmamış, ayrıca vermiş salık,
Bu dünyanın yanına, yaratılmış üç balık.
Bu büyük balıkların üstüne dünya konmuş,
Balıklar çok büyükmüş, dünyaya destek olmuş.
Dünyanın yanlarına, iki de balık konmuş,
Dünya gezer olmamış, bir yerde kalıp donmuş”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 27 Nisan 2010, 23:08:54 »

TÜRK HALK ANLATILARINDA ÖLÜM RUHU MOTİFİ
 Geyik, Türk mitolojisinin, kökleri mezolitik devre kadar inen en eski
simgelerinden biridir. Gök ve yer unsurlarına bağlı olarak diğer bir çok hayvanla
benzer özellikler gösterir . Hayvan-Ata’ları temsil eden üç tip
elbiseden biri de geyiktir . Şaman elbisesinde geyiği simgeleyen bir
parça olduğu gibi, şamanın en önemli aksesuarı olan davul üzerinde de geyik resmi
bulunurdu .
Ruhların ikizliği: Bazı metinlerde ruhlar, iki, üç, yedi ve kırk olarak karşımıza
çıkar. Maaday-Kara’daki iki bıldırcından biri düşman kahramanın, diğeri ise atının
ölüm ruhudur. Kökin-Erkey destanında altı (sekiz olmalı) su samuru (kunduz) şeklinde
karşımıza çıkan ruhlar ise, metinde geçen düşman kahramanlar Temir-Bökö, Temir-
Sağış, Celbis-Sokor ve Ceeken-Küren ile onların atlarının ruhlarıdır. Ateşkâr Oğlan
masalında çift at nalına bağlı olarak ortaya çıkan iki serçe Ateşkâr Oğlan ile onun atının
kardeşinin ruhudur. Abdülkadir İnan bu ruhları eş ruh olarak adlandırır ve özetle şu
bilgileri verir: Şamanizm’de her kam (şaman), kendisinin özel bir ruhu veya ruhları
bulunduğuna inanır. Altaylı kamlar bu özel ruha tös (töz), Yakut oyunları ‘ije kīl’ (=anahayvan)
yahut ‘emeget’, Türkistan baksıları ‘arvak’ derler. Tös, emeget, arvak, ataların
yahut büyük şamanlardan birinin koruyucu ruhudur. Yakutların tasavvurlarına göre “ije
kīl” şamanın herhangi bir hayvanda tecessüm ettiği canıdır (oyūn kuta) ve bu hayvanın
hayatıyla şamanın hayatı birbirine bağlıdır. “İje kīl” ölürse şaman da ölür. Bu “ije kīl”
eş-ruhtur ki eski devirlerde yalnız kamlara mahsus olmayıp herkesin bir “ije kīl”i
bulunduğu tasavvur edilmiştir .
Ateşi Mercimek masalı ile Tepegöz efsanesinde karşımıza çıkan üçlü ruh, masal
unsuru olarak değerlendirilebilir. Kartaga-Mergän’deki yedi kuş-ruh ile Er-Töştük’teki
kırk kuş şeklindeki ruh da, düşmanın ölümsüzlüğünün abartılı bir ifadesi olarak
düşünülebilir.
Hayvan şeklindeki ruhların sembolizmi: Görüldüğü üzere ruhların çoğunluğu kuş
şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bazen genel olarak kuş şeklinde ifade edilen ruhlar
bazen de cinsleriyle (bıldırcın, güvercin, serçe) anılmaktadır. Kuş sembolizminin eski
Türk inançlarından kaynaklandığını gösteren yeterince belge ve bilgiye sahibiz.
Radloff’un derlediği Altay Yaratılış Miti’nde; “...İnsan oğullarının ata ve anası
Tengere Kayra Kan kendisine benzer bir varlık yaratarak ona kişi dedi. Kayra Kan ile
kişi su üzerinde iki kara kaz gibi sakin sakin uçarak süzülürlerdi ”.
Şeklinde geçen ibarelerde kuş olarak kaz ön plana çıkarılmaktadır. Şaman (kam)
elbiselerinin tasarımı ve yapısı da mümkün olduğunca kuşa benzetilirdi. Altay
şamanları, Munusinsk Tatarlarının, Teleütlerin, Soyotların ve Karagasların şamanları
giysilerini baykuşa benzetmeye çalışırlar , böylelikle başka dünyalara
uçabileceklerine inanırlardı.
Metinlerimizde geçen güvercin şeklindeki ölüm ruhları ile ölüm meleği Azrail
arasında bir ilişki kurulmuş olmalı ki; Duha Koca Oğlu Deli Dumrul boyunda Azrail,
bir güvercin şeklinde karşımıza çıkar ve temsil ettiği varlık sebebiyle ölümü sembolize
eder. Antalyalı bir abdaldan derlenen Deli Dumrul hikâyesinde de ölüm ruhu bir
güvercindir: Ölüm Meleği, Dumrul’un karısının canını almak için onun bedenine
kancasını saplar; kadının canı bir güvercin olarak Tanrı katına ulaşır .
Ölüm ruhu motifinden farklı olarak, don değiştirme (bir şeyin şekline girme) söz
konusu olduğunda da karşımıza çıkan kuşlardan biri güvercindir. Menâkıb-ı Hacı
Bektaş-ı Velî’de bu don değiştirme şöyle anlatılır: “Hacı Bektaş, Ahmet Yesevî
tarafından icâzetle Rum’a halife gönderildiğinde bir güvercin şeklinde
Sulucakarahöyük’e inmiş ve bir taşın üzerine konmuştur. Onun güvercin donunda
Rum’a gelmekte olduğunu kerâmetle keşfeden Rum Erenleri, kendisini buraya
sokmamak için Hacı Doğrul (Tuğrul)’u alıcı bir doğan kuşu donunda karşı
göndermişlerdir. Bunu gören Hacı Bektaş, tekrar insan kılığına dönerek Hacı Doğrul’u
perişan etmiştir . Halk arasında güvercinin cennetteki huri kızları
olduğuna da inanılır .
Maaday-Kara destanında ölüm ruhu olarak geçen bıldırcın, tavukgillerin en küçük
üyesidir. Osman Nedim Tuna kergek kelimesinin bıldırcın nevinden bir kuşa delâlet
ettiğini; Orhun Yazıtlarında geçen inim kül tigin özi ança kergek bolmış (Kül Tigin
Abidesi Doğu Cephesi 3. Satır) ibaresinin de “(kardeşim Kül Tigin’in) canı (ruhu),
öylece kergek (denilen kuş) oldu” şeklinde izah edilebileceğini ileri sürmüştür .
 Ayrıca L. Sami Akalın, Divan şiirinde gerek kelimesinin bıldırcın
anlamında kullanıldığını şu dizeye istinaden söylemektedir: “Varmış mı gerek o lâmekâne
(Kemal)” . Ömür Ceylan da selvâ, yalvakuşu, sumânî,
semâne, zelec, zîlâc, vertîc, vuşm, bûdene kelimeleriyle birlikte kerek, kerâk ve
kerkerek’in bıldırcın anlamında kullanıldığını kaydetmektedir .
Küçük cüssesine rağmen sevilen bir av kuşu olması şiirimize (Divan şiiri) de
yansımıştır. Aynı zamanda gökyüzünde yaşanan can pazarında da küçüklüğün ve
çaresizliğin sembolüdür. Bu açıklamalardan ölümle bıldırcın
arasında bir bağlantının olduğu düşünülebilir.
Kutsal kitaplarda, mitlerde, destanlarda, efsanelerde, masallarda, halk
hikâyelerinde yılana sıklıkla rastlanır .
Ölümsüzlüğü, kötülüğü, şekil değiştirmeyi, tekrar tekrar yaşamayı sembolize eder.
Altay Yaratılış Miti’nde Tanrı, dokuz dallı bir ağaç yaratır. Daha önce yarattığı
kişi oğluna da bazı dallardaki meyveleri yemeyi yasaklar. Ağacı beklemek üzere bir
köpek ile bir yılanı bekçi olarak diker. Erlik, yılanı kandırarak yasak meyveden
tatmasını sağlar. Daha sonra yılan, kişi oğlunu da bu meyveden yemeye ikna eder. Tanrı
bunun üzerine yılanı şeytan olarak ilan eder ve kişi oğlu senin düşmanın olsun der..
Ölüm ruhu sembollerinden biri de su samurudur. Kürkü için avlanan bu hayvanın
eski Türklerin hayatında -özellikle Sibirya gibi soğuk yerlerde yaşayanlarda- önemli bir
yere sahip olduğunu söyleyebiriliz.
 W. Radloff’un derlediği Manas destanında, kahraman Manas’ın canının sineğe benzediği şöyle anlatılır:
Diyorlar ki Manas’ın sineğe benzer canı çıktı Gerçek evine gitti .
Henüz buluğa ermemiş çocukların canı da sinek ya da kuş gibi uçan bir yaratık
olarak düşünülmüştür. Çocukların ölümünde Azrail kendilerine kırmızı bir elma verir,
çocuklar bu elmayı sevinçle almak isterken ruhları elmaya yapışır, Azrail bu suretle canlarını almış olur .
Yukarıda verdimiz örnekler ve yaptığımız tahliller çerçevesinde ölüm ruhu
inancının Eski Türklerce çok iyi bilindiğini, Vilâyetnâme-i Abdal Musa’da geçtiği
şekliyle de, bu inancın, İslâmî bir kerâmet hikâyesine dönüştürülerek yaşatıldığını
görüyoruz. Ölüm ruhu inancının, ‘öldükten sonra insanın ruhunun başka bir kalıba
intikal suretiyle hayatını sürdürmesin’ şeklinde ifade edebileceğimiz
tenâsüh inancıyla olan bağlantısı bu çalışmanın dışında tutulmuştur.
Ölüm ruhu inancının günümüze yansıması ölü ve ölümle ilgili pratiklerde
karşımıza çıkmaktadır. Anadoluda, cesedin bulunduğu odanın pencerelerinin açık
tutulması, ruhun serbestçe dışarı çıkmasına yönelik bir harekettir .
Ölüm ruhlarının ağırlıklı olarak kuş şeklinde karşımıza çıkması ise ölen kişinin
günahsızlığına; yılan şeklinde olan ruhların da ölen kişinin günahkâr olduğuna işaret
ettiği söylenebilir . Yukarıda ruhların ikizliği meselesinde ele aldığımız
eş-ruh inancı doğum âdetleri çerçevesinde plasenta (eş, son, etene, eten) ile ilgili olarak
birtakım pratiklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yakutlarda, babayla
arkadaşlarının, yeni doğanın ruhunu korumak amacıyla -ruhun içinde olduğunu
sandıkları- plasentayı yedikleri bilinmektedir . Anadolu’da da
plasentanın çocuk gibi canlı olduğu, göbek bağı kesilince -dölyatağı ile ve çocukla
bağlantısı kalmadığı için- öldüğü inancı bulunmaktadır . Ayrıca
kısırlığı gidermek için, yeni doğmuş bir çocuğun plasentasından küçük bir parçanın
kurutulup çocuğu olmayan kadınlara gizli olarak yedirilmesi ; yine yeni
doğum yapmış bir kadının son’unun alınarak hemen hamama götürülmesi ve çocuğu
olmayan kadının bunun üzerine oturtulması da kısırlık için başvurulan çarelerdendir.
 Ölümün tüm insanlık için kaçınılmaz bir son oluşu, dünyanın her yanında ölüm
çevresinde oluşan âdetlere ve uygulamalara evrensel bir karakter kazandırmıştır .
 Bizim tespit ve tahlillerimiz ölüm ruhu düşüncesinin Eski Türklerdeki
durumu ve günümüze yansımalarıyla sınırlandırılmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 16 Ekim 2010, 21:49:36 »

GERÇEK ANLAMDA ŞAMAN-ŞAMAN KİMDİR
Dinsel sınıflamada şamanizm çok yönlü bir inanç ve gelenek topluluğu
sergiliyor. Onu başka türlü tanımlamak zor, çünkü çok değişken ve
çok çeşitli, her şeye açık, yerel inançları ve aile kabilelerinin inançlarım
içinde barındınr, herkesin dinsel düş gücüne ve kendi tanns.ımn olmasına
hak tanır. Aslında, şamanizmin özü "Esrirneğe" vecde gelrneğe dayanır.
yecde gelmek "Esrimek" töreninin her zaman var olan bir parçasıdır.
Ozellikle trans durumunda gökyüzüne, yeraltına, ya da ölüler katına (dünyasına)
yolculuk etmek. için ruh, bedenden aynlır. Şamanın bedeninden
aynlan ruhun yolculuğu sırasındakigözlemleri, eski söylenceleri, destanları
çok etkilemiş ve zenginleştirmiştir.
Gerçekte şaman kimdi?
Onu toplumdan ayıran özelliği, yaşanan yoğun dinsel duygulardı. Bir .
büyücüydü, ama her büyücü şaman olamazdı. Şarlatan bir doktordu
(otacı), buna karşın, en yetkili şarlatan doktorbile şaman olamazdı,
çünkq onun kendine özgü iyileştirme, teşhis koyma yöntemleri vardı.
Esrik'di, (vecde gelen kişi) ama her esrik, özel trans durumuna gelen uzmanlaşmış
şamarıla bir tutulamazdı. Şamanı çılgından ayıran fark, kendi
ruhlarım kontrol altında tutabilmesi ve iblislerin kötü güçlerine baş eğmemesiydi.
Her şamanın, yardım eden kendi tannları, kendi ruhları ve başkalarımn
söylemeği göze alamadığı kendi şarkısı vardı. Bir aynası, tefi ve yinelenmeyen
-alışılmışın dışında- bir giysisi bulunuyordu. Bu giysi, şamanın
Hayvan-Ana'sım tanıtıyor ve var olan kutsallığı gösteriyordu. Giysisini
kullandığında, günlük yaşamın sıradışılığım belirliyordu.
Şamanın psikofizik eğlimi, profesyonel oyuncu da aranan beklentilerden
farklı değildi. Dolayısıyla şu özellikleri içermekteydi: Konsantrasyon
yeteneği, fiziksel yetenek, rolü yaşamada (oto-kontrol/trans durumunda
bile), parlak bir zeka, zengin bir sözcük hazinesi, kıvrak bir beden, an
lamlı mimikler. Onun tek kişide toplanan artistik siluetinde rriüzisyen,
dansçı, şarkıcı, oyuncu ve ozan, tann vergisi bir doğaçlama yeteneğiyle
birleşmiştİ. .
A.D. Avdeyev'in (1959, s. 166) görüşüne göre şaman mesleğinin
özünde törene mistik yaklaşımın kaybolma belirtileri doğar. Şaman "gös-
 terme san'atı"nın ne kadar büyük ustası olduysa, inanç faaliyetlerindeki
inanç unsuru o kadar zayıf roloynadı. Yıllar boyunca esinlenmiş sanatçı
olan şaman nesilleri tarafından mükemmelleştirilen, bilinçli oyunculuğa
yer veriyordu.
***
Her şaman gösterisi, müzik, dans ve sözcük (içine diyalog, monolog,
anlatım giren üçlü fonksiyonda), sembolik ifadelerle dolu olan ve sıkça
hokkabazlık ve el çabukluğu kategorisine sokulan jest ile hareketlerin tabi
bütünlüğü oluştururdu. "Seyirci"ler, "oyun"un dramatik yapısına uyan
fakat kendi iç yapısına sahip olan "solo' gösteri"ler seyrederlerdi. Şaman
gösterisinin şekilleri birbirinden farklı olup tekrarlanmıyor, oysaki, her
gösterinin seyri .
a. Giriş
b. Yardımcı ruh çağırma,
c. Şamanın, sırasında ruhlarla konuşup iblislerle mücadele ettiği
öbür dünyaya yolculuk,
d. Misyonu yerine getirip dönüş
unsurlannından oluşuyordu.
Gösterinin, şamanın -ilahi hayvan veya kuşa dönüşmüş olan kişi olarak-
konuştuğu ruh ile tannları taklit ettiği kısmı özellikldlgi çekiciydi.
"Total tiyatro" olarak adlandınlabilecek eylemleri üzerinde durmadan
önce meşhur şamanlann,sırasında gösterme san' atı alanında "ustalann
ustası" seçilen gizli toplantılannın Baykal Gölü'ndeki Olhon adası
olmak üzere gizli ve kutsal yerlerde düzenlendiğini hatırlatmak istiyorum.
Maalesef, hiç bir Avrupalının görmemiş olduğu bu artistik olayların yazılı
kaydı yoktur, şamanlar ise hiçbir şeyin yazılmaması yasağına tabi tutuldular.
Şaman bilgisi esrarengiz bilgi türündendi.
Gözlemciler tarafından en çok kaydedilen "gösteri"Ier arasında "iyileştirme
ayini" önemli yer alır. Bu ayinin ipotetik rekonstrüksonunu denerken
N.A. Aleksyeyev tarafından (1975, ss. 157-182) yayımlanmış
olan Yakut metinlerine dayanıyorum. Ayrıca, şaman karşılığı olan Yakut
"oyuun" kelimesini ve şaman ayinini kutlamak anlamına gelen eski
Türk "kamla"-fiilinde kaynağı olan rusça "kamlanye" terimini uygulayacağım.
***
Tören akşam yemeğinden sonra başlıyordu. Hastanın ailesi ile dostlarının
bir odaya toplandıkları zaman kapı kapatılıyordu. Törene katılanlar
tarafından şekillendirilen dairenin içinde küçük bir ateş için için yanıyordu.
Bazen de, akşam yemeğinden önce, "oyuun" "caybıyn" diye giriş
törenini kutladı. O tören sırasında hastalığın sebeplerini sözsahibi-ruhtan
öğreniyordu.
Akşam yemeğinden sonra seyircilerle çevrelenen şaman, ateş önüne
serilen kalın post üzerine otururdu. Şamanın çırağı ise, şamanın çıplak
vücuduna giysi geçirmeğe yardım ediyordu. Arada bir usta, başına gelecek
durumdan korkarmış gibi, buna itiraz ederdi. Sonra, eline tef alıp üç
def'a esner, üç def'a tef'in zarınaıvurarak ritmik olarak başını saHaya sallaya
boğuk bir sesle söylerneğe başlıyor, bu hareketlerin, kendisini törene
hazırladığının anlamına geliyordu.
.. Böylece günlük hayatından kurtulmuş olan oyuun şiirler söyleyerek
Ust ve Yeraltı Dünyası' nın iblisleri ile yeryüzünü başıboş dolaşan
- "yüer"lere (hortlak1arı) seslenirdi. Kendisini rahatsız etmeyerek oturdukları
yerlere gitmelerini yalvarırdi. Takılgan iblisleri kovduktan sonra hastalığa
sebep verenlere yaptığı yolculuk sırasında kendisine refakat edip
kendisini himaye al~ına almaları için soy ve kabilenin hamisi olan ruhlara
hitap eder, müteakiben, sıfatlarını süslü bir şekilde anlatarak kendisine
yardım eden ruhlan çağınrdı. Yerötesi dünyaya yaptığı yolculuğun uğur- _
lu olması için ne yapmaları gerektiğini açıklardı. Oyuunun yardımcılan
ve rehberleri, umumiyetle şaman olan atalarının kuş kılığına bürünen ruhları
idi. Bunların oyuun tarafından yansımalı olarak ifade edilen uçup gelmesini
toplanan seyirciler işiterek izlediler.
Ruhlar iki sınıfa aynlıyordu: Üst Dünya yolculuğunda şamana refakat
eden ve Yeraltı Dünyası'na şamanı güden ruhlar vardı. Bu ruhlar
onu "yol başı"nda beklediler, sayısı ise oyuunun gücüne bağlıydı.
Arada bir niçin çağnldıklannı sorunca obadakiler doğrudan veya oyuun
aracılığıyla cevap verirlerdi. Ruhlar, ancak onların uğursuzluğu giderebildiğini
toplananlara tatlı seslerle söylerdi. Tabii ki ruhlann rolünü şaman
oynadı.
Bu "diyalog kısmı"nıbitirdikten sonra oyuun, umumiyetle at derisi
olan postta ayağa kalkmağa kalkışırdı. çırağı, şaman büyülü ateşle temizleme
hareketlerini şamanın yaptığıılda oyuun zorla ayağa kalkardı.
O sırada oturduğu yeri temizlerneye başlardı. Bu yer yeraltına "çökü
yor" ve oyuunun "her türlü pislik"lerini (örneğin: hayal kurt ve yılanlar)
soktuğu, sonra da, ricası üzerine, "üzerinde otların bittiği" delik
oluşuyordu". "Postu temizleme eylemi şöyle gerçekleştiriliyordu:
Şaman tef' e vurup güneşin dolanma istikametine karşı üç kere dönerek
efsunlar söyler, müteakiben, omuzları ateşe dönük, at gibi kişneyerek
böylece adı geçen pislikleri "delik"e teperdi. Bunu yaptıktan sonra iblisleri
banndırmaması, aksine iblislere karşı kendisini savunması için
post sahibinin ruhunu çağınİ'dı. Ruhun "etkinliği"ni ispat etmek isteyerek
ppstu iki def' a "toynak1a teper" , üçüncü der asında ise bunu sırtüstü
çevirirdi. Bu hareketlerde, çok eski at kültü ile bağlı olarak, oyuunun törenleri
at biçimini alarak kutladığı dönemin unutulmuş izlerini bulmaktayız.
Şiirsel çağn üzerine hastalığa sebep veren ruhun "göründüğünde
şaman birden hastanın üzerine atılıp ruhu "avlayarak" onu, oloh denilen
ilk durağa yani oyuunun istirahat etmeden kattedebildiği mesafeye
kadar "salıverirdi". Ruhu salıverme hareketleri hızlı hareketlerde ve ter e
vuruşlarda ifade ediliyordu. Şaman, Üst Dünya'mn iblisini güneye, Ye-
. raltı Dünyası'mn iblisini isekuzeye gönderiyordu. İkinci durumda şaman
"ruhu avladıktan" sonra kendi ellerini sıkarak etrafında dönerdi. Bu vaziyetteyken
şaman, Yeraltı Dünyasına hareket edecek olduğu yere sırtüstü
olarak götürülürdü. Fakat önceden kendisinin yedirilmesini isteyince
hazır bulunanlar tütünle dolu pipo ve ren kanıyla dolu kabı ona verirlerdi.
o zaman şaman kötü kuvvetleri karşı kendisini koruyacak olan ruhları
çağırarak kendi "yoldaşları" olan balık, boğa, ayı derisini ve diğer
nesneleri "canlandınyordu". Bunun için bunların üzerine ren kanımn
damlalarım dökerek büyülü cümleler söylerdi. Bu,nesnelerin içine böylece
sokulmuş olan ruhları "Yeraltı Dünyası'na indirirdi". Aym zam~da
üç der a dalgıç kuşu sesini çıkararak başım kuzeye dönüp yerde serilmiş
olan siyah kumaş üzerine yüzükoyun düşerdi. Ruhıar birinci "oloh"a (durağa)
gelir gelmez oyuun bunları oraya bırakıyordu. Bunu yaptıktan sonra
oyuun ayağa kalkamıyacak kadar bitkindi.
Fakat hastalığa sebep veren ruh hiç taviz vermek istemeyerek
kendisini öven nutuk söylerdi. Böylelikle, hastalığa sebep veren
ruhun rolünü oynayan şaman ile ruhun gidip hastayı rahat bırakmasım
yalvaran çırağı arasında diyalog kuruluyordu. Sonunda ikisi anlaşmaya
başlıyordu. Ruh gökten geldiyse, at, koyun veya "nefesi sıcak"
diğer hayvan kurbanım, Yeraltına gidecek olduysa sığır kurbanım istedi.
Kurbanın aym akşam kesildiği takdirde ruh bunun üzerine (aslında
kurban ruhunun üzerine) binerek oturduğu yere gidiyordu. Aksi halde
şaman önceden ruhu "salıverir", sonra da kurbanın ruhunu anlaşılan yere
götürürdü. Bütün bu olaylar, sembolleri seyirciler için bariz olan oyunculukla
vurgulandı. '
Dalgıç kuşu sesi eşİiğinde "ölüm okyanusuna dalma" olayı Yeraltı
Dünyası'na yolculuğu gösteriyordu. Duraklarda oyuun, kendi vazifesini
kolaylaştırmaları için Yeraltı ruhlarını ikna ederdi. Uçüncü oloh'a varınca
iblis tarafından kaçınlan hastanın ruhunu yardımcılarına gösterebilirdi..
Bundan sonra bu ruhu kulağının içine koyardı. Şamanın olohta bulunan
tann veya ruhla konuştuğu duraklarda susan tef oloh'lar arasında çeşit
çeşit sesler çıkanyordu. "At üzerinde" yola devam edebilmesi için beşinci
durakta çırak tefi oyuuna verirdi. Dönüş yolunda şaman güneye veya güneydoğuya
döner, atın hızlı gidişini taklit ederek ruhu kuşa benzeterek
şarkı söylerdi. "Dönüş sıras~ndan söylenen türküler seyirciler tarafından
ahenkle tekrarlanırdı.
"Dönüş"ten sonra şaman ruhu kulaktan silkip gerekli büyü yaparak
bundan böyle iyiileşebi.~en hastaya "aşılardı". Bunu yaptıktan sonra çeşitli
mucizeler gösterirdi. Omeğin, kendi kafasını "kesip" yanına koyardı.
"Gösteri"nin bu aşamasında oyuun Keeleeni adını taşıyan ruhu kendisine
tecessüm ettirdi. Bu: kategeoriye ait olan ruhlar -gerek kadın gerekse de
erkek cinsiyetinden- sefil, topal, kekeleyen "pis başlı, dağınık kuyruklu"
ruWardı. Ruhların adına şaman, olumsuz cevaplar vermeli olduklan açık
saçık sorular seyircilere sorardı.
Daha doğrusu, şam~ların, herkesi güldüren sahneleri oynamayı sevdiklerini
söylüyebiliriz; Omeğin, Yakut oyuunları Kalyamya adlı Şehvet
Ruhu'nu gösterirlerdi. Bu ruhun sırf görünmesi "seyirci"lerin kasıklannı
gülmekten çatlatırdı. Seyirciler nerden geldiğini Kalyamya'ya sorunca
o tamamen akılsızca cevaplar verip soranı gü1meye kışkırtıcı sorular
soruyordu. Çeşitli ön "diyalog"lardan sonra burada güzel kızların
olup olmadığının sorusunu sorarak kimliğini belirtirdi. Olumlu cevap
aldıysa Şehvet Ruhu kendisini süsler, yaltaklanarakdalkavukluk yapardı.
Ailesini terketmek istemeyen ruhun Ölüler Katı'na uğurlanmasıyla
ilgili olarak neşeli olaylar da sözkonusudur. Bu kadar inatçı bir ruh oba
da yaramazlık yapabilir. Akrabaları da şamandan yardım istiyorlar. Sonunda,
pazarlık yaptıktan sonra ruh bu dünyayı terketrneğe razı olunca
şaman onu uzun, engellerle dolu yoldan geçiriyor. Yolcul~!-caynntılı anlatılıyor;
hedefe nihayet ulaştıkları zaman şaşakalıyorlar. Olüler Dünyası'na
yerleşip oturan ruhlar yeni ruhu kabul etmek niyetinde değiller.
Şaman yalvarıyor, yakanyor, izah ediyor-hepsi boşuna. Dua bile yardımcı
olmadığında ruhlara votka ikram ediyor. Onlar ikramını reddetmiyor;
seans yayııŞ yavaş grotesk niteliğine bürünüyor. Ruhlar tatlı tatlı heyecan~
lanıp kavga ediyor, barışıyor-ki bunları şaman titizlikle oynuyor-hepsi
birden falso yaparak. türkü söylerneğe başby6rlar. Böylece "yeni"si candan
kabUl ediliyor.
Ayin"in ("mystery") sonunda şaman çeşitli kehanetlerde bulunuyor,
ayin ise yardımcı ruhları kendi ikametgahıarına taşıma töreniyle sonuçlamr.
Önce ruhlar ateş içine atılan yemek lokmaları ve at kıb demetleriyle
ağırlamr, sonra da obadaki deliklerden dışarıya üflenir.
Genellikle "iyileştirme ayini" akşamdan sabaha kadar, aşın, zor
durumlarda ise iki gece sürerdi. Sırf ön kısım (yani ruhlar çağırma ve
teşhis koyma) iki-üç saat devam ederdi. "Sanatçı", çırağı,seyircilerden
seçilen yardımcılar ve yurttakilerin katkısıyla oynadı. Koro rolünü üstlenen
seyirciler "gösterinin duygusalortak yaratıcıları" olarak nitelenebilir.
Teften çıkanlan çeşitli ritm ile sesler, içinde oturan ruhların konuşmasım
dile getiren ve giysi üzerine asılan madeni ve kemik tokaların tıngırtısı,
gök gürültü rüzgar ve yağmur sesleri, kanat çırpma sesi, toynak
patırtısı, kükrerne, horlama, kişneme sesleri olmak üzere oyuun tarafından
en sık uygulanan "seslendirme" tipidir. Oyuun sırasında da havaya
yükselme olayları, telekinezi olayları, vantrilokluk ve diğer "sihirli" hokkabazlıklar
gösterilirdi. İblislerle mücadeleyi yansıtan şaşırtıcı, alışılmamış
hoplama, hareket, jest ile yüz buruşturmalar saatlerce süren gösterinin
değerini artınrdı.
Hastamn ruhunu kaçırarak hastalığa sebep veren iblisle mücadele sırasında
şaman yere düşüyor, çırpımyor, acayip haykınşlar çıkanyor, ağzından
salya akitıyor, nihayet kendisinden geçiyordu. Herkes bu durumu
beklerdi. Kendine geldikten sonra oyuun gördüklerini anlatıyordu, vecde
gelme olayı ise şamanın öbür dünyadaki maceralarım doğruluyordu. En
ufak aynntısına kadar hazırlanan "sahne hareketleri" seyircileri öylesine
etkiliyordu ki kendileri .vecit haline geliyorlardı.
Tüm şaman seanslarda olduğu gibi "iyileştirme ayini"nin de
ancak genel çizgileri tekrarlanırdı. Muhtevasında "ferdi sipariş"ler her
def'asında gözönüne alımrdı. Diyaloglar, şamamn hangi hastalığın ruhuyla
uğraştığına, hastanın kim olduğuna, soyu ile özgeçmişinin nasıl
olduğuna, ruhlardan hangisinin kendisine kötülük yapabildiğine vb.
bağlı olarak değişirdi. Hasta ile ailesi için oyuunun ruhlarla diyaloğu
inandıncı olmalı, dolayısıyla diyaloglarda gerçekte olupbitenler uygulanmalıydı.
Eskiden düşünüldüğü gibi gerçek şaman seans ı sadece vecde. yöneIten
çılgınca bir dans değil, bazen dehşetle dolu bazen grotesk nitelikli, gelenek
neticesinde şekillenmiş olan geleneğe uygun bir düzene göre cereyan
eden birçok perdeli gösteri idi. Aksiyon seyrinde dans ayinin
("mystery") dramatizminin önemli unsurlanndan biriydi, çünkü şamanın
ne yaptığım, nerde bulunduğunu, bir gökten öbür göğe hareket edip
etmediğini, Yeraltı Dünyası'ndan insan dünyası olan Orta Dünya'ya
dönüp dönmediğini, belirli göğe veya Yeraltınahakim olan: tanrılarla
mücadele edip etmediğini veya şakalaşıp şakalaşmadığım bildirirdi. Dünyaötesi
gökler çok, sayısı ise şamanizmin yerli "türü"ne bağlıdır. Ancak
şamanın plfuıladığıveya seyircilerin beklediği zaman dans vecde götürürdü.
Sık sık gayet uzun şİİr biçiminde olan efsun, ilahi ile münacaatlar,
çeşit çeşit huylu tannlan anlatan renkli hikaye1er, seyircilerin gözönüne
değişik dünya sererek düşgücünü esinlerdi. Obadaki loşluk rengarenk
ateşlerin birdenbire fışkırması olağanüstü, ürkütücü olaylan bekleme havasını
kuvvetlendirirdi. Fakat "sahne"de cereyan eden her türlü gerilim
ile kavg~?fşaman tarafından büyük beceriyle kaldınlırdı. Oyuunun insanüstü
GUC'ü fevkalactecazipti. Ustelik çeşitli olgular, örneğin hastanın
iyileşmesi, bu gücü teyit ediyordu. Bugünlerde, oyuun-oyuncunun sırf
kendisini yönetmediği, gösterinin tümünün yapımeısı olduğu düşüncesine
kapılmaktayız.
Sanatçı seyircilerle teması yitirmedi. Seyirciler, "uçmaması" için
onu tutar, bazı nesnelerikendine verir ve aracılığıyla yakınlannın ruhlarıyla
konuşurlardı. Böylelikle "şaman tiyatrosu"nda "çevredeki seyiı::ci"
ile "sahnedeki" oyuncu, yaşayan ile' ölüler dünyası, gerçek ile metafizik
arasındaki sımr silinip kayboluyordu. Zaman ve mekan sınırları da mevcut
değildi. Şaman, hem oba,'içinde hem de "yedinci gök"te, yurt içinde
I:ı:emde uçurumun kenannda, hem oba içinde ve üzerinden geçerek ruhu
Olüler Diyan'na götürdüğü tenha bir yerde aynı anda bulunuyordu.
Şaman yolculuğunun belirli sahne ile aşamalan, kabile mensuplanndan
birinin siparişi üzerine yapılıp yapılmaması, bitkilerin büyüme dönemleri
ve sürülerin çiftleşmesiyle ilgili merasim vesilesiyle olmak üzere törenin
amaçlanyla bağlıydı.
Kendi tanrısına, yardımcı ruhuna epifanisi giysi'olan hayvan~anasına
sahip olduğundan her şamanın belirli karakter rolü vardı. Giysinin üzeri~
ne giyinmesi, şamanın kutsal hayvan-anaya dönüştüğünün anlamına geldiğini
böylece şamanı kendisi tanrı olduğunu hatırlatalım. Taygalar (Sibirya
orinanı) hayvan ile kuşlarla zengindir, dolayısıyla ne kadar şaman
varsa o kadar şaman rolü var. Burada şu en cazip totemlerle ilgili roller
sıralamakla yetinelim: doğan, puhu kuşu, kartal, ren geyiği, vaşak, ayı
rolü. Ayrıca, şamanın oymyacak olduğu roller, yerel inançlar takımı, soy,
boy, kabilenin tarihi ile geleneği, mevsim ve arazi topografik şekli vs. ile
de bağlı olup değişir. Bu şartlarda oyuncular okulu olarak şamanizm
gerek "ifade araçlan" gerekse de "teorik hazırlık" alanında yaratıcı şahsiyetlerin
şekillendirilmesine ağırlık vermelidir. Konuyu basitleştirerek
şöyle diyebiliriz: Her şaman, kendi rolünü hayatı boyunca fakat her
defasında değişik bir şekilde oynayan bir Tİp (karakter)dir.

KAREKTER:üstün manevi özellik; bir yapıtta duygu, tutku ve düşünce yönlerinden ele alınan kimse.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 17 Ekim 2010, 15:35:18 »

GERÇEK ANLAMDA ŞAMAN-ŞAMAN KİMDİR
"Hastalan iyileştirme ayini" Sibirya şamanlannın çeşitli eylemleri
arasında ufak bir kısım oluşturur. Genellikle bu ayin, kalabalık olmayan
"seyirci"lerin gözönünde "kapalı mekan"da -yani dar çevrede- gelişirdi.
Türk şamanizminin özü hakkındaki temel bilgiler verilmeksizin bu ayinin
yeniden yapılanması denense bile muallakta kalacak. Gösterinin sığdınlması
gerektiği süre, "sahne eylemleri"nin mümkün olduğu kadar en konsantre
biçimde olmasına yolaçıyordu. Bu eksikliği kısmen de olsa telafi
etmek için Yakutlann yakın akrabası olan kabilelerin oturduğu Altay' a
kadar -yani ta güneye kadar- gitmek gerek. ÇünküAltay Misyonu'nda
bugüne kadar muhafaza edilmiş olan ve 19. yüzyılın kırk senelerinde kaydedilen
oldukça geniş ayin kaydı mevcuttur. Bu Kayıt 1870 yılında WJ.
Wierbicki tarafından Tomsk Gazetesi'nde yayımlanmıştı W.W. Radloff
tarafından ise hazırlanıp yayınlanmıştı. Bu bilgin, kendi redaksiyonundan
yararlandığımız ve orijinal olarak kaydedilen ilahileri Rusçaya çevirmişti.
Çalışmalan sayesinde bugün, "Yıldızlarüstü gökte ikamet eden" Bay
Vlgen'e kurban kesme töreni vesilesiyle düzenlenmiş olan "çok perdeli
açık hava gösteri"sini gözüriıüzde canlandırabiliyoruz.
Bu tür törenler umumiyetle üç akşam sürer. Bunlann masraflan
soyun reisi tarafından karşılanır, amacı ise salgın, musibet gibi önemli
tehditleri gidermektir. Ayinler ("mystery"), huş korusunda, kam (şaman)
tarafından seçilen orman açıklığında düzenlenir. Onçeden, kam uğursuzluğun
sebebini kendi ruhlanndan öğrenip ikramda bulunan kişinin sahip
olduğ.u sürüden hangi adağın seçilmesi gerektiğini aynntılı olarak anlatıyor.
Vlgen'in hoşuna gittiği için rengi açık kıllı at olmalı, anlattığımız durumda
ise boz at kurban olacak.
BİRİNCİ AKŞAM (Birinci Perdeye)- "sahne mekanı düzenleme"
olayı ile başlıyor. Törenekatılanlar (sadece erkekler) ormaniçi açıklıkta
yeni oba kuruyor, üzerine keçe ile halılar seriyorlar, Oba ortasına yapraklan
bol huş ağacını dikip toprak içine kazarak ucunu duman deliğinden
geçirdikten sonra üst dallanndan birine "bayrak" asıyorlar. Huş ağacımn
alt dallan gövdeyeyakın bir yerde kesilir. Bu durumda artık gövde değil,
bu, Alt, Orta ve Ust olmak üzere üç dünyayı birleştiren Dünya Direği
(axis mundi)dir. Şimdi gövde üzerinde dokuz derin kesik yapılıyor. Bu
kesildere TAPTI (merdiven) huş ağacına ise TOLU denir.
Bu süslü obanın kapısı doğuya bakar. Direk ile huş ağacı kabuğundan
yapılan, ağılı simgeleyen ve kapıya dönük yam açık kalan parmaklık
dikilir. Bu yerde, üzerine at kılından yapılan kement bağlanan bir huş
direk dikilir. Sonra at sürüsünden seçilen boz at kam tarafından "kap deneyi"
ne tabi tiltuluyor: Urkmüş atın sırtına yerleştirilmişolan ahşap kap,
açık kısmı yukanya doğru olarak düşerse iyi belirti sayılır. Bu durumda
kurban doğru seçilmiştir. Kabın dibi yukanya dönükse boz at sürüye geri
gönderilir.
Sonra uzun dizginli bir gem hayvana vurulur. Şaman tarafından seçilen
Baştutkan (yanı başı tutan) adlı bir erkek dizginlerden tutacak. Bu
erkek bütün törene katılır. O sırada şaman atın yanına gelerek huş dalıyla
sırtına vuruyor. Bu surette Ulgen' e uçması için boz atın canını ürkütüyor,
peşinden ise Baştutkan'ın canını gönderiyor. Can gönderme eylemi atın
halini bozmuyor, çünkü at ile insanın üçer canı var. İnsanın canı ile atın
canının, Tanrıya ulaşan yolu beraber takip etmesi gerektiği Altaylılar için
gayet açıktı.
Kurban olan hayvanın ruhıma PURA diye özel ad takılır. Bundan
böyle bu tür ruh için bu ad kullanılacak.
Canın ikisi göğe doğru uçarken kam, "tol"un (huş ağacı) yanında
ateş yakıldığı ve ardıç dallannın ateş üzerine atıldığı obanın içine giriyor.
Kam teri dumanlıyor, ateş yanında yere oturupkendisine yardım edecek
ruhlan terin içine çağmyor. Her çağn üzerine "aa kam ay" (buradayım,
kam) biçiminde cevap alarak terin dışa doğru eğiltmesiyle ruhun terin
içine kabul edildiğini gösteriyor. Ruhlar sökün ettikçe tefin daha ağır olduğu
şaman tarafından gösteriliyor. Burada, Kergidey adındaki Ulgen oğluna
hitap edilen müteaddit ilahi ile münacatlardan birkaç satır örnek olarak
aktarmak istiyorum.

Ey gözüm ki görebileyim!
Ey elim ki tutabileyim!
Ey ayağım ki hızlı gidebileyim!
Ey toynağım eğer sendelersem
Çala çala sağ elime gel!
.....'...
Şimdi de Yıldızlarüstü Hükümdann müteaddit oğullanndan birini
çağıran birkaç mısraı da sunalım:

Sarı kamış saplı olan
Boz ata binen,
Sarı ipek dizginler ellerinde tutan
Sarı ipekten kürke sahip,
Ey Ülgen oğlu Kan Kartış!
Çala çala sağ elime gel!

Tann ile ruhlann hepsini terin içine girer girmez, Şaman ağır adım-
larla obadan çıkıyor. Daha önce, obanın yakınına kazı andıran ve yaramaz
 bez ile kuru ottan yapılan bir nesne yerleştirildi. Şaman kaza binip el
sallıya sallıya yüksek sesle türkü söylüyerek "göğe doğru açar". "Uçuş"
sırasında kanatlı binek hayvanıyla konuşuyor. Kam tarafından verilen ve
bize aktüel durumu anlatan birkaç emir aşağıda belirteceğim. Kaz
"Ungay gak gak" diye sesler çıkararak bu emirlere başeğiyor.

Beyaz gökyüzünün altına! Beyaz bulutun üstüne!
Mor gökyüzünun altına! Mor bulutun üstüne!
Gökyüzüne kadar uç kuşum!
Altın parmağı sağlamlaştırın!
Altın kementi tutun!
Ay'ın genişliğine!
Beyaz Süt Gölü'ne bakın!
Günün uzunluğuna. bakın!

Şaman, kaz rolünü oynayarak kendisine itaatlı olacağını söylerken
PURA kişnemeye başlıyor. Demek ki yakınlardaymış. Uygun olmayan
bir yerde miymiş, acaba? Her nasılsa kanı onu kaz sırtında oturarak kovalıyor.
Sonunda Pura yere konuyor, bir an sonra ise kam "yere iniyor".
Kazı bırakıp kaçan Pura'nın peşinden koşuyor. Kamın ardından ise obadakiler
obadan ay hay! ay hay! diye bağıra bağıra koşarak çıkıyor, kovalamacaya
katılıyorlar. Nihayet Pura'yı, yukarıda tasvir edilen ağııda kapatmayı
başarıyorıar. Bu anda, kementli huş değneğinin obanın girişinde
bulunduğunu hatırlatmak gerek. Bu değnek Pura'nın bekçisi'ni (Pura
Sakçı) sembolize eder kam,
Altın kement alın! hay hay hay ...
Dizginleri çalkalayın! hay hay hay
Altın gem vurun! hay hay hay ...

diye emir verir gibibağınrarak acele acele yurda doğru koşuyor. Katılanlardan
birinin yakalaması gerektiği tef'i sağ omuzunun üzerinden atıyor.
Sağ elinde, kam ORBU, yani, özelolarak şekillendirilen birçubuk tutuyor,
sol eliyle kement atıyor. Bu hareketler, PURA'yı yakaladığının anlamına
gelir. Şimdi kenetle yakalanan atın acıklı kişnemesini taklit ediyor.
Yere düşerek çırpınıyor da inliyor. Tef'i yakalıyacak olan ~dam bunu yakalamadıysa,
boz atın ruhunun sıyrılıp kaçtığının anlamına geliyor. Bu
durumda Pura yakalama olayını tekrarlamak gerek.
Bu sefer Pura yakalanmıştır. Kam, Pura Sakçı'ya başta olmak üzere
görünmeyen hizmetçilerine:
Üzerine altın eyer vurun!
Altın kuskunu bağlayın!
Altın kalanını iyice sıkın!

diye buyurarak Pura'yı ardıç dumanıyla tütsüleyerek

Alas, alas, alas, ey Boz At!
Ey, Bay Ülgen' e kurban
Ey, hikmetle dolu Ülgen'e kurban!
Alas, alas, alas!

diye ağır, ritmik olarak söylüyor. Kendisine hizmet vermiş olan kazı serbest
bırakıyor. Kazı, kendi cıyakçısı, tüm kaz, kuş ve insanların annesi
ünvanlarıyla adıandırarak onu mübarek kılar. Yem aramak için Sürö dağına,
içecek almak için Beyaz Süt Gölü'ne gitmesini tavsiye ederek insanların
arasında kalmasını arzediyor. Tef'in gökyüzüne doğru kaldırılışı,
orbu'nun kuvvetli vuruşları ve uygun bağırışlar kazın nasıl uçup gittiğini
gösterir.
Kurban hayvanının. ruhu obaya döndüğüne göre şaman toplananlar
yardımıyla boz atı ıssız bir yere götürerek nutuk söylereesine şunları
diyor:

Baş.tepemle seni destekliyeyim,
Omuzlanmla seni savunayım,
Ey mübarek tay!
Ben kam, senfkurban edeyim ...
Dokuzuncu göğe kadar yüksel!
Beyaz çadırın yanına
Bay Ülgen 'in Beyaz Çadırı 'nın yanına
hafif hafif in!
Yaklaş da şahlan,
Sağ gözüyle sana baksını
Sağ eline yanaş
Bize de uğurlu haber getir ...

Şimdi kurban kesme töreni adet edinilmiş şekilde başlıyor. Bu büyük
hassasiyeti gerektiren uzun bir süreçtir. Kurban kesme sırasında hiç kan
damlası yernstüne dökülemez, hayvan gövdesinin tam olarak çıkarılması
gerekir, başı ile ayakların dizlerekadarkikısmı deri içine bırakılır. Bu şekilde
soyulmuş olan deriden, gökyüzüne uçan kurbanın simgesi olan
BAYDARA teşekkül edecek. Hayvan gövdesinin bölündüğü zaman ke-
miklerden hiçbiri ne kaybolmamalı ne de zedelenmemeli, çünkü kemikler
titizlikle "gömülecek". Bu tür adeder, hem insanların hem de hayvanların
kemiklerden yeniden doğduğu inancına bağlıdır. Ayin sırasında yenen
kurban eti geleneksel bir şekilde bölünür, pişirilmesi ise (tuzsuz olarak!)
kadınlara düşecektir.
Kamın başkanlığıyla soydaşlannın katıldıklan sürece eşlik eden eylemlerin
şüphesizce tiyatrolaştınlmasıoa rağmen bu Birinci Perde'nin
"sahne"lerini anlatmadan geçiyorum.
İKİNCİ PERDE, kamın, Işınsal Dünya Yaradam Bay Ülgen'le konuşacağı
müddette gerçekleştirilen "büyük kamlama" olayİm kapsar. Kamın
göğe yolculuğunun seyri aşağıda tasvir edilmiştir.
Alaca karanlıkta, kam, ateşin yandığı obanın içine giriyor. Kam soyunun
şaman GÜCÜNÜ tecessüm ettiren tef ruhunu et lokmasıyla ağırladıktan
sonra törenin evsahipliğini yapan kişinin soy gücünü temsil eden
ateş ruhuna da ikramda bulunuyor. Amlan ruhlar, büyük önemini gösteren
"kam" yani "han", "kağan", ünvanım taşırlar.

Bunu (yemeği) kabul et, ey kayra Kan!
Ey ateşin otuz başlı
Ey kırk gözlü kızlar anası ...

diye başlıyor. Kayra Kan' a ikramda bulunarak bir kimseye verircesine
kabı yukan kaldınyor, ağızlanndan ise toplanan misafirleri sayar gibi sesler
çıkanyor. Sonra, leğendeki etleri doğrayarak toplananlara dağıtıyor,
bunlar et lokmalanm oburca yutuyor. Yemeğin tadım çıkaran insanlar,
ikram edilen yemeği spmüren ruWan simgelerler.
Kam, yurt önünde çekilmiş olan ve kurdelalarla süslü ipe dokuz tane
bez asıyor. Bunlar, evsahibininUlgen' e adadığı hediyelerdir. Kam bezleri
ardıç dumamyla tütsüleyip her mısradan sonra "alas alas" kelimelerini
tekrarlıyor:

Atın taşıyamayacağı giysiler,
İnsanın taşıyamayacağı giysiler,
Üç yakalı giysiler
Atının çaprağı için giysiler ...
Ey hükümdarımız Ülgen, neşelisin. .

 Ülgen'in muhteşem kurbana sevindiğinde kam şaman giysisi giyiyor,
çalgı dumanlar içinde kayboluncaya kadar tef'i ateşin üstünde susarak
tutuyor. Sonra, sıraya oturuyor, orbuyla yavaşça, ritmik olarak vuruyor
ve girişlerini uygun bir şekilde göstererek tef'in içine giren ruhları
çağınyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 17 Ekim 2010, 15:37:44 »

GERÇEK ANLAMDA ŞAMAN-ŞAMAN KİMDİR
İlk önce kam Yalık Kan'ı çağınyor, çünkü bu ruh kendisine yardım
etmeseydi Ulgen' e ulaşması mümkün olamazdı; Sonra artık tamdığımız
Kayır Kan ile birkaç gök hanlanm çağırıyor. Onlann şerefine söylenen
ilahiler çok uzun olur, çünkü bunlarda çağnlan ruhun yetkileri, ikametgahı
ve buna benzer "hüviyet"lerinden bahsedilir. İlahilerin sonunda
şu çağn yeralır:

Duamı dinle!
Nice huzurlu günler ver!
Uyku, uzun geceler getir!
Binlerce eve huzur ver!
orbu 'yu oynatarak tef' e vuran elime gel.

 Bu anda evsahibi şamanın yanına geliyor. Kam ayağa kalkıp kendisi
ile tef arasında bulunacak şekilde evsahibini kucaklıyor. Değnekle hafifçe
vura vura şunlan söylüyor:

Ata bin! Bizi güt!
Uçurumda kalma!
Evin kapısını aç.
Sağ dizine yaslan,
Kamçıma yaslan
Dişim senin için kurtuluş olsun
Dilimle konuş!

Meğerse evsahibi "hedef'e ulaşmış, zira kam onu bırakıyor. "Sağ
elin tarafındaki dokuz kız" ,.."sol elin tarafındaki yedi kız" ve "bulut yeleli
PURA KAM"ı sıralıyarak Ulgen' e kansına ve kalabalık ailesine de hitap
ediyor. Bundan sonra yine sıraya oturup altı kademeli ruh ile tanrılan
tefe çağınyor, çünkü onlann yardımı olmaksızın göklere ulaşması mümkün
olamıyacak. Bazı çağnlar çok uzun, çağnlan ilahi yaratıklann sayısı
ise büyüktür, bunun içindir Altay ruhunun örneğiyle yetineyim:

Ey Altay Kan, kadir hükümdar
Üzerinde gümüş çanlarla süslenmiş ...
Sen ki Kırklan yağmaladın,
Sen ki demir boyunduruğu deldin,
BabanızAltay Kan!
At seni taşımaya cesaret edemez ...
Şarkı söyleye söyleye bana yardım etsene!

Sonunda kam MERKÜT adını taşıyan ve "demir gagalı, hilale ben
zeten bakır pençeli, yelpaze gibi uzun kuyruklu" gök kartallarına hitap
ediyor. Merküt'ün "sol kanadı ayı, sağ kanadı ise güneşi perdeliyor". Şiirin
sonunda şu çağnyı buluyoruz:

Ey Dokuz Kartal annesi
ki Yayık üzerinden uçarken
yolu şaşıramazsın.
Ey sen ki Edi! üzerinden
uçarak yorulmazsın.
Türkü söyleyerek gel bana.
Oynayarak sağ gözüme yanaş,
Sağ omuzuma kon ey ana!

Çağnlan "Kartallar Annesi" kagak kak kak kam ay diye bağırarak
büyük ağırlığını duyan kamın omuzlarınakonuyor.
Bu anda kam evsahibinin soyuna bakan ruhlara hitap ediyor. Ne
kadar çok ruh ve ilahi. yaratık terin içine giriyorsa, kam tef'e o kadar
kuvvetli vuruyor. Çalgı öylesine "yüklü"dür, ki kam bunu zorla elinde tutuyor.
Nihayet sıradan kalkıp huş ağacının (tolu'nun) etrafında birkaç
def'a dolanıyor, kapıya doğru gidiyor, durup kapı hamisi olan ruha hitap
ediyor, dize çöküp başını derin derin eğerek tef'in kasnağını dizine dayandınyor.
Teri sallandırmak amacıyla orbuyu geri ileri dolaştırarak tef
zıınna hafifçe vuruyor. Dua edercesine sessizce söyleyerek nasihat istiyor:

Seni, seni-akıllı evsahibi,
Beni beni-ahmak hizmetçinim!
Hangi Hükümdara dua edeyim
Büyüklerden kiminden istirham edeyim
diye nasihat isteyen kulum ben
Ey tüm.hükümdarların hizmetçisi,
Ey beylerin beyi,
Bana elçini salıver,
Bana yol gösterin ...

Sesini değiştirerek "Kapı Bekçisi" olarak şu cevabı veriyor:

Pırkan tanrıya yakın ol!
Pırkan tanrıya yalvar!
Bu hükümdarın buyruklarını
Alçak gönüllülükle yerine getir ...

Memnun kam ayağa kalkıyor, terin kasnağını göğsüne dayandırarak
bu vaziyette üç der a başını eğerek şunları söylüyor:

Ey muhteşem Pırkan Tengri!
Üç defa sana yalvardım,
Bana iyi söz söyle.
Dizinle beni destekle!

Yine üç defa başını eğerek Kapı Bekçisi'ne alçak gönüllü olarak
hitap ediyor:

Bakır kılıca dokunarak
Kapının yanında nöbet bekle!
Bakır silahı sıkı tut!
İblis gelirse kov onu!
Lanetli iblis hiçbir şey öğrenmesin!
İçi pis olan buraya gelmesin!
Ar mekana girmesin!
Buraya gelmesine müsaade etme!

Kam başını hafifçe eğiyor. Birdenbire, teri yukarı kaldırarak obanın
ortasına hızlı hızlı çıkıyor. Tef zarına heyecanla vurarak öbür eliyle ter e
bağlanan tokaları tıngırdatıyor. Çıkarılan seslere vücudun üst kısmının
kıvranması ile anlaşılmaz mınldanışlar eşlik ediyor. Evsahibinin taptı'ya
yaklaştığında kam ona değnekle hafifçe vuruyor. ve omuzlarından bir şey
kazınır gibi orbu'nun geniş yüzeyini evsahibinin omuzlarından ileri geri
geçiriyor. Bu eylem evsahibinin canının temizlendiğini gösterir, çünkü
Altaylı'lam göre can omuza, daha doğrusu sırta yerleşiktir. Böylece arındırılmış
olan cana Yeraltı Tanrısı Erlik artıkhakim olamaz. Bu hareketlere
eşlik eden ilahinin son misraları şu:

Altmış yıl boyunca geri dönme.
Yetmiş yıl boyunca uzaklarda kal.
Atılan oku götürüver.
Nehrin akımından daha hızlı götürüver!

O anda kam, Pırkan Tengri adına ve ruhların yardımıyla insanları
kötü güçlerin getirebildiği musibet ile dertlerden kurtarmak için soyun
her mensubunu sırayla kucaklıyor. Arındınlmış hale gelen soy mensupları
kendi yerlerine dönüyorlar, kam ise "insanların üzerinden çıkarılan kötülüğü"
nü kovmak amacıyla kapıya doğru koşuyor. Bu hareketler uygun
türküler eşliğinde. gerçekleştirilir. Adı geçen hareketleri yaptıktan sonra
kam ev sahibine yine hitap ediyor. Tef' e hafifçe vurarak evsahibinin belkemiğine
girmesi için "at başına benziyen altın gücü" ve "koyun başına
benziyen bakır gücü" çağınyol'. Sonra, 'soy gücünü kulağın içine girmeğe
zorlamak maksadıyla tef'i evsahibinin kulağına yaklaştırarak birkaç def' a
tef zarına kuvvetlice vuruyor. Kamın istedikleri gerçekleşince ev sahibi
şamanın kehanetlerini iyice. işitip uygun bir şekilde anlayabilecek.
Sonra kam obadakilerin hepsine sırayla yanaşarak bunlann üzerine kalpak
ve zincirden örülmüş zırhı geçirir gibi hareketler yapıyor. Sonra
tolu'ya yanaşıp huşağacının altından tef ile orbu vasıtasıyla bir şey
çıkanrcasına eğiliyor. Bütün bu hareketleri olağanüstü hız ile hassasiyetle
yapıyor. Aynı zamanda tef' e vurarak yüksek sesle bağınyor.
o anda çocuk ile korkak insanlar yurdu terkediyorlar. Kam, büyük
heyecan içinde, yolunda bulunduklan zaman seyircileri döverek tekme
atarak çılgın çılgın zıplıyor. Ansızın huş ağacının gövdesine sanlıyor,
taptı'nın birinci basamağına ayağını koyuyor, tef'i yukan kaldınyor or-
buyla vuruyor ve herkesin gökyüzüne yükseldiğini anlaması için korkuç
gürültü ile tıngırtı içinde "çök çök" diye bağınyor.

Haydi yukarıya, yükseklere!
Tolu ile tolu taşıyan,
At ile atı güden Baştutkan!
Haydi yukarıya, yükseklere!
Altın yatak, altın değnek-
Haydi yukarıya, yükseklere!

Yerli inançlara göre gökler arasında, sanki bilur veya buzdan yapılmış
saydam ve sert bir tabaka var. Buna genellikle "dip!' denir. Dolayısıyla
kam, taptı'nın birinci basamağından indiğinde aniden yere oturarak bo-
ğucu ses çıkararak tef'le yere vuruyor. Çubukla tef Zqrına basıp üç def' a
vuruyor ve yine taptı'yı göstererek "bakın, bakın, deldim!" diye haykırıyor,
daha derin vecde gelerek huş ağacı ile ateş etrafında dolanıyor. Böylece
kam, gökyüzüne ulaştığının sevincini dile getiriyor; durumun kürkunçluğunu
seyircilere iletmeki çin tef'e vurarak "Şagarbata, Şagarbata!"
diye haykırıyor.
Bir müddet sonraçaprakla örtülü sıraya doğru koşup geliyor, dolayısıyla
normal sıra değil, Boz At'ınPura adlı ruhu olduğunun neticesine
varılır. Kam üzerine binip "Ayhay, Şagarbata" diye korkutucu sesle
haykırarak aya kadar ulaştığını belirtiyor. Vecdi gittikçe artıyor, zıplamalan
daha çılgın oluyor, tef daha çok gürlüyor. Bu durum, kamm ikinci
göğe gitmekte olduğunu gösteriyor. "Yol"da Pura'yla şöyle konuşuyor:

Aydın göğe yüzünü çevir,
Şimşek çakar, yıldırım gürlerken,
Ayakların oynasın.
Dörtnala, dörtnala,
Gökler Hükümdarı, Pırkan'ın Babası olan
Ülgen 'in huzuruna koş! doludizgin, dörtnala!

Baştutkan rolünde şöyle diyor:

Ülgen' e giden yol zor, oho, oho,

Kam,

Ey Pura,dizginleri at,
Gemi ata sıkı vurma!


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 17 Ekim 2010, 15:39:36 »

GERÇEK ANLAMDA ŞAMAN-ŞAMAN KİMDİR
Pura ile Baştutkan'ı dürterek kam taptı etrafıIida koşarak dolanırken birden
duruyor ve ayağını ikinci kesiğe basıyor. Yukanda anlatılan eylemleri
(yani birinci göğe ulaştığı ve sert dibini deldiğinde yapılan hareketler)
tekrarlıyor. Aynı şekilde -bazı değişiklikler yaparak- müteakip
göklere ulaşacak. 3. gökte, uzun yoldan dolayı yorgun Pura bitkin oluyor,
bu durumda kam kazı çağınp Baştutkan'ın Pura'yı önden götürmesini
emrediyor. bu uçuşun kolayolmadığı; kazın isekarnı "ay yolu"nun gözüktüğü
"mavi mekanlann ta içi"ne kadar uçarak götürmesi gerektiği
kamın kazla konuşmasıni ile jest ve yüz çizgilerinden anlaşılır. Kamın,
hatırladığımız gibi önden gönderdiği Pura ile Baştutkan'a yaklaştığında
kazın Baştutkan'la "sohbeti"ni taklit ediyor. Kaz, tolu yanındakileri, "atın
yanındakileri", "ip yanındakileri", Pura'yı çevreleyenleri de çağınyor,
çünkü onlar hazır bulunurken yolunun nasıl geçtiğini Baştutkan'a sormak
istiyor.
Kazın görevini yerine getirdiğinden kam onu serbest bırakarak şöyle
söylüyor:

Süt Gölü'nden içsene,
Sürö Dağında yemek ara,
Seni çağırdığımda uçup gel...

Aynı zamanda kazın uçup gitmesini oynuyor. Sonra tamamen saHana
sallana tef' i göğsünün önünde tutarak yüksek sesle, sevinçle ..

Atın başını yöneten ey hizmetçi,
Ses çıkararak sen söyle ayrıca!

diye haykırıyor. Fakat Baştutkan cevap vererek ağlamaklı bir biçimde
cevap veriyor. Vücudu ağrıyor, bir gözü gitti, karısı onu çağınyor, annesi
onu özleyerek ağlıyor vs., bunun içindir ki aile obasına dönmesine izin
vermesini "kam babası"ndan istirham ediyor. Buna karşılık veren kam
teri göğsüne basarak kuvvetlice vurup Baştutkan'ın Ülgen'e doğru derhal
gitmesini tehdide dolu sesle ernrediyor. Baştutkan, arzetmeğe, ağlayarak
yalvarmağa devam ederken Pura'mn toynaklan yıprandığı, boynunun
yaralarla dolu olduğunu vb. hatırlatıyor. Kam taviz veriyor,
yolculuğa ara vererek etrafa bakımp 3. gökte çok ilginç şeyler görüp işittiğini,
karşılaştığı gök şamammn insanlan tehdit eden hastalık ile musibederden,
av, mahsul, hava durumundan vb' den bahsettiğini toplayanlara
anlatıyor.
Kam bunlan anlatırken Baştutkan ağlamış, dinlenmiş ve Ülgen'in
kızlanndan biriyle evlenmeğe karar verdiği için yola çıkmak istemiştir.
Baştutkan'ın sözlerini Kara Kuş yani Kartal kesiyor. Dumanın bir aylık
yol uzaklığından gözüne girdiğinden piposunu kendisine ödünç vermesini
Baştutkan' dan rica ediyor. Şimdilik şamamn oynaması gerektiği birkaç
rolün olduğu pipo içme pantonimi yeralıyor. Baştutkan rolünde Kara
Kuş'a pipoyu uzatıyor, Kara Kuş rolünde ise piponun her tarafı m korka
korka inceliyor da piponun elini ısıracağından korkarcasına bunu iki parmakla
tutuyor. Aniden pipoyu kaldınp yine inceliyor, at gibi horuldayarak
"Ki-gilik" diye bağınyor, Elinde pipo tutarak Baştutkan'ı canlandınyor,
fakat Kara Kuş'un sesini çıkararak.

Altın kulaklı kara köpek!,
Vay bela! tel gibi gergin,
burnunu, ağzını yalıyor.
Duyuyor musun, Ey Kara Kuş?
Ben değil, köpek sürüklüyor!
Ki- gilik! Ki- gilik!

diye şarkı söylüyor. Kam, Baştutkan rolünde tuttuğu pipoyu Kara Kuş
olarak buna dokunmayarak içiyor. Birden mu! mu! (sanki yanmış gibi)
diye haykırıp pipoyu atıyor.
Beklenmedik bir anda kam taptı'mn 4. basamağına basıyor ve sert
dibi deldikten sonra dördüncü göğe ulaşıyor. Ateşin etrafında gururla
dolu dolamyor, gök gürültülerini taklit ederek vahim "Şagarbata!"
diye haykırışlar çıkarıyor. Gök ne kadar yüksekse söylenen şarkı o
kadar daha uzun, ateş ile tolu'nun etrafında dolanma sayısı o kadar büyüktür.
Dördüncü gökte yeni dert başlıyor. Oradaki hayvanlarla dolu ormanlar
Baştutkan'ın avlama hevesini uyandırmıştır. Orada oturmak istiyor.
Uzaklarda guguk kuşu guk guk ötüyor, Kara Kuş rolündeki kam guguk
kuşunu avlamak istiyor. Guguk seslerinin gittikçe yaklaşmasına rağmen
Kara Kuş kuşu göremiyor. Etrafına bakımyor, gözlerini ovarak

Eyvahlar olsun sana Kara Kuş!
Göğe uçtu mu yeraltına indi mi?
Nerde o? Huş ağacında mı
Yapraklar arasında mı
Taptı üzerinde mi?

diye söylüyor. Kara Kuş guguk kuşunu vurmak niyetindedir. Kam bu sahneyi
şöyle oynuyor: tef zarımn gergin üst tabakasım görebilecek şekilde
tefi önünde yatayolarak tutarak nişan almışçasına orbuyu yöneltiyor.
Hareketleri hızlı, haykınşı ise ateş sesini taklit ediyor. Bundan hemen
sonra ayağıyla beşinci basamağa basıyor.
Ülgen'in huzuruna ulaşılması iradesine bağlı olan "baş yaratan" Yayuçı
beşinci gök katına hakimdir. Bunun için kam kuvvetli ruhlar yardıma
çağırarak Yayuçı'mn ikametgahımn yanında kendisini beklemeleri
için yalvarıyor. Meğerse gök hanları sözlerini dinlemişler, çünkü kam
hemen "içeri giriyor" ve ağırbaşlılıkla dolu sesle, çubukla tef' e hafifçe
vurarak sessizce söylerneğe başlıyor. Tannyı "kirliliği arındıran süt gölü"
sıfatıyla niteleyerek sözlerini dinlemesini istirham ediyor. Fakat Yayuçı,
kamın obasına küstahça girdiğine kızarak "Adım söyle, yolunu anlat"
diye gür!üyerek buyuruyor

Kanatları olan uçar,
Pençeleri olan koşar,
Böcek koku izler,
Sen nerden geldin?

Ürkmüş kam hızla geri çekiliyor, sonra tevazu içinde küçük küçük adımlarla
Yayuçı'ya yaklaşıyor. Başım sayısızca eğerek yalvarışım tekrarlıyor
fakat tanrı kızmağa devam ediyor. Ancak üçüncü defasında Yayuçı rolünü
oynayan kam şöyle buyuruyor: sen şamanlığının şeceresini bana anlat
bakalım! O zaman kam tefi göğsüne basarak şaman hikayesini uzun uzun
anlattıktan sonra sözlerini şöyle bitiriyor:

Türkü söylüyerek Ülgen'in huzuruna gidiyorum!
Ey Yayuçı, te.fimi kabUl et (şaman gücünün sembolü)
Yalvarışımı dinle!

Yine başım eğiyor ve nihayet Kaykenir ferahlanıyor. Şimdi samimi
konuşarak geleceğin ne olacağım anlatıyor, fakat kamın bu kehaneti kimi'
seye tekrarlaması yasaktır. Dolayısıyla Yayuçı-kam diyalogunun bir kısmım
anlaşılmaz mınldamşlar oluşturuyor. Ancak sonunda kam, Yayuçı'mn
"Evsahibinin üç oğlu" hakkında neler söylediğini seyircilere
aktarıyor. Her tirad "Bu çocuğu yarattım ..." sözleriyle başlıyor.
Kam kehanetler anlattığı zaman ilgilenen insanlar şapkalarım tef' in
altına atıyorlardı. Her kehanetten sonra kam, hafifçe tef' e orbuyla vurarak
kısa bir ara veriyordu. Kehanetler uğursuzsa ilgili insanların şapkaları tef .
silkelenerek atıİırdı. Olumluysa, ilgililerı tef' in içindeki şapkalarım acele
acele yakalayarak tali h kaçmasın diye bunları sıkı sıkı tutarlardı. Fala
bakma olayı sona erdiğinde kam, Yayuçı'mn "kendisine sağ gözüyle bakması"
m yalvararak derin derin başım eğiyor.
o arada Pura dinlendi, içirilmesini istiyor, çünkü güneşli bir vadide
bir sulak görmüş. Kam, Baştutkaİı'ın rolünü oynayarak suyla dolu kabı
alıp ıslıklar çalarak Pura'yı içmeye ikna ediyor. Fakat o naz çekiyor, horluyor,
yere uzamyor, sonunda ise kabı boşaltıyor. Pura rolündeki kam
kabı dişlerinin arasına alıp tefle birlikte yukarı atıyor, Baştutkan rolünde
isp havada bunu yakalayıp ardıç dumanıyla tütsülüyor.
Şimdi kam 6. gök katına yükseliyor. Ay-Baba'ya selam verdikten
sonra, kendisini dinlemesini yalvarıyor, üç def'a taptı'nın etrafında dolamp
yüzü doğuya dönük olarak başım eğiyor. Ansızın, koşan tavşanı
farkedince hizmetçilerinden Kuruldağı peşinden gönderiyor. Tavşanın
aramşı pantomim olarak oynamyor. Kuruldak tembelolduğu için hizmetçilerinden
Kereldey'i gönderiyor. Kereldey Kuruldağı yererek taklit ediyor.
Ayrıca, "kuyruğu Arap saçı gibi" olan ve ayaklarım zorla sürüyen
Puratmn görünümüne dikkat ediyor. Birdenbire

Eye ey ey, ihtiyar baksana!
Tavşan yarmadakifundalığa saklandı!
Çu-u-uk!

diye haykırarak Kereldey rolünü oynayan kam orbuyu yukarı atıyor, kişi-
liği, jest ile sesini değiştirip Kuruldak olarak tavşam a!1Y0r. Fakat tavşan
"üç koru" içinden geçerek kaçıyor ve Kereldey'in kovalamaya katılmasına
rağmen kaçmayı başarıyor.
Artıkkam 7. gök katına ulaşmayı başarıyor. Tef'i göğsüne imanla sıkarak
dua ile istirhamlarım dinlemesini Güneş-Ana'ya arzediyor.
Çeşitli maceralar yaşayarak türlü türlü sahne ile rolleri oynayarak
dua edip mübarek kılarak kehanetler söyleyip birer gökyüzünün diplerini
delerek en sonunda kam dokuzuncu, yani en .yüksek gök katına ulaşıyor.
Orada bulunurken yıldızlarüstü gökte oturan Ulgen' e dualarını arzedebjliyor.
Teri aşağı indirerek buna sessiz sessiz vurarak tevazu ile başım eğiyor da.

Ya Rabbi! Huzuruna ulaşan üç merdiven var!
Ya Bay Ülgen üç yılkıya sahipsin!
Mavi yamaç göründü,
Mavi gök gözüktü,
Üzeriliden mavi bulut geçer,
Mavi göğe ulaşılmaz,
Ulaşılmaz beyaz göğe!
Yıllık yol suya ulaştırır ...
Üç def'a yükseltilen Ülgen Baba!
Ay balta senden korkar,
At toynağını kullanan sen,
Bizi gürültüyle çevreleyen insanları
Sen yarattın, ey Ülgen!
Sığır bize sen veriyorsun,
Sefalet kucağına bizi itme,
Kötüıqkle mücadelemize yardım et,
Şeytana karşı koru bizi,
Pençelerine kaptırma bizi
Yıldızlar la  dolu göğü binlerce binlerce
binlerce def' a döndüren sensin,
Günahlarını bağışla ...

şeklindeki dua okuyor. Kam, kurbanın kabul  edilip edilmediğini, tanrının
diğer hangi kurbanları beklediğini Ulgen'den öğreniyor. Tanrı da
soy ve kabile için "en önemli" hususları kamla görüşüyor. Görüşme
bittiğinde kam derin vecde gelerek yere düşüyor. Baştutkan yanına
gelip ellerinden tef ile orbu'yu alıyor; kamise tef çalar gibi parmaklarını
oynatarak sessiz sessiz "aaa", "uuu" diye mırıldanıyor. Sonunda
susup ölü gibi yerde yatıyor. Bir müddet sonra 'kam uyanıp gözlerini
ovuyor, saçlarını düzeltiyor, döktüğü terden ıslak gömleği burup sıkı-
YOL .Gözlerini herkese dikerek yurttakilerle selamlaşıyor. Kendi hemşerilerine,.
yeryüzüne"dönmüştür artık".
Bu noktada, büyük kamlamanın "ikinci perdesi" yanı asıl ayin
(mystery) bitiyor. Uçüncü gün ufak et ve içeceklerden yapılan kurbanlar
adanmakla geçirilir. Akşamüstü büyük bir içki alemi yapılır. Toplananlar
büyük miktarda et yer, kımız (bu durumda kımız kutsal bir içki sayılır)
ve araka adını taşıyan sütlü votka içerler. Bu şölen daha önce hazırlanmıştı,
fakat ancak o zaman, yani kurban .etinin yenmesinden sonra,
yenip içilebilir, çeşitli oyun ile eğlenceler ve spor müsabakaları düzenlenebilir.

Kısmen yeniden yapilamağa çalıştığım "kurban kesme" ayini
(mystery) yardımı beklenilen ilahi yaratığın türüne' göre değişir. Türk
çoktanncılığı çok gelişkindir. UmayIMay adlı veludiyet tanrıçasının kültü
büyük ölçüde yaygındı. Yeraltı Dünyası'nın Hükümdarı olan Erlik'e de
kurbanlar kesilirdi, fakat Sibirya kabilelerince güvenilir bir kişi olarak tamnan
Radloff bile bu konu hakkındaki güvenilir bilgiler alamadı. Sırların
ortaya çıkarılması nedeniyle dehşet verici cezadan korku çok büyüktür,
Erlik'in elçileri tarafından indirilen darbeler ise öldürücüdür.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.530


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #8 : 01 Eylül 2016, 11:01:46 »

Ölüm, aynı zamanda hayatın öbür dünyada devam etmesi gibi
bir umut ya da en azından bir teselli de taşımaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.098 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.