Türk Dilinde Destan Kelimesi ve Mefhumu
(1/1)
Altan Beğ:
  “Destan”ın mânâ, mâhiyet, karakter ve şümulünü tesbît edebilmek için önce uzak, yakın Türk lehçelerinde bu çeşit mahsullere verilen adlar üzerinde durmak lâzımdır.

   Çeboksari’deki Dil Enstitüsü uzmanlarından J. A. Andreev, folklorcu arkadaşlarının da kanâatlerine tercûman olarak Çuvaşlarda “destan” anânesinin bulunmadığını ve bu sebeple adı gerçek fikri ifâde eden bir kelimeye rastlanmadığını söylemektedir. Biz, yerleşik hayata çok önceleri geçen Türk boyunda ilk devir hâtıralarının izlerine –bu gün bulunmasa bile- Yakutlar’ı dikkate alarak rastlanacağı fikrindeyiz.

   Yakut Türkleri, manzum kahramanlık şiirlerine veya kahramanların hayat hikâyelerine “olongho”, “olongo” adını vermişlerdir.(1) W. Radloff aynı kökten gelen “ölöng” sözünün Kırgızlar arasında “dörtlük, şiir ve türkü” mânâlarına geldiğini kaydeder.(2) K. K. Yudahin, “ölüng”ün Kırgızlardan ziyâde Kazakların türkülerine âlem olduğunu söyler.(3) Şeyh Süleyman Efendi, bu söze “çayır, çimen ve bir nevi şarkı” karşılarını verir.(4)

*: Türk Kültürü, VI (63), Ocak 1968, s. 14-23 (s. 158-167); a) Daha sonraki basımları için bk. a) Halk Edebiyatı Araştırmaları, Ankara 1977, s. 90-99; b) Halk Edebiyatı Araştırmaları I, Ankara 1988, s. 33-41 (2. bs. 1997). Bu makalenin Almancası Festschrift O. SPIES, Wiesbaden 1967’de yayımlanmıştır.
(1): Pekerskiy, Slovar, Yakutskago Yazıka (Yakut Dili Sözlüğü), Petrograd 1928, II, s. 1818.
(2): W. Radloff, Versuch Eines Wörterbuches Der Türk-Dialecte (Sözlük), I, 1988, s. 1247.
(3): K. K. Yudahin, Kırgız Sözlüğü, II, (A. Taymas tercümesi), Cumhuriyet Basımevi, İstanbul 1948, s. 609
(4): Şeyh Süleyman Efendi-i Buhârî, Lügat-i Çağatay, I, Mihran Matbaası, İstanbul 1298, s. 39.

   Türkçede Yakutça’daki mânâsı dışında “ölöng”e aşağı-yukarı eş olarak “şiir, raks havası, raks türküsü, koşma, gazel” karşılığında “koşug, yır ve cır” sözleri vardır.(5)

(5): Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lügat-it-Türk C. I. s. 376-7; II, s. 14-9; s. 135-19; III, s. 3-25; S. 3-26; s. 131-4, S. 143-4. Besim Atalay tercümesi, Alâeddin Kıral Basımevi, Ankara 1939, 1940, 1941, TDK Yayını.

   Türk dilinde çok umumî bir isim olan “sab”(6) ve “sav”(7) kelimelerinin bâzı boylarda “söz, nutuk, haber, salık, mektup, risâle, atalar sözü, kıssa, hikâye, tarihî olay” mânâlarına geldiği, bahis konusu kavramı az çok ifâde ettiği düşünülebilir. Ayrıca “irtegi” sözünün Kumancada, Kırım lehçesinde(8), Çağatay edebî dilinde Kur’an tercümelerinde(9) “hikâye, kıssa, destan, eski söz” mânâlarına geldiğini biliyoruz.

(6): H. Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, C. I, s. 22, vb. Devlet Basımevi, İstanbul 1936, T.D.K. yayını.
(7): Besim Atalay, Divânû Lügat’it Türk Dizini, Alâeddin Kıral Basımevi, Ankara 1948, T.D.k. yayını, s. 498.
(8): Radloff, Sözlük, I. 1960, s. 792
(9): Tarama Dergisi I, Devlet Matbaası, İstanbul 1934, (Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları), T.D.T.C. yay.

   Kırgız Türklerinde kahramanlık destanına “comok” ve destanı anlatana “comokçu” adı veriliyor.(10) Aynı Türk boyunda Abdülkadir İnan’ın söylediğine göre “Manas” destanının tamamını söyleyene “comokçu” denir. Destanın bir parçasını okuyan ise “Cırçı” adını almaktadır.

(10): Yudahin, age., I, s. 221-222. Millî Eğitim Basımevi, Ankara 1945, T.D.K. Yayını; M. Avezov, Kırgız Halkının Kahramanlık Destanı Manas, (Kırgız Kahramanlık Destanı Manas Hakkında Etütler), Moskova 1961, (Rusça), s. 15.

   Olongho, sab, saw, irtegi, ertegi, comok ve kısmen koşuk ve yır sözleri az-çok farklı karakterde yaşarken yer-yer, Farsça bir isim olan “dâstân” veya “destan”ın bilhassa İslâmiyeti kabûlden sonra şark, şimal ve cenup Türklerinde aydınlar ve halk mühitlerinde benimsendiğini görüyoruz.

   Kelimesinin ilk defâ Türkler tarafından kullanış zamanını tespit oldukça zordur, bununla berâber 9-11’inci asırlar arasında yazılı edebiyatın muhtelif türlerinde kullanıldığı tahmin edilebilir.

   “Dâstân” veya “Destan” sözü Farsça’da “efsâne, mesel ve hikâyet-i güzeştegân” mânâsındadır.(11) Ebüzziyâ Tevfik “kıssa, hikâye, ekseriya manzum olan kıssa, vak’a” karşılıklarını vermiştir.(12) Şemseddin Sami “1-hikâye, masal, sergüzeşt 2-bir vak’a veya hâli hikâye eden âmiyâne manzume” demektedir.(13) Muallim Nazi “kıssa, hikâye, masal, hile, tezvir”,(14) Hüseyin Kâzım Kadri ise “kıssa, hikâye, masal, manzum hikâye” târiflerini veriyorlar.(15)

(11): Asım, Burhân-ı Katı Tercümesi, I, Matbaai Amira, İstanbul 1287/1799, s. 236
(12): Ebüzziyâ Tevfik, Lugat-ı Ebüzziyâ, Matbaa-i Ebüzziyâ, Kostantiniyye 1306, s. 427.
(13): Şemseddin Sami, Kâmus-i Türkî, İkdam Matbaası, İstanbul 1317, s. 598.
(14): Naci, Lügat-i Nâci, s. 403, 410.
(15): H. Kâzım Kadri, Türk Lügati, II. Devlet Matbaası, İstanbul 1928, s. 690

   Yukarıdaki karşılıklara dikkat edilecek olursa Mütercim Asım’ın doğrudan Fars kaynaklarına bağlandığı, daha doğrusu onları naklettiği, Türk lügatçılarının ise aynı kaynakla birlikte Türk Divan edebiyatı şâir ve yazarlarının eserlerinden faydalandıkları görülür. Hemen çoğu Burhân-ı Katı’ınb verdiği karşılıkları nüans farklı ile beya tamamen tekrarlaşmışlardır.

   Bilindiği üzere lügatlar, bir fikri, bir düşünce veya duyguyu ifâde eden komprime sözleri içine alan kitaplardır. Bu sebeple çeşitli mânâlara geldiğini gördüğümün “destan”ın mâhiyetini daha iyi kavramak için edebiyatımızın seyri içinde şekil ve muhteva bakımından değişik eserleri gözden geçirmekte fayda vardır. Kelimenin İran tesiriyle Divan edebiyatımıza bu edebiyattan umumî halk diline intikal ettiğini düşünerek yazarı belli eserlerden itibaren bâzı misâller vereceğim...
Genç Börü:
Çok güzel açıklıyorsun kandaşım. Takıldığın bir konu olursa bende yardım edebilirim.
Navigasyon
Mesajlar