ORTAK TÜRK KÜLTÜRÜ ÜRÜNLERİNİN ÇOCUK EDEBİYATINA KATKILARI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Kasım 2019, 12:16:38


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: ORTAK TÜRK KÜLTÜRÜ ÜRÜNLERİNİN ÇOCUK EDEBİYATINA KATKILARI  (Okunma Sayısı 16512 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 15 Mart 2010, 19:44:53 »

ORTAK TÜRK KÜLTÜRÜ ÜRÜNLERİNİN ÇOCUK EDEBİYATINA KATKILARI I
Çocuk edebiyatı, 2-14 yaşlar arasının gereksinimlerini karşılayan bir edebiyattır. Çocuk edebiyatı
çocukluk çağında bulunan kimselerin hayal, duygu ve düşüncelerine hitap eden sözlü ve yazılı bütün
eserlerdir. Masallar, hikayeler, romanlar, anılar, biyografik eserler, gezi yazıları, şiirler vd. bu eserlere
girer. Çocuk edebiyatı çocuklar için yazılmış olan eserlerdir (Oğuzkan, 1977: 12).
Çağımızda toplumun temel ögesi olan çocuk, bütün dikkatleri üzerine toplamıştır. Çocukları
anlamak için onların gelişimleriyle yakından ilgilenmek, yetişkinlere ait duyguları hissettiklerini kabul
etmek gerekir. 20. yüzyıl geçen yüzyıllara oranla çocukların yüzyılı olmuştur. Çocuk eğitimi ve
öğretimi için çalışmalar yapılmaktadır. Çocuk toplumda yeri olan bir değerdir (Özerdim, 1992: 3).
Çocuk edebiyatı, edebiyatımızın özel bir kolu olarak halkın ilgisini gittikçe daha fazla
çekmektedir. Eğitiminin büyük bir önem kazandığı günümüzde çocuk edebiyatı, genç beyinlerin gelişimi
için ana etken konumuna gelmiştir. 20. yüzyılın başında çocuk edebiyatı varlığından tam manasıyla söz
edilmezken, günümüzde çocuklar için yazılan metinler bilimsel olarak incelenmekte, metnin yapısı ile
çocuk seviyesi arasında ortak nokta bulunmaya çalışılmaktadır.
16. yüzyıla kadar çocuklar için yazılmış kitaba rastlanmamıştır. Bu yüzyıla kadar çocuklar,
edebiyat gereksinimlerini halk edebiyatı ürünleriyle ya da yetişkinler için yazılmış kitaplarla
gideriyorlardı. Ülkemizde çocuk edebiyatı üzerine yazılar, düşünce ve öneriler, ilk olarak İkinci
Meşrutiyet döneminde görülür. Edebiyat eserleri çocukların hayal, duygu ve düşüncelerine her zaman
uygun düşmez. Zaman zaman çocuklara özel bir edebiyatın olmayacağı da ileri sürülmüştür. Çağımızda
çocuklar için yazılan eserlerde oluşan bir edebiyat ortaya çıkmıştır (Oğuzkan, 1977: 13).
Günümüz dünyasında çocuk edebiyatı farklı bir bilim dalı olarak algılanmakta, bu alana ait
çalışmalar uluslararası bir boyut kazanmaktadır. Çocuk kitaplarının yazılması çocuk eğitimindeki
arayışların sonucudur (Şirin, 2000: 15). Çocukların bilgi seviyeleri, psikolojik özellikleri, onların
yetişkinlerden ayrı kitaplar okumalarını gerektirir. Bu kitaplar, dil, üslup, konu, düşünce ve tez
bakımından çocuğun okuma, anlama, kavrama, zevk alma derecesine uygun olmalıdır.
Günümüzde varlığını kitaplar ve dergiler yoluyla sürdüren çocuk edebiyatı radyo, televizyon,
internet vd. ögelerin yardımıyla geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır. Çocuk edebiyatı kültürel mirasın
kuşaktan kuşağa aktarılmasında, toplumsal aşamaların gerçekleştirilmesinde, sanat ve kültür yönünden
çağdaş, bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı yaratıcı kuşakların yetiştirilmesinde çocuk edebiyatı önemli bir
etken olduğunu kanıtlamış bulunmaktadır. Çocuk edebiyatı çalışmaları ülkemizde yeterince
önemsenmemiştir.
Çocuk edebiyatı çocukların yaşama gücünü artıran onlara yurt, ulus, bayrak, doğa sevgisini
aşılayan insan sevgisini telkin eden, büyüklere saygıyı öğreten sosyal davranışlar ve güzellik duygusu
kazandıran kitaplardan oluşmalıdır. Bu temalara bağlı kitapların konuları kahramanlık, gerçek hayatta
yaşamayan hayal gücüne dayalı olağanüstü olanlarla da ilişkili olabilir.Çocukların sözcük dağarcıklarını
arttırmak, dil gelişimlerini hızlandırmak ve onların iyi bir okuyucu olmalarını sağlamak için çocuk
edebiyatı ürünlerinden yararlanmak gerekmektedir. Bu ürünler, çocukların dil eğitimine katkıda
bulunmakta, onların dil gelişimlerini pekiştirmektedir. Kitap okuma zevki gelişen çocukların dil gelişimi
daha hızlı olur. Çocuk kitaplarından çocuklarının ailesine, yurduna ve milletine karşı bağlılık duygularının
güçlendirilmesi beklenmelidir. Fakat bunun yanında kitapların doğasal ve evrensel boyutları da ihmal
edilmemelidir.
Çocuk edebiyatı çocuğun yaratıcılık alanının genişlemesinde etkendir. Çocuğun yaratıcılık alanı
çevresiyle sınırlıdır. Çocuk okuduğu roman ve hikayelerde olaylar kişiler ve yerlerle karşılaşarak düşleme
yeteneği ve alanını genişletecek, gerçeği kavramasına yardımcı olacaktır. Birtakım sorunlarla
karşılaştığında nasıl çözüm üreteceğini öğrenerek kendini hayata hazırlayacaktır. Çocuk edebiyatının
toplumsal değerini ortaya koyan en önemli katkılarından biri çocuğun kültür ve sanat yönünden
eğitilmesidir. Çocuğun geleceğe umutla bakabilmesi hayal kurmasına bağlıdır. Hayal kurmayan çocuk
gelecekten ne isteyeceğini bilemeyecek, amaçsız kalacaktır. Çocuk edebiyatı çocukların ruhsal sağlığına
katkı sağlar. İnsanlarla birlikte yaşamayı, çeşitli toplumsal sınırlamaların çözümünü sağlar.

Halk Edebiyatı Türlerinin Çocuk Edebiyatına Katkıları
Çocuk edebiyatıyla ilgili eserler yazılırken kaynak olarak yüzyıllarca halkın zevkine uygun
türetilmiş işlenerek benimsenmiş ve kuşaktan kuşağa aktarılmış bir çok kültürel özelliği içinde barındıran
halk edebiyatı ürünlerinden yararlanılmalıdır. Çocuğun dinlediği ninnilerden, sonraki dönemlerde
anlatılan masallara, çocuk oyunlarından tekerlemelere, bilmecelerden efsanelere, destanlarımızdan
kahramanlık hikayelerine, atasözlerinden deyimlere, bilmecelerden fıkralara, manilerden türkülere,
dualardan ağıtlara, Karagözden kuklalara, meddahtan ortaoyununa kadar her şey Türk halk edebiyatının
türleri içinde yer alır.
Halk edebiyatı ürünlerimiz çok zengindir. Bu türlerin çocukların eğitiminde kullanılması
konusuna günümüze kadar yeterli önem verilmemiştir. Eğitimcilerimizin ve yardımcı ders aracı
hazırlayan uzmanların bu malzemeyi doğru ve etkili kullanmaları eğitimim kalitemizin gelişmesine büyük
katkı sağlayacaktır (Yalçın-Aytaç, 2002: 38).
Çocuk Edebiyatının en zengin kaynakları olan halk edebiyatı türleri çocuklar için yazılacak her
tür eserde kullanılabilir. Ulusal çocuk edebiyatı oluşumunda diğer ülkelerde görülen kültürümüzün
ayrılmaz parçası olan masal ve hikayelerimizden bu masal ve hikayelerin elle tutulacak kadar canlı tip ve
karakterlerinden gerektiği gibi yararlanılmamıştır. Kuşaktan kuşağa anlatıla gelen halk kültürü ürünlerinin
çocuk edebiyatı için ne verimli bir kaynak olduğu gözden kaçmıştır. Çocuk edebiyatı çalışmaları hem
nitelik hem nicelik bakımından yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bunun nedeni çocuk edebiyatının öneminin
ve gereğinin ülkemizde yeterince kavranamamış olmasıdır.
Ortak Türk kültürüne ait kültür ve uygarlık değerlerinin çocuklara aktarılması, çocukta Türklük
bilinci ve ulusal kimlik bilinci oluşturulmasında önemlidir. Ortak Türk dünyası çocuk edebiyatı
çalışmaları yapılmadığı için, Türk dünyası çocuk edebiyatı kitaplarında büyük oranda Türklük dünyası
dışındaki halk edebiyatı ürünleri işlenmektedir. Bu da birçok sakıncayı beraberinde getirmektedir. Çocuk
edebiyatı kitaplarında ortak Türk kültürü ürünlerinin yer alması önemlidir.
Ulusları birbirinden ayıran ulusal kültür değerleridir. Bu kültürü oluşturan ögeler tahlil
edildiğinde o ulusla ilgili kültürel keşifler ortaya çıkacaktır. Zengin bir halk kültüre sahip olan
ulusumuzun duygu dünyasındaki derinlik ve zenginlik, içtenlikle sergilenen sözlü kültür ürünlerinde
belirgin olarak ortaya çıkar. Özellikle türkü, mani, ninni vb. gibi anonim sözlü edebiyat ürünlerinde bu
yansımaları açıkça görebiliriz.
Ulusal kahramanlarımız ve tarihi kişilerimizden çocuk edebiyatı alanında yeterince
yararlanıldığını söyleyemeyiz. Her edebiyat kendi kökleri üzerine bina edilirse sağlam bir yapı oluşturur.
Doğu klasiklerinde engin bir hayal ve düşünce vardır. Çocuk edebiyatı alanında da yabancı kültürlerin
etkisi altındayız.
Çocuk edebiyatında destan, masal ve bilmece gibi folklor ve edebiyatın ortak malzemesinden
yararlanarak eser vermek orijinal eser vermekten daha önemlidir. Dünyanın bütün büyük çocuk
edebiyatçıları da büyük ölçüde masal ve folklordan yola çıkanlardır. Kaynaklar yeterince ortaya çıkmadığı
toplumlarda yalnız yabancılaşma değil kültürsüzleşme de yaygınlaşır. Çocukların ilgi alanlarını dolduran
kaynaklara ve konulara ağırlık vermemiz de kaçınılmaz olacaktır (Miyasoğlu, 2002:385).
Ulusal kahramanlarının adlarını bilmeyen Türk çocukları şiddeti ruhun derinliklerine yerleştiren
ve paradigma olarak ötekini düşman kabul eden bir anlayış Pokemon kahramanlarını, Dracula’yı,
Frenkeştay’nı bilmektedir (Ertuğrul, 2002:5-6). Son yıllarda televizyon, sinema ve bilgisayar oyunlarında
şiddetle birlikte hiçbir temele dayanmayan hayal ürünü yapma mitolojilere dayanan roman ve filmler
yayılmıştır. Batılılar, halk edebiyatı ve folklordan faydalanarak opera, bale, tiyatro, roman ve çocuk şiiri
yazdılar. Sözlü ve yazılı kaynaklara yönelmek batıda gelişen çocuk edebiyatının ana damarını
sağlamlaştırdı. Destanlar ve efsaneler çağdaş edebiyata dönüşürken batı, hem edebiyatı hem de kültürü
yaşatmayı amaçlıyordu (Yardım, 1987: 342).

Masal:Masallarımız çocuk edebiyatında yararlanılabilecek en zengin içerikli halk edebiyatı türüdür. Bu
ortak kültür unsurlarımızın çocuklarımızın ruh ve düşünce dünyalarına yapacağı katkılar ciddi eğitim
bilimi, çocuk psikolojisi, ve dilbilimi teknikleri kullanılarak değerlendirildikten sonra kitap, oyuncak ve
çocuk eğitiminde kullanılacak yardımcı araç ve gereçler haline getirilmesi gerekmektedir.
Halk edebiyatını oluşturan türleri çocuk edebiyatında kullanılması açısından ele alırsak; çocuğa
dinleme okuma, konuşma yazma edinimleri kazandırmakta masalların motivasyonu yadsınamaz.
İkilemeleri pekiştirme sıfatları, tezlik, sürerlik ve yaklaşma fiillerini, ses taklidi sözcükleri, deyimleri,
atasözlerini, duaları, bedduaları ve birbirinden güzel renkli inceliklerle süslü halk dili söylemlerini
barındıran masallar bireye yalnızca dilinin tadını vermekle kalmaz sanatçıların yazarların gelecekte o dili
geliştirip edebi sanatsal ürünler vermelerine de katkıda bulunur (Yavuz, 1999:440).
Çocuğun sanatla ilişkisi hayal kurma yeteneğini kazanmasıyla başlar. Çocuk masal kahramanıyla,
olayla özdeşleşir. Çocuk edebiyatı çocuğun yaratıcılığını, sanat ve kültür yönünü en önemlisi dünya
görüşünü etkilediği için toplumsal değeri üzerinde durmak gerekir. Çocuğun anadilini öğrenmesine,
kullanmasına ve zenginleştirilmesine yardımcı olan masallar aynı zamanda da iyi bir eğitim öğretim
aracıdır. Masalların çocuklarda beklenilen davranış değişikliklerini ve gelişmeleri sağlayabilmesi için bir
takım olumlu nitelikleri taşıması gerekir. Masal eğitici-öğretici olabileceği gibi okuyucuya ve dinleyiciye
estetik bir güzellik ve yaşamıyla ilgili bir takım simgesel motiflerle sezdirme yoluyla bir bakış açısı da
sunabilmektedir (Yardımcı, 79).
Masal türü, aslında özellikle çocuklar için üretilmiş olmamasına rağmen günümüzde masalların
çocuk edebiyatı kapsamında ele alındığı görülür. Masalda çocuğun hoşuna giden masalın fantastik
boyutudur (Tarkun, Aslan, 207-209). Masal gerçek dünyanın basitleştirilmiş bir modeli gibidir. Aynı
zamanda da çocuğun dünyaya ilişkin bilgileri ve deneyimleri edinmesinde yardımcı bir araçtır (Yalçın-
Aytaç, 2002: 47).


                   KAYNAKÇA
AB Genel Kültür Ansiklopedisi; 1990.“Bilmece” Maddesi, C.4, Ana Yay., İstanbul.
………………………1991, “Tekerleme” mad., C.20, Ana Yay., İstanbul.
Ertuğrul, Ahmet: Harry Potter Çılgınlığı, İstanbul.s.7,8.
Yalçın Alemdar -G.Artaç (2002) : Çocuk Edebiyatı.Ankara 2002,s.38.
Akalın; L. Sami (1972), Türk Manileri, C. 1-2, İst
Aksoy, Ömer Asım (1983): Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü,İstanbul,s.47.
Artun; Erman (1989), Tekirdağ'da Söylenen Ninnilerden Örnekler, TFD 1989,Ankara.
………………(l997), “Adana'da Bilmece Sorma Geleneği”, I.Halkbilimi Bilgi Şöleni Bildirileri,
Balıkesir.
……………….(2004), "Türk Halk Edebiyatına Giriş"Kitabevi Yay. İstanbul
……………….(2004)." Anonim Türk Halk edebiyatı Nesri" Kitabevi Yay. İstanbul
Başgöz, İlhan-Pertev Naili Boratav, (1974) “Halk Bilmeceleri”, Folklora Doğru, S. 37,
Başgöz; İlhan (1952), Manilerin Başlıca Temleri, Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, S. 7., Ankara.
Başgöz; İlhan (1974), “Türk Bilmecelerinin Fonksiyonları”, Folklora Doğru, Sayı:37, Bilmece Say.,
İstanbul,
……………….. (1993), Türk Bilmeceleri I-II, Kültür Bakanlığı, Ankara.
Çelebioğlu; Amil (1982), Türk Ninniler Hazinesi, İstanbul.
Çelebioğlu; Amil-Yusuf Ziya Öksüz (1979), Türk Bilmece Hazinesi. Dördüncü basım. Ankara: 1987.
Demiray, Kemal (1977), Açıklamalı Çocuk Edebiyatı Antolojisi, İnklâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul.
Elçin; Şükrü (1986), Halk Edebiyatına Giriş, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Eset; Niyazi (1944), Mukayeseli ve Neşredilmemiş Maniler, Ankara.
Yardım, Mehmet Nuri: Çocuk Edebiyatı Yıllığı,a.g.e.,s.342,343.
Helimoğlu Yavuz (1999), Muhsine: Masallar ve Eğitimsel İşlevleri,Ankara s.440.
Miyasoğlu, Mustafa (1987) : Çocuk Edebiyatı Yıllığı, Gökyüzü Yayınları, İstanbul, s.385
Nas, Recep (2002 ); Örneklerle Çocuk Edebiyatı, Ezgi Kitapevi Yayınları, Bursa,
Oğuzkan, Ferhan, (1977), Çocuk Edebiyatı, Kadıoğlu Matbaası, Ankara.
Oy, Aydın (1991), TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul.
Öztürk, Ali (1985): Türk Anonim Edebiyatı,İstanbul,s.257,263.
Özerdim,Tekin(1992) Türkiye Çoçuk Tiyatrosu,Kültür Bak. Yay.Ankara
Öztürk, Ali (2000), Çağları İçinde Türk Destanları, Alioğlu Yayınevi, İstanbul.
Şapolyo, Enver Behman (1938), Halk Ninnileri
William R.Bascom(1954): Four Functions of Folklore, Journal of American Folklore,S.67,s.337.
Yalçın, A. ve A. Gıyasettin (2002 ), Çocuk Edebiyatı, Akçağ Yayınları, Ankara,
Yardım,Mehmet Nuri(1987), Çocuk Edebiyatı Yıllığı, İstanbul
Yıldır, Erol (2002): Çocuk Edebiyatı Yıllığı,a.g.e.,s.612.
Yörükoğlu, Atalay (1997.). Çocuk Ruh Sağlığı. 21. basım. İstanbul: Özgür Yayınları,
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 15 Mart 2010, 19:52:25 »

ORTAK TÜRK KÜLTÜRÜ ÜRÜNLERİNİN ÇOCUK EDEBİYATINA KATKILARI II

Efsaneler:Efsane; “Gerçek veya hayali belli kişi, olay veya yer hakkında anlatılan bir hikâyedir”. Her
topluluğun bünyesinde farklı şekillerde yaşayan bu hayat anlayışı ve inanç sistemleri efsanelerin yapısını
şekillendiren en önemli niteliklerden bir tanesidir. Efsaneler olağanüstü olay ve kişilere dayanır. Efsaneler
halkın hayal gücünden esinlenerek gelişen olayların hikaye edildiği bir halk edebiyatı türüdür. Efsanelerin
renkli ve çekici dili çocukların ilgisini çeker. Bu çerçevede gelişen bir çok mitolojik unsur çocuk
edebiyatına malzeme olabilecek niteliktedir. Efsanelerin gizemi ve olağanüstülükler oluşturulacak kitap,
çizgi film, veya sinema dalı için her zaman zengin bir kaynak olacaktır.

FıkralarFıkralar, çok geniş bir coğrafî alan içinde oluşan binlerce yıldan beri sözlü gelenekte yaşayan halk
edebiyatı ürünleridir. Verilen tanımlardan yola çıkarak fıkraların motife yer veren, kısa ve özlü bir
anlatıma sahip güldürücü küçük hikayeler olduğunu söyleyebiliriz. (Apaydın, 1993:1-16).
Fıkralarda her zaman -insan, insan toplum ilişkileri anlatılır. Toplum hayatında ortaya çıkan
terslikler, düşünce ve davranış farklılıklarından doğan çatışmalar fıkraların konularını oluşturur. Fıkra,
başlangıç, gelişme ve sonuç bölümlerine sahip bir hikayedir. Fakat bu bölümler kısa ve yoğundur. Hatta
başlangıç ve gelişme bölümleri bazen iç içedir. Hikaye, genellikle tek bir olay veya düşünce üzerine
kuruludur. Kuruluş bakımından bir tez ve bir antitezden oluşur. Her fıkrada mutlaka "hisse" vardır.
Fıkranın estetiğini yaratan temel unsur çatışmadır, denilebilir. Fıkraların dili açık, sadece ve anlaşılır bir
dildir. Fıkralarda anlatımı güçlendirmek için başvurulan çeşitli yollar vardır. Kelimeleri mecazi anlamda
kullanmak, bazı kelimeleri tekrar etmek gibi. Fıkralar çocuk edebiyatına malzeme olacak halk kültürü
ürünlerindendir.

Mani:Mani anonim halk şiirinin en küçük nazım biçimidir. Anadolu ve Anadolu dışında çok geniş bir
Türklük coğrafyasına yayılmıştır. Manilerde söylendiği yöre insanının düşünce yapısını, beğenisini.,
dertlerini, sevdalarını, özlemlerini., mizahını, taşlamasını, takılmasını, ortak duygu ve davranışlarını,
yörenin kültürüne ait gelenek ve göreneklerin izlerini buluruz. Kendine özgü bir gelenekle söylenen
maniler bir ucuyla geçmişe, bir ucuyla günümüze uzanmıştır. Maniler toplum insan ilişkilerini irdeleyen
olaylara ayna tutup yansıtan yönleriyle işlevseldirler Manilerin diğer halk kültürü ürünleri gibi toplumu
ayakta tutan dinamiklerin belirlenmesinde önemli bir rolü vardır. Manilerden, söylendiği yöre insanının
dünyaya bakışını, hayatı algılayış biçimini ve estetik anlayışını belirleyebiliriz (Artun, 2004:111).
Maniler örf, âdet ve geleneklerin kuşaktan kuşağa aktarımını sağlamak yönüyle işlevseldir.
Maniler, dil gelişimi ile ilgili etkili bir kullanım yoludur. Maniler çocuk edebiyatına malzeme olacak halk
kültürü ürünlerindendir.

Bilmeceler:Bir şeyin adını anmadan, niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o şeyin ne olduğunu bulmayı,
dinleyene ya da okuyana bırakan eğlenceli ifadelerdir. Bilmecelerde doğa unsurları ile bu unsurlara bağlı
olayları; insan, hayvan, bitki gibi canlıları, eşyayı, akıl, zeka ve güzellik gibi kavramlarla değişik
şekillerde ifadeler yer alır. Bilmeceler, kendilerine özgü bir usul ve gelenek içinde sorulur. Diğer halk
kültürü ürünleri gibi toplumun, temel taşlarından olan değerleri, dinamikleri belirlemekte önemli rol
oynar. Ayrıca bilmecelerde sorulduğu yöre insanının dünyaya bakışı ve estetik modelleri görülür (Artun,
2005: 191).
Çocukların dünyasında bilmecelerin unutulmaz yeri vardır. Sayısız oyun eğlence araçlarına sahip
günümüz çocukları için de bu geçerlidir. Her türlü bilmece çocukların ilgisini çeker, bilmece sormayı,
bilmece yanıtlamayı zevkli bir uğraş olarak görürler. Bilmecelerde toplumun düşünce yapısını, ortak
beğeni ve kültürünün yansımasını görüyoruz. Bilmeceler, toplumun, temel taşlarından olan değerleri,
dinamikleri belirlemekte önemli rol oynar. Bilmeceler çocuk edebiyatına malzeme olacak halk kültürü
ürünlerindendir.
Radyo, televizyon gibi eğlence araçlarının bulunmadığı zaman ve yerlerde özellikle kış
gecelerinde, bilmeceler yalnız çocuklar için değil, büyükler için bile eğlence kaynağı olmuşlardır.
Gerçekte bunlar yalnız eğlendirici değil, aynı zamanda muhakemeyi, varlıkların özelliklerinden
tümevarım yoluyla bir sonuca varmayı sağlayarak zekâyı işletirler. Onun içindir ki eski çağlarda
bilmeceler bazı güçlü kimselerce bir zekâ yoklaması için kullanılmışlar; kimi durumların, isteklerin
sağlanması için bilmecenin çözülmesi koşulu ortaya konmuştur. Kral Oedipus yapıtında Sphinx’in,
Oedipus’a bir bilmece sorması buna güzel bir örnektir (Demiray, 1977: 14).
Çocuklar, bilmecelerle üç yaşından sonra ilgilenmeye başlarlar. Bir bilmecenin ne ile ilgili
olduğunu bulmaya çalışmak çocukları düşündürür, varlıkların niteliklerini kavramalarını sağlar.
Bilmeceler kafiyeli, ölçülü oluşlarıyla çocukların ilk şiir zevkini tatmalarına yardım eder. Çocuklar
kendilerini bulucu olmaya sevk eden bu çeşit eğlenceden çok hoşlanırlar, her buluş onların kendilerine
olan güvenlerini de artırır (Demiray, 1977: 16).

Ninni:Ninniler, çocukları büyüten, yakınların çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söyledikleri
manzum veya mensur sözlerdir (Elçin, 1986:271; Şapolyo, 1938:104; Çelebioğlu, 1987:212). Ninniler,
çocuğun uzun ömürlü olması, nasibinin bol olması, nazar ve hastalıklardan korunması, bebeğin
ağlamaması, uslu olması, çabuk büyümesi, gelin ya da damat olması dileği, çocuğun gelecekte mutlu
olması dileklerini içeren doğaçlama söyleyişlerdir (Yardımcı, 1998:50). Ninnilerde yerel ögeler, gelenek
ve görenekler, tarihî ve toplumsal birçok konu bulunur (Çelebioğlu, 1982:16). Ninniler çeşitli zaman
birimlerinde kuşaktan kuşağa devredilip aktarılan, ezgileri yönüyle çocukları etkileyen ürünlerdir.
Ninniler, söylendikleri toplumun kültürünü yansıtmışlardır. Ninnilerin büyük bir bölümü dilek ve temenni
içerir. Ninnilerde yerel öğeler, âdet ve geleneklerimizle tarih ve sosyal birçok özelliklerle karşılaşırız.
Ninniler çocuk edebiyatına malzeme olacak halk kültürü ürünlerindendir.
Ninnilerin konuları, annenin o andaki ruh haline göre değişebilir. Ninnide, yavrunun büyüyüp
paşa olması, büyük adam olması gibi bir dilek bulunabilir. Anne, ninni ile neşeli ya da hüzünlü ruh halini
yansıtabilir. Gerçekte ninniyi söyleyen anne bu yoldan kendi kendisini oyalar, fakat ninni ezgisiyle beşikte
ya da annesinin bacakları üzerinde sallanan yavruyu etkiler. Çocuk daha beşikte iken ninninin ezgisinden
etkilendiği gibi, özellikle kız çocuklar üç yaşından sonra bebekleriyle oynarlarken onları yinelerler.
Böylece ninnilerin basit, hatta monoton ezgileri onların müzik ve şiirle ilk kez ilişki kurmalarını sağlar.
Ninnilerin resimlendirilmesiyle hazırlanacak kitaplar, özellikle okumaya yeni başlamış kızlar için zevk
alınacak materyaldir (Demiray, 1977: 18-19).

Tekerleme:Tekerlemelerde birbiriyle anlam yönünden ilgisi olmayan düşünceler ardı ardına sunulur.
Tekerlemeler, çocuklara oyun ve masallar yoluyla dil alıştırması olurlar. Çocuğa öğretilmek istenen
tekerleme çocuğun yaşına uygun olmalıdır Bu terim çocukların oyun, tören, bayram gibi geleneksel
etkinliklerin çeşitli alanlarında okudukları, söyledikleri küçük türküleri, basmakalıp sözleri temsil eder
(Akkaya, 2000, 605). Tekerlemeler; şekil, konu, içerik ve işlevleri yönüyle sınırları tam olarak
çizilememiş halk edebiyatı ürünlerindendir (Duymaz, 2002: 9).
Tekerleme, dildeki sembolleri, alegorik anlatımı, sebep-sonuç ilişkisine dayandırarak dilin
mantıksal dizinini kavratır. Dilin matematiğini geliştirir. Dilin gülmece ve eleştirel boyutunu tanıtır. Dil
oyunları ile tekerleme çocuğun dil sınırlarını tıpkı düş gücünü, düşlerinin sınırlarını genişletir gibi
genişletir. Dili matematiksel problemlere dönüştürerek, egzersizler yaptırarak güçlendirir. Tekerleme
çocuğun dilsel bellek gücünü artırır. Pratik bir dil kazandırır. Çocuklar bu halk anlatı türleriyle eğlenir,
düşünmeye başlar, dil ve düşünce ilişkisini sezinler, dilin gizemli dünyasını duyumsar. Tekerlemeler
çocuk edebiyatına malzeme olacak halk kültürü ürünlerindendir.
Tekerlemeler, çocuklara oyun ve masallar yoluyla eğlenceli dil araştırması olurlar; hatta seslerinin
dizilişi yönünden söyleme güçlüğü yaratan tekerlemelerin tekrar tekrar söylenmesi yoluyla kimi dil
arızalarının da giderildiği olur. Genellikle tekerlemeler, ahenkleriyle çocukların manzum yapıtlara karşı
ilgi ve zevk duymasında bir hareket noktası olabilir. Tekerlemelerle, bilmecelerle olduğu gibi, okul öncesi
ve okumaya yeni başlayan çocuklar için bol resimli okuma materyali yapılabilir (Demiray, 1977: 17-18).

Atasözleri ve Deyimler:Atasözleri, atalardan gelen ve onların yüzyıllar içindeki deneyim ve gözlemlerine dayalı
düşüncelerini öğüt ve yargı şeklinde aktaran anonim nitelikli kısa ve özlü sözlerdir. Atasözleri oluşup
geliştikleri çevrelerin ve çağların düşünüş ve davranışlarını dile getirirler (Oy, 1991: 44). Deyimler de
ulusal damga taşıyan dil varlıklarıdır. Ulusun söz yaratma gücünden doğar. Her deyim hoş bir buluştur.
Bir küçük söz dağarcığına koca bir anlam sığdırılmıştır (Aksoy, 1963: 47).
Çocukların yararlanacakları folklor ürünlerinden biri de atasözleridir. Atasözlerinin konuları;
toplumbilim, ruhbilim, eğitbilim, ekonomi, felsefe, tarih ve folklor gibi konulardır. Atasözleri donmuş
kalıplar içinde söylenen sözlerdir, bir düşünceyi bir ya da birkaç cümle ile anlatırlar. Atasözleri
düşünceleri çok özlü bir yolla ve çok kez mecazlarla anlattıkları için küçükler tarafından kavranmaları,
açıklanmaları kolay değildir. Ancak on yaşından sonraki çocuklar bu sözlerin anlamlarını yavaş yavaş
kavramaya başlarlar. 12 yaşından sonraki çocuklar da düşüncelerini anlatırken basit atasözlerinden
yararlanabilirler (Demiray, 1977: 19).
Atasözleri, çocukların düşüncelerini derli toplu anlatmalarına, yaşam olayları karşısında tecrübe
kazanmalarına yardım ederler. Herhangi bir atasözünün anlamını resimlerle somutlaştırmak olanağı
vardır. Zevkli bir biçimde hazırlanmış kitaplar hem çocuklarda atasözlerine karşı ilgi uyandırır, hem de
atasözlerinin anlamlarını onların daha iyi kavramalarına yardım eder (Demiray, 1977: 19).
Atasözleri ve deyimler, yazılı ve sözlü edebiyatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Atalardan gelen ve
onların yüzyıllar içindeki deneyimlerine dayalı düşüncelerini öğüt ve yargı şeklinde nakleder. Bir ulusun
değer yargılarını anlatan, yaşam felsefesini, dünya görüşünü anlatan kesin yargı niteliğindeki sözlerdir.
Çocuk edebiyatı kapsamında oluşturulacak eserlerde akışa uygun olarak atasözleri ve deyimlerimizin
kullanılması metne hem bir anlatım zenginliği ve estetiği katacak hem de çocuklara anlama ve ifade etme
zenginliği kazandıracaktır.

Sonuç:Bir toplumun oluşması için, o toplumu meydana getiren bireylerin tarih, kültür, dil gibi ortak
özellikleri taşımaları, paylaşmaları gerekir. Kültür, bir toplumda meydana gelen değerler bütünüdür. İnsan
yaşamının her yönünde beliren değerler zamanla farklı yönlerde bütünleşerek bir sistem olarak kültürü
yansıtmaktadırlar.
Her topluluk kültürünü dilin yardımıyla yeni kuşaklara taşır. Ninniler, türkü, tekerleme, mani,
bilmece, halk şarkıları çocuğun dil bilincinin oluşmasında, kültür oluşturmada da, etkili ürünlerdir. Bu
ürünler Türkçe’yi, telaffuzunu ve melodisini, sözcüklerini, söz sanatlarını, söyleyiş kalıplarını öğretirken
aynı zamanda toplumsal iletişimi de sağlar. Bilmeceler, sayışmalar ve maniler ayrıca yaratıcı zekâ ve dil
becerileri kazandırır. Çocuklarımızın daha iyi konuşmasını, yazmasını istiyorsak, bu ürünlerin olumlu
katkılarını göz önünde bulundurarak ailede, sosyal çevre ve okullarda halkımızın bu söz varlığını
gündeme getirmeliyiz.
Halk edebiyatı ürünleri ana dili eğitiminde, Türkçe'nin sağlıklı öğrenilmesinde önemli katkılarda
bulunur. Ninniler, türküler, mani, bilmece, tekerleme ve halk şarkıları çocukları anadilin söz varlığıyla
tanıştırır. Bir dilin sözcükleri, deyimleri, söz kalıpları, dil estetiği, özdeyiş ve atasözleri bu halk edebiyatı
ürünleriyle verilebilir. Dil eğitimi ayrıca bir kültür aktarımı olarak da, çocuklarda dil bilinci ve ulus
bilincini güçlendirir. Bu halk edebiyatı ürünlerinin çocukların büyüme ve gelişme evrelerine duygudüşünce
yeterliliklerine, zevk ve alışkanlıklarına, düş dünyalarına göre sınıflandırılması, bilimsel
yöntemlerle çocuk edebiyatı malzemesi olarak kullanılması ise dil ve eğitimcilerine, eğitim bilimcilere,
çocuk gelişimcilere ve psikologların ortak çalışmalarına bağlıdır.
Halk kültürü ürünleri, kültür ürünleridir. Halk kültürü ürünleri kendine özgü bir üslûbu,
kalıplaşmış kural ve biçimleri olan, düz konuşma ile anlatılan bir türdür. Çocuklara Türk halk kültürü
ürünlerinin farkındalığını oluşturmada katkı sağlar. Türk halk kültürü ürünleri çocukların Türkçe'nin
zengin dil yapısı öğrenmesine yardımcı olur. Halk kültürü ürünleri, çocuk edebiyatı çalışmalarının amaç
ve hedeflerine katkılar sağlayacaktır.
Halk kültürü ürünleri ile toplumun ahlak değerlerini öğrenebiliriz. Halk kültürü ürünlerine
toplumun çeşitli halk inançları, gelenekleri yansımıştır. Halk kültürü, toplum kültürü ile doğrudan
ilişkilidir. Halk kültürü ürünleri, toplumun yaşam biçimi hakkında bilgi verir. Halk kültürü ürünlerinde
insan-insan, insan-toplum ilişkisi vardır. Birçok halk kültürü ürününün sonunda bir hisse-ders vardır.
Çocukların düşünme ve muhakeme yeteneklerini geliştirir. Anlatımı geliştirme, yaratıcı paylaşımlar
kazandırma, az sözle etkili ve doğru ifade edebilme becerisi kazandırır.
Çocuklar, hem televizyon hem de yaşadıkları kültürün etkisiyle kendi kültür zenginliklerinden
uzaklaşmakta, toplumun değerlerine yabancılaşmakta ve dolayısıyla bir kimlik bunalımı ortaya
çıkmaktadır. Çocuğun, halk kültürü ürünleri ile beslenmiş çocuk edebiyatı içinde bulunduğu toplumun
geleneklerini öğretme dilin doğru kullanılmasını sağlayacaktır.
Bireyin içinde yaşadığı toplum ve kültürüyle, sahip olduğu kişiliği arasında yakın bir ilişki vardır.
Halk kültürü ürünlerine dayalı düzenlenen çocuk edebiyatı toplumun kültürel yapısını ve özelliklerini
çocuğa öğretir. Çocukların bilmecelerini oluşturan sözcüklerde saklı anlamlarını tanımasına ilişkin düşsel
ve düşünsel çabalar ise çocuk eğitiminde çocukların yazınsal metinlerle kuracağı iletişim sürecinin bir
hazırlık aşamasıdır. Ulusal bilincin gelişmesinde dilin önemini, bu ürünlerden başlayarak yazılı ürünlere
doğru genişletmeliyiz. Çocuk edebiyatı, kökleri geçmişe dayalı yüzyıllık birikime sahip bu ürünleri göz
önünde bulundurmaktadır.
Türkiye’de yayınlanan çocuk edebiyatı metinlerinin çoğu yabancı kaynaklıdır. Gelişme çağındaki
çocuklar bu metinler aracılıyla yabancı kültürle çok erken yaşta karşılaşarak dış kültürün olumsuz
etkilerine maruz kalmaktadırlar. Halk kültürü ürünlerimiz çocuk edebiyatı olarak yeniden yazılmadığı için
yeni yetişen kuşaklara aktarılmadan belleklerde unutulmaya terk edilirken çocuklarımız uydurma
adaptasyon hayallerle yetişmektedirler. Zengin ortak halk kültürü kaynaklarımızı her tür sanat alanına
yansıtmalıyız. Baskın yabancı kültür başta çocuk edebiyatı olmak üzere çocuk alanına giren her tür ürüne
damgasını vurmuş vurumdadır.
İnsanda kimlik bilincinin oluşması vatan ve millet sevgisi gibi duygular kazandırmanın temeli
çocukluk yaşlarında atılır. Çocuklarımıza bir takım ithal kahramanlar kendi milli kahramanlarımızı bu tür
çalışmalarla tanıtılabiliriz. Nasreddin Hoca’nın olaylara hoşgörülü yaklaşımı ve bilge kişiliği, sevimli tipi
ve eşeği ile oluşturduğu kompozisyon çocuklar için eğlenceli ve eğitici bir malzeme olarak değerlendi.
Bilmeceler, sayışmalar, maniler, bir varlığın, olayın, kavramın adını vermeden kapalı biçimde, çağrışımla
birlikte, özelliklerini belirterek bulunmasını sağlarken, çocuğun sözcük dağarcığını da zenginleştirir .
Ortak Türk halk kültürü ürünleri Türk milletinin kendi hamuruna uygun olarak yoğurduğu
yüzyıllardır içinde kendisini bulduğu kendi halk kültürüdür. Ortak Türk halk kültürü ürünlerinin
oluşmasında, şekillenmesinde geçmişten günümüze gelen tarihi ve kültürel miras belirleyicidir. Her geçen
gün unutulmaya, kültür alışverişiyle gelenek dışı biçim almaya başlayan geleneği halkın belleğinden
silinmeden çocuk edebiyatı eserlerinde bir kültür varlığı olarak gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Kültür
bakanlıkları ortak Türk kültürüne özgü çocuk edebiyatı metinlerinin üretilmesine yönelik çalışmalar
yapmalıdır. Bugün bir çok bilim adamı tarafından derlenen ortak Türk dünyası halk kültürü ürünleri tasnif
edilerek bir ortak Türk dünyası halk kültürü ürünleri külliyatı oluşturulabilir. Televizyon yöneticileri
ortak Türk kültürünü içeren filmlere gösterimde öncelik verirlerse çocukların erken yaşta yabancı kültür
etkisinden kurtulmalıdır.


                KAYNAKÇA
AB Genel Kültür Ansiklopedisi; 1990.“Bilmece” Maddesi, C.4, Ana Yay., İstanbul.
………………………1991, “Tekerleme” mad., C.20, Ana Yay., İstanbul.
Ertuğrul, Ahmet: Harry Potter Çılgınlığı, İstanbul.s.7,8.
Yalçın Alemdar -G.Artaç (2002) : Çocuk Edebiyatı.Ankara 2002,s.38.
Akalın; L. Sami (1972), Türk Manileri, C. 1-2, İst
Aksoy, Ömer Asım (1983): Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü,İstanbul,s.47.
Artun; Erman (1989), Tekirdağ'da Söylenen Ninnilerden Örnekler, TFD 1989,Ankara.
………………(l997), “Adana'da Bilmece Sorma Geleneği”, I.Halkbilimi Bilgi Şöleni Bildirileri,
Balıkesir.
……………….(2004), "Türk Halk Edebiyatına Giriş"Kitabevi Yay. İstanbul
……………….(2004)." Anonim Türk Halk edebiyatı Nesri" Kitabevi Yay. İstanbul
Başgöz, İlhan-Pertev Naili Boratav, (1974) “Halk Bilmeceleri”, Folklora Doğru, S. 37,
Başgöz; İlhan (1952), Manilerin Başlıca Temleri, Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, S. 7., Ankara.
Başgöz; İlhan (1974), “Türk Bilmecelerinin Fonksiyonları”, Folklora Doğru, Sayı:37, Bilmece Say.,
İstanbul,
……………….. (1993), Türk Bilmeceleri I-II, Kültür Bakanlığı, Ankara.
Çelebioğlu; Amil (1982), Türk Ninniler Hazinesi, İstanbul.
Çelebioğlu; Amil-Yusuf Ziya Öksüz (1979), Türk Bilmece Hazinesi. Dördüncü basım. Ankara: 1987.
Demiray, Kemal (1977), Açıklamalı Çocuk Edebiyatı Antolojisi, İnklâp ve Aka Kitabevleri, İstanbul.
Elçin; Şükrü (1986), Halk Edebiyatına Giriş, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Eset; Niyazi (1944), Mukayeseli ve Neşredilmemiş Maniler, Ankara.
Yardım, Mehmet Nuri: Çocuk Edebiyatı Yıllığı,a.g.e.,s.342,343.
Helimoğlu Yavuz (1999), Muhsine: Masallar ve Eğitimsel İşlevleri,Ankara s.440.
Miyasoğlu, Mustafa (1987) : Çocuk Edebiyatı Yıllığı, Gökyüzü Yayınları, İstanbul, s.385
Nas, Recep (2002 ); Örneklerle Çocuk Edebiyatı, Ezgi Kitapevi Yayınları, Bursa,
Oğuzkan, Ferhan, (1977), Çocuk Edebiyatı, Kadıoğlu Matbaası, Ankara.
Oy, Aydın (1991), TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul.
Öztürk, Ali (1985): Türk Anonim Edebiyatı,İstanbul,s.257,263.
Özerdim,Tekin(1992) Türkiye Çoçuk Tiyatrosu,Kültür Bak. Yay.Ankara
Öztürk, Ali (2000), Çağları İçinde Türk Destanları, Alioğlu Yayınevi, İstanbul.
Şapolyo, Enver Behman (1938), Halk Ninnileri
William R.Bascom(1954): Four Functions of Folklore, Journal of American Folklore,S.67,s.337.
Yalçın, A. ve A. Gıyasettin (2002 ), Çocuk Edebiyatı, Akçağ Yayınları, Ankara,
Yardım,Mehmet Nuri(1987), Çocuk Edebiyatı Yıllığı, İstanbul
Yıldır, Erol (2002): Çocuk Edebiyatı Yıllığı,a.g.e.,s.612.
Yörükoğlu, Atalay (1997.). Çocuk Ruh Sağlığı. 21. basım. İstanbul: Özgür Yayınları,
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 13 Nisan 2010, 21:43:21 »

ÇOCUK DİLİNDEKİ "ATTA"KELİMESİ
  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 10 Mayıs 2010, 20:43:46 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ÇOCUK EDEBİYATI  VE  ZİYA GÖKALP
  Türk ilim, fikir, edebiyat ve siyaset hayatında derin izler bırakan Ziya Gökalp, yakın
tarihimizin çok yönlü ve çok etkili bir simasıdır. Sosyolojiden eğitime, edebiyattan tarihe pek çok
konuda fikirleri ve eserleri vardır. Bu çalışma onun çocuk edebiyatı alanındaki görüşlerini ortaya
koymaya ve bu alanda yazdığı eserleri incelemeye yöneliktir.
“Ziya Gökalp Ve Çocuk Edebiyatı” adlı bu makalede, Gökalp’ın çocuk, çocuk eğitimi, çocuk
ve edebiyat konularındaki görüşleri özetlenmiştir. Ayrıca çocuk edebiyatı alanına giren eserleri
şekil, muhteva, dil ve üslup bakımından değerlendirilmiştir. Araştırma Gökalp’ın bütün eserleri ve
Gökalp hakkında yazılmış incelemelerle sınırlıdır.

   Türk, ilim, fikir, edebiyat ve siyaset hayatında derin izler bırakan Ziya
Gökalp, yakın tarihimizin en önemli simalarındandır. Büyük Atatürk, “Etimin
ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikrimin babası da Ziya Gökalp’tır.”
demektedir. Sözden de anlaşılacağı üzere Gökalp, fikirleriyle Atatürk ilke ve
inkılâplarına; dolayısıyla Cumhuriyet dönemine damgasını vuran insandır.
Toplumsal ve ferdî pek çok konuda fikirleri ve önerileri vardır. Söz konusu fikir
ve önerilerden yola çıkarak bu çalışmamızda, Gökalp’ın çocuk edebiyatı
hakkındaki düşünce ve faaliyetlerine değineceğiz.
   Ziya Gökalp’ın düşünce sisteminin merkezini millet kavramı oluşturur.
Gökalp, aileyi milletin en temel ve çekirdek yapı taşı olarak görür. Sosyolog,
düşünür ve edebiyatçı kimliği ile aile kavramına çok önem veren Gökalp, bir
fert ve bir baba olarak da aile ocağını fazlasıyla önemser. Malta’dan kızı
Seniha’ya yazdığı bir mektupta: “insanı mesut edecek yegâne hayat, aile
hayatıdır. Yeryüzünün cenneti aile ocağıdır.”  der.
Aile ocağını böylesine önemseyen Gökalp, çocuğu ailenin süsü kabul eder.
Kendi çocuklarına ve onların şahsında bütün çocuklara derin bir sevgisi vardır.
Onun “İnsan ruhunun çocuklarla beraber saf bir hayat yaşamaya ihtiyacı vardır.
   Göz çiçeklere muhtaç olduğu gibi, ruh da çocuklara muhtaçtır.”
 cümleleri bu sevginin ispatı gibidir. Aynı doğrultuda; “ Çocuksuz bir
hayat, çiçeksiz bir tarla gibi pek sevimsiz.”  ifadesini de kullanır.
   Ziya Gökalp çocuklara olan sevgisini ve onları iyi anlamasını kendi
çocukluğundan kopamamasına bağlar. Ailesine yazdığı bir mektubunda bu
durumu şöyle ifade etmektedir:
“ Çocukluk başka bir âlemdir. İnsanlar büyüyünce o zamanın duygularını
unuturlar. Ben, yazdığım çocuk şiirleri de gösterir ki, o hayattan hiçbir zaman
çıkamıyorum.”
Gerçekte de Gökalp, çocukluğundan hiç kopamamış, sürekli kendi
çocukluğunun izlerini taşımıştır. Şahsiyetinin ve fikirlerinin olgunlaşmasında
çocukluğunda yaşadığı olayların tesirli olduğunu söyler. İnsanın çocukluğunda
aldığı eğitimin ve çocuğun kendi yönelimlerinin kişinin hayat görüşünün
belirlenmesinde büyük rol oynadığını düşünür. Bu nedenle çocuğun seçimlerine
saygı duymak gerektiğini belirtir. Çocuğun istediği kitapları okuması ve istediğini
yapması gerektiğini savunur. O, kendi çocukluğunda istediklerini yapmış ve
bundan fayda görmüştür. Bunu şöyle ifade eder:
“Misal olarak ben kendi çocukluğumu anlatacağım. Ben çocukken bazılarına
göre çok tembel, bazılarına nazaran da çok çalışkandım. Okulun derslerine hiç
çalışmazdım. Fakat geceli gündüzlü meşgul olduğum bir şey varsa o da kitap
okumaktı.
   Yedi yaşındayken Âşık Garip, Kerem, Şah İsmail gibi kitaplardan bir
koleksiyonum vardı. Bir iki sene sonra tiyatro kitaplarına, daha sonra romanlara,
şiir ve edebiyat kitaplarına sarıldım.”
Bu yönelişler Ziya Gökalp’ın düşünce dünyasını oluştur. Nitekim Gökalp
çocuk ruhunu gayet hassas bir aynaya benzetir.
Gökalp’a göre “hayatın en tatlı çağı çocukluktur.”
Malta’dan eşi Vecihe Hanım’a yazdığı bir mektupta şunları söyler:
  “Zaten ben bir türlü çocukluktan, gençlikten dışarı çıkamıyorum. Çocukluk
şetaret, gençlik metanettir. Hayat bunlarsız nasıl yaşanır? Benim nasıl yaşadığımı
soruyorsun: Türkan gibi desem bilmem inanır mısın? İnsanların yalancı
hakikatlerinden uzak, hakikatten daha doğru olan hayaller, masallar, rüyalar
içinde yaşıyorum.”
  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 10 Mayıs 2010, 20:52:37 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ÇOCUK EDEBİYATI  VE  ZİYA GÖKALP


   Çocukları çok seven, onlarla ilgilenen, onlar için yazan bir insanın içindeki
çocuk her an dışarı çıkabilir. Ziya Gökalp her vesileyle içindeki çocuk ruhunu
eserlerinde sık sık açığa vurmuştur. “Yaşımın kaç olduğunu bilmem; fakat ben
biraz çocuk, biraz da gencim. Çocuk olmasaydım çocuk masalları, şiirleri yazar
mı idim?”  demesi anlamlıdır.

   “Türkan gibi Hürriyet gibi ben de hülyalar kuruyorum; ben de onlar gibi
çocuk oldum. Hayatın en tatlı zamanı çocukluk çağıdır. Ben bir türlü çocukluk
zamanını unutamam. Şiirle, felsefeyle uğraştığım da bundan dolayı değil mi?
İnsaniyetin çocukluk devrinde bu günkü ilim, fen ve medeniyet yoktu. Yalnız
şiir, felsefe ve ahlak vardı. Şimdi de şairlik, filozofluk ve ahlaklılık ancak çocuk
gibi saf kalabilmiş insanlarda görülebilir. Çocukluk ve gençlik? Bu devirler
geçtikten sonra, insanlar şe’niyyete, yani hariçteki hakikatlere daha çok yaklaşır;
fakat mefkûreden de o kadar ziyade uzaklaşırlar; fakat, bu çocukluk ve gençlik
yaşa tabi‘ değildir. Nice ihtiyarlar vardır ki, ruhen genç kalmışlardır. Nice gençler
de vardır ki, ruhen ihtiyarlardan ziyade mefkûreye yani gençliğe uzak
düşmüşlerdir. Beni bu felaket günlerinde mukavemetli yapan kalbimin
çocukluğu, ruhumun gençliğidir. Kalbimin çocukluğuna tabi‘ olduğum zaman,
hayata bir şair gözüyle bakarım. Ruhumun gençliğine uyduğum zamanlarda ise,
dünyayı bir filozof gözüyle görürüm. Hayata bir sarraf gözüyle bakmak, dünyayı
bir tüccar gözüyle görmek, insanı yüksek saadetten uzaklaştırır. Onlar, belki
maddeten daha rahat yaşarlar; fakat manen bedbahttırlar; çünki insanlığın hakiki
zevklerini tatmaktan mahrumdurlar. Sözün doğrusu, insanda bu iki ruhiyyet
beraber bulunmalıdır. İnsan hem mefkûreli hem şe’niyetli olmalıdır. Tam
mükemmel bir insan böyle olur.”

   Ziya Gökalp’ın düşünce dünyasında çocuk yüce ve kutsal bir varlık,
çocukluk da insanın en mutlu olduğu dönemidir. Hayatın en temiz, en tatlı ve
en güzel anları çocukluk çağında yaşanır.
“Çocuk Tanrı'nın nurunu hisseder. O, daima Tanrı’ile beraberdir. Bundan
dolayıdır ki, çocukluk hayatı en mesut bir zamandır. Bu çağda bütün duygular
şiirdir, bütün sesler musîkidir, bütün hareketler rakstır, bütün sözler masaldır,
romandır, edebiyattır. Hayat, meraklı bir tiyatro sahnesidir... onlar hayatın
acılarını henüz bilmiyorlar. Hasılı çocukluk tatlı bir hayat, masum bir
ömürdür.”
Ziya Gökalp, çocukluğu sadece duygusal bir pencereden görerek çocuğa
karşı sevgi ve ilgi duymaz. Aynı zamanda bilim adamı kimliği ile çocukla ilgili
yaklaşımları vardır. Çocuk ve toplum, çocuk ve edebiyat, çocuk ve din gibi
konularla ilgili tespitleri vardır. Örneğin, çocuk ve toplum ilişkisine yönelik
olarak, bireyin değerlerinin, özelliklerinin ve alışkanlıklarının çocukluk
döneminde kazanıldığı hususunu şöyle dile getirir:
“ İnsan en samimi, en derunî duygularını ilk terbiye zamanlarında alır. Tâ
beşikte iken işittiği ninnilerle ana dilinin tesiri altında kalır. Bundan dolayıdır ki,
en çok sevdiğimiz dil ana dilimizdir. Ruhumuza vücut veren bütün din, ahlâk ve
güzellik durgularımızı bu dil vasıtasıyla almışız zaten ruhumuzun sosyal
duyguları, bu din, ahlâk ve güzellik duygularından ibaret değil midir? Bunları
çocukluğumuzda hangi cemiyetten almışsak, o cemiyette yaşamak isteriz. Başka
bir cemiyetin içinde daha büyük bir refahla yaşamamız mümkün iken,
cemiyetimiz içinde fakirliği buna tercih ederiz. Çünki dostlar içindeki bu fakirlik,
yabancılar arasındaki o refahtan ziyade bizi mesut kılar. Zevkimiz, vicdanımız,
özleyişlerimiz hep içinde yaşadığımız, terbiyesini aldığımız cemiyetindir.
Bunların yankısını ancak bu cemiyet içinde işitebiliriz.
  Ondan ayrılıp da başka bir cemiyete intisap edebilmemiz için, büyük bir
engel vardır. Bu engel, çocukluğumuzda o cemiyetten almış olduğumuz
terbiyeyi ruhumuzdan çıkarıp atmanın mümkün olmamasıdır.”
Gökalp, çocukların ruh dünyaları, çocuğun toplumdaki yeri, onların eğitimi
gibi meselelerde fikirler beyan etmiş bir düşünürdür. Bunlardan birkaç örnek
verecek olursak:
   “Çocuk dünyaya geldiği zaman lâ-millî bir ferttir. Çünki ana rahminden
beraberinde millî harsa, millî kıymet hükümlerine dair hiçbir duygu getirmez.
Çocuklar mektebe gittikten sonra oralarda, yalnız eski yahut yeni bir
medeniyetin cansız ananelerini öğrenir ve millî harstan büsbütün mahrum
kalırsa gayr-ı millî fertler sırasına geçerler. (...)
   Terbiyenin gayesi millî fertler yetiştirmektir. Millî fertler yetiştirmek ise,
doğrudan doğruya millet yapmak demektir. Hakiki ferdiyetler de ancak bu millî
fertlerdir; çünki fert, ancak millî harsın temsilcisi olduğu zaman bir şahsiyete
maliktir. Gayr-ı millî fertler ise, dejenere dediğimiz şahsiyetsiz insanlardır.
Şahsiyet önce millette meydana gelir ki, buna hars adını veriyoruz. Millî
terbiyenin gayesi, şahsiyet sahibi gençler, fertler yetiştirmektir.”
Bütün bu düşünceler, Gökalp’ın çocuklara çok yakın ilgi duyduğunu, onları
toplumda önemli bir yerde gördüğünü ortaya koyar. Çocukları eğitmek
gayesindedir, topluma çocuklar yoluyla ulaşmayı bilmiştir. Çocuk Ziya
Gökalp’ın dünyasında büyük bir yer kaplar. Kızı, Hürriyet Hanım bir
hatırasında şunları yazar:
“Diyarbekir’de çıkardığı Küçük Mecmua’da ilmî ve fikrî yazılarıyla beraber
  çocuk masalları da yazıyordu. O zaman bir gün dedim ki:
   _ Baba, bu masalları benim için mi yazıyorsun?
   _Hayır, yalnız senin için yazmıyorum.
   _Biliyorum yalnız benim için değil, benimle kardeşlerim için yazıyorsunuz.
   _Hayır, Hayır, bilemedin! Bu masalları yalnız senin ve kardeşlerin için
yazmıyorum; Türk çocukları için yazıyorum. Ben yalnız senin ve kardeşlerinin
babası değilim. Bu dünyadaki bütün Türk çocuklarının babasıyım. Sizleri ne
kadar düşünür ve seversem onları da o kadar düşünür ve severim.”
   Ziya Gökalp sürgündeyken düşman çocuklarına bile sevgiyle bakabilen
onlara bakarken duygulanabilecek kadar çocuk sevgisiyle dolu ve çocuk ruhlu
bir insandır. Kızı Seniha’ya Malta’dan yazdığı 19 Şubat 1920 tarihli mektubunda
çocuklara duyduğu hasretini ve sevgisini ortaya koyarak şu satırları yazar:
“Sürü sürü koyunlar, öbek öbek çocuklar görüyoruz. Çocuklar umumiyetle
bize selam verirler. Acaba bizi kendileri gibi mektep talebesi mi sanıyorlar?
Yahut başımızdaki fesler ve kalpaklar, onlara sevimli mi görünüyor? Hasılı
küçük çocuklar bize dost nazarlarla bakıyorlar. İngilizce kitaplarda da çocuk
şiirlerini severek okuyorum. Hayatın en tatlı yanı çocukluktur. Bu devirde
dinlenen peri masalları, en güzel romanlardan daha vecdlidir. Bilmem
çocuklarıma olan iştiyakımdan, tahassürümden dolayı mı her nedense bu gün
ruhumun içi bir çocuk bahçesi gibi olmuştur.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 10 Mayıs 2010, 20:58:25 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ÇOCUK EDEBİYATI  VE  ZİYA GÖKALP
Ziya Gökalp’ın çocuk hakkındaki görüşlerini,
yaklaşımlarını topluca ifade etmek gerekirse; o, çocuğa, düşünür, sosyolog,
edebiyatçı, baba Ziya Gökalp olarak bakar. İnci Enginün, bu durumu şu şekilde
özetlemektedir.
   “Türk cemiyeti için önemli bütün meseleleri içine alan bir sistemin kurucusu
olan Ziya Gökalp bu sistemde en küçük birim ve geleceğin unsuru olan çocuğa
da büyük yer vermiştir. Çocuk sosyal kurumların en önemli ve en ufak birimi
olan ailenin temelidir. Gökalp aile ve çocuk üzerinde çok durmuş, çocuğu hem
aile birimini kuvvetlendiren varlık hem de cemiyetin geleceğinin gücü olarak
görmüş ve çocuğun bir şahsiyet olarak yetiştirilmesini hedef edinmiştir.
Gökalp’ın eserlerini ele aldığımız zaman, çocuklarla ilgili görüşlerini dört grupta
toplayabiliriz.
1. Terbiye ve sosyal meselelerle ilgili olarak çocukların yetiştirilmesine dair
görüşleri.
2. Çocukları yetiştirmek için yazdığı şiirler ve masallar.
3. Kendi çocukluğuna dair intibaları.
4. Kendi çocuklarının yetiştirilmesiyle ilgili görüşleri ve telkinleri.”

   Ziya Gökalp Türk milletinin her türlü meselesiyle ilgilenmiş bir düşünürdür.
Yukarıda söylediğimiz gibi o, sosyolog, edebiyatçı, şair, filozof aynı zamanda da
eğitimcidir. Fiilî olarak eğitim camiasında yer alması ve eğitimle ilgili ortaya
koyduğu fikirleriyle Türk eğitim tarihinde önemli bir yeri vardır.
Gökalp eğitimi terbiye sözcüğü ile ifade ederek şöyle tanımlar:
“Terbiye bir cemiyette, yetişmiş neslin henüz yeni yetişmeğe başlayan nesle,
fikirlerini ve hislerini vermesi demektir.”
Başka bir makalesinde, “eğitim toplumun bireylerini kendisine benzetmesi,
yani temsil etmesi” şeklinde eğitimin fonksiyonunu anlatır.
   İçtimaiyat Mecmuası, Millî Tetebbular Mecmuası, Yeni Mecmua dergilerinin
yayınlanmasına öncülük ederek, Türkçülüğün Esasları, Türk Medeniyet Tarihi,
Türkleşmek- İslâmlaşmak- Muasırlaşmak kitaplarını yazıp yayınlayarak
döneminde eğitimle ilgili görüş ve politikaların ortaya çıkıp tartışılmasını
sağlamıştır. Millî eğitim meselelerini ilk kez sistemli olarak ortaya atıp işleyen
odur. Cumhuriyetin eğitim ilkelerinin belirlenmesinde Ziya Gökalp’ın önemli
bir rolü vardır. Öğretmen sorunları, meslek eğitimi sorunları gibi konulara yıllar
önce çözüm aramıştır. Temmuz 1917 Muallimler Kongresi, Terbiye Kongresi,
Ahlâk Kongresi, Lisan Kongresi gibi toplantıların önce ulusal sonra da
uluslararası düzeyde toplanmasını önerir. Zaten Halkçılık, Millîyetçilik, Laiklik,
Garpçılık, millî tarih, dilin sadeleşmesi, kadın hakları konularında olduğu gibi
millî eğitim konusunda da Ziya Gökalp’ın fikirleri Atatürk’e ilham olmuştur.
  Bugünkü eğitim anlayışındaki “yaygın ve örgün eğitim sınıflandırmasını ilk
olarak ortaya koyan ve savunan odur.”  Eğitimi şu şekilde
sınıflandırmıştır:
   “ Birinci tarz, yetişmiş neslin, kendisinin hiç haberi olmadan, samimi
hayattaki konuşmaları, fiil ve hareketleriyle canlı misaller teşkil ederek yeni nesle
tesirler icra etmesidir. İkinci tarz, yetişmiş neslin velî, vasî, öğretmen, mürebbî
adlarıyla resmî vazifeler alarak, usûl ve irade altında yeni nesle bir takım
muayyen fikirleri ve hisleri telkine çalışmasıdır. Ben, terbiyenin bu iki tarzdan
birincisine yaygın terbiye, ikincisine organize terbiye adlarını veriyorum.”
Bütün bunlardan sonra, yaşadığı dönemden bu yana eğitim tarihimizde çok
önemli bir yeri olan Ziya Gökalp, Cumhuriyet dönemi eğitim anlayışının miladı
kabul edilebilir.
   Gökalp eğitimin gayesini millî fertler yetiştirmek olarak tayin etmiştir:
“Millî fertler yetiştirmek millet yapmak demektir. O halde millî terbiyenin
gayesi, millet yapmaktır denilebildiği gibi, hakiki fertleri yetiştirmek de
denilebilir.”
   Terbiyenin tanımını ve gayesini yukarıdaki şekilde tespit eden Ziya Gökalp’ın
eğitim hedefinde çocuklar vardır. Eğitimle ilgili görüşlerinin toplumun tamamını
ilgilendirdiği ve toplumun tamamına hitap ettiği söylenebilir ancak genel
anlamda eğitim, -özellikle örgün eğitim- çocukları hedef aldığı için Gökalp’ın
eğitim görüşleri çocuk eğitimi ile ilgilidir. Gökalp’a göre eğitim millet yapmak
gayesi taşır. Bu gayeye ulaşmanın en güzel yolu ise terbiyenin tanımında yeni
nesil olarak belirttiği çocukları millî kültür bünyesinde eğitmek ve
sosyalleştirmektir.
   Ziya Gökalp bir ideologdur. Bu sebeple fikirlerini emanet edebileceği ve bu
fikirleri uygulamaya geçirecek yeni bir nesle ihtiyaç duyar. Bu nesil, çağının
çocukları ve gençleridir. Fikirlerinin özeti olarak kabul edilebilecek olan
Türkçülüğün Esasları adlı eserinin son cümlesinde: “Ey, bugünün Türk genci!
Bütün bu işlerin yapılması, yüzyıllardan beri seni bekliyor.”
 diyerek gençliğe seslenmekte onları göreve çağırmaktadır. Aynı şekilde
çocukları da ideolojisinin geleceği olarak görür. Bundan dolayı Gökalp, çocuk
eğitimine özel bir değer vermiştir. Çocukları devletin ve milletin devamı,
geleceğin teminatı olarak görmektedir. Gelecekte sağlıklı bir millet hayatı
oluşturabilmek için, çocukların millî değerler, millî duygular ve modern ilimler
çerçevesinde eğitilmesi gerektiğini düşünür. Onun bu yaklaşımlarını çocuklar
için yazdığı eserlerin hemen hemen tamamında görmek mümkündür.
   Diğer görüşlerinde olduğu gibi çocuk eğitimi konusunda da Ziya Gökalp’ın
düşünce merkezi millîliktir. O, modern bir eğitim anlayışını savunur ve bunun
temelini millî eğitimde görür. Konuyla ilgili olarak Millî Terbiye isimli
makalesinde şu görüşlere yer verir:
   “Hulâsa, modern cemiyetlerde, çocuklara millî terbiye verilmesiyle, aynı
zamanda, modern terbiye de verilmiş olur. Halbuki, modern olmayan
cemiyetlerde çocuklara modern terbiye vermeye çalışmakla ne modern terbiye
ne de millî terbiye verilebilir. Tam tersine, çocukların karaktersiz, muvazenesiz,
gayr-ı millî bir surette yetişmesine sebebiyet verilmiş olur.
   Hususiyle, biz modern bir cemiyet olduğumuz için, terbiyemizin yalnız millî
olmasını temine çalışmak kâfidir. Terbiyemiz millî olduğu gün, ister istemez
modern de olacaktır. Bizim için millî terbiyenin gayesi, aynı zamanda modern
terbiye gayesinin de içinde vardır."
   Ziya Gökalp eğitim hakkındaki görüşlerini üç ana prensip üzerine kurar.
Bunlar; Türk Eğitimi, İslam Eğitimi ve Çağdaş Eğitimdir. Bu üç eğitimin
birbirine yardımcı, birbirini tamamlayıcı ve yol gösterici olması gerektiğini
savunur. Bu yardımlaşma ve irtibat olmazsa eğitimin birbiriyle çelişen ve
faydasız bir iş olacağını söyler. “Oysa yetkilerinin çemberi ve bu çemberin
sınırları akla uygun ve dosdoğru belirlenmezse birbirine karşı ve düşman
olabilirler.”
  Ortaya koyduğu fikirleri ve eserleriyle çocuk eğitiminde yeni ve modern bir
yaklaşım sergileyen Ziya Gökalp milletin geleceğinin çocuklar olduğunu
görmektedir. Bu sebeple onların eğitimine büyük önem verir. Gökalp çocuklara
verilecek eğitimin usulleri üzerine de fikirler beyan eder. Mesela çocuk
eğitiminde gayet hassas ve nazik olunması gerektiğini vurgular ve şunları söyler:
“Çocuk her gördüğünü taklit ettiği gibi, korkaklığa ve cesarete de ufakken
alışır.”
   Aynı konuda, çocuklarla ilgilenirken söz konusu dengenin iyi ayarlanmasının
önemine istinaden eşine yazdığı bir mektupta şunları yazar:
“Çocuğu şımartmak iyi değildir, fakat, korkutmak hiç caiz değildir. Türkan
gibi çocuklar tatlı dille yola gelir.”
   Ziya Gökalp’ın çocuklar ve çocuk eğitimi konularındaki görüşlerini ortaya
koyan belgeler arasında özel mektuplarının da bulunması, bu konularda çok
aydınlatıcı olmuştur. Gökalp sürgün yıllarında çocuklarından ayrı kaldığı için
çok müteessirdir. O, çocuklarıyla birlikte olmak onlarla oynamak, eğlenmek,
onlara dersler vermek ister çünkü Gökalp, çocukların eğitiminde ailenin büyük
rol oynadığını bilir. Çocuk ilk eğitimini ailesinden alır. Özellikle anne çocuğun
eğitiminde büyük sorumluluk taşır. Çocuk eğitiminde annenin üstüne düşen bu
büyük görevin farkında olan Gökalp bu durumu değişik bir benzetme ile anlatır:
“Bir anne çocuklarını söyletmeli ve onlara ihtiyaçlarına göre terbiye edici
sözler söylemelidir. Çocuklar, aile tarikatının müridleridir. Anneleri onların şeyhi
gibidir. Şeyh nasıl müridlerinin ruhlarıyla meşgul olur ve daima bu ruhları tedavi
ederse, anne de çocukları hakkında onun gibi yapmalıdır.”
Yine ailenin çocuk eğitimine katkısını dile getirirken:
   “Çocuk için en iyi mektep, ana kucağıdır; en iyi bahçe baba ocağıdır. Aile
içinde alınan terbiye, her terbiyenin fevkindedir.” der.
Aileyi eğitim yuvası olarak görmektedir. Kızı Hürriyet’e yazdığı bir mektupta,
küçük kızı Türkan’ın güzel konuşmayı öğrenmesi için ona yardımcı olmasını
ister ve şu bilgileri verir:
   “Türkan’a güzel masallar söyle; konuşmayı kendisine doğru öğret! Çocuk
diliyle eğri büğrü konuşmasın”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 10 Mayıs 2010, 21:12:41 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ÇOCUK EDEBİYATI  VE  ZİYA GÖKALP

   Ziya Gökalp’ın çocuk eğitimi ile ilgili olarak çocuklara doğrudan telkinleri
azdır. Onun, çocuk eğitimi ile ilgili görüşlerini daha ziyade, yetişkinlere bu
konudaki telkinlerinde görmek mümkündür. Buna örnek olabilecek bir
değerlendirmesini eşine yazdığı bir mektubunda dile getirir. Küçük çocukların
meraklı olabileceğini bu durumun normal olduğunu ve anne babaların,
büyüklerin meraklı çocuklara nasıl tavırlar göstermeleri gerektiğini anlatarak:
   “Çocuklar her şeyi anlamak isterler, sorarlar; fakat bizde ekseriya ana ve
babalar, çocuğun bu suallerine kıymet vermezler. Ona baştan savma bir cevap
verirler. Bu iyi değildir. Bilakis çocuğun bu sorularından istifade ederek, ona
sorduğu şeye dair doğru bilgiler öğretmelidir. Bir çocuk daima suallerine baştan
savma cevaplar alınca, yavaş yavaş artık hiçbir şeyi merak etmez ve sormaz olur;
çünki evvelki suallerine aldığı cevaplar ruhunu doyurmadı. Avrupa’da ise
çocuğun bir şey sormasını dört gözle beklerler; çünki bir çocuk sorduğu bir şeyi
anlamağa hazırlanmış demektir. Bu fırsatı kaçırmayarak çocuğa sorduğu şey
hakkında onun anlayacağı derecede malûmat verirler. Bundan başka babalar ve
analar kendileri de, çocuklardan birçok şeylerin ne olduğunu sorarlar. Çocuk
cevap vermek için düşünmeğe mecbûr olur. Doğru cevaplar verirse kendi
aklına, zekasına i‘timad etmeğe, kendi kendine meseleler halletmeğe alışır. Bu
usul eğlenceli bir çocuk terbiyesi yoludur.” yargısını ortaya koyar.
Gökalp yukarıdakilere benzer yaklaşımlarını sıklıkla dile getirir. Onun bu
yaklaşımını Önder Göçgün bir pedagog tavrı olarak nitelendirir ve Ziya
Gökalp’ın 2 Aralık 1920 tarihli mektubundan alıntılar yaparak şunları yazar:
   “Ziya Bey bir pedagog tavrıyla çocuğun biraz yaramaz ve zeki olmasını
sever.
‘...çocuklar dövülmekle uslanmaz. Zaten bir çocuğun çok uslu olması da iyi
değildir. Zeki çocuklar, yaramaz olurlar. Uslu çocuklar hımbıl olanlardır.’
Onun için de; ‘küçük çocuklara bağırma(nın), dövme(nin), ekşi yüz
gösterme(nin) iyi olmadığı’ inancındadır. Zira:
‘Sinirlilik bundan doğar. Sinirli insanlar, çocukken yahut büyüdükten sonra
sert muamele gören insanlardır.”
Gökalp aynı tavrını sık sık sergiler. Gökalp’ın bu pedagog tavrını Önder
Göçgün aynı yazısının devamında mektuplarından alıntılar yaparak şöyle dile
getirir:
   “Onun nazarında çocuk, ‘kendisine kıymet verildiğini gördükçe, kendi
kendine itimat eden bir varlıktır’ ve:
Bir çocuğa yaramaz, haylaz gibi sözlerle hitap edilirse, gerçekten yaramaz ve
haylaz olur. Bununla beraber çocuğu şımartmak da iyi değildir.”
Çocukların da yetişkinler gibi maddî, manevî bir takım ihtiyaçlarının olduğu
bilinen bir gerçektir. Güzel sanatların bir şubesi olan edebiyatın çocukların
manevî ihtiyaçlarının karşılanmasında çok önemli bir rol üstlendiği
görülmektedir. Söz konusu rol, edebiyatta, çocuk edebiyatı alanının ortaya
çıkmasına sebep olmuştur. Ziya Gökalp fikirleri ve bu sahadaki eserleriyle
çocuk edebiyatının öncülerindendir.
   Ziya Gökalp’ın döneminde (1876-1924) bugünkü anlamda, sınırları tespit
edilmiş bir çocuk edebiyatı yoktu. Ancak o, bugünkü çocuk edebiyatına temel
olabilecek nitelikte fikirler ve eserler ortaya koymuştur.
Edebiyatın; çocukların eğitimi, olgunlaşması, sosyalleşmesi ve diğer ruhî
ihtiyaçlarını karşılaması gibi konularda en büyük yardımcı olarak gören Ziya
Gökalp edebiyat-çocuk ilişkisini çok önemli bulur. Çocukların müspet özellikler
kazanabilmesi için edebiyat önemli bir araçtır. Onun bu konudaki fikirlerine
örnek olması bakımından, kızlarına yazdığı bir mektubunda söylediği şu
cümleler önemlidir.
   “Edebiyata ve şiire kıymet vermeli: çünkü bu iki hüner de gayet eğlenceli ve
zevklidir. Aynı zamanda zekaya nur, muhayyileye kanat, kalbe de heyecan verir.
Derslerin en vecdlisi edebiyat ve şiire dair olanlardır. Resimle mûsikî de şiirle
edebiyatın arkadaşıdır. Bunların hepsi rûha güzellik, ahlâka temizlik verir. İnsan
en tatlı vecdleri bu hünerden alır. Çocuklara Allah sevgisi, mefkûre sevgisi iyi
verilmiyor. Çocuklar bu duyguları da, edebiyatın ilahilerinden, destanlarından
almak mecbûriyetindedir.”
   Bu cümlelerden de anlaşılacağı gibi Gökalp, toplumsal kuralları, Türklük ve
beşerî değerleri çocuklara edebiyat yoluyla telkine çalışır. Bu anlamda edebiyatı
bir araç gibi kullanmak isteği düşünülebilir. O, edebiyatı faydacı bir beşerî ilim
olarak görür. Ferdiyet ve şahsiyet adlı makalesinde bu konuyla ilgili olarak
edebiyatın yeni nesle şahsiyet kazandırması gerektiğini belirtir. Şinasî ve Nâmık
Kemâl dönemi edebiyatının gençleri şahsiyetli olmaya yönlendirdiğini söyleyerek
edebiyatın bu noktadaki görevini şöyle tespit eder:
   “Edebiyat, gençlik terbiyesinin temeli olan beşerî ilimlerin mühim
meşalelerinden biridir. İşte, bu yeri itibariyledir ki edebiyat insanı tam
bütünlüğüyle tasvir etmek mecburiyetindedir. Edebiyat bütün insanlık
hakkındaki gördüklerini söylemek için basın huzuruna davet edilmiş bir şahit
mevkiindedir. Bu şahit insanların yalnız ferdi temayüllerini tasvir eder de, şahsi
temayüllerini saklarsa vazifesini kötüye kullanmış, hakikate karşı küfretmiş
olur.”
   Gökalp çocuklar için şiirler ve masallar yazmıştır. Onun bu vadideki eserleri
çocuklara edebiyat aracılığı ile ulaşmak istemesinin bir sonucudur. Çünkü
Gökalp edebiyatı pek çok noktada en iyi iletişim aracı olarak kabul etmektedir.
Çocuklar edebiyat aracılığı ile eğitilmeli, onlara edebiyat aracılığı ile hitap
edilmelidir. Kızlarına yazdığı mektuplarından birinde küçük kızı Türkan’ın aile
içindeki eğitim ve diğer aile fertleriyle iletişimi konusunda söyledikleri çocuk ve
edebiyat ilişkisini nasıl değerlendirdiğini gösterir:
   “Çocuğu şımartmak iyi değildir. Korkutmak hiç caiz değildir. Türkan gibi
çocuklar tatlı dille yola gelir. Ona vermek istediğiniz dersleri, masallarla
anlatabilirsiniz. O, küçük zekasıyla annesine teselli verebiliyor; o halde,
masallarla vereceğiniz dersleri anlayabilir.”
Ziya Gökalp edebî ürünlerin çocuk ruhuna ne derece hitap ettiğini iyi bilir.
Kendi çocukluğundan örnekler vererek çocuğun ruhunu edebî eserlerle
doyurduğunu ve zihnini edebî eserlerle genişlettiğini belirtir. Edebî eserlerin
çocuk üzerindeki olumlu tesirine o kadar inanır ki kızı Seniha’nın kardeşi
Hürriyet’le ilgili -çok konuşmuyor, konuşurken sıkılıyor- şikâyeti üzerine
cevaben şöyle yazar:
   “Üzerine düşmeden, kendisini sıkmadan, masallarla, oyunlarla biraz bu
kızcağızı da şetaretlendirirseniz iyi olur. Kendisine sıkılma, utanma dendikçe,
mahcupluğu daha ziyade artar, fakat, bu gibi sözler söylemeden, kendisiyle çok
konuşup söyletmek faidelidir. Ezberlediği şiirleri yüksek sesle okursa, hepinizin
yanında masal söylerse, yavaş yavaş sıkılganlığı geçer... Birbirinize masal
söyleyiniz.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 10 Mayıs 2010, 21:16:43 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ÇOCUK EDEBİYATI  VE  ZİYA GÖKALP

   Ziya Gökalp’in fikir sisteminde çok belirgin bir özellik vardır. O önce
teoride fikirlerini ortaya koyar sonra bu fikirlerin hayata geçirilmesinin yollarını
gösterir. Buna da bizzat öncülük eder. Gökalp’in çocuk ve edebiyat eksenindeki
görüşlerini değerlendirirken de aynı istikamette hareket ettiğini görürüz.
   Ziya Gökalp’a göre edebiyat millî olmalı, edebî eserlerde sade bir Türkçe
kullanılmalı, edebî eser, okuyucusuna şahsiyet ve olgunluk kazandırmalı,
okuyucuyu sosyalleştirmeli ve geliştirmelidir. Çocuklara yönelik yazdığı eserlere
genel bir çerçeveden bakıldığı zaman onun eserlerinin bu fikirlerinin tatbiki
niteliğinde oldukları görülür. Somutlaştırarak söyleyecek olursak Gökalp,
masallarında ve şiirlerinde millî motiflere yer vererek Kızıl Elma’da Türkçülük
mefkûresini; Tembel Ahmet ve Küçük Şehzade’de çalışkanlık ve dürüstlüğün
neler kazandırabileceğini; Keloğlan ile Kuğular’da halkın zulme karşı zaferini;
Düzme Keloğlan’da görünüşe kıymet vermenin kötü sonuçlarını; Pekmezci
Anne’de sabrın, Keşiş Ne Gördün’de iyi kalpliliğin faydalarını; Yılan Bey ile
Peltan Bey’de ise aile bağlarının önemini sade bir dille kaleme almıştır.
İnci Enginün, “Cumhuriyetin ilk nesillerinde, bu masal ve şiirlerle telkin
edilen millî ve beşerî değerler derin izler bırakmıştır.” demektedir.
   Bize göre de bu böyledir ve çok yerinde bir tespittir.
Gökalp’ın çocuk, çocuk eğitimi, çocuk ve edebiyat konularına ilişkin
düşünce ve yaklaşımlarını eserlerinde uyguladığını görürüz. Buna göre Ziya
Gökalp’ın çocuk edebiyatı sahasına dahil edebileceğimiz eserleri şekil, konu, dil
ve üslup, bakımından değerlendirildiğinde söz konusu yargının doğruluğu daha
iyi anlaşılacaktır.
  Ziya Gökalp, edebi eserlerinde Divan, Halk ve Batı Edebiyatı şekil
unsurlarını kullanmıştır.
Yetiştiği ve yaşadığı dönem itibariyle Gökalp’ın Divan edebiyatı’ndan
tamamen kopuk olması beklenemez. 1911 yılında Genç kalemler hareketi ile
başlayan dilde sadeleşme ve millîleşme cereyanına kadar Gökalp Klâsik
edebiyatımızdan kopmuş değildir. O, Fevziye Abdullah Tansel’in de tespit ettiği
gibi vezin olarak “ilk manzumelerinde aruzu” kullanmıştır.
   Divan edebiyatı nazım şekillerinden de gazelle şiirler yazmıştır.
Ancak onun çocuk edebiyatı alanına dâhil olan eserlerinde Divan edebiyatı
nazım şekillerinden herhangi birine rastlanmaz.
Daha sonra Ziya Gökalp’ın fikirleri belli bir sistematiğe oturunca edebi
eserlerin şekli konusunda net görüşler ortaya koymuş ve eserlerinde söz konusu
görüşlerini uygulamıştır. Bu aşamada Gökalp’ın manzumelerini bir kaçı hariç
özellikle Türk Halk ve Batı edebiyatının nazım şekilleriyle yazdığı görülmektedir.
   Bu uygulamanın gerekçelerini Türkçülüğün Programı’nı yazarken ortaya
koymuştur. Gökalp fikirlerini Türkçülük temeline oturturken Halka Doğru ve
Garba Doğru ilkelerini ortaya koyar. Bu doğrultuda Edebiyatımızın Millîleşmesi
ve İşlenmesi başlığı altında bu konuyu geniş bir şekilde açıklar:
“Türkçülüğe göre, edebiyatımız yükselebilmek için, iki sanat müzesinde
terbiye görmek mecburiyetindedir.
   Bu müzelerden birincisi Halk edebiyatı ikincisi Batı edebiyatıdır. Türkçü
şairler ve yazarlar bir taraftan halkın güzel eserlerini, öte yandan Batı’nın
şaheserlerini model olarak almalıdırlar. Türk edebiyatı, bu iki çıraklık devresini
geçirmeden, ne millî olabilir, ne de tekâmül edebilir. Demek ki edebiyatımız bir
taraftan halka doğru öbür yandan Batı’ya doğru gitmek mecburiyetindedir.”
Ziya Gökalp manzum eserlerinde millî veznimiz heceyi tercih eder. Bunu da
estetik Türkçülüğün bir gerekçesi olarak görür.
   Ziya Gökalp’ın söz konusu görüşlerine uygun olarak çocuklar için yazdığı
manzum masalların çoğu mesnevî nazım şekliyle yazılmıştır. Mesnevî nazım
şekliyle yazılmış bu manzum masalların en güzel örneklerini, Kızılelma, Ülker ile
Aydın, Küçük Şehzade, Alageyik, Kolsuz Hanım, Küçük Hemşire, Arslan Basat,
Türk’ün Tufanı, Küçük Tomris, Yeşil Boncuk, Yaradılış, Kendine Doğru ve
Limni’de Dicle Vadisi şiirlerinde görmek mümkündür.
   Divan edebiyatında mesnevî denince akla genellikle uzun manzumeler gelir.
Gökalp’ta ise durum her zaman böyle değildir. O, mesnevî için kısa denebilecek
tarzda manzumeler de kaleme almıştır. Kanaatimizce bu durum Ziya Gökalp’ın
mesnevîde özgün yanını oluşturmaktadır. Adı geçen mesnevîlerin vezni hecedir.
Gökalp, bu manzumelerinde hecenin muhtelif kalıplarını kullanmıştır. En çok
kullandığı kalıplar ise (6+5) 11’li ve (4+3) 7’lidir.
   Ziya Gökalp’ın çocuklar için yazdığı manzumelerin bir kısmı da Batı kaynaklı
nazım şekilleriyledir. Mektepli Hanım Kızların Marşı, Kurt ile Ayı, Yeni Atilla
ve benzeri yirmi manzume böyledir. Fevziye Abdullah Tansel, bu hususta şu
tespiti yapmaktadır:
   “Bunlar, esasını dörder mısralık kıt‘alar teşkil eden quatrain adı altında
toplanan nazım şekline girer. Gökalp’ın bu şekli kullandığı otuz iki
manzumesinden çoğu 1915-1922 yılları arasında basılmıştır. İlk şiirlerinde ise,
herhalde Servet-i Funûn şairlerinin te‘siri ile, yine Garp klasik nazmına ait üçer
mısralık kı‘alardan meydana gelen serbest terza-rima ile sone (sonet) şeklini
kullandığı görülür.”
   Gökalp’ın çoğunlukla kullandığı nazım şekilleri Halk edebiyatına ait
olanlardır. Tevhid, Türk’ün Tekbir’i, İlahi, Asker Duası, Hayat Yolunda, Yeni
Attila, Durma Vur, Şehit Haremi manzumelerinde görüleceği gibi en çok
kullandığı Halk edebiyatı nazım şekli koşmadır.
Ziya Gökalp bazen de Divan, Halk ve Batı edebiyatı kaynaklı nazım
şekillerini ve bu şekillere ait unsurları aynı manzumede birilikte kullanır. Arslan
Basat, Ülker ile Aydın, Kızılelma’da olduğu gibi. Olay, mesnevî şeklinde
kafiyelenmiş beyitlerle, diyaloglar ise dörtlüklerle verilmiştir.
   Öte yandan onun hiçbir şekle uymayan manzumeleri de vardır ancak bu
tarzda yazdığı manzumelerden çocuk edebiyatı kriterine uyanı yoktur.
Gökalp çocuklar için mensur eserler de kaleme almıştır. Bu eserler Türk
Halk masalları formundadır. Keloğlan, Tembel Ahmet, Kuğular, Nar Tanesi
Yahut Düzme Keloğlan, Keşiş Ne Gördün, Pekmezci Anne, Yılan Bey ile
Peltan Bey böyledir. Gökalp mensur eserleri içinde manzum parçalara da yer
vermektedir.
   Ziya Gökalp, Türkçülüğün teorisyenlerindendir. O, bu ideolojiyi “ilmî,
felsefî, estetik bir mektep başka bir deyişle, kültürel bir çalışma ve yenileşme
yolu”  olarak görür. Çalışmaları, görüşleri ve eserleri
de bu doğrultudadır. Çocuklara yönelik eserlerinde kültürel bir yenileşmeyi
sağlamak amacındadır. Eserleri özellikle konuları ve kaynakları bakımından
genel prensipleri ile paralellik arz eder. Konuları millîdir.
Amaç Türk milletini medeniyetçe yükseltmek ve kültürel olarak
kuvvetlendirmektir. Böylece Türk çocuklarına güçlü ve iyi bir karakter
kazandırmak Gökalp’ın başlıca hedefidir.
   Gökalp, kendi millî kültürümüzü tanıyıp, o vasıtayla millî zevki tatmadan
diğer kültürlere gitmenin doğru olmadığını düşünür. Bir insanın millî zevki
tadacağı ilk devre ise çocukluk devresidir. Gökalp bu bilinçle millî ve kültürel
konulara yönelmiş halk edebiyatından faydalanmıştır. Bu yönelişin sebeplerini
şöyle izah eder:
   “Her millette, güzellik telakkisi başkadır. Bir milletin güzel gördüğü şeyleri,
diğer millet çirkin görür. Bu suretle, zevkin millî olması lâzım gelir. Gerçekten
de her milletin millî bir zevki vardır.
Millî zevki bulmak için halka doğru gitmek, halk sanatlarından uzun uzadıya
estetik bir terbiye almak lâzım olduğunu anladık.”
“Devletler, kendi sanayilerini korumak ve geliştirmek için, yüksek gümrük
vergilerini koymak suretiyle, dış alım satımların serbestçe devamını önlerler.
Kavimler, millî dillerinin saflığını korumak için yabancı kelimeleri dillerine
sokmamağa, edebiyatlarını millîleştirmek için milletler arası nitelikteki klasik
edebiyatı bırakarak, konu ve esaslarını halk edebiyatından almağa çalışırlar.”
Ziya Gökalp, edebî eserlerin konuları bakımından Türk halk edebiyatına
dayanması ve bunların Batı edebiyatında görülen terbiyeye göre işlenmesi
gerektiğini savunur. Çünkü o, Türk halk edebiyatı ürünlerinin yüksek estetik
değere haiz olduğu, yüksek sanat değeri taşıdığı görüşündedir. Bu eserlerin
ihmal edilmemesini ister:
   “Türk halk masallarıyla halk şiirinin güzelliği Türklerin estetik sahasında
büyük bir kabiliyete malik olduklarını gösterir. Fakat yazık ki Osmanlı
sanatkârlarının hatası yüzünden, şimdiye kadar bu sanat kabiliyeti Avrupaî bir
terbiyeden mahrum kalmıştır.”
“Edebiyatımız yükselebilmek için iki sanat müzesinde terbiye görmek
mecburiyetindedir. Bu müzelerden birincisi halk edebiyatı, ikincisi batı
edebiyatıdır...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 10 Mayıs 2010, 21:21:00 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ÇOCUK EDEBİYATI  VE  ZİYA GÖKALP

   Halk edebiyatı ne gibi şeylerdir. İlkin masallar, fıkralar, efsaneler, menkıbeler,
üstureler; ikinci olarak, ata sözleri, bilmeceler; üçüncü olarak, maniler, koşmalar,
destanlar, ilahiler, dördüncü olarak; Dede Korkut Kitabı, Aşık Kerem, Şah
İsmail, Köroğlu gibi hikayelerle ceng-nameler, beşinci olarak; Yunus Emre,
Kaygusuz, Karacaoğlan, Dertli gibi tekke ve saz şairleri, altıncı olarak; Karagöz
ve Nasrettin Hoca gibi canlı edebiyatlar.
Edebiyatımız bu modellerden ne kadar çok feyiz alırsa, o kadar çok
millîleşmiş olur...
   Edebiyatımızın Batı şaheserleri müzesinde geçireceği çıraklığa da millî
edebiyatımızın batılılaşması diyebiliriz.
Bu ifadelerden anlaşıldı ki, millî edebiyatımız millîleştirme ve batılılaştırma
adları verilen iki terbiye devresinden geçtikten sonra hem millî hem de Avrupalı
bir edebiyat haline girecektir.”
   İşte Ziya Gökalp bu düşünceler ışığında Türk milletini yükseltmek için
çalışmıştır. Çocuklar için kaleme aldığı kısa manzumeler, şiirler, manzum ve
mensur hikayeler, masallar bu çabanın sonucudur.
   Kızılelma ve Alageyik, Gökalp’ın Turan mefkûresini anlatan sembolik
hikâyelerdir. Ülker ile Aydın manzumesinde de Turan kelimesi sembolik olarak
kullanılmıştır. Bir büyü sonucu ceylan şeklini alan Aydın, kardeşi Ülker’in yeni
doğan ve Turan adı verilen oğlunu görür görmez eski şeklini alarak insan olur.
Gökalp’ın çocuklar için yazdığı eserler dışında da Turan ülküsünü işlediği
eserleri vardır. Fevziye Abdullah Tansel’in tespitine göre 1915 yılı başından
itibaren Gökalp, Turan ülküsünü anlatma ve yayma maksadıyla hiçbir şiir
yazmamış 1916’da yazdığı Lisan şiirinden sonra Turan’ı mefkûre anlamında
kullanmaya başlamıştır. Türklük’ün yakın mefkûresi olan Oğuzculuk fikrini
işleyen tek şiiri ise Ötüken Ülkesi’dir.
   Ziya Gökalp’ın vatan sevgisini işleyen eserlerinin bazıları yaşadığı dönemin
olaylarını konu alır. Bu eserler sayı bakımından pek çok olmakla beraber
çocukların faydalanabileceği Kolsuz Hanım adlı eser İzmir ve Edirne’nin işgali
ile geri alınmasını anlatan sembolik bir hikâyedir. Belli bir olayla ilgili olmaksızın
çocuklara vatan sevgisini aşılamak maksadıyla yazdığı eserleri ise Kurt ile Ayı,
Şehid Haremi, Asker Duası, Türk’ün Tufanı, Yeni Attila, İlahi, Yeşil Boncuk,
Küçük Tomris’tir.
   Gökalp’ın Atatürk, Enver Paşa, Tal‘at Paşa, Ömer Naci gibi yakın
tarihimizde derin izler bırakmış şahsiyetleri çocuklara tanıtan şiirler yazması hiç
şüphesiz faydalı olmuştur. Ancak bu şiirler, anlatım, dil, muhteva ve benzeri
özellikleri göz önüne alınarak değerlendirildiğinde çocuk edebiyatına dâhil
edilemez.
   Türk destanlarından ve Türk halk hikâyelerinden faydalanarak yazdığı eserler
arasında Tepegöz ve Boğaç Han hikâyelerini sayabiliriz. Fevziye Abdullah
Tansel’in adı geçen eserlerle ilgili olarak kaleme aldığı şu tespit önemlidir.
“Gökalp, ‘ümid ederiz ki, sanatkâr bir şairimiz çıkar da devletimizin esası
olan Kayı Boyu’na ait bu iki menkıbeden millî bir Şeh-name, bir Altun Destan
çıkarır’ dileğinde bulunur. Ergenekon’dan sonra Tepegöz ve Boğa ile Boğaç
hikayelerini manzum olarak Anadolu lehçesine çeviren şairimiz, bu iki
hikayedeki vak‘aları mantıklı sıraya bağlı kalarak Arslan Basat adlı hikayesini
yazdı. Tepegöz hikayesinin kahramanı Basat, Oğuz ilini Ergenekon’a benzer
ikinci bir felaketten kurtarmıştır. Arslan Basat hikayesinin son kısmında, Oğuz
ilinin Tepegöz’den kurtarılması ile İstiklâl Savaşı’mız, Tepegöz’ü mahveden
Arslan Basat ile Türklerin yetiştirdiği kahramanlar ve Atatürk arasında bağlılık
yaratmıştır.”
   Ayrıca Ziya Gökalp, halk masallarını manzum olarak düzenlemeye
çalışmıştır. Bunlar arsında Yaradılış Kozmogonisi adlı eseri dikkat çekicidir.
Gökalp’ın halk edebiyatına ait ürünlerden faydalanarak yazdığı eserler
üzerine müstakil bir çalışma yapan Rıza Filizok, eserleri belli bir sistematiğe
bağlamış ve bunları geniş bir şekilde incelemiştir. Bu incelemede Rıza Filizok,
Gökalp’ın söz konusu eserlerini şöyle tasnif etmektedir:
“Ziya Gökalp’ın Masalları
A- Dede Korkut Hikayelerine Dayanan Masallar
1- Arslan Basat
2- Deli Dumrul
B- Temelinde Belli Bir Halk Masalı Bulunan Masallar
1- Küçük Şehzade
2- Ülker ile Aydın
3- Kolsuz Hanım
4- Yılan Bey ile Peltan Bey
5- Keloğlan
6- Nar tanesi Yahut Düzme Keloğlan
7- Keşiş Ne Gördün
8- Pekmezci Anne
9- Tembel Ahmet
10- Küçük Hemşire
C- Çeşitli Motiflerin Birleştirilmesiyle Meydana Getirilmiş Masallar
Kızılelma
D- Yabancı Kaynaklı Masallar
Kuğular
Ziya Gökalp’ın Şiirleri
A- Konusunu Eski Türk Ustûrelerinden Alan Şiirler
B- Şekil ve Muhteva Yönünden Tasavvufî Halk Şiiri ve Saz Şiirinden
Unsurlar Taşıyan Şiirler
C- Tekerleme, Mani, Masal Gibi Kolektif Bir Karakter Taşıyan Halk
Edebiyatı Ürünlerinden Yararlanarak Yazılan Şiirler”
Aynı çalışmanın sonunda Filizok, Gökalp’ın eserlerinde muhteva konusuyla
ilgili olarak şu tespite yer verir:
“Ziya Gökalp, Türk milliyetçiliğinin temeli olarak gördüğü Türk halk
kültürüne yönelmiş, Türk halk edebiyatını kurulacak yeni edebiyatın temeli
olarak görmüştür.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 10 Mayıs 2010, 21:27:47 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ÇOCUK EDEBİYATI  VE  ZİYA GÖKALP

 Ziya Gökalp’ın eserlerinde, halk edebiyatı kaynaklı ancak batılı
anlamda işlenmiş konular yer alır. Kaynağı Türk halk edebiyatı olmayan konular
ise halk edebiyatı formunda işlenmiştir.
Görüşleri ve eserleriyle Ziya Gökalp’ın fikir tarihimizde olduğu kadar, kültür,
sanat ve özellikle edebiyatımızda da seçkin bir yeri vardır. Ziya Bey’e göre,
edebiyat milli kültürümüzün ele alınması gereken en önemli bölümlerinden
biridir. Bu düşüncesi doğrultusunda edebiyat kavramı üzerine pek çok fikir
ortaya koymuştur. Edebiyat dille yapılan bir sanat dalıdır. Edebiyat kavramı
üzerine düşünenler yoğunlukla dil konusu üzerinde kafa yorarlar. Ziya Gökalp
da hem edebiyatın hem de kültürün ana unsuru olarak gördüğü dil konusuna
çok sık temas etmiştir.
   Fikirleri bütünüyle incelendiğinde, Ziya Gökalp’ın yeni bir toplumun
temellerini oluşturmak istediği görülür. Bu yeni toplumun ise yeni bir dil
anlayışına ihtiyacı vardır. Toplumumuza temel olarak Türkçülüğü alan Gökalp,
yeni dil anlayışına “Lisanî Türkçülük” adını verir. Osmanlı döneminde
edebiyatta, dilde, ahlakta, musikide ve bilimde ikilik olduğunu öne süren
Gökalp, bu konulardan dille ilgili olarak şunlar söyler:
“Bundan beş yıl önce, memleketimizde yan yana iki dil yaşıyordu. Bunlardan
birincisi, resmi bir kıymete malikti ve yazıyı inhisar altına almış gibiydi. Buna
Osmanlıca adı veriliyordu.
   İkincisi, yalnız halk arasında konuşulmağa münhasır kalmış gibiydi. Buna da,
küçümseyerek, Türkçe adı veriliyordu ve avama mahsus bir argo zannediliyordu.
Halbuki, asıl tabiî ve hakiki dilimiz bu idi. Osmanlıca ise, Türkçe, Arapça ve
Acemce’den ibaret olan üç dilin gramerini, sentaksını, lügatini birleştirmekle
husule gelmiş sun‘i bir karışımından ibaretti. Bu iki dilden birincisi, tabii bir
teşekkül ve günlük hayatta kullanılmak suretiyle, kendiliğinden vücuda gelmişti.
Bundan dolayı milli kültürümüzün diliydi. İkincisi ise, fertler tarafından usulle
ve iradeyle yapılmıştı. Bu dil aşuresinin içine, yalnız bazı Türkçe kelimeler ve
takılar karışabilirdi. Demek ki, Osmanlıca’nın milli kültürümüzde pek az bir payı
vardı.”
   Bu tespitleriyle dilimizdeki ikiliğe vurgu yapan Ziya Gökalp söz konusu
ikiliğini aydın-halk kopukluğunu ortaya çıkardığını söyler. Milletleri millet yapan
bağın eğitimde, kültürde yani duygularda birlik olduğunu söyleyen büyük
düşünür bu bağın kurulabilmesi için dilde birlik kurulması gerektiğine
inanmıştır*. Bu birlik Türkçülük anlayışının prensipleri doğrultusunda “halka
doğru” gitmek suretiyle sağlanacaktır. Halkla aydının kaynaşması için birbirlerini
anlayacakları bir dil gerekti. Bu dilin Osmanlı aydınının kullandığı dil
olamayacağını gören Ziya Gökalp konuşma dilini yazı dili haline getirmeyi
hedefler. Bunun nasıl yapılacağını da Türkçülüğün Esasları adlı eserinde “Lisanî
Türkçülüğün Umdeleri (Dilde Türkçülüğün Prensipleri)” başlığı altında
maddeler halinde açıklar. Yeni Türk dili konusundaki düşüncelerini özetleyerek
bugünkü Türkçe’nin genel prensiplerini belirleyen Ziya Gökalp görüşlerini
edebî eserlerine yansıtmıştır. Çocuk edebiyatı sahasına dahil edebileceğimiz
eserlerinde prensiplerini ortaya koyduğu Türkçe’yi kullanmıştır.
Halkı aydınlatmak için onun dilini kullanmak gerektiği gerçeğinin farkında
olan Gökalp’in eserlerinde kullandığı dil halkın dilidir.
   Ziya Gökalp halk dilini kullanırken şive ve ağız özelliklerini ortadan
kaldırmıştır. Eserlerini edebi İstanbul ağzıyla yazar. Özelikle temelini Dede
Korkut hikâyeleri ve halk masallarından alan eserleri dil yönünden istediği gibi
işlemiştir. Millîleşmek ve ilerlemek için halka doğru gitmek gerektiğini düşünen
Gökalp edebi eserlerinde halk edebiyatını kaynak olarak görmüş ve halkın diliyle
yani konuşulan Türkçe ile eserler vermiştir. Bu yargının hemen ardından
belirtmek gerekir ki, Gökalp kaynağı halk edebiyatı olan eserleri ve halkın dilini
belirli bir sistematiğe göre işlemiştir. Bu sistematik yukarıda alıntı yaptığımız
prensiplerdir. Milli edebiyat cereyanı içinde dilde sadeleşme fikrinin öncülüğünü
yapan Gökalp o tarihe kadar yazılı edebiyatta ve aydın çevrelerce edebi bir dil
olarak kullanılmayan konuşma dilini edebiyata taşıması bakımından çok önemli
bir şahsiyettir. Bugünkü yazı dilinin de temeli olan bu yeni edebi dilin fikir
mimarı Ziya Gökalp’tır.
   Çocuklar için yazdığı bütün eserlerinde sade ve akıcı bir dil kullanarak,
günümüze kadar tüm çocukların beğenerek okudukları eserler meydana
getirmesi yanında günümüz yazılı çocuk edebiyatının dil problemini de ortadan
kaldırmasıyla Ziya Gökalp’in çocuk edebiyatı içinde özel bir yeri vardır.
Konularının çoğunu sözlü edebiyattan almakla beraber Gökalp’in eserleri dil ve
üslup yönünden çok orijinaldir. Bu orijinallik söz konusu dil ve üslup
özelliklerinin ilk olmasından kaynaklanır.
   “Ziya Gökalp edebi eserlerinde halkın konuştuğu dili kullanır” tespitini
yaparken anlatılmak istenen onun halkın konuştuğu kelimeleri kullandığıdır.
Zira edebi eserin dilinin günlük konuşma dilinden farklı olduğu bilinen bir
gerçektir. Edebi eserlerinde günlük konuşma dilin kelimeleriyle edebiyat
yapılabileceğini ispatlayan Gökalp aynı zamanda dilde Türkçülük ilkesini ve
Türk dilinin zenginliğini ispatlamış olmaktadır. Gökalp’in eserlerinde kullandığı
dil ve üslup başarılı da olmuştur. Mesela yazıldığı günden beri Alageyik, Yeşil
Boncuk, Kurt ile Ayı gibi manzumeler her Türk çocuğunun belleğinden iz
bırakmış, bir tekerleme gibi söylenegelmiştir. Gökalp’in masalları birer halk
masalı hüviyetinde anlatılagelmiştir. Onun Ülker ile Aydın, Keşiş Ne Gördün,
Tenbel Ahmet, Kuğular ve diğer masallarını bilmeyen pek az çocuk vardır. Ziya
Gökalp’in eserlerinin her dönemde sevilerek okunmasında, birçok sebep
olmakla birlikte, asıl sebep bu eserlerin dil özellikleridir.
   Her yazar ve şair sözü etkili kılmak için uğraşır. Bunu nasıl başaracağı ise
yazarın veya şairin üslubuna bağlıdır. Bunu yapabilmek için edebi sanatlara ve
yoğun bir anlatıma yer vermemek Ziya Gökalp’ın en önemli üslup
özelliklerinden biridir. O anlatımındaki akıcılığa ve güzelliğe sadelikle ulaşmayı
başarır.
  “Çocuktum ufacıktım,
   Top oynadım acıktım.
   Yolda buldum bir erik,
   Kaptı bir alageyik.”

   dizelerindeki rahat söyleyiş
  “Yüce Tanrı! Biz ki yavru Türkleriz,
   Sana geldik, vatan için duaya
   Yurdumuzun necâtını dileriz
   Elimizi açtık işte semaya
   Biz yalvarır iken, söyle: Amin
   Duamızı kabul eyle: Amin”

   dizelerindeki samimi ve içten anlatım tarzı söz konusu sadeliğin örnekleridir.
   “Ben bir küçük çocuğum,
     Var bir yeşil boncuğum.
...
    Üstünde bir güzel kız
    Resmi var; Ay ve yıldız”

Örneklerinde de görüleceği gibi rahat bir söyleyiş, sade bir dil ve anlatımı
güçlendiren Gökalp gereksiz kelime kullanımından kaçar. Masal üslubuyla
yazdığı manzumelerde de nesir halindeki masallarında da bu durumu görmek
mümkündür. Gökalp halk masallarının kalıplaşmış giriş ve bitiş motiflerini
kaldırmıştır. Halk masalının içinde yer alan manzum sözleri, aslını bozmamaya
itina göstererek onarmış, şekil ve dil özellikleri bakımından, güzelleştirmek
amacıyla işlemiştir. Ancak masalları kendi üslubuyla yazarken halk masallarının
anlatım özelliklerini tamamen ortadan kaldırmamış, onlardan birer üslup unsuru
olarak faydalanmıştır. Mesela Kızılelma şiirindeki
Bir varmış bir yokmuş, Tanrı’dan başka
Kimseler yok imiş, yakın zamanda
başlangıcı buna güzel bir örnektir.
Ziya Gökalp anlatımında zenginliği sağlamak için eserlerini halk edebiyatı
unsurlarıyla güçlendirir. Bu konuda Rıza Filizok şöyle demektedir:
“Gökalp daha yoğun bir masal atmosferi elde edebilmek için işlediği masalı
diğer masallardan aldığı unsurlarla zenginleştirir. Bununla birlikte Gökalp’ın
masalları, üzerimizde masaldan çok hikaye tesiri bırakır. Bunun sebebi yazarın
konu, şahıslar, zaman ve mekan üzerinde modern bir hikaye tavrıyla durmasıdır.
Gökalp, yukarıdaki kategorilerle ilgili teferruat üzerinde duruşuyla, tasvirlere yer
verişiyle, masala yabancı olan motivasyonu masallarına ilave edilişiyle masallarını
hikayeleştirmiştir.”
Üslup bakımından, sıfatın çok kullanıldığı eserler süslü kabul edilir. Gökalp
özellikle masallarında bol sıfat kullanmıştır. Ancak bu durum onun eserlerini
süslü yapmaz. Gökalp kullandığı sıfatlarla eserlerine şairâne bir bakış tarzı, değer
hükümleri ve bir duygu yükü katar. Gökalp’ın diğer bir üslup özelliği ise
eserlerinde diyaloglara fazlaca yer vermesidir. Hem manzum hem nesir
eserlerinde her zaman diyaloglar görmek mümkündür.
   “Üvey ana dedi: “Artık çekemem
Bu afacan çocukların derdini;
Ya bunları evden çıkar, ya beni…
Baba dedi: “Sen üzülme bu elzem”
dizeleriyle başlayan ülker ile Aydın manzumesinde bunun çok örneği vardır.
Kolsuz Hanım, Alageyik, Kurt ile Ayı, Pekmezci Anne, Kızılelma ve diğer
bütün eserlerinde aynı özellikleri görürüz. Bu durumu Rıza Filizok, Gökalp’ın
eserlerinin manzum tiyatro dilinin eşiğine geldiğini söyleyerek açıklar. Filizok
söz konusu diyaloglarla ilgili olarak da şu tespiti yapar:
“Halk masallarında şahısların konuşmaları onların sosyal mevkilerine vb.
göre değişmez. Gökalp, modern bir tiyatro yazarı gibi kahramanlarını
karakterlerine uygun bir tarzda konuşturmuştur.
Ziya Gökalp, bu tür edebî faaliyetleri ile halk kültürüne ve halk edebiyatına
dayanarak, modern edebi eserler verilebileceğini göstermiş ve kendisinden sonra
bu yolda çalışanlara ciddi bir örnek olmuştur.”
Ziya Gökalp’in çocuklar için yazdığı eserlerde anlatıcı üçüncü şahıstır. “O”
anlatımı vardır. Bu anlatıcı olaya müdahale etmez. Olayın dışında gördüğünü
anlatan bir anlatıcı vardır. Çocuklara yazdığı eserler içinde nazım ve nesir
masallar ağırlıkta olmasına rağmen klasik masal anlatıcısı durumunda olmayan
anlatıcı çoğu zaman kahramanları konuşturmayı tercih eder. Bu eserlerde
anlatıcı görülen geçmiş zamanı kullanmakla birlikte, geniş zamanı da kullanır.
Gökalp’ın eserleri içinde “Ben” anlatıcı kullanıldığı da olmuştur. Daha çok bir
çocuk sözüyle yazdığı Alageyik, İlahi, Yeni Attila, Yeşil Boncuk bu
eserlerdendir.
Gökalp anlatımında mahalli ve argo tabirler, deyimler ve kelimeler
kullanmaz. Kendi dünya görüşüne uygun olarak Türk kültürüne ait kelime, tabir
ve deyimleri kullanmıştır. Gramer ve köken olarak Türkçe kelimeler kullanan
Gökalp anlam bakımından da kelimeleri seçmiş ve yabancı kaynaklı olanları
tercih etmemiştir. Manzum eserlerinde Türkçe cümle yapısının kurallı şeklini
tam kullanmasa da cümle yapıları sağlamdır. Nesir tarzı eserlerinde ise cümleler
kurallı ve gramatik olarak kusursuzdur.
Edebiyatın konusu insandır. İnsanoğlunun serüvenini, özlemlerini, yaşayışını
anlatan edebiyat, konusunun insan olması münasebetiyle sosyal bazı görevler
üstlenmiş durumdadır. Bu görev birtakım mesajları topluma ulaştırmaktır.
Edebiyatçı bu görevi üstlenmiş kişidir. Toplumun bütün sorunlarını gören yazar
veya şair eserlerinde bazı çözümler sunması yanında insanoğlunun iyiye, güzele
ve doğruya yönelmesi için telkinlerde bulunur. Söz konusu telkinler edebiyat
aracılığı ile yapılır. Cahit Kavcar bu konuyu şöyle özetlemektedir:
“Sanat, hem kişinin yaratıcı gücünü geliştirmek, hem de insanlık niteliklerini
yüceltmek için güçlü bir araçtır. Kalpten kalbe giden en sıcak, en dolaysız ve en
sağlıklı araç. Sanatçı, duyarlığı, düşünüşü ve yorumlayışı ile dikkati çeker, öteki
insanlardan ayrılır. Çünkü o, toplumun ve yurdunun insanlarının özlemlerini,
ihtiyaçlarını en iyi duyan ve sezen kişidir.
   Genel anlamda sanatın ve sanat eserinin asıl amacı yaşamı kolaylaştırmaktır.
Çünkü yaşamı yalnızca teknolojik araçlar kolaylaştırmaz. İnsanları iyiye, güzele
ve doğruya yöneltme, güzellik duygusunu geliştirme ve toplumun ilerlemesi
yolunda hizmet etme, sanatın temel işlevleri arasında yer alır.
Sanatçı, örneğin bir yazar bu ödevlerini, bazen iyiyi canlandırmak, bazen de
kötüyü, toplumun ve insanın aksak yanlarını sergilemek biçiminde yerine getirir.
Vereceği dersi yasa maddeleri ya da ders notları ezberletir gibi kuru kuruya değil,
sezgi, yaşantı ve telkin yoluyla, estetik yolla verir. Bu yönüyle sanat, genel
anlamda eğitimin bir organı ve aracıdır.”
İnsana ve topluma edebiyat aracılığı ile ulaşmak ve bazı değerleri telkine
çalışmak edebiyatçıların hemen hemen tamamının yapmak istediği bir şeydir.
Ziya Gökalp da aynı düşünce doğrultusunda hareket eden bir mütefekkir ve
edebiyat adamıdır. O da çocuklara yönelik yazdığı eserlerde, Türklük ve insanlık
için önemli gördüğü değerleri işler. Bu anlamda onun çocuk edebiyatı
bünyesindeki eserleri mesajlarla doludur. Kullandığı dil ve ifade, seçtiği konular
bu mesajları çocuğa daha iyi ulaştırmak içindir. Bu hususta İnci Enginün şu
tesbitlerde bulunmaktadır
“Gökalp’in halk masallarından derleyerek Türklük değerine göre baştan
yazdığı masallardan manzum olanları, çocukların kolayca anlayıp
ezberleyebilecekleri şekilde hecenin kısa kalıplarıyla söylenmiştir. Nesir olanların
da dili son derece sadedir. Fakat her masal, milli ve beşerî bir değer telkin
edecek tarzda yeni baştan inşa edilmiştir.”
Buna benzer bir tespiti Rıza Filizok da yapar. Filizok, Gökalp’in çocuklar
için yazdığı masallar üzerine bir değerlendirme yaparken şunları söylemektedir:
“Halk masallarında “kıssadan hisse” çıkarma geleneği yoktur. Gökalp
fabllerde ve park hikayelerinde görülen bu tekniği masallarda kullanmıştır.
Ancak onun masallarında “kıssadan hisse çıkarmak” yeri “kıssadan sosyal plana
geçiş”’e bırakmıştır.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.091 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.