Türkçe
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 29 Ekim 2020, 10:31:41


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçe  (Okunma Sayısı 2130 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kam - Şaman
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 217


Bozkurt


« : 25 Mayıs 2011, 14:34:27 »

Bir milleti bir arada tutan en önemli etkenlerden biri dildir. Bu yüzden milliyetçi olan birinin milliyetini koruması için esasen evvela dilini koruması gerekir. Dilinin korumayan bir insan kendi kültürünü koruyamadığı gibi zamanla soyunu da koruyamayacak ve yok olup gidecektir. Meselâ Örneğin Romalılar ele geçirdikleri ülkelerdeki insanların önce dillerini ele geçirip daha sonra tam sömürge yapabilmişlerdir.

Dil bir milletin geçmişiyle bağ kurabildiği en büyük unsurdur. Bugün Orhun kitabeleri çözülmemiş olsaydı ve biz tarihimizden habersiz kalsaydık Türk adının yaşaması mümkün olmazdı. Bu sebepledir ki Atatürk “Türk demek dil demektir, ne mutlu Türk’üm diyene” demek suretiyle ile Türk’ün dilinin önemi üzerine durmuştur.

Başbuğumuz aynı zaman da Türk dili hakkında “Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her mefhumu ifâdeye kâbiliyeti vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lâzımdır” diyerek Türk dilinin eşsiz zenginliğini de dile getirmiştir.

Türkçeyi küçümseyen, yetersiz bulan kişiler esasında onun ne derece zengin olduğu hakkında bir kanaatlerinin bulunmamasından ve aydın denen kesimin yabancı dillere olan eğiliminden ve tutkularından dolayı kültür ile olan sıkı ilişkisini göz ardı etmelerinden kaynaklanmaktaydı.

Türkçe, anlatım gücü açısından yazın dilinin yanı sıra halk ağzında da çok belirgin olarak ortaya çıkan her kavramı karşılayabilecek mükemmel bir türetme yeteneğine sahiptir. Örneğin deyimlerimiz başka hiçbir dilde görülemeyecek derece olayları, durum ve davranışları müthiş bir betimleme becerisi vardır. Mesela “bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü” deyiminin bir benzerini başka hiçbir dilde bulamayız ve hatta başka bir dile tercüme edemeyeceğimiz derecede zengin bir betimlemedir.

Türkçenin bir bölüm lehçesi bugün bir dil gibi algılanışı, Asya’nın kuzeydoğusunda Avrupa’nın içlerine kadar birçok alanda konuşulması ve söz varlığı bir bütün olarak incelendiğinde tarihin en güçlü ve en köklü ve en eski dili olduğu rahatlıkla ortaya çıkacaktır.

Sibirya (Sabarya – Sabar Türklerinin yurdu kabul edilir) Kuzey buz denizi kıyılarından iç bölgelere doğru, geniş bir coğrafyada konuşulan ve bizim konuştuğumu Türkçeden farklı olan Yakutçadan Kazakistan’daki Kazakçaya, İran’daki Halaç Türkçesinden Kırım Tatarcasına, Moldovya’nın güneyiyle Ukrayna’nın bir bölümünde konuşulan Gagauz Türkçesine kadar pek çok coğrafyada Türkçe konuşulmaktadır.

Bugün konuştuğumuz Türkçenin atası kabul edilen Ana Türkçe, Ön Türkçe veya İlk Türkçe (proto-turkic) adı verilen kökenden gelir. Nispeten bazı değişimlere uğramışsa bile yine de zenginliğini ve eşsizliğini, üretkenliğini yitirmemiştir. 7. – 8. Yüzyıllardan kalma Orhun ve ondan daha eski olan Yenisey yazıtlarından çok daha önceleri, hatta binlerce yıl önce oluştuğu anlaşın Türkçenin varlığını bu yazıtlar sayesinde anlamaya ve algılamaya çalışıyoruz.

1969 yılında Issık gölü civarında Esik kurganından çıkan ve Hun mezarları ile benzerlikleri dikkat çeken 4.000 kadar eşyanın içinde bulunan bir çanakta Köktürk (Göktürk) abacasına yakınlığı tespit edilen 26 harflik bir yazı bulundu. M.Ö 5 veya 6. Yüzyıla ait olan bu yazı Türkçenin tarihinin köklüğüne işaret etmekteydi.

Yine Prof. Dr. Ekrem Memiş, M.Ö 2.250 yılına ait yani bundan tam 4.250 yıl önce Türk adının geçtiği bir çivi yazısının bulunduğunu açıklamıştı. En eski yazı kaynağı kabul edilen Sümerlerin M.Ö. 3.200’de olduğunu düşündüğümüzde Türkçenin ne kadar köklü bir dil olduğu ve bulunan yazıtta Türki Krallığı olarak adlarının geçtiğini de öğrenmiş olduk. Böylece aslında Türk adı kullanılan ilk devletin Köktürkler olduğunun yanılgısını anlamış olarak ilk defa bundan 4.250 sene evvel Türk adının mevcut olduğunu ve Türk ırkını sulandırmaya çalışanların bunun sonucunda ağır bir tokat yediği de gerçektir.

Neyse konumuza dönelim. Türkçenin söz varlığı konusuna eğilecek olursak özellikle İslamiyetin kabulünden sonra Arapça ve Farsçanın güçlü baskısı altında kalmış olmasına rağmen öz niteliklerini ve üretkenliğini kaybetmediği görülür. Meselâ Örneğin “elinize sağlık, kolay gelsin, başınız sağ olsun” veya ikileme (Ör: "karınca kararınca", "eğri büğrü") dediğimiz başka hiçbir dilde bulunmayan mükemmel öğeleri kendinde barındırmaya devam etmiştir. Özellikle bir dönem Arapça ve ardında da Farsçanın hâkimiyet egemenlik politikaları yüzünde resmi dil kabul edilmesi Türkçe açısından ciddi darbelere neden olmuş ve kültür erezyonuna da yol açmıştır. Fakat buna karşın halk ozanları, büyük insanlar olarak kabul gören kişilerin (Dede Korkut, Yunus Emre, Ahmet Yesevi vb…) sadece Türkçe konuşan insanlardan oluşması halk tabanında Türkçeye verilen önemi de vurgulamak anlamında güzel bir örnektir.

Bugünkü yazım dilimiz yabancı öğeler ile birlikte yaklaşık olarak 65.000 civarından sözcük barındırmaktadır. Buna karşın halk ağzında 80.000 – 100.000 civarında sözcük bulunmaktadır. Bu da Türkçenin anlatım gücü ve türetme yeteneğini açıkça ortaya koymaktadır.

1931 yılında dilimiz üzerinde yapılan inceleme sonucunda Türkçe kökenli sözcüklerin konuşulan dile oranı %35 olarak tespit edilmiştir. Tabi burada Başbuğu Atatürk’ün katkılarını unutmamak lazım, onun sayesinde gerçekleşti bunlar. Kendisinin Türk diline olan katkısı ileride kendisini gösterecekti. Nitekim 1946’da % 57, 1970li yıllarda ise %70lere çıkmıştır. Bugün ise %68 – 78 aralığındadır. Yeterli olmamakla birlikte dilimiz açısından oldukça sevindirici bir unsurdur.

Diğer taraftan halk ağzı ile birlikte dilimizde 5.500 civarında atasözü ile 7.000 civarında deyim var olduğunu da göz önüne alırsak dil zenginliğimizin gitgide arttığı da aşikârdır. Ayrıca yazım dilinde bulunmayan, fakat Türk milletinin bilgeliğini ve deneyimini yansıtan sözler oldukça fazladır. Meselâ Örneğin “Yiğit harpte, dost kentte, kâmil insan hiddette belli olur” bunu güzel açıklar.

Biz Türkler dilimize sahip çıktıkça târihî tarihsel bağlarımız ve töremiz ile olan alakamızda artacağından özümüze dönmemiz ve gerçek kimliğimizi bulmamız açısından soy açısından saflığa verilen önem dil açısında da saflığa verilmelidir. Bu konuda Ulu Başbuğ Atatürk’ün veciz sözleri ile son vererek öneminin altını çizerek kapatmak istiyorum. Umarım dilimizi çok daha temiz ve saf kılabiliriz.

“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin gelişmesinde başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.”

“Türk milleti demek Türk Dili demektir. Türk Dili Türk milleti için mukaddes bir hazînedir. Çünki Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkının, menfaatlerinin kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sâyesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk Dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

“Ülkelerini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

“Kat’î olarak bilinmelidir ki Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayatında hâkim ve esas olacaktır.”

“Batı dillerinden hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı hâiz Türk bilim dili terimleri tesbît edilecektir.”

“Millî eğitimin ne demek olduğunu bilmekte hiçbir tereddüt kalmamalıdır. Bir de millî eğitim esas olduktan sonra onun lisânını, usûlünü, vâsıtalarını da millî yapmak zarûreti münâkaşa edilemez.”

“Türlü bilimlere âid Türkçe terimler tesbît edilmiş, bu sûretle dilimiz yabancı dillerin tesîrinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını kültür hayatımız için mühim bir hâdise olarak kaydetmek isterim.”


Atatürk’ün Türk bilimci ve eğitimcisine şu vasiyeti:
“Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz, ölene dek Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.” ( Atatürk’ün sözlerinin kaynağı ve ilâve bilgiler için: Bkz. Oktay Sinanoğlu, “Atatürk ve Türk Bilim Dili”, Bilim ve Teknik , sayı 59, sff. 8-11, Ekim 1972).

“Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz” (Söylev ve Demeçler, C. I, S. 311)

7 Nisan 2006

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk'ün yüreği çelikten kuvvetli, aklı kılıçtan kesindir. Türk orman gibi sessizdir fakat öfkesi ateş gibi yakıcıdır. Türk dağ gibi ağır ve sarsılmazdır fakat saldırışında rüzgâr gibi hızlıdır! Yeryüzünde Türk'ün bir eşi daha görülmemiştir...
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.265 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.