KARAYILAN ŞİİRLERİ ve DÜŞÜNCELERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2019, 02:13:15


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 7 8 [9]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KARAYILAN ŞİİRLERİ ve DÜŞÜNCELERİ  (Okunma Sayısı 23629 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KARAYILAN_rh
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 78



« Yanıtla #80 : 01 Temmuz 2010, 01:13:37 »


HIYANET-İ VATANİYE KANUNU

 

Son Türk Devleti olan, Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin, Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1020’de Başbuğ Mustafa Kemal tarafından açılmıştı. Türk Tarihinin en önemli ve kutlu günlerinden olan bu tarihten tam-tamına 6 gün sonra, Büyük Millet Meclisi, gerek kendisi, gerekse Türk Halkı için, son derece önemli bir kanun çıkarmıştı: Neydi bu kanun?

Hıyanet-i Vataniye Kanunu!..

Her devletin belli bir “Hain” potansiyeli vardır değil mi? Elbette, bizim de vardı ve halen de vardır!..

Şimdi, o kanunu hatırlayalım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından altı gün sonra çıkardığı yasa:

Bu yasaya göre TBMM’ye karşı ayaklananlar, sözle bile olsa varlığını inkar edenler vatan haini sayılacak ve ölüm cezası ile cezalandırılacaktı.

TBMM vatana ihanet edenleri kendi üyelerinin cezalandırmasını uygun gördü ve İstiklal Mahkemelerini kurdu.
 

Kanun Numarası : 2

Kabul Tarihi : 29 Nisan 1336 (1920)

Madde 1.

Makamı Mualla-yı Hilafet ve Saltanatı ve Memalik-i Mahruse-yi Şahaneyi yedi ecanipten tahlis ve taarruzatı defi maksadına matuf olarak teşekkül eden Büyük Millet Meclisi’nin meşruiyetine isyanı mutazammım kavlen veya fiilen veya tahriren muhalefet ve ifsadatta bulunan, hain-i vatan addolunur.

(Yüce hilafet makamı ve saltanatı ve ülkeyi yedi yabancı devlet güçlerinden kurtarmak ve saldırıları önlemek amacına yönelik olarak kurulan Büyük Millet Meclisi’ne karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazılarla muhalefet ve bozgunculuk edenler vatan haini olarak addedilir.)

Madde 2.

Bilfiil hıyanet-i vataniyede bulunanlar selben idam olunur. Ferden zimethal olanlar ile müteşebbisleri kanunu cezanın kırk beşinci ve kırk altıncı maddesi mucibince tecziye edilirler.

(Bilfiil vatan hainliği yapanlar asılarak idam edilir. Şahsen olaylara karışanlar ve teşebbüs edenler ceza kanununun kırk beşinci ve kırk altıncı maddesine göre cezalandırılırlar.)

Madde 3.

Vaiz ve hitabet suretiyle alenen ve ezmine-i muhtelifede eşhas-ı muhtelifeyi sirren ve kavlen hıyanet-i vataniye cürmüne tahrik ve teşvik edenlerle işbu tahrik ve teşviki suver ve vesaiti muhtelife ile tahriren ve tersimen irtikap eyleyenler muvakkat küreğe konulurlar.Tahrikat ve teşvikat sebebile madde-i fesat meydana çıkarsa muharrik ve müşevvikler idam olunurlar.

(Konuşmalarıyla halkı alenen vatan hainliği suçunu işlemeye tahrik ve teşvik edenler veya bu teşvik ve tahriki yazılarıyla ve çok değişik araçlarla yayanlar geçici kürek cezasına çarptırılırlar.Yapılan bu tahrik ve teşvik sonucunda bozgunculuk olayları çıkarsa teşvik ve tahrik edenler idam olunurlar.)

Madde 4.

Hıyanet-i Vataniye maznunlarının mercii muhakemesi ikar cürüm edilen mahaldeki bidayet ceza mahkemesidir. Ahvali müstacele ve fevkalade maznunun derdest edildiği mahal mahkemesi de icrayı muhakeme ve itayı karara salahiyettardır.

(Vatana ihanet zanlılarının yetkili mahkemesi suçun işlendiği yerdeki Ceza mahkemesidir. Olağanüstü ve aceleyi gerektiren durumlarda zanlının yakalandığı yerdeki ceza mahkemesi de yargılama yapmaya ve karar vermeye yetkilidir.)

Madde 5.

Hıyanet-i Vataniye maznunlarının muhakemesi bidayet ceza mahkemelerinden verilecek gayrı muvakkat tevkif müzekkeresi üzerine her halde mevkufen icra edilir.

(Vatana ihanet zanlılarının muhakemesi, ceza mahkemelerinden verilecek kesin tutuklama belgesi üzerine her yerde tutuklu olarak yapılır.)

Madde 6.

Zabıta-yı adliye memurlarının tanzim edecekleri tahkikat-ı iptidaiye evrakı daire-i istinkade tevdi olunmaksızın mahallin en büyük mülkiye memuruna ita olunur ve onun tarafından dahi müdde-i umumiler vasıtasıyla yirmi dört saat zarfında mahkemeye verilir.

(Adli zabıta memurlarının düzenleyeceği ilk tahkikat belgeleri o bölgenin en yüksek rütbeli mülki memuruna verilir ve onun tarafından savcılar aracılığıyla mahkemeye iletilir.)

Madde 7.

Hıyanet-i vataniye maznunlarına ait muhakemat, bir sebebi mücbir olmadıkça azami yirmi dört günde bir hükme rapt olunacaktır.Bu müddeti bila sebebi mücbir tecavüz ettiren mahalli zabıtası ile mahkeme heyeti kanunu cezanın yüz ikinci maddesi zeyli mucibince cürmünün derecesine göre tecziye edilmek üzere mafevki mahkemesince muhakemesi bilicra azami yirmi gün zarfında hükme raptedilecektir.

(Vatana ihanet zanlılarının muhakemesi zorunlu bir sebep olmadıkça yirmi dört günde sonuçlanacaktır. Zorunlu bir sebep olmaksızın bu süreyi aşan görevliler ve mahkeme heyeti Ceza kanununun yüz ikinci maddesi eki gereğince suçunun derecesine göre cezalandırılmak üzere ilgili mahkeme tarafından yirmi gün içinde yargılanarak bir karara varılacaktır.)

Madde 8.

İşbu kanuna tevfikan mahakimden sadır olacak muhakamet kat’i olup Büyük Millet Meclisi’nden badettastik mahallerinde infaz olunur.Tastik edilmediği taktirde Meclisçe ittihaz edilecek karara tevfiki muamele olunur.

(Bu kanuna uygun olarak mahkemece verilecek olan karar kesin olup Büyük Millet Meclisi’nin onayını müteakip bölgesinde infaz olunur. Onaylanmadığı durumlarda, meclisin vereceği karara uygun olarak hareket edilir.)

Madde 9.

İşbu ceraimin emri muhakemesi için mahkemelerce istenecek şahsa, celp ve davete hacet kalmaksızın bila hüküm ihzar müzekkeresi tasfir kılınır.

(Bu suçların yargılanabilmesi için mahkemelerce istenen kişi mahkemenin davet yazısına gerek kalmaksızın mahkeme karşısına çıkarılır.)

Madde 10.

İsyana iştirak etmeyen eşhas hakkında ligarazin isnadatta bulunanlar isnad ettikleri cürmün cezası ile mücazaat olunurlar.

(İsyanlara katılmayanlar hakkında kasten suçlamalarda bulunanlar, iddia ettikleri suçun cezası ile cezalandırılırlar.)

Madde 11.

Haklarında gıyaben hüküm sadır olan eşhas, derdestlerinde işbu kanuna tevfikan ve vicahen muhakemeleri icra olunur.

(Haklarında gıyaben hüküm verilenler, yakalandıkları anda yeniden yargılanırlar.)

Madde 12.

İşbu kanun her mahallin idare amiri tarafından nahiye ve kaza , liva ve vilayet merkezlerine ve köy heyeti ihtiyariyeleri müctemian celpedilerek işham ve sureti tebliği mutazammım heyet-i mezkure azalarının imzalarını havi zabıt varakaları tutularak idare meclislerince hıfzedilmekle beraber kavaninin neşir ve ilanı hakkındaki kanuna tevfikan ayrıca neşredilecektir.

(Bu kanun her mahallin idare amiri tarafından nahiye ve kaza ve vilayet merkezlerine ve köy ihtiyar heyetleri çağrılarak ve toplanarak yüzlerine karşı okunarak tebliğ edilir ve tebliğ edildiğine dair imzalı zabıt tutularak saklanır.)

Madde 13.

İşbu kanunun icrayı ahkamına Büyük Millet Meclisi memurdur.

Madde 14.

İşbu kanun her mahalde tarihi tebliğ ve ilanından kırk sekiz saat sonra meri olacaktır.

KARAYILAN_rh
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KARAYILAN_rh
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 78



« Yanıtla #81 : 01 Temmuz 2010, 01:15:05 »

Tarih…………...:2 Nisan 2003

Taraflar……….: Abdullah Gül. T.C. Devleti Dışişleri Bakanı

                     Colin Powell. ABD Dışişleri Bakanı

 

Yer……………...: Ankara.Y.C. Devleti Başkenti

Belgenin Adı.: Gizli. Yüce Türk Halkından saklandı. Ancak bugüne kadar da bir yalanlamada bulunulmadı…Hatta, bir gazetede itiraf edildi..

Abdullah Gül’ün ABD’ye Hizmet Sözleşmesi

ABD ile 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma

Halen Dışişleri Bakanliği gorevini yürütmekte olan Abdullah Gül, 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara’da “2 sayfa 9 maddelik gizli bir plan yaptığını” itiraf etmiştir. Bu gizli anlaşmanın yapılmasından bir buçuk ay sonra Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoglu’na yaptığı açıklamada şunları söylemiştir:

“Ben bu gezileri yapmadan önce şimdi senin oturdugun koltukta (eliyle koltugu vurdu) ABD Dışisleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalik 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki…Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var” (Ek 1 – Vatan, 24 Mayis 2005).

Ekte sunulu bu açıklama, dikkatle incelendiği zaman görülebileceği gibi, şikâyet edilen Abdullah Gül aynı görüşmede ABD’nin komşumuz Irak’ı işgalini desteklemekte ve Müslüman milletlerin yaşadığı ülkelere karşı ABD saldirganlığının hizmetinde olduğunu belirtmektedir. Aralarında ulkemizin de bulunduğu “Ortadoğu’daki bütün rejimlerin değişeceğini” söylemektedir.

Gizli Anlaşmanın İçeriği

Abdullah Gül’un bağışlayıp itiraf ettiği 2 sayfa 9 maddelik “Gizli Plan”ın ayrıntıları şöyledir:

1. Türk askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek, sınır harekâtlarına son verilecek ve PKK’ya askeri harekât için ABD’den izin alınacak: Irak’ın kuzeyinde bulunan bütün Türk birlikleri ve Türk ordusuna baglı özel kuvvetler, Türkiye sınırları içine çekilecek. Türk ordusu bundan boyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtta bulunmayacak. PKK/KADEK’in Türkiye egemenlik alanı dışında takip ve bastırılması harekâtlarına son verilecek. Ayrıca PKK/KADEK’e karşı Türkiye Devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askeri harekâtlar için ABD askeri makamlarına bilgi verilecek.

2. Türkiye’ye ambargo ve askerî yaptırım tehdidi: Eğer Türk Silahli Kuvvetleri, PKK/KADEK’e karşı ABD askeri makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD hukumeti, Kürt halkına karşı şiddet kullanıldığı ve soykırım uygulandığı çerçevesi içinde uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD gerekli gördüğü ambargo ve silahlı mudahale gibi siyasal ve askerî yaptırımları sakli tutacak.

3. ABD’nin İran ve Ortadogu harekâtlarına aktif destek ve katılım: Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadogu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askerî birlik verecek. Türk birliklerinin üst komuta yetkisi, ABD komutanlığında olacak.

4. Türk ordusunun asker ve silah gücünde indirim: Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun buldugu sayı ve kabiliyete indirilecek. Özellikle tank ve ağır silahlarin miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak. Bütün silah ve cephane bundan sonra ağırlıklı olarak kısa menzilli taktik savunma kavramına (belgede “konsept” deniyor) göre ayarlanacak. Türkiye’de bulunan ABD ve NATO irtibat subaylarının gorev alanları ve yetkileri genişletilecek.

5. Irak’ın kuzeyinde kurulan kukla devlet Türkiye tarafından resmen tanınacak: Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve sözümona “Kürdistan” adı verilen kukla devlet, resmen ilan edildikten sonra, Türkiye tarafından da resmen tanınacak. Türk devletinin kukla devletin kuruluşunu “savaş nedeni” sayan Millî Guvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararları kaldırılacak. (Kuzey Irak -”Kürdistan” sınırları içinde kalacak olan ve özellikle Kerkük, Musul ve Süleymaniye’deki Türkmenler, ABD tarafından güvenli bir şekilde başta Bağdat ve diğer Güney Irak şehirlerine nakledilecek. ABD yetkilileri göç edecek olan tüm Türkmenlere iş olanakları sağlayacak).

6. PKK/KADEK elemanlarına geniş kapsamlı af ve PKK’nın yasallaştırılması: Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yonetici ve elemanlarına genis kapsamlı af çıkarılacak. Etnik grupların yasal siyasete katılmaları önündeki bütün yasal kısıtlamalar ve engeller kaldırılacak. Af yasasıyla bağlantılı olarak PKK/KADEK’e yasal siyaset düzleminde yer alma olanağı sağlanacak,
hapiste veya dağda bulunan yöneticilerin siyasal mücadeleye katılmalari için gerekli hukukî ve siyasal önlemler alınacak ve uygulanacak.

7. Güneydoğu belediyelerine özerklik ve federasyona geçiş: Kamu Reformu Yasası ve yeni Yerel Yonetim Yasaları hızla çıkartılarak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek. Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terk ederek, federasyona gececek.

8. Kıbrıs’ta Denktaş devre dışı bırakılacak, Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak ve Ege’de Yunanistan’ın taleplerine esnek tavır alınacak: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Arafat modeli”
denen uygulamayla devre dişi bırakılarak, Kıbrıs’ta Annan Planı bazı küçük değişikliklerle hayata geçirilecek. Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçus alanı daraltılacak, sık sık ortaya çıkan “it dalaşi” sorunu Yunanistan rahatsız edilmeden çözülecek.

9. Ermenistan’a yönelik kısıtlamaların kaldırılması: Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek. Sınır ticaretinde Ermeniler lehine düzenlemeler yapılacak. Ermenilerin Türkiye’ye gezilerindeki bazı kısıtlamalar kaldırılacak.

Gizli Anlaşmanın Uygulanması

Aradan geçen süreçte, o tarihte açıklanan bu gizli anlaşmanın maddelerinin uygulanmış ya da uygulanmakta olduğunu görüyoruz:

1. Türk askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek, sınır harekâtlarına son verilecek ve PKK’ya askerî harekât için ABD’den izin alınacak: Türk askeri Kuzey Irak’tan çekildi. Sınır harekâtlarına son verildi. Ve izin alinamadiği için operasyon yapılamıyor.

2. Türkiye’ye ambargo ve askerî yaptırım tehdidi: Türk askerinin başına çuval geçirildi.

3. ABD’nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek ve katılım: ABD ve AKP iktidarı, işbirliği halinde, bu desteği sağlamak için Türk Ordusuna Şemdinli olayından bu yana operasyonlar yürütüyor.

4. Türk ordusunun asker ve silah gücünde indirim: İndirim tasarıları sık sık gündeme getiriliyor.

5. Irak’ın kuzeyinde kurulan kukla devlet Türkiye tarafından resmen tanınacak: Resmen tanınması için ortam oluşturuluyor. Barzani- Talabani’nin durup durup küstah açıklamalar vermesi, Diyarbakır Belediyesi Başkanı Osman Baydemir’in Devlet’e meydan okuması ve özerklik istiyoruz açıklamaları…

6. PKK/KADEK elemanlarına genis kapsamlı af ve PKK’nın yasallaştırılması: Hazırlıklar yapılıyor. “Eve Dönüş Yasasi” ile ilk uygulaması yapılmaya çalışıldı.

7. Güneydoğu belediyelerine özerklik ve federasyona geçiş: Kamu Reformu ve Yerel Yönetim Yasaları ile belediyeler özerkleştiriliyor. Federasyon hazırlanıyor. Güneydoğu Belediyeler Birliği, AB fonlarından ve AB ülkelerinden doğrudan para alıyor, doğrudan ilişki kuruyor. Bunun yasal dayanağı olarak “İkiz Sözleşmeler” Meclisten geçirildi. Ayrıca konuyla alakasız tavuklar çıkıp (Kenan Evren gibi), eyalet olsun diye çığırıyorlar…

8. Kıbrıs’ta Denktaş devre dışı bırakılacak, Annan Planı küçük değişIkliklerle uygulanacak ve Ege’de Yunanistan’ın taleplerine esnek tavır alınacak: Denktaş devre dışı bırakıldı. Annan Planına teslim olundu. Ege’de esnemeler başladı. Onay verilen AB Müzakere Çerçeve Belgesi ile Türkiye’nin bazı sınırlarının “ihtilafli” olduğu kabul edilerek bu “sınır ihtilaflari”nın ve “ihtilaflar” kapsamında Ege sorununun Lahey Adalet Divanı’na götürülmesinin önü açıldı.

9. Ermenistan’a yönelik kısıtlamaların kaldırılması: Hazırlıklar gündemde. Ermenistan hava koridoru açılarak 70 bin Ermenistan vatandaşının Türkiye’de kaçak çalışmasının önü açıldı. Ayrıca benim son aldığım istihbarata göre Ermesintan Sınırı gizli olarak açılmış ve çok az da olsa bir ticaret başlamıştır.

Şikâyet edilen Abdullah Gül açısından ABD ile yapılan bir “hizmet sözleşmesi” kabul edilebilecek bu “Gizli Plan”, ABD’nin Müslüman halkların yaşadığı 24 ülkeyi bölen Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını oluşturmaktadır.

İşlenen suçlar: Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar

Abdullah Gül’ün özetlenen bu girişimleri, Türk Ceza Kanunu’nun “Devletin güvenliğine karşı suçlar” bölümünde yer alan eylemlere denk düşmektedir.

TCK’nun 302. maddesi: Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak

Şikayet edilenin bu eylemi;

    * Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,
    * Devletin bağımsızlığını zayıflatmak,
    * Devletin birliğini bozmak,
    * Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiillerde bulunmak suçlarını oluşturmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesinde düzenlenen bu eylemin yaptırımı “ağırlaştırılmış müebbet hapis” olarak belirlenmiştir.

Bu suçun oluşabilmesi için öngörülen amaçların gerçekleşmiş olması gerekmemektedir. Buna teşebbus edilmesi, bu amaca yönelik eylemlerden birinin işlenmiş bulunması yeterlidir.

Şikâyet edilen Abdullah Gül fiili işlediği tarihte hükümet mensubudur,
Dışişleri Bakanlığı görevini yürütmektedir. İşbirliği yaptığı Başbakan ve diğer hükümet üyeleri ile birlikte, bulundukları konum itibariyle maddede yazılı hedefleri gerçekleştirmeye elverişli olanaklara sahiptirler.

TCK’nın 304. maddesi: Devlete karşı savaşa tahrik

Abdullah Gül’ün bu eylemi Türk Ceza Kanunu’nun 304. maddesinde düzenlenen “Devlete Karşı Savaşa Tahrik” fiilinin unsurlarını da taşımaktadır. Anılan maddeye göre;

“Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile ibirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.

Nitekim, 17 Temmuz 2003′te Filistin Dışişleri Bakanı Nebil Saat ile görüşen Abdullah Gül, Amerika ziyaretini açıklamaya çalışırken, 2 Nisan 2003′te Powell ile yaptığı anlaşmaya ilişkin önemli bir ayrıntıyı da itiraf etmiştir. Açıklama şöyledir:

“Tezkerenin reddinden sonra Powell’in Türkiye’ye yaptığı ziyarette bölgede yapılması gerekenleri beraber kararlaştırdık.”

13 Mart 2006 günü AKP’nin Kızılcahamam toplantısında milletvekillerine verilen brifingde konuşan Abdullah Gül;

“Biz İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak BOP kapsamında ABD ile birlikte hareket edeceğiz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek” demiştir.

Görüldüğü gibi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 24 ülkenin haritasını yeniden çizmek amacını güden Büyük Ortadoğu Projesi’nde görev aldıklarını açıkça itiraf etmiştir. ABD tarafından NATO toplantılarında duvarlara yansıtılan ve Türkiye’yi bölünmüş olarak gösteren bu BOP haritasının oluşturulmasında ABD ile birlikte hareket ettiklerini şöyle açıklamıştır:

“ABD ile ilişkilerimiz önemlidir. Dünyanın süper gücnün gündem maddeleri bizim de gündem maddelerimizdir. Aramızdaki işbirliğinin stratejik boyutta olmasının anlamı, bu meselelerde ulaşılması gereken hedeflere ilişkin görüşlerimizin örtüşmesidir” (19 Ocak 2007).

Şikâyet edilen Abdullah Gül’ün bu eylemi hem Türkiye’nin hem de komşu devletlerin toprak bütünlüğüne karşı yabancı ile anlaşmaktır. Yaptığı gizli anlaşma ile “ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlamak, askeri birlik vermek” taahhüdünde bulunmuştur.

Kamuoyu önünde verilen bu sözlerde ifadesini bulan ABD ile Ortadoğu’da askeri işbirliğinin başka bir anlamı yoktur. Çünkü ABD, İran ve Suriye’ye karşı düşmanca niyetleri açıklamış bulunmaktadır.

Atili suçun oluşması için belirtilen maksatla, yabancı ile anlaşmak yeterli olup, savaşın gerçekleşmiş bulunması gerekmez. Bu amaca yönelik, savaşı tahrik edebilecek nitelikte her türlü faaliyet yeterli görülmüştür.

TCK’nın 309. maddesi: Anayasayı ihlâl

Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar” hükmü yer almaktadır.

Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünde ve ilk maddelerinde Anayasal düzen tanımlanmıştır. Buna göre, millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olması, devletin milleti ve ülkesi ile bölünmez bütünlüğü, Anayasal düzenin temel ilkeleri arasındadır.

Maddede, maddi unsur olarak “teşebbus edenler” ibaresi kullanılmış olduğundan Anayasa’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye, Anayasa’nın hükümlerine aykırı ve Anayasa’nın müsaade etmediği bir usulle icraya başlama cezalandırma için yeterlidir. Çünkü, 309. maddede tanımlanan suç tehlike suçudur. Bu suç idare edilenler tarafından işlenebileceği gibi, kullanılan vasıtanın neticeyi elde etmeye elverişli olup olmaması açısından daha çok idare edenler tarafından işlenmeye elverişlidir.

Şikâyet edilenin ABD ile yaptığı bu gizli anlaşmanın içeriği incelendigi zaman Türk Ceza Kanunu’nun 309. maddesinde korunan Anayasal duzenin en temel kurum ve niteliklerini cebren ortadan kaldırma ve değiştirme suçunun oluştuğu görülür.

TCK’nın 311 maddesi: Yasama organına karşı suç

Öte yandan bu gizli anlaşmayı kararlaştıran ve uygulamaya başlayanlar, yasama organına ait yetkileri kullanarak “Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya” da teşebbus etmiş olmaktadırlar. “Yasama Organına Karşı Suç”un düzenlendiği Türk Ceza Kanunu’nun 311. maddesinde; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbus edenler ağırlaştırılmıs müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar” denilmektedir.

Anayasa’nın 90. maddesine göre; “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır”. Abdullah Gül’ün ABD ile yaptığı bu “andlaşma” ne Hükümetin ne TBMM’nin ne de Cumhurbaşkanı’nın bilgisine ve imzasına sunulmuştur. Böylece ABD’ye verilen ve fiilen uygulanan taahhütlerle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkileri gasp edilmiş, görevlerini yapması engellenmiştir.

Yine Anayasa’nın 92. maddesine göre; “milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına” ve “yabancı silahli kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir”. ABD ile yapılan bu anlaşmada “ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsiz olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlamak, askeri birlik vermek” taahhudünde bulunulmakla, doğrudan kendisinin yetki ve sorumluluğunda olan bu gibi temel konularda TBMM devre dışı bırakılmaya çalışılmıştır.

Abdullah Gül bu suçları, kendisinin ABD’nin Büyük Ortadoıu Projesinde “eşbaşkan” olarak görevli olduğunu açıkça kabul eden, Dıyarbakır’ı İrak’ın kuzeyinde oluşturulan “Kukla Devlet”in merkezi yapacaklarını ilan eden Recep Tayip Erdogan ve arkadaşlarıyla birlikte ve dayanışma içinde işlemiştir.

TCK’nın 316. maddesi: Suç için anlaşma

Türk Ceza Kanunu’nun 316. maddesinde; bu “suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi, maddi olgularla belirlenen bir biçimde anlasırlarsa, suçların ağırlık derecesine göre” ayrıca “üc yıldan oniki yıla kadar hapis cezası” verileceği öngörülmüştür. Şikâyet edilen hakkında bu hükmün de uygulanması gerekir.

Eylem Anayasa’nın 14. maddesi kapsamındadır ve “Vatana İhanet” suçunu oluşturur

Anayasa’nın 148. maddesı, bu suçları işleyen hükümet mensuplarının “Yüce Divan” sıfatıyla Anayasa Mahkemesı’nde yargılanmalarını öngörmektedir. Ancak, bu yargılamanın yapılabılmesı için öncelikle 100. madde uyarınca “Meclis soruşturması” yapılması gerekmektedir.

Anayasa’nın “Yasama Dokunulmazlığı”na ilişkin 83. maddesinde; suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin meclis kararı olmadıkça “tutulamayacagı”, “sorguya çekilemeyeceği”, “tutuklanamayacağı” ve “yargılanamayacağı” öngörölmüştür. Ancak, bu hüküm, “adli soruşturmanın başlatılmasına” engel değildir.

Bu nedenle, Cumhuriyet adna yetkili bulunan Savcılığnız, şikâyet olunan Abdullah Gül hakknda TBMM Başkanlığı’na yazı yazarak Anayasa’nın 103. maddesine göre soruşturma açılmasını istemeli ve şikâyet olunan Abdullah Gül hakkında adlı soruşturma başlatarak yine TBMM Başkanlığı’ndan dokunulmazlığının kaldırılmasını ve Meclis soruşturması yapılmasnı talep etmelidir.

Şikâyet olunan Abdullah Gül’ün eylemleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı hedeflediğinden Anayasa’nın 14. maddesi kapsamındadır.

Bugün adli soruşturmaya başlanmış olması, en azından ileride failin cezalandırılabilmesi için önemlidir. Çünkü, “Yasama Dokunulmazlığı”nın düzenlendiği 83. maddeye göre “seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün disindadir”. Bu yasama döneminin sonunda dokunulmazlığı kalkacağından yeniden milletvekili seçilse dahi mazbatasını alıp yemin edinceye kadar geçecek sürede açılmış soruşturma sürdürülebilecek, gelecek yasama döneminde anılan hüküm nedeniyle atılı suç Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında olduğundan yasama dokunulmazlığından yararlanamayacaktır.

İhanet Belgesinin Işığı Altında, cevap bekleyen sorular?

1.)                            Abdullah Öcalan’ı paketleyip getiren komutan da dahil olmak üzere, düzmece bir soruşturma kapsamında, aslında, PKK ile etkin savaştıkları için, içeri mi alınmışlardır?

2.)                            Bu yurdun bölünmez bütünlüğünün yanında yer alan, aydın, gazeteci, akademisyen ve bilim adamları ile Komutanları, bu anlaşmaya imza koyanlar tarafından cezalandırılıyorlar mıdır?

3.)                            Bağımsız bir ülkenin Başbakanı ile Cumhurbaşkanı, ülkeyi bölünmeye götürecek dış projelerde “Eşbaşkan” sıfatıyla görev alabilirler mi?

4.)                            Görev aldıklarını itiraf ettiklerinde, yabancı bir ülkenin memuru durumuna düşerler mi?

5.)                            Gizli, örtülü ya da açıkça yapılan yasa değişiklikleriyle, PKK’ya sağlanan aflar ile, Türk Halkının Askerine, polisine ve masum sivil insanlarına kurşun sıkan hainlere sağlanan aflar ile, aslında hainlerin tarafında yer almış sayılmazlar mı?

6.)                            Hainlerin safında yer alan bir görevli, sıfatı ne olursa olsun,yargılanıp gereken cezayı almalı mıdır?

7.)                            Yüce Türk Milleti, kendisine hainlik edenleri asla unutmaz!..Bunu unutmuş olanlar, bunu hatırlayacak mıdır?

Yukarıdaki soruların tümüne EVET mi dediniz!..

Tamam…Ben de EVET dedim!..

İyi…O halde BİZ VATAN HAİNİYİZ!..

Gerçek Vatan Hainlerinin gözünde, Vatan Hainiyiz biz!..

Onların safında olmaktansa, böyle Vatan Hainliğinden şeref duyarız…

Unutulmamalıdır ki, bu ülkenin ekmeğini yiyip Vatan hainliğine soyunanlar, ülkenin kaynaklarını satanlar, bir gün, ekmek yedikleri yerden, başka bir şey de yerler!..

KARAYILAN_rh
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KARAYILAN_rh
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 78



« Yanıtla #82 : 04 Temmuz 2010, 10:34:28 »

SINIR/LANDIRMA!..
   SİNİR/LENDİRME!...
   KARAYILAN_rh

   Sınır ne demektir? Kişiye ait olan bir yerin, son erişim noktası… Evlerin, bahçelerin, arazilerin çizgileri, öyle değil mi!.. Eğer, sınır bir devlete ait olan bir toprak parçasını içeriyorsa, o sınır kutsaldır, uğruna kanlar dökülmüştür ve güvenlik güçleri tarafından 24 saat korunur…Sınır kutsaldır çünkü!..Sınır, ülkenin namusudur çünkü!.. Bugüne kadar, ülkenin sınırları hakkında, hiç polemik olmamıştı, ama şimdi, AKP hükümeti sayesinde, nur topu gibi polemiğimiz oldu!..
   Öncelikle, Irak sınırına bir bakmamız yararlı olacaktır:
   Irak-Türkiye sınırı, tıpkı Irak’ın diğer sınırları gibi daha başından itibaren sorunluydu. Özellikle kuzey ve doğu sınırları gerçek birer sınır özelliği taşımıyordu. Çoğunlukla Kürt aşiretlerin bulunduğu kuzeydeki en önemli sorunların başında gezer-göçmen Kürt aşiretleri geliyordu. Bunlar ekonomik, siyasi veya kriminal nedenlerle sınırı rahatlıkla aşıyorlardı. Irak ile sorunları olunca İran’a geçip, hatta buradan diğer aşiretleri ikna edip geri Irak’a dönenler, ya da tersini yapanlar vardı. Osmanlı ve sonrasında Ankara ile sorun yaşayınca Irak’a geçen ve oradan geri dönüp saldırmaya kalkanlar da oluyordu. Ancak sınır geçişlerinin önemli bir nedeni iktisadi idi. İlk çağlardan itibaren göçer aşiretler sınır tanımadan bölgede dolaşmaktaydı. 1926’da sınırlar çizilince yöre halkının buna alışması kolay olmadı.
   Türkiye Cumhuriyeti daha kurulmadan, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı sınırın güneyden geçmesinin farkında olarak Musul Vilayeti’ni de Misak-ı Milli içine almıştı. Musul Vilayeti bugünkü Kuzey Irak’ın tamamını petrol bölgeleri de dâhil olmak üzere kapsıyordu. Misak-ı Milli sınırları incelendiğinde ortak paydanın daha çok Türk, Kürt ve Sünni nüfus olduğu anlaşılır. Nitekim Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümeti de bu tespitten hareket etmiş ve homojen Türkiye’yi bu esas üzerinden kurmaya çalışmıştır. Bu çerçevede Musul Vilayeti’ni sınırlar içinde tutabilmek için özel bir çaba sarfedilmiştir. Tıpkı Urfa, Antep, Maraş gibi illerde olduğu gibi Kuzey Irak’ta da silahlı direnişçiler İngilizleri bölgeyi terk etmeye zorlamak istemişlerdir. Anadolu’da savaş sürerken dahi Ankara’nın bir gözü Musul Vilayeti’nde olmuştur. Sadece silahlı değil, propaganda alanında da mücadele devam etmiştir. Yerel güçler örgütlenmiş, Türk ve Kürtlerin aynı ırktan geldiği, din kardeşi oldukları vs. türlü propagandalara güçlü bir şekilde yapılmıştır. Bugünden farklı olarak o dönemde Türkiye bölgede etkili bir güçtür ve aynı zamanda yerel de bir güçtür. Olayları uzaktan idare etme hatasında değildir. Ancak İngilizler bölgeyi terk etme niyetinde değillerdir. Çünkü burada petrol vardır, çünkü burası İngiliz İmparatorluğu’nun en zengin topraklarının üzerindeki hayati bir noktadır. İngilizler eğer Musul Vilayeti elden giderse tüm Irak’ın elden gideceğini düşünmektedirler. Bu da Basra Körfezi’nden ve Hindistan yolu üzerinde çok büyük bir zaaf anlamına gelecektir. Petrol ise o dönem de önemi anlaşılmış bir değerdir. 1. Dünya Savaşı esnasında o dönem amiral olan Winston Churchill “petrolün her bir damlası için bir damla kan akıtmaya hazırız” demiştir. İngilizler Musul için Türkiye için savaşa girebileceklerini, Türkiye’yi istikrarsızlaştırabileceklerini her türlü davranışlarıyla belli etmişler, 1925’de Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde başlayan huzursuzluk ve isyanlar da bunu kanıtlamıştır. O tarihe kadar Kuzey Irak’ta faaliyetlerini yoğunlaştırsan Ankara İngilizlerin Musul ısrarının genç Cumhuriyeti yıpratmak ve yeni bir savaş ile sonuçlanabileceğini anlamıştır. 5 Haziran 1926’da Ankara’da imzalanan sınır anlaşması bu şartlar altında imzalanmıştır. Türkiye anlaşma ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarda “barış ve istikrar için büyük fedakârlık” yaptığını ilan etmiş, yani anlaşmayı istemeye istemeye ilan ettiğini belli etmiştir.
 
Lord Kinros Musul’un kaybedilmesini Atatürk’ün dış politikasındaki tek hatası olarak sayar. Oysa ki bu doğru değildir. Musul’un kaybedilmesi tüm Türkiye’yi korumak için yapılmış bir fedakârlıktır. O zamanın Türkiye’si İngilizler ile Musul nedeniyle bir savaşa hazır değildi ve böyle bir savaşın bedeli sadece can ve toprak kaybıyla değil, Atatürk reformlarının ve hatta Cumhuriyet’in kaybedilmesi ile sonuçlanabilirdi. İngilizler sadece Şeyh Sait isyanı ile yetinmeyebilir ve Ankara’da bir rejim değişikliği için de çaba gösterebilirlerdi.
 
Konunun bir diğer boyutu ise Atatürk’ün İngilizler ile iyi ilişkilere verdiği özel önem idi. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren tüm düşmanlar ile ilişkileri onarmaya çalışan Atatürk özellikle Sovyet Rusya’ya karşı uzun vadede yalnızlığın Türkiye’ye pahalıya patlayacağını biliyordu. Bu bağlamda siyasi alanda İngilizlerin desteğini almak için özel bir çaba içindeydi (Parasal alanda da ABD ile ilişkileri geliştirmek önemli bir hedefti). Ancak Atatürk’ün bu istekliliği Londra’dan yeterince ilgi görmemiştir ve İnönü tarafından da sürdürülen İngiltere’ye yaklaşma politikasının işleyebilmesi için İkinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin Türklere ihtiyaç duymasını beklemek gerekecektir. Türkiye-Irak sınırının kesinleşmesiyle birlikte en azından İngiltere’nin düşmanlığı engellenmiş ve yükselen Almanya ve İtalya karşısında Türkiye yeni dengelerden yararlanma fırsatını oluşturmaya çalışmıştır.
 
***
 
İmzalanan sınır anlaşması temelde Brüksel Hattı esas alınarak imzalanmış, anlaşmanın önemli maddeleri arasında sınırın iki taraftaki güvenliği de yer almıştır. Örneğin anlaşmanın 9. maddesi sınırın iki tarafında suç işleyenlerin tutuklanıp karşı tarafa iadesini öngörmektedir. Bu hükmün uygulanacağı alan olarak ise sınırdan 75 km derinlik öngörülmektedir. Bugün birçok yorumcunun 1926 anlaşmasında sıcak takip hakkının bulunduğu iddiası daha çok bu hükme dayanmaktadır ve bu yöndeki yorumlar doğru değildir. Anlaşmanın 12. maddesi ise taraflara kendi bölgelerinde karşı taraf aleyhinde hiçbir teşkilatlanmaya ve toplanmaya izin verememe yükümlülüğünü getirmektedir. Bu hüküm Türkiye’de isyan edenlerin Irak’a kaçtığı bir ortamda Türkiye’nin kendisini güvenceler ile korumak istemesi olarak yorumlanabilir. Türkiye Irak’In kuzeyinin Türkiye karşıtı siyasi faaliyetler için bir yuvalanma yeri olmaması için gayret sarfetmektedir. Ancak bu faaliyetleri önleme yükümlülüğü de yine Irak tarafına verilmiştir. Yani yine bir sıcak takip vs. hakkından bahsetmek mümkün değildir.
 
İki ülke arasında imzalanan 29 Mart 1946 tarihli ‘Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması’na ek olarak benimsenen 6 Nolu Protokol ise bu düzenlemelerde bazı önemli değişiklikler getirmiştir. Söz konusu protokolün 25. maddesinde belirtildiği üzere 6 Nolu Protokol 1926 Antlaşması’nın ikinci kısmının yerini almıştır. Bu düzenlemelere göre her iki taraf da karşı tarafın rejimini ve/veya güvenliğini tehdit edecek hiçbir eyleme izin vermeyecek, bu tür oluşumları hemen karşı tarafa bildirecek, sınır aşarak karşı tarafa geçmeye çalışan suçlulara da engel olacaktı. 6 Nolu Protokol de taraflara sınır ötesinde tek taraflı askeri faaliyetlere izin vermiyordu.
 
Saddam Hüseyin dönemine gelecek olur isek, 15 Ekim 1984 tarihli Güvenlik Protokolü ile Türk askerlerine Irak makamlarından önceden izin almaksızın Irak toprakları içinde 5 km içeri girme hakkı verilmiştir. İran ile büyük bir savaş içinde olan ve kuzeydeki Kürt ayrılıkçılar ile başı dertte olan Saddam Hüseyin yönetimi böyle bir yetkiyi vermekte herhangi bir sakınca görmemiş, dahası Protokol ile aynı yetki Irak tarafına da tanınmıştır. Irak-İran Savaşı bittikten sonra Irak’ın aynı yetkileri Kürtlere karşı Türkiye sınırları içinde kullanma olasılığı nedeniyle Protokol’ün süresi uzatılmamış, 1990’da yapılan tekrar yürürlüğe koyma talebi ise Bağdat tarafından dolaylı yollarla reddedilmiştir. Körfez Savaşı sonrasında oluşan yeni düzen Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde daha rahat hareket etmesini sağlamış ve kimseye haber vermeksizin girilen mesafe 5 km’nin çok ötesine geçmiştir. Türkiye bu dönemde operasyonlarını BM mevzuatına ve uluslar arası hukuka dayandırırken, Barzani, Talabani güçlerinin de zaman zaman desteğini temin etmiştir. Irak bu operasyonları protesto etse de ABD ve diğer Çekiç Güç ülkeleri konumlarını muhafaza edebilmek için Türkiye’ye destek vermişlerdir. Böylece hem hukuki, hem de fiili alanda ciddi bir sorunla karşılaşılmadan operasyonlar sürmüştür. O günden bugüne de Türkiye Irak sınırının içinde 5 km’den çok daha fazla derinliklere ilerleyebilmiştir. Irak Savaşı’ndan sonra da Türkiye sınırın içlerinde varlığını sürdürmüştür.
 
***
 
Bu bilgiler ışığında denebilir ki Türkiye-Irak sınırı yapılan anlaşmalara ve askeri operasyonlara rağmen hala oturmuş değildir. Bu durum bazı araştırmacılarca sınırın zorlu coğrafi şartlarına bağlanmaktadır. Sınırın bazı yerlerde 2.000, hatta 3.000 metre yükseklikten ve hayli zorlu dağlardan geçmesi sınırın korunamamasının nedeni olarak görülmektedir. Kanaatimizce böyle bir yaklaşım doğruları içermekle birlikte eksik ve yanıltıcı olacaktır. Çünkü bir sınırın güvenliği sadece coğrafi zorluklara bağlı değildir. Bu noktada sınır güvenliğinde 3 temel husustan bahsetmek gerekir:
 
1.   Topografya: Sınır ve çevresinin coğrafi koşulları.
2.   Sınırın her iki tarafındaki halklar arasındaki ekonomik ve sosyal ilişkiler.
3.   Sınırın her iki tarafında hâkim siyasi iktidarlar arasındaki ilişkiler ve güç dengesi.
 
Denebilir ki sınır güvenliği açısından öne çıkan yukarıdaki 3 unsur arasında en az önemli olanı topografyadır. Eğer diğer iki hususta sorunlar azaltılabilmişse sınır sorunları azalır. Nitekim İsviçre, Avusturya vd. bazı ülkelerin sınırları dünyanın en dağlık ve zorlu sınırları olmasına rağmen aynı zamanda en güvenli sınırlarıdır. Türkiye-Irak sınırının daha güneyden geçmesi bazı koruma kolaylıkları sağlayabilir. Ancak unutulmamalıdır ki Irak’ın dağlık olmayan sınırlarında da sınır sorunları yaşanmaktadır. Örneğin ABD 2003’den bu yana ne Suriye ne de İran sınırından Irak’a sızmaları engelleyememektedir. Türkiye de Suriye sınırı (877 km) düz olmasına rağmen Suriye tavır değiştirene kadar buradan sızmalara mani olamamıştı.
 
Unutmamak gerekir ki Türkiye-Irak sınırını güvensiz yapan topografya değil siyasettir. Eğer sınırın her iki tarafında da uyumlu çalışan devletler olsa sınır güvenliği dağların zirvesinde sağlanmaya çalışılmaz. İkinci olarak Türkiye’nin terör sorunu olmasa idi yine sınır sorunu dağların zirvesinde sağlanmaya çalışılmazdı. Hatta salt savaş açısından ele alındığında Türkiye-Irak sınırı saldırıyı zorlaştıran özelliklere dahi sahiptir. Ancak söz konusu olan terör ise ona sınır dayanmaz ve terörün çözümü sadece sınırları tıkamak değildir.
 
Kaldı ki, diyelim ki Irak sınırı biraz daha güneye indi. Bu durumda sınırın daha iyi korunacağını düşünmek de zordur. Ancak daha iyi korunsa bile 454 km uzunluğundaki İran sınırları ne olacak? Bu sınırlar da en az Irak sınırları kadar zorlu ve dağlık. O sınırları da doğuya doğru mu iteceğiz. Ya 316 km uzunluğundaki Ermenistan sınırlarını? 2.753 km kara sınırımız var, deniz sınırlarımız ise 5.000 km’yi buluyor. Irak ile olan sınırlarımız sadece 331 km. Yani mevcut sınırların onda birinden bile az.

   Bu bilgilerin ışığında bakacak olursak, herkes yetki ve sorumluğu birbirinin üzerine atmakta, ve artık sıradan sayılan söylemlerle Türk Ordusunu yıpratma savaşına devam etmektedirler…Sınırın hemen karşılarında bulunan PKK Kamplarına, hiçbir şey yapılmaktadır. Sınırda nöbet tutan Mehmetçiklerimiz, zaman-zaman, taciz, saldırı ve baskınlara uğramakta ve maalesef şehitler vermekteyiz!..
Hükümet tarafından, sınırın yeniden düzenlenmesi gerektiği yönünden söylemler başladı bile…Yani, geri çekilme!..Düzlüğe geri çekilme!..
Bre kafasızlar, şehit kanlarıyla çizilmiş olan o kutsal sınırları sizin değiştirmeye gücünüz yeter mi sanıyorsunuz!..Bu konuda, en doğru ve mantıklı yaklaşımı MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural söyledi:
“-Ankara Ovasına mı çekileceksiniz?”
Evet soruyoruz, Ankara Ovasına mı çekileceksiniz?
Kahraman Türk Ordusunu ne duruma düşürdüğünüzün farkında mısınız? Sınırlarını koruyamayan bir ordu!..
Şanlı Türk Tarihinde, hiç böyle bir rezillik yaşanmadı!..
Askere, verin yetkiyi, gerisine karışmayın!.. Ama, bilmediğimiz gizli-kapaklı anlaşmalar elinizi kolunuz bağlıyorsa, ona bir diyeceğiz yok!..
Var da yok!.. AB uyum yasaları falan-filan diye, topu taca atmayın…Kan kaybediyoruz kan!...Şehitler veriyoruz!..
Yapılacak iş bellidir:
Gidip, o PKK’lı itlerin kamplarını yerle bir edeceksiniz, Irak’ın içinde bir tampon bölge oluşturacaksınız ve içerdeki işbirlikçileri ile onlara yataklık edenlere karşı, olağanüstü hal ilân edecek ve onları da tek-tek toplayacaksınız…
Sınırı, sınırlandırmayın…Unutmayın, sabrın da bir sınırı var!... Bilmelisiniz ki, Şehit Analarının Sabırlarının sınırını çoktan geçtiniz!..
Sınırı, sınırlandırmayın…Bu garip kulunuz da sinirlendirmeyin!...
Esenkalın…
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KARAYILAN_rh
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 78



« Yanıtla #83 : 17 Temmuz 2010, 01:31:06 »

MUNTAZAR EL-ZEYDİ...
-ist.28.04.10-

Duydunuz mu?
Pabucun havada giderkenki sesini!..
Yüz yıllık biriken Emperyalizm kinini
Ve;
Kağıttan bir kaplanın;
Korkuyla sendeleyişini...
Duydunuz mu?
Havada yankılanan sesin öfkesini;
İzmir'de, Hasan Tahsin'in mermisi gibiydi!..
Yüreğine sağlık kardeşim;
Muntazar El-Zeydi!..

Gördünüz mü?
Korkulu işbirlikçi bakışları;
Kanla beslenen solucanların,
Duyuluyordu;
İçten-içe yakarışları!..
Gördünüz mü?
Hedefini bulmasa da pabuç;
Emperyalizmin çatırdayışını,
Kendini, Dünyanın kralı sanan Yanki'nin;
Korkudan sıçrayışını!..
Gördünüz mü?
Nusrat Mayın Gemisi'nin topuydu sanki;
Ellerine sağlık kardeşim,
Muntazar El-Zeydi!..

Bildiniz mi?
Halkların üzerine oynanan oyunları;
Nükleer falan diye uydurulan yalanları!..
Kılıf gerekti işgale, parlattılar postalları,
İşbaşına geçirildi;
Dünün hain çakalları!..
Bildiniz mi?
Hainler her yerde aynı, sade yüzleri değişti;
Bileğine sağlık kardeşim,
Muntazar El-Zeydi!..

Sezdiniz mi?
Bandırma Vapuru Karadeniz'de;
Suları yarıp geldi...
Bitti sanılan bir yüce Halk,
Yedi düvele galip geldi...
Sezdiniz mi?
Birleşmeli mazlumlar, işgale direnmeli,
Halkına ateş oldun, ateşledin fitili,
Kalbine sağlık kardeşim;
Muntazar El-Zeydi!..

KARAYILAN_rh

AB Başkanı BUSH'a pabucunu fırlatıp, işgale ve emperyalizme karşı korkusuzca
direnen ve öfkesini haykıran, yiğit Irak'lı gazeteci MUNTAZAR EL ZEYDİ'ye ithaf
edilmiştir...
KARAYILAN_rh
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KARAYILAN_rh
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 78



« Yanıtla #84 : 27 Temmuz 2010, 12:54:23 »

BORALTAN KÖPRÜSÜ…
-İst/23.07.10-

Aras’ın üzerinde bir kanlı gerdan;
Beni düşmanıma süren Boraltan!..
Bilirdim, karşısı, öz be öz Vatan;
Kardeşi, kardeşe küsen Boraltan!..

Kardeşim diyerek uzandı elim, üstünden geçtim;
Düşmanımla dost olmuş Ankara, ne bilecektim!..

Peşimde Moskof’un yağlı kurşunu;
Dağı aştım, bayırı ve yokuşu!..
Bekledim soydaşımdan Türklük duruşu;
Kurşundan acıydı, Ankara’nın vuruşu!..

Boraltan, Aras Irmağı’nı kanım suladı;
İsmet’in fermanı kollarımı bağladı…

Vatanımın, soydaşımın kokusunu almadan;
Taşında, toprağında bir doyasıya yatmadan,
Bayrağımın ayına ve yıldızına bakmadan;
Beni düşmanıma verdin Boraltan!..

Karakolda, Türk askeri ağlaşır
Boraltan, ihanete can mı dayanır?

Türk dediğin, düşmanına su verir;
Yaralıysa, tez yetişir, el verir...
Türklük mertliktir, böyle bilinir;
Bu silinmeyecek büyük lekedir!...

Moskof’un kurşunu yakmaz canımı;
İsmet’in duruşu döktü kanımı!..

Rus’lar hepimizi bir-bir taradı;
Karşıda askerim, hıçkırarak ağladı;
Kahpeliğin sesi, semalarda çınladı;
Aras, suların al-kanıma boyandı!..

Azeri ve Türk elbet kardeştir;
Moskof ile dost olanlar kalleştir!..

Karayılan, kandaşına bu ağıt senden;
Ne Türklükten geçersin, ne kardeşinden,
Çıkarıp dersini Şanlı Tarihten
Bağlanırsın Turan’ına gönülden!..

Bütün boylar bir gün Turan’ında buluşur;
Hainler unutulmasa da yaralar unutulur!..

KARAYILAN_rh
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 7 8 [9]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.055 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.