Başkurt Destanı Ural Batır
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ekim 2019, 12:57:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Başkurt Destanı Ural Batır  (Okunma Sayısı 5103 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 21 Kasım 2013, 14:37:13 »

Ural Batır destanı, Başkır/Başkırt/Başkurt Türkleri'nin, Ural Batur isimli (Batur: Eski Türkçe "batır", diğer Türk ağızlarında "baatır", "baadır", "maadır", "bagatır", "bagatur", "batur", "bağadır", "bağatur", "bahadur", "bahadır" olarak görülür.  Kahramanının etrafında örülmüş bir destandır. Yaklaşık 1400 mısradan oluşur. Ural Batur'un doğumu, büyümesi ve işlerini anlatır.
Ural-Batır’ destanı kubair isimli eski Başkurt halk şiir edebiyat türüne aittir. Eser 4576 şiir ve 19 nesir satrından ibarettir.

‘Ural-Batır’ destanında yer alan bazı hikaye ve karakterlere başka Başkurt destanlarında da rastlanır (mesela ‘Zayatulyak ve Hıyhılu’, ‘Kongur buga’, ‘Alpamışa’, ‘Kuzıykurpyas ve Mayanhılıu’ gibi destanlar).

Destan temelinde yatan hikaye oldukça karmaşık, Ural-Batır’ın insanların mutluluğu için canavar görünüşlü kötü ruhlar ile mücadelesini anlatıyor. Destanın kahramanları bahadır ve sıradan bir insanlar, gökyüzünde yaşayan tanrılar, doğa güçleri, mitolojik yaratıklardır.

Eserde ihtiyar adam Yanbirde ve karısı Yanbike, çocukları Ural ve Şulgen ve torunları Yayik, İdel, Nuguş, Sakmar gibi üç nesilden karakterlerin yaşam öyküleri anlatılıyor. Buna göre destan da üç kısımdan ibarettir.

Birinci kısmında dünyanın oluşumundan söz edilir, Büyük Tufan meydana gelir, ilk insanlar Yanbirde ve Yanbike ortaya çıkar, oğulları Ural ve Şulgen dünyaya gelir.

Destanın kahramanlıkları anlatan ikinci kısmında Ural ile Şulgen ölümsüzlük arayışlarına koyulur. Ural zalim Katil Han’ı yener, Yılanlar Kralı Kahkahi’nin boynunu eğdirir, yeraltı ve sualtı dünya kralı Azraka’yı öldürür, kötülük tarafını seçen kardeşi Şulgen ile savaşır, sonuçta ise yeryüzüne dirilik suyunu serperek onu ölümsüzleştirmeyi başarır.

Son kısmında üçüncü nesil kahramanlar ortaya çıkar. Babalarının işine devam eden Ural ve Şulgen’in oğulları kötü ruhlar ile mücadele eder ve yenşişma isimli dirilik suyunu elde ederler. Destan Ural’ın ölümüyle son bulur. Onun gövdesi Uraltau Dağı’na dönüşür.

Ural-Batır Destanın’dan küçük bir parça alalım:
"Eski günlerde, derler ki
Görülmemiş ve duyulmamış bir diyar vardı
Dört tarafından sularla
Çevrilmişti o kurak ülke
Hiç kimse ayak basmamıştı oraya
Yanbirde, yaşlı bir adam
Ve karısı Yanbike’den başka
Kimsecikler yaşamazdı orada
Bütün yollar boştu onlara
Nereden geldiklerini unutmuşlardı
Ana yurtlarının neresi olduğunu
Atalarını nerede bıraktıklarını
Bütün hatıraları tuhaftır ki
Silinmişti hafızalarından

Ve onlar ilk gelenlerdi
Üzerinde tek kişi yaşamayan
O adanın ilk sakinleri
Yalnızca ikisi, ta ki kadın
Kocasına iki evlat verene kadar
Büyüğün adı Şulgan idi
Ve küçüğün adı Ural
Başka hiç kimseyi görmeden
Dördü birlikte yaşarlardı
Ev eşyası için kaygı duymadan...

Büyük kardeşiyle beraber Ural

Günler, aylar, yıllar sayarak

Kara ormanlar, dağlar ve çöller aşarak

Beraber aynı yoldan yürüyormuş;

Günlerden bir gün

Çoşkun çayın aktığı yerde

Yere uzanan beyaz sakallı

Bir İhtiyara rastlamışlar.

Elinde büyük sopa varmış.

Kardeşler ihtiyara yaklaşıp

Saygıyla selam vermişler.

Onları da selamlayıp ihtiyar

Kardeşlerin nereden ve nereye gittiğini sormuş,

Kardeşler de ona her şeyi anlatmışlar.

İhtiyar düşüncelere dalmış. Sonra

Sakalını eliyle okşayarak yol ağzına işaret etmiş

Şunları söylemiş:

‘Önünüzde iki yol var:

Sola giderseniz – ileride

Gülme, içten neşe sizi bekliyor.

Orada keder ve düşmalık nedir bilmeyen

Barış içinde çayırlarda kurtlar ile koyunlar,

Ormanlarda tilkiler ile tavuklar yaşar,

Kuş Samrau’ya tüm kalbiyle saygı gösterir,

Et yemez, kan içmez,

Ölüme yol vermez.

İşte böyle diyar var orda.

İyiliğin karşılığına iyilik yapmak

O bereketli refah topraklarda bir adettir.

Sağa giderseniz – tüm yol boyunca

Sadece insanların gözyaşlarını görürsünüz.

O belalı diyar zülüm ve kederlerle dolu.

Kurnaz zalim kral Katil onun hükümdarı,

İnsanların kanını içiyor.

Bu ülkenin her yeri kemik yığınları,

İşte bu manzarayı göreceksiniz

Sağ yoldan giderseniz’.

Kap-kacağa ihtiyaç duymadan
Ne yemek pişirirler, ne kap kacak asarlardı duvara
Böyle geçinip giderlerdi
Ve ne hastalık bilirlerdi
Ne ölüm
Ve derlerdi ki: “Ölümü taşıyan biziz
Yaşayan her şeye”
Ne at sırtında av peşine düştüler
Ne ok ve yay aldılar yanlarına
Çünkü hayvanları vardı
Onlar için avlanan
Onlara eşitleri gibi davrandıkları
Sürmek için bir aslan
Balık tutmak için turnabalığı
Kuş avlamak için bir doğan
Ve avın kanını emmeye bir kara sülük
Ya eskiden beri böyleydi
Ya Yanbirde’nin gelişinden beri,
Adet böyleydi
Duyulmamış, görülmemiş bu diyarda:
Bir av yakalasalar
Ve bu av erkek olsa
Yaşlı adam ve karısı
Kafasını keser yerlerdi
Ve kalanını verirlerdi
Şulgan ve Ural’a
Tazılarına ve aslanlarına
Turnabalığına, doğana
Ve eğer av bir dişiyse
Yaşlı adam ve kadın, ikisi
Kalbini çıkarıp yerlerdi
Ve boynuzlu bir av yakalamışlarsa
Kara sülüğü koyarlardı üzerine
Tüm kanını emsin diye
Ve onunla bir içki yaparlardı
Çocuklar büyürken
Ve çocuklar ava gitmeye başladığında
Ana babalı izin vermedi
Avın kafasını yemeye
Avın yüreğini yemeye
Ve izin vermediler çocuklarına
Avın kanından içmeye

“Bunu asla yapmamalısınız” diye buyurdular
Günden güne, haftadan haftaya büyürlerken
İki çocuk da aklı yeter oldular
Şulgan on iki yaşındaydı
Ve ondu Ural’ın yaşı
“Ben aslana binip süreceğim” dedi biri
“Ben kuş avlamaya gideceğim” dedi diğeri
Babalarına rahat vermediklerinden
Yanbirde tembihledi onları
“Oğullarım, sevgili çocuklarım
Öz gözümün kara elmaları
Süt dişleriniz tamamen
Düşene dek
Gövdeniz güçlenene dek
“Sukmar”ı idare etmeye kalkmamalısınız
Ava gitmemelisiniz
Ya da kuş vurmaya
Aslanı sürmemelisiniz
Çünkü daha gelmedi zamanınız
O zamana dek, getirdiğimi yiyin
O zamana dek, buyurduğumu yapın
Karacalara binip, binek sürmeyi öğrenin
Kuşçuluğu öğrenin, doğanı
Yakınlardaki sığırcık sürülerine salarak
Oynarken susarsanız
Tatlı su için, kanın tadına bakmayın
Midyelerden içmeye kalkmayın sakın!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 21 Kasım 2013, 14:43:18 »

Ural dedi “Babamın buyruğunu
Tutacağım ve yerine getireceğim
Ve keyfini süreceğim kanın tadının
Gelenekleri öğrendikten sonra
Bütün dünyayı dolantıktan sonra
Ve emin olduktan sonra
Dünya üzerinde ölüm olmadığına
Bilmediğine dünyanın
Ölüm denen şeyi
Ve yaşayan bir şeyi öldürmeyeceğim
Sağ elimde bir Sukmar ile
Ve yatıştırmayacağım susuzluğumu
Kara sülüğün emdiği
Midye kabuklarına
Doldurulmuş kanla”

Şulgan dedi ki “ölüm
Güçlüdür insanoğlundan
Ve gelmeyecek bu yana
Asla bulamayacak burada bizi
Babamızın deyişiyle
Ki durmadan tekrarlar
Biz yaşayan her şeye ölüm taşırız
Bunu kendisi söyledi başta
Öyleyse, neden korkmalı?
Çekinmeli, bir yudumluk kan içkisinden?”

Ve şöyle tanıtladı Ural:
“Hayvanlar var, hem hızlı
Hem ayağı kıvrak
Görkemli ve güçlü yapılı
Dikkatli ve kulağı çabuk
Gündüzleri ve gece
Hafif uyuyan
Benekli leoparlar, aslanlar, kızıl geyikler
Ayılar ve daha nicesi
Bizden daha güçsüz değiller
...

Bir yaban hayvanının toynağı sakat
Ya da pençesi kuru otlar tarafından çizilmiş olabilir
Yine de asla topallamaz o ayak
Ve yaz sıcağında asla
Giysilerini çıkarmaları gerekmez
Buz kestiren kış borası
Onların biraz daha
Kalın giyinmesine sebep olmaz
Asla Sukmar beslemezler
Hiç görülmemiştir avcı kuşla avlandıkları
Kürkün ya da tüyün peşine
Yollanacak bir avcıya ihtiyaç duymazlar
Ne de bir kargı lazımdır onlara balık avlamaya
Av hayvanlarının hiçbiri
Birine muhtaç yaşamaz
Silah olarak sadece diş ve pençe
Ve sadece kendileri vardır
Hayatlarını emanet etmeye
Ve bilmezler ne demektir
Yorulmak
Korkmak ve dehşetle titremek
Böyle yaşar onlar
Aslanlar ve leoparlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.055 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.