Altay-Türk Destancilik Geleneği
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Temmuz 2020, 14:14:44


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Altay-Türk Destancilik Geleneği  (Okunma Sayısı 2661 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 04 Kasım 2013, 12:50:55 »

ALTAY TÜRKLERİ’NİN İNANÇ SİSTEMİ : “KAMLIK/ ŞAMANİZM ”
Altaylı Folklor Araştırıcısı ve aynı zamanda bir “kam” olan Nadya YUGUŞEVA, kamlığı şöyle anlatıyor:

“Kamlık inancı, çok eski zamanlardan beri devam eden ve nesiller değiştirerek bugüne kadar ulaşmış bir inanç .Kamlığın kaç yaşında olduğu sorusuna kimse cevap veremez. Ben,bu inanç gökyüzüyle,ayla,güneşle,yıldızlarla yaşıttırdiyebilirim.Benim kulaktan öğrendiğime göre,2000 veya 1500 yıl önce Altaylılar,“kitap”lı bir toplumdu Bizim Sudurbitçig ( Kutsal Ktap)‘ imizi Hristiyanlar yok etmiş Ben,Altay Türklerindeki sayısı 12 olan kamlardan birisiyim.”
(YUGUŞEVA,2001:142-143).

Kamlık inancına “Şamanizm” denilmesi Altaylılarca hoş karşılanmamaktadır. Şamanizm onlarda “kötü kelime” olarak geçmektedir ve bu kelimeyi Ruslar kullanmaktadır.
Kam, ruhlar ile insanlar arasında iletişimi sağlamaktadırlar. Kamlığı ne bir okulu ne de bir öğreticisi vardır.Bir kamın duası,başka bir kamınkine benzemez.Kamlık inancına,birçok insan yanlışlıkla din dese de dünyanın en eski inancıdır.Eğer kamlık bir din olsaydı İncil,Kur’an gibi kutsal kitapları olurdu.1800’lü yıllardan itibaren Rus misyonerleri kamlığı yok etmek ve kendi dinlerine çekebilmek için Altay’a gelmeye başlamışlar ve kilise papazları,planlı bir Hristiyanlaştırma dönemi başlatmışlardır.Rusya’nın Çarlık dönemlerinde ve Sovyetler zamanında da kamlık yok edilmeye çalışılmıştır.1900’lü yıllarda ise Altay’ın Kızıl-Özök Bölgesi’nde bütün kamları toplu hâlde kapalı bir mekânda diri diri yaksalar da halk içinden gelen sesi dinleyip inancından vazgeçmemiştir.
Altaylılar çeşitli ruhların varlığına inanırlar. Her boyda mutlaka bir veya iki tane kam vardır. Kam olacak insan, ilim adamlarının dediği “kam hastalığı”nı geçirir.Bu bir tür sinir,ruh hastalığı olup,kam olarak doğan kişiyi 20-30 yaş arasında yakalar.Hastalık geçince insan,kam güçlerine sahip olur;yani ruhlarla irtibata geçebilir.Peri,ruh ve cinler kamın yardımcılarıdır.Kamlar,kamı olan bir aileden gelir.Eğer birinin soyunda kam varsa,kam ruhları kendisine intikâl etmişse,o kişi kam olma kaderinden kaçamaz.Kam, kendisine yardımcı olan ruhlar aracılığıyla,Altaylıların kötü ve iyi ruhlarıyla görüşür.Kötü,kara ruh denilen “Erlik-biy”,yeraltında yaşar,onun yardımcıları ve çocukları vardır;o,kama hayatı boyunca imtihanlar hazırlar.
Kam, güçlü bir telepatiye sahiptir. Kamın yanına hasta ya da dertli biri gelince, o “ak” ve “kara” ruhlarıyla görüşüp, kişinin niçin hastalandığını anlayabilir ve onu iyileştirebilir.Kam,bunu yapabilmek için gelenlerden Altaylıların kutsal saydıkları “Artış Otu”(Ardıç Ağacı)nu getirmelerini ister.Hastanın iyileşmesi için kurban kesilmesi gerektiğini ise “Cayaçı” denilen ruha sorar.Erlik-biy’e Altaylılar “Kara Neme”(Kara Şey) veya “Karabasan” derler.O,hastalık,ölüm,kötülük getirir diye ona saygılı dualar okunur;kurbanlar kesilir. Kamlar, Erlik-biy’in dış görünümünü şöyle anlatırlar:yaşlı,uzun boylu,gözleri ara sıra masmavi ateşle yanar,gözleri simsiyah,sakalı ikiye ayrılıp dizlerine kadar iner,bıyıkları kulaklarının üstünden geçerek sırtından bacaklarına kadar uzanır.Dudakları kurumuş kurban derisi gibi,boynuzları eski ağaç dalları gibi,saçları boğanın alnındaki saçlar gibi kıvırcık ve dağınıktır.Erlik-biy yeraltındaki “Almıs”(Albus) adlı bir yerde,simsiyah,karanlık bir sarayda yaşamaktadır ve bu sarayın yanında gözyaşından dokuz nehir akar.Erlik-biy’in kendisine benzeyen dokuz oğlu vardır.Bunların isimleri:Taş-arçuldu,Karış,Çaş-arçuldu,Uçar-kan,Cabaş-kan,Kömür-kan,Şaday-kan,Sokor-kan ve Çolok-kan’dır.Erlik-biy’in kızlarının sayısı ise bazılarına göre iki,bazılarına göre dokuzdur.
Yedi günün anılması iyi ruhlarla ilgilidir; çünkü iyi ruhların başı,en büyüğü,yaratgan(yaratan),törütgen(türeten) olan “Ülegen”(Ülgen) memnun olsun istenir.Ülgen’in yedi oğlu vardır.Bunların isimleri:Karşıt,Pura-kan,Cecil-kan,Burça-kan,Karakuş,Paktı-kan,Ar-kanım’dır.Anadolu’da da bir kişi öldükten sonra,yedinci gün anıldığını ve hatırına yemeklerin yapıldığını bilmekteyiz.Onun için Kamlık inancına sahip olanlar,biri ölünce yedinci gün onu anarlar.Ruslardaki gibi dokuz gün değil.Yedinci günde,ölenin canını iyi ruhlara teslim etmeye çalışırlar.Dokuz gün geçince,ölenin canı Erlik-biy’in yerine gider.
Altaylılarda geceleri tırnak kesilmez. Tırnak kesildikten sonra toplanıp yere gömülür. Kaybolan tırnakla insan ruhunun kaybolacağına inanırlar. Anadolu’da da geceleri tırnak kesilmezmiş ve tırnaktan büyü malzemesi yapıldığına inanıp, insanların bulamayacağı yere atarlarmış. Altaylılar,geceleri yemek yedikten sonra,ağızlarını silmeden ve ateşe üflemeden çocuklarının dışarı çıkmalarını ve sofradan kalkmalarını yasaklarlar;çünkü kötü ruhların,dudaklarda kalan yağı ve yemeği yaladıklarına ve ağızlarında uçuk çıkmasına sebep olduklarına inanırlar.Yine Kamlık inancına göre eve girerken eşikte durulmaz;çünkü Erlik-biy’in kızları canı alıp gotürebilir.Canı çalınan kişi hastalanabilir ya da ölebilir.Kapı altında durulmaz,oturulmaz.Bunu yapanların kısmeti kesilir denilir.Bir de Altay Türkleri,akşamları saç kesmezler;saçı çöpe de atmazlar.Hanımlar saçını taradıktan sonra dökülen saçı her zaman toplar ve bir yere saklar.
Ülgen, göğün dokuzuncu katında oturur. Hiçbir kam Ülgen’e kadar ulaşamaz. Ülgen’in insanlarla yakın ve onlara yardımcı olmaya indiği yer, beşinci gök katında bulunur ve ismi “Altın Kazık”tır. Ülgen ruhu, altın kapılı, altın kaplamalı, altın sarayda yaşamaktadır. Altaylılar, ateşi Ülgen yaratmış diye ateşe çöp atmaz, ocağa tükürmez, üstünden geçmezler. Ülgen her ne isterse olur. İlk yazda “cılgayak” bayramında kam, bütün halkın iyi yaşaması, avcıların her zaman avlı gelmeleri ve dışarıdaki evcil hayvanların çoğalması için büyük bir kam duası okur.“Cılgayak” yani “Nevruz” bayramı bu inancın ürünüdür.
Ülgen’in yedi oğlundan en büyüğü olan “Karşıt” ruhların en duygulu olanıdır ve kamlar en çok ona kam duası edip yalvarırlar. Ak ruhlar(iyi ruhlar) arasında elçi olan “Cayık” ruhu da vardır.Bu ruh Tanrı tarafından yer üstüne canlıları koruması için gönderilmiştir.Cayık ruhu, insanları yeraltındaki kötü ruhlardan da korur.Bu ruhu genelde ilkbaharda ululayıp kutlarlar.Altaylıların millî içeceği olan sütlü,tuzlu çayı dört tarafa serperek yeni yılın iyi geçmesi için dileklerde bulunurlar.Ak ruhlardan biri de “Suyla”dır.Suyla,dünyada neler olup biteceğini önceden görüp kama anlatırmış.Suyla ruhunun yanında,evli gibi her zaman “Karlık” ruhu bulunur.Karlık da iyi ruhtur ve kamın ufak tefek işlerinde ona yardımcı olur;görüp duyduklarını söyler.
Ülgen’in en yakın yardımcısı “Utkuçu”dur.O,yeryüzünde olup bitenleri Ülgen’e anlatır.Yukarıdan aşağıya Suyla’ya,Karlık’a ve Cayık’a haber getirir.
Kam,dualarını okumaya başlayınca genelde transa girer.Yanındaki insanları ve ailesini unutur.Kam duaları günlerce sürer,kam günlerce yemek yemeden insanların işi için ruhlarla konuşur,pazarlık yapar.Günlerce ruhların arasında dolaşıp duran kamı kimse anlayamaz.Belki birçok kamın orta yaşta yapayalnız kalıyor olması bundandır.Kama dertli biri gelecekse,ruhları ona önceden haber verir ve evden bir yere bırakmazlar.Kama dertli biri gelirken yolda kutsal sayılan yerlere,ruhlara saygı göstermek maksadıyla beyaz bez parçaları bağlar.Kam,gelmekte olanların geliş niyetini anlar.Kadın kam,dualarına gebelik zamanında ara verir.Çocuğu büyüyüp yürümeye başladığında yine insanlara yardım etmeye devam eder.
Böylece Altaylardaki soydaşlarımızın sosyal hayatları ve inançları hakkında kısmen de olsa bilgilenmiş olduk.
2.BÖLÜM
ALTAY-TÜRK DESTANLARI’NIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
TEŞEKKÜL DEVRİ VE TASNİFİ
Altay Türkleri’nde kahramanlık destanlarına “Kay-çörçök”,destan anlatıcısına da “Kayçı” denilir.Bu iki terimin türetildiği “Kay” kelimesi ise, insanın göğsünden çıkan sese verilen addır.Destan söylemek “kayla-” fiiliyle ifade edilir.Çok iyi destan anlatan kayçılara “Oygor kayçı”,kötü sesli ve kabiliyetsiz olanlara “baka çılap emeze it çılap kaylap cat” yani kurbağa gibi veya it gibi kaylıyor tabiri kullanılır.Altay kayçıları içinde aynı zamanda kam olanlara da “Kam kayçı” denilir.Kay-çörçökler çathana(cadagan) veya topşuur denilen müzik aletleriyle sanatlarını icra ederler. Topşuur, 70-75 cm uzunluğunda,sedir veya kayın ağaçlarından yapılarak deriyle kaplanmış,telleri at kuyruğundan yapılan iki telli bir çalgıdır.
Altay Türkleri,“Altay-Buuçay,Alıp Manaş,Er-Samır,Kozın-Erkeş,Kan-Kapçıkay,Ak-Tayçı,Maaday-Kara,Kökin-Erkey,Ösküs-Uul,Ay-Kaan,Maçlı-Mergen,Közüyke” gibi birçok destana sahiptir.Bunlar en bilinenleridir.İsimlerini buraya yazdığımız destanlardan hareketle Altay Türk Destanları’nın özellikleri üzerinde duracağız.
ALTAY TÜRK DESTANLARI’NIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
a.Giriş ve sonuç bölümleri her destanda birbirine benzeyen klişe cümlelerden kuruludur.Başlangıç bazen kayçının,onu dinleyenlere seslenişiyle başlar ya da destan kahramanının,annesinin veya babasının tasviri ile başlar.Sonuç ise destan kahramanının zaferi ve mutlu sonla biter.Örnek : Kan-Şüülti ve Alıp-Manaş Destanları.
b.Muhtevâsı açısından,kahramanın yeraltındaki Erlik-Bey ve avanesi veya yer üstündeki kötü niyetli kağanlarla olan başarılı mücadelesini içerir.Kahramanlar çoğunlukla han veya asiller sınıfındandır.
c.Kahramanları bakımından ise,kahramanlar olağanüstü görünüşe ve güce sahiptirler. Kahramanların hareketleri tabiattaki diğer varlıkları da etkiler.

“Bu kahramanlar bağırsa dağ,taş yıkılır,büyük sular dalgalanıp,taşar.Ok atsa akşam attığı ok sabah yere düşer.Kojon söylese ağaçlar başını eğer,akan sular durur,ak kanatlı kuşlar uçup gelir.Güreşse doksan yıl toprağa düşmez,yetmiş yıl kimse yenilmez.”(SURAZAKOV,1961:25).

Kahraman doğduğunda ona Dede Korkut Hikâyeleri’nde olduğu gibi yaşlı birisi ad verir.Meselâ, Kozın-Erkeş Destanı'nda Ak Kağan’ın oğluna yaşlı bir erkek, Karatı Kağan’ın kızına ise yaşlı bir kadın ad verir.
Türk destanlarının temel motiflerinden olan çocuğu kurdun beslemesi ve çok hızlı gelişmesi;destan kahramanlarının “yada taşı” yardımıyla veya kendi güçleriyle yağmur,kar yağdırıp fırtına estirmesi,havayı ısıtması gibi olaylar kahramanlara özgü olaylardır.
Örnek:

Mını ukkan Kan-Büdey Bunu işiten Kan-Büdey
Teneriden şunup tüşti. Gökten anîden indi.
Togus karış kar caadırdı. Dokuz karış kar yağdırdı.
Açu-koron sook tüjürdi. Çok sert soğuk indirdi.
...
Destan kahramanlarının bir başka özelliği de inançlı olmalarıdır.Karşılaştıkları engeller karşısında inançları gereği saçı saçıp,calama[1] veya kıyıra bağlayarak dağ,su…iyelerine dua edip onlardan yardım beklerler.
Kahramanların atları da “ercinelü”(kutsal)dür.Konuşma kabiliyetine sahiptirler.Tehlikeleri önceden sezip,sahiplerini uyarırlar ve zor durumlardan kurtarırlar.Meselâ, Alıp-Manaş Destanı’nda Alıp-Manaş’ı atıldığı kuyudan atı Ak-boro çıkarır.
d.Altay-Türk Destanları’nda eski Türk hayatına ve bugünkü Anadolu kültürüne dair izler bulmak mümkündür.Üç Kulaktu Ay Kara At Destanı’nda[2],kahraman öldüğünde kendisiyle birlikte atının ve bazı yiyeceklerin de mezarına konulmasını ister.
e.Altay Türk Destanları’nda muayyen bir vezin veya hece ölçüsü yoktur.Mısralar dört ile on altı hece sayısı arasında değişir.Fakat umumîyetle sekizli hece kalıbıyla söylenirler.Kafiyelerde sistemli olmakla beraber daha çok yarım kafiye görülür.Destanlarda mısra başı kafiyelerine çok sık rastlanır.Yer yer ikilemeler,kafiye,redif,asonans ve aliterasyonla ahenk sağlanarak şairâne üslûp yakalanır.
f.Altay Türk Destanları’nda tarihî olaylardan hemen hemen hiçbir iz yoktur.
g.Destanların coğrafyası da Altay Türkleri’nin yaşadığı alanla sınırlıdır.Bu coğrafya destanlarda “Altay” kelimesi ile ifade edilir.Altay tasvir edilirken daha çok güzelliği ve sonsuz bereketi anlatılır.Kan-Şüülti Destanı’nda Altay şu sözlerle övülür:
Aştaganı azıragan Acıkanı besleyen
Arıganı semirtgen Zayıfı semizleten
Ajı-tuzı tügenbes Altayıs.[3] Aşı,tuzu tükenmez Altayımız.
Bununla birlikte,Erlik’in yaşadığı yer altı ülkesi mitolojik mekân olan destanlara girmiştir.

ALTAY TÜRK DESTANLARI’NIN TEŞEKKÜL DEVRİ VE TASNİFİ
Altay Türk Destanları ile ilgili olarak,araştırmacıların çelişkili görüşleri vardır.S.E.Malov,bu destanları kendi bütünlüğünü yitirerek küçülmüş parçalar olarak görürken,N.K.Dimitriyev de,bu destanların küçük parçalardan oluşan bir bütün olarak kabul eder.
B.V.Viladimirtsov,N.K.Dimitriyev,L.P.Potapov ve N.A.Baskakov gibi ilim adamları Altay Türk Destanları’nın arkaik izler taşıdığını kabul etseler de,destanların 15. ve 18.yüzyıllarda teşekkül ettiği hususunda görüş birliği içindedirler. Araştırmacıların müttefik oldukları yüzyıllar,Moğolların Altay Bölgesi’nde hakimiyet kurdukları döneme rastlar.Baskakov’a göre aynı yüzyıllarda Altaylıların bağımsızlık şuuru gelişmiş,bu durum da destanlara aksetmiştir. Surazkov da,Baskakov’un görüşlerine şu sözlerle katılır: “Gerçekten de birçok Altay destanı Cungar halkına veya kendi beylerine karşı mücadele ederken ortaya çıkmıştır.” (Dilek,1998:323).Buna karşılık S.V.Kiselev,V.M.Jirmunski de 6. ve 8.yüzyıllarda teşekkül ettiğini söylerler. Jirmunski’ye göre Altay Türk Destanları 6. ve 8.yüzyıllardaki hâlleriyle ancak birer kahramanlık masalıdır.Bunların destan hüviyetini kazanması ise 11. ve 13.yüzyıllarda gerçeklemiştir.Bu görüşlerin dışında A.P.Okladınıkov,Altay Destanları’nın da diğer bütün destanlar gibi ataerkil dönem tam oturduğunda oluştuğunu söyler.Abdülkadir İnan ise Altay Türk Destanları’nın 7.yüzyılda yaşamış olan Göktürkler devrinden bile çok eski bir geçmişin hatırası olarak sayılabileceğini bildirir.Altay Türk Destanları’nın teşekkül dönemlerini tespit etmek oldukça zordur.S.Surazakov bu konuyla ilgili doktora tezi hazırlamış biri olarak bu destanların arkaik dönemde teşekkül etmeye başladığını;fakat 17. ve 18.yüzyıllara kadar olgunlaşma dönemi geçirdiğini söyler.Surazakov,Altay Türk Destanları’nın teşekkül dönemlerini üçe ayırarak,konularına göre şu şekilde tasnif etmiştir:

a.Ataerkil Döneme Ait Destanlar
1.Korkunç yaratıklarla mücadeleleri anlatan destanlar(Kögidey Kökşinle Boodoy Koo,Tektebey Mergen)
2.Yeraltındaki âlemle mücadeleyi anlatan destanlar(Cimey Aru la Şimey Aru,Ak-Tayçı,Altın-Koo)
3.Kahramanın evlenişini anlatan destanlar(Kan Şüülti,Erke-Koo)
4.Aile ve söök içindeki ilişkileri anlatan destanlar(Altay-Buuçay,Alıp-Manaş)
5.İstilâcılarla mücadeleyi anlatan destanlar
b.İlk Feodal Döneme Ait Destanlar(Er-Samır,Kan-Kapçıkay,Maaday-Kara)
c.Feodal Döneme Ait Destanlar(Maçlı-Mergen,Kögütey,Koozın-Erkeş)

ALTAY TÜRK DESTANLARI’NIN MOTİF YAPISINA GENEL BİR BAKIŞ
Bu bölümde Altay Türk Destanları’nın hemen hemen hepsinde geçen ortak motifler üzerinde duracağız.

OLAĞANÜSTÜ KAHRAMAN MOTİFİ:
“Alıp bütken(alp yaratılışlı),erlü bütken(er yaratılışlı),kalaptu bütken(kalıplı,heybetli yaratılışlı),omok bütken(yakışıklı yaratılışlı)” olarak tasvir edilen kahramanlardır.Kahramanlar,yeryüzünü kötü güçlerden koruma amacı taşırlar.Aynı zamanda hastaları iyileştirip ölüleri diriltebilirler.Er-Samır Destanı’nda Kara-Bökö’nün,gözlerini oyduğu Sokor-Kağan’ın gözlerini Kara-Bökö’nün karnından çıkararak yerine yerleştirir ve Sokor-Kağan eskisinden daha iyi görmeye başlar.
Olağanüstü özelliklerine rağmen kahramanların fizikî ihtiyaçları da vardır.Bunlardan biri de uykudur.Altay Türkleri uyuyan insanları uyandırmazlar.Uyuyan kişi,kendisi uyanmalıdır.Çünkü uyku sırasında bedenden ayrılan ruh,dışardan uyandırma sırasında,tekrar bedene girebilme fırsatı bulamayabilir.Böyle bir durum,o kişi için tehlikeli olabilir;kişi ölebilir.Er-Samır Destanı’nda ise bu durumun aksi görülür.
Türk destanlarında ve Dede Korkut’ta kahramanın yatıp uykuya dalması bediî bir motif gibi kendini gösterir.Hatta uyku “küçük ölüm” olarak adlandırılır.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 04 Kasım 2013, 12:52:26 »


 DÜALİST TANRI MOTİFİ(ÜLGEN-ERLİK):
Altay yaratılış efsanesine göre,kâinatın başlangıcında yalnızca iki varlık vardı: “Ülgen” ve “Erlik”.İnanışa göre dünyayı ve insanı ikisi birlikte yaratmışlardır.Tanrı Ülgen (Altay-Kuday) gökte,Erlik ise yeraltındaki karanlık âlemde oturmaktadır.Onun için yeryüzünde iyi de kötü de vardır.
Dünya yaratılırken Altay-Kuday;düzlükleri,atı,koyunu,faydalı otları,sedir ve kayın ağaçlarını kısaca olumlu kabul edilen varlıkları yaratmıştır.Erlik;dağlık,tepelik yerleri,inek,keçi,solucan ve böcekleri,zararlı otları,lâdin ve kavak ağaçlarını ve bunların en iyisi olarak da ayıyı yaratmıştır.Fakat,Altay-Kuday ayının bir parmağını ve aklının bir kısmını insana vererek insanı daha üstün kılmıştır.Altay Türkleri bu sebeple ayıyı kutsal kabul ederler.Ona ayı demek yerine “abaay,taay,macalay,akabıs,caan karındaş” derler.Aynı durum Erlik için de geçerlidir.Erlik’ten korktukları için onu “kaal Erlik” yani somurtkan,inatçı diye tavsif ederler.Altay Türk destanlarında Erlik adının “Erlik-Biy” olarak geçmesi ona duyulan saygı ve korkunun ifadesidir.
Altay Türk destanlarında Erlik motifine çok rastlanmakla birlikte Ülgen’e pek rastlanmaz.İyilik tanrısının adı daha çok “Üç-Kurbustan”olarak geçer.Altay Türk destanlarında “Ülgen” adına yalnızca Kozın-Erkeş Destanı’nda rastlanır.
Altay Türk Destanları’nın birçoğunun muhtevâsını da destan kahramanıyla Erlik ve avanesi arasında geçen mücadeleler oluşturur.Destan kahramanları bu mücadelelerde Erlik’i her zaman yener;fakat öldürmez.Onların Erlik’le mücadelelerinin amacı,Erlik’in yer üstüne çıkıp insanlara zarar vermesini engellemek;onun gözünü korkutmaktır.Destanlarda Erlik’le mücadele eden kahramanlar genelde kamlardır.
Erlik’le mücadeleyi anlatan Altay Türk Destanları’nda Erlik,gücün sembolüdür.Meselâ; Kan-Kapçıkay Destanı’nda,Kan-Kapçıkay doğduğunda ona ad veren ihtiyar göğsünden çıkarıp okuduğu kitapta çocuğun Erlik kadar güçlü olacağını yazdığını söyler.
Altay Türk Destanları’nda Erlik’in tasviri şu şekildedir:

“O,is gibi kapkaradır.Saçı sakalı uzundur.Bıyığı memelerinden,sakalı omuzlarından aşar.İnsan eti yer.Asası,insan kemiğindendir.Oğulları,kızları,yardımcıları ve birçok ucubeyle birlikte demir bir sarayda oturur.Tahtı da taştandır.Bindiği beygir siyah argımak,döşeği kara kunduz derisindendir.Beli o kadar şişmandır ki hiçbir kuşak yetmez.Göz kapakları bir karış,yüzü kan kırmızıdır.Hiçbir kuvvetin kaldıramadığı şeyleri kaldırır.”(DİLEK,1998:329-330).

 AT MOTİFİ:
Dünya ve özellikle Türk tarihinde atın önemli bir yeri vardır.İbrahim Kafesoğlu,Türk maddî kültürünün temelini atın Türkler tarafından atın ehlîleştirilmesi ve demirin işlenmesine bağlar.[4]At sevgisi ve ata verilen değer bütün Türk boylarında olduğu gibi Altay Türkleri’nde de çok fazladır.W.Radloff,Altay Türkleri’nin atları için şunları söyler:

“Altay atları umumîyetle koyu renktedir;fakat kır atlar da çok bulunur.Yağızlar pek enderdir.Yürüyüşleri kaygındır,rahvanlar az bulunur.Vücudunun güzelliğinden başka,Altay atı sürat ve akıllılığı ile temayüz eder…Muhtelif soylar atlarını tanıyabilmek için,bunların arka butlarına vurulan mülkiyet işareti(tamga)kullanırlar.”(RADLOFF,1994:31).

At,Şamanist inanca bağlı Türk boylarında,günlük hayatın bir parçası olmakla birlikte Şaman ayin ve törenlerinde Şamanların elindeki sopada da yerini bulur.Sopa,at şeklindedir.Şaman trans hâline geçtiğinde bu sopa ile dans eder.Göğe yaptığı yolculuğundan dönüşte ise kır bir ata biner.Ata,inanç boyutunda bu derece önem verilmesinin sebebi,Altay Kuday tarafından yaratılmış olduğuna dair inançtır.
Altay Türk Destanları’nda çoğunlukla kahraman ve atı aynı gün doğar.Maaday-Kara Destanı’ndaki kahraman olacak çocukla aynı günde dört kulaklı,gri renkli bir tay dünyaya gelir.Altay-Buuçay Destanı’nda ise kahramanın karşılaştığı bütün zorlukların nedeni,kendi atını dinlememesinden kaynaklanır.Destanda at,yere yatarak kar yağdırabilir ya da havayı soğutabilir;don değiştirerek insana,ceylana,kuşa dönüşebilir.Er-Samır Destanı’nda kahramanla atı aynı anda şekil değiştirmiş,tüyleri dökülmüş,kötü görünümlü bir at şekline dönüşmüştür.
Altay Türk Destanları’nda,kahramanlar atlarıyla birlikte tanıtılırlar.At ve atın bağlandığı “çakı”adı verilen direk,aynı zamanda atın sahibinin sosyal durumunu ve itibarını da gösterir.Destanlarda iyi tiplerin çakıları daima altı boğumludur.Kötü tiplerin çakıları ise,bir kavala veya bir düdüğe benzetilir.
Altay Türk Destanları’nda atla ilgili en çok geçen isimler:“batyal,cal,kuyruk,tokım,eer,üygen,kolon, kuyuşkan,üzeni,çılbır,tiksin,çakı,kamçı”.

 AY VE GÜNEŞ MOTİFİ:
Türk düşüncesinde güneş sıcaklığın,ay soğukluğun sembolü olması sebebiyle güneş dişi,ay da erkek olarak tasavvur edilmiştir.Hun Türkleri’nde en kutsal yön,güneşin doğduğu doğu yönüdür.Ay ise batının sembolüdür;fakat Altay Türk Destanları’nda durum biraz değişiktir.Altay Türkleri’nin önemli günlerinin tespitinde ay önemli bir yer tutar.Çaga ve Cılgayak bayramlarını kutlama vakti gelindiğinde ayın hilâl şeklini alması beklenir.Ay beklenen vakitte doğmaz veya hilâl şeklini almazsa Erlik’in elçisi Celbegen’in ayı tuttuğuna inanılır.Anadolu’da da :

“Ayın ve güneşin tutulması hâllerinde her yerde,bu felâketin giderilmesi için davul ya da başka çeşitten gürültü çıkaran şeylere(teneke,vb.)vurularak veya tüfek atılarak ayı,güneşi tutan kötü varlıklar korkutulur”(BORATAV,1984:18).

Altay Türk kayçılık geleneğinde destancı bazen,destanı anlatmaya başlamadan önce ayı ve güneşi kendisini dinlemeye çağırır.Türk destanlarında Ay-Han ve Gün-Han isimlerine çok rastlanır.Bu adlandırma hanların hâkimiyet ve kuvvet derecesini göstermek için yapılmıştır.
Altay Türk Destanları’nda yeryüzü itibariyle Altay’dan bahsedilirken “Aylu-Kündü Altay”(Aylı güneşli Altay),Erlik’in yeraltındaki yurdundan ise “Ay alıs”(Aysız yer), “Kün alıs”(Güneşsiz yer) diye bahsedilir.Destanda ay ve güneş yer altı ve yer üstünü ayıran en belirgin unsurdur.

 DAĞ İYESİ MOTİFİ:
Altay Türkleri’nin inanışına göre tabiattaki birçok varlığın(dağ,ateş,su,ağaç,vb.) “ee”(iye) denilen ve fizikî olarak insan şeklinde tasavvur edilen sahibi veya koruyucu ruhu vardır.Altay Türkleri için de en önemli iye, Altay iyesidir.Altay Türkleri onu “Ak-boro ata binen,ak giyimli”olarak tasavvur ederler.O yalnızca iyi kalplilere görünür.
Altay Türkleri’nin düşünce ve inanışında mühim bir yer tutan iyeler,kayçılık geleneğinde de önemli bir yere sahiptir.Şamanist inanca bağlı her Türk boyu veya kabilesinin mukaddes saydığı ve onun ruhuna kurban adadığı,ayinler ve törenler düzenlediği bir dağ vardır.
Altay Türkleri dağ iyesini rahatsız etmemek için sessiz olurlar.Memnun etmek içinse ağaçlara kıyıra veya calama bağlayıp,saçı saçıp,alkış sözler söylerler.
Dağ iyesi Er-Samır’da bir kez karşımıza çıkar.İyelere dua etme motifi Alıp-Manaş’ta görülür.
Altay Türk Destanları’nda dağlar,avı bol olan ormanlar olması sebebiyle “Tuu” kelimesi ya da “Tayga” kelimesiyle ifade edilir.Radloff’a göre bu dağlar “Ak” ve “Gök” dağlar olarak tasvir edilmelidir.Bazı durumlarda kahramanın önüne engel olan dağlar “kara” kelimesiyle birlikte kullanılır.

SAÇI GELENEĞİ VE BEZ BAĞLAMA MOTİFİ:
Bu iki gelenek Şamanist ve Türk Müslüman boylarında görülmektedir.Saçı saçarak veya ağaca bez bağlayarak iyelerin memnun edileceğine,dileklerin kabul olunacağına,güçlüklerin ortadan kalkacağına inanılır.
Saçı,Abdülkadir İnan’a göre topluluğun her devirde ürettiği en önemli ürünlerdendir;avcılık devrinde süt,kımız ve hayvan yağından;çiftçilik devrinde buğday,darı,pirinç ve çeşitli meyvelerden meydana gelir.[5]
Ağaca bez bağlama geleneği de Altaylarda “kıyıra bula-”(kıyıra bağla-) şeklinde geçer.Kıyıra genellikle kutsal sayılan kayın,çam,karçın ve arçın ağaçlarına bağlanır.“Baylu”denilen ağaçlar kesilmez ve evlerin yakınında yetiştirilmez.
Altay Türk Destanları’nda kahramanlar,karşılaştıkları engelleri süt saçıp kıyıra veya calama bağlayarak aşarlar.Er-Samır Destanı’nın kahramanı Er-Samır,Erlik’in koyduğu engelleri süt saçıp calama bağlamak suretiyle aşar.Süt saçıp calama bağlama yoluyla Tanrı katına ulaşan destan kahramanları da vardır Ak-Biy Destanı’ndaki Ak-Biy gibi.

 OYUN MOTİFİ:
Altay Türk Destanları’nda “satranç” ve “közör”adlı iki oyundan bahsedilir.
Satranç oyunu,kahramanların ve onların etrafındakilerin oynadıkları oyundur.Kozın-Erkeş Destanı’ndaki kahramanın genç bir kızla oturup satranç oynaması gibi.
Közör oyunu ise destanda düşmanların oynadıkları,iskambil kâğıtlarıyla oynanan bir Rus oyunudur.Er-Samır Destanı’nda,Erlik’in adamları olan altı ve dokuz kardeş tanıtılırken ilk olarak oynadıkları közör oyunundan bahsedilmesi dikkat çekicidir.
Destanda bu iki oyun motifi ile iyi ve kötü arasındaki zevk ve eğlence farkı ortaya konulmuştur.
 YAZI MOTİFİ:
Yazı motifine her Altay Türk Destanı’nda rastlamak mümkündür.Bu destanlarda kitap veya yazılı metin karşılığı olarak : “biçig,sudur biçig,ay sudur,altın sudur,oygor biçig” kelimeleri geçer.Bu eserler Altay Türk Destanları’nda gelecekten haber veren alınyazısının yazılı olduğu ve ancak manevî gücü olanların ya da destan kahramanlarının elinde bulunan ve onların okuyabileceği eserlerdir.Kozın-Erkeş Destanı’nda,kahraman “oygor biçig”i okuyarak geleceği görür.
“Biçig”kelimesi Er-Samır Destanı’nın giriş ve sonuç bölümlerinde geçer.Ayrıca Altay Türk Destanları’nda bazı kuşlar haberci vazifesi görerek,yazılan mesajı yerine ulaştırmakla görevlidirler.

 ŞEKİL DEĞİŞTİRME MOTİFİ:
Destan kahramanları tanımadıkları,tehlike sezdikleri bir yere geldiklerinde veya düşmanlarını yanıltmak,onlardan korunmak için şekil değiştirerek,bir hayvan,Tastarakay (fakir,kel,çirkin görünüşlü birisi)veya herhangi bir eşya(umumiyetle kazan)şekline girerler.Kahramanların bu özellikleri,onların taşıdıkları insanüstü özelliklerden birisidir.Sonradan kazanılmış değil,yaratılışları icabıdır.
Destanlarda şekil değiştirmek “kubul”(değişmek,başkalaşmak) fiiliyle ifade edilir.
Kahramanlar silkinerek veya ellerinde tuttukları bir şeyi evirip çevirerek şekil değiştirirler.Ellerinde tuttukları bu şey genelde “kuçıyak” (serçe)tır.
Kahramanın atı da şekil değiştirebilir.Altay-Buuçay’ın cesedinin düşmanları tarafından bulunmaması için Kayçı-ceren ve Kamçı-cereen adındaki iki atın,iki kartala dönüşerek cesedi dağın ötesine taşıması gibi.
Er-Samır Destanı’nda şekil değiştirme, “kel donuna girme” motifiyle karşımıza çıkar.Er-Samır’ın “Tastarakay” kılığına girmesi gibi.
“Şekil değiştirip kel donuna girmek daha çok Kuzey Türkleri’nin masallarında görülür.”(ÖGEL,1995:85).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 04 Kasım 2013, 13:02:11 »

Kandaslarim makale uzun olabilir , fakat Türk kültürünü canli tiumak istersek mutlaka gecmisten alinacak dersler vardir. Ata topraklarimiz olan Altaylarin destanlari bize gecmisimiz icin isik tutuyor. Atalarimiz günlük olarak nasil yasiyorlardi, ve ne türlü bir edebiyat gelistirmislerdi. Benim bildigim kadar 240 üzerinde destanimiz var bunlarin kacini biliyoruz. Destanlarimiza ve onda yasanan milli ahlak agirlikli hayat tarzimiza sahip cikmadan tam bir Türkçü olamayiz, tarihten alinacak çok ders var.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.318 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.