Ali Şir Nevai
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ekim 2019, 05:34:28


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ali Şir Nevai  (Okunma Sayısı 7843 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 24 Aralık 2013, 12:37:01 »

Ali Şir Nevai 

Ali Şîr Nevâî, Türkçeyi yüksek bir sanat dili halinde işlemeye çalışan, bu görüşü savunan ve Türk diline değer kazandıran üstün bir bilgin ve devlet adamıdır.

Yaşamı

1441’de Herat’ta doğdu. Babası Timur’un meliklerinden Sultan Ebû Said’in veziri Kiçkine Bahşi idi. Ali Şîr Nevâî’nin ilk eğitimini babası verdi. Daha sonraki eğitimine Horasan ve Semerkant’ta devam etti. Sultan Hüseyin Baykara ile okul arkadaşı idi. Hatta okurken unutmamak üzere sözleşmişlerdi.

Sultan Hüseyin Baykara, Herat’ta yönetimin başına geçince, sözleştikleri gibi Ali Şîr Nevâî’yi aradı. Onun Semerkant’ta olduğunu öğrendi ve Maveraünnehir meliki Ahmed Mirza’ya bir mektup yazarak Ali Şîr Nevâî’yi kendisine göndermesini istedi. Ali Şîr Nevâî, Ahmet Mirza’nın adamları tarafından Herat’a götürüldü. Sultan Baykara onu önce mühürdar yaptı. Daha sonra vezirlik görevine tayin etti.

Görevi sırasında bol bol kitap okumak, ilim çevreleriyle sohbet etmek ve araştırma yapmak imkanı bulan Ali Şîr Nevâî, bir süre sonra yaptığı işten sıkılmaya başladı. İstifasını Hüseyin Baykara’ya sunduysa da kabul edilmedi. Aksine Esterebad Valiliği’ne tayin edildi. Ali Şîr Nevâî, valilik görevinde fazla durmadı ve 1490 yılında ayrıldı.

Ali Şîr Nevâî’nin ailesi çok zengindi. Onun için devletten hiç maaş almadığı gibi devlete yardım da etti. Ali Şîr Nevâî topluma ve insanlığa hizmet etmekten büyük sevinç duyardı. Bu düşünceden hareketle çeşitli vakıflar kurdu.

Valilik görevinden ayrıldıktan sonra bilim ve sanat konularında yoğunlaşan Ali Şîr Nevâî, 1501 yılında doğduğu şehir olan Herat’ta vefat etti.

Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazan Ali Şîr Nevâî, Arapçayı da çok iyi öğrenmişti. Meşhur ilim adamlarından Molla Cami, onun şiir arkadaşlarındandır. Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline en büyük hizmet eden kişi olarak tanınan Ali Şîr Nevâî, Muhâkemetü’l-Lügateyn adlı kitabında Türkçe ile Farsça’yı karşılaştırarak pek çok yerde Türkçe’nin üstünlüğünü savunmuştur. Ali Şîr Nevâî, bu kitabını Türkçe’yi bırakarak eserlerini Farsça verenlere ithafen yazmıştır. Ali Şîr Nevâî, Türkçe yazdığı şiirlerinde Nevâî, Farsça yazdığı şiirlerinde ise Fanî mahlaslarını kullanmıştır.

Ali Şîr Nevâî’nin dördü Türkçe, biri de Farsça olmak üzere beş ayrı divanı vardır. Türkçe divanlarının genel adı Hazâinü’l Maânî’dir. Türkçe divanlarını, Garâibü’s-Sağîr, Nevâdirü’ş Şebâb, Bedâyiü’l-Vasat ve Fevâidü’l-Kiber adları altında yazmıştır.

Beş mesnevisinden meydana gelen Hamse’si ile Türk edebiyatına ilk hamse yazan Ali Şîr Nevâî’nin divanlarından hariç 18 ayrı eseri daha vardır.

Bunlar sırasıyla şunlardır:

Hayretü’l-Ebrâr, Ferhat ve Şirin, Leyla ve Mecnun, Seb’a-i Seyyârem, Sedd-i İskender, Lisânü’t-Tayr, Muhâkemetü’l-Lügateyn, Mecâlisü’n-Nefâis, Mîzânü’l-Evzân, Nesâimü’l-Mehabbe, Nazmü’l-Cevâhir, Hamsetü’l-Mütehayyirîn, Tühfetü’lMülûk, Münşeât, Sirâcü’l-Müslimîn, Tarihu’l-Enbiyâ, Mahbûbü’l-Kulûb fi’l-Ahlâk, Seyfü’l-Hâdî ve Rekâbet-ü’l-Münâdî.

Ali Şîr Nevâî’nin eserleri hem yazıldıkları devirde, hem de daha sonra bütün Türk dünyasında zevkle okunmuş, pek çok ünlü Türk şairi onu örnek almış, ona övgü yazmıştır. XV. yüzyılda yaşamış büyük Osmanlı Şairi Ahmet Paşa, XVI. Yüzyılda yaşamış ve Azeri lehçesiyle yazmış ünlü Fuzûlî, Ali Şîr Nevâî’den etkilenmişlerdir.

Bir çok Osmanlı aydını, bu arada Yavuz Sultan Selim, Nevaî’nin hayranı idiler. XVIII. yüzyılda büyük divan şairimiz Nedim bile Ali Şîr Nevâî dilinde (Çağatay lehçesinde) şiirler yazmıştır.

Türkiyeli pek çok şair Ali Şîr Nevâî’nin şiirlerine nazireler söylemişlerdir. Bu tesir Tanzimat sonrasında bile kendini göstermiş, Ziya Paşa’nın Harâbât adını taşıyan üç ciltlik antoloji eserinde Ali Şîr Nevâî’nin şiirlerine önemli bir yer verilmiştir.

Günümüzde yayınlanan bütün edebiyat tarihlerinde de Ali Şîr Nevâî, ilmi, irfanı, sanatı, Türkçülüğü ve olumlu tesirleriyle övülür.

Burada bütün hayatını Türkçe’nin tanıtımına vakfetmiş olan Ali Şîr Nevâî’nin özellikle Muhâkemet-ül-Lugateyn adlı eserinden bahsetmek, onun Türk dili hakkındaki düşüncelerini yansıtmak açısından yararlıdır.

Ali Şîr Nevâî’nin Muhâkemet-ül-Lugateyn adlı eseri, bu günkü yazımızla küçük boy bir kitabın 50 sayfasını ancak doldurur. Fakat hacim bakımından küçük olan bu kitap, muhtevasının değeri ile deryalar kadar büyüktür.

İşte Muhâkemet-ül-Lugateyn’den bazı cümleler:

“... Nazım bahçesinin şakrak bülbülü, Nevaî mahlasını alan Ali Şir (Allah günahlarını yargılasın ve ayıplarını kapatsın) şöyle arz eder:

“Söz bir incidir ki onun denizi gönüldür ve gönül bütün anlamları kendisinde toplar. Nitekim denizden cevherleri dalgıçlar çıkarır ve onlara mücevherciler katında değer biçilir. Gönülden söz incileri çıkarma şerefine erenler de (dalgıçlar da) bu işin mütehassısıdırlar. O inciler bu mütehassıslar ağzında canlanır, nisbetlerine göre yayılır ve ün kazanırlar. İnciler değer bakımından çok farklı olurlar. Bir tümenden yüz tümene kadar (bir liradan binlerce liraya kadar) olanları vardır. Elden ele geçen ucuz incilerle, sultanların kulaklarına küpe olan incilerin değerleri bir mi?

“... Şöyle bilinir ki, Türk Fars’tan daha keskin zekalı, daha anlayışlı, daha saf, daha pek yaratılışlıdır. Fars ise ilimde ve gayret sarfıyla elde edilen bir anlayışta daha olgun ve derin görünüyor. Bu hal Türklerin doğru, dürüst, temiz niyetinden, Farsların da fen ve hikmetinden belli oluyor... Ve lakin, Türk ve Fars dilleri arasındaki kusursuzluk veya noksanlık bakımından çok büyük farklar vardır. Söz ve ibarede, kelimelerin anlam ve kavramında, Türk Fars’tan üstündür. Türkün öz dilinde öyle incelikler, güzellikler, sanatlar vardır ki inşallah yeri gelince gösterilecektir... ”

“... Türkün Fars’tan daha üstün, daha kabiliyetli, daha açık ve parlak olduğunun şundan kuvvetli delili olur mu: Bu iki milletin gençleri, ihtiyarları, büyükleri, küçükleri arasında kaynaşma aynı derecededir. Alış-verişleri, işleri, güçleri, düşüp kalkmaları, oturup durmaları, birbirinden hiç farklı değildir. Aynı hayat şartları içinde yaşarlar... Böyle olduğu halde Türklerin hepsi Farsça’yı kolayca öğrenir ve konuşur. Oysa Farsların hiç biri Türkçe konuşamaz. Yüzde, belki binde biri Türkçe öğrenir ve konuşursa da, onun Türk olmadığı daha ilk sözünden belli olur... Türkün Fars’tan kabiliyetli olduğuna bundan daha kuvvetli tanık olamaz ve hiçbir Fars bunun aksini iddia edemez... ”

“... Fars dili yüksek ve derin konuları anlatmada yetersizdir. Çünkü Türkçe’nin oluşumumda ve konularında pek çok incelik, özgünlük vardır. İnce farklar, en uçucu kavramlar için bile kelimeler yaratılmıştır ki bilgili kimseler tarafından açıklanmazsa kolay anlaşılamaz. ”

“... Türkün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak, Farsça şiirler söylemeğe özeniyorlar. İyi ve etraflı düşünseler, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken, bu dilde şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, şiirlerinin daha beğenilir olacağını anlarlar.

Eserleri

Hazâinü’l Maânî

Garâibü’s-Sağîr

Nevâdirü’ş Şebâb

Bedâyiü’l-Vasat

Fevâidü’l-Kiber

Hayretü’l-Ebrâr

Ferhat ve Şirin

Leyla ve Mecnun

Seb’a-i Seyyârem

Sedd-i İskender

Lisânü’t-Tayr

Muhâkemetü’l-Lügateyn

Mecâlisü’n-Nefâis

Mîzânü’l-Evzân

Nesâimü’l-Mehabbe

Nazmü’l-Cevâhir

Hamsetü’l-Mütehayyirîn

Tühfetü’lMülûk

Münşeât

Sirâcü’l-Müslimîn

Tarihu’l-Enbiyâ

Mahbûbü’l-Kulûb fi’l-Ahlâk

Seyfü’l-Hâdî

Rekâbet-ü’l-Münâdî
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 24 Aralık 2013, 12:38:14 »

TÜRKİSTAN’DA TÜRKLÜK VE “ALİ ŞİR NEVAİ”

Türk dilini Türkiye Türkçesinden, Türk edebiyatını Güney-Batı lehçesi ürünlerinden ibaret sananlar, büyük Türk şairi Ali Şir Nevai’yi pek hatırlamazlar. Hatırlasalar da önemli saymazlar. Nevai’nin eserleriyle en olgun bir dereceye erişen Orta-Asya (Türkistan), edebi dilini kaba ve zevksiz bulurlar. “Çağ, yasak, karakol, ulus, otağ, oymak, kalpak, ulak, tümen” gibi bugün seve seve kullandığımız birçok kelimenin Türkistan’dan geldiğini düşünmeyerek, yazı dilimize o lehçeden kelime girecek diye ürkerler.

Hâlbuki Ali Şir Nevai, bir bütün olarak ele almak zorunda bulunduğumuz Türk edebiyatının temel taşlarından biri ve en önemlisidir. Türk edebiyatında ilk “Hamse” olarak, onun beş büyük mesnevisinden toplanmış eser bugün elimizde bulunuyor. Bunları incelemeden, edebiyatımızda mesnevi çığırının gelişimi açıklanabilir mi? Mecalisü’n-nefa’is Türkçe yazılmış ilk şairler tezkiresi olarak kaynakların başında yer alır. Bunu incelemeden XV. yüzyılın edebi durumu hakkında verilecek hüküm tam ve doğru olabilir mi? Muhakemetü’l-lugateyn Türk dilinin bir kurtuluş anıtıdır. Bu eseri, dilde milliyetçiliğin bir bayrağı gibi bugün elimizde taşıyoruz.

Nevai’nin her eseri, onun ayrı bir yüzünü ve devrinin ayrı bir özelliğini aksettirir. Bunun içindir ki, bu milliyetçi fikir ve sanat adamını bütün eserleriyle tanımak zorundayız.

Ali Şir Nevai’nin Hayatı

Büyük Türk şairi Mir Ali Şir, Ali Şir Beg yahut Amir Ali Şir (9 Şubat 1441–1501), mahlası Nevai (Nava’i, Navayi, (tatlı ve ahenkli ses), Timurlular zamanında Orta Asya’da inkişaf eden Türk Çağatay edebiyatının en büyük şahsiyetidir. Ali Şir Nevai, yalnız şark edebiyatında değil, bütün Türk edebiyatı tarihinde müstesna bir mevki işgal eden bir şahsiyet olmuştur. Bu büyük şair Türk dilinin bütün meziyetlerini, değerli vasıflarını anlamış ve Türk dilinin Arap ve Fars dili gibi, bir edebiyat dili olmağa layık olduğunu kavramış ve bu şuura ermiştir. Nevai, Türk dilinin, Fars diline üstünlüğünü ispat için “iki dil muhakemesi” Muhakemet’ül Lugateyn (iki dilin karşılaştırılması) adıyla bir de kitap yazmıştır. Bu kitapta Türk dilinin Fars diline birçok cihetten farklılığını esaslı delillerle ispat etmiştir. Bununla da iktifa etmemiş, şiirle ve nesirle birçok eserler yazarak Türk dilinin ifade kudretini örnekleriyle de ispat etmiştir. Bu eserler vasıtası ile Mir Ali Şir Nevai Türk dilinin Orta Asya’da edebi dil olarak kalmasını temin etmiştir. Türkistan Türklerinin Farslılaşmasına mani olmuştur. 10. ve 11. yüzyıllarda Türklük şuurunun en güzel abideleri olan, Yusuf Has Hacib, 1069’da tamamlanan eseri Kutadgu Bilik (Mutluluk veren bilgi) ile Kaşgarlı Mahmud, 1072–73 yıllarında tamamlanan Divan-ı Lüga-it Türk, Türklük şuurunun en güzel abideleri idi. 15. yüzyılın en parlak mümessili ve abidesi ise 1499 yılında yazdığı Muhakemet’ül Lugateyn eseri ile Mir Ali Şir Nevai’dir.

Türkistan edebiyatının en büyük simaları, şiirde Mir Ali Şir Nevai, nesirde Rubguzi ile Zahirüttin Baber’dir. Mir Ali Şir Nevai’nin Türk edebiyatı tarihinde müstesna bir yeri vardır. Ahmet Yesevi’den sonra Mir Ali Şir Nevai devrine kadar Türkistan birçok şair ve devlet adamı çıkarmıştır. Bunlardan Sekakki, Bakırgani, Lütfi, Emiri, Ebu’l Fazıl Beyhaki, Ebu Müslim Horasani, Rabia Belhi, Muhammed Celaleddi-i Rumi, Feridüddin-i Attar isimleri zikredilmelidir.

Bilindiği üzere, İslamlıktan sonra ki Orta Asya edebi Türkçesinin Çağatay kolunu temsil eden en ünlü şair Ali Şir Nevai’dir. Türkiye içi ve Türkiye dışı Türkoloji alanında, doğrudan doğruya veya dolayısıyla Çağatay Türkçesi ve Ali Şir Nevai üzerine yapılmış kısıtlı da olsa çeşitli yayınlar vardır. Ancak, bunların hemen büyük bir kısmı Nevai’yi birer yönü ile yahut Çağatay Türkçesi dolayısıyla ele almış yazı ve araştırmalardır. Özellikle bizde, Ali Şir Nevai’yi, onun Türk edebiyatına yaptığı hizmeti, Türk kültür dünyasında bıraktığı etki ve uyandırdığı yankı ölçüsünde ele alacak, kişiliğini ve sanatını devrin tarihi ve sosyal şartları içine yerleştirerek ve eserlerinin tümünü kavrayacak bir şekilde inceleyecek araştırmalara ihtiyaç duyulmakta idi.

15. yüzyılda Çağatayca’nın (Çağatay Türkçesi’nin) klasik bir yazı dili olarak kimlik kazanmasında Ali Şir Nevai’nin önemi bilinmektedir. Nevai öncesinde ve Nevai’nin çağında, Timurlular devletinde Türkçe yazan aydınlar azdır. Nevai, Türkçeyi edebi dil olarak kullanmayan, Farsça yazan çağdaşlarını kınar. Çağdaşlarının Farsça’nın karşısında edebi dil olarak Türkçeyi yetersiz görmelerini eleştirir; eğer emek verilirse Türkçenin de Farsça kadar, hatta daha fazla anlatım inceliklerine sahip olduğunun görüleceğini belirtir. Bu görüşlerini Muhakemet’ül Lugateyn’de görürüz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 24 Aralık 2013, 12:39:17 »

Ali Şir Nevai, Hamse sahibi ilk Türk şairdir. (hamse 5 mesneviden oluşur), Tezkire sahibidir. Türk edebiyatındaki biyografi: “Mecalüs’ün Nefais”. Şehrengiz: doğup büyüdüğü “Herat” kentinin doğal güzelliklerini anlatır. Şiirlerini yaşamının değişik dönemlerine göre sınıflandırıp kronolojik olarak divanında toplamıştır.

Ali Şir Nevai’yi Batı Türkleri arasında bütün yönleriyle tanıyanlar pek azdır. Büyük şairin hayatını, sanatını ve kişiliğini, eserlerinin tümünü kucaklayacak genişlikte inceleyen bir eser bizde henüz yazılmamıştır. Lehçe farklığı, bu kayıtsızlığın nedeni olarak gösterilebilir. Nitekim Osmanlı tezkirecileri, Ali Şir Nevai’ye yer vermemişler, ancak Faizi ve Kâtip Çelebi ile Müstakimzade, eserlerinde birkaç satırla ondan bahsetmek gereğini duymuşlardır.

Tanzimat’tan sonra, Nevai’nin gazelleriyle mesnevilerinden seçilmiş birkaç parça, Ziya Paşa’nın Harabatı’nda yer alır. Mektep dergisinde İsmail Hakkı’nın “Çağatay Şairleri” başlıklı yazı serisinde, Belin’in eserinden bazı bilgilerin aktarıldığı görülür. Kamusü-l A’lam, Lügat-ı Tarihiye ve Cografiye gibi eserlerde Nevai’nin kısa ve eksik biyografisine rastlanır. Muhakemet’ül-Lugatyn’in metni ile Batı Türkçesi’ne çevirisi, başına eklenen Belin’in eserinden yapılmış bir özetle birlikte, Necip Asım tarafından yayımlanır.

Meşrutiyet devrinde Nevai ile ilgili birkaç yazı, o zamanki bilgilere yenisini katacak nitelikte olmasa da, Cumhuriyet devrinde Çağatay edebiyatından, bu arada Nevai’den bahseden yazılar görülmeye ve edebiyat kitaplarında başka lehçelere de yer verilmeğe başlandığı görülür.

9 Şubat 1941’de doğumunun 500. yıl dönümünde yapılan anma töreni dolayısıyla başlamış olan umut verici yayın ışıltıları ne yazık ki kısa zamanda sönmüş; bu konuda ki araştırmalar rahmetli Fuad Köprülü’nün İslam Ansiklopedisi’ndeki Çağatay Edebiyatı ve Zeki Velidi Togan’ın Ali Şir Nevai ile Rıza Nur’un yayınladığı Türk Bilig Revüsü’ndeki Ali Şir Nevai ile ilgili çalışmalar bir yana bırakılırsa, yalnız İstanbul ve Ankara Üniversitelerinin öğretim alanındaki çalışmalarına ve bununla ilgili belirli yayınlara bağlı kalmıştır.

Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu, 1963 yılındaki toplantılarından birinde, o zaman ki Gramer Kolu başkanının teklifi ile Nevai’nin 9 Şubat 1966’ya rastlayan 525. doğum yıl dönümü için, onun hayatını, sanatını, kişiliğini ve eserlerini tanıtacak, bir eser hazırlatılmasını karar altına almış bulunuyordu. İşte Türk Dil Kurumunun, Sayın Agâh Sırrı Levend’e hazırlatmış olduğu 4 ciltlik kıymetli eser, bu mutlu kararın başarıya ulaşmış bir sonucudur.

Daha sonra, Ali Şir Nevai ile ilgili yeni çalışmalara pek rastlanmaz. Ali Şir Nevai’nin doğumunun 550 yılı anısına 1991 yılında Rusya Merkez Bankası’nca hatıra para basılır ve Dünya Para Katalogu’nda yer alır.

Ali Şir Nevai’nin doğumunun 570’inci yıl dönümünde, Türkiye’de uluslararası araştırmacıların katıldığı Avrasya’ya Yön Veren Şahsiyetler–1 isimli sempozyum düzenlenir. Afganistan ve Özbekistan’da bulunan ”Nevai’den Esintiler” adlı tarihi yerleri içeren fotoğraf sergisi de bu sempozyuma eşlik eder.

Nevai, XV. yüzyılda Orta Asya’da gelişmeye başlayan Çağatay lehçesinin en büyük şairi, Türk edebiyatının en önemli, en değerli kişisidir. Nevai, yalnız bir şair değildir. İleri görüşlü fedakâr bir devlet adamı, geniş düşünceli bir Müslüman, inanmış bir tarikat adamı, şiiri ve sanatı koruyan bir Türk düşünürü, Fars dili ve edebiyatının yaygın olduğu bir devirde Türk dilinin zenginliğini ve üstünlüğünü ileri süren şuurlu bir Türk milliyetçisidir.

Türk edebiyatının en büyük şair ve dil bilgini olan ve XV. yüzyılın ikinci yarısında Doğu Türkleri arasında yetişen Ali Şir Nevai, gerek Çağatay Türkçesi denilen klasik edebi dilin kurucusu, gerekse Türklük ve Türkçülük ruhunun en büyük temsilcilerinden birdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #3 : 24 Aralık 2013, 12:42:46 »

15. yüzyıl Türk Dünyası ve Genel Durum

Timur 1405’de ölünce, büyük Türk İmparatorluğu dağılmaya yüz tutmuştu. Timur’un oğullarından üçü kendi sağlığında ölmüş, yalnız küçük oğlu Şahruh kalmıştı. Şahruh, taht kavgası nedeniyle kardeşlerinin oğullarıyla çarpışmak zorunda kalmış, sonunda Horasan ile Maveraünnehir’i, elinde tutabilmişti. Şahruh, Horasan’ın merkezi olan Herat’ı kendi için yeniden merkez yapmış, Maveraünnehir’in merkezi olan Semerkant’ın valiliğini de oğlu Uluğ Bey’e bırakmıştır.

Şahruh’un saltanatı 43 yıl sürmüş ve 1447’de ölünce yerine Uluğ Bey geçmiştir. Fakat yine ülkenin her yerinde ayaklanmalar başlamış ve Uluğ Bey, başta oğlu Abdüllatif olmak üzere birçoklarıyla savaşmak zorunda kalmış ve iki yıl kadar süren çekişmeden sonra, oğlu Abdüllatif tarafından öldürülmüştür. Daha sonra Semerkant’ı Ebu Sait eline geçirmiştir. Bundan sonra Herat’a önce Ebulkasım Babur, onun 1457’de ölümü üzerine de Ebu Sait hâkim olmuştur. Onun 1469’da Azerbaycan’daki Karabağ’da öldürülmesi üzerine, Herat’ta genç Hüseyin Baykara saltanatını ilan etmiştir. Bir aralık Şahruh’un torunu Mirza Yadigâr Mehmet, Uzun Hasan’dan aldığı kuvvetle Herat’ı ele geçirmişse de, Baykara Yadigâr’ı öldürerek Herat’a hâkim olmuştur. Baykara’nın saltanatı 40 yıl sürmüştür[1].

Herat, bu devirde büsbütün genişlemiş, yeni mimari eserleriyle bir kat daha gelişip güzelleşmiştir. Baykara’nın Kuzey-doğu’da yaptırdığı Bag-ı Cihan-Ara eseri hepsinden daha görkemli ve yeni yaptırdığı Sultaniye medresesi de ün kazanan kurumlar arasına girmiştir. Çarşı büyümüş, pazarlar genişlemiş ve yeni alışveriş merkezleri de inşa edilmiştir.

Mevsime göre yaz ve kış eğlenceleri yapılıyor, av âlemleri, at ve ok yarışları, pehlivan güreşleri, musiki ve içki meclisleri tertipleniyordu. Bayram şenlikleri, düğünler, belirli zamanlarda yapılan törenler, şehirdeki hareket ve canlılığı artırmıştır.

Orta Asya’da Timur’un hâkim olduğu ülkelerde edebi dil Farsça idi. Türk şairleri Farsça kaside ve gazel söylemekle kendilerini tanıtmaya çalışıyorlardı. Saraylarda ve aydın çevrelerde Farsça yazılmış eserler itibar görüyor, kültürel faaliyetler Farsça yapılıyordu.

Böyle olmakla birlikte, XIV. yüzyılın ikinci yarısında Türkçe yazan şairlerde görülmüş ve Çağatayca gelişme yolunu tutmuştur. XV. yüzyılın ilk yarısında Sekkaki, Atayi, Emiri, Gedayi, Ahmet, Haydar ve Lütfi, ün kazanmış şairler arasındadır. Nevai, Lütfi’yi devrin en büyük şairi olarak anar. Onun bazı gazellerini tahmis etmiştir. İşte Nevai’nin işlediği dil, bu şairlerin kullandığı dildir[2].

Ali Şir Nevai, devlet adamlığı ve siyasi kişiliğinin yanı sıra güzel sanatlar ile de yakından ilgilenmiş, 15. yüzyıla damgasını vurmuş bir şair ve âlim, şiirin Türk dillinin gücünü hazmetmiş, anlam yaratmaktan öteye geçmesine hizmet etmiş ve kaleme aldığı manzum ve mensur eserleri ile Türkçe’yi yüksek bir sanat dili haline getirmeyi başarmıştır. Yaşadığı dönemde edebiyat dünyası onun ne kadar değerli ve eşsiz olduğunu tam anlamıyla kavrayamamış olsa da, Nevai’nin önemi günümüzde daha net anlaşılıyor. Ali Şir Nevai edebiyat yaşamı boyunca sistematik dil yapısından uzak durarak, unutulmaya yüz tutan bir dile ivme kazandırmış, ona hayat vermiştir.

Nevai’nin fikri hayatı çok zengindir. Bu hayatın yıllar boyunca gelişimini, sırasıyla incelediğimiz eserlerinde izlemiş olduk. O, her eserinde, düşünce âlemiyle ilgili başka bir konuyu ele almış, çeşitli sorunlara değinmiş, kendi görüşünü belirterek çözüm yolları aramış ve göstermiştir.

Türk dilinin gelişmesine öncülük eden, Ali Şir Nevai, Afganistan sınırları içinde bulunan Herat şehrinde 9 Şubat 1441’de dünyaya geldi. Babası Kikçine Bahşi yâda Kikçine Bahadır adında bilgin biridir. Horasan ve Semerkant’ta eğitimine devam eden şairin ilk öğretmeni babası olur ve edebi hayatında da, büyük bir iz bırakır. Babasının ölümü üzerine Ebü’l Kasım Babür’ün koruması altında çok iyi bir eğitim görür. Nevai, Meşhed, Semerkant gibi devrin önemli bilim ve kültür merkezlerinde kendini yetiştirme imkânı bulur. Ali Şir Nevai’nin Herat Hükümdarı Hüseyin Baykara ile çocukluktan beri arkadaş olması, gelecekte devlet adamı kişiliği kazanmasında önemli bir rol oynayacaktır. Sultan Baykara’nın devletin başına geçmesi ve şairi yanına alması ile başlayan bu siyasi serüven Nevai’nin önce mühürdar daha sonra da vezir olması ile devam eder. Görevi süresince vaktini kitap okuyup, ilim çevreleri ile sohbet ederek geçiren, sık sık araştırmalar yapan şair, mevki itibarı ile çok sayıda âlim ve edip ile çalışma imkânı da elde eder. İlmin ve sanatın zenginliğine kapılan Nevai, zamanla siyasi kişiliğinden uzaklaşmaya başlar, görevinden istifa etmek istese de Hüseyin Baykara bunu kabul etmeyerek onu Esterebad Valiliği’ne tayin eder. Devlet adamı kimliği ve topluma hizmet etmekten duyduğu keyifle vakıflar kurarak, birçok medrese ve küllüye yaptıran Nevai, yaptırdığı kütüphane ve küllüye ile eğitim ve bilimin gelişmesine katkı sağlar. Bilim ve sanatta her zaman siyasetten daha fazla keyif alması, bulunduğu çevrenin de sanata yönelmesinde etkili olur. Kendi gibi sanatçı bir kişiliğe sahip olan Baykara ile beraber Herat kentinin bilim ve kültür hayatının canlanmasında önemli hizmetleri olur[3].

Türkçenin Öncüsü

Ali Şir Nevai, yetiştiği muhitin tesiriyle Fars dili edebiyatını çok iyi biliyor ve adeta çocukluğundan beri Fani mahlasıyla Farsça güzel şiirler yazıyordu. Fakat milli şuura sahip olan bu büyük adam, bütün hayatında Türk dili’nin yüksek bir sanat ve kültür dili olmasına çalıştı. Ondan evvel Orta Asya Türkleri arasında oldukça zengin bir Türk edebiyatı inkişaf etmemiş değildi; lakin Türk münevverleri, fena bir modaya tabi olarak, Türkçe değil Farsça yazmayı bir marifet sayıyorlardı. İşte Nevai bütün hayatında buna karşı mücadele etti; Türk diliyle her türlü eserler yazdı ve muhitindeki Türk şair ve müelliflerinin Türkçe yazmalarını şiddetle teşvik etti. Bu büyük adamın, ölümünden yaklaşık bir yıl evvel yazdığı Muhakemet’ül lugateyn adlı bir eser vardır ki, burada, Türkçenin, ifade kabiliyeti ve güzellik bakımından Farsçadan yüksek olduğunu ispata çalışmıştır.

Türk dilinin, Türk kültürünün bu büyük kahramanı, hizmetlerinin mükâfatını parlak bir suret de gördü; Çağatay Lehçesi, ondan sonra büyük bir kültür dili halinde inkişaf etti. Nevai’nin eserleri yalnız Orta Asya Türkleri arasında değil Kaşgar’dan Tuna ötelerine ve Basra’dan Volga kıyılarına kadar Türk kültürünün hâkim olduğu geniş sahalarda asırlarca okundu, taklit edildi. Bu bakımdan, onu sadece Çağatay edebiyatının değil, umumi Türk edebiyatının büyük bir siması, umumi Türk kültürünün müstesna bir şahsiyeti olarak tescil etmek mecburiyetindeyiz.

Geçmişten günümüze birçok şair ve yazar onun kaleminden ve düşüncelerinden etkilenmiş, Azeri lehçesi ile eserler veren Fuzuli’den, büyük divan şairi Nedim’e kadar birçok şair Ali Şir Nevai’nin açtığı yoldan yürümeyi sürdürmüştür. Sadece edebiyat dünyası değil, Doğulu ve Batılı birçok bilim adamı da Nevai’nin eserleri üzerinde önemli araştırmalar yaparlar. Bugün Türk Dünyası kütüphanelerinin ortak eserleri arasında onun yapıtları ön sıralarda yer alır. Aradan geçen asırlara rağmen onun eserlerinin değerinin ve öneminin daha net anlaşılmasını sağlar. Nevai, sanatçı kişiliği, Türk dili sevgisi, Türklük şuuruyla, Türklüğe bağlılık ve duyarlığıyla kendisinden sonraki bütün Türk Dünyası şair ve yazarlarına örnek olmaya devam eder. Ali Şir Nevayi, asrı’nın, Türklük ve Türkçe aşığı şuurlu Türkçü ve devlet adamı idi.

Ali Şir Nevai, devlet adamlığının haricinde zamanının büyük bir kısmını sanata ve ilme, özellikle de Türk dilinin gelişmesine harcar. Türkçe ile dönemin en geçerli edebiyat dillerinden biri olan Farsça ile olduğundan daha üstün nitelikte eserler elde edebileceğine inanan Nevai, bunu kanıtlamak için büyük çaba sarf eder. Farsçanın resmi dil olarak hüküm sürdüğü, sanatçıların Farsça eserler yazmayı tercih ettiği bir dönemde, Nevai, Türkçenin de zenginliğini kanıtlamıştır. Ali Şir Nevai’nin sahip olduğu milli şuur ve Türkçe sevgisi, eserlerine ilham kaynağı olmuştur.

Türk nâzımında çü tartıpmın âlem
Eyledim ol memleketni bir kalem

Ali Şir Nevai, 15. yüzyılda Türkçeyi, bulunduğu coğrafyanın iki baskın dili Arapça ve Farsça karşısında ısrarla savunmuş, adeta Türk diline kişilik kazandırmış, Nevai’den sonra uzun yıllar Türk dilini ve kültürünü bütün unsurları ile birleştirici bir Türk aydını çıkmamıştır. Abror Gulyamov’un belirttiğine göre, Puşkin kendi eserlerinde 21 binden fazla tekrarlanmayan kelime kullanmıştır. Şekspir yaklaşık 20 bin, Cervantes 18 bine kadar, Ali Şir Nevai ise tüm eserlerinde 1 milyon 328 bin kelime kullanmıştır. Bunlardan yaklaşık 26 bini tekrarlanmayan kelimedir. Sebebi Nevai’nin Arapça, Farsça ve Urduca gibi birçok dilden faydalanmış olmasıdır[4].

Ali Şir Nevai, 1476’da Cami’nin irşadıyla Nakşibendî tarikatına girmiştir. Nevai, Herat’ta çıkan karışıklıktan olsa gerek çok bunalmış, Herat’tan uzaklaşmak için Meşhet’e gitmiş ve oradan Baykara’ya gönderdiği bir mektupla Hacca gitmek için izin istemişse de, Baykara’nın yolların tehlikeli olduğunu söylemesi üzerine vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Nevai’nin son zamanlarda sağlığı da bozulmuş, yalnız ruhen değil, bedenen de rahatsızlanmış. 1500’de Baykara’nın Esterabat’dan dönüşü sırasında bir kalp krizi geçirmiş ve Sultan’ın elini öptükten sonra yere yığılmıştır. Eski arkadaşının bu haline üzülen Baykara, onu kendi tahtıravanına bindirerek Herat’a getirmişse de, Nevai kurtarılamamış ve 3 Ocak 1501’de Pazar günü sabaha karşı hayata gözlerini yummuştur. Kutsiye camii yanında hayatta iken yaptırdığı külliyeye gömülmüştür. Sultan Hüseyin Baykara, büyük cenaze töreninden sonra üç gün Nevai’nin evinde kalarak yas tutmuş, yedinci gün, şehrin kuzeyindeki Havz-ı Mahiyan’da Türk töresi gereğince verilen “yuğ yemeği” törenine başkanlık etmiştir[5].

Ali Şir Nevai, 8 yaşında henüz çocukken şiir söylemeye başlamıştır. Çocuktaki bu şiir merakı ailesinden gelmiştir. Babası Kikçine Bahadır, Herat’taki evinde sık sık şairleri, ressamları, musikişinasları toplar meclisler kurarmış. Nevai’nin dayıları olan, Kabili ile Garibi de tanınmış şairlerdir. Nevai’nin divanı ilk kez bir şiir meraklısı tarafından 1465 tarihin de toplanmıştır. Şair o zaman 24 yaşındadır.

Yene Husrev, ul Türkî Hindu lakab,
Ki söz birle aldı Acem ta Arab

Bilginlerimiz, Ali Şir Nevai’yi Homer, Dante, Nizami, Sadi, Şekspir, Balzak, Tolstoy ve Tagor gibi büyük sanatçılarla aynı seviyede görüyorlar. Nevai, sanatının derecesi, milli edebiyatın gelişmesine olan hizmetleri ve telif ettiği çok sayıda eseriyle yalnız Şekspir, Balzak ve Lev Tolstoy ile mukayese edilebilir ve onlarla aynı seviyede sayılabilir. Diğer taraftan, çok sayıda kaliteli eser vermesinin yanı sıra Timur ve oğullarının saltanatları döneminde büyük bir devlet adamı sıfatıyla cemiyet ve millet hayatındaki büyük tesirini de düşünürsek, o hem sanatkâr, hem de devlet adamı olarak çok önemlidir.

Vatan, millet, bayrak, dil ve din sevgisi, Milli varlığının temel taşlarıdır. Bunlardan birini ötekinden üstün tutamayız. Milli varlığımız onlarla oluşur. Onlarsız düşünülemez. Vatan, millet, bayrak, dil ve din, milletlerin güçlü birlikteliğidir. Ali Şir Nevai, yüzyıllar önce bu bilince ulaşan, özellikle dil konusunda olumlu düşünceler ortaya koyan, onları uygulayan, Türk Milliyetçiliği tarihinde adı saygı ile anılması gereken yüce kişilerden biridir. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan’ın deyimiyle, “O, kendi ulusunu ve dilini sevmiş, bütün varlığı ile kendini Türk şiirine vermiş ve bu bakımdan tarihte oynadığı eşsiz rolün bilincine ermiştir”[6]

Nevai’nin Eserleri’nden Bazıları

Şairin kendisinin tertip ettiği ilk divan Bedayu’l-Bidaye adını taşır. Bunu ne zaman tertip ettiği bilinmemekle beraber, Baykara’nın tahta geçtiği tarihten sonra tertiplediğine göre, 1469 yılından sonradır.

Şairin ikinci divanı da Nevadirü’n-Nihaye adını taşır. Bunu da ne zaman tertiplediğini bilemiyoruz. Şair o tarihten sonra gazel yazmamağa karar vermiştir. Yalnız herhangi bir esinle ara sıra beyitler, matla’lar söyleyip bunları saklamaktadır. İleride sırası gelince bunları tamamlayarak ziyan olmaktan kurtaracaktır. Bu çalışma 50 ile 60 yaşları arasındadır. Bir yandan Baykara’nın, bir yandan da Cami’nin tavsiyesiyle şiirlerini tamamlamaya başlamış, bunları eski yazdıklarıyla birlikte Hazayinül’l-Maani adı altında toplayarak 4 divana ayırmıştır[7].

Garaibü’s- Sigar       8 - 20 yaşları arasında söylediği şiirler
Nevadirü’ş Şebab       20 - 35 yaşları arasında söylediği şiirler.
Bedayiu’l-Vasat        35 - 45 yaşları arasında söylediği şiirler.
Fevaidü’l-Kiber        45 - 60 yaşları arasında söylediği şiirler.

Nevai’nin bir de Farsça divanı vardır ki, bunun da iki nüshasından biri Nuruosmaniye de, öteki de, Türk-İslam Müzesindedir. Nevai’nin asıl büyük eseri Hamse’dir. Nevai Hamse’ye 1483’de başlamıştır. Bu tarihten çok önce Seyit Hasan Erdeşir’e yazdığı manzum mektupta Herat’ın takdirsizliğinden bahsederken: “Firdevsi Şeh-name’yi 30 yılda meydana getirmiş, bu benim için 30 aylık iştir”. Demekte, Nizami’nin hamse’sinden bahsederken de: “Onun 30 yılda yaptığını ben iki üç yılda yaparım” diye övünmektedir. Nevai gerçekten dediği gibi yapmış beş mesneviyi 2 yıl gibi kısa bir zamanda bitirmiştir.

Nevai’nin en önemli eserlerinden biri de Muhakemetü’l-Lügateyn adlı yapıtıdır. Türk dilinin haklı bir savunmasıdır. Şair bu eserinde Türkçe ile Farsçayı karşılaştırıyor. Türk dilinin daha zengin ve daha üstün olduğunu kaydediyor. Türkçe yüz kelime alıyor. Bunlar ağlamanın çeşitleridir. Türk dilinde bunların ayrı kelimelerle belirtildiği halde, Farsçada bir tek kelime ile karşılandığını söylüyor. Ana dili olan Türkçeyi bırakarak, sözde hüner göstermek için Farsça yazan gençleri kınıyor. “Vaktiyle bende Farsça yazmıştım. Fakat Türkçenin üstünlüğünü görerek bunda karar kıldım” diyor.

Divanları ile Hamsesi dışında kalan eserleri: Münacat (hangi tarihte yazıldığı belli değil, külliyat nüshalarının başında yer alır),

Çihil Hadis 1481, Vakfiyye 1481, Nazmü-l Cevahir 1485, Tarih-i Enbiya ve Hükema 1485, Tarih-i Müluk-i Acem 1485, Halat-ı Seyyid Hasan Erdeşir 1490, Mecalisü’n-Nefais 1491–92 Münşeat 1491–92 Risale-i Muamma (Farsça hangi tarihte yazdığı belli değil), ve diğerleri.

Nevai vakit buldukça tarih de yazmıştır. Tarih-i Mülük-ı Acem ile Tarih-i Enbiya ve Hükema gibi Türk tarihinden bahseden bir de Zübdetü-t Tevarih varsa da şimdiye kadar bulunamamıştır[8].

Osmanlı yüksek çevrelerinde dillere destan olan “Hüseyin Baykara Meclisleri” Nevai’nin şiirlerinde canlanır. Sultanın dostu, büyük şair, devlet adamı Ali Şir gazellerinde, müstezad,terci’i bend ve özellikle Sakiname’sinde saray işret meclislerini coşkulu bir üslupla dile getirir[9].

Nevai’nin Fars kültürüne karşı koyması ve şuurlu bir şekilde mücadele etmiş olmasının tarihi ehemmiyeti büyüktür. Çünkü Nevai zuhur etmemiş olsa idi, Molla Cami gibi Fars edipleri tesiri altında Türk aristokrasisi Farslaşmış olacaktı. Nevai sayesinde Türkistan Türkçesi dünyanın zengin edebi dilleri arasında yerini almıştır. Onun için Nevai’nin ismi Türk tarihinde daima hürmetle ve minnetle zikredilecek ve anılacaktır[10].

Ali Şir Nevai, Türk Çağatay uygarlığının simge, eserleri ile devrine örnek olmuştur. Türkçe ile Farsça’yı karşılaştırarak, Türk dilinin Fars dilinden daha üstün olduğunu kanıtlayan ilk şairdir. Kaşgarlı Mahmud’tan sonra Türk diline “Muhakemetü’l Lügateyn” adlı eseri ile büyük katkıda bulunmuştur. “Beş Mesnevisinden meydana gelen”, “Hamse’si” ile Türk edebiyatının ilk hamse şairidir. Türk Edebiyatı’nda tezkire yazma geleneğinin temeli Ali Şir Nevai’nin “Mecalisü’n Nefayis” adlı eserine dayanır. Nevai’nin Türk edebiyatına olduğu kadar Çağatay edebiyatının oluşmasında da önemli bir katkısı vardır. Türkçe’nin gelişmesine öncülük eden Nevai, Türk edebiyatının en büyük şairlerindendir. Ali Şir Nevai’nin Türk milletinin maneviyatına, kültürüne, dil ve edebiyatına katkıları çok büyüktür. Ali Şir Nevai, şair olmasının yanı sıra başarılı bir siyaset ve devlet adamıdır. 32 yıl devlette üst görevlerde bulunan şairin, “Divanımı Çin’den Tebriz’e kadar göndererek ülkeleri kalemimle fethettim”, demektedir.

Nevai’nin Özel Hayatı

Nevai hiç evlenmemiştir Nevai için hayatta en önemli şey sevgidir. Sevgisini milletine, hükümdara, dostlarına, arkadaşlarına ve bütün insanlara karşı bol bol göstermiştir. O, bütün yazılarında mensup olduğu milletinin yararını gözetmiş, eserlerini Türklere, Türkçe öğretmek ve okutmak için yazmış, devlette görev almış, hükümdarına danışmanlık yapmış ve devlet yetkilileri ile şehzadelere durmadan öğütler vermiş, hayatını bu uğurda harcamıştır. O, milletine karşı sevgisini gerek Herat’ta, gerek Horasan’ın başka yerlerinde 300’den fazla hayratla göstermiştir. Herat’ta cami, medrese ve külliyeler, vakıflar meydana getirmiştir.

Nevai’nin Herat’taki evi şairler, bilginler ve musiki üstatları için bir toplantı yeri olmuştur. Bu toplantılarda şiirler okunur, tartışmalar yapılır ve musiki fasılları geçilirdi. Kendisinin musiki ile de ilgisi vardır. Birçok besteler onundur. Nevai pek çoklarının şiirlerini düzeltmiş, hakemlik etmiş, düşüncelerini ortaya koymuştur. Nevai, sanatın “hüner” ve “marifet” göstermekten ibaret sayıldığı bir devirde, anlama da, değer ve önem vermesini, fikri esas alınmasını bilen bir şair olmuştur. Bu sebeple onun fikir hayatında da büyük bir zenginlik göze çarpar. Tek başına bir devri temsil edebilecek değerde üstün bir şair, yüksek değerde sanatçı ve devlet adamı olan Mir Ali Şir Nevai, tesirini günümüze kadar sürdürmüş bulunan nadir şahsiyetlerden biridir.

Nevai’nin etkilendiği şairler daha çok Nizami, Emir Husrev, Cami, Sadi, Hafız Şirazi ve Attar’dır. Nevai’nin etkilediği alan ve şairler, çok daha geniştir. Türkistan ve Anadolu’da birçok şairler onun etkisi altında kalmışlardır. Fuzuli ve Nedim bunların başında gelir. XVI. yüzyıl şairlerinden Cemili onun divanına kafiye sırasıyla nazireler söylemiştir.

Sonuç

Timurilerin en parlak dönemlerinden günümüze, Herat Şehri, Hüseyin Baykara ve onun meşhur şairi, arkadaşı, veziri Ali Şir Nevai’nin hatıraları Türkistan coğrafyasında ve Türklüğün gönül dünyasında asırlardır yaşamaktadır. Nevai, ünlü bir şair, değerli bir sanatçı, kâmil bir insan, şefkatli bir dost, dini bütün bir Müslüman, yurdu ve milleti için çırpınan değerli bir Türk milliyetçisidir. Nevai, Türk diline hizmeti ve ortaya koyduğu eserleriyle, Türk milliyetçiliği tarihinin ölümsüz şahsiyetleri arasına karışmıştır. Türk dilinin ve Türk milletinin tarihini inceleyenler, yüzyılların ötesinden, günümüze bu ruhu taşıyan Nevai, Türklük ve Türkçülük ruhunun en büyük temsilcilerinden biridir. Türklük var oldukça yaptığı hizmetler unutulmayacaktır. Fuzuli, Nedim, Şeyh Galip gibi, en büyük şairlerimizin üstat olarak tanıdıkları Nevai’yi, Bundan sonra da, Türk gençliğine bütün yönleriyle tanıtılmasında büyük faydalar vardır.

Mir Ali Şir Nevai’nin tesiri doğuda Hindistan’ı ve batıda ise Osmanlı İmparatorluğuna kadar olan alanda büyük bir etki meydana getirmiştir. Nevai taşıdığı yüksek vasıflarla sadece Türkistan ve Türkçe konuşulan bölgelerde değil, bütün dünyaya ve insanlığa mal olmuş değerli bir şahsiyettir.

Bu makalenin amacı, bir süre görev yaptığımız Afganistan’da Herat kentinde külliyesi bulunan değerli Türk şair ve devlet adamı Ali Şir Nevai’nin, Sovyetlerin Afganistan’ı işgalinde top ve kurşun yağmuruna tutulan ve ağır derecede hasar gören, Türbe ve külliyesinin restorasyon çalışmaları için hazırlamış olduğumuz bilgi notu ile Ali Şir Nevai, hakkında yapılan çeşitli çalışmaları da gözden geçirerek, Türk dili ve kültür hayatına eşsiz eserler kazandıran değerli Türk evladının unutulmamasına ve yeni nesillere de tanıtılmasında çok büyük yararlar vardır. Çünkü Ali Şir Nevai, gerçekten unutulmaması gereken büyük bir Türk milliyetçisidir.

Takdir edilir ki, çok yönlü ve değerli büyük bir şahsiyet olan, Ali Şir Nevayi’yi bir makaleye sığdırmak ve tanıtmak imkânsızlığının bilincinde olmamıza rağmen, yerinde yapmış olduğumuz Ali Şir Nevai külliyesi restorasyon fizibilite çalışması nedeniyle kısa bir yazıyla da olsa yeni nesil için, yeniden hatırlamak ve hatırlatmak istedik

Turan CAN
TİKA-Araştırmacı
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #4 : 24 Aralık 2013, 12:45:49 »

Nevâyî, Farsça Divan ile birlikte tam beş adet divan, beş mesnevi yazdı. Abdurrahman Cami, tezkiresine Türk velileri almadığı için oturdu, bir de evliya tezkiresi yazdı ve Türk velilerini de değerlendirdi. Şairlerin kısa biyografilerini veren ilk şair tezkiresini de o yazdı: Mecâlisü’n-Nefâis. Bu eserden sonra Doğu ve Batı Türklüğünde şair tezkireleri yazma âdeti başladı. Onun daha birçok biyografik, tarihî ve dinî eseri vardır. Edebiyat ve dil teorisiyle de uğraştı. Mîzânü’l-Evzân, şiir vezinleri hakkındadır. Muhâkemetü’l-Lugateyn’de Türkçe ile Farsçayı karşılaştırır ve Türkçenin üstün yanlarını örneklerle gösterir. Kendi dilinde yazmayıp Farsça yazan Türk şairlerini eleştirir; hiç olmazsa Farsça yazdığınız kadar Türkçe yazın, der.

Şu beyit, Nevâyî’nin Türk dünyası için ne ifade ettiğini çok güzel anlatır: Türk nazmıda çü min tartıp alem / Eyledim ol memleketni yek-kalem (Türk şiirinde ne zaman ki ben bayrak kaldırdım, o zaman Türk ülkelerini yek-kalem eyledim, birleştirdim). Nevâyî yaptığı işin farkındadır ve gerçekten bütün Türk dünyasında bir dil ve kültür birliği oluşturmuştur. Osmanlı sahasında Nevâyî’nin dilini anlamak için özel sözlükler yazılmış, Fatih döneminden 19. yüzyıla kadar, aralarında Nedim’in de bulunduğu pek çok Osmanlı şairi Çağatay Türkçesiyle ona nazireler yazmıştır. Nevâyî’nin eserlerinin yazma nüshaları, Türkistan dışında, İstanbul, Bakü, Tebriz, Kazan ve hatta Hindistan şehirlerine yayılmıştır. En güzel, tezhipli nüshalar da Topkapı Sarayı’ndadır. Bu yaygınlık da onun gerçekten bütün Türk dünyasını birleştiren bir şair ve san’at adamı olduğunu göstermektedir.

Nevâyî’nin kendini ve halkını Türk, dilini de Türkçe olarak adlandırdığını belirtmek belki fuzuli bir iştir. Fakat, Türk ulusu, Atatürk döneminde, tepeden inme oluşturulmuş bir ulustur, diyorlar ya, bu da kulaklara küpe olsun dedim.

Ahmet B. Ercilasun
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Alp77
YörükoğluYörük
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 990



« Yanıtla #5 : 24 Aralık 2013, 13:25:21 »

... Şöyle bilinir ki, Türk Fars’tan daha keskin zekalı, daha anlayışlı, daha saf, daha pek yaratılışlıdır. Fars ise ilimde ve gayret sarfıyla elde edilen bir anlayışta daha olgun ve derin görünüyor. Bu hal Türklerin doğru, dürüst, temiz niyetinden, Farsların da fen ve hikmetinden belli oluyor... Ve lakin, Türk ve Fars dilleri arasındaki kusursuzluk veya noksanlık bakımından çok büyük farklar vardır. Söz ve ibarede, kelimelerin anlam ve kavramında, Türk Fars’tan üstündür. Türkün öz dilinde öyle incelikler, güzellikler, sanatlar vardır ki inşallah yeri gelince gösterilecektir... ”

“... Türkün Fars’tan daha üstün, daha kabiliyetli, daha açık ve parlak olduğunun şundan kuvvetli delili olur mu: Bu iki milletin gençleri, ihtiyarları, büyükleri, küçükleri arasında kaynaşma aynı derecededir. Alış-verişleri, işleri, güçleri, düşüp kalkmaları, oturup durmaları, birbirinden hiç farklı değildir. Aynı hayat şartları içinde yaşarlar... Böyle olduğu halde Türklerin hepsi Farsça’yı kolayca öğrenir ve konuşur. Oysa Farsların hiç biri Türkçe konuşamaz. Yüzde, belki binde biri Türkçe öğrenir ve konuşursa da, onun Türk olmadığı daha ilk sözünden belli olur... Türkün Fars’tan kabiliyetli olduğuna bundan daha kuvvetli tanık olamaz ve hiçbir Fars bunun aksini iddia edemez... ” ”

Bu bölümü okuyunca geçenlerde yabancı ilim adamlarının yaptığı bir tespit aklıma geldi, onu alıntılayayım buraya, ilginç bir tespit aynı zamanda da
senin bu anlatımını destekleyen mahiyettedir kandaşım.

Sasanilerin ve Selçuklu Devleti’nin de dâhil olduğu dönemde İran’a hâkim olan devletlerin çoğunun Türk hanedanlıklarından ve unsurlarından olduğunu görmekteyiz. Türklerin Fars politik kültürüne sahip çıktıklarını hatta yeşerttiklerini ve tabi olduklarını görmekteyiz. Keza bu dönemde Farslılar kendi kültürlerini ve dillerini geliştirdikleri en önemli edebiyat eserlerini de Türklerin hâkimiyeti altında iken yazmıştır. Türk Fars ilişkilerinde daha çok askeri ve politik alanda kullanılan dil Türkçe olmuştur. Buna karşılık bürokratik anlamda kullanılan dilin tamamen Fars kültürüne dayalı olduğu görülmektedir. Yani bu dönemde Farslılar bürokrasiye, Türkler ise askeri ve politik alana hâkimdirler.

Bu tespitler tarihteki devletlerimizin siyasi yapılarına epey ışık tutan mahiyette, Türk-Fars ilişkilerini izah etme adına, neden Türkçe veya neden farsça kullanıldığına da ışık tutan bir mahiyette.
Benim eklediğim alıntı Osmanlı dilini de izah etmektedir, bunları bilmek gerek.

Teşekkürler paylaşım için.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Nihal Atsız Ata'dır, Türkçülüğün kapısı,
O'nun mahiyetinde, çizilmiştir yapısı,

Nihal Atsız atmıştır, davaya son temeli,
Turan Yurt kurulması, O'nun birtek emeli,

Gökbilge'dir davada, bu yüzden Atsız Ata,
Tanrı her doğan Türk'e, O'nun ruhundan kata...


Alp
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.069 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.