Bulgar Mezalimi (Bulgarların Türk Soykırımı)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Temmuz 2020, 07:10:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bulgar Mezalimi (Bulgarların Türk Soykırımı)  (Okunma Sayısı 13045 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tengiz
Ziyaretçi
« : 04 Nisan 2011, 22:12:50 »

Sizlere Türklerin tarihleri boyunca karşı karşıya kaldığı en kötü ve iğrenç olaylardan birini -Bulgarların Türklere Yaptığı Soykırımı- anlatan bir yazı dizisi sunacağım andalar. Yazıyı, elimdeki kaynaklardan yazarak geçireceğimden dolayı, zaman içinde parça parça aktararak buraya ekleyeceğim.... (Tengiz)





...Balkan Savaşı, düşmanların Rumelini işgali ve Çatalcaya kadar ilerlemeleriyle son bulmuştu. Bulgarlar savaştan sonra kendi müttefiklerine cephe aldılar. Trakya üzerinde büyük iddiaları , büyük hayalleri vardı. Bulgarlar en sonunda Türklerden aldıkları toprakların bir kısmından atıldılar ama bu pek çok masumun kanına mal oldu. Türk kuvvetlerinin önünden kaçan bulgarlar tarihte eşine az rastlanır bir vahşetle sivil halkın ve savaş esirlerinin kanına girdiler....
 Avrupa da büyük Türk dostu olarak tanınan fransız edebiyatçısı Pirerre Loti, bulgarların Edirne den atılmasından, yani ikinci balkan savaşından hemen sonra İstanbul a gelmiş ve şehirde bir kaç gün dinlendikten sonra Edirne ye kadar uzanan bir seyahat yapmıştı. Aşağıdaki satırlar bu büyük yazarın, seyahat notlarından alınmıştır.


  Dün akşam Edirne ye gelirken hayatımın en heyecanlı en güzel anlarını yaşadım. Beni selamlayanlara cevap verirken gözlerim ıslak ıslaktı. Bana uzanan ellerden bir kaç tanesini sıka bildim, hatırlayamıyorum. Hatırladığım bir şey varsa bunların arasında annelerinin kucağında  bana doğru uzatılan küçük yavruların ellerinin de oluşuydu. O eller ki bir çok benzerleri sırf eğlence için canavar bulgarlar tarafından kesilmişti!...
Büyük bir tesadüf şehre, ramazan bayramında girmiştim. Müslümanlar, Museviler ve Hristiyanlar gerçek bir bayram sevinci içindeydiler. Hepsinde yaşadıkları en büyük kabusun bitmesiyle kavuşulan huzur vardı. Kolay değildi bu... Aylarca insan kasaplarının tehdidi altında yaşamışlardı.
Hepsine de ayrı ayrı teşekkür ettim. Yaşasın Türk Edirne!... Acaba Avrupa artık yaptığı hatanın büyüklüğünü anlayacak, pişman olacak mı? Diplomasinin merhameti olmaz ama, şuuru da olmamalı mı?

Pierre Loti

*Pierre Loti, bu yazılı beyanı Edirne ye varışının ertesi günü vermişti. Daha sonra arka arkaya yazdığı makalelerle gördüklerini ve işittiklerini bütün dünya basınında yayınladı. Şimdi bu konuda yazdığı makaleyi sunuyoruz;

 Yazıma başlarken hemen söylemek isterim; burada anlatacaklarım, gördüklerim, evet kendi gözlerimle gördüklerimdir. Bulgarların Trakyayı nasıl bir çöle çevirdiklerini anlatmak istiyorum.
Doğrusunu isterseniz bu Hristiyan kurtarıcılar(!) bir kaç gün içinde böyle bir tahribat yapabilmek  için tüyler ürpertici bir hususiyetle çalışmışlar. Evet, bir çöl diyorum, gelip geçtiğim yerler gerçekten bir çölden farksızdı. Ama akıllara durgunluk verecek bir çöl... Çünkü daha bir kaç gün önce buraları taze ölülerin cesetleriyle doluydu. Yolda  bir tek insan göremedim. Arada bir yolumuzun üstüne bir taş yığını, duvar kalıntıları çıkıyor: köy kalıntıları...uzaktan uzağa kargalara yem olan hayvan cesetleri görüyoruz...
Yol boyunca bir defa havza da durduk. Bütün yapılar harabe halindeydi. Bir çok evler tamamen yıkılmıştı. Sadece ayakta kalan bir kaç duvar göze çarpıyordu. Yıkılmayanlar da harabeye dönmüştü. Kasabanın camisine gittik. Burası ilk başta pek harap olmamışa benziyordu. Bulgarlar camiyi yıkacak pek vakit bulamamış olmalılardı. Ama kapıdan içeri girer girmez dehşetten tüylerimiz ürperdi. İçeride Türk yaralıları vardı. Caminin mermer mihrabı parçalanmış, camları kırılmıştı. Üstelik bu tahribatı zorla yaralılara yaptırmışlardı. Ellerinde süngü, mecalsiz yaralıları dürtükleyerek onları bu korkunç şeyleri yaptırmaya zorlamışlardı. Bulgar vahşetinin ne dereceye varacağını insan  asla tasavvur edemiyor. Minare pislik içindeydi. Meğer bulgarlar burayı tuvalet olarak kullanmışlar. Tuvaleti gelen minareye çıkmış, oradan kubbenin üzerine pislemişler. Kubbe feci bir haldeydi.

ÖLÜM KUYUSU
Caminin etrafındaki mezarlık büsbütün inanılmaz durumdaydı. Bulgarlar mezarlardan çoğunu kazıp ölüleri çıkarmış ve mezarları tuvalet çukuru olarak kullanmışlar.
İşte köyün kuyusu. Yanına yaklaştığımızda dayanılmaz bir koku çıkıyor...
Bulgarlar tecavüz ettikleri kadınların ve çocukların cesetlerini kuyuya doldurmuş, suyun dibine batmalarını sağlamak için de üstlerine mezar taşlarını atmışlar. 1000 den fazla nüfusu olan burada şimdi ancak 40 kişi kalmış. Hepsi de bitkin halde. Ama gene de yanımıza gelip nezaketle elimizi sıkıyorlar. İçlerinden biri yaşlı gözlerle:

-''Neden hala yaşıyorum bilmem...'' diyor.
-''Karımı, çocuklarımı öldürdüler, Evimi yaktılar...''

Bir başkası, iki büklüm bir ihtiyar;
-''On yaşında bir torunum vardı'' diyor.
-''Hayatımın neşesiydi. Ondan başka kimsem yoktu dünyada. Bulgarlar evimize girdiler. Irzına geçmek istiyorlardı onun. Korumak istedim. Beni öldüresiye dövdüler.Kendimi kaybetmişim... Gözlerimi açtığımda yavrum yanımda yoktu artık...

Yanında yoktu da ne olmuştu?... Nereye gidebilirdi bu on yaşındaki masum çocuk?
-Nereye olacak, Tabii ki kuyuya!...
Kırılmış mermerlerin altında çürüsün diye kuyuya, diğer kurbanların yanına atılmıştı.

Geçtiğimiz yol boyunca uçsuz bucaksız askeri birliklere rastladık. Türkiye'nin her yanından gelen askerler mecburi bir yürüyüşle, bitkin halde yollarına devam ediyor, Edirne ye doğru gidiyorlar. Bunlar takviye kuvvetleridir...

EDİRNEDE Kİ BULGAR VAHŞETİ


Edirne de görüp işittiklerimiz her türlü tahminlerin üstündeydi. Türk ordusunun şehre gireceğini kestiren bulgarlar bir kaç gün içinde akla, hayale gelmedik bir mezalime (soykırım) girişmişlerdi. Bir yandan bulgarlar, Müslümanları katlederken kendi silahlandırdıkları ermeniler de rumları öldürüyordu.
 Türk toplarının gümbürtüleri arasında geçen son gece büsbütün korkunç olmuştu. Bulgarlar o gece öldürdüler, çaldılar, yıktılar. İşte binlerce misalden biri:
Şahsen tanıdığım bir evde bir Türk subayının dul karısıyla iki kızı oturuyordu. Bir bulgar güruhu zorla kapıyı kırıp eve giriyor, komşular sabaha kadar evden canhıraş çığlıklar duyuyor. Vahşilerle boğuşan genç kadın sesleri! Öte yandan bütün işgal kuvvetleri çaldıkları eşyaları arabalara yükleyerek sabah şafakla beraber yola çıkmaya hazırlanıyorlar.
Edirne'deki bulgar mezalimi hakkında Türklerden dinlediklerimi yazmak istemiyorum. Müslüman oldukları için mübalağalı konuştukları sanılabilir. Onun için doğrudan Hristiyanların ve yahudilerin anlattıklarını nakletmekle yetineceğim.

 Bunlardan Pandelli adındaki bir rumun anlattıkları gerçekten insanı, insanlığından utandıracak derecedeydi. Pandelli başından geçenleri şöyle anlattı:
-Bir akşam evime döndüğüm zaman içeride bulgar askerlerini gördüm. Bir onbaşı, karıma evdeki her şeyi, bu arada bir köşede ağlaşan beş çocuğumu kendilerine teslim etmesini istiyordu. Komşuların evleri de aynı şekilde bulgarlar tarafından işgal edilmişti. Yapacak bir şey yoktu. Evlerde ellerine geçen her şeyi aldıktan sonra bizleri, yalnız erkekleri alarak sorguya çekmek bahanesiyle götürdüler.
Bir subayın karşısında çıkarıldık. Sorgu olarak bize:
-Demek rumsun ha, o halde hırsızsın, defol! Sözünden başka bir şey söylemediler.
-Sorgudan(!) sonra hepimizi karanlık bir mahzene tıktılar. Sabahın saat birinde içeriye elinde fener tutan biri girdi. Adam feneri bize doğru tutarak ''-Epeyce de varmış'' dedi.Sesini duyar duymaz geleni tanımıştık. Bu hepimizin bildiği Arapyan adındaki Edirneli bir ermeniydi. Adamı bulgar askeri kılığında görmek bizi bir defa daha şaşırttı.
Arapyan bizi süzdükten sonra: ''Size kötülük yapacak değiliz'' dedi. Sadece başka yere nakledeceğiz'' Yeniden yola düzüldük. İki sıra bulgar askerinin arasında yürüyorduk.
Uzun süren yol boyunca Arapyan sıra ile yanımıza gelerek paralarımızı istedi. ''Yanınızdaki paraları bana emanet edin, bulgarların eline geçmesin, ben size yarın geri veririm.'' Diyordu. Herkes yanındaki bir kaç lirasını çıkarıp verdi. Ben, cebimde sadece üç beş kuruş olduğunu söyledim: ''Olsun'' dedi, ''Ver bana bulgarların eline geçmesin''.

İki yanımızda yürüyen bulgarlar bize olmadık hakaretler yağdırıyor, mütemadiyen dipçikliyorlardı.
Yediğimiz dayaktan bitkin haldeydik. Bir yolun dönemecinde karşımıza başka bulgarlar çıktı, arkadaşlarına ''Nereye götürüyorsunuz bunları?'' diye sordular.
Cellatlardan biri kısaca ''-Suya'' diye cevap verdi. Nihayet nehrin kıyısına gelmiştik. Orada hepimizi yüzümüz suya dönük olacak şekilde sıraladıktan sonra ellerimizden dörder dörder birbirine bağladılar. Ondan sonra arkamıza geçip bizi suya yuvarlamaya başladılar.
Arapyan da bizi suya itenlerin arasındaydı.

 Nihayet suya itilme sırası bizim gruba gelmişti. Ben dörtlü grubumuzun kenarındaydım. Tam suya düşecekken bağımı koparmaya muvaffak oldum ve karşı sahile doğru yüzmeye başladım. Bulgarlar ay ışığında beni görmüştü. Arkamdan ateş etmeye başladılar. Ancak arada bir soluk almak için başımı dışarıya çıkarıyor, sonra gene dalıyordum. Artık kendimi kaybetmek üzereyken ayağım karaya değdi, karşıya geçmiştim.

Sabaha kadar olduğum yerde kıpırdamadan bekledim. Gün ışırken o civardaki bir rum arkadaşımın evine gittim. Fakat o da bulgarların korkusuna beni içeri almadı. Bütün gün çalılıkların arasında gizlendim. Akşama doğru kulaklarıma bir takım sesler çalındı.
Dikkat ettim, bunlar sevinç haykırışlarıydı. Dinledim, ahali çılgın bir sevinç içinde:
-Türkler!... Türkler geliyor!... diye bağrışıyordu.


''Artık kurtulmuştuk. Halbuki Türkler bir gün daha sonra bekleniyordu. Bulgarların, bu haykırışları duyunca nasıl kaçtığını görmeliydiniz. Ben dosdoğru evime döndüm. Allah'tan çoluk çocuğumuzu öldürmemişlerdi. Beraber ölüme mahkum edildiğimiz 45 komşumun karıları beni görünce etrafımı çevirip kocalarından haber sordular.Ne diyeceğimi ne edeceğimi şaşırmıştım.:
''Sorguya çekiyorlar'' diye kekelediğimi hatırlıyorum. Biliyorsunuz, hepsinin cesedi bir kaç gün sonra nehirden çıkarıldı...

Pierre Loti:
Duyduklarım saymakla bitmez. Bulgarların Türk harp esirlerine ne korkunç işkenceler yaptığını bana fransızlar anlattı. Aç susuz bırakılan Türk esirleri dipçik darbeleri altında meçhul yerlere götürülüyor; aralarında yere düşen olursa süngülenip öldürülüyordu.
 Doktorlar, göğüsleri süngüyle parçalanmış Rum kızları gördüklerini, Bulgarların sürüler halinde 8-10 yaşındaki küçüklerin ırzına geçtikten sonra öldürüp bıraktıklarını anlattılar. Romanya da tanınmış bir hanımdan mektup aldım. Bükreş e getirilen bulgar esirlerin ceplerinden kesik kulaklar, küçük çocuk elleri çıkmış. Bunların ne olduğu sorulunca kendilerini haklı çıkarmak ister gibi; Uğurdur, bunları uğur getirsin diye taşıyoruz'' demişler.
 Ve nihayet bana şehit bir Türk askerinin fotoğrafını gösterdiler.  Bulgarlar eğlence olsun diye diri diri kafasını delmiş, başının derisini yüzmüşlerdi. Yüzünde sadece burnu ve bir gözü kalmıştı.

BULGAR ELÇİSİNİN YALANLAMASINA CEVAP

Pierre Loti nin bu makalesi fransız ve ingiliz basınında geniş tepkiler yaratmış,Avusturya ve Fransadaki bulgar elçilikleri tarafından yalanlanmıştı. Pierre Loti bunlardan birincisine şu yanıtı vermişti:

''Viyanada ki bulgar elçisi Neue Freie Presse'de  yayınladığı yalanlama yazısında benim aldandığımı, yol boyunca gördüğüm harabelerin Türk köylerine değil, aksine bulgar köylerine ait olduğunu söylüyorlar.
 Demek ki camilerini harap eden, kubbelerinin üstüne tuvaletlerini  yapan da Türkler öyle mi? Bu yalanlamanız için yalnız çocukça demek yeterli değil. Yazı aynı zamanda hayasızca bir kötü niyet taşıyor. Gerçeklere böylesine zıt bir iddiayı çürütmek de sayın elçinin tahmin edemeyeceği kadar kolaydır. Bir defa bulgarlara ait evler bütün Trakya'ya çok seyrek olarak dağılmıştır. Tamamen Müslümanların arasında bulunan bu evlerin de hepsi ayaktadır. İşgal kuvvetleri onlara ellerini bile sürmemişler (kurtlar birbirini yemez) Türkler ki, misilleme yapıp bulgar evlerini tahrip etseler asla suç sayılmazdı. Onlar büyük bir alicenaplıkla (şeref) olanlara karşın bulgar evlerinden hiç birine dokunmamışlardır, herkes gidip görebilir.

 Pariste ki bulgar siyasi ateşesi nin yayınladığı yalanlama yazısı büsbütün şaşılacak bir ifade taşıyordu. Yalanlama yazısında Pierre Loti nin bir romancı anlatıma sahip olduğu, bütün esirlerin çok iyi durumda olduğunu ve bütün Türklere çok iyi muamele edildiği yazılıydı.
Pierre Loti cevap olarak şunları yazdı:
 Bu defa ki tekzip (yalanlama yazısı) Avusturya'da yayınlanan tekzip teki kadar olsun mantıktan ve iyi niyetten mahrum.O halde bizzat temin edip gönderdiğim fotoğraflar da hileli! Burunsuz ve dudaksız esirler, kendi kendilerinin burunlarını, dudaklarını kestiler. Boğazlanmış olanlarda sırf poz vermek için boğazını kestirmişler. Boğulan kocalarının cesetleri başındaki rum kadınları rol yapıyorlar!...


 Akıl almıyor bunu!... Gönül isterdi ki bulgarlar akla hayale gelmez işkencelerden sonra  hiç olmazsa başlarını öne eğip sussunlar.

Aslında ben avrupa da çıkan mecmua ve gazetelerin de Türklere karşı neden böylesine kinli olduklarını anlamıyorum.  Avrupadan Türkiyeye kim gittiyse daima iyi muamele görmüştür. Türkiyede yaşayan Avrupalılar en büyük hürmeti görüyorlar. Oradaki din adamlarımız yüzyıllardan beri büyük hürriyet içinde görevlerini yapıyorlar. Türkler e iftira atmadan önce hiç olmazsa bu din adamlarımıza sorsak olmaz mı?  Ben onlardan çoğuyla tanıştım, bu sual karşısında verecekleri cevabı da biliyorum...

 Bulgarlar, Balkan Savaşından sonra kapıldıkları hayallere veda etmek zorunda kalınca, Yunanisan da olsun, Türkiye de olsun hem savaş esirlerine, hem sivil halka akla hayale gelmez işkenceler yapmışlardı. Edirneyi işgal ettikleri zaman burada ele geçirdikleri esirleri Meriç'teki bir adaya götürdüler. Esirler kızgın güneş altında, açlıktan ölüme mahkum edildi. Korkunç açlık ıstırabını dindirebilmek için bu esirler ağaç kabuklarını yediler. Açlıktan daha büyük acılar içinde kıvranarak öldüler. Bu adadaki esirlerin hali fotoğraflarla tespit edilmişti. Aynı vahşet, Kavala, Serez, Doksat, Demirhisar gibi şehirlerdeki Türk ve rumlara karşı da tatbik edildi. Nihayet Türkler Edirneyi bulgar vahşetinden kurtardılar.
Bu kurtuluşu gene Pierre Loti nin kaleminden okuyoruz:
KURTULUŞTAN SONRA
Hür Edirne'ye vardığım zaman vakit gece yarısıydı. İstasyonda beklemediğim bir kalabalık vardı. Arabayla halkın arasından geçerken de büyük sevgi tezahüratına şahit oluyordum. Şehre girişimin ayrıntılarını Türklerin kadirbilirliğini, temiz kalpliliklerini, ifade ettiği için anlatıyorum.  Bana sık sık ''kara gün dostusun'' derler.  Evet ben kara gün dostuydum ve Türkler böyle şeyleri asla unutmazlar!...


Edirnenin Kurtulduğu Günlerle Aynı Zamana Denk Gelen Ramazan Bayramı, Eşi Az Bulunur Bir Sevinçle Salıncaklar Kurularak Kutlanmıştı.



 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ISBARA ALP
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Nisan 2011, 22:14:23 »

Teşekkür ederim Tengiz, okuduktan sonra bu iletimi sil ki, senin konunun düzenini bozmasın kandaşım. Alaş!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 1.016


IRKÇI


« Yanıtla #2 : 04 Nisan 2011, 22:39:47 »

Bu konu ile ilgili Eski Zagra Müftüsünün hatiralari isimli bir kitap var, o kitapta Eski Zagra Müftüsü 93 Harbinde (1877-78 Türk-Rus Savaslari) Bulgaristandaki Türk kiyimlarini, Türk göclerini detaylari ile anlatiyor. Türkcü kandaslarin bu kitabi mutlaka okumalari lazimdir. 

Ek olara, bugünkü Bulgaristan devleti 93 Harbinden önce %60 i Türk olan bir bölgeydi, kiyimlar ve göclerle Türk orani % 10 lara kadar düsürüldü.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Börü
Genç Börü
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 499


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN


« Yanıtla #3 : 05 Nisan 2011, 16:45:05 »

Çok güzel bir kitap sadeleştirilmiş hali d çıkarılsa çok güzel olur aslında
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN
T A R K A N
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 181



Site
« Yanıtla #4 : 05 Nisan 2011, 17:55:40 »

Sağolasın işbara kandaşım, otağda yunanlıların yaptığı katliamlar üzerine konu açılınca, bu yazı aklıma geldi hemen. Her fırsatta Türkleri aşağılayan avrupa milletlerinin Türklerin aklından bile geçiremedikleri katliamları yapma konusunda nasıl birbirleriyle yarıştıkları gözler önüne serilsin.
İletini silmeme gerek yok, ilk iletime yazı ekledikçe buradan duyuracağım. Kandaşlarımız dilediğince yorum yapsınlar.

Çok güzel bir konu..Ancak bir o kadar da üzücü..Soydaşlarımıza, ''bazı gerçekleri hatırlatmak'' açısından faydalı bir konu..

Bilmediğimiz ne katliamlar yapılmış TÜRKLERE ? 93 harbinde, yaşanan vahşetin korku filmlerini aratmadığını söylüyor tarihçiler..Sadece tecavüz ve katliam yapılmamış. Aynı zamanda yamyamlık da işin içine girmiş 93 harbinde..Ruslar ve emrindeki Slav domuzları, Balkanlarda yaşayan tüm TÜRKLERİ vahşice öldürürken, bir kısmının da içorganlarını çıkarıp yemişler..Birçok ölünün çeşitli uzuvlarının eksik olduğu ve karın içi bölgesinin bir şekilde deşildiği rapor edilmiş tarihi anektodlara..

Bunları hatırladıkça insanın kahrolası geliyor..Bunlara ''dost'' gözüyle bakan, kanı bozuk solculara, hümanistlere,libarellere ve İslamcılara gel de anlat bu vahşeti ve katliamları..Geçenlerde ben ''Asıl düşmanımız Amerika değildir'' derken de, bir bağlamda bu tarihi gerçekleri kastediyordum..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TARKAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 06 Nisan 2011, 16:07:46 »

Belene'yide başlığa eklerseniz mükemmel bir sunum olur kanısındayım. Çünkü belene cumhuriyet dönemi Bulgar mazalimidir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YABGU
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 827


Mustafa Kemalin Askeri , Atsız Atanın Kalemi.


« Yanıtla #6 : 23 Ağustos 2011, 22:02:12 »

Kandaslar konuyu gorunce birseyler bende yazma ihtiyaci duydum bulgaristanda yasayan Türklerin bir cogu osmanli doneminde buraya surgun edilmislerdir ilk kurulan bulgar devletleriyla pekte alakalari yoktur bulgaritan yasayan Türk nufusu avsar boyundan diye biliyorum konusulan Türkce öz Türkcedir  tatarTürkleri ve gagauzTürkleride bulgaristanda yasayan Türklerdir  bulgaristandaki Türklerin genel sorunu yasadiklarini cabuk unutmalaridir bu zulumler bir yana Türk kimliklerini asimile edilmeye calisilmistir Türk isimleri degistirilmek istenmistir Türkce konusmalari yasaklanmistir orf ve adetleri yasaklanmistir buna tarih tekerur ediyormu dense dogrudur bilmem ama osmanlinin avsarlara yaptigini suruldukleri balkanlarda bulgarlarda avsar Türklerine aynisini yapmistir 84 teki isim degistirmeye karsi durmustur bulgaristtandaki Türkler  bir cogu Türklükleri icin yapmistir bir kisimida bundan cikar saglamk icin bu isim;eri zaten bulgaristan Türkleri bilir kimin hain kimin Türk evladi oldugunu bulgaristanda 1 milyon Türk yasamaktadir zamaninda bulgar komitacilarina nasil kan kusturdularsa yeniden Türklüklerini hatirlayip anavatanlarinada balkanlarada sahip cikicaklardir balkanlarda nice yigitler cikmistir  ve nice ceriler cikacaktir kutlu davada savasmak icin

Bunlari Bende bir bulgaristan Türkü oldugum icin yazmayi boynumun borcu bildim
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

YABGU
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 827


Mustafa Kemalin Askeri , Atsız Atanın Kalemi.


« Yanıtla #7 : 23 Ağustos 2011, 23:08:42 »

Daglargibi kandasim aslina bakarsan okudugum kaynaklardan cikardigim sonuc budur karamanogullarina  mensubtur Balkanlardaki Türklerin bir cogu yanliyorsam duzettirsin ama ben Buna surgun demeyi uygun gordum karamogullariyla osmanlibeyli arasindaki savaslarin nedenleri ve sonuclari acikca durumu ozetler
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Çerisi
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 789


« Yanıtla #8 : 23 Ağustos 2011, 23:27:23 »

Daglargibi kandasim aslina bakarsan okudugum kaynaklardan cikardigim sonuc budur karamanogullarina  mensubtur Balkanlardaki Türklerin bir cogu yanliyorsam duzettirsin ama ben Buna surgun demeyi uygun gordum karamogullariyla osmanlibeyli arasindaki savaslarin nedenleri ve sonuclari acikca durumu ozetler
Dağlargibi kandaşım, yazdıklarında haklısın ama buradaki Türklerin bir kısmı da sürgündür. Karamanoğulları sürgünün ana unsuru olmakla birlikte Osmanlı döneminde bazı Türk aşiretleri de kendi aralarındaki sürtüşmeler ve çatışmalardan dolayı balkanlara sürgün yemişlerdir. Hatta bazı oymakların bir kısmı balkanlara bir kısmı da bugün Suriye içerisinde kalan Rakka'ya sürgün edilmişlerdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Çalış didin ve çalış yıldızlar kapacaksın,
Bir Tanrıya bir de Türklüğe tapacaksın!
YABGU
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 827


Mustafa Kemalin Askeri , Atsız Atanın Kalemi.


« Yanıtla #9 : 23 Ağustos 2011, 23:40:28 »

Elbette daglargibi kandasim bir genelleme yapmisim orda bir yanlisim olabilir aslinda bahsetmek istedigim konu surgunden kastim osmanlinin otoriter yapisnindan dolayi  bulgaristandaki Türklerin Türklüklerinden cok Osmanliciligi benimsemeleridir ilk yazimdada belirttigim gibi Bizler Bize yapilan haksizliklari cabuk unutuyoruz Balkan Türkleri olarak
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.261 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.