BAHTİYAR VAHABZADE’NİN ANA DİLİ UĞRUNDA VERDİĞİ MÜCADELE
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Ekim 2019, 01:46:22


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BAHTİYAR VAHABZADE’NİN ANA DİLİ UĞRUNDA VERDİĞİ MÜCADELE  (Okunma Sayısı 2096 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 09 Nisan 2010, 21:52:44 »

BAHTİYAR VAHABZADE’NİN ANA DİLİ UĞRUNDA VERDİĞİ MÜCADELE
 Rusların, Azerbaycan'ı işgal etmesiyle birlikte her alanda çeşitli
değişikliklere gidilir. Bu alanlardan birisi de dildir. Bu tarihten itibaren
Azerbaycan Türkçesi ikinci planda kalır. Rusça'nın ön planda tutulduğu bu
dönemde, aydınların ana dilin önemini vurgulayan çeşitli çalışmalarla halkı
bilinçlendirdiklerini. Bu aydınlardan birisi de şiirleriyle bir ömür
boyu ana dilinin gerekliliğini vurgulayan Bahtiyar Vahabzade'dir.
Vahabzade'nin, Sovyetler Birliği döneminde, kendine has bir üslupla,
milletin geleceği ve devamı için ana dilinin önemini ve gerekliliğini
vurguladığını, bu alanda kalemiyle mücadele ettiğini görülüyor.
Çalışmalarda, şairin, bütün baskılara rağmen, bu uğurda vermiş olduğu
mücadeleyi anlatıyor.
  Ruslar. XIX. yüzyılın başlarından itibaren Kafkasya ve Azerbaycan'ı
işgal etmeye başlarlar. Azerbaycan'a Rusların girmesiyle cemiyet hayatı,
yönetim şekli değişmekle kalmaz, bunlarla birlikte, yöneticiler de değişir. Bu
tarihten itibaren Azerbaycan Türkleri her alanda geri planda tutulurlar.
Rusların, Azerbaycan'da ve Kafkaslarda hakimiyet kurmaya başladığı
bir dönemde, 1925'te, dünyaya gelen Bahtiyar Vahabzade çocuk yaşlarında
ülkesindeki bazı olaylara şahit olur. Vahabzade'nın düşüncelerinin
şekillenmesinde önemli yer tutan olayları kendisiyle görüştüğümüz zaman
şöyle anlatmaktadır:
"Beş yaşlarında idim. Doğduğum şehirde, Şeki'de, Göynüklü Molla
Mustafa'nın ve Behram Bey'ın rehberliğinde isyan çıkardılar. Ayaklanan
halk şehrin idaresini ele geçirdi. Bakü'den gelen Rus ordusu ayaklanmayı
zor bastırdı. Bu ayaklanmada halkın büyük bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da
dağlara çekildi. ŞekFdeki isyan bastırıldıktan sonra dağlara çıkan insanlarla
savaşmaya başladılar. Bu mücadele uzun süre devam etti. Bu savaşta büyük
kahramanlıklar gösteren Kaçak Abbas'ı Ruslar öldürdüler. Naaşım bizim
evin yanından sürüyerek götürdüler. Herkese adeta "İsyan ederseniz size de
bunu yaparız." der gibi onu şehirde sokak sokak gezdirdiler. Hayatımda
gördüğüm ilk ölü odur. Buna dayanamadım. Dedemin de dayanamayıp
ağladığını gördüm. Ninemin ve anamın dizlerini döve döve ağladıklarına
şahit oldum. Dedemin yakınları da bu isyanda kurban gittiler. Bu olaylardan
sonra ailem birkaç yıl yas tuttu. Dört yıl sonra da Bakü'ye göç ettik. Böylece
küçük yaşlarımda Sovyet rejiminin gerçek yüzünü kendi gözlerimle gördüm
Bu zulümler körpe beyinlere nakşoldu. Rejime karşı nefret tohumları
böylece serpilmiş oldu. Gün geçtikçe mevcut düzene olan nefretim arttı.
Kalemimle rejime karşı olan düşüncelerimi ifade etmeye başladım."
Azerbaycan'da sözü edilen isyanlar bastırıldıktan sonra sosyal
alanlarda değişiklere gidilmeye başlanır. Azerbaycan okullarında çeşitli
milletler arasında yakınlığı sağlamak, Sovyetler BirliğFndeki dostluğu
sağlamlaştırmak amacıyla bu milletlerin Rus ve dünya kültür zenginliklerine
katılması bakımından en kudretli araç olan Rus dili öğretimini iyileştirmeye
gidilir.1 Politika ve sosyal alanlarda yapılan değişiklerin yanında edebi
düşüncede de değişiklerin yapıldığı görülür.2
Bu gelişmelerden sonra Vahabzade de diğer aydınlar gibi
düşüncelerini serbestçe ifade edemez. Bütün yazarlar resmi ideolojiye uygun
olarak yazmak zorundadırlar. Buna "Sosyalist realizmi" adı verilir. Cemiyete
"inkılapçı" gözüyle bakılmaya başlanır, sosyal olaylar, insan ilişkileri,
sınıflar arasındaki çatışma fikrine uygun olarak açıklanır. Yeni bir cemiyet
kurulmaktadır. Bu toplumun yeni bir edebiyata ihtiyacı vardır. Böylece eski
dünya görüşüne, hayat tarzına ve buna bağlı olarak da eski edebiyata karşı
şiddetli bir hücum başlatılır. Tabii ki eskiyi temsil eden cemiyetin kendisidir.
Eski ile yeni arasındaki diyalektik mücadeleyi tamamıyla Bolşevik yazarlar
yürütür. Halkın yararına iddiasıyla başlatılan hücum, ferdin ve dolayısıyla
insanın inkarına kadar varır. Cahil din adamları, zalim beyler, eski
yöneticiler, hurafelere inanan insanlar, zengin kimseler, burjuvalar, anti
sosyalist ve komünistler, eski hayatın tipik temsilcileri olarak canlandırılır.
Bunların karşısında idealist komünistler, inkılapçılar, işçiler, öğretmenler,
kadın haklarını ve kadın hürriyetlerini temsil eden genç kızlar, kadınlar adeta
insan üstü özellikleri ve gayretleriyle ön plana çıkarılır. Böylece eski
yeni kavgası sonucunda eserler, eserlerin kahramanları birbirine benzemeye
başlar. Bu tarihten itibaren milli edebiyat ve ana dil yerine Lenin'in dili,
komünist dünyanın dili olan Rusça ön plana çıkarılmaya başlanır. Rus
edebiyatı da "emekçinin, işçinin, inkılabın edebiyatı" olarak yükseltilir.
Azeri edebiyatının vazifesi ise büyük kardeş Rusların edebiyatını örnek
almaktır.3
Bunlara rağmen Türkler arasındaki milli duygunun yok olmasına engel
olamazlar. Rejime karşı çıkan bir çok ilim adamı, gazeteci, öğretmen, yazar,
şair acımasızca yok edilir. Vahabzade, çocukluk döneminde cereyan eden
olaylardan çok etkilenir. Gençlik dönemlerinde yazmış olduğu bir çok şiiri
saklar, rejime rağmen bastıramaz.
Vahabzade'nin, özellikle II. Dünya savaşmdan sonraki ilk on yıl ve
onu takip eden senelerde Azerbaycan Türk toplumunun bir tercümanı haline
geldiği görülür. Vahabzade sadece idari sistemdeki çarpıklıkları, tarım ve
sanayi alanındaki aksaklıkları değil; aynı zamanda milli, manevi konuları,
insani meseleleri ele alma hususunda da oldukça başarılı eserler vermiştir.4
Vahabzade'nin bir ömür boyu vermiş olduğu mücadelede, azatlıkla
eşdeğer tuttuğu ana dil büyük önem arz etmektedir. Yazmış olduğu
makalelerde ve şiirlerde bu husustaki hassasiyetini görmek mümkündür. Ona
göre ana dilini bilmeyen bir insanın o millete ait olduğunu iddia etmeye
hakkı yoktur. Dilini bilmeyen milli düşünce ve vatanperverlik bakımından
onursuz olur. Onlar için vatan mefhumu şahsi ev, millet düşüncesi de yakın
akraba anlamına gelmektedir. Ana dilim bilmeyen bireyler milletin ruhuna,
maneviyatına ve tarih şuuruna biganedir ve o milletin evladı değildir.5 Bir
şiirinde Ana diliyle ilgili düşüncelerini şu mısralarla dile getirir:
Ey vatan güzeli, gel öpem senin
Vatan dili diyen dudaklarından.
Hak sözün kalbimi titretti benim
Bu vatan toprağı koy olsun kanım,
Vatanda yaşayıp onun diline,
Ruhuna, zevkine, ana vatana,
Hor bakan şerefsiz vatansızlara!
Vahabzade'nin 1954'te yazmış olduğu "Ana dili" şiirini o dönemdeki
baskılara rağmen yayınlatması mümkün değildir. Vahabzade'nin saygı
duyduğu şairlerden Samet Vurgunun aracılığıyla, Lenin'in "Biz kendi
dilimizi ve vatanımızı severiz." sözüne istinaden bastırır. 6Şair böylece
mevcut yönetimden tepki almaktan kurtulur. Ana dili şiirinde Vahabzade
duygularını:
Ana dilim, sendedir halkın aklı hikmeti
Arap oğlu Mecnun'un derdi sende dil açmış.
Yüreklere yol açan Fuzuli'nin sanatı,
Ey dilim kudretinle dünyalara yol açmış.
Sende benim halkımın kahramanlıkları dolu.
Tarihi varaklanır,
Sende nice bin yıllık benim medeniyetim.
Şan şöhretim saklanır
Benim adım sanımsın
Namusum vicdanımsm!
mısralarıyla anlatır.
Vahabzade, yönetimden tepki almamak için eserlerini farklı metotlarla
kaleme almaktadır. Yurtdışı gezileri şairin düşüncelerini anlatmada çıkış
yolu olur. Gezdiği ülkelerde gördüklerini eserlerinde dile getiren şair. aslında
kendi ülkesini anlatmaktadır. Yabancı ülkeleri anlatan şair savunmasını
kolayca yapar. "Latin dili" şiirinde milleti yaşarken dili ölü olan milletlere
dikkat çeken Vahabzade, Latin halkının öldüğünü, oysa dilinin hala
yaşadığını dile getirirken bazı milletlerin yaşadığını, fakat dilinin öldüğünü
şöyle anlatır:
Sen derde bak, vatan da var, millet de var.
Ancak onun dili yoktur.
Öyle bil ki ayna gibi.
Şimdi söyle hangi dile ölü diyek?
Vatan varken, millet varken,
Küçük yoksul komalarda
Tutsak olan bir dile mi?
Yoksa uzun asırlardan geçip gelen
Halkı ölen
Özü kalan
Bir dile mi?
Ona göre bir milletin varlığı ve bekası dille mümkündür. Dil yoksa
millet de yoktur. Şair, Sovyetler döneminde ana dilinin durumunu "Merziye"
şiirinde şu mısralarla dile getirir:
Ey bu günü dilim dilim
Parçalanan Ana dilim
Sinesinde od kalanan* ana dilim
Kapıların arkasında
Boynu bükük kalan dilim.
Var iken yok olan dilim
Ayaklarda kilim dilim
Savaşlarda bir kahraman,
Barışlarda halim dilim.
Vahabzade, 1959 yılında yazdığı "Gülistan'' şiirinden dolayı sorguya
çekilir. Üniversitedeki görevinden uzaklaştırılır, kitabı toplatılır.7 Şair, bu
dönemde çok zor günler geçirir. Halk, kendisine gizli gizli yardım eder. Bu
olaydan sonra şair daha ihtiyatlı olmak zorunda kalır. Şiirleri mercek
altındadır. Sık sık sorgulanır, ifadesi alınır.
Azerbaycan'da Rus dilinde eğitim öğretim faaliyetlerini yürüten Rus
sektörü olarak nitelendirilen orta dereceli okulların yanında, Azerbaycan
Türkçesı'yle eğitim veren ve Azerbaycan sektörü olarak adlandırılan okullar
da bulunmaktadır. Vahabzade yabancı dilin öğrenilmesi gerektiğini
vurgularken, halkın ana dilinde faaliyet gösteren okullara çocuklarını
vermelerini ister.
"Riyakar' şiirinde çocuğunu Rus dilinde eğitim öğretim faaliyetlerini
yürüten okula kaydettiren bir öğretmene şöyle seslenir:
Beni evladıma ana dilinde
Ders veren muallime bak
Vatan diyen öz evladını,
Ecnebi dilinde okutur ancak.
Özgeye dilim öğren diyorsun.
Özünse bu dili beğenmiyorsun.
Her milletin ana dili o milletin varlığının teminatıdır. Dilsiz bir millet
yoktur. Şair, 1980'li yıllarda Güney Azerbaycan'dan Farsça yazılmış bir
mektup alır. Mektupta: "Sizdenim, yanı Azerbaycan Türküyüm, ama ana
dilimi bilmiyorum. Dilimi öğrenmek için bana bir kitap gönderin." der.
Bu mektubu alan Vahabzade, soydaşının ana dilini bilmemesine çok
üzülür. "Ne ondansın, ne bundan" başlıklı şiirini yazar. Şair, Güney
Azerbaycanlı Türk'e şiirinde:
Sehvini anlayanı düz olmazdı kınamak.
Günahı azaltır, günahını anlamak.
Bu yaradır.
Bu yerde yarılanır bu yara.
Ne deyek ne ad verek.
mısralarıyla cevap verirken, ana dilini bilmeyenleri de şu mısralarıyla
eleştirir:
Anan bunu etmedi,
O sana öğretmedi.
Anasının dilini.
Anan sana öğretti ağasının dilini.
Öz doğma evladına doğma ana dilini
Öğretmeyen analar,
Bes ana adlanmaya sızın hakkınız var mı?
Dilinizi kınarken,
Özünüzü kınadınız.
Ancak bu alçaklığı yücelik sandınız.
Ey kökünden ayrılıp öz özünden kaçanlar.
Emin olun sizi de bir gün kınayacaklar
Ana dilini bilmeyenlere bir çok eserinde seslenen şair bir makalesinde
yaşamış olduğu bir olayı şöyle anlatır: Azerbaycan'da önemli makamlarda
bulunan birçok aydın ana dilini bilmemektedir. Ben bu yakınlarda Baku
Belediye Encümeni Başkanıyla görüştüm. Benimle bir iki kelime bile ana
dilinde konuşamadı. Halbuki anayasaya göre cumhuriyetin resmi dili
Azerbaycan Türkçesi'dir. Ana dilini bilmemesi o kendisinin meselesidir.
Fakat, resmi dil olarak ana dil kabul edilmişse, devletin önemli bir
makamında bulunan birisinin resmi dili bilmemesi neyle izah edilebilir?"8
Şair, bir doktordan mektup alır. Doktor, çocuklarını Rus okuluna
verdiğini, fakat böyle yapmakla meslektaşları tarafından kınandığını, yanlış
bir iş yaptığı hususunda dostlarının kendisini uyardıklarını yazar.
Vahabzade'ye, "Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" diye sorar. Vahabzade
kendisine: "Siz en adi hakikatin ne olduğunu bilir misiniz? Ana dili zamana
göre seçilmemeli ve sevilmemeli. Vatanı da güzel ve rahat olduğu için
sevmezler vatan olduğu için severler.9" şeklinde mektuba cevap verir.
Sovyetler döneminde ana dil daima problem olmuş, ana dil talep
olmadığı için yükselememiştir. Acıklı olan şudur ki bazı veliler kendi
dillerini Rus okullarındaki tedris planından bile çıkarılmasını istemişlerdir.10
Vahabzade, ana dili hususunda yapılan yanlışlıklara hiçbir zaman göz
yummaz. 1989-1990 eğitim öğretim planı ilan edildiğinde müfredatta
Azerbaycan Türkçesi'ne göre Rusça derslerinin kredisi daha fazladır.
Vahabzade bu durumdan rahatsız olur. Şikayetini Milli Eğitim Bakanlığı'na bir
mektupla bildirir.
Vahabzade mektubunda, Azerbaycan dilinde eğitim öğretim
faaliyetlerini yürüten okullarda, Azerbaycan Türkçesi'nin ikinci dil olarak
okutulması, diğer taraftan Rusça'ya Azerbaycan dilinden daha çok kredi
ayrılması, öğrenim dili Azerbaycan Türkçesi'nde olan okullarda Rusça'ya
birinci sınıftan başlandığı halde. Rus dilinde eğitim öğretim yapan okullarda
Azerbaycan Türkçesi'ne üçüncü sınıflarda başlatılmasının kabul
edilemeyeceğini vurgulayan Vahabzade bu müfredatın halkın fikirlerine ters
düştüğünü bunun kabul edilemeyeceğini ifade eder.
Vahabzade'nin bu mektubu tesirim gösterir. Ders saatleri Rusça'yla
eşit hale getiriliri11
Ana dilinin layık olduğu yeri bulması için mücadele eden Vahabzade,
kelimelerin de yerli yerince kullanılması taraftarıdır. Bazı kelimelerin asıl
anlamlarından çıkartılıp kötü fiilleri karşılayacak şekilde kullanılmasına razı
olmaz. Rüşvet kelimesinin yerine "hürmet" kelimesinin kullanılmasını, yapılan
cürümün sanki meşru bir fiilmiş gibi gösterilmesine karşı çıkarken, bu kötü
fiilin olumsuz yönünü sanki kelimenin taşıdığı güzel anlamla hafifletilmeye
çalışılmasını, saygı ve tazim anlamına gelen bir kelimeyle anlatılmasını şöyle
eleştirir:
Hürmet hürmetini yitirdi bugün
Eğrilik düzlüğün oldu gölgesi.
Hürmet, hürmete bak!
Bu güzel sözün
Gizlendi ardında "rüşvet" kelimesi.
Hürmet! Alçaklığın öz sesidir bu.
Hırsızın mabede girmesidir bu.
Çirkinin yüzüne çekilir kalay.
Güzellik tahtında eğleşir bugün.
Vahabzade'nin, ana dili üzerine yazdığı eserlerinde, yarım asrı geçen
bı mücadelenin seyrini görmek mümkündür. Bu mücadele tehlikeli olduğu
kada heyecanlı, heyecanlı olduğu kadar onurlu bir baş kaldırıştır. Şairin, b
mücadelede ölümle burun buruna geldiğini, ölümün soğuk nefesim adet
teneffüs ettiği hissedilmektedir. Vahabzade, vermiş olduğu haklı mücadeleni
sonuçlarını görme bahtiyarlığını yaşamaktadır.

* kalanmak: yakıl-, tutuştur
        KAYNAKÇA
1 Mehmet Saray, Gaspırah İsmail Bey'den Atatürk'e Türk Dünyasında Dil ve Kültür Birliği, İstanbul 1993,s. 106.
2 İslam Ansiklopedisi, c.4, s.321.
3 Yavuz Akpınar, Türk Dünyası El Kitabı, Ankara 1992 c. 3. s, 652.
4 Nevzat Özkan, Türk Dünyası Nüfus, Sosyal Yapı, Dil, Edebiyat, Kayseri 1997. s. 221
5 Bahtiyar Vahabzade, İstiklal, Bakı 1999, s.15.
6 Vahabzade, a.g.e.. s.51.
7 Bahtiyar Vahabzade Tavşana Kaç, Tazıya Tut. Ankara 1990. s.23.
8 Bahtiyar Vahabzade. Ömürden Sayfalar. İstanbul 2000. s. 133.
9 Nizami Caferov, Bahtiyar Vahabzade, Bakı 1996, s.77.
10 Hüsniye Zal Mayadağh, Bahtiyar Vahabzade'nin Hayatı ve Eserleri, Ankara 1998, s. 163.
11 Nizami Caferov. a.g.e.. s.70.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.