AMERİKAN KIZILDERİLİLERİ.
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 27 Ocak 2020, 15:12:42


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: AMERİKAN KIZILDERİLİLERİ.  (Okunma Sayısı 9310 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ATABEK
Ziyaretçi
« : 17 Kasım 2009, 19:58:16 »

2-4 Temmuz 1999 tarihleri arasında

Denizli’de yapılan
“Yedinci Türk Dünyası
Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”na katılan
Onayda Kızılderili kabilesi reisi ve
Amerika Yerlileri Sosyal İşler Daire Başkanı
M. Franklin Keel’in konuşması kurultaya katılan delegeler
üzerinde büyük bir etki yarattı.
Kızılderililer hakkında geniş bilgi veren Keel,
Kızılderililerin (atalarının) Baykal Gölü-
Yenisey-Tuva bölgelerinden Amerika kıtasına, Alaska üzerinden göç ettiklerinifade etti.

Kızılderililer ile Türklerin
DNA testlerinin aynı olduğunu ve
ayrıca Kızılderili genlerinin Türklerin genleriyle
benzeştiğini belirtti.
Amerika’da diğer bir Türk nüfusu da
Kamçatka Yarımadası’ndan Alaska’ya göçen
Saka Türkleridir.
M.Ö. 1500 yıllarında
Göktürk alfabesi ile yazılmış
Saka Beyinin hikâyesini anlatan taş tablet,
bu göçü kanıtlamaktadır.
Fransız dil bilimcisi Dumesnil ise,
Kızılderili dilinde 320 kadar
Türkçe kelime tespit etmiştir.
Çin kayıtlarında da Türkler,
kızıl saçlı, bronz tenli ve mavi gözlü
olarak anlatılmaktadır.
Kızılderililerin dini inancı da
Orta Asya’da inanılan
Şaman dininin bir uzantısıdır.
Bu din;
insanı doğanın bir parçası olarak kabul eder ve
evrenin tümünün
büyük ve tek bir ruh tarafından
yönetildiğine inanırdı.
Büyük önder Atatürk de,
Amerika’da yaşayan
Maya uygarlığına ilgi duymuş ve
Türk bilim adamlarına
bu konu üzerinde araştırma
yapmaları için talimat vermiştir.
Nedense biz Türkler,
her zaman Kızılderililere karşı
bir sempati duymuşuzdur.
Çünkü
onların karakter ve yaşama bakışları
bizim karakterimize uygundur.
Zaten
Büyük Mevlana’nın tasavvuf düşüncesi de
Kızılderililerin dünya ve din anlayışına
yakın bir görüştür.

Şimdi bu felsefeyi daha iyi anlamak için,
Kızılderili şef Seattle’in ,
beyaz göçmenleri yerleştirmek üzere
kendilerinden toprak isteyen A.B.D. Başkanına
1854 yılında yazmış olduğu mektuba bir göz atalım.
Mektubun aslı Amerika,
Seattle, Squamish Müzesinde
korunmaktadır.
Bu mektup,
İnsan ve doğa diyalektiğini
en güzel biçimde dile getiren
metinlerden biri olarak
günümüzde çok daha fazla
bir değer taşımaktadır.




-ŞEF SEATTLE'IN MEKTUBU-
Yüzyıllardır
halkımın üzerine
merhamet gözyaşları döken
şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir.
Bugün açık gözüken gökyüzü
yarın bulutlarla kaplanabilir.
Sözlerim,
asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.
Şef Seattle her ne söylerse,
Washington'daki büyük Şef ona,
güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir.

Washington'daki büyük Şef
bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı
satın almak istediğini bildirmiş.

Onun,
bizim arkadaşlığımıza
çok fazla ihtiyacı olmadığını biliyoruz.  Merak ediyoruz ki;

gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını
nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz?

Washington'daki büyük Şef bize
dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı
satın almak istediğini bildirmiş.

Onun,
bizim arkadaşlığımıza
çok fazla ihtiyacı olmadığını
biliyoruz.
Merak ediyoruz ki;
gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını
nasıl satın alabilir ya da
satabilirsiniz?

 Bu toprakların her parçası
halkım için kutsaldır.


Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır.



Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su,
atalarımızın anılarını taşır;

biz buna inanırız.


Beyazlar için durum böyle değildir.


Bir beyaz,
öldükten sonra yıldızlar alemine göç ettiği zaman,
doğduğu toprakları unutur.


Bizim ölülerimiz ise bu toprakları unutmaz.


 Çünkü Kızılderili,
gerçek anasının toprak olduğuna inanır.

Washington'daki Büyük Beyaz Reis
bizden toprak almak istediğini yazıyor.


Bu bizim için büyük bir fedakarlık olur.

Büyük Beyaz Reis, bize rahat yaşayacağımız

bir yerin ayrılacağını,

bize babalık edeceğini,

biz Kızılderililerin ise

onun çocukları olacağımızı söylüyor.



Bu önerinizi düşüneceğiz.

Ama yine de

bunun kolay olmayacağını itiraf ederim.

Çünkü bu topraklar bizim için kutsaldır.

 Nehirlerin ve ırmakların suyu,

bizim için sadece akıp giden su değildir;

atalarımızın kanıdır aynı zamanda.

Bu toprakları size satarsak,
bu suların ve toprakların kutsal olduğunu
çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek.


Biz nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz.


Siz de aynı sevgiyi
gösterebilecek misiniz kardeşlerimize ?

Biliyorum,
beyaz adam bizim gibi düşünmez.


Beyazlar için bir parça toprağın
diğerinden farkı yoktur.


Beyaz adam
topraktan istediğini almaya bakar ve
sonra yoluna devam eder.


Çünkü toprak
beyaz adamın dostu değil,
düşmanıdır.


Beyaz adam topraktan istediğini alınca
başka serüvenlere atılır..

Beyaz adam annesi olan toprağa ve
kardeşi olan gökyüzüne,
alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak
bir şey gözüyle bakar.
Onun bu ihtirasıdır ki,
toprakları çölleştirecek ve
her şeyi yiyip bitirecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de
anlayamayız biz Kızılderililer.


Bu kentlerde huzur ve barış yoktur.

Beyaz adamın kurduğu kentlerde,
bir çiçeğin taç yapraklarının
açarken çıkardığı tatlı sesler,
bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz.

Belki bir vahşi olduğum için
anlayamıyorum ama,
benim ve halkım için
önemli olan şeyler oldukça başka.


İnsan
bir su birikintisinin
etrafına toplanmış kurbağaların,
ağaçlardaki kuşların ve
doğanın seslerini duymadıkça,
yaşamın ne değeri olur?

Belki bir vahşi olduğum için
anlayamıyorum ama,
benim ve halkım için
önemli olan şeyler oldukça başka.


İnsan
bir su birikintisinin
etrafına toplanmış kurbağaların,
ağaçlardaki kuşların ve
doğanın seslerini duymadıkça,
yaşamın ne değeri olur?

Bir Kızılderiliyim ve anlamıyorum.

Biz Kızılderililer,
bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın
sesini ve kokusunu severiz.


Çam ormanının kokusunu taşıyan ve
yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş
meltemleri severiz.
Hava önemlidir bizim için.


Ağaçlar,
hayvanlar ve insanlar
aynı havayı koklar.


Beyaz adam için bunun da önemi yoktur.


Ancak size
bu toprakları satacak olursak,
havanın temizliğine önem vermeyi de
öğrenmeniz gerekir.


Çocuklarınıza
havanın kutsal olduğunu
öğretmeniz gerekir.


Hem nasıl kutsal olmasın ki hava?
Atalarımız
doğdukları gün
ilk nefeslerini
onun sayesinde almışlardır.


Ölmeden önce
son nefeslerini de gene
bu havadan almazlar mı?


Toprak satmamız için
yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz.
Eğer önerinizi kabul edecek olursak,
bizim de bir koşulumuz var;
Beyaz adam
bu topraklar üzerinde yaşayan
bütün canlılara saygı göstersin.

Ben bir vahşiyim ve
başka türlü düşünemiyorum.


 Yaylalarda

cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm.


Beyaz adam trenle geçerken
vurup öldürüyor bu hayvanları
sadece eğlenmek için.
Dumanlar püskürten bu demir atın
bir buffalodan daha değerli olduğuna
aklım ermiyor.


Biz
sadece yaşayabilmek için
avlardık buffaloları.


Bütün hayvanları öldürecek olursanız
nasıl yaşayabilirsiniz?


Canlıların yok edildiği bir dünyada
insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölür gibi geliyor bize.


Unutmayın,
bugün diğer canlıların başına gelen
yarın insanın başına gelir.
Çünkü
bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz:
Toprak insana değil,
insan toprağa aittir.


Ve bu dünyadaki her şey,
bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi,
ortaktır ve birbirine bağlıdır.
Bu nedenle de
dünyanın başına gelen her felaket
insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var;
Sizin Tanrınız
bizimkinden başka bir Tanrı değil.
Aynı Tanrının yaratıklarıyız.


Beyaz adam bir gün
bu gerçeği de anlayacak ve
kardeş olduğumuzu fark edecektir.


Siz
Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte
serbestsiniz.

Ama
hepimizi yaratan Tanrı için
Kızılderili ile beyazın farkı yoktur.


Ve Kızılderililer gibi Tanrı da
toprağa değer verir.


Bu toprağa saygısızlık,
Tanrının kendisine saygısızlıktır.
Beyaz adamı bu topraklara getiren ve
Kızılderili’yi boyunduruk altına alma gücünü veren
Tanrının adaletini anlayamıyoruz.


Tıpkı buffaloların öldürülüşü,
ormanların yakılışı,
toprağın kirletilişini
anlamadığımız gibi.
Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar,
dağları örten ormanlar yok olmuş,
yabani atlar ehlileştirilmiş ve
her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş.


İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve
varlığını devam ettirebilme
mücadelesinin başlangıcı olacak.

Gündüz ve gece bir arada olamaz.


Kızılderililer
her zaman beyazlardan
tıpkı sabah sislerinin
güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır.


Bütün bunlara rağmen,
teklifinizi tartışacağız.
Ve umuyorum ki,
halkım bunu kabul edecek ve
Büyük Beyaz Şefin vaat ettiği üzere

beraber barış içinde yaşayacağız.

Böylece Ay
birkaç kez daha doğacak,

bir kaç kış daha geçecek.
Bu geniş topraklara yerleşmiş ve
mutluluk içinde yaşamış olan neslimiz,
daha önce bizden daha güçlü ve
daha umut dolu yaşamış
insanlarımızın mezarları başında
yas tutacaklar.
Ama,
niye insanlarımın kaderi için
yas tutayım ki ?
Tıpkı deniz dalgaları gibi
kabileler kabileleri,
uluslar ulusları takip ediyor.


Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez.


Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama
kesinlikle bir gün gerçekleşecek;
Son Kızılderili yok olup,
kabilemin hatıraları beyazlar için
bir tarih olduğunda,
bu kıyılar
kabilemin görünmez cesetleriyle
kaynaşacak.

Çocuklarınızın çocukları
kendilerini bir dükkanda,
bir yolda, boş bir yerde
yalnız olarak düşündüğünde
aslında yalnız olmayacaklar.


Dünyanın hiçbir yerinde
tamamen ıssız bir yer yoktur

Geceleri,
şehir ve kasabalarınızın caddeleri
boşalmış gibi görünse de,
aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve
bu güzel toprakları gerçekten seven
ruhlarla dolu olacaktır.
Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.
Beyaz adamın,
benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız,
çünkü; ölüler güçsüz değildir.

Ölüm mü dedim? !..
Ölüm diye bir şey yoktur ki,
sadece dünya değiştirir insan.


Şef Seattle, 1854


Şef Seattle;
“ Aynı Tanrının çocuklarıyız.
Doğadaki canlı ve cansız her şeyle kardeşiz.” diyor.
Bir başka konuşmasında da
“ Siz topraklarımızın derisini yüzüyorsunuz”
demiştir.

 Halkının zulüm göreceğini ve

yok edileceğini görmüştür.

50.000.000’nun üzerinde Kızılderili

soykırıma uğratıldıktan sonra,

bugün Amerika’da

ağır şartlar altında yaşayan

tüm Kızılderililerin toplam sayısı

yaklaşık 2.500.000 kişidir.


 Bartolomè de Las Casas tarafından


1542'de İspanya Prensi II. Philip'e

ithaf edilerek yazılan

Kızılderili Katliamı,

Amerika kıtasının nasıl ele geçirildiğini

eski dünyanın gözlerinin önüne sermiş ve

birçok dile tercüme edilmiş

çarpıcı bir tarihi eserdir;

“ Sırf eğlence olsun diye,

kadın erkek demeden yerli halkın

ellerini, burunlarını ve kulaklarını

kesip kopardıklarını ve

bunun bölgenin

değişik yerlerinde

defalarca tekrarladığını

kendi gözlerimle gördüm.

Bazen de

insanların üzerine köpek saldıklarına,

yerlilerin bu şekilde paramparça edildiğine,

çok sayıda evi ve yerleşim merkezini

yaktıklarına şahit oldum.

Memeden kesilmemiş bebekleri

annelerinin göğsünden alarak

onları en uzağa fırlatma konusunda

birbirleriyle yarıştılar..."




Şef Seattle,


o günden bu güne dünya görüşü değişmeyen

A.B.D.’nin politikalarının

öyle veya böyle eninde sonunda

iflas edeceğini de öngörmüştür.

-Alıntıdır.-

'Biz Bu Dünyayı Çocuklarımızdan Ödünç Aldık.'

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tien san
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 17 Kasım 2009, 21:27:31 »

 Ulu manitunun kizilderili milletini korumaya gücü yetmedi.  Soluk benizliler amerika kitasini isgal ettiginde,kizilderili nüfusu 50 milyondu,hepsi katledildi. Beyaz adam Türkiyeyi isgal ettiginde,Türklerin sayisi 13 milyondu,ama sonlari kizil Tamunun dibi oldu. Iste oldugundan fazla deger bicilen,kizilderili ile,Yüce Türk irkinin arasindaki büyük fark. Amerikan kitasinda,50 milyon kizilderili degilde,20 milyon Türk yasasaydi,sonuc böylemi olurdu? Yoksa kita,beyaz adama mezarmi olurdu?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATTİLABİLGEHAN
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 973



« Yanıtla #2 : 17 Kasım 2009, 21:53:16 »

             Tien san Kardaşım, Kızılderililerin Türk asıllı olduklarıyla ilgili ciddi araştırma ve söylemler var. Ben de bir kısmını okudum tatmin edici açıklamalar gördüm. Senin düşüncelerine saygı duyuyorum. Serzenişin haklı. Ama ne yazık ki bizden başka bütün Türksoyluların bu sıkıntıyı yaşadığını gözlemekteyiz. Düşünelim bizden başka tarih içinde küçüklü büyüklü Devletler kuran çok sayıda Türksoylu Devlette yok. Biz derken Hunlardan buralara kadar gelirken aradaki atalarımız hariç tabi. Göktürkler, Karahanlılar, Selçuklular, Osmanlılar. Bunların dışındaki birçok Devletlerimizin tarih içinde bizim kadar etkili olamadığını düşünüyorum. Şorlar, Macarlar, Bulgarlar, Finler, Estonlar ve söylenildiğine göre de kızılderililer ise tarih içinde Türklüğünden uzaklaşıp etkisiz topluluklar olmuş olmalılar diye düşünüyorum. Esen Kal.

                                                                                                               TTKY
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 17 Kasım 2009, 21:59:44 »

Kizilderililerin Türk oldugunu idddia eden kandaslarima sadece su sorunun cevabini bana vermelerini istiyorum;

Meksika´li Kizilderilileri, Bolivyali iptidai indos Kizilderililerini, Kolombiyali Kizilderili uyusturucu baronlarini, yada Amazon ormanlarinda bugün dahi ciril ciplak rezilce bir hayat süren Kizilderilileride Türk olarak kabul ediyormusunuz ?
Bu kendilerine dahi hayri olmayan rezilleri Dünyanin en asil irki olan Türklüge yakistirabiliyormusunuz ?

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TuranSavaşçısı
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 17 Kasım 2009, 22:06:31 »

Ulu manitunun kizilderili milletini korumaya gücü yetmedi.  Soluk benizliler amerika kitasini isgal ettiginde,kizilderili nüfusu 50 milyondu,hepsi katledildi. Beyaz adam Türkiyeyi isgal ettiginde,Türklerin sayisi 13 milyondu,ama sonlari kizil Tamunun dibi oldu. Iste oldugundan fazla deger bicilen,kizilderili ile,Yüce Türk irkinin arasindaki büyük fark. Amerikan kitasinda,50 milyon kizilderili degilde,20 milyon Türk yasasaydi,sonuc böylemi olurdu? Yoksa kita,beyaz adama mezarmi olurdu?
Eski Türkler ile Kızılderililer arasında savaşçılık, inanç, töre vs. gibi birçok benzerlik vardır ama Kızılderililerin kesinlikle Türk olduğu halen kanıtlanamamıştır. Bence Kızılderililer Türk'tür ama bir Asya halkı da olabilirler ne de olsa tüm Asyalılar birbirlerinden etkilendiler. Ama ben genede Kızılderililerin Türk olduklarından eminim. At kullanışları, kılıç kullanışları, yaşayış biçimleri eski Türkler ile o kadar benziyorki Türk olduklarını akıldan geçirmek elde değil. Mesela Tien kandaşım, kızılderililerin beyazlara karşı koyamadığını söylemiş evet biraz haklı olabilir. Ama beyazlar topla tüfekle geldiler kızılderililer ise sadece kılıç, bıçak vs. kullanıyorlardı. Teknoloji nedir, tüfek nedir bilmezlerdi. O halde bile beyazlara kök söktürdüler. Birçok Avrupalı ötlek general Kızılderililerle savaşmak yerine uzaktan bomba atmanın daha uygun olduğunu söylemiştir. Örneğin bir İngiliz general "Bir kızılderili bir eliyle üç askerimi diğer eliyle de üç askerimi boğarak öldürüp öldürüp atıyordu, bu güç onlara Tanrı tarafından verilmişti bu güç karşısında sadece barut durabilir" bu sözü söylemiş, ben bir kitapta okuduğumda duygulanmıştım ve Kızılderililere olan ilgim daha da artmıştı. Yani uzun lafın kısası KIZILDERİLİLER TÜRK'TÜR kandaşım, topla tüfekle gelen beyazlara kılıçla karşı koymaya çalıştılar, birçok generale ve ordusuna teknolojisiz bir halde kök söktürdüler, komançiler, apaçiler bir alp gibi savaşırlardı. Bir kitapta da dört atlı komançinin İngiliz karakolunu bastığını ve kanlarının son damlasına kadar savaştıklarını birçok beyazı elleriyle boğarak öldürdüklerini okumuştum. İnanılmaz savaş gücüne sahip kızılderililerin TÜRK olduklarının en büyük kanıtı da bence budur: SAVAŞÇILIKLARI...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TuranSavaşçısı
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 17 Kasım 2009, 22:14:46 »

Bir Kızılderili şefi


Bir Kızılderili kabilesinin ilerigelenleri
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tien san
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 17 Kasım 2009, 22:23:17 »

 Degerli Ötükenli Bilge andam. Biz Anadoluyu 5 yüz bin Türk ile istila ettik Bu rakamin icinde,ayni agacin dali olan Hun Türk´te var, GökTürk´te var. Bu demektirki bizler Atalarimizin devamiyiz. Kazim mirsan gibi delilere inanacak olursak,dünyada Türk olmayan hicbir millet ypktur,hepsi Türktür. Etrüskler´den dolayi it´alyanlarda Türk´tür. Eger kizilderililer Türk ise,niye bati istilasini engelliyemediler? Kurtulus savasinda,dünyanin en güclü donanmasi,devleti isgal etmedimi? Bizim Atalarimiz,ya istiklal ya ölüm diyerek,tüm olumsuzluklara ragmen,cok az bir nüfusla dünyayi dize getirmedimi? Kizilderililer Türk soylu olmus olsalardi,batililar kitayi isgal edemezdi diye fikir yürütüyorum bende. Esenlik dileklerimle degerli kardesim
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATTİLABİLGEHAN
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 973



« Yanıtla #7 : 17 Kasım 2009, 22:51:28 »

              Değerli Kardaşım benim içinde önemli olan Gerçek Türk olan Kanının farkında bizleriz gerisi çokta önemli değil.


                                                                                                TTKY
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 18 Kasım 2009, 08:22:32 »

                                                                                          KIZILDERİLİ ŞEF'İN AMERİKAN BAŞKANINA MEKTUBU




1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve "bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır.

Yale, Sorbon, Oxford ya da bir başka okuldan mezun olan ünlü bir düşünürün sözleri değil bunlar. Nobel ödülü kazanan bir edebiyatçının da değil. Beyaz adamın “kafa derisi avcıları”, “vahşi”, “barbar” ilan ettiği Kızılderililerin şefi Seattle'nin “uygar” beyaz başkan'a mektubu:

ŞEF SEATTLE’IN MEKTUBU

Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.

Şef Seattle her ne söylerse Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.

Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.

Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.

Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.

Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.

Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.

Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?

Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. "Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölmez mi?

Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.

Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.

Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.

Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.

Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.

Ölü mü dedim?... Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.

Şef Seattle, 1854

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Motun_TR
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 384


Atsız' ın Çerisi


« Yanıtla #9 : 21 Kasım 2009, 15:07:37 »

Bırakın şunu bunu Türk ilan etmeyi, biz elimizdeki Türklere sahip çıkalım. Buradaki Türkleri, bazı davranışlarından dolayı Türk ilan etmiyorsak, bizene Kızılderililerden, ataları Türkse bile artık kendileri mankurtlaştığına göre bizi ilgilendirmez diye düşünüyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.068 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.