BU GÜN 27 MAYIS!!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ağustos 2020, 10:43:46


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: BU GÜN 27 MAYIS!!  (Okunma Sayısı 7496 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 27 Mayıs 2010, 20:44:40 »

27 Mayıs gerçekten benim için çok önemli bir gündür,Şanlı ordumuzun bu milletin güvencesi olduğunu garantilediği bir şanlı gün olarak düşünürüm hep.Şimdilerde o günün ne kadar kıymetli ve ne kadar yerinde bir kararla gerçekleştirildiğini daha iyi anlıyoruz.

Nazlı ılıcak gibi bir kalitesizin Sebetayist babasının ve onun akrabalarından menderes gibi bir soysuzun uçuruma sürüklediği Türk ilini Düze çıkarmak için bu kancıkların kafalarına darbeyi indiren Muhteşem TSK'mızı yürekten kutluyor ve bu görevini devamlı bizlere hissettirmesini diliyorum ulu Tanrıdan.

Asker  ve dolayısıyla vatan,millet düşmanı olan tarafların bütün kötülemelerine rağmen Bu ülkede 27 Mayıslar asla bitmeyecek ve Unutulmayacaktır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Ahmetcan
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 4


« Yanıtla #1 : 27 Mayıs 2010, 20:48:45 »

Yüce Ordumuzun bu Kutlu günü Asla unutulmayacaktır,Yaşasın Türk Ordusu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
alper_bozkurd
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 23



« Yanıtla #2 : 27 Mayıs 2010, 22:14:58 »

Irkdaşlarım affınıza sığınarak, benim nacizane kendi görüşüm olarak; darbeleri sevmeyen bir fikriyata sahibim. Bazı arkadaşlar tabiki savunabilir. Ancak ben açıkcası askeri darbelerin karşısında olan biriyim. 27 Mayıs bize ne getirmiştir açıkcası merak ettim? Yani bu konuda beni de bilgilendirirseniz sevinirim. Saygılarımla;

Türk Türk'ü Tanrı Türk'ü Korusun!!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Türk'ü Tanrı Türk'ü Korusun!!!
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 27 Mayıs 2010, 22:17:42 »

27 Mayıs Devriminin ulusumuza kazandırdığı 1961 Anayasası’nın başlangıç bölümünde şu yazılıdır:

“Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti…”

Yurdumuzda insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı devlet ve toplum düzenini engellemek isteyen, özgürlük düşmanı gerici ve baskıcılar, gözleri kestiğinde “ulusal egemenlik” ilkesini küfür ve/ya da aldatmaca olarak niteleyip açıkça demokrasi düşmanlığı yapmışlar, gözleri kesmediğinde ise ulusal egemenliği basit bir “oy çokluğu” anlayışına indirgeyerek, ‘seçimlerde çoğunluk oyunu alan bir siyasal kadronun istediği her şeyi yapabilmesi’ diye tanımlayıp içini boşaltmaya kalkışmışlardır.

Bunun için de, demokrasi düşmanı tutumlarını açığa çıkaracak olan “baskıcı, yani meşruluğunu yitiren bir yönetime karşı her yurttaşın direnme hakkı”nın ulusal egemenlik düzeninin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğine gözlerini, beyinlerini, kalemlerini, mikrofon ve ekranlarını sıkı sıkıya kapatagelmişlerdir.

Bu yüzden 27 Mayıs 1960 askeri darbesini de eleştirirlerken, ne “baskıcı yönetime karşı yurttaşın başkaldırma” hakkına, ne de 27 Mayıs’ın demokrasi devrimi niteliğinin göstergesi olan 1961 anayasasının başlangıç bölümündeki “Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkının kullanıldığını” belirten cümleye tek sözcükle bile değinmeğe yürekleri yetmektedir.

AKP’nin de yaptığı budur. Yıllar yılı “Demokrasi hristiyan düzenidir; küfür düzenidir; yıkılmalıdır” dedikten sonra, Atlantik ötesi ve AB’den aldıkları işaret üzerine bir sabah birden bire “Biz değiştik; demokrasi karşıtı gömleğimizi çıkardık” demeğe koyuldular.

Ama ulusal egemenliği basit bir oyçokluğu uygulamasına indirgemek üzere bunu yaptılar.

Tıpkı 1924’te, ulusa demokrasiyi layık görmeyip Saltanat ve Hilafetin sürmesini isteyen ağababalarının bu çağdışı baskıcı kurumların kadırılmasına engel olamayınca Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurarken yaptıkları gibi.

BUNLARI DİLE GETİRMEZLER

Bu yüzden o zaman Cumhuriyet, yani ulusal egemenlik karşıtlarının yaptığı gibi, bugün de yandaş basın ve yayın araçları, kiralık kalemler, bilim ahlakından yoksun akademik san sahipleri .. 27 Mayıs’ın yıldönümlerinde, bu devrimsel askeri müdaheleyi “darbe” diye göstermeye çabalar ve ordu düşmanlığı, Atatürk düşmanlığı yaparlarken, demokrasi kültürünün, hukuka bağlı yönetim düzeninin, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesinin temel bir gereği olan ve 1961 Anayasasının başlangıç Bölümünde yer alan “Baskıcı yönetime karşı direnme ve başkaldırma” hakkından hiç söz etmezler.

27 Mayıs’ın 50. yıldönümünde de yine böyle davranacakları bellidir. Demokrat Parti yönetiminin ne basın özgürlüğü, ne üniversite özerkliği, ne yargıç güvencesi, ne grev hakkı, ne gezi özgürlüğü tanımadığına, “Muhalefeti karınca gibi ezmek”ten, “İstenirse halifelik ve saltanatın bile geri getirilebileceğinden”söz ettiğini, örgütlü muhalefeti ortadan kaldırmak üzere hem polis, hem savcı, hem de yargıç yetkileriyle donatılmış 14 DP’li milletvekilinden kurulu bir “Tahkikat Komisyonu” kurdurduğunu, basına sansür uygulamaya başladığını … hiç dile getirmeyeceklerini biliyoruz.

Onlara meydanı boş bırakmamak, 27 Mayıs’ın 50. yıldönümünde de çığırtkanca laf kalabalığı ile yurttaşların “ulusal egemenlik” kavramını doğru anlamasını engellemelerine fırsat vermemek gerekir.

“Baskıcı Yönetime Karşı Direnme” hakkının, ulusal egemenlik ilkesinin özünde bulunduğunu, Batılı ülkelerin faşist ve kömünist diktaları ve onların yol açtığı dünya savaşları yıkımını yaşadıktan sonra, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde bu hakka yer verdiklerini her yurttaşın bilgisine ulaştırmak gerekir.

Bu yıldönümünde Mustafa Kemal’in de, demokrasiye olan dürüst bağlılığı ile bu hakkı daha 1919’dan başlayarak görüp gösterdiğini, Amasya Genelgesi’ndeki “Ulusun geleceğini yine ulusun azim ve kararının kurtaracağı” ilkesinin bunu anlattığını, bu ilkenin gereği olarak Saltanat-Hilafet baskıcılığına ve keyfiliğine karşı tüm ulusu ayaklandırdığını anlatmak gerekir.

27 Mayısın bu 50. yıldönümünde, demokratik Atatürk Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini ortadan kaldırmaya yönelik bir Anayasa değişikliğinin de halkoyuna sunulmak istendiği ortamda, Cumhuriyet Anayasası’nın değiştirilmesinin önerilmesi bile yasak olan ve “Türk Devrimi İlkeleri” olarak bilinen maddelerinin de, doğrudan doğruya ulusal egemenlik ilkesinin basit bir ‘oyçokluğu’ demagojisine indirgenmesini engellemek ve temel insan hak ve özgürlüklerini (laiklik bu hakların kısa adıdır!) güvence altında bulundurmak için zorunlu olduğunu her yurttaşın anlamasını sağlamaya çalışmak gerekir.

Bu amaçla her ortamdan yararlanarak yüksek sesle anlatmak gerekir ki, “ulusal egemenlik ilkesi, her bireyin doğuştan, vazgeçilmez ve devredilmez olarak, inanç, soy, cinsiyet, toplumsal konum .. ayrımı gözetilmeksizin eşit olarak sahip olduğu insan hak ve özgürlükleri çiğnenmemek koşuluyla, bir halkın yönetimi özgür oyçokluğu yoluyla yürütmesi” demektir.

27 Mayıs’ın yıldönümünde, bu hakların herhangi birinin özünü çiğneyici bir yasal düzenlemenin önerilmesinin bile ulusal egemenlik ilkesine aykırı olduğunu ve buna kalkışan her siyasal örgütün meşruluğunu yitireceğini anlatmak gerekir.

Örneğin “Yargı bağımsız olsun mu olmasın mı?” diye bir halk oylaması yapmayı önermek bile demokraside meşruluk dışı bir girişimdir.

Örneğin “Kadınlarla erkekler, şu ya da bu din ve mezhepten olanlar, şu ya da bu etnik kökenden olanlar … toplum yaşamında eşit hak ve özgürlüklere sahip olsunlar mı, olmasınları mı?” diye bir halk oylaması yapmayı önermek bile yine demokraside meşruluk dışı bir girişimdir.

“Okullarda öğrencilere özgürlük ve bilimsellik düşüncesi mi, bir inanç ya da doktrinin telkini mi yapılsın?”, “Kamu yöneticileri her yurttaşa eşit hizmet verecek biçimde mi yetiştirilip atansın, yoksa bir siyasal ya da dinsel ideolojinin buyruğuna bağımlı mı kılınsın?”, … diye halk oylamaları yapmayı önermek bile aynı nedenlerle demokraside meşruluk dışı bir girişimdir.

ATATÜRK'ÜN ÇAĞRISI

27 Mayıs’ın 50. yıldönümünde, Mustafa Kemal’in 1924’te Konya’da gençlere ulusal egemenlik konusunda yaptığı çağrıyı bütün yurttaşların bilgisine ulaştırmak da çok yerinde olur:

"..bayağı ve alçakça aldatmalarla hükümdarlık yapan halifeler ve onlara dini araç yapacak ölçüde alçalan yalandan ve inançsız bilginler, tarihte her zaman rezil olmuşlar, rezil edilmişler ve hep cezalarını görmüşlerdir. Dini kendi tutkularına araç yapan hükümdarlar ve onlara yol gösteren hoca sanlı hainler hep bu sona düşmüşlerdir. .. Artık bu ulusun ne öyle hükümdarlar, ne öyle bilginler görmeğe katlanma gücü ve olanağı yoktur... Eğer onlara karşı benim kişisel tutumumu öğrenmek isterseniz, derim ki, ben bir kişi olarak onların düşmanıyım; onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim kişisel inancıma değil, o adım benim ulusumun yaşamıyla ilgili, o adım ulusumun yaşamına karşı bir kasıt, o adım ulusumun yü-reğine gönderilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı düşüncedeki arkadaşlarımın yapacağı şey, kesinlikle ve kesinlikle o adımı atanı tepelemektir.

Kuşku yok ki arkadaşlar, ulus bir çok özveri, bir çok kan karşılığında en sonunda elde ettiği yaşam ilkesine kimseyi saldırtmayacaktır. Bugünkü hükümetin, Meclisin, yasaların, Anayasanın niteliği ve varlık nedenleri hep bundan ibarettir.

Sizlere bunun da üstünde bir söz söyleyeyim: bir varsayım olarak, bunu sağlayacak Meclis olmasa, öyle olumsuz adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam, yine tepeler, yine öldürürüm!"

Görüldüğü gibi Atatürk, ulusal gemenliğe yönelecek saldırıları önlemeyi öncelikle Hükümet, Meclis, bağımsız yargı, … gibi Anayasa’yı ve yasaları uygulayacak kurum ve organlardan beklemektedir. Bunlar arasında ulusun bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de son kertede Cumhuriyeti koruma ve kollama ödevi olması doğaldır. Bundan yalnız, ‘Benim partime oy vermeyenler patates dinindendir’, ‘Milli Görüş iktidarına geçiş bakalım kanlı mı, yoksa kansız mı olacak!’, ‘Millet itemiyorsa laiklik elbette yıkılacak’ … diyen Cumhuriyet, yani demokrasi düşmanları gocunur.

Ama bu kurum ve organlar bu en temel ödevlerini yerine getirmez, dahası onların kimileri ulusal egemenlik ilkesini çiğnemeye kalkışacak olurlarsa, Cumhuriyet yine sahipsiz kalmayacaktır:

Cumhuriyet’in Türk Geçliğine emanet edilmesi, baskı yönetimlerine karşı direnme hakkını kullanarak ulusal egemenlik düzenini koruması ve işletmesi içindir!

27 Mayıs Devrimi’nin 50. Yıldönümü Türk ulusuna ve Türk demokrasisine kutlu olsun!

Prof. Dr. Özer Ozankaya
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 27 Mayıs 2010, 22:19:24 »

TAMAMI DAHA İSTERMİSİN KANDAŞIM alper_bozkurd?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 27 Mayıs 2010, 22:21:54 »

Irkdaşlarım affınıza sığınarak, benim nacizane kendi görüşüm olarak; darbeleri sevmeyen bir fikriyata sahibim. Bazı arkadaşlar tabiki savunabilir. Ancak ben açıkcası askeri darbelerin karşısında olan biriyim. 27 Mayıs bize ne getirmiştir açıkcası merak ettim? Yani bu konuda beni de bilgilendirirseniz sevinirim. Saygılarımla;

Türk Türk'ü Tanrı Türk'ü Korusun!!!
İrtica tehdidi önlenmiştir.
   Kürt nüfüsünü artırma politikası izleyen Menderes asılmıştır.(Pek faydası olmamıştır).
   Türkçe ezanı yasaklayan Menderes asılmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Batur Alp
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 27 Mayıs 2010, 22:35:57 »

Irkdaşlarım affınıza sığınarak, benim nacizane kendi görüşüm olarak; darbeleri sevmeyen bir fikriyata sahibim. Bazı arkdaşlar tabiki savunabilir. Ancak ben açıkcası askeri darbelerin karşısında olan biriyim. 27 Mayıs bize ne getirmiştir açıkcası merak ettim? Yani bu konuda beni de bilgilendirirseniz sevinirim. Saygılarımla;

Türk Türk'ü Tanrı Türk'ü Korusun!!!

Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde yaşanan darbeleri biraz incelersen, bunların zamanın kötü koşulları altında gerçekleştirilen doğru hamleler olduğu sonucuna ulaşırsın. 60 darbesi esasında İsmet İnönü'yü tekrar başa getirmek adına subaylar tarafından tertip edilerek genişletilen bir proje halinde belirmiştir. Fakat, subaylar içerisindeki diğer cihet de İnönü'nün bir darbeyle tekrar başa getirilmemesi için cunta içerisine girerek bunu engellemeye çalışmıştır. Ne var ki, her iki tarafın da ortak görüşü Adnan Menderes hükümetinin devleti yönetmedeki acziyeti üzerinedir.

Demokrat parti, dini siyasete bulaştırarak yani duyguları istismar ederek iktidar olabilmiştir. Atatürk'ün Türkçe yaptığı ezanı Arapçalaştırmış, henüz tamamıyla oturmamış laik ve milliyetçi düzene balta vurmuştur! Marchall yardımları ile yüzünü Abd'ye dönerek kın kanaat da olsa kendine yetebilen Türkiye'yi okyanus ötesindeki bir itin peyki haline getirmeye çalışmıştır.

Nitekim, İsmet İnönü de yemiş olduğu naneler ve imza attığı kepazeliklerle o koltuğu hak etmiyordu. Zaten bizim burada bir kıyaslama yapmak gibi bir amacımız da olamaz. Al birini vur ötekine..

Her ne kadar devamında gerçekleşen olaylar İnönü'yü ve Menderes'i aratmasa da kanaatimce 60 darbesi gerekliydi. Darbeyi gerçekleştirenler milleti iyi edecek ilacı temin edebilselerdi belki de bu ülke 70 lerin 80 lerin kanlı olaylarını hiç yaşamazdı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
alper_bozkurd
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 23



« Yanıtla #7 : 27 Mayıs 2010, 22:37:53 »

Sayın Yürekli-kam, vermiş olduğunuz bilgilere teşekkür ederim. Bu yazıyı daha önce de okumuştum. Katıldığım noktaları da var, tabiki katılmadığım (çoğunluk) hususları da var. Şöyle ki; Prof. Dr. Özer Ozankaya ile bir defa kısa bir görüşme yapmış olmam münasebeti ile şunu biliyorum ki; Kendisini toplumcu olarak tanıtmakla birlikte sosyal bir Toplumculuğu savunmaktadır. Bu hususta her ne kadar kitapları olsun, makaleleri olsun genel de Laiklik ekseni üzerinde olmakla birlikte yazdığı yazılara dikkat eder isek ince bir sosyalizm savunuculuğu vardır. Türk demokrasi kavramını da öne atanların başında gelmektedir. (Demokrasi Türklerin en büyük düşmanıdır) Günümüzde yoktur ki; hiç bir toplum bilimci veya sosyalist olsun bu darbeyi meşru hale getirmek için çabalamaktadır. Bir seminerde de bunu belirtmiştim ki; 27 Mayıs eğer meşru bir darbe ise, neden 12 Eylül Meşru değildir. Cevap çok basitti. Bana verilen cevap; 27 Mayıs sol bir darbe, 12 Eylül sağ bir darbedir.

Gerçi darbelerin ideolojileri olmamakla birlikte ben Türkiye Cumhuriyetin'de yönetime el koyan hiç bir zihniyetin Türk bilincine sahip olduğuna inanmamaktayım. Dış güçlerin yapmış olduğu darbelerin meşru gösterilmesi de bence oyun içinde oyun olduğunu düşünmekteyim.

Sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki; Türkiye Cumhuriyet'inde bütün darbeler Kapitalizmin yükselmesi için yapılmıştır. Marshall yardımları ile başlayan bu süreç sonucunda malesef ülkemiz emperyalist zihniyetlerin tuzağına düşmüştür. Günümüzde bunun en belirgin örneğini görüyoruz. Şöyle ki; Adnan Menderes ve zihniyetine yapıldığı zannedilen bu darbe günümüzde bu zihniyeti daha da yükseltmiştir. Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan hangi akımın temsilcileridir? Madolayona tersten bakar isek; acaba bu darbe bu zihniyeti daha da güçlendirmek için yapılmış olunamaz mı?

Örnek vermek gerekir ise; Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz vb ülkelerdeki darbelere, şekillerlerine ve de tarihlerine baktığımız zaman neden bizimki ile benzeştiğini de daha rahat görebiliriz.

Şu unutulmamalıdır ki; Bir düşünce sisteminin yükselebilmesi için öncelikle o düşünceye, o zihniyete darbe yapmanız lazım. Sosyalizm olmasa idi Kapitalizmin olamayacağı gibi. Eğer 27 Mayıs olmasa idi Recep Tayyip Erdoğanın'da olamayacağı gibi...


Türk Türk'ü Tanrı Türk'ü Korusun!!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Türk'ü Tanrı Türk'ü Korusun!!!
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 27 Mayıs 2010, 22:52:11 »

Haklısın kandaşım,ama biz adamın kişiliğine değil de bu konuda yazdıklarının doğruluğuna dikkat çekmek istedik,bir de orada Başbuğumuzun söyledikleri varki kandaşım bu o sosyalist dediğiniz şahsın fikri değil direk Atamızın dedikleridir.

Ülkemiz bu günkü kirliliğin içine ise, hukuku ve demokrasiyi ayaklar altına alan,İnsanları bizden olanlar olmayanlar diye ayıran bir çok ahlaksızlığa göz yuman bir iktidar ve onun başı MenderesinCezasını çekmiş olmasıdır.Bu devrimi gerçekleştirenlere Tanrı kut vere.Ülkeyi yönetmek için yetki verilenler haddini aşarsa,kendine oy vermeyen kitleleri yok sayarsa sonları bu olacaktır bunun başka izahı yok.İşte bütün Türk milletinin yani kanı ile canı ile Türk olanların düşüncesi bu mahaldedir kandaşım.Türk ordusunun bu Milletin garantisi olması yönünde fikir birliği içerisinde olmamız gerekiyor.Aksi taktirde Mankurtlaşmış bir toplumdan anayasayı değiştirecek oyu alanların karşısında nasıl tutunmayı düşünüyorsunuz diyede sorarlar adama.olmaz diye birşey olmaz kandaşım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Oğuz Şad
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 28 Mayıs 2010, 12:24:06 »

Adnan Menderes dediğimiz adam, ailesini bilmem fakat dışardan bakıldığında ömründe namaz kıldığı bir elin parmağını geçmeyecek kadar bile görülmemiş fakat oy kaygısıyla ve siyasi nedenlerden dolayı cemaatlerin önünü açıp irticayı Atatürk'ten sonra hortlatmış birisidir. Türkiye'de de değişmez bir kural vardır. Cemaatlere ne kadar yakın olursanız, kürtçülere o kadar yakın olursunuz. Adnan Menderes'in kabul edilmez yanlışlarına bir örnek vermek gerekirse; Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı esnasında hainliklerde bulundular diye sürdüğü kürt aşiretlerine af çıkartıp onlara tekrar vatandaşlık vermesidir. ABD ile dirsek teması, Türkiye'yi kendi kararlarını kendisi alamayacak derece de bağımlı hale getirmesi ise tez konusu olacak kadar uzun hikayedir, oraya hiç girmeyelim...


Burada ki darbe karşıtı kandaşımı tenzih ederim lakin, darbe karşıtları ekseriyetle gayrı Türkler ile beynini ümmet afyonu ile uyutmuşlardan çıkmaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.229 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.