Uşun Koca Oğlu Segrek’in Destanı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 13:56:23


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uşun Koca Oğlu Segrek’in Destanı  (Okunma Sayısı 3300 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Anarkali
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 30


Oğuzam,Türk menem...


« : 04 Ağustos 2010, 18:51:15 »

********Uşun Koca Oğlu Segrek’in Destanı(GÜLCE-BULUŞMA)

Uşun Koca Oğlu Segrek’in Destanı(GÜLCE-BULUŞMA)

Oğuz’un zamanında Uşun Koca derlerdi,
Bir yiğit kişi vardı aslan gibi gürlerdi.
İki de oğlu vardı bir tadımlık ömründe,
Büyüğün adı Egrek yakışıklı ve cesur.
Bayındır Han sohbeti kaldırır tek bir kusur;
İstediği an gelir her söyleşme gününde,
Bey çiğneyip oturur Kazan Bey’in önünde.
Gene bir gün sohbette bey çiğneyip oturdu,
Ters Uzamış derlerdi, kusura söz batırdı:

‘Bre Uşun Koca oğlu şu oturan her bir bey,
Kılıcı ve ekmeğiyle aldı oturduğu yeri.

Bre kan mı döktün baş mı ayırdın,
Çıplak mı donattın aç mı doyurdun.’

Deyince Ters Uzamış Egrek’i etkiledi,
Ve Egrek Kazan Bey’den hemen akın diledi.
Kazan Bey izin verdi duyurucu atlandı,
Üç yüz düzgün gönderli yiğit yoldaş toplandı.
Beş gün yendi içildi sonra başladı akın,
Uzak uzak memleket bir bir kılındı yakın.
Şirögüven kıyından Gökçe Deniz’e kadar,
Yağmalanır sırayla birçok doyumluk tadar.

Derken yol dönüp vardı Alınca Kalesi’ne,
Düştü bu kez yiğitler Tekfur’un hilesine.
Kara Tekfur yakına bir koru yaptırmıştı;
Uçanlardan kaz tavuk yürüyenden ne varsa,
Avlusuna doldurup büyük tuzak kurmuştu.
Bu koruya gelince kapısını kırdılar,
Girerek içeriye geyik tavşan vurdular.
Yiyip içip eğlenip tıka basa doydular,
Attan eyer çıkarıp bir kenara koydular.
Meğer Kara Tekfur’un orda casusu vardı,
Gidip hemen Tekfur’a gördüğünü anlattı:
‘Oğuz’dan erler geldi kırıp koruya girdi,
Avlanıp yiyip içip giyip kuşam çıkardı.’
Altı yüz kara kâfir hemen koruya daldı,
Yiğitleri öldürüp Egrek’i esir aldı.

Kara kara dağlardan karaca haber aştı,
Kanlı kanlı sulardan acılı haber geçti,
Güçlü Oğuz eline kötü haber ulaştı.
Ve Uşun Koca’nın ak otağı önünde,
Koptu feryat aniden beklenmedik gününde.
Kaza benzer gelin, kız ak çıkarıp giydi kara,
Akça yüzlü anayı ağlatıp boğdu yara.

Omurgalı gelişir kaburgalı büyürmüş,
Eğrek’in anacığı iki oğlan doğurmuş.
Büyüyüp yiğit oldu küçüğü olan Segrek,
Bilmez ki Alınca’da esir tutulur Eğrek.
Bir gün düğüne gitti yedi içti eğlendi,
Yoldaşlar arasında sarhoş olup beglendi.
Gördü ki iki çocuk, biri öksüz atışır,
Zannetti ki bir tokat vurduğunda yatışır.
Eskimiş dutun biti öksüz çocuğun dili,
Acı olur derler ya, bir kez değince eli:

‘Öksüzlüğümüz yetmez mi bize niye vuruyorsun,
Eğer hünerin var ise var da kardeşini kurtar;
Bre sarhoş duyar mısın Alınca’da esir yatar.’
‘Bre tez söyleyin bana nedir adı kardeşimin? ’
Öksüz çocuk cevap verdi: ‘Adı Egrek kardeşinin.’
‘Egrek’e Segrek yakışır bundan gayri kaygılanmam,
Gözümün aydını kardeş kardeşsiz Oğuz’da durmam.’

Diye, ağlayaraktan sohbetten izin aldı,
Atlayarak atına koşturup eve geldi;
Anasına söyledi Hânım neler söyledi:

‘Kalkıp ana yerimden doğruldum
Yelesi kara soylu atıma sıçrayıp bindim
Çapraz yatan Ala Dağın eteğine vardım
Kudretli Oğuz ellerinde düğün dernek varmış oraya vardım
Yemek içmek arasında
Ak boz atlı bir haberci geldi
Çok zamanmış Egrek derler bir yiğit esirmiş
Yaradan Tanrı yol vermiş çıkıp gelmiş
Büyük Küçük kalmadı o yiğide karşı gitti
Ana ben de varayım mı ne dersin? ’

Sandı ki anası Egrek’i döndü,
Bugün onun için en mutlu gündü.
Söyledi Segrek’e hemen söyledi,
Görelim bir Hânım neler söyledi:

‘Ağzın için öleyim oğul
Dilin için öleyim oğul
Karşı yatan kara dağın
Yıkılmıştı yüceldi sonunda
Akıntılı güzel suyun
Çekilmişti çağladı sonunda
Koca ağaçta dal budağın
Kurumuştu yeşerip göğerdi
Kudretli Oğuz beyleri izine varsa sen var
O yiğide yetiştiğinde
Ak boz atın üzerinden yere in
El bağlayıp o yiğide selam ver
Elini öpüp boynunu kucakla
Kara dağımın yükseği kardeş de
Ne duruyorsun oğul koştur.’

Oğlanın oyunu verdi meyveyi,
Kızdı anasına sakladı deyi.
Söyledi burada o an söyledi,
Görelim bir Hânım neler söyledi:

‘Ana ağzın kurusun
Ana dilin çürüsün
Benim de kardeşim varmış kaygılansam olmaz
Kardeşsiz Oğuz’da dursam olmaz
Ana hakkı Tanrı hakkı olmasaydı
Kara polat öz kılıcımı çekeydim
Hiç sormadan güzel başını keseydim
Alca kanını yer yüzüne dökeydim
Ana zalim ana.’

Bu sefer babası oğluna dedi,
Görelim bir Hânım neler söyledi:

‘Haber yanlış haberdir oğul;
Kaçan giden senin ağabeyin değil,
Başkasıdır.
Ak sakallı ben babanı ağlatma,
İhtiyarcık olmuş ananı sızlatma.’

Oğlan kararında kaldı caymadı,
Ana baba ne der bu kez duymadı.
Kendi kendisine ferman eyledi,
Söyledi ey Hânım neler söyledi:

‘Üç yüz altmış altı yiğit ava binse
Kanlı geyik üzerine kavga kopsa
Kardeşli yiğitler kalkar kopar olur
Kardeşsiz yoksul yiğit ensesine yumruk dokunsa
Ağlayarak dört yanına bakar olur
Ala gözden acı yaşını döker olur
Ala gözlü oğlunuzu görünceye kadar
Bey baba hatun ana esen kalın.’

‘Yanlış haberdir oğul, gitme,’ dediler amma,
Boşuna uğraştılar heyhat babayla ana.
‘Soylu kara koç atın eğerini vurmadan,
Alınca Kalesi’ne gece gündüz varmadan,
Ağabeyim ölü mü diri midir bilmeden,
Eğer öldürülmüşse kan hakkını almadan,
Dönmem olmayacaktır bilin Oğuz eline,’
Dedi o zaman Segrek: ‘bu da böyle biline.’

Ana baba Kazan’a acil haber saldılar:
‘Segrek Egrek’i andı düşüp peşine gider,
Nasıl öğüt verirsin bizi perişan eder.’
‘Köstekleyin ayağı,’ diye, cevap aldılar.

Bir yavuklusu vardı kuruldu düğün dernek,
Attan aygır deveden buğra koyundan koçlar
Kesilip eğlenildi gerdeğe girdi Segrek.
Kız ile arasına kılıcı koydu oğlan,
‘Murat al murat ver sarılalım yiğidim’
Deyince nikâhlısı kızarak saydı oğlan:
‘Bre sersemin kızı doğranayım kılıca,
Okuma saplanayım bir tek oğlum doğmasın;
Olur ya doğar ise on yaşına varmasın.
Ağabeyim Egrek’in yüzünü görmeyince,
Sağ değil ölmüş ise kanını sormayınca,
Seninle güvey olup bu gerdeğe girersem.’

Döşeğinden ayrılıp dışarı çıktı o an,
Vararak kararlıca at çıkardı tavladan.
Dizgininden tutarak eğer vurdu sırtına,
Giyimini kuşanıp der binerken atına:

‘Kız günleri güne ekle
Bir yıl iki yıl yol bekle,
İki yılda dönmez isem
Ov bağrını üç yıl bekle.’

‘Üç yılda dönmezsem eğer
Kes aygırı aşımı ver,
Segrek ölmüştür bil gayri
Gönlünün sevdiğine var.’

Gönül vermiş bir kere sevgisini beledi,
Kız burada söyledi Hânım neler söyledi:

‘Yiğidim ben seni bir yıl bekleyeyim
Bir yılda gelmezsen iki yıl bekleyeyim
İki yılda gelmezsen üç dört yıl bekleyeyim
Dört yılda gelmezsen beş yıl altı yıl bekleyeyim
Altı yol ayrımına çadır dikeyim
Gelenden gidenden haber sorayım
İyi haber getirene at vereyim kaftanlar giydireyim
Kötü haber getirenin başını keseyim
Erkek sineği üzerime kondurmayayım
Murat ver murat al öyle git yiğidim.’

Segrek kızdı bu sefer: ‘Bre korkağın kızı,
Ant içmişim bil gayri ağabeyim başına,
Bilesin ki dönmem yok uğraştırma boşuna.

Kız: ‘Ayağı uğursuz gelin demesinler de,
Var, utanmaz desinler haber vereyim,’ dedi,
Hemen varıp söyledi Hânım neler söyledi:

‘Babamdan daha iyi kayın baba
Anamdan daha iyi kaynana
Develerinin erkeği ürktü gider
Deveciler yolunu kesse döndüremez
Kara koç aygırın ürktü gider
At çobanları önünü kesse döndüremez
Ağıllarının koçları ürktü gider
Çoban önünü kesse döndüremez
Ala gözlü oğlun kardeşini andı gider
Akça yüzlü gelinin döndüremez
Benden söylemesi.’

Ana baba sızlandı çaresizce söyledi:
‘Sür oğul, uğurun açık olsun,’ dedi.
‘Sağlıkla esenlikle gidip geri gelesin,
Geleceğin var ise yol gözleriz bilesin.’

El öpüp esenlik diledi Segrek,
Kara koç atına sıçrayıp bindi.
Üç gün gece gündüz koşturdu atı,
Dereşam’dan geçip koruya indi.

Kafir çobanları at güder gördü,
Tepikleyip atı üstüne sürdü.
Ürkütüp atları tıktı koruya,
Kılıç çalıp altı çoban öldürdü.

Üç günlük yolculuk yordu yiğidi,
İnanılmaz uyku sardı yiğidi,
Atı bileğine bağlayıp daldı,
Kâfirin casusu gördü yiğidi.

Vararak tekfura verdi haberi,
Altmış atlı ile döndüler geri.
Demir zırhlı kâfir sardı Segrek’i,
At, çekerek uyandırdı yiğidi.

Segrek gördü kâfir düşünür hile,
Kalkıp Muhammed’e salâvat ile,
Atladı atına çaldı kılıcı,
Sığınağı oldu kâfire kale.

Vardı bir ağacın dar gölgesine,
Bağlayıp atını uyudu yine.
Bu kez yüz atlıyla geldiler gene,
Uyandırdı aygır, çekip yiğidi.

Gördü ki, kâfirler geliyor saf saf,
Yaşamamış, bilmez kanlı kılıç af.
Bastırıp kâfiri yaptı bertaraf,
Kalanını yine soktu kaleye.

Döndürdü atını konak yerine,
Uyku baskın geldi gözün ferine.
Bu kez at boşandı bağlı bilekten,
Sanki bir ihanet Oğuz erine.

Tekfur’a çaresiz vardı kâfirler,
Tekfur: ‘Bu kez üç yüz atlıyla varın.’
‘Varmayız, korkarız.’ Dedi kâfirler,
Tekfur: ‘Çare buldum galiba durun.’

‘‘Boğazlayan yırtar tekmeleyenin
Karnını’’ demişler, ‘çaren bu senin;
O esir yiğidi varın getirin,
Giysiler giydirip bir de at verin.

Egrek’i zindandan alıp gittiler,
Sakalını kesip tıraş ettiler.
Giyindirip at ve kılıç vererek,
Üç yüz atlı ile tekrar yettiler.

Egrek: ‘Hani nerde o deli yiğit? ’ Dedi,
Kâfir açıkta durup uzak yerden gösterdi.
Egrek: ‘Gelin varalım ne yiğittir tutalım.’
Kâfirler: ‘Buyruk sana biz açıkta duralım,’
Egrek: ‘İşte uyuyor gelin birlik varalım.’
Kâfir: ‘Ne uyuması koltuk altından bakar,
Dar eder geniş yeri varınca görüp kalkar.’
Egrek: ‘Şimdi varayım bağlayayım el ayak,
Sonra siz gelirsiniz bre kâfir korkarak.’
Kâfirin arasından sıçrayıp çıktı Egrek,
Gelenlerden habersiz derin uykuda Segrek.
Koşturup geldi Egrek atı bağladı dala,
Gördü ayın on dördü uyanmaz uyur hâlâ.
Ala gözlü genç yiğit terlemiş boncuk boncuk,
‘Belli ki kopuz çalar,’ dedi: ‘yiğit oğlancık.
‘Böyle güzel bir yiğit gelmemiştir acuna,’
Çıkardı kopuzunu dolanıp başucuna;
Söyledi Egrek o an Hânım neler söyledi:

‘Kalkıp yerinden doğrulan yiğit
Yelesi kara soylu atına sıçrayıp binen
Arku Beli Ala Dağdan geceleyin aşan
Akıntılı güzel suyu delip geçen
Gurbete gelen yatar mı olur
Benim gibi kollarını ak ellerini bağlatarak
Domuz damında yatar mı olur
Ak sakallı babasını ak pürçekli anasını
Ağlatarak sızlatır mı olur
Niye yatırıyorsun yiğit
Uyan artık güzel başını kaldır yiğit
Ala gözünü aç yiğit
Mevlâ’nın verdiği tatlı canını uyku bürümüş yiğit
Ellerini kollarını bağlatma
Ak sakallı babanı ihtiyarcık ananı ağlatma
Ne yiğitsin kudretli Oğuz elinden gelen yiğit
Yaradan hakkı için kalkıver
Dört yanını kâfir sardı belli bil.’

Segrek sıçrayıp kalktı kılıca gitti eli,
Gördü ki elde kopuz kılıcı kesti dili:
‘Be kâfir Dedem Korkut kopuzu hatırına,
Hürmetimi gösterip bil ki vurmadım sana.
Elinde kolca kopuz olmasaydı eserdim,
Kardeşim başı için o başını keserdim.’
Deyip çekti kopuzu dile ferman eyledi,
Segrek o an söyledi Hânım neler söyledi:

‘Gün doğarken yerimden kalktığım kardeş için
Ak boz atlar yormuşum kardeş için
Kalenizde esir var mıdır kâfir söyle bana
Kara başım kurban olsun kâfir sana.’

Egrek anladı ki yiğit er kişi,
Düşürdü aklına küçük kardeşi.
Alev alev oldu hasret ateşi,
Söyledi burada neler söyledi:

‘Ağzın için öleyim kardeş
Dilin için öleyim kardeş
Memleketini doğum yerini sorar olsam neresidir
Karanlık gece içinde, yolu kaybetsen umudun nedir
Ulu sancak tutan Hanınız kim
Kavga günü önden at tepen yiğidiniz kim
Yiğit senin baban kim
Alp erin erden adını saklaması ayıp olur
Adın nedir yiğit? ’

‘Develerimi güdünce devecim misin
Kara koçumu güdünce yılkıcım mısın
Ağıllarımı güdünce çobanım mısın
Kulağımda çınlayan yedeğim misin
Beşikte koyup gittiğim kardeşçiğim misin
Yiğit söyle bana
Kara başım kurban olsun bugün sana.’

Segrek büyük kardeşine söyledi,
Görelim bir Hânım neler söyledi:

‘Karanlık gece içinde yolu kaybetsem umudum Allah
Ulu sancak tutan Hanımız Bayındır Han
Savaş günü önden at tepen yiğidimiz Salur Kazan
Babamın adını sorarsan Uşun Koca
Benim adımı sorar olsan Segrek
Kardeşim var imiş adı Egrek.’

‘Develerini güdünce devecinim
Kara koçunu güdünce yılkıcınım
Beşikte koyup gittiğin kardeşinim.’

İşte karşısında durur övüncü,
Yaradan Tanrı’ya şükür eyledi.
Yansıdı yüzüne kardeş sevinci,
Söyledi burada neler söyledi:

‘Ağzın için öleyim kardeş
Dilin için öleyim kardeş
Er mi oldun yiğit mi oldun kardeş
Gurbete kardeşini aramağa sen mi geldin kardeş.’

İki kardeş birbirine sarıldı,
Üç yüz atlı şaşa kaldı bu işe.
At teptiler onca kâfir üstüne,
Ölen öldü kalan kaçtı peş peşe.

İki kardeş tekrar döndü koruya,
Davul çalıp kısrakları kaçırdı.
Önlerine katıp vurup doruya,
Dereşam suyunu sürüp geçirdi.

Gece gündür at tepip Oğuz’a dayanınca,
Segrek Uşun Koca’ya bir müjdeci gönderdi.
Müjdeci yola çıkıp babasına varınca:
‘Müjde, oğulların sağ esen döndü,’ dedi.

Uşun Koca sevindi, dedi: ‘hasretlik bitti,’
Çaldırıldı davullar tunçtan borular öttü.
O gün alaca otağ yer yüzüne dikildi,
Attan aygır, iri koç ve buğralar kesildi.

Uşun Koca at tepip karşılayıcı vardı,
Her iki oğlunu da öpüp koklayım sardı.
Gölgeliği altınlı odasına geldiler,
Yiyip içmeler oldu uzunca eğlendiler.
Güzel bir gelin aldı büyük oğlu Egrek’e,
Sağdıcı Segrek oldu ve Egrek de Segrek’e.
İki güvey odası süslendi bu sırada,
Girip odalarına eriştiler murada.

Dedem Korkut sonunda
Uzun destan söyledi,
Kopuzunu çalarak
Güzel deyişler dedi.

Osman Öcal
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Yumruk kafaya tabi olmak zorundadır!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.058 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.