BİLİNEN EN ESKİ TÜRK ŞİİRLERİ
<< < (35/46) > >>
K A L K A N:
Kalgançı Çak

Kalğançı çak kelerde
kara yer otko kalarda,
Kayrakaıı ada kuday
kulağın yaba tudünar.

ol çakta orön puzülüp
orön, ürön üzülüp kalar.
kurugdaydııj ku salkın
kijinî kubuksüdar,
tönözök çaykalar,

temir üzene tübü tijiler,
temene üdü yırtılar.
kalık yon puzular,
kara kurt kanat tağınar,
kara közünö kan çabılar,

kara su kanbıla ağar,
yer tigirer, tü teskiner,
yemirt yemireler,
tegeri tirler,
tenis çaykalar,

yer andamp kırtıjı tömön polor,
yenes kodorılıp koğı kalar,
teberi termenîp, yigî açılar,
tenis çaybalıp tübü körünör;
tegis tübündö

toğus ayrı kara taş
toğus yerden üzüler,
toğus yerden üzülze,
toğus kurçulü  kayrçak çığar,
toğus temîr attü kiji anan çığar.

anın eküzü paşçı polor,
alardın mingen attan
uruşkan ulu sarı,
aldınğı koldorı kılıştü polor,
art kuyruğu üldülü polor,

ağaşka tabârza
ağaştı ender,
tındûğa tabârza
tındüdü ender.
Albattı yonğo amır yok polor,

ayaga, künge yarkın yok polor
ağaş tazılanan kodorılar
adazı palazınan ayrılar,
ölön üzülör,
ürönü tügönör.

ene erkezınen ayrılar,
eri yok kalar.
yerde köngül tegen ölön özör,
ölönnön sarı mangıs çığar,
malga tabârza

maldı soror,
kij e tabârza
kijinî soror.
ol çakta Şal Yime kıy salar:
"Peri körgün Mandı Şire

"pir polıjın etkin!" tir,
"köngül tegen ölön gö
"kolım yetpedı" tir,
"köngül tegen ölögnün tazılı
"konır yılan" tır.

Mandı Şire uuçukpas.
Anaıp polbazı Şal Yime kıy salar
"Yân kân albattızın taştadı,
"yakşı aygır ürün taştadı,
"yar yemirilp, su söldı,

"yakalü ton elep,
"yakazı yırtıldı,
"yakârulû yurt,
"yakânı yok kaldı,
"yarıktuga yürüm yok poldı,

"uyalü kuş
"uyazın taştadı,
"turulü kik
"türün taştadı,
"palalü kadıt

"palazın taştadı"
May Tere unçukpas.
onın kininde Erliktîn pâttırları
Karaş—pıla Kerey
yer üstünö çığarlar,

yer üstünö çıkkanda
Ülgönîn pâttırları
Mandı Şire bile May Tere
alarbıla yulajarga
tegeriden tüjörlör.

May Terenın kanınan
yer otko kalar.
kalğançı çak andi polor.


Ahır zaman* (Sona kalan zaman-KIYAMET GÜNÜ)
Ahır zaman geldiğinde
Kara yer ateş(l)e tutuşduğunda
Kayrakan Ata Huday
Kulağını kapatır
O zaman yer(in sathı) bozulup

Yer (toprak) ve ürün birbirinden kopar
(bir) başbuğun kuvvetli sesi çıkarsa
Kişiyi sevindirir (avundurur)
Bataklıktaki ot tümsekleri çalkalanır.
Demir üzenginin dibi deliııir

İğne deliği yırtılır
Halk bozulur
Kara böcek kanat takınır
Kara göze kan yayılır
Kara su (su kaynakları) kanla (karışıp) akar

Yer tıkırdar, dağ tersine döner
Dağ yamaçları çöker
Gökyüzü titrer
Deniz çalkalanır,
Yeryüzü aktarılıp sathı aşağı gelir,

Ağaç yosunu koparılıp külü (tozu) kalır
Gökyüzü depreyip dikişi açılır (yarılır),
Deniz çalkalanıp dibi görünür
Deniz dibinde
Dokuz ayrı kara taş

Dokuz yerden kopar
Dokuz yerden koparsa
Dokuz kuşaklı (çevreli) kutu çıkar
Dokuz demir atlı kişi ondan çıkar
Onun ikisi başbuğ olur

Onların binmiş (binit) atları
Vuruşan büyük sarı (at üzerinde)
On(deki) kolları kılıçlı asker olur
Arka kuyruğu (ise) mızraklı (asker) olur,
Ağaçlara doğru yürüse (hiicüm etse?)

Ağaç(ları) imha eder
Canlıya doğru yürüse (hücüm etse)
Canlıları imha eder.
Halk için asayiş yok olur

Ayda ve gün(eş)te ışık yok olur
Ağaç(lar) kökünden kopardır
Babası çocuğundan ayrılır
Nebat (kökünden) kopardır
Ürünü tükenir.

 Anne(ler) nazlı çocuk(lar) ıııdan ayrılır(lar)
erkeği yok olur.
Yer (üstün)de köngiil (gönül) denen nebat yetişir.
Nebattan sarı çekirge çıkar
Hayvana doğru yürürse (rastlarsa)

Hayvanı yutar, (öldürür)
Kişiye doğru yürürse (rastlarsa)
Kişiyi yutar, (öldürür)
O zaman Şal Yime seslenir:
"Maıjdı Şire beri bak!

"bir yardım et" der,
"köngiil (gönül) denen ota
"elim yetmedi" der
"köngül (gönül) denen otun kökü
"Koyu renk(li) yılaıı" der.

Maıjdı Şire cevap vermez,
Böyle cevap olmayınca Şal Yime (tekrar) seslenir,
"Yân Kân halkını bıraktı (gitti),
"iyi aygır sürüsünü bıraktı (gitti),
"Yar çöküp, su kurudu,

"Yakalı elbise aşındı (eskidi),
"Yakası yırtıldı
"Hakimiyeti olan yurt, (memleket)
"Hakimiyetini kaybetti
"Işıklı (güne rloğru) hareket (hayat) yok oldu

"Yuvalı kuş
"Yuvasını bıraktı (gitti),
"Duracak yeri olan geyik,
"Duracak yerini bıraktı (gitti),
"Çocuklu kadın,

"Çocuğunu bıraktı (gitti).
May Tere konuşmaz
Onun arkasındaki Erlik (Han)in alpları (kahramanları)
Kar aş ile Kerey
Yer üstüne çıkarlar, (peydah olurlar)

Yer üstüne çıkdıklarında
Ülgeıı'in kahramanları
Maıjdı Şire ile May Tere
Onlarla savaşmak için,
Gökten inerler.

May Tere''nin kanından (kanı ile)
Yer ateşe kalır (ateş yeri sarar).
Ahır zamaıı böylece olur (meydana gelir).


Çok eski zamanlardan beri, çeşitli tabiat afetleri insanları korkutmuş,
bu korkular kavimlerin ve insanların birbirleriyle de olan mücadelesiyle karışarak
kıyamet,* ahır zaman, Altay Türklerinde ise kalgançı çak ckalan
son zaman' tabirleriyle, dünyanın çökmesi -Doğal olaylar anlatılmış.
K A L K A N:


Togzon kırlu taş örgöödiñ ejigi altı               Doksan köşeli muhteşem taş çadırın eşiği önünde
Togus kırlu möñün çakı bar boluptır.            Dokuz köşeli gümüş at çakı vardır.
Altıı uçı altıı oroon-                                  Alt ucu Aşağı dünyadadır.
Aybıstannıñ bu çadanı                              Aybıstan ona at bağlar.
Üstin uçı üstin oroon-                               Üst ucu Üst dünyadadır

Üç-Kurbustan bu çakızı                             Üç Kurbustan ona at bağlar.
Tal ortozı                                               Onun tam ortası
Kara kaltar cakşı attu                               Kara-Kaltar güzel atlı
Maaday-Kara baatındıñ                             Maaday-Kara bahadırnın
Bu çadanı bu boluptır                               At bağladığı yerdir.[/color]
K A L K A N:
Ejik altı togus kırlu möñün çakı                           Eşiğin önündeki dokuz köşeli gümüş çakıyı
Kodorıp-iy bu bolbodı.                                      Yerinden çıkarmak istedi, çıkaramadı.
Altıı uçın bu tartarda,                                       Alt tarafını topraktan çekince,
Altan baatır tuduşkança, çıgar boldı.                   Yer altından altmış bahadır ona tutunmuş olarak çıktı.
“Kalak-Koron, Kara-Kula,                                  “Vay! Kara-Kula

Kanayıp turuñ sen?-deşkileyt.                           Ne yapıyorsun sen? dediler.
Altıı uçı bu emdi le                                           Onun alt ucu
Altıı oroon Aybıstannıñ çadanı”-dep,                   Yeraltında yaşayan Aybıstan’ın atbağladığıdirek”,diyerek
Cer altına kaday tartat.                                   Onu tekrar yeraltına çektiler.
Üstii uçın bu tartarda,                                      Üst ucundan çekince,

Togzon baatır tuduşkança, keler boltır.                Direği tutan doksan bahadır çıka geldi.
“Üstii uçı bu çakıdıñ                                        “Bu çakının üst ucu,
Üstii oroon Üç-Kurbustan çakızı”-dep,                 Yukarı dünyada yaşayan Üç Kurbustan’ın çakıdır” diyerek,
Teñerige kaday tartar cañdu boldı.                     Onu tekrar göğe çektiler
K A L K A N:
Tarla işleri ile uğraşan Tatar Türkleri, Yer İyesi’nin gönlünü almadan bol hasat alacaklarına ve
kendilerinin bu tür işleri yapacak kadar sağlıklı ve kuvvetli olacaklarına inanmamışlardır. Tarlada orak
işleri bittikten sonra ayağın ökçesi ile yere vurarak “Yer, yer! Altı atlık kuvvet ver !” veya “Yer, yer! Altı
araba çavdar ver, iş atının gücünü ver!” diye tekrar etmeleri, orakçı kızların ve kadınların da yerde
yuvarlanıp, “Yer, bana gücümü geri ver” gibi dilekte bulunmaları (Möhämmätcanov 1982: 50-53) buna
delildir. Tatar Türklerinde Yer İyesi’ne yumurta ile saygı gösterme töreni de vardır:

Bu yılğı çäçülär                          Bu yılki tahıllar
Qotlı möbäräk bulsın,                   Kutlu mübarek olsun,
Tormış tügäräk bulsın;                 Hayat eksiksiz olsun,
Mal-tuvarlar da artsın,                Mal-davarlar da artsın,
Tay qolınnar da çapsın,               Tay kulunlar da koşsun,


İgennärebez uñsın,                     Ekinler de bol olsun,
Kükäy kebek tuq bulsın,               Yumurta gibi tok olsun,
Yözebez, küñelebez                    Yüzümüz ve gönlümüz
Kükäy kebek aq bulsın!                Yumurta gibi ak olsun!
K A L K A N:
Şüräle adlı mitolojik yaratığı Tatarlar, onlara daha küçükken anne babaları ve nineleri tarafından
okunan büyük Tatar şairi Abdullah Tukay’ın şiirsel masalından tanırlar:


Närsä bu, qaçqınmı cenme? Yä öräkme, närsä bu?           Nedir bu, kaçak mı cin mi? Ya hortlak mı nedir bu?
Qot oçarlıq bik kileşsez ällä nindi närsä bu!                     Ürkütecek çok da çirkin belirsiz bir şeydir bu!
Bornı käp käkre bögelgänder tämam qarmaq kebi,            Burnu tamamen bükük, eğri sanki olta gibi
Töz tügel qullar, ayaqlar da botaq-tarmaq kebi.              Düz değil kollar, ayaklar budaklanmış dal gibi.


Yaltırıy, yalt-yolt kiläder eçkä batqan küzläre,                Parlıyordur yaldız gibi içe batan gözleri,
Qot oçar kürsäñ ägär tönlä tügel köndezläre.                 Korkarsın görsen eğer gece değil gündüz bile.
Yap yalanğaç, näp näzek, läkin keşe tösle üze;              Çıplak, incecik fakat insan gibi boyu bosu,
Urta barmaq buylığı bar mañğayında mügeze.                 Orta parmak kadar boyu alnında var boynuzu.
Navigasyon
Mesajlar
Sonraki Sayfa
Önceki Sayfa