Türklerde Tababet
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2019, 19:51:46


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türklerde Tababet  (Okunma Sayısı 3092 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Türkşat1926
İlteriş Kağan
Bölüm Başkurtu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 59



« : 23 Ekim 2013, 22:08:18 »

İslam Öncesi ve Sonrası Tıp
İlk kaynakları mitolojilere kadar giden Türklerin tıp tarihine bakıldığında tıp ile eski Türklerin dini inanışları arasında bir bağ olduğu görülmektedir. Örnek olarak Yakut Türklerinin Güzellik Tanrıçası Ayzıt sağlık tanrıçısıyken Alt Türklerinde ise Tanrıça Yayık aynı fonksiyonu üstlenmiştir. Bu dönemde koruyucu ruhsal güçlerin insanların sağlığı için gerekli olduğu düşünülürdü. Göktürkler’in halk sağlığını önemsedikleri tedavi için değişik bitkilerden ilaçlar yaptıkları bilinmektedir. Türklerde ilkin sağaltım-tedavi işiyle ilgilenen kişiler aynı zamanda dini ritüelleri de yöneten "Kam" veya "Baksı"lardır. İkinci olarak "Otacı", "Emçi" veya "Atasagun" adı verilen hekimlerdir. Bu dönemde bitkilerden tedavide önemli ölçüde yararlanılmıştır.
Geniş bir alanda ve farklı diyalektlerde kaleme alınmış Türkçe tıp literatürü üzerinde yeterli araştırma yapılmamıştır. Ancak mevcut araştırmalar en eski Türkçe tıp literatürünün Orta Asya'da Turfan'da bulunan onuncu yüzyıldan kalma, Uygur Türkçesiyle yazılmış kırkbeş tomar olduğu göstermektedir. Hint ve Çin tıp literatüründen Uygur lehçesine çevrilmiş tıp reçeteleri genel olarak materia medica'dan ve bazı yerel ilaçlardan müteşekkildir. İçinde tıp terimleri olan (581 terim) Divan-ı Lügat'it Türk gibi eserler bir kenara bırakılırsa Türkçe tıp literatürü Hakim Barakat'ın 13. yüzyılda (Selçuklu dönemi) Amasya hakimi Alp Gazi'ye ithaf ettiği Tuhfa-i Mubarizi adlı eserle başlayarak süreklilik kazanmıştır. Türk tıp literatürü 14. ve 15.yüzyıllarda Anadolu Selçuklu Devletleri yöneticilerinin de desteğiyle hızla artış göstermiştir.
Dönemin Türk tıp literatürlerindeki konular genel olarak humoral teoriyle uyumlu olarak betimlenen etiyoloji, semptomlar ve belirtileriyle, teşhisleriyle (nabız yöntemi, üroskopi vs.) klasik İslam tıbbı teori ve uygulamalarıyla aynı özellikleri sergilemektedir.
Selçuklu Döneminde Tıp
Selçuklu döneminden önce Türk tıbbı kurumsallaşmaya ve gelişmeye başlamış, hemen her büyük şehir merkezinde sağlık kuruluşları inşa edilmiştir. Anadolu Selçuklu başkenti Konya’da hastalarının tedavi edildiği şifahâne ile akıl hastalarının tedavi edildiği bimarhane yan yana bulunuyordu XIII. yüzyılda Selçuklular ayrıca Divriği, Çankırı, Kastamonu, Tokat, Erzurum, Erzincan, Mardin, Amasya gibi merkezlerde, birçok hastahane inşa edilmiş ancak bu hastahanelerin çoğu günümüze ulaşamamıştır.
Osmanlı Döneminde Tıp
Bknz. Osmanlı tıbbı
Osmanli döneminin ilk Türkçe telif tib kitabi olarak kabul edilen "Havâsu'l-Edviye"yi te'lif eden Ishak b. Murad ile Amasya Hastahânesi bashekimi Sabuncuoglu Serafeddin ve Sultan II. Murad adina 841 (m. 1437)'de "Zahire-i Muradiye" adli büyük tip kitabini yazan Sinoplu Mü'min b. Mukbil, sonradan Osmanli Devleti'ne gelip hizmet eden tabiblerdir.
Osmanlılar da hastahane kurmakta, aynı geleneğini devam ettirmişlerdir. Sağlık konusunda daha Sultân Orhan zamanında (1324 - 1362) Bursa şehrini fetheden Osmanlılar birkaç yıl sonra, bir hastahane kurmuşlardır. Yıldırım Bâyezid Bursa’da ikinci bir hastahane kurdurmuştur.
Fâtih Sultan Mehmed devri, tibbî faaliyet ve gelismeler bakimindan önemli bir devirdir. Fâtih, saglik islerini organize eden ve o günün sartlarina göre çok ileri bir zihniyetin anlayisi oldugu anlasilan Hekimbasilik (Reisu'l-Etibba) müessesesini kurarak, basina Kutbeddin Ahmed'i getirmisti. Sultan Fâtih’in oğlu II. Bâyezid ise Edirne’de Kirişhâne Mahallesi’nde bir cüzamhane ile akıl hastanesi yaptırmıştır. Evliya Çelebi, Seyahatname adlı eserinde Fâtih, Süleymâniye, Sultânahmed hastahanelerini anlatır.
Osmanlı döneminde tıp adamlarına büyük önem verilmekteydi. Yerli tıp adamlarının yanı sıra farklı bölgelerden gelen tabibler de Osmanlı'da ilgi görmekteydi. Bu dönemin tabipleri ameliyatlar yapabilmekteydi. Örneğin nebatî (bitkisel tıp) tıpla meşgul olan Altunîzâde'nin (öl. XV. yüzyil sonlari) idrar darligi çekenlere başarılı sonda ameliyatları yaptığını Şakaik-i Numaniye'den ögrenmekteyiz.
Osmanlı'da yazılan bazı tıp eserleri ve yazarları şunlardır:
Ahmedî : Tervihu'l-Ervah, Müntehab-i Sifa
Haci Pasa : Kitabu'l-Feride, Kitabu's-Saade ve'l-Ikbal, Kitabu't-Ta'lim, Sifau'l-Eskam ve Devau'l-Âlâm, Müntehab-i Sifa
Şeyhî : Kenzu'l-Menafi'
Mü'min b. Mukbil : Kitabu't-Tib, Miftahu'n-Nur ve Hazainu's-Surûr, Zahire-i Muradiye
Aksemseddin : Kitabu't-Tib, Maddetu'l-Hayat
Serafeddin Sabuncuoglu : Cerrahiye-i Ilhaniye, Mücerrebnâme
Bedr-i Dilsad : Kehhalnâme, Kemalnâme, Muhtasaru't-Tib
Ibn-i Serif : Yadigâr-i Ibn-i Serif
Mehmed b. Lütfuullah : Müfredat-i Tib
Sükrullah Sirvanî : Ilyasiye fi't-Tib
Kaysunîzâde Mehmed : Tıb Mecmuasi
Halimî Lütfullah Efendi : Kasimiyye
Hekimsah Mehmed Kazvinî : Asbabu Sitteti'z-Zaruriyye, Mucez Serhi, Nasihatnâme
Ahi Çelebi : Risâle-i Hassatu'l-Kilye ve'l-Mesâne, Mucez Tercümesi
Kaysunîzâde Mehmed b. Mehmed : ed-Dürretu'l-Muntahab, Düsturu'l-Bimâristan, Düsturu't,Tibbi'l-Misbah, Zâdu'l-Mesir fî Ilaci'l-Bevâsir
Atufî: Hifzu'l-Ebdân, Ravzu'l-Insan fî Tedabir-i Sihhati'l-Ebdân
Ilyas b. Isa : Müfredât
Nidaî : Baytarnâme : Manzume-i Tib, Menafi'n-Nâs, Tababet-i Beseriye ve Baytariyye
Takiyüddin Sirazî: Enisu'l-Etibba fi't-Tib
Mehmed Efendi : Menbau'l-Hayat
Davud Antakî : Bugyetu'l-Muhtac, ed-Durretu'l-Muntahab, Elfiye fi't-Tib, Letaifu'l-Minhac, Mecmau'l-Menafii'l-Bedeniyye

Osmanlı'da kurumsal hale gelen tıp çalışmalarında günümüz tıbbında geçerli deneysel çalışmalara benzer çalışmaların olduğu bilinmektedir. Örneğin Sabuncuoğlu Şerefeddin’in 1465’te yazdığı Cerrâhiyye-i İlhâiniyye’sinde ameliyat tekniklerini ve operatörlük aletlerini gösteren resimler yapmıştır.
Çeşitli kesimlerde "Kocakarı ilaçları" deyimiyle pejoratif ima taşıyan bir kullanımla değerlendirilen halk arasındaki sağaltım yaklaşımları ise çok büyük çeşitlilik gösterir. Halk arasında bilgeliğiyle tanınan ve geleneksel bir öğreti silsilesiyle usta-çırak ilişkisi içinde sağaltım yöntemleri öğrenen ve "El almak" denilen deyimle tanımlanan bu ilişki içerisinde kendini geliştirmiş kişiler halkın karşılaştığı sağlık sorunlarına özgün yöntemler kullanarak yanıt vermeye çalışmışlardır. Özellikle modernleşme sonrasında ve yaygınlaşan modern sağlık sistemiyle bu tür insanların sayısında da azalma olmuş ancak kimi geleneksel ve yerel kültüre büyük ölçüde yerleşmiş uygulamalar halk arasında uygulanmaya devam ettirilmektedir.
Bitki kullanımının yaygın olduğunu görmekteyiz: Ahlat-ı erbaa'dan sevdâ arttığında gelin saçı denilen eft'imûn, ahlat-ı erbaa'dan balgam arttığında Ebûcehil karpuzu kullanılırdı. Baharatlar da şifa verici özellikleriyle öne çıkardı. Bunların en meşhuru Mesir macunu ve Padişah macunu olarak bilinen karışımlardır.
Bazı uygulamalara örnekler: Akıl ve sinir hastalıklarında yatır yanındaki suda yıkanılır. (Çorum). Doğumu kolaylaştırmak için kadına kocasının avucundan su içirilir (Tokat, Antalya, Sivas, İstanbul, Mersin, Isparta, Sinop) Doğumu kolaylaştırmak için kadına Kabe toprağı konmuş su içirilir. (Ordu) Doğumu kolaylaştırmak için, türbe toprağı konmuş su içirilir. (Eskişehir) Çocuğun sancısını kesmek için, hocaya bıçak ağzı yazdırılır ve bu bıçağın batırıldığı su çocuğa içirilir. (Trabzon) Yürüyemeyen çocuk, üç gün, hiç tartılmamış etin içine konduğu su ile yıkanır. Sonra et, üç yol ağzına gömülür. Kırk basan çocuk çeşme veya değirmen çarkından alınan su ile yıkanır. (Adana, Gaziantep) Kırklama yapmak için kırk tas su sayılır. Suyun içine yeşillik, bıçak, tarak konur. Bu su loğusa ve çocuğun başına dökülür. Kırklama yapmak için üç yol ağzında loğusa ve çocuğun başına elek konur. Eleğin içine tarak, ayna, anahtar, makas, dua okunmuş kırk tane küçük taş konur. Üç kere bunların üzerinden su dökülür. (Antalya)
Diğer bazı uygulamalar:
Şişe çekme
Tütsüleme
Hacamat (Kan aldırma)
Muska yazma
Mineral kullanımı
Su ve kuş sesleri dinletme (psikolojik kökenli hastalıklarda)
Müziğin hastalıklar üzerinde etkisi olduğu düşünülmekte, farklı makamlarla bazı hastalıklar ilişkilendirilmekteydi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türklük; Türklüğü ve Türk` ü sevmekle başlar ve uğrunda ölmekle biter ancak !

Hüseyin Nihal Atsız..
0707
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 384


« Yanıtla #1 : 23 Ekim 2013, 22:40:34 »

İyi yazıyorsun, kabul. Lakin Tengriçiliğin özünde monoteist bir din olduğunu bilmiyorsun ellam... Sırpça dişil eki olan +içe ekini 50lerden bu yana dilimize girmiş bir kaç kelime uydurmuş, fütursuzca kullanmayı başlamışız. Tanrıça diye bir kelimenin Türkçede yeri yoktur. Türkçe'de yeri olmayanın Türkçülerde de yeri olmamalı. Dikkat edelim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkşat1926
İlteriş Kağan
Bölüm Başkurtu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 59



« Yanıtla #2 : 23 Ekim 2013, 22:52:27 »

Bundan sonra dikkat edeceğime inanabilirsin kandaşım..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türklük; Türklüğü ve Türk` ü sevmekle başlar ve uğrunda ölmekle biter ancak !

Hüseyin Nihal Atsız..
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.167 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.