SİBİRYA'DAKİ BAZI TÜRK BOYLARININ DESTANLARINDA HALK HEKİMLİĞİ UYGULAMALARI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 06 Nisan 2020, 05:28:22


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: SİBİRYA'DAKİ BAZI TÜRK BOYLARININ DESTANLARINDA HALK HEKİMLİĞİ UYGULAMALARI  (Okunma Sayısı 10086 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 21 Ekim 2010, 22:40:28 »

Tıp ve eczacılığın kökenini oluşturan halk hekimliği, dine, sihre,
akla ve tecrübeye dayalı uygulamalardan oluşmaktadır. Ona ait unsurlara
Türk destanlarında rastlamak mümkündür.
Bu makalede ilk olarak halk hekimliğindeki ölüm, hastalık ve tedavi
kavramları hakkında bilgi verilmiş ve Türk destanlarındaki örneklerine
değinilmiştir. Daha sonra Sibirya’da yaşayan ve ortak destancılık geleneğine
sahip olan Altay Türklerinden 23, Hakaslardan 8, Şorlardan 15
ve Tuvalardan ise 16 destanda halk hekimliğiyle ilgili motifler tespit
edilmiş ve bunların Türk kültürüyle ilişkileri gösterilmiştir.

 İnsan hayatı toplumlar için her zaman önemli olmuştur. Onlar mitolojik dönemlerden
bu zamana ruhsal veya bedensel hastalıklardan sıkıntı çekmişler;
avlanma, düşmanlarla mücadele, ekonomiye katkı, soyun devamı vb. gerekçelerle
sağlıklı fertlere ihtiyaç duymuşlardır. Bu sebepler, bazen ölümsüzlüğe
bazen de sağlıklı ve uzun bir ömre kavuşabilmek için halk hekimliği adı altında
bir dalın gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Mitolojik dönemden günümüze sağlıksız beslenme, mikroorganizma, virüs,
savaş, kişisel çatışmalar, büyücü, alkarısı, cadı, kötü ruhlar vs. hastalıkların
sebepleri olarak kabul edilebilir (Norbeck 1961: 213-214). Tedavi ise, hastalığın
şekli ve özellikleri dikkate alınarak, dinî-sihrî veya tıp ve eczacılığın gelişmesine
katkıda bulunan yöntemlerle (ilaç, ameliyat vb.) gerçekleştirilir
(Leach 1950: 700, Acıpayamlı 1969: 1).
Şüphesiz tedavi kadar, bunu uygulayanlar da önemlidir. İnsanoğlunun ruh
ve beden sağlığı, en eski dönemlerde rahip, şaman, modern çağda ise bunların
yanı sıra doktor ve eczacılarla korunmaya çalışılır. Fakat hangi isimle
bilinirlerse bilinsinler sağaltım gücüne sahip olanlar her zaman kutsal kabul
edilmişlerdir.
 Diğer toplumlarda olduğu gibi eski Türkler de tanrının emirlerine karşı gelinmese,
yasaklar çiğnenmese, ruhlara kötü davranılmasa, büyücülerin eylemleri
olmasa insanoğlunun ölmeyeceğini düşünürlerdi (Roux 1998: 203,
Eliade 1999: 247, Seyidoğlu 2002: 18). Hastalığın “canın (ruhun) kaçırılması”
sebebiyle gerçekleştiğini düşünen Türkler, tedavinin “zararlı nesnenin
çıkarılması” ve “kötü ruhların kovulması” ile gerçekleşeceğine inanırlardı
(Roux 1998: 65, Eliade 1999: 247-248). Bunu da ancak, kendisi de bir hastalık
neticesinde mistik sırra eren şaman yapabilirdi (Eliade 1999: 247-248).
Eski Türklerde de hastalıklar kişisel, çevresel ve doğaüstü sebeplere dayanmaktadır.
Bu problemler, kam ve baksıların afsunlama, göçürme, alazlama
gibi dinî-sihrî tedavileri, otacı, emci, atasagun vb.lerinin ilaç ve ameliyatları
ile ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Atlı-göçebe yaşam tarzları nedeniyle tabiat şartlarına dirençli fertlere ihtiyaç
duyan eski Türklerde halk hekimliği uygulamaları çok zengindir. Bu, onların
hastalıklar, sağlatma yöntemleri ve bunları uygulayanlar için kullandıkları
kelimelerde de açıkça görülmektedir.
Halk hekimliği uygulamalarına halk biliminin hemen hemen her alanında
rastlamak mümkündür. Halk edebiyatı da bunlardan biridir. Bu alanın
önemli türlerinden bir olan destanlar, halk hekimliği uygulamaları açısından
dikkat çekici ve zengin örnekler barındırmaktadırlar.
Bu makalede ilk olarak kısaca Türk destanlarındaki halk hekimliği uygulamalarına
değinilecektir. Daha sonra aynı bölgede yaşayan ve destan gelenekleri
birbirine çok benzeyen Altay Türklerinden 23, Hakaslardan 8, Şorlardan 15
ve Tuvalardan da 16 destanda, ölme-hastalanma ve bunlara bağlı olarak
gerçekleştirilen tedavilerle ilgili motifler tespit edilecek ve motiflerin Türk
kültüründeki izleri gösterilmeye çalışılacaktır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 21 Ekim 2010, 22:42:16 »

Türk Destanlarında Halk Hekimliği
Çeşitli hastalıkları tedavi edebilmek veya kâinattaki gizli sırlara ulaşarak
ölümden kurtulmak için aranan ab-ı hayat, yaşam ve gençlik iksirleri vb.
motif ve konular sadece halk hekimliği alanında değil halk edebiyatında da
büyük bir yer tutar. Bu edebiyatın önemli bir kolunu oluşturan destanlar da
halk hekimliği unsurlarının bulunduğu türlerden biridir.
Türklerin ölüm ve hastalık konusundaki kabulleri, kültürlerinin mühim bir
parçasını oluşturan destanlarına da yansımıştır. Konusunu toplumun başından
geçen hadiselerden alan, bireysel mücadele yerine toplumun ve vatanın
kurtuluşunu gaye edinen kahramanlar etrafında anlatılan destanlar, halk
hekimliği ve buna bağlı uygulamaların yoğun olduğu sözlü edebiyat örneklerindendir.
Elbette bu metinlerde doğrudan doğruya hastalıklar veya bunların
tedavilerinden bahsedilmez. Fakat millet adına mücadele veren destan kah
ramanların dostları olduğu kadar düşmanları da vardır. Bunlar, kahraman ve
çevresindekileri öldürme, yaralama veya hastalıklar bulaştırmanın yollarını
ararlar. Toplum menfaatini gözeten bu kişilerin kaybı, üzüntü ve sıkıntı sebebi
olduğundan onların ölümsüzlük kazanması, diriltilmesi veya iyileştirilmesi
gerekir. Bu amaçla müracaat edilen sihir, ilaç, ameliyat vb. yöntemler halk
hekimliği uygulamalarından meydana gelmektedir.
Her dönemde toplumların zihnini meşgul eden ölüme çare arama, halk hekimliğinin
en önemli konularından biridir. Gılgamış’ın ulaşmak için uğraştığı
fakat elde edemediği ölümsüzlük, Başkurt Türklerine ait Ural Batır Destanında
da aranmaktadır. Destanda ölümün nasıl bir varlık olduğunu sorgulayan
Ural ile ağabeyi Şülgen’in insan ve hayvanlara ölümsüzlük kazandırmak
üzere ‘yenşişme’yi (hayat pınarı) aramaya çıkmaları ve bu sürede yaşadıkları
maceralar anlatılır (Atnur 1996: 91-243).
Türk destanlarında dinî-sihrî yöntem ile ilaç tedavisinin bir arada uygulandığı
eserlerden biri Dede Korkut Kitabıdır. Babası tarafından öldürülmek istenen
Boğaç Han’ın yarasının Hızır tarafından sığanması, annesinin sütü ve dağ
çiçeği ile tedavi edildikten sonra hekimlere ısmarlanması; Deli Karçar’ın öldürmek
için hamle yaptığı sırada Korkut Ata’nın duasıyla elinin asılı kalması ve
“elümi sağaldı gör” şeklinde yalvarmasından sonra iyileşmesi eserdeki önemli
örneklerdir (Ergin 1997: 88).
Köroğlu Destanının Türkmen varyantında ise erenlerin Köroğlu ve atına
“yıldız görünce iyileşme” özelliği vermeleri (Göroglı 1990: 41) de kökeni çok
eski dönemlere götürülebilecek bir başka dinî-sihrî uygulamadır. Çeşitli tedavi
şekillerinin bulunduğu bir diğer destan da Manas’tır. Destanda, Manas’ın
diriltilmesinde dua, bazı yaralanmalarda ise ilaçların kullanıldığı anlaşılmaktadır
(Yıldız 1995: 669-670, 605, 636).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 21 Ekim 2010, 22:44:45 »

Sibirya’daki Altay, Tuva, Hakas ve Şor Türklerinin
Destanlarında Halk Hekimliği

Yaklaşık son yirmi yılda bireysel çabayla veya “Türk Dünyası Destanlarının
Tespiti, Türkiye Türkçesine Aktarılması ve Yayımlanması Projesi” çerçevesinde
Türk dünyasından çok sayıda destanın Türkiye Türkçesine aktarıldığı
görülmektedir. Bu çalışmaların bir grubunu da Sibirya’daki bazı Türk boylarının
(Altay, Tuva, Hakas, Şor) destanları oluşturmaktadır. Kögütey Mergen,
Kozın Erkeş, Altay Buuçay … gibi erkek, Altın Arığ, Huban Arığ, Ay Huucın
gibi kadın kahramanlar etrafında anlatılan bu destanlar, kendilerine has özellikleri
nedeniyle ‘arkaik destan’ olarak tanımlanmaktadır (Aça 2000: 11-22,
Bekki 2009: 17-20).
Altay, Tuva, Hakas ve Şor destanları konu, şekil ve üslupları itibariyle benzerlik
göstermektedir (Aça 1998: 4-13). Bu destanlardaki kahramanlar, top
lumlarının huzuru ve refahı için, yeraltında veya yeryüzünde insanlar, kötü
ruhlar ve olağanüstü yaratıklara karşı bir mücadele içerisindedir. Bu nedenle
sadece kendileri değil atları, arkadaşları, akrabaları vs. de sıklıkla öldürülme
veya yaralanma riski taşımaktadır.
Destan kahramanları olağanüstü özelliklere sahip olduklarından onları öldürmek,
yaralamak kolay değildir. Onların öldürülme veya yaralanması düşmanın
hilesiyle, diriltilme ve iyileştirilmesi ise sıklıkla yardımcı insan, hayvan veya
ruhlar aracılığıyla olur. Sibirya Türklerinin destanlarında kahraman da iyileştirme
ve diriltme gücüne sahiptir, o, bu gücü düşmanların saldırısına maruz kalan
masum insan veya hayvanlar için kullanır. Destanlarda ancak Erlik ve Erlik’in
hâkimiyetindeki kişiler tarafından öldürülen insanlar veya hayvanların diriltilebildiği
görülmektedir. Bu da Erlik’in açgözlülüğü yüzünden ölenlerin diriltilebileceği,
Erlik ve Ülgen’in kararıyla meydana gelen ölümlerde bunun yapılamayacağı
inanışından kaynaklanır (Anohin 2006: 23).
Ölme, hastalanma ve bunlarla ilgili tedaviler için, Altay Türklerinden 23,
Hakaslardan 8, Şorlardan 15 ve Tuvalardan ise 16 destanda tespit edilen
motifler aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir.
1. Ölme ve hastalanma (yaralanma vb.) şekilleri
a. Kendine ait nesneyle yaralama veya öldürme
b. Can’ın nerede olduğunu veya ölümünün hangi şekilde olacağını
öğrenme
2. İyileştirme veya diriltme şekilleri
a. Dinî-sihrî yöntemler
b. Hayvan, bitki ve maden kaynaklı ilaçlar
c. Belirtilmemiş diriltme ve iyileştirme şekilleri
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 21 Ekim 2010, 22:46:10 »

Ölme ve Hastalanma (Yaralanma vb.) Şekilleri
Sibirya bölgesinde ölmesi istenen kişinin veya varlığın canı, Gök Tanrı inanışında
sıkça rastlandığı gibi, bedenin dışında bir yerde yaşar (Roux 1998:
127). Hastalıkların veya ölümlerin en önemli sebeplerinden biri, canın ele
geçirilmesidir (Eliade 1999: 247). Öldürülmek istenen varlığın (insan, dev,
vs.) canının nerede olduğu da hileyle öğrenilir. Can genellikle balık, maral,
samur, kuş gibi varlıkların karınlarındadır ve bu özellikleriyle de Türk kültüründeki
örnekleriyle benzerlik gösterir (Bekki 2004: 53-66).
Destan kahramanını öldürme yollarından biri de ona karşı kendi kılıcını kullanmaktır.
O, güçlü olduğundan, ancak kendi kılıcıyla ve uyurken öldürülebilir.
Eski Türkler, özellikle Erlik ve ona bağlı ruhlara kurbanlar sunulmazsa, onların
insanların başına hastalıklar (salgın hastalıklar-kızamık, tifo vs.) ve felaket
ler getireceğine inanmış, bu ruhların adını söylemekten bile korkmuşlardır
(İnan 1998: 404-405). Sibirya destanlarında da masum insanların öldürülme
ve yaralanma sebeplerinin başında kötü güçler veya bunlardan destek alan
düşmanlar (Erlik ve onun yardımcıları) gelmektedir. Onlar genellikle müspet
tipleri vatan savunmasından uzaklaştırma, masumlara eziyet etme ve onların
mallarına göz koyma gayesindedirler. Burada kahramana büyük bir görev
düşmektedir. O sadece kendini değil diğerlerini de korumalı ve zararlı güçlerle
mücadele etmelidir. Bu sebeple kahraman öyle zorlu bir mücadeleye girişir
ki esir veya ölü kişileri bulmak ve onları düşmanlardan kurtarmak için sık sık
yeraltı dünyasına da (Erlik’in mekânı) gitmek mecburiyetinde kalır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 21 Ekim 2010, 22:51:25 »

Ölme ve Hastalanma (Yaralanma vb.) Şekilleri


                Motifler:
Kendine ait nesneyle yaralama veya öldürme 
:Er Samır
destanında Er Samır, yapılan işkencelere rağmen ölmeyen Kara
Bökö’yü ona ait bıçakla öldürür. Kara Bökö’nün kuşak yapılmasını istediği
bağırsağı ile börk yapmasını istediği karnı ise kütük ve taşı yok edecek güce
sahiptir (Dilek 2002: 80-82).
Kozın Erkeş, Kodur Uul’a “Kat kat bronz kaplı ayak tabanının ortasından sarı
saplı bıçağını çıkarıp vererek” kendisini öldürmesini ister. Kodur Uul ancak
bu yolla Kozın Erkeş’i öldürür (Dilek 2002: 289-290).
Albıs, Şulbus (baba-oğul) ancak kendi ediklerindeki sarı bıçaklarla öldürülebilirler.
Alday-Buuçu ile oğlu Han-Buuday onları bu şekilde ortadan kaldırılar
(Ergun-Aça 2004: 285).

Can’ın nerede olduğunu veya ölümünün hangi şekilde olacağını
öğrenme
:Altın Arığ’ın canı Ak Dağ’ın zirvesindeki altın kayada iki başlı, altın tüylü, at
başı büyüklüğündeki altın guguk kuşundadır. Pora Ninci altın guguk kuşunu
yakalayıp öldürünce Altın Arığ da ölür (Altın Arığ 1997: 247-249, 273-275).
Ak Tayçı’nın ölümü şiddetli soğuktan olacaktır. Fakat o, Ak Börü’nün kendisine
öğrettiği sihir yardımıyla parmağından çıkardığı kanı sarı kargısına sürüp
kışı getirtir, kendisi ise kara kavağın içine girerek kıştan kurtulur. Uzun süre
burada kaldıktan sonra yaktığı ateşte sarı mızrağını ısıtarak yazı getirir (Dilek
2002: 123-127).
Kökin Erkey, Temir Bökö ile Temir Sağış’ın canlarının bulunduğu altı su
samurunu öldürerek onlardan kurtulur (Dilek 2002: 192).
Boktu-Kiriş yurdunu ve üç karısını alan Çargıraa-Kara-Maadır’ın canının
koltuğunun altındaki ben’de olduğunu öğrenince onu öldürür (Ergun-Aça
2004: 457).
Kaptazın-Kara ile Avaa-Çeçen, Aldın Çaagay’ın canın nerede olduğunu öğrenemeyince
onu sarhoş edip bir kuyuya atarlar (Ergun-Aça 2004: 527-531).
Aldın-Kurgulday, yedi başlı Adıgır-Kara Tepegöz’ün canının nerede olduğunu
Aksakalday Bakka Çinli’ye sorar (Ergun-Aça 2004: 564).
Han Hülük karısı Say Kuu’dan Demir Möge’nin canının nerede olduğunu
öğrenir. Onun canlarından biri Gök oğlu Gök Bora atta, ikincisi yedi ırmağın
ve yedi tayganın ötesinde yedi sakarlı küren geyikte, üçüncüsü Sarıg tayganın
üstünde alaca akbabada, dördüncüsü eşiğinin ağzındaki iki demir kavakta,
beşincisi obanın önündeki kalpak kara taşta, altıncısı yargınının arasındaki
parmak ucu kadar ben’de, yedincisi ediğinin arasında, sekizincisi polat sarı
çakısında, dokuzuncusu polat kılıcında, onuncusu ise eşiğinin altındaki paspastadır3
(Ergun-Aça 2005: 166).
Arzılan Kara, Dag Möge’nin canının parmak başı kadar kara ben’inde olduğunu,
oku ona isabet ettirebilirse Dag Möge’yi öldürebileceğini öğrenir
(Ergun-Aça 2005: 317).
Kök Nincil altın tüylü ak köpekten Pora Nincil’in canın nerede olduğunu
öğrenmesini ister. Altın tüylü ak köpek Pora Nincil’in canının dokuz kara kız
tarafından kara denizin dibine götürüldüğünü haber verir; üçgen çıplak oğlan
dokuz kara kızın başını kopararak Pora Nincil’in bir daha doğmamak üzere
ölmesini sağlar (Huban Arığ 2006: 148, 155-156).
Kögüdey Mergen yedi lamadan, Kara-Kula’nın canının üç maralın karnındaki
altın kutu içinde bulunan iki benzer bıldırcında olduğunu öğrenir ve onları
yakalayarak Kara-Kula’yı öldürür (Bekki 2007: 470-471, 477, 489-490).
Çocuk (Altın Şuru), Büyük Moñus’un canının kara gölün altındaki birbirine
eş iki parıltılı samurdan birinde olduğunu öğrenir ve onu öldürür (Dilek
2007a: 334-339).
Altın-Kıldıga’nın canı Togus Toglok Baş’ın elindedir (Dilek 2007b: 431).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 21 Ekim 2010, 22:53:08 »

İyileştirme ve Diriltme Şekilleri
Roux’a göre (1999: 54) Altaylıların (genel olarak Türklerin) ilaçları “sözde
bilimsel, deneysel, büyüsel-homeopatik” çeşitliliğe sahiptir. Destanlardaki
iyileştirme ve diriltme yolları da bunu gösterir niteliktedir. Zira dinî-sihrî yöntemlerle
hayvan, bitki ve maden kaynaklı ilaçlar sıklıkla bir arada kullanılır.
Altay, Tuva, Hakas ve Şor destanlarında dinî-sihrî özelliğe sahip olan unsurlardan
biri su’dur. O, bengi su, altın göl, gümüş göl, ab-ı hayat, ak su, yeraltının
kutsal suyu gibi birçok isim almaktadır. Bereket, saflık, hayat kaynağı
gibi özelliklere sahip olan sularla ilgili bu tür bir benimseme eski Türklerin
inanışlarından izler taşır (Roux 1998: 110-111). Metinlerdeki ayran ve ebedi
arjan da aynı amaçla kullanılan diğer iki içecektir.
Türklerde ruh-nefes arasında ciddi bir bağlantı vardır ve ruhun bu yolla çıktıktan
sonra ölümün gerçekleşeceği çok yaygın bir inanıştır (Roux 1999: 112-144,
Anohin 2006: 23-24). Adı geçen Türk boylarının destanlarında da gücünü
kaybeden, ölmek üzere olan kahraman veya at nefes üflenerek tedavi edilmektedir.
Efsun ve rüya ise destanlardaki diğer tedavi yollarından bazılarıdır.
Sibirya Türklerine ait destanlarda sağaltmalar her zaman hastalıklarla ilgili
yapılmaz. Düşmanlarıyla mücadele eden kahramanın güce ve bu mücadele
sırasında geçireceği zaman dikkate alınarak gençliğe de ihtiyacı vardır. Mesela
Arzılan Kara Attıg Çeçen Kara Mögö adlı Tuva destanında kişileri gençleştirmek
için afsun okuma tercih edilir. Eski Türkçede arvıç veya arbag şekli
bulunan afsunların, genellikle akrep, yılan vb. sokmaları için çok kullanılan
dinî-sihrî yöntemlerden olduğu bilinmektedir (İnan 1986: 145-146). Destanlarda
ise onun gençleştirmedeki etkisi vurgulanmıştır.
Destanlarda su, nefes vs.nin dışında gençleştirme ve güçlendirme için kullanılan
unsurlardan biri de yaratıcı tarafından gönderilen, mitolojide dünyanın,
üreme ve bereketin sembolü olan yumurtadır (Leach 1950: 341).
Altay, Tuva, Hakas ve Şor destanlarında sihrî özelliğe sahip örtü, altın ve
gümüş kaval, kopuz, rüzgâr ve şarkıyla da iyileşme veya dirilme söz konusudur.
Bu yöntemlere Üç-Kurbustan, Erlik Lovuñ, kam vb. de başvurmaktadır.
Sibirya’daki Türk boylarına ait destanlarda öldürülmüş kişilerin diriltilebilmesindeki
en önemli şart onların kemiklerinin bulunmasıdır. Eski Türklerin öldürdükleri
hayvanların kemiklerini kırmaktan çekindikleri, insanların ve hayvanların
bu kemiklerinden tekrar dirileceklerine dair inanış, Altay, Tuva,
Hakas ve Şor destanlarında diriltmenin en temel özelliklerinden birini oluşturur
(Roux 2005: 48-50). Kemikler toplandıktan sonra da kişi çoğunlukla
büyü, ilaç veya kutsal su vs. ile diriltilir.
İncelenen destanlarda bitki, hayvan ve maden kaynaklı ilaçların isimleri de
zikredilmektedir. Fakat burada halk hekimliğinin yazılı ve sözlü kaynaklarında
rastlanıldığı gibi tam ölçülerin (dirhem, adet) kullanılması, pişirme, öğütme
gibi unsurlardan bahsedilmesi söz konusu değildir. Ayrıca bu ilaçlar sıklıkla
sihrî yöntemlerle birlikte uygulanmıştır.
Altay, Tuva, Hakas ve Şor destanlarındaki hayvan kaynaklı ilaçlar içinde
göğün boğasının boynuzu, ciğeri ve yüreği, balina veya ayı kaburgası, hayvanların,
özellikle kahramanın atının sidiği, dışkısı, kanı ve sütü bulunmaktadır.
Bu ilaçlarda hayvanın büyüsel gücünden yararlanma ön plandadır ve
onlarla ilgili tedavi şekillerine eski Türklerde de rastlanmaktadır. Balina ve ayı
Şamanistik düşüncede önemli yere sahiptir. Eski Türklerde balinanın dünyayı
sırtında taşıdığı, ayının yenmesinde ise kuvvetinin insana geçeceği düşüncesi
mevcuttur ve Başkurtlarda ise ayı cet olarak kabul edilir (Çoruhlu 2000:
140, Atnur 2002: 425). At’a veya başka bir hayvana ait dışkı, sidik, kan veya
sütle sağaltılma yoluna gidilmesi de yine eski Türk tıbbının yaygın unsurlarındandır
(Roux 2005: 165-166).
Destanlardaki motiflerde Gök Tanrı inanışında yer bulan ardıç ile ak pelin,
arça, ısırgan, kazayağı ile şifalı ve dirilten otlara da rastlanmaktadır. Ağacın
defalarca ölüp dirilmesi, onun hem kutsallığını hem de büyülü ve şifalı kabul
edildiğini gösterir; ağaç Sibirya destanlarında da aynı özellikleriyle ortaya
çıkmaktadır (Eliade 2003a: 269-270). Destanlardaki ilaçların çoğunlukla adı
belirtilen veya belirtilmeyen şifalı otlardan yapılmış olması da dikkat çekicidir.
Roux’a göre (2005: 164) Altaylılarda en mükemmel ilaçlar bitki kökenlidir,
çünkü bitkilerin gücü büyülü ve kesindir. Onların da tıpkı ağaçlar gibi
büyüyüp ölmeleri, ertesi yıl tekrar dirilmeleri ve gökten gelmiş kabul edilmeleri
bu kutsiyetin gerekçelerini oluşturmaktadır (Eliade 2003a: 293-296).
Eski Türklerde madenler de bitki ve hayvanlar gibi, gök menşeli oldukları için
kutsal kabul edilir (Eliade 2003b: 19). Sibirya destanlarında da madenlerin
(altın, gümüş ve demir) iyileştirme güçleri Gök Tanrı tarafından gönderilmelerine
bağlanır. Destan kahramanı dua edince gökten ona altın ve gümüş
ilaçların gelmesi de bu görüşü doğrulamaktadır. Ölümsüzlüğün simgesi olan
altının ölümsüzlük iksirlerine karıştırılması da yine bu sebeple olmalıdır (Esin
2006: 232). Demirin ve demircinin kutsallığı ise hem Türk hem de dünya
mitolojisinde büyüsel-dinsel bir öneme sahiptir (Eliade 2003b: 28-29). Destanlarda
bıçak veya diğer madeni eşyalarla tedavi bu kutsiyetin önemini
vurgulamaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 21 Ekim 2010, 22:55:28 »

İyileştirme ve Diriltme Şekilleri


                   Motifler:
 Dinî-sihrî yöntemler
:Huu İney, Piçen Arığ ile İcen Arığ’ın öldürdüğü Altın Arığ’ı, Ak Boz atı ve altı
yaşındaki oğlanı cebinden çıkardığı sihirli ak sudan sürerek diriltir, suyu da
bir gün lazım olur diye Altın Arığ’ın cebine koyar. Bu su ölen insanı diriltir.
Huu İney’den sonra da kimse bu suyu bulamayacaktır (Altın Arığ 1997: 93).
Altın Arığ daha sonra ölümsüzlük suyunu Alp Han Kız’a verir (Altın Arığ
1997: 179). Alp Han Kız, Taptaan Mergen’in isteği üzerine ülkesine döner,
hayat suyuyla ölenleri diriltir (Altın Arığ 1997: 309, 319).
Han Mirgen destanında öleni dirilten üç köşeli örtü vardır, Han Mirgen bu
örtü ile diriltilir (Macit 1999: 45-46, 51, 54, 55).
Han kır at, demir dağ, ateş nehri vb. olağanüstü yerleri geçtikten sonra toynakları
ve kemiği çürür, ak süt gölüne girerek iyileşir (Macit 1999: 73-74, 83).
Altın Taycı ölünce onu diriltmek için kız şeklindeki kızıl taşın sağ memesinden
akan diri su ile sol memesinden akan bengi suya ihtiyaç duyulur. Kız kahra
man Han Tolay Arığ bu suyu ararken atıyla birlikte ölecek hale gelir. Han
Tolay Arığ ve atı su sayesinde iyileşir, o, Altın Taycı’yı da bununla diriltir
(Demir 2001: 89-90, 95-98).
Kökin Erkey’in atı Kök Çookır uzun süre yeraltında kalınca hastalanır, o
yeryüzündeki ak ottan yiyerek ve yeraltının kutsal suyundan içerek iyileşir
(Dilek 2002: 196-197). Kamçı Ceeren (at), Yer Ana ve kızıl tilkinin yardımıyla
dokuz başlı Celbegen’in başlarındaki üç yaşındaki koyun büyüklüğündeki
kızıl kahverengi ben’i alarak Altay Buuçay’ı diriltir (Dilek 2002: 209-217).
Malçı Mergen kojon söyleyince kurumuş ağaçlar yapraklanır, yaşlı yerlerde
çiçekler büyür (Dilek 2002: 233). Kamçı Ceeren’in gökyüzünden getirdiği
Temene Koo, Ermekel’i ak ipek şalla diriltir (Dilek 2002: 226).
Bayım Sur yeraltındaki suyla Kozın Erkeş’i iki defa diriltir (Dilek 2002: 283-
284; 291-295). Fakat Bayım Sur son diriltmede başarılı olamayınca Kozın
Erkeş’in ölmesine neden olan bıçağını bulur, bıçağı kutsal suyla yıkayıp altmış
ilaçla sıvazlayarak Kozın Erkeş’in yüreğine tutar ve onu diriltir (Dilek
2002: 297-298).
Karatı Kağan, Közüyke’yi zehirlemek ister. Közüyke ise ağaçkakanın yardımıyla
sarı ve kara zehirle hazırlanmış etleri kağan ve diğerlerinin yemelerini
sağlar. Onlar yaptıkları hileye kendileri düşünce Közüyke yeraltının kutsal
suyuyla onları iyileştirir (Dilek 2002: 354-355). Bayım, yaralanan Közüyke’yi
iyileştirmek için ilaç yapar ve getirir, onun öldüğünü görünce kendisi de intihar
eder (Dilek 2002: 361).
Bora-Şeeley ağabeyi Boktu-Kiriş’i otacının üç çeşit kutsal suyuyla diriltemez,
onun ancak göğün üstündeki üç altın prenses tarafından diriltilebileceğini
öğrenir ve onları almaya gider (Ergun-Aça 2004: 347-349).
Han-Sayın Ulaatı hizmetçiler tarafından esrikleştirilince Boktu-Kiriş’in şekline
giren kız kardeşi Bora-Şeeley rüzgarı ters estirerek, yadasıyla yağmur yağdırarak
ve kulağına kapatılan kara çaydanlığın kapağını okuyla düşürerek onu
ayıltır (Ergun-Aça 2004: 363-364, 369-371).
Üç prenses altın, küren ve kızıl ipek şal ile Boktu-Kiriş’i diriltirler (Ergun-Aça
2004: 412-413).
Kañgıvay-Mergen, Avıkay Sarala’yı ve Kañgay-Kara’yı (at) şifalı, büyülü
otlarla iyileştirir (Ergun-Aça 2004: 493). Kañgıvay-Mergen’in cesedi ise kutsal
su ile yıkanıp, ağzından burnundan nefes verilerek diriltilir, dişi yerine
takıldığında konuşmaya, parmağı takıldığındaysa yürümeye başlar (Ergun-
Aça 2004: 507-508).
Demir Möge canları Han Hülük tarafından öldürülünce hastalanır ve iyileştirilmesi
için Baştañ Kuu ile Çöptüg Kuu kamın çağrılmasını ister (Ergun-Aça
2005: 170).
Ağaçtan doğan oğlan, atın sırtına baktığında küçük yarası iyileşir, büyüğünün
izi kalır; at kendine baktığında ise iyileşip semirir (Ergun-Aça 2005:
229). Ağaçtan doğan oğlan, bir atın tayga-dağ gibi büyük şeyi emdiğini görünce
kendisi de emer ve güçlenir (Ergun-Aça 2005: 232-233).
Arzılan Kara Attıg Çeçen Kara Möke destanında Narın Dangına kocası Çeçen
Kara’nın ülkesine gelince kayınpederi ile kayınvalidesini afsunla gençleştirir.
At Arzılañ Kara ise Narın Dangına’ya düş göndererek Çeçen Kara’nın Dağ
Möge’ye yenildiğini haber verir. Narın Dangına sihir ve büyü ile üç yaşındaki
boğanın gücünü kocasına verir ve Dağ Möge’nin gücünü azaltır (Ergun-Aça
2005: 318-324).
Çaş Köök (ağabeyi Çaş Salgın’ın yerine geçer) yetmiş dilli kopuzunu öyle
çalar ki çatlayıp kuruyan ağaçlardan dallar çıkar, gök çayır bitmeyen yerde
gök çayır büyür, hayvanlar bu sese gelir ve yine bu nedenle Aba Kulak ile
Eres Tayçı şuurlarını yitirirler (Ergun 2006: 183-184).
Ak Öleñ (at) gökten düşen demirle yaralanınca Kır Öleñ (at) onu iyileştirmek için
ölmezlik otu aramaya gider ve bu otla Ak Öleñ’i diriltir (Ergun 2006: 215).
Üç yaratıcı ‘ak kır at’ın isteği üzerine ‘ak kızıl at’ı diriltir, ‘ak kır at’a da güç
verirler (Ergun 2006: 281-282).
Altın Tayçı dokuz sene önce öldürdüğü adamı altın ve ipek bir bezi sallayarak
diriltir (Ergun 2006: 306).
Kan Kapçıkay destanında Temdü Bökö, Kan Kapçıkay’a öleni dirilten, sönen
ateşi alevlendiren bir hediye (örtü), Buurıl Kağan ise birini tutmaya ve öldürmeye
yarayan kara yılandan bir kement verir (Dilek 2007a: 266-268).
Kahraman da bu örtü ve üç ölüyü dirilten altın yüzükle bağışlanmış çocuğu
diriltir; kement yardımıyla da yedi kızıl kısrağı yakalayıp sütlerini bağışlanmış
çocuğa yedi gün içirerek ve onu pınarın suyunda yedi gün yıkayarak eskisinden
daha iyi bir hale getirir (Dilek 2007a: 304-307).
Ülgen ve Bırkan Biyler tarafından Kan Altın’a üç ölüyü dirilten altın kaval ile
hayvanı-kuşu dirilten gümüş kaval verilir. Kan Altın bunları çalınca kuru
ağaçtan kök çıkar, üç ölüler dirilir, sönmüş ateşler yanar, taşın başında çiçek
açar, meyvesiz ağaçtan meyve çıkar. (Dilek 2007a: 346-347).
Kara Tacı, Kögüdey Kökşin’i ayı ve güneşi indirerek diriltir (Dilek 2007a: 445).
Kutsal dağda yaşayan iki ihtiyar Kan Mergen’in verdiği ipek ve çamurla Erkin-
Koo’yu diriltirler (Dilek 2007b: 198-199).
Kaldan-Kaan’ın kızı (Ayana) hastalanınca sayısız kamlar gece gündüz ayin
düzenlerler, çokça hayvan kesilir, tefin sesi geceler boyu Altay’da yankılanır,
fakat kız ölür. Kaldan-Kaan yedi kamdan Erlik’i getirmelerini ister, Erlik yeryüzüne
çıkıp bu isteği öğrenince öfkelenip Kaldan-Kaan’ı da beraberinde
götürür (Dilek 2007b: 364-366).
Altın-Koo ölmek üzereyken Üç-Kurbustan’ın adını anar, gökten gelen altın ve
sert ilacı atıyla (Ak-Sur) birlikte yer ve ikisi de eskisinden on kat daha iyi
olurlar (Dilek 2007b: 390).
Altın-Kıldıga’nın örtüsünü alan Kan-Toodıy, örtü ve ardıçla onu diriltir (Dilek
2007b: 431-432).
Tana-Herel, Daş-Hüren atı ilaç ve altın iple işlenmiş örtüyle diriltir (Arıkoğlu-
Borbaanay 2007: 249).
Toolay-Çeçen, Ton-Aralçın’a ölenleri diriltmek için ak ve kırmız iki örtü verir, o
da adamlarını ve atlarını bunlarla diriltir (Arıkoğlu-Borbaanay 2007: 345-347)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 21 Ekim 2010, 22:58:10 »

İyileştirme ve Diriltme Şekilleri


Hayvan, bitki ve maden kaynaklı ilaçlar
:Hulatay
ak ve yeşil otların ucundan ilaç hazırlayarak Çibetey Hanı diriltir.
(Altın Arığ 1997: 117-119). Alp Han Kız, Altın Arığ’ın ölmesine üzülürken
beyaz bastonlu yaşlı bir adam onun üzüntüsünü hafifletmek için Altın Arığ’ın
topuk kemiğinden Taptaan Mergen’i, Ak Boz atın toynağından ise Ak Oy atı
yaratır (Altın Arığ 1997: 299-301).
Ay-Huuçin destanında yaralananlar veya ölenler birçok defa em-tom ile
iyileştirilir veya diriltilir (Ay-Huuçin 1997: 136/246/258/282-284/358). Ay
Huuçin, ölen oğlu Kün Töni Hanı emleyemeyen Kün Han adına Ak zirvede
bulunan, ölen vücudu dirilten üç demet ak otu aramak için yola çıkan Han
Kiret kuşlarını kurtarmaya gider (166-168); Han Mirgen Han boz atı emler
(246); Han Mirgen kızını ve oğlunu ilaçla emledikten sonra onları baldırına
sokarak yeniden emler (258); Kilin Arığ, Altın İrgek’i diriltir (358).
Kız kişi, kır atı em-ilaçla iyileştirir; Han Mirgen’i de emler ama diriltmeyi başaramaz
(Macit 1999: 30-31).
Kara Moos’un ülkesinde bulunan üç demet ak ot, öleni diriltecek emdir. Altın
Arığ, Ay Mirgen’in getirdiği bu üç demet otla önce Altın Taycı’yı, sonra Alp
Hırçotay’ı ve Altın Teek’i diriltir (Demir 2001: 53, 57-58).
Çoban Malçı Mergen’in ayakları Aybıçı Bay tarafından kırılır. Malçı Mergen,
ayakları kırık sıçanın yeşil ottan yedikten sonra eski halinden altı kat daha iyi
olduğunu görünce, o da aynı ottan yiyerek iyileşir (Dilek 2002: 230-231).
Lama’nın verdiği ilaçla Alday Buuçu ve karısının çocukları olur (Ergun-Aça
2004: 212-123). Aynı destanda Han-Buuday Han-Şilgi’yi (at) yakalamak
isterken yaralanır. Atın tavsiyesi üzerine torbada bulunan ve otlardan yapılmış
emle kendisini tedavi eder (Ergun-Aça 2004: 221). Albıs ve Şulbıslar
tarafından zehirlenen Han Buuday, yer-suyun ot ve çöpünden toplanan
şeyler başında yakıldıktan sonra iyileşir (Ergun-Aça 2004: 232). Han-
Buuday yolculuğu esnasında üç kardeşi öldürür, fakat o ve atı bu kardeşlerinin
annesinin kendi sütünden yaptığı yiyecekle gençleşirler. Han-Buuday
kadının bu iyiliğine karşılık ona oğullarını dirilteceğine dair söz verir ve dermanlı,
şifalı otlarla onları iyileştirir (Ergun-Aça 2004: 240-241, 267-268).
Han-Buuday, Uzun-Sarıg kağanın adamını önce yaralar, sonra kağanın isteği
üzerine onu şifalı otlarla emler (Ergun-Aça 2004: 244). Yine Alday Buuçu
destanında yaralananların şifalı ısırgan otuyla iyileştirilmeleri söz konusudur
(Ergun-Aça 2004: 280-282).
Bora-Şeeley güreş esnasında iki göğsü görünmesin diye at Bora-Şokar’ın
verdiği şifalı otla onları yok eder (Ergun-Aça 2004: 289). Yaralanan BoraŞeeley’i
kocakarı ot-çimenle, kazayağıyla besleyerek, ardıç, arça, ak pelinle
yıkayarak iyileştirir (Ergun-Aça 2004: 305-307). Aynı destanda oğlan, vücudunun
yarısı olmayan annesini iyileştirmek için kuzgundan gözü, tilkiden
kolu, kurttan ayağı alır, annesinin eksik kısmını tamamlar ve bu hayvanları
da bir daha ölmemiş insan yememeleri için efsunlar (Ergun-Aça 2004: 318-
320). Boktu-Kiriş atı tutmak isterken yaralanınca atın tavsiyesi üzerine emlişifalı
otla kendisini iyileştirir (Ergun-Aça 2004: 323). Boktu-Kiriş kardeşi
Bora-Şeeley’i ardıç-arça ile temizler, baldırındaki arı (saf) kanıyla diriltir,
kestiği baldırını da em-derman veren otla iyileştirir (Ergun-Aça 2004: 344).
Boktu-Kiriş iblisin ciğerini-kanını, içini-karnını soğuk yerse üç kat güçleneceğini
öğrenir (Ergun-Aça 2004: 398-399).
Añır-Çeçen ağabeyi Aldın-Çaagay için at yakalarken kolları ve baldırları erir,
ağabeyi onu em-derman veren otla iyileştirir (Ergun-Aça 2004: 542).
Erelzey-Mergen hasta olan kayınvalidesine okunun tüyünün kırkılıp içirilmesini
söyler, kayınvalidesinin iki boynuzlu gök boğanın ciğeri ve yüreği ve
Lovuñ-Haan’ın boynuzlu kaşka kara atının boynuzuyla emlendiğini öğrenince
onları aramaya gider (Ergun-Aça 2004: 586-600).
Han Hülük, Demir Möge’nin canlarından birini taşıyan geyiğin karnından
kutuyu çıkarınca geyik ona dua eder, o da geyiği şifalı otlarla emleyerek
gönderir (Ergun-Aça 2005: 166). Han Hülük, Demir Möge’nin canını taşıyan
üç kel arıyı yutunca hastalanır, atı Han Şilgi onu, ağzına kan işeyerek iyileştirir
(Ergun-Aça 2005: 167). Say Kuu kadının doğurduğu çocuk ardıçlanır
(Ergun-Aça 2005: 161-162). Han Hülük karısı Say Kuu’nun hilesiyle, hasta
olduğunu zannettiği kardeşine derman aramak için üst alemdeki gölün gök
boğasının ciğerini ve yüreğini, üst alemdeki üç taylık Sagan İngil’in sütünü,
yerle göğün birleştiği yerin ötesinde yetmiş yıllık yerde yaşayan Sunduk La
ma’nın emini (yine üç ilaç getirir: Aldın Şarlaaş’ın kanadı, bödene kuşun
kanadı, alt alemdeki Ejen Haan’dan Sunduk Lama’nın erkek ve dişi kuzuları)
aramaya gider. Gidişler esnasında Han Şilgi at, çiyli derman otu yiyerek
semirir (Ergun-Aça 2005: 180-213).
Zehirlenen Han Hülük’ü kardeşleri Aldın Noyun ile Han Huva dokuz dalın
arjaanı ve Sibirya ardıcı ile diriltmeye çalışırlar (Ergun-Aça 2005: 219). Han Hülük
kardeşi Aldın Noyun’un efsunladığı yüzükle dirilir (Ergun-Aça 2005: 220).
Ağaçtan doğan oğlan (Arı-haan), tayın terkisindeki testide bulunan ebedi
arjan’ı içince ve onunla yıkanınca güçlü, akıllı ve bilgili olur (Ergun-Aça 2005:
239). Arı Haan em-derman otunu yiyerek iyileşir (Ergun-Aça 2005: 270).
Narın Dangına dedeyi altın bileziğiyle ve üç çakıl mücevheri ile efsunladıktan
sonra üç defa üstünden atlayarak diriltir (Ergun-Aça 2005: 308). Narın Dangına
insan kanı içen Çeçen Kara’yı dokuz dağın arjaan’ı ile yıkayarak iyileştirir;
Çeçen Kara da kendisini dokuz dağın/dokuz ırmağın arjaan’ı ile yıkayarak
arılanır (Ergun-Aça 2005: 322, 326, 328, 331). Çeçen Kara, Hüler Möge’yi
şifalı otla tedavi eder (Ergun-Aça 2005: 336).
Alaaday dede Çeleedey nineyi derman çalının otuyla iyileştirir, oğulları
(Şöögön, Köögün) ile Çançın ise bu işi derman otuyla yaparlar (Ergun-Aça
2005: 362, 377, 389-390). Altın prenses kocası Köögün’ün yarasını altın
kutudan çıkardığı altı delikli çuvaldızı üç defa efsunlayarak sağaltır (Ergun-
Aça 2005: 397).
Yüce dokuz yaratıcı, ağzına yumurta koyarak ak kızıl atlı Altın Şappa’ya
bahadır gücü verir (Ergun 2006: 283).
Alp Hara Han, Altın Göl’ün, kara doru atı ise Gümüş Göl’ün suyunu içerek
güçlerini artırırlar (Huban Arığ 2006: 15-18). Yine bu destanın kadın kahramanı
olan Huban Arığ gücünü kaybettiği zaman kanatlı kara doru at ile altın
tüylü ak köpek, ağzına nefes üfleyerek onun güçlenmesini sağlarlar (Huban
Arığ 2006: 121-122, 129, 215). Huban Arığ daha sonra Altın Göl’e girerek
iyileşir (Huban Arığ 2006: 220). Huban Arığ ak otun başıyla emden üstün
em, kök otun başıyla da iksirden iyi iksir yapar, altın tüylü ak köpekle ölen
alp yiğidi diriltir (Huban Arığ 2006: 85, 232-235).
Kögüdey Mergen kayın ağacının özsuyunu içtiğinden güçlü-kuvvetlidir, aynı
zamanda balina ve erkek ayının kaburgasını yiyerek güç kazanır (Bekki
2007: 375, 546-550). Destanda ölenleri diriltmek üzere altın bılat (levha)
mevcuttur; Kögüdey Mergen babası Maaday Kara ile annesi Altın-Targa’yı
üç ölüyü dirilten altın çakmak ile diriltmeye çalışırsa da bunda başarılı olamaz
(Bekki 2007: 508, 555).
Büyük Moñus’un karısı sudaki ak köpüğü (şekil değiştiren Altın Şuru’yu)
içerek yedi gün sonra bir erkek çocuk doğurur (Dilek 2007a: 329).
Kögüdey Kökşin, Celbegen’in yurdunu yağmalayıp kız kardeşi Boodoy Koo’yu
öldürdüğünü görünce kardeşi ve ülkesini ormanın ardıcı ve kırın çalısıyla temizler,
kardeşi eskisinden on kat daha iyi olur (Dilek 2007a: 345-346).
Katan-Mergen ağabeyi Katan-Kökşin’i toprağın yetmiş çeşit ilacı ve altmış
çeşit pınarın suyuyla diriltir (Dilek 2007b: 305-306).
Altın-Kıldıga’nın ay desenli örtüsünü alan Kan-Toodıy, onun canını yerini
bulur ve örtü ile ardıç otunu kullanarak onu diriltir. Altın-Kaldıga da savaşta
yaralanan Kan-Toodıy’ı ‘ulu ilaç’la emler (Dilek 2007b: 431-432, 438). Kan-
Toodıy gücüne güç, aklına akıl eklenmesi için yaratıcısından ayran ister,
yaratıcısı ona dokuz kâse ayran ile ilaç verir (Dilek 2007b: 439).
Alp Hartığa, Alp Han’ın çocuğunu öldürürken çocuk ona kanından çavdar
başaklı otlar ile altın yapraklı servi ağacı büyüyeceğini, ruhunun da ağacın
başındaki guguk kuşunda olacağını söyler. Guguk kuşunun sesini duyan Alp
kişi (Altın Çüs) çocuğu diriltmek için çare aramaya çıkar. Çaas Han’ın karısı
Çarıh Tana, Altın Çüs’e at başı kadar güzel guguk kuşunu iki eline almasını,
atının kuyruğu ile kendi saçından üç kıl alarak guguk kuşunu bağlamasını,
çocuğun kemiğinin içine sokmasını ve insan dirilten otu bulduktan sonra onu
tedavi etmesini söyler. Altın Çüs de çocuğu bu şekilde diriltir ve ona Alp
Möke adını verir (Arıkoğlu 2007: 71-77, 87, 117). Onlar Alp Han’ın yurduna
geldiklerinde Altın Çüs, Alp Han’ın artık diriltilemeyeceğini, fakat Altın
Arığ’ın ölecek zamanı henüz gelmediğinden dirileceğini söyler ve onu ilaçla
hayata döndürür (Arıkoğlu 2007: 145).
Ak Çibek Arığ, yanlışlıkla öldürdüğü yaşlı hizmetçiyi ak ot başını ovalayıp
merhem yaparak diriltir (Arıkoğlu 2007: 245).
Kara-Kögel dokuz katlı cam evdeki kemikleri, atı Arzılan-Kıskıl’ın kan sidiği
ve kan dışkısıyla diriltmeye çalışır ama başaramaz. O, babası Möge Bayan-
Talay’ı aynı yöntemle diriltmeye başarır (Arıkoğlu-Borbaanay 2007: 177-181).
Tuman-Kıskıl (Möge Sagaan-Toolay’ın atı) üç kadın onu kılıçla yaralayınca
yağmur duası pıskırmasını pıskırarak, dağlı taşlı yere kar yağdırarak, fırtına
kopararak yattığı yere yağmur yağdırır ve yeşertir. Eyer yastığının altındaki
em otunu alıp yiyerek iyileşir ve yarışa devam eder (Arıkoğlu-Borbaanay
2007: 505-507).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 21 Ekim 2010, 23:01:55 »

İyileştirme ve Diriltme Şekilleri


Belirtilmemiş şekiller
:Altın Çüs’ün nasıl diriltildiği Han
 Mirgen destanında belirtilmemiştir (Macit1999: 129).
Tibet Han, Kara Tas’ı tedavi ederek iyileştirir, neyle tedavi ettiği belirtilmez
(Demir 2001: 46).Kan Tacı oğlu Ak-Caala’nın bacaklarını ve sırtını iyileştirir,
fakat bunun yöntemi belirtilmez (Dilek 2007a: 60).
                              Sonuç
Halk hekimliği, mitolojik dönemlerden bu güne ulaşmış, zengin ve sağlam bir
geleneğe sahip bilim dallarından biridir. Mitolojik dönemde ilk ve eski şekle
dönerek tedavi etmeyle başlayan süreç daha sonra akla, gözleme ve tecrübeye
dayalı yaklaşımlarla zenginleşmiştir. Bu yöntemlerle iyileştirme Dede Korkut,
Ural Batır, Manas ve Köroğlu gibi Türk destanlarında da söz konusudur.
‘Arkaik destan’ ismiyle nitelendirilen ve destancılık geleneği bakımından birbirine
benzer olan Sibirya Türklerine ait destanlarda ülkesi için hayatını ortaya
koyan kahramanlar ile diğer müsbet tiplerin (at, akraba vd.) öldürülme, yaralanmaları
ve güçsüzleşmeleri sonrasında uygulanan dinî-sihrî, bitki, hayvan ve
maden kaynaklı tedavi yöntemlerin çok zengin olduğu görülmüştür.
Altay, Tuva, Hakas ve Şor Türklerine ait destanlarda, ölme-hastalanma ve
iyileştirme-diriltme konularında tespit edilen motiflere çoğunlukla Türk kültüründe
de rastlanmıştır. Ayrıca bu destanlarda dinî-sihrî, maden, bitki ve hayvan
kaynaklı tedavilerin iç içe olduğu anlaşılmıştır. Bu tedavilerden dinî-sihrî
nitelik taşıyanlar Gök Tanrı inanışının özelliklerini yansıtmaktadırlar. İlaçlar
için kullanılan bitki, hayvan ve madenler de yine eski Türklerce kutsal kabul
edilen ürünlerden oluşmaktadır. Bunlar bölgedeki destanlarının Türk kültürüyle
yakın ilişkisini göstermektedir.
Tedavilerin şekli dışında bunları uygulayanlar da destanlarda önemlidir.
Altay, Hakas, Şor ve Tuva destanlarında sağaltmaların, destan kahramanı,
ailesi veya akrabalarından bazı kişiler, kahramanın atı, tanrılar, kamlar ve
gökyüzünden getirilen prensesler ile Budist etki nedeniyle lamalar tarafından
gerçekleştirildiği; sıradan kişilere sihrî gücün olağanüstü varlıklar tarafından
verildiği tespit edilmiştir.
Diriltilen veya iyileştirilenler çoğunlukla müspet tiplerdir. Destanlarda hastalık
veya ölüm kavramları açısından müspet ve menfi tip çatışmasının konu edildiği
ve toplumun, hayvanların, tanrı ve ruhların ilk gruptakiler için çaba gösterdikleri
söylenebilir. Fakat bu destanlarda ölüm, Gök tanrı tarafından istenmişse
hiçbir tedavinin işe yaramayacağı düşüncesi de hâkimdir.
Sibirya destanlarında bitki, hayvan ve maden kaynaklı ilaçlar çok olduğundan
onların saklanması için derman torbaları kullanılır. Böyle bir eşyanın
olması medeni hayatın tezahürü olarak kabul edilebilir.


Açıklamalar
1 Divanü Lûgat-it-Türk’te (1999) hastalık (ig, kem), hasta (sükel, talganliğ, talgançil); hastalan-(argın-, igle-,
kemle); iyileştir-, tedavi et- (emle-, karta-, katran-, em semle-, yinedh-, yinet-); ilaç (em, ot) ve doktor için
(atasagun, emçi, otaçı) terimleri kullanılmıştır. Gabain’in (1988: 258-313) eserinde ise “Aġrıġ; arwış; äm,
im, yäm, ämçi, ämjü, ämçin, ämgän-, ëmgän-; bügü, bögü; ig, yig; iglig, igsiz, igsäz; kam; körüm, körümçi;
ot, otaçı, otaçlıķ; parpı…” terimleri bulunmaktadır.
2 Motifler, destanların yayım yılları dikkate alınarak sıralanmıştır.
3 Demir Möge dokuz canından bahsetmesine rağmen destanda on canının olduğu görülmektedir.
4 Bu maddede sağaltım ve diriltme esnasında etkili olan insan, hayvan ve olağanüstü varlıkların isimleri
zikredildiğinden bunlar hakkında ayrı bir alt başlık konulmamıştır.
Kaynaklar
Acıpayamlı, Orhan (1969). “Türkiye Folklorunda Halk Hekimliği ve Özellikleri”. Ankara
Üniv., Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi XXVI (1-2): 1-21.
Aça, Mehmet (1998). Kozı Körpeş-Bayan Sulu Destanı Üzerinde Mukayeseli Bir
Araştırma. Doktora Tezi. Konya: Selçuk Üniversitesi.
-------- (2000). “‘Köne Epos’ (Arkaik Destan) Kavramı ve Türk Halk Hikâyelerindeki
‘Âşıklara Mahsus Evlilik’ Konusunun Kaynaklarından ‘Alplara Mahsus Evlilik’”.
Milli Folklor 6 (47): 11-21.
Altay Baatırlar-VII (1972). Haz. S. Surazakova vd. Gorno-Altaysk: Altayskogo knijogo
izdatelstva.
Altay Baatırlar-X (1980). Haz. S. Surazakova vd. Gorno-Altaysk: Altayskogo knijogo
izdatelstva.
Altayskiy Folklor i Literature (1982). Haz. A. İ. Aliyeva vd. Gorno-Altaysk: Yy.
Altın Arığ (1997). Haz. Fatma Özkan. Ankara: Bilig Yay.
Anohin, A.V. (2006). Altay Şamanlığına Ait Materyaller. Çev. Zekeriya Karadavut-
Jannet Meyermanova. Konya: Kömen Yay.
Arıkoğlu, Ekrem (2007). Hakas Destanları 1. Ankara: TDK Yay.
Arıkoğlu, Ekrem- Buyan Borbaanay (2007). Tuva Destanları. Ankara: TDK Yay.
Atnur, Gülhan (1996). Ural Batır Destanı Üzerine Bir Araştırma. Yüksek Lisans Tezi.
Erzurum: Atatürk Üniversitesi.
-------- (2002). Başkurt ve Tatar Efsaneleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir Motif Çalışması.
Doktora Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi.
Bekki, Salahaddin (2004). “Türk Halk Anlatılarında Ölüm Ruhu Motifi”. Milli Folklor
16 (62): 53-66.
-------- (2007). Maaday Kara Destanı. Elazığ: Manas Yay.
-------- (2009). Uzak Türk İllerinde Destanlaşan Evlilikler. Ankara: Öncü Kitap.
Çoruhlu, Yaşar (2000). Türk Mitolojisinin Anahatları. İstanbul: Kabalcı Yay.
Demir, Ercan (2001). Hakas Kahramanlık Destanlarından Altın Taycı (İnceleme-
Metin-Aktarma). Yüksek Lisans Tezi. Van: Yüzüncü Yıl Üniversitesi.
Dilek, İbrahim (2002). Altay Destanları I. Ankara: TDK Yay.
-------- (2007a). Altay Destanları 2. Ankara: TDK Yay.
-------- (2007b). Altay Destanları 3. Ankara: TDK Yay.
Eliade, Mircea (1999). Şamanizm. Çev. İsmet Birkan. İstanbul: İmge Kitabevi.
-------- (2003a). Dinler Tarihine Giriş. Çev. Lale Arslan. İstanbul: Kabalcı Yay.
-------- (2003b). Demirciler ve Simyacılar. Çev. Mehmet Emin Özcan. İstanbul:
Kabalcı Yay.
Ergin, Muharrem (1997). Dede Korkut Kitabı. Ankara: TDK Yay.
Ergun, Metin ve Mehmet Aça (2004). Tıva Kahramanlık Destanları. C.1. Ankara:
Akçağ Yay.
-------- (2005). Tıva Kahramanlık Destanları. C. 2. Ankara: Akçağ Yay.
Ergun, Metin (2006). Şor Kahramanlık Destanları. Ankara: Akçağ Yay.
Esin, Emel (2006). Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu. İstanbul: Kabalcı Yay.
Gabain, A. von (1988). Eski Türkçenin Grameri. Çev. Mehmet Akalın. Ankara: TDK Yay.
Göroglı, Türkmen Gahrımançılık Eposu (1990). Haz. B. Memmetyazov vd. Aşgabat:
Türkmenistan Neşriyatı.
Hakaskiy Geroyçeskiy Epos “Ay-Huuçin” (1997). Haz. V. E. Maynogaşeva.
Novosibirsk: Sibirskoe Predpriyatie Ran.
Huban Arığ-Hakas Türklerinin Kadın Yiğitlik Destanı (2006). Aktaran: Timur B.
Devletov. Ankara: Türksoy Yay.
İnan, Abdülkadir (1986). Tarihte ve Bugün Şamanizm-Materyaller ve Araştırmalar.
Ankara: TTK Yay.
-------- (1998). Makaleler ve İncelemeler. C. 2. Ankara: TTK Yay.
Kaşgarlı Mahmut (1999). Divanü Lûgat-it-Türk (Dizin). Çev. Besim Atalay. C. IV.
Ankara: TDK Yay.
Leach, Maria (1950). Standart Dictionary of Folklore Myhtology and Legends.
London, Funk and Wagnalls Co.
Macit, Ümmügülsüm (1999). Hakas Kahramanlık Destanlarından Han Mirgen (İnceleme-
Metin-Aktarma). Yüksek Lisans Tezi. Van: Yüzüncü Yıl Üniversitesi.
Norbeck, Edward (1961). Religion in Primitive Society. Newyork: Harper&Row
Publishers.
Roux, Jean Paul (1998). Türklerin ve Moğolların Eski Dini. Çev. Aykut Kazancıgil.
İstanbul: İşaret Yay.
-------- (1999). Altay Türklerinde Ölüm. Çev. Aykut Kazancıgil. İstanbul: Kabalcı Yay.
-------- (2005). Orta Asya’da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar. Çev. Aykut Kazancıgil ve
Lale Arslan. İstanbul: Kabalcı Yay.
Seyidoğlu, Bilge (2002). Mitoloji Üzerine Araştırmalar, Metinler ve Tahliller. İstanbul:
Dergâh Yay.
Yıldız, Naciye (1995). Manas Destanı. Ankara: TDK Yay
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 2.166 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.