Son iletiler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Şubat 2019, 13:34:15


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : Bugün 13:23:03 
Başlatan Tunga Bey - Son ileti Gönderen: Tunga Bey
"İkinci dünya savaşının bütün sorumluluğunu da yahudiler omuzlarına almışlardır. Haham emanuel rabinoviç, 1952 yılı
başında Budapeşte'de bütün hahamlara yaptığı konuşmada ne pahasına olursa olsun üçüncü dünya savaşının da bir an
önce patlatılmasını ve böylece yahudi milletinin bütün dünyayı tutsak etmesinin zamanının geldiğini itiraf etmiştir. Bu
açıklama dünyanın bir çok yerinde yayınlandığı halde inkar edilmemiştir.
L'ami D'israel adlı fransızca yahudi gazetesi bile, son sayılarından birinde bir vicdan üzüntüsünden doğan şu haykırışta
bulunmuştu: << yahudi gençliği allah'ın ve kanunlarının lanetine uğramıştır. allahsız yahudi kötülüğün güçlerini elinde
bulunduruyor. İsrail şeytani bir kavim haline gelmek tehlikesiyle karşı karşıyadır.>>
Bu çok acı itiraf bir yahudi düşmanının değil, tersine bir yahudi derneğinin yöneticisine aittir. Gerçekten tehlike büyümüş
ve siyonizmin hazırladığı fesat programı dünyayı sarmıştır. Fransız Sorbonne Üniversitesi profesörü yahudi Bash, 23 Nisan
1916'da Gustave Herve'in gazetesine şunları yazmıştır: <<arkadaşlar gün yakındır,her şey bunu haber veriyor. devasa
topların gürültüsünden ve mitralyözlerin şimşeklerinden sonra mesih, sizin mesihiniz, ortaya çıkacaktır
.>>
Ve profesör Bash adlı bu yahudiden sonra Litman Rosental ve Maks Nordan ve daha bir çok siyonist, bu yönde konuşmuş,
ve Dinmis Hanau ise 'British Truth' adlı kitabında 1906 yılında şöyle yazmıştı: << yahudilerin tam, kesin ve zafere ulaşmış
olarak vaad edilmiş topraklara dönüşü Rusya'nın yıkılmasından sonra yaşanacaktır. Bu önemli değişimleri yaklaşan büyük
savaştan bekleyebiliriz. Bu savaş, avrupa milletlerinin başı ucunda asılı duruyor. Şunu da unutmamalı ki bunun en büyük
sonucu şu olacaktır. TÜRKİYE İMPARATORLUĞU PARÇALANACAK, ve o zaman İngiltere gibi büyük bir devlet Filistin'de
bizden başkalarının yaşamasına izin vermeyecektir.
>>
Gerçekten dedikleri gibi 1917 yılında İngiltere adına Mr. Balfour'un bildirgesiyle Filistin yahudilere vaad edilmiş ve Türk
ordusu bağrımızda sakladığımız yahudilerin ihaneti yüzünden yenilerek, imparatorluğumuz parçalanmış
ve İsrail oğullarının
emellerinin en büyüğü gerçekleşmiştir.
Yahudi Hanau ve Aldersmith'in ilham aldıkları bu kehanetler, 31 Ağustos 1931'de NewYork'ta çıkan Jewish Golden Age adlı
adlı eserde bir derneğin (association internationale des etudiants de la bible) yöneticisi olan yahudi Rutberford tarafından
şöyle açıklanmıştır: <<zaman geldi, yahudi büyükleri ve peygamber danyel tarafından gösterilen tarihlerde (yani 1887,
1897, 1914 ve 1919) yahudi olmayanların devletleri yıkılarak İsrail oğullarının zaferi gerçekleşmiştir.
>>
O dönemin Güney Afrika sömürge başbakanı ve diktatörü Sezer Smuts ve Lord Rober Sesil, büyük savaşın gerçekten
1897 (Bal) konferansında siyonistler tarafından hazırlandığını ve yahudi hayalinin gerçekleşmesi için savaşın yahudi
milletinin suç ortakları tarafından hazırlanarak patlatılmış olduğu birinci Baldvin kabinesi tarafından açıkça bildirilmiştir.
16 Mart 1923'te Güney Afrika'nın Cape town ilinde, yahudiler yararına yapılan gösteride Smuts şu açıklamayı yapmıştı:
<<mücadelemizde başlıca amacımız yahudi milletine milli bir yurt vermektir. Bu milli yurdu koruyacağız ve yahudi
milletine bu yolla tazminat verilmesi gibi yüksek bir hareketi dünyanın en önemli tarihsel olaylarından biri olarak
anlamlandıracağız.>> (Bu bilgi 6 Nisan 1923 tarihli Jewish Guarian gazetesinden alınmıştır)
Ayrıca New York'ta çıkan 'The New Palestine' adlı yahudi gazetesinin 1923 Nisan sayısından da şu bilgiyi alıyoruz:
<<Siyonist teşkilatı genel başkanı Hayim Wiseman, ABD'deki bir konferansta şöyle demiştir: 'sanıyorum ki savaşın
başlıca iki sonucundan birisinin de milli yahudi yurdunun kurulması
olayının olduğunu savaşın tarafsız yazılacak tarihi
gösterecektir. Biz bunun için savaştık ve Türklerin yenilmesine hizmet ettik. 1897 siyonist kongresinin kararlarına ve
siyon yönetimi protokollerine uyularak otuz milyon avrupalının telef olmasına neden olduk.>>

Kaynak: Yazar Atilhan'ın "Gizli Devlet ve Fesat Programı" kitabından alıntıdır.

 2 
 : Bugün 10:12:20 
Başlatan Kaan Ulas - Son ileti Gönderen: Buga Yaktu
Ruhu şad olsun, genç yaşta davanın sembolü oldu. Bizde martı kaşlıları değil, kendi değerlerimizi anmakla gurur duyuyoruz. Mekanı cennet olsun.

 3 
 : Bugün 10:12:14 
Başlatan SELENGA - Son ileti Gönderen: Tunga Bey
Kaç kere dedim, “İzmir, Y-CHP’nin kalesi değil”… (y-chp = yeni chp)

Y-CHP bu seçimde İzmir’i kaybedebilir…

Cahil muzipliği, gaflar, konusu bol mizah, hiciv, şamata…

Dersimli Kemal’in partisinde hep…

Adam partinin “altı oklu logosu”nu bile kullandırmıyor…

Sık sık “kendini inkâr eden” bir örgüt haline geldi…

Mesela…

Mansur Yavaş’ı aday yaptığı Ankara’da “adayda “Ankara kökeni aramak etik değil”...

Dersimli’ye göre İzmir’de “İzmirli olmak ayrıcalık”!

Komediye bakın ki, aslen Tuncelili olan İzmir Milletvekili Kemal Beyin kendisi “ithal vekil” iken…

Cumhur ittifakı adayı, Ege çocuğu (Denizlili) Nihat Zeybekçi’ye “ithal” diyor…

Ne güzel bir aslan sosyal demokrat kafası!

*

Memleketin büyük nüfusu içinde azınlık yurttaş “Ermeni, Yahudi, Rum, Levanten, Roman, LGBT’li”ler var ya…

“Demokrat ve eşitlikçi Dersimli”, cımbızla bu vatandaşları çekip alıyor listelere…

Mesela…

Halkın “Çingene” dediği ve yüzyıllardır içimizde yaşayan bir halka “Roman” adıyla “ayrıma tutmak” da ilk onların fikri…

İzmir’de Y-CHP’den Roman Özcan Purçu’yu vekil seçtirdi…

O da şehir şehir dolaşıp Romanları Y-CHP’ye kaydettiriyormuş!

Dersimli Kemal de İzmir’de güya AKP’den istifa eden 5 bin Roman adına 15 kişiye rozet takıyor!

Yıllarca Alevi kardeşlerimizden elini çekmeyen Y-CHP, şimdi çingeneler üzerinden İzmir’de oyun oynuyor!

*

Kürtçülüğe soyunan Y-CHP İzmir’de tehlikeli bir oyun oynuyor aslında…

“Atatürksüz bıraktıkları CHP” üzerinden “Türk İzmir”i de silip süpürmenin derdindeler…

Teknik Yapı Peşinatınıza %30 Değer Kazandırıyor! Peşinatınızın %30’una denk gelen ilk ara ödemeniz bizden!
performanceNative
“Altınordu”nun, “Göztepe”nin, “Karşıyaka”nın yiğit, yurtsever, Atatürk sevdalısı insanlarına…

Kendine Kemalist, Atatürkçü, Devrimci, Laik, Milliyetçi, Ülkücü ve hatta mütedeyyin diyebilen İzmirlilere “Soyer” soyadını dayatmaları boşuna değil…

İşi “zalim 12 Eylül savcısı babanın suçunun oğluna geçemeyeceği” açıklamasıyla sulandırarak, adayları Tunç Soyer’in nasıl bir HDPKK sevicisi olduğunu örtbas etmek istiyor…

Hâlbuki o zindanlarda devrimci, solcu insanlar da zulüm gördü, idam edildi…

Tunç Soyer, Güneydoğu’da köstebek yuvasına çevrilen şehirlerdeki PKK’li belediyelere kayyum atanmasına karşı çıkan adam…

Güzelim 4 milyon 300 binlik İzmir’de, “Kaleleri olduğunu söyledikleri İzmir’de” Y-CHP başka bir aday çıkaramıyor, ne kadar manidar değil mi?

Çağdaş, laik, demokrat, milliyetçi, hoşgörülü İzmirliye istediklerine oy verdirebileceklerini sanıyorlar…

*

Örgütte adam öğüten değirmen gibi Dersimli…

Örgütten istifa eden edene ama…

“Bildirgeleri”ne “rant paylaşımı” gibi tuhaf bir terimi sokan Dersimli, “aşiret ağası”nı belediye başkanı adayı yapacak evrime uğrattı “örgüt”ünü…

15 Temmuz’da ihanetin sıktığı mermiyi “kurşun” saymayıp Hasan Tahsin’in sıktığı “ilk kurşun”u örnek vermek gafı da ona yakışan cinsten…

AKP’yi, bulgur, makarna ve kömür dağıtmakla, tanzim satışa yönelmekle suçla; giderayak İzmir’de Kocaoğlu’na millet kasasından patates-soğan dağıttır!

Dersimli, ikide bir “2 bin 200 lira asgari ücret istiyorsan CHP’ye oy vereceksin” diyor… Oy vermeyene zam yok!

Y-CHP’li Tuncay Özkan Efendi “Pazartesi Türkiye’yi sarsacak belgeyi açıklayacağız” diyeli hafta geçti…

Geçti de Dersimli hâl⠓Bir değil iki 15 Temmuz var” gargarasıyla meşgul…

Tam bir komedi, İzmir’i kaybedecekler…

“Cumhur İttifakı”, Erdoğan ve Bahçeli’nin izinde sağlam yürüsün yeterli!

Yazar: Mustafa Önder - Türkgün Gazetesi -20 Şubat 2019

 4 
 : Bugün 09:55:49 
Başlatan Kaan Ulas - Son ileti Gönderen: Tunga Bey
Tinin Şad olsun, bozkurt yürekli!. Yerin Tanrıdağı olsun Türk ülküsünün genç savaşçısı ! Duruşun, haykırışın Türk gençliğine örnek olsun!

 5 
 : Bugün 00:33:10 
Başlatan Kaan Ulas - Son ileti Gönderen: Kurtçebe Noyan
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Şehit Fırat Çakıroğlu.

Unutmadık seni, "Ey Yılları Heba olan Genç".


Tini şad olsun.

 6 
 : 19 Şubat 2019, 23:59:07 
Başlatan Bozkurt58 - Son ileti Gönderen: BATURGAN

Kendi öngörüm. Umarım yanılırım. vermeyecekler .
Yanılmıyorsun abi

Türkiye, Kasım 2019’a kadar F-35 alamayacak


 7 
 : 19 Şubat 2019, 13:51:13 
Başlatan Asterhan - Son ileti Gönderen: Buga Yaktu
Töre Tengrisel ve Atalar kültü kaynaklıdır, yaşadıkça unutmayacağız. Biz kendi hukuk normlarımızla oluşan Batı veya Doğu hiç bir kaynaktan beslenmeyen Türk egemenliğini istiyoruz.

 8 
 : 19 Şubat 2019, 11:36:03 
Başlatan Alp_ - Son ileti Gönderen: Alp_
Batılı misyonerler ve bilim adamları şamanlara ilk yaklaşımı; bunların halkın inançlarını sömüren sahtekarlar veya psikolojik veya zihinsel hastalıkları bulunan insanlar olarak olarak yaftalamak olmuştu
insanlarımızda islamında etkisiyle bu önyargı hala yaşamaktadır...bunlara dair romandan bir bölüm paylaşmak istiyorum..

...
- Eğer oğlunuz gerçekten de gözcü ise, eğer kendi halkı tarafından seçilmişse, bunun anlamı sezgilerinin
çok güçlü olduğudur. ingilizce ESP ya da extrasensory perception tanımı altında sınıflandırılmış
yeteneklerden biridir bu; anlamı da duyuüstü algılama.
- Bir dakika.
Diane karşısındakini donuk gözlerle izliyordu.
- Bu etnik grubun böylesi çocukların üstün yeteneklere sahip olduğuna inandığını mı söylemek
istiyorsunuz?
Adam gülümsedi. Diane'ı sabırlı olmaya davet etmek için yaptığı işaret genç kadını sinirlendirdi.
- Hayır, diye mırıldandı. Söylemek istediğim bu değildi. Hiç değildi. Ben gözcülerin gerçekten de böylesi
yeteneklere sahip olduklarını düşünüyorum. Çok güvenilir insanların anlattıklarına göre, insanın beş
duyusuyla kesinlikle algılayamayacağı olayları yakalayabiliyorlar.
işte talihi yine aynı oyunu oynamış, karşısına bir zırdeli çıkarmıştı. Batıl inanç sahibi gruplar arasında gereğinden fazla kalmış biri. Sakin olmaya çalıştı:
- Ne gibi olaylardan bahsediyorsunuz?
- Lüü-si-anlar, örneğin ren geyiklerinin göç yollarını önceden bilebilirler. Yıldız kaymaları ya da gezegenler
gibi çok daha dikkat çekici oluşumları tahmin edebilirler. Ya da iklim değişikliklerini. Hiç kuşku yok, bunlar
bir kâhin gibidir. Üstelik yetenekleri de çok küçük yaşta ortaya çıkar...
Diane adamın sözünü kesti:
- Neler söylediğinizin farkında mısınız ?
Bir dirseğini masaya dayamış, öteki eliyle fincanını karıştıran bilim adamı basitçe yanıtladı:
- iki çeşit etnolog vardır, Madam. Bir etnik grubun ruhsal görüntülerini tümüyle psikolojik açıdan
inceleyenler. Bu türden etnologlar için şaman güçler, sahip olunan yeteneklerden ve isteri, şizofreni gibi
basit akıl sapkınlıklandan başka bir şey değildir. Aralarında benim de bulunduğum ikinci grup etnologlar
içinse, böylesi olaylar, adını taşıdıkları güçlerin görüntüsüdür, yani ruhların görüntüsü.
- Kendinizi böyle inançlara nasıl kaptırabilirsiniz? Tebessüm. Kahve fincanında bir daire.
- Meslek hayatım boyunca gördüklerimi bir bilebilseniz... Şamanizm belirtilerini basit akıl hastalıkları olarak
göstermek, bana göre aşırı bir küçümseme olurdu. Tıpkı müzikle hiç ilgilenmeden, orkestranın ses gücüne
dikkat eden bir müzikolog gibi. Malzeme var, aletler var. Bir de yükselen büyü. Bir halkın dinî inançlarını
basit birer batıl inanışa indirgemeyi kabul edemem. Büyücülerin gücünü sadece toplumsal seraplar gibi
açıklamayı reddediyorum.
Diane susuyordu. Aklında harekete geçen anılar. O da oldukça ilginç törenlere katılmıştı, özellikle de
Afrika'da. Gördükleri karşısındaki hislerini hiç derinlemesine düşünmemişti. Ama emin olduğu bir şey
vardı; böylesi anlarda, oyuna bambaşka bir güç katılıyordu. insanın hem içinde hem de dışında bulunan,
daha da önemlisi, kişinin sınırını zorlayan bir güç. Sanki kutsal bir temas ya da anlatılamaz bir eşikten
atlanmış gibi.
Claude Andreas, Diane'm kararsızlığını görmüş gibiydi. Soluğunu boşalttı:

dilerseniz konuyu bambaşka bir açıdan ele alalım. Para normal olayların dinî yanını bir kenara bırakıp,
böylesi olayların somut, fizik doğruluklarına bakalım.
- Hiç gerek yok, diye kestirip attı Diane. Böyle bir doğruluğun sözü bile edilemez.
Etnologun sesi ciddileşti:
- Hiç uyarıcı bir düş görmediniz mi?
- Herkes kadar. Belli belirsiz şeyler.
- Biraz önce düşündüğünüz bir kişinin size telefon ettiği olmadı mı hiç?
- Hayatın rastlantıları. Bakın, ben bilimle uğraşıyorum. Kendimi böylesi rastlantılara kaptırıp...
- Bilimle uğraşıyorsunuz, demek ki rastlantıların olasılığa dönüştüğü bir eşiğin varlığından haberlisiniz.
Olasılıkların da aksiyoma dönüştüğü ikinci bir eşiğin varlığından da. Ben uzun zamandan beri bu konularla
ilgileniyorum. Bugün Avrupa'da, Amerika'da, Japonya'da bu sınırların kesinlikle aşıldığı, telepati, kehanet
ve önsezi deneylerinin başarıyla yürütüldüğü bilimsel laboratuvarlar var. Eminim, siz de duymuşsunuzdur.
Diane fırsatı kaçırmadı:
- Doğru. Deney kuralları son derece sert olmakla birlikte, sonuçların incelenmesi her türlü yoruma açık.
- Çoğu bilim adamı böyle diyor, evet. Çünkü böylesi sonuçların etkisi çok ciddi olurdu. Söz konusu
anormallikleri kabul etmek, çağdaş fiziği ve bugünkü bilgilerimizi derinden sarsardı.
- Konudan tamamen ayrılıyoruz.
- Hayır, ayrılmadığımızı siz de biliyorsunuz. insanın gizli kalmış becerilerinden bahsediyoruz.
Çocuğunuzda belki de çok belirgin olan yeteneklerden söz ediyoruz. Duyarlı evrenin basit yasalarına
meydan okuyacak yeteneklerden.
Yeni uçurumlara dalmaya hiç ihtiyacı yoktu Diane'ın. Oysa onu orada tutan bir güç vardı. Bu yeteneklerin
belki de her şeyi açıklayabileceğini fısıldayan bir ses... Andreas aynı sakin sesiyle devam etti:
- Olaylara yine değişik bir açıdan bakalım. Siz etoloji uzmanısınız değil mi? Hayvanların algılama şekilleri
üzerinde çalışıyorsunuz.

-Ee?
- O algılama şekillerinden büyük bir bölümü uzunca bir zaman esrarlı, anlaşılmaz göründü bize. Neden?
Morfolojik kaynaklarını bilmediğimiz için. Yarasaların karanlıkta uçması, bizim için açıklanamaz bir sırdı.
Ta ki, bu gece kuşlarını yönlendiren ültrason titreşimlerini buluncaya kadar. Bütün algılamaların fiziksel bir
açıklaması vardır. Doğaüstü diye bir şey olamaz.
- Şimdi benim mesleğimden konuşuyorsunuz. insanda var olduğu iddia edilen sözde paranormal
yetenekler ile bunun arasında...
- Algılama organlarımızın hepsini bildiğimizi kim söyledi? Diane alayla gülümsedi:
- Şu ünlü altıncı hissimiz... (Ayağa kalktı.) Üzgünüm, Mösyö Andreas, ikimiz de zaman kaybediyoruz.
Etnolog da ayağa kalktı, Diane'm yolunu kapadı.
- Sözünü ettiğimiz çocukların, bizim sahip olmadığımız bir üstünlüğe sahip olmadıklarını kim söyleyebilir?
- Nasıl bir üstünlük?
Bir tebessüm; kâğıttan yüzü üzerinde bir virgül gibi.
- Masumluk.
Diane kahkaha atmaya çalıştı, ama boğazı düğümlendi. Charles Andreas devam etti:
- Sözünü ettiğim laboratuvarlarda en iyi sonuçların ilk deneylerde, özellikle de çocuklar üzerinde yapılan
deneylerde elde edildiği kanıtlandı. Doğallıkları nedeniyle.
- Bunun anlamı?
- Psikolojik yeteneklerimizin gelişmesi yolundaki en önemli engelin önyargılarımız olduğu. Kuşkuculuk,
maddecilik, kayıtsızlık aklımıza zarar veren, gücünü kullanmasını önleyen gerçek birer kirlilik gibi görülmeli
bence. Gücünden emin olmayan bir sporcu, yarışa yenik başlar. Bilincimiz kesinlikle aynı biçimde işler.
Kuşkucu biri kendi zihinsel yeteneklerine erişemez.

...

 9 
 : 19 Şubat 2019, 11:02:34 
Başlatan Tunga Bey - Son ileti Gönderen: Tunga Bey
5. Göz evrimleşmiş olamayacak kadar karmaşık yapıda mıdır?

Evrime yapılan karşı çıkışlarda en çok öne sürülen organlardan biri gözdür. İnsan gözünün çok karmaşık yapıda olduğunu ileri sürerler. Evrimin ara aşamalarında gözün yarım olduğunu söyler ve yarım göz hiç bir işe yaramıyor diyerek evrimleşmenin hiç olmadığı çıkarımını yaparlar. Bu durumu da "indirgenemez karmaşıklık" olarak tanımlarlar. Oysa en basit düzeyde göz, güneş ışığına tepki veren pigment benekleri ya da yamalarıdır. Bu pigmenler düz bir yüzeydeyse yalnızca aydınlığı ve karanlığı ayırt edebilir. Ancak pigmentleri çukur bir yüzeye yerleştirirseniz ışığın hangi yönden geldiğini de anlayabilirsiniz.

Bu çukurları biraz daha derinleştirir ve girişini kapatırsanız, ışığın girişini kısıtlayan ve gerçek görüntüler oluşturan bir iğne deliği kamerası elde edersiniz.  Bu iğne deliğini şeffaf bir hücre katmanıyla kaplayıp, çukuru da sıvıyla doldurursak, içindeki kristallerden bir mercek oluşturabiliriz. Bu mercek odaklamamıza yardım ederek görüntüyü daha da netleştirecektir.
Bu küçük değişim ve adaptasyonların her biri, bir canl organizmaya yaşadığı çevrede yeni bir avantaj sağlayabilir: kendisini avlamak üzere olan yırtıcıları daha uzaktalarken saptamak ya da daha etkili biçimde avlanmak gibi.
Eğer doğaya dikkatli bakarsanız, insan gözünün basit biçimlerini başka canlılarda görebilirsiniz.  Öglena gibi tek hücreli canlıların ışığa duyarlı pigmentlerden oluşan göz benekleri, aydınlık ve karanlığı ayırt etmeye yetmektedir.
Yassı solucanların çukurların içine gömülü pigment benekleri var ve bu ışığın yönünü belirlemelerini sağlıyor.
Nautilus gibi hayvanlarda iğne deliği kamerası vardır. Girişi hafifçe kapanmış daha derin çukurlar, bu iğne deliği kamerasını oluştururlar.
Salyangozlarda mercek yapısı oluşmuştur. Bu basit mercek yapısı, şeffaf hücrelerin gözün önündeki açıklığı kaplamasından ibarettir.
Yeterince zaman geçtiğinde görme yapılarındaki küçük değişimler sonunda insan gözü gibi bir karmaşık kamera yapısını alabilir.

 10 
 : 19 Şubat 2019, 06:06:44 
Başlatan BATURGAN - Son ileti Gönderen: BATURGAN
Baturgan sırf sen bu kitabı övdün diye bu kitabı alacağım kardeşim.

Ağabeyim, kitap başlarında beni tatmin etmedi beklediğim şeyleri bulamadım başında ama ilerledikçe açıldı. Yazar, lise ikide başlamıs yazmaya bu kitabı yanılmıyorsam on yıl gibi bir sürede bitirmiş. Karakterler tam bir id benliği, ne istersem yaparım kafası. Yeraltı edebiyatı demiştim, kitapta, uyuşturucu, silah, cinsellik, cinayet, hırsızlık konuları bolca mevcut hatta ilk başladığımda sıkılmama neden oldu. Yazarın ergenliği hissedilebiliyor Gülümseme. Bunlar olumsuz gördüklerimdi.

Öte yandan Kayra karakterinin bana benzerliğini garip buldum. Sanırım en büyük farkım benim Türk ırkçısı oluşum. Belki de bu yüzden kitabı sevdim. Sonuç olarak artısıyla eksisiyule romanları çok az beğenen biri olarak benim beğendiğim bir eser. Oğuz Atay'ın eline yağ süremez yine de Gülümseme

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.038 Saniyede 14 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 1q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.