İYİ Parti
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 21:39:55


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İYİ Parti  (Okunma Sayısı 1835 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 311


« Yanıtla #30 : 27 Ekim 2017, 21:06:14 »

Mhp Osmanlı bayrağını kullanıyor, bunlar da Osmanlı hanedanlığının mensup olduğu Kayı'nın bayrağını kullanıyor. akp osmanlıcılık yapıyor, televizyonlara Osmanlı hanedanlarının torunları çıkıp röportajlar yapıyor, fesli bir adam çıkıp Osmanlıyı istiyor, televizyonda Osmanlıyı anlatan diziler çekiliyor. Bir Osmanlı çılgınlığı almış başını gidiyor. Orhan Beyin horofirayla başlayan yabancı kadınlarla evliliklerinden doğan şehzadelerin hangisi Türk kabul edelim ki Osmanlı Türk olsun. 2. selimin annesi yahudi roxalenne, genç osmanın annesi sırp, 1. ahmetin annesi rum değil mi ? fransızı, İTalyan'ı yahudisi, rumu, sırpı, rusu, arnavutu bu hanedanlığın gelinleri değil mi .

Kimse kusura bakmasın, arkadaki yenilikçi jön Türkler , ittihat terakkicilerin devamıyla hanedanlık yandaşlarının devamı arasındaki gizli savaşın günümüzdeki cumhuriyet rejimine karşı mücadelesinde taraf olmanın Türk soyuna hiçbir yararı yoktur. Günümüzde hepsi Osmanlının belli taraflarının devamı niteliğinde. Bu topraklar yabancı soyluların egemenliğinde kala kala ne kazandı, etniklerin mandacılık yapmasına şahit olunmadı mı milli mücadele zamanında. Hain krtlerin, yalancı ermenilerin, korkak yunanın, yılışık arabın zararlı cemiyetleriyle uğraşmadık mı ?

Dünya yeni bir düzene girip ulus devletlerin dünya egemenliğini kabul etmişken imparatorluk örnekleriyle hareket etmenin kime ne faydası olabilir ki, okyanus ötesinde çok uluslu abd bile ulus devlet düzenine karşı direnemedi, avrupa birliğinin horozu Almanya'yı diğer ab ülkeleri sallamaz oldu, ab dağılmaya başladı, ayrılıkçı referandumlar demokrasi maskesine rağmen uluslararası karşılık bulamayıp başarısız oldu.

Perde arkasında imparatorluk hayranlarının cumhuriyetçilerle gizli savaşı varsa ben taraf değilim, ne imparatorluk ne cumhuriyet olsun. Türk töresinin yaşatıldığı bir düzen ve Türk soylunun hüküm sürdüğü kağanlık sistemi olsun.

Koyulaştırdığım yer hakkında tartışmak istiyorum kandaşım, madem ulus-devletlerin varlığı artık tehdit altında değil küreselleşme niye her geçen gün daha da vahşi bir şekilde büyüyor peki?

Kandaşım küreselleşme yeni değil ki, insanlık tarihi kadar eski. Son yüzyılda hızlı bir ilerleme gösterse de durakladığı, gerilediği dönemler de olmuştur. Bu bir süreçtir. Fransız devrimiyle gerilemiş, soğuk savaşın bitmesiyle ilerlemiştir. İçe kapanıklığın temsili derebeylikler veya katı kuralları olan kilise döneminde gerilerken, rönesansla ilerlemiş.
Ayrıca küreselleşme sadece dezavantajlara değil, avantajlara da sahiptir. Bu inkar edilemez. Tamam biz gelenekçi ve bağnazız ama diğer soylarla yapılan rekabette geri düşmemek için bir miktar da yenilikçiyiz.

Küreselleşme demek, etkileşme, benzerleşme, ortak ürün kullanımı, ortak dile geçme, kültürel kaynaşma ve diyalog adı altında kültürel yıkım, ortak hissiyat, ortak para birimi kullanma, melezleşme yani bir anlamda farklılıkların kaybolması demektir.

İnsan türü tarihin karanlık dönemlerinde avcılıkla yaşamını  devam ettiriyor, vahşi doğadan korunma ve beslenme dışında bir ihtiyaç hissetmiyordu. İnsan türü sayıca çoğaldıkça bu gibi tehlikelerden daha kolay korunmak amacıyla toplu halde yaşayıp klanlaşma eğilimine girdi. İşte ilk küreselleşme adımları bu klanlarda atıldı. Çünkü bu sayede aynı takımda yaşayan insanlar aynı ürünleri kullanmaya, aynı avı paylaşmaya başladı.
Sürü psikolojisi oluşmaya başladı. Bu içgüdüyü kazanan bireyler ve sürüler doğanın bir gerçeği olan güçlünün hayatta kaldığı sistemde bir adım öne geçmiştir. Yani bireycilik ilk mağlubiyetini bu klanlarda kaybetmiş, küreselleşme de ilk kazanımını bu klanlarda elde etmiştir.

Kavimler göçü, kuraklık, savaşlar ile bir coğrafyadan bir coğrafyaya kültürel göçler gerçekleşti. Yeni uluslar bu yerdeğiştirmelerle oluşmaya başladı.

Üstün andronova ırkı, yani bizlerin kökeni maalesef diğer aşağılık ırklarla karıştı. Farklılıklar azaldı. Küreselleşme yine galibiyet kazandı.

Oklu mızraklı savaşlar, hızla büyüyen ve gelişen dünyada ihtiyaçların değişmesi nedeniyle ticari savaşlara yerini bırakmaya başladı.İpek yoluyla farklı coğrafyalarda aynı ürünler kullanılmaya başlandı. Yani küreselleşmenin ortak ürün kullanımı ayağı sağlanıyordu kısmen de olsa.

Ticarette takas yerini paraya bıraktı. Hanedanlar,.hükümdarlar kendileri adına para bastırdı. Ancak bu şöyle bir sorunu da beraberinde getirdi. Bir ülkedeki para kendi toprağında belli bir miktar ürüne karşılık gelirken başka bir ülkede farklı miktar ürüne karşılık geliyor veya o para geçmiyordu. Bunun önüne geçmek için borsanın ilk prototipleri oluşturuldu. Avrupa'da Bristol, Korsika, Afrika'da iskenderiye limanları farklı para birimlerinin geçtiği ticaret yapılan merkezler oldu.
Küreselleşmenin ortak para birimi de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

İmparatorluklar ile farklı soylar aynı egemenliğe dahil oldu.
Rönesansla gelişim başladı ve ulaşım, iletişim ile ilgili icatlar bu dönemde keşfedilmeye başlandı. Küreselleşmeyi hızlandıran elemanlardan olan ulaşımda kolaylık, farklı ırkların birbiriyle iletişim araçları rönesansla hız kazandı. Farklılıkları azaltan , melezleşmeye imkan sağlayan bu olay dünyanın gidişatını değiştirdi.

Dünya savaşlarıyla birlikte ittifaklar sağlandı, ülkeler birbirine ihtiyaç duyar oldu.
Barışın sağlanması, istikrar ve düzenin inşası için işbirliği amaçlı Birleşmiş Milletler kuruldu.

Ulaşım kolaylaştı, bir ülkeden bir ülkeye gitmeyi geçin, aynı gün içinde kıtalar değiştirilir oldu. Dünyada ortak dil gibi bir kavram oluştu. Farklı soylar aynı diziyi izleyip güldü, aynı filmi izleyip ağladı. Dolar dünyada en çok kullanılan para birimi oldu. Ulaşım kolaylaştı, vizeler kaldırıldı, turizm ile yer değiştirmeler arttı, melezleşme ve kültürel değişim yaşandı.

Küreselleşmenin tanımını yaparken saydıklarımın hepsi gerçekleşti.

Ancak bu küreselleşme her zaman ilerleme göstermedi. Durakladığı ve gerilediği zamanlar da oldu. Vereceğim bir iki örnek küreselleşmenin kaybettiği yerleri gösterecektir.

Bunlardan biri her çağın farklı dönemlerde yaşanması, günümüzde yapılan ayrılıkçı referandumların , küreselci güçlere rağmen uluslararası karşılık bulamaması ve Suriye örneği. Suriye örneği bile küreselcilerin mağlubiyetini anlatmaya yeter.
Suriye ulus devletçilerle küreselcilerin savaş meydanı olmuştur. Dünyayı yönetmek için birbirleriyle anlaşan ve sinsi bir şekilde iki kutup varlığı hissiyatı oluşturup dünya devletlerini kendi yanına çekmeye çalışan abd-rusya işbirliğinin Avrupa Birliğini yıkma planları ulus devletçi yapı karşısında bozulmuştur.
Birbiriyle anlaşmaz olarak görünen abd ve rusya kapalı kapılar ardında birbiriyle anlaşıp Suriye'deki savaşı bilerek uzatmışlar ve böylece Avrupa'ya göçlere neden olmuşlardır. Bu göçler Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye sokmuş, kültürel yapısını sarsmış, antropolojik özelliklerini değiştirme tehlikesini beraberinde getirmiştir.

Bunu fark eden ulus devletçi yapı ab politikalarını hedef aldı. İngiltere ab'den ayrıldı. Fransa, İtalya, Hollanda ab üyeliklerini tartışmaya açtı. Küreselciler birbiriyle anlaşmazlığı olan güçsüz bir Avrupa Birliği isterken , ayrışmış ama bağımsız , müdahaleye izin vermeyen devletlerin oluşması sağlanır oldu. Küreselcilerin bu planları ulus devletçiler tarafından bozuldu.

Ayrılıkçı referandum dalgası oluşturmayı planlayan ve hedefinde demokrasi maskesiyle uluslararası bir destek olan küreselcilerin planı yine İngiltere tarafından bozuldu. Kendi içlerinde yoğun araştırma ve anket öncülüğünde başarısız olacağına kesin gözüyle bakılan bağımsızlık referandumunu kendi içlerinde yapıp başarısız bir örneğini sunup, ayrılıkçı hareketlerin aleyhindeki en büyük propagandayı gerçekleştirmiş oldu.
Yine aynı şekilde ayrılıkçı hareketler dünya kamuoyunda istediği desteği bulamadı.

Irak'ta, İspanya'da sınırları değiştirmek isteyen küreselciler ulus devlet sistemi karşısında kaybetti.

Bu savaş insan türü yeryüzünde yaşadığı müddetçe varolacaktır. Küreselcilerin başını da büyük sermaye sahibi şirketler ve keşfiyle, kuruluşuyla, karma ulus yapısıyla abd yapacaktır. Ulus devlet yapısını ise çoğunluğunu belli bir etnik grubun oluşturduğu ülkeler ve mevcut durumu koruma içgüdüsüne sahip gelenekçiler ve ırkçılar muhafaza edecektir.

Bu savaş bir dengeye ulaşana kadar devam edecektir. Ne küreselciler tamamıyla tek güç olacak, ne de tamamıyla kapalı, kendini soyutlamış devletler dünya egemenliğini sağlayacaktır. Denge sağlanana kadar kaos ve savaş doğanın bir gerçeğidir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Akıncı Türk Beyi
BİLGE BOZKURT
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 338



« Yanıtla #31 : 27 Ekim 2017, 23:34:35 »

--------alıntı----yazan: nihat genç-------

İYİ Parti’de çok değerli ‘milliyetçi’ isimler var, şimdi onları, parti içinde çok büyük bir ‘kavga’ bekliyor, ve bu kavganın sonu nereye çıkar, bilinmez!
Kavganın sebebi, parti programında yer alan ‘EŞİT VATANDAŞLIK’ ve ‘NATO’ya BAĞLILIK’ lafları. Malum ‘eşit vatandaşlık’ ‘açılım’ın ve Apo’nun ve hain liberallerin ‘etnik vatandaşlık’ı anayasaya koymak için uydurdukları bir laftır.
Yani milliyetçilerin kıllandığı ve asla kabul etmediği bu eşit vatandaşlık’ın parti programına girmesi baştan aşağı şaibelidir, çok tehlikelidir, ve…
Ve ‘kasıtla’ oraya konmuştur. Çünkü bu lafın oraya girmemesi için içerden büyük bir mücadele edilmiş ve bir irade (hangi irade?) bu lafı programa geçirmiştir.
Gelelim NATO’ya bağlılığa... 15 Temmuz’dan sonra NATO, FET֒yü sahiplenmiş ve hatta FET֒yü ordusu kabul eden açıklamalarda bulunmuştur, yani, 15 Temmuz’dan sonra NATO’ya bağlılık bir şekilde FET֒ye bağlılık anlamına gelmeye başlamıştır.
İşte bu NATO’ya bağlılık ifadesine de karşı çıkılmış, yapmayın etmeyin yazmayın denilmiş, ancak yine bir irade (hangi irade) programa milliyetçilerin tepkisini göze alarak NATO’ya bağlılığı da programa koymuştur.
...
Eşit vatandaşlığın milliyetçi bir partide ne işi var ya da FET֒ye bağlılığını bildirmiş NATO’yla milliyetçi bir partinin ne işi var?

------aıntı bitti----------kaynak: odatv----------
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkiye yalnızca soyu Türk olanlarındır.
Bergütey
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 486


Türkiye Türklerindir!


« Yanıtla #32 : 27 Ekim 2017, 23:55:45 »

Mhp Osmanlı bayrağını kullanıyor, bunlar da Osmanlı hanedanlığının mensup olduğu Kayı'nın bayrağını kullanıyor. akp osmanlıcılık yapıyor, televizyonlara Osmanlı hanedanlarının torunları çıkıp röportajlar yapıyor, fesli bir adam çıkıp Osmanlıyı istiyor, televizyonda Osmanlıyı anlatan diziler çekiliyor. Bir Osmanlı çılgınlığı almış başını gidiyor. Orhan Beyin horofirayla başlayan yabancı kadınlarla evliliklerinden doğan şehzadelerin hangisi Türk kabul edelim ki Osmanlı Türk olsun. 2. selimin annesi yahudi roxalenne, genç osmanın annesi sırp, 1. ahmetin annesi rum değil mi ? fransızı, İTalyan'ı yahudisi, rumu, sırpı, rusu, arnavutu bu hanedanlığın gelinleri değil mi .

Kimse kusura bakmasın, arkadaki yenilikçi jön Türkler , ittihat terakkicilerin devamıyla hanedanlık yandaşlarının devamı arasındaki gizli savaşın günümüzdeki cumhuriyet rejimine karşı mücadelesinde taraf olmanın Türk soyuna hiçbir yararı yoktur. Günümüzde hepsi Osmanlının belli taraflarının devamı niteliğinde. Bu topraklar yabancı soyluların egemenliğinde kala kala ne kazandı, etniklerin mandacılık yapmasına şahit olunmadı mı milli mücadele zamanında. Hain krtlerin, yalancı ermenilerin, korkak yunanın, yılışık arabın zararlı cemiyetleriyle uğraşmadık mı ?

Dünya yeni bir düzene girip ulus devletlerin dünya egemenliğini kabul etmişken imparatorluk örnekleriyle hareket etmenin kime ne faydası olabilir ki, okyanus ötesinde çok uluslu abd bile ulus devlet düzenine karşı direnemedi, avrupa birliğinin horozu Almanya'yı diğer ab ülkeleri sallamaz oldu, ab dağılmaya başladı, ayrılıkçı referandumlar demokrasi maskesine rağmen uluslararası karşılık bulamayıp başarısız oldu.

Perde arkasında imparatorluk hayranlarının cumhuriyetçilerle gizli savaşı varsa ben taraf değilim, ne imparatorluk ne cumhuriyet olsun. Türk töresinin yaşatıldığı bir düzen ve Türk soylunun hüküm sürdüğü kağanlık sistemi olsun.

Koyulaştırdığım yer hakkında tartışmak istiyorum kandaşım, madem ulus-devletlerin varlığı artık tehdit altında değil küreselleşme niye her geçen gün daha da vahşi bir şekilde büyüyor peki?

Kandaşım küreselleşme yeni değil ki, insanlık tarihi kadar eski. Son yüzyılda hızlı bir ilerleme gösterse de durakladığı, gerilediği dönemler de olmuştur. Bu bir süreçtir. Fransız devrimiyle gerilemiş, soğuk savaşın bitmesiyle ilerlemiştir. İçe kapanıklığın temsili derebeylikler veya katı kuralları olan kilise döneminde gerilerken, rönesansla ilerlemiş.
Ayrıca küreselleşme sadece dezavantajlara değil, avantajlara da sahiptir. Bu inkar edilemez. Tamam biz gelenekçi ve bağnazız ama diğer soylarla yapılan rekabette geri düşmemek için bir miktar da yenilikçiyiz.

Küreselleşme demek, etkileşme, benzerleşme, ortak ürün kullanımı, ortak dile geçme, kültürel kaynaşma ve diyalog adı altında kültürel yıkım, ortak hissiyat, ortak para birimi kullanma, melezleşme yani bir anlamda farklılıkların kaybolması demektir.

İnsan türü tarihin karanlık dönemlerinde avcılıkla yaşamını  devam ettiriyor, vahşi doğadan korunma ve beslenme dışında bir ihtiyaç hissetmiyordu. İnsan türü sayıca çoğaldıkça bu gibi tehlikelerden daha kolay korunmak amacıyla toplu halde yaşayıp klanlaşma eğilimine girdi. İşte ilk küreselleşme adımları bu klanlarda atıldı. Çünkü bu sayede aynı takımda yaşayan insanlar aynı ürünleri kullanmaya, aynı avı paylaşmaya başladı.
Sürü psikolojisi oluşmaya başladı. Bu içgüdüyü kazanan bireyler ve sürüler doğanın bir gerçeği olan güçlünün hayatta kaldığı sistemde bir adım öne geçmiştir. Yani bireycilik ilk mağlubiyetini bu klanlarda kaybetmiş, küreselleşme de ilk kazanımını bu klanlarda elde etmiştir.

Kavimler göçü, kuraklık, savaşlar ile bir coğrafyadan bir coğrafyaya kültürel göçler gerçekleşti. Yeni uluslar bu yerdeğiştirmelerle oluşmaya başladı.

Üstün andronova ırkı, yani bizlerin kökeni maalesef diğer aşağılık ırklarla karıştı. Farklılıklar azaldı. Küreselleşme yine galibiyet kazandı.

Oklu mızraklı savaşlar, hızla büyüyen ve gelişen dünyada ihtiyaçların değişmesi nedeniyle ticari savaşlara yerini bırakmaya başladı.İpek yoluyla farklı coğrafyalarda aynı ürünler kullanılmaya başlandı. Yani küreselleşmenin ortak ürün kullanımı ayağı sağlanıyordu kısmen de olsa.

Ticarette takas yerini paraya bıraktı. Hanedanlar,.hükümdarlar kendileri adına para bastırdı. Ancak bu şöyle bir sorunu da beraberinde getirdi. Bir ülkedeki para kendi toprağında belli bir miktar ürüne karşılık gelirken başka bir ülkede farklı miktar ürüne karşılık geliyor veya o para geçmiyordu. Bunun önüne geçmek için borsanın ilk prototipleri oluşturuldu. Avrupa'da Bristol, Korsika, Afrika'da iskenderiye limanları farklı para birimlerinin geçtiği ticaret yapılan merkezler oldu.
Küreselleşmenin ortak para birimi de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

İmparatorluklar ile farklı soylar aynı egemenliğe dahil oldu.
Rönesansla gelişim başladı ve ulaşım, iletişim ile ilgili icatlar bu dönemde keşfedilmeye başlandı. Küreselleşmeyi hızlandıran elemanlardan olan ulaşımda kolaylık, farklı ırkların birbiriyle iletişim araçları rönesansla hız kazandı. Farklılıkları azaltan , melezleşmeye imkan sağlayan bu olay dünyanın gidişatını değiştirdi.

Dünya savaşlarıyla birlikte ittifaklar sağlandı, ülkeler birbirine ihtiyaç duyar oldu.
Barışın sağlanması, istikrar ve düzenin inşası için işbirliği amaçlı Birleşmiş Milletler kuruldu.

Ulaşım kolaylaştı, bir ülkeden bir ülkeye gitmeyi geçin, aynı gün içinde kıtalar değiştirilir oldu. Dünyada ortak dil gibi bir kavram oluştu. Farklı soylar aynı diziyi izleyip güldü, aynı filmi izleyip ağladı. Dolar dünyada en çok kullanılan para birimi oldu. Ulaşım kolaylaştı, vizeler kaldırıldı, turizm ile yer değiştirmeler arttı, melezleşme ve kültürel değişim yaşandı.

Küreselleşmenin tanımını yaparken saydıklarımın hepsi gerçekleşti.

Ancak bu küreselleşme her zaman ilerleme göstermedi. Durakladığı ve gerilediği zamanlar da oldu. Vereceğim bir iki örnek küreselleşmenin kaybettiği yerleri gösterecektir.

Bunlardan biri her çağın farklı dönemlerde yaşanması, günümüzde yapılan ayrılıkçı referandumların , küreselci güçlere rağmen uluslararası karşılık bulamaması ve Suriye örneği. Suriye örneği bile küreselcilerin mağlubiyetini anlatmaya yeter.
Suriye ulus devletçilerle küreselcilerin savaş meydanı olmuştur. Dünyayı yönetmek için birbirleriyle anlaşan ve sinsi bir şekilde iki kutup varlığı hissiyatı oluşturup dünya devletlerini kendi yanına çekmeye çalışan abd-rusya işbirliğinin Avrupa Birliğini yıkma planları ulus devletçi yapı karşısında bozulmuştur.
Birbiriyle anlaşmaz olarak görünen abd ve rusya kapalı kapılar ardında birbiriyle anlaşıp Suriye'deki savaşı bilerek uzatmışlar ve böylece Avrupa'ya göçlere neden olmuştur. Bu göçler Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye sokmuş, kültürel yapısını sarsmış, antropolojik özelliklerini değiştirme tehlikesini beraberinde getirmiştir.

Bunu fark eden ulus devletçi yapı ab politikalarını hedef aldı. İngiltere ab'den ayrıldı. Fransa, İtalya, Hollanda ab üyeliklerini tartışmaya açtı. Küreselciler birbiriyle anlaşmazlığı olan güçsüz bir Avrupa Birliği isterken , ayrışmış ama bağımsız , müdahaleye izin vermeyen devletlerin oluşması sağlanır oldu. Küreselcilerin bu planları ulus devletçiler tarafından bozuldu.

Ayrılıkçı referandum dalgası oluşturmayı planlayan ve hedefinde demokrasi maskesiyle uluslararası bir destek olan küreselcilerin planı yine İngiltere tarafından bozuldu. Kendi içlerinde yoğun araştırma ve anket öncülüğünde başarısız olacağına kesin gözüyle bakılan bağımsızlık referandumunu kendi içlerinde yapıp başarısız bir örneğini sunup, ayrılıkçı hareketlerin aleyhindeki en büyük propagandayı gerçekleştirmiş oldu.
Yine aynı şekilde ayrılıkçı hareketler dünya kamuoyunda istediği desteği bulamadı.

Irak'ta, İspanya'da sınırları değiştirmek isteyen küreselciler ulus devlet sistemi karşısında kaybetti.

Bu savaş insan türü yeryüzünde yaşadığı müddetçe varolacaktır. Küreselcilerin başını da büyük sermaye sahibi şirketler ve keşfiyle, kuruluşuyla, karma ulus yapısıyla abd yapacaktır. Ulus devlet yapısını ise çoğunluğunu belli bir etnik grubun oluşturduğu ülkeler ve mevcut durumu koruma içgüdüsüne sahip gelenekçiler ve ırkçılar muhafaza edecektir.

Bu savaş bir dengeye ulaşana kadar devam edecektir. Ne küreselciler tamamıyla tek güç olacak, ne de tamamıyla kapalı, kendini soyutlamış devletler dünya egemenliğini sağlayacaktır. Denge sağlanana kadar kaos ve savaş doğanın bir gerçeğidir.

Öncelikle eline sağlık kandaşım, gayet doyurucu bir yazı olmuş hepsini okudum.

Mantık olarak ele alırsak, evet sosyal etkileşim olarak en baştan vardı küreselleşme. İnsan sosyal bir varlık neticede, başka birinden başka kazanımlar elde edebiliyor, kendi alışkanlıklarını terk edebiliyor zamanla o gördüğü şeyler sayesinde. Türkçülüğü de zaten son 100-200 senede ortaya çıkmış bir akım olarak görmek doğru olmaz, binlerce yıl önce dahi Türklük hissiyatı vardı.

Yine olgu olarak varolması, hep vardı diyip geçiştirilecek bir mesele değil ama. Dünya son 50-60 senede teknolojik anlamda daha öncesinin 2-3 katı yol kat etti belki de. Bu durum siyasal ve sosyal gündeme fazlasıyla yansıdı. Küreselleşme 1990'ların ortasından müthiş bir ivme kazandı, her geçen gün ivme kazanmaya devam ediyor. Teknolojinin kendisi, bilhassa internet ve sosyal medya, zaten bunu tetikliyor. Eskiden kimsenin dünyadan haberi yoktu, herkes yerel/milli yaşıyordu. Sınırlar vardı hakikaten yani. Şimdi siz yazmışsınız, öyle mi durum? Kaldı ki sınırla alakası yoktu aslında dediğimin, sanal sınırlar olsa dahi günümüzde herhangi bir sınır yok artık. İsteyen istediği yere 'Para'sı olduğu müddetçe gidebiliyor, paran olduğu müddetçe adamsın yani, güçlüsün. Ana kavram 'para. Küreselleşme sadece basit bir etkileşim değil yani, kapitalizmi de beraberinde şiddetli bir şekilde getiriyor. Eskiden de takas veya altın paralar vardı ama küreselleşme zayıf olduğu için kapitalizm yoktu veya daha kabul edilebilir haliyle bu kadar güçlü değildi olgu olarak, kılıç kullanan, savaşta yetenekli olan en büyüktü. Şu an küreselleşmenin ortaya çıkardığı bir kavram daha var, diplomasi. Askeri güç günümüzde hala önemli fakat o eski önemi yok. Yoksa bizim ordumuzun yanında ordusu devede kulak kalacak İsviçre, Avrupa'nın en güçlü ülkelerinden biri hatta finansal anlamda en güçlüsü olmazdı. Yani olayı hep vardı, bazen yükselir bazen düşer tarzından yorumlamak doğru değil, gerçekçi davranmalı ve konjonktüre göre hareket etmeliyiz. Küreselleşmenin dünyadaki sonuçlarını kimse engelleyemez orta vadede o ayrı konu, ama Türk ırkı ve Türkçülük açısından bakarsak derhal devlet-iktidar gücüyle bir şey yapılmazsa geri dönüşü olmayan bir yola girilecek. Benim için göstermelik yasaların, anlaşmaların vb. hiçbir değeri yok. Önceki mesajlarımın birinde yazdığım gibi, güya birsürü farklı millet var ülke var ama herkesin yaptığı aynı. İnsanlar artık kıstas almıyor milliyeti. Sosyal medyayı görmüş, internet üzerinden başka deryalara açılmış gençliğe dönüp eski milliliği çok zor anlatırsın.

 Tek bir çözüm yolu var, şu anki hükümetin yaptığını Türkçü bir iktidar gelip Türkçülük için yapacak. Müthiş bir medya gücüyle Türkçülük pompalayacaksın. Nasıl herkes her kanalda Cumhurbaşkanı'nı ve Osmanlı'yla alakalı dizileri görüyorsa, Türkçü konuşmacıları ve Türkçülükle alakalı programları görecek. Bunun için gerekirse dünyadan da soyutlayacaksın kendini biraz. İlk amaç, dünya egemenliği değil zaten direk. Amaç önce Türklük ruhunu yeniden tesis etmek. Maç maç gitmeliyiz, birden sezon sonunu düşünürsek başarılı olamayız. Benim yorumum da bu şekilde, küreselleşmenin kapitalizmin bu yıkıcı boyutlara ulaşan faturası, otoriter bir Türkçü, iktisadi açıdan da toplumcu bir yönetim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Irkçılığın sebebi yoktur, sebep arayan varsa da ırkçı değildir.
ilkbesiktasli
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 10



« Yanıtla #33 : 28 Ekim 2017, 07:48:52 »

Türk Dünyası    Türk Dünyası ve Akraba Topluluklarımızın yanı sıra, ortak inanç, tarih ve kültürü paylaştığımız, çoğunluğunu mağdur ve mazlum insanların oluşturduğu ve adına “Gönül Coğrafyamız” dediğimiz topraklarda da milyonlarca insanın kalbi, aklı ve fikri, Türkiye ve Türk Milleti iledir.  Türkiye, Türk Dünyasını, Akraba Topluluklarımızı ve “Gönül Coğrafyamızı”; ırk, din, dil, mezhep, etnik ve diğer tüm farklılıkları sorun etmeden kucaklayacaktır. Bu kucaklama siyasi sınırların ötesinde bir “kardeş kucaklaşması” olacaktır. Partimizin dış politika uygulamalarında Türk Dünyası, hak ettiği öneme sahip olacaktır.  Balkanlardan başlayıp Anadolu ve Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya uzanan coğrafyanın ana unsurları ve ata toprakları olan kardeş Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Gagavuz, Kırım, Tataristan, Başkurdistan gibi cumhuriyet veya özerk bölgeler ile politik, ekonomik, kültürel ilişkilerimizin sürekli bir atılım içinde olması partimizin hedefleri arasındadır. Keza Balkan coğrafyasındaki soydaşlarımız partimiz açısından dostluk köprüsü olarak görülecektir. Ortadoğu Türklüğüne büyük bir önem verilecek, bu çerçevede başta Irak ve Suriye Türklüğü ile ilişkilerimiz geliştirilecektir.  “Avrupa Türkleri” başta olmak üzere dünyanın her yerinde yaşayan vatandaşlarımızın, eğitim, kültür, din, sosyal ve ekonomik konulardaki sorunlarıyla yakından ilgilenilecek ve bunların çözümü konusunda destekler verilecektir. Avrupa Türkleri başta olmak üzere Türk Dünyası’nda “toplumsal birliktelik” oluşturulacak, düşünce ve eylemde “diaspora ruhu” ile hareket etmeleri sağlanacaktır.
 İYİ PARTİ PROĞRAMI. Türk dünyası hakkında.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 311


« Yanıtla #34 : 28 Ekim 2017, 23:12:03 »

Bu parti şu an için bir fidandır. İlerde büyüyecek , gelişecektir. Bazı ağaçlar, fidan iken ne ağacı olduğunu belli etmez. Ne tür ağaç olduğu yeşerip meyve verince anlaşılır. İşte bu partinin de ne tür ağaç olduğu şu an için belli değildir. Kök salmadan bu ağacın ne ağacı olduğunun, bu fidanın tohumunu kimin ektiğinin, kimin suladığının iyice tahlil edilmesi gerekmektedir.

Bu parti, programı olsun, içindeki eski kurtlar olsun, söylem olsun , milliyetçi bir politika izleneceği görülmektedir. Acaba görüldüğü gibi midir ?

Çeçenistan'da da Ahmet Kadirov milliyetçi söylemlere ve rus düşmanı sözlere başvuruyordu. Hatta Ruslar için 'kanlarını dökmek her Çeçenin görevidir ' diyordu. Çeçenlerin desteğini aldı başa geçti . Gerçek sonradan anlaşıldı ki, Kadirov Kgb'ye çalışıyordu. Başa geçer geçmez Çeçen direnişini kırmayı görev edindi. Şimdi de  o görevi oğlu Ramazan Kadirov yürütüyor.

Yanlış anlaşılmasın, çeçenleri asla sevmem ama onların başına gelen bu olay bizlere ders olmalıdır. Milliyetçi söylemlere sahip olanlar belki de bizim duygularımızı kullanan, suistimal eden ve böylece milliyetçi kesimi yönlendiren ekiplerdir. Belki de dünyada artan milliyetçi dalgayı kontrol etmek amaçlı kurulan partilerden biridir. Belki de milliyetçi ateşi söndürmek amaçlı kuruldu. Ülkedeki yönetime ve muhalefetsizliğe tepkisel kurulduğu söylenen bu partinin karanlık yönlerinin olup olmadığını  şimdilik bilinen mevcut verilerle anlayamıyoruz.  

Benim kafama takılan bir şey var o da parti programında  misyon olarak verilen Türk dünyasına yaklaşımda İran Türklerinin program yazısındaki noksanlığı. Bu unutulmuş bir eksiklik mi yoksa bilinçli olarak mı yer verilmedi bilmiyorum ama içinde az sayıda Türk köyünden başka Türk olmayan Kırım'ın yazıda yer alıp 35-40 milyon Türk barındıran İran Türklerinden bahsedilmemesi gariptir. Ortadoğu Türklerinin sorunlarına çare olunacağı söylenip Irak ve Suriye Türklerinin ismi geçerken İran Türklerinin isminin geçmemesi büyük bir eksikliktir. Afganistan'da da 8 milyon Türk vardır mesela o da geçmiyor ama Asya diyerek genellemiş veya dahil edilmişse bile özel olarak İran Türklerinden bahsedilmesi gerekirdi herhangi bir genellemeye başvurmadan.

Eğer bu bilinçli bir eksiklik değilse, aklıma şu olasılıklar gelmektedir :

1- Azerbaycan diyerek, İran topraklarındaki Güney Azerbaycan da buna dahil edilmiş ve İran Türkleri denmesine gerek duyulmamıştır.

2- İran ile mevcut politikada ters düşmemek veya ileride yeni bir şekilde dizayn edilmek istenen İran politikasında İran'ın içişleri diyerek o topraklardaki Türk soyluların yok sayılması.

3-  Bu partide gizli bir İran ilişkisi

4- Kasr ı Şirin gibi bir sınır anlaşmasının bir benzerinin İran Türkleriyle ilgili de bulunması ve kurulan tüm partilerin bundan haberdar olup kamuoyundan saklaması.

5- Türk'ün yaşadığı her yer Türk'ündür anlayışının hasara uğraması ve Misakı Milli sınırlarımızın değişmesi.

6- İthal edilen mezhepçilik saçmalığının bu partide de benimsenmesi ve İran Türklerinin yok sayılması

Bu parti iyi izlenmelidir, bize sunulduğu gibi mi, reklam edildiği gibi mi anlaşılıp bilinmesi gerekir. Şüphe duymak biz Türkçülerin menfaatinedir. Dikkatli olunmalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 311


« Yanıtla #35 : 29 Ekim 2017, 10:20:55 »

Bu parti ilerde mitingler , kongreler düzenleyecek. Bunu kim finanse edecek bu bilinirse ve hangi medya kuruluşu destekliyor bunlar tam manasıyla kavranabilirse bu partinin arkasında gerçekten milliyetçi ülkü mü var yoksa yabancı kaynaklı bir güç mü var bu daha iyi anlaşılır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.058 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.