Kılıçdaroğlu
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 12:30:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 18
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kılıçdaroğlu  (Okunma Sayısı 82537 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ASENA-01
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 709



« Yanıtla #10 : 23 Mayıs 2010, 18:13:42 »

AKP den tehlikeli olabilecek bir parti şu an yoktur. MHP ile CHP de farklı yanlışlarda birbirinden geri kalmaz. Bu durum ikisinide eleştirmememizi gerektirmez.Sonuçta bizler Turan yoluna baş koymuş, TÜRKÇÜLÜK ile yaşayanlarız.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

BENİ ANCAK TANRI YARGILAR!
alper_bozkurd
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 23



« Yanıtla #11 : 23 Mayıs 2010, 18:25:14 »

Sevgili Irkdaşlarım; Horasan'dan Tunceli bölgesine göç edenleri ilk defa burada bende duymuş oldum ve şaşırdım açıkcası. Ve bu açıklamayı Soner Yalçın'ın yapması da ayrıca düşündürücü. Aslında beni kökeni ilgilendirmiyor. Varsayalım bu kişinin kökeni Türk olsa bile ki( Muhtemelen kökü Türk olsa dahi karışıma uğradığından dolayı tamamı ile kürtleşmiştir). Ayrıca bir çok defa kendisinin kürt alevi olduğunu dile getirmiştir.

Kısa bir açıklama yaptıktan sonra, asıl değinmek istediğim konuya geleceğim. Şöyle ki; Bu kişi, SSK Genel Müdürü olduğu dönemde ne kadar kürt kadroloşması yaptığını ya da bırakın onu, ne kadar affedilmiş pkk'lıyı kadroya soktuğu ortada olmakla birlikte nedense dile getirilmemektedir.

CHP'nin Mustafa Kemal AtaTürk'ten sonra neden Türk Soylu biri ile yönetilmediğini biraz daha irdelememiz lazım diye düşünmekteyim. Açılım dedikleri paçavranın taşları yerine oturmaktadır. Bugüne kadar Türk soylu biri ile yönetilmeyen bu hareket artık tamamı ile piyon olmuştur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Türk'ü Tanrı Türk'ü Korusun!!!
KANK
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 114



« Yanıtla #12 : 23 Mayıs 2010, 19:07:30 »

Ben sizin herhangi bir partiyi desteklemenizi önermiyorum. Günümüzde bir CHP'li bile 1944 Türkçü ve Turancıların yargılanması yanlış bir tutumdu diyemez. Zaten AKP'nin de zihniyeti belli. Bunlardan yola çıkarak, iyi düşünmemiz gerek. Gereksiz bir şekilde MHP'yi suçlamanın veya ona sataşmanın bize faydasından ziyade zararı olur. En iyisi bu konularda ses çıkarmamak. Türk dünyası dediğimizde MHP destekliyor, Türk birliği dendiğinde MHP bunu destekliyor. Hatta 3 Mayıs Türkçüler gününde bile MHP'lilerden kısmen de olsa kutlamalara katılanlar var. Peki bunlardan birini CHP'liler ya da AKP'liler yapıyor mu? Ondan sonra kalk, "MHP, CHP'den de, AKP'den de tehlikeli" de. Bu doğru bir şey değil.
Kandaşım, hep aynı şeyleri yazmaktan yoruldum,inan bana Mhp tek başına iktidara gelse hemide %99 oranında oy ile, bizim görüp göreceğimiz yer yada 'Ülkü' ancak Osmanlıcılık olacaktır, ''Turan'' değil! Çünki Mhp Turan Ülküsünden vaz geçmiştir. Benim görebildiğim, senin ise fark edemediğin küçük bir detay var, oda Mhp artık Osmanlıcılığı benimsemiştir. Git sor her hangi bir Mhp liye, onlarda sana aynısını söyleyecektir.
Onlar Osmanlıdan ötesini Ata olarak görmez, İslamdan ötesini kendilerinden saymaz, onlar için Müslüman bir k.rt yada arap, Şamanist bir Türk soyludan yeğdir. Hatta Kızılbaş bir Türkmen Türk değildir, yada Alevi bir Türk ,Türk değildir.  Yani kısaca Müslüman+sünni değil isen,senin onlar için hiç bir değerin yoktur. Adamlar Din eksenli bir politika güdüyor IRK eksenli değil. Daha dün 1. Büyük Türk Buluşması etkinlikleri var idi burada, Mehmet Şandır konuştu orada, dediki '' Biz et ile tırnak olmuşuz,bizi ayırmağa kimsenin gücü yetmez'' dikkatini çekerim bunu k.rt piçleri için söyledi hemide bir Türk Buluşmasında! Ne Turandan bahsetti, nede Ülküden.  Al sana Mhp ve zihniyeti. Ha bunları yazar iken şunuda belirteyim, ben mhp'ye oy veriyorum, ve Sünni bir aileden geliyorum, artı süllalemin hemen hemen hepsi Mhp lidir. Bana gelince tek bir Din'im var oda TÜRKÇÜLÜK,ben Türk'e Taparım! Ve hiç bir siyasi görüşüm yoktur,olmaz,olamaz. TTK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir.
tigince
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 23 Mayıs 2010, 19:21:14 »

Ben sizin herhangi bir partiyi desteklemenizi önermiyorum. Günümüzde bir CHP'li bile 1944 Türkçü ve Turancıların yargılanması yanlış bir tutumdu diyemez. Zaten AKP'nin de zihniyeti belli. Bunlardan yola çıkarak, iyi düşünmemiz gerek. Gereksiz bir şekilde MHP'yi suçlamanın veya ona sataşmanın bize faydasından ziyade zararı olur. En iyisi bu konularda ses çıkarmamak. Türk dünyası dediğimizde MHP destekliyor, Türk birliği dendiğinde MHP bunu destekliyor. Hatta 3 Mayıs Türkçüler gününde bile MHP'lilerden kısmen de olsa kutlamalara katılanlar var. Peki bunlardan birini CHP'liler ya da AKP'liler yapıyor mu? Ondan sonra kalk, "MHP, CHP'den de, AKP'den de tehlikeli" de. Bu doğru bir şey değil.
Kandaşım, hep aynı şeyleri yazmaktan yoruldum,inan bana Mhp tek başına iktidara gelse hemide %99 oranında oy ile, bizim görüp göreceğimiz yer yada 'Ülkü' ancak Osmanlıcılık olacaktır, ''Turan'' değil! Çünki Mhp Turan Ülküsünden vaz geçmiştir. Benim görebildiğim, senin ise fark edemediğin küçük bir detay var, oda Mhp artık Osmanlıcılığı benimsemiştir. Git sor her hangi bir Mhp liye, onlarda sana aynısını söyleyecektir.
Onlar Osmanlıdan ötesini Ata olarak görmez, İslamdan ötesini kendilerinden saymaz, onlar için Müslüman bir k.rt yada arap, Şamanist bir Türk soyludan yeğdir. Hatta Kızılbaş bir Türkmen Türk değildir, yada Alevi bir Türk ,Türk değildir.  Yani kısaca Müslüman+sünni değil isen,senin onlar için hiç bir değerin yoktur. Adamlar Din eksenli bir politika güdüyor IRK eksenli değil. Daha dün 1. Büyük Türk Buluşması etkinlikleri var idi burada, Mehmet Şandır konuştu orada, dediki '' Biz et ile tırnak olmuşuz,bizi ayırmağa kimsenin gücü yetmez'' dikkatini çekerim bunu k.rt piçleri için söyledi hemide bir Türk Buluşmasında! Ne Turandan bahsetti, nede Ülküden.  Al sana Mhp ve zihniyeti. Ha bunları yazar iken şunuda belirteyim, ben mhp'ye oy veriyorum, ve Sünni bir aileden geliyorum, artı süllalemin hemen hemen hepsi Mhp lidir. Bana gelince tek bir Din'im var oda TÜRKÇÜLÜK,ben Türk'e Taparım! Ve hiç bir siyasi görüşüm yoktur,olmaz,olamaz. TTK

Seni tebrik ederim kandaşım, herkes senin gibi olsa, MHP de dahil, ülke bambaşka yerlerde olurdu... Eline sağlık, çok güzel yorumlamışsın... Onlar et-tırnak diye kendilerini kandırmaya devam etsinler!

Osmanlı' nın kürtlere verdiği değeri, kürtleri nasıl kadrolaştırdıklarını, doğuda birçok bölgeyi nasıl kürtleştirdiklerini bizler Osmanlı kaynaklarından okuduk, çok iyi biliyoruz... Bilmeyene de öğreteceğiz! Bilip bilmeden yanlış bilgi yazanların da doğruları kaynaklarıyla anlatıp, gözlerine sokacağız!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : 23 Mayıs 2010, 21:04:24 »

Bu konu bizim otağımızda bu gün yayına girmiştir,gogula Kılçdaroğlunun kökeni dendiğinde ilk 3. sırada çıkmaktadır karşınıza,bütün gazete ve haber,com lar ardımızda kalmaktadır.İşte bunun için kandaşlarım kendi aranızdaki konuşmalarınıza çok dikkat etmeniz gerekmektedir,birileri bizi gözetlemekte çünkü Peynir
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANK
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 114



« Yanıtla #15 : 23 Mayıs 2010, 21:13:51 »

Biz yazalım onlar izlesin Kam,  Gülümseme Biz Turan'ı gerçek kılacağız ve onlar izlemeye devam edecek Göz Kırp
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir.
fahrettin öztoprak
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 87



« Yanıtla #16 : 23 Mayıs 2010, 22:23:42 »

“Soner Yalcin”ın “Kılıçdaroğlu hakkında bilinmeyen tek gerçek” adlı yazısında deniyor ki:

“Seyyid Mahmud Hayrani
 
Kureyşan Ocağı’nın en önemli temsilcilerinden Seyyid Mahmud Hayrani, bir süre Hz. Mevlana’nın yanında kalmış, onun hizmetinde bulunmuş ve ondan feyz almıştı. Mahmud Hayrani, daha sonra Akşehir’e giderek inzivaya çekilmek istemişse de kapıldığı ilahi aşkın tesiriyle cezbeye tutularak dağlara düşüp, bir süre dolaştıktan sonra Akşehir’e dönmüştü.”

Ben "Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin" araştırma kitabımda demiştim ki:

“Peki, Baba Tabduk kimdir? Bunu ancak Vilayetname’den öğrenebiliriz. Çünkü en açık bilgiyi o vermektedir. Bu kitaba göre, Hacı Bektaş Anadolu’ya geldiğinde Sultan Hacı İbrahim, Mevlana Mahmut Hayrani ve Molla Saadettin gibi üç alim ve mutasavvıf vardır. Diğer biri de Hoca Emre’dir. Bu üç kişi Hoca Emre’nin yanına varır. Hacı Bektaş’ın yanına gidelim derler. Hoca Emre susar, cevap vermez. Durum Hacı Bektaş’a iletilir. O, Karaca Ahmet ile Sarı İsmail’i Hoca Emre’ye gönderir. Gelmemesinin nedenini sordurur. Hoca Emre, ben Dost divanında bir perde arkasından çıkan el gördüm, ondan nasip aldım, o mecliste de Hacı Bektaş diye birine şahit olmadım der. Hacı Bektaş bu sefer kendi gider, elin bir nişanı olup olmadığını sorar. Hoca Emre, ayasında bir yeşil ben var, şimdi bile görsem tanırım, der. O zaman Hacı Bektaş elini açar, bak ve gör, der. Hoca Emre, avucun içindeki yeşil beni görür ve “Tabduk Hünkârım” diye üç defa bağırıp yere kapanır. Ondan sonra adı Tabduk Emre olur. Başındaki tacı çıkarıp Hacı Bektaş’a giydirir.”


Soner Yalçın yazısında şöyle demiş:

“İlk sözü Tuncelili Kureyşan Ocağı’ndan Dede Zabit Güler alıyor:
“Kureyşan Ocağı demek Horasan demektir. Kureyşan, Horasanlı demektir. Horasan’ın Seydi şehrinden çıkıp Erzurum üzerinden -eski ismi Kızıl Kilise- yeni ismi Nazimiye’nin Zeyrek Köyü’ne yerleşmişlerdir. Selçuklu Hükümdarı I’inci Alaeddin Keykubad döneminde geliyorlar. Keykubad Paşaköy’de oturuyor ve Horasan’dan gelenleri huzuruna çağırıyor.”
Prof. Yalçın devreye girip masa üstündeki bir belgeyi göstererek şöyle konuşuyor:
“Alaeddin Keykubad ve daha sonra bazı Osmanlı Padişahları Kureyşan Ocağı’na Diyarbakır, Erzincan, Adıyaman, Elazığ, Gaziantep, Tunceli yöresinde besicilik yapması için izin belgesi veriyor. Ceylan derisi üzerine yazılmış bu belge işte elimizde mevcuttur.”

Ben de yukarıda adı geçen araştırma kitabımda bu hususta şöyle demiştim:

Horasan’dan Cengiz Han önünde kaçarak Anadolu’ya gelen Celalettin Harzemşah'ın 1230 yılında, Yassıçimen muharebesinde Alaattin Keykubat'a mağlup olması ile, onunla birlike Türkistan'dan gelen Harzem Türkleri Ahlat civarına çekilmiş, talan yaparak çevreye zarar vermekteydiler. 1232 yılında burası Anadolu Selçuklularının eline geçti. Harzem Türkleri ile anlaşma yapılıp, kendilerine Anadolu içlerinde yurtluklar da verildi. Şimdiye kadar herhangi bir problemleri görülmemişti. Saadettin Köpek devreye girdi. İkinci Gıyasettin Keyhüsrev'e asıl tehlikenin bunlardan geleceğini söyleyip onu inandırdı. Başbuğları Kayır Han'ın yakalatılıp Zamantı kalesinde zindana atılması ve onun burada ölmesiyle Harzem Türkleri, Anadolu Selçuklu Devleti'yle bütün bağlarını kopardıkları gibi Kayseri topraklarından uzaklaşarak, Arapgir üzerinden Fırat nehrini geçtiler ve çevre iller ve kasabalara da saldırılar düzenlemeye başladılar. Takibe çıkan bir Selçuklu süvari birliği bunlara mağlup oldu. Malatya ve Harput sübaşıları da mağlubiyetten nasiplerini aldılar. Harzem Türkleri Urfa ve Harran bölgesine girmiş, 70.000 kişilik bir Türkmen kitlesi bile onlara katılmıştı. Çok tehlikeli bir hal aldılar. Türkmenlerin başında Duduoğlu adlı bir bey vardı. Bu çok çetin bir savaşçıydı.
Harzem Türkleri gidişatlarının bir sonunun olduğunu biliyorlardı. Halep Memlüklerinin hükümdarı Necmettin Eyyubi'nin Kudüs'ün Franklardan alınması çağrısı üzerine onun hizmetine girmeye başladılar ve Kudüs'ün yeniden Müslüman şehri olması için buraya saldırılarını başlattılar. Öylesine ki, onlar bu şehri alıp, Hıristiyanları Avrupa’ya, geldikleri yere sürmekten vazgeçecek gibi değillerdi."

Zazalar hususunda ise şöyle demiştim:

"Kitabımızın başlarında Zazaların, Türk olduklarını, Celalettin Harzemşah’la birlikte Horasan’dan geldiklerini belirtmiştim. Bu doğrudur. Onlar Dersim civarına yerleşmişlerdi. Kürtleri bunlar arasında değil, Şafi ve Yezidiler arasında aramak gerekir. Aleviliğin çıkış yeri de Türkistan’dır. Kürtlerde Alevilik yoktur. Alevi Kürtler, aslen Türktür. Alevi Kürt, kendini bir Türk olarak bilir, gerçekten de öyledir. Kürtler Şafidirler, bir de Yezididirler. Onların mezhebi ve dini budur."



Soner Yalçın yine demiş ki:

“Kemal Kılıçdaroğlu’yla Nasrettin Hoca akraba mı
  
Asıl adı, “Ahi Evren” idi.
Kendisine tutkuyla bağlı Anadolu Türkmenleri tarafından “Hace Nasreddin” ismiyle bilindi.
Moğollar’a karşı mücadele verirken, 1261 yılında şehit oldu. Bu saldırıdan kurtulan talebeleri, bugün bilinen esprili hikayelerini yaydılar ve düşüncelerini Hace Nasreddin ismiyle yaşattılar.
Nasrettin Hoca, Seyyid Mahmud Hayrani’yle aynı dönemde yaşadı.
Bu mini bilgilerden sonra dönelim TRT Avrasya’daki programda sözün nasıl Nasrettin Hoca’ya geldiği konusuna:
İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey (1407–1459), Kureyşan Ocağı’ndan Seyyid Mahmud Hayrani’nin torunlarındandı. O da Sivrihisarlı’ydı.
İstanbul’un Kadıköy ilçesi ismini, kadılık yapan Hızır Bey’e bu yörenin Fatih tarafından arpalık olarak tahsis edilmesinden almıştı.
Hızır Bey kadılık yaparken vefat etti.
Hızır Bey’in üç oğlundan biri, Fatih Sultan Mehmed’in sadrazamlarından Sinan Paşa (1441-1486) idi.
Seceresi şöyleydi: Hoca Sinanüttin Yusufbin Hızırbin kadı Celaleddin bin Seyit Mahmut Hayrani.
Sinan Paşa da Sivrihisarlı doğumluydu.
Genç yaşta devlet kadrosunun en üst makamlarına çıktı; Fatih Sultan Mehmed’in Sadrazamı oldu.
Ancak hala bilinmeyen nedenle arası açıldı; idama mahkum edildi; araya alimler girdi; İstanbul dışına çıkması şartıyla affedildi. Sinan Paşa da doğduğu Sivrihisar’a gitti.
Parantez açıp yazmalıyım: Sinan Paşa’nın “Tezkiretü’l Evliya” adlı eserinin üzerine kim doktora tezi yaptı biliyor musunuz; Celal Bayar’ın Türkolog torunu Emine Gürsoy Naskali.
Konuyu fazla dağıtmadan TRT Avrasya’daki programda Prof. Alemdar Yalçın’ın söylediklerine bakalım:
“İki değerli araştırmacımız Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu ve Prof. Dr. Mertol Tulum çalışmalar yapmışlar ve Seyyid Mahmud Hayrani’yle Nasrettin Hoca’nın bağlantılı olabileceğini söylüyorlar. Ama kesin bir kanıt yok. Seyyid Mahmud Hayrani’nin Sivrihisar’dan yola çıkarak (yine bir Horasanlı olan) Hacı Bektaşi Veli’ye gidişi; Sinan Paşa’nın Sivrihisar’a gelişi; Hızır Bey’in Sivrihisar’la bağlantısı, tüm bunları bilim adamlarımızın araştırması gerekiyor.”
Nasreddin Hoca’nın Türkmenliği konusunda hiçbir araştırmacının kafasında tek soru işareti yok.
Tuncelili olduğu için Kemal Kılıçdaroğlu’nun kimliği konusunda çoğu kişi nedense önyargılı davranıyor. Dersimlilerin Horasanlı olduğunu; Zazaca’nın Kürtçe olmadığını bu sayfada daha önce yazdım. (“Zazaca Kürtçe Değildir” 20.12.2009 Hürriyet)”

Ben de araştırma kitabımda demiştim ki:

“h) Ye Kürküm, Ye
Nasrettin Hoca’nın Akşehir’de yaşadığı inkar edilmez. Ancak Ahi Evran da Akşehir’de bulunmuş. Ahi Evran’ın asıl adı Nasrettin Mahmut. Nasrettin Hoca adlı şahsın Timur döneminde değil, Moğol işgali döneminde yaşadığı, bunun da Ahi Evran olduğu söyleniyor. Ahi Evran, Hace Nasrettin olarak da anılmaktaydı. Nasrettin Hoca’nın Akşehir’de yaşadığı doğru. Ancak Ahi Evran da Akşehir’de bulunmuş.
Ahi Evran’ın asıl adı Nasrettin Mahmut. Burada Nasrettin Hoca adlı şahsın Timur döneminde değil, Moğol işgali döneminde yaşadığı, bunun da Ahi Evran olduğu söyleniyor. Ahi Evran, Hace Nasrettin olarak da anılmaktaydı. Nasrettin Hoca’nın “ye kürküm, ye” fıkrası meşhurdur. Ahi Evran, Birinci Alaattin Keykubat’ın elçilik görevini de yapmıştı. Bu sultanın onu Selçuklu Devleti’nin siyasetini kuvvetlendirmek için bazı ülkelere ve beylere diplomatik faaliyetleri icra etmek için gönderdiğini biliyoruz. Ahi Evran, Irak’ın doğusunda bulunan Zağaros dağlarındaki Kürtlere de gönderilmiş olabilir. Çünkü o dönemde Selçuklu Devleti’nin sınırı Urumiye’ye kadar genişlemişti. “Ye kürküm ye” fıkrası bu sırada çıkmış olabilir.
Sivaslı saygıdeğer hemşerim Ekmel Albay anlatmıştı:
Rusya’nın dağılmasından sonra vakıf olarak Ötüken’e gitmiştik. Orkun alfabesini bilen bir Rus üniversite öğretim görevlisi bulmuş, ona Yenisey ve Eleşkirt Yazıtları’nı da okutmuştuk. Bu öğretim görevlisi bir taşın üzerindeki Orkun yazısını “Ben Kürklü Kağan Alp Urungu” diye okumuştu. Duramadım, sordum: Hani bu, “Ben Kürt Kağanı Alp Urungu” diye okunuyordu. Öğretim görevlisi, bu Kürt değil, Kürklü dedi. Biz o gün bunun ne anlama geldiğini bir türlü çıkaramamıştık.
Ahi Evran’ın Hace Nasrettin olarak İran sınırındaki Kürtlere elçi olarak gönderilmesinin ne demek olduğu da bu anı ile her halde anlaşılır. Ancak, o Rus öğretim görevlisi -o sırada Sovyetler yeni yıkılmıştı- bu kelimenin Kurt olduğunun farkındaydı ama, Bozkurt kelimesini çağrıştırır diye söylememiş, çok güzel bir espri yapmıştı.

ı) Hindi ve Papağan
Nasrettin Hoca’nın hindisini yüz akçeye satma fıkrası meşhurdur. Soranlara Hoca, geçen hafta bir papağan yüz akçaya satılıyordu, benimki niye etmesin, der. Ama o konuşuyordu, derler. Hoca da, “bu da, bakın haline, düşünüyor”, der. Bu fıkra mantıkta, “konuşmak düşünmenin seslendirilmiş şeklidir” diye açıklanır. Ahi Evran, “Letaif-i Gıyasiyye” adlı eserinde bunu belirtmektedir. Nasrettin Hoca’nın fıkralarında, onun bilge bir kişi olduğu, Arap bilginleriyle çeşitli tartışma ve münazaralara girdiği anlaşılmaktadır. Nasrettin Mahmut’un da Selçuklular döneminde ünlü bir kişilik sahibi olduğu için diplomaside görevlendirildiğine dair latifeleri vardır.

i) Letaifü’l Hikmet
Nasrettin Hoca’nın hanımı eli sopalı biridir. Kavga yapar, bağırır. Ahi Evran’ın hanımı Kadıncık Ana da aynı karakter yapısına sahiptir. Nasrettin Hoca’ya ilişkin fıkralarda anlatırlarken, yerine göre biraz abartmış olabilirler.
Ahi Evran’ın “Letaifü’l Hikmet” ve “Ahlak-i Nasiri” adlı eserleri de vardır. Nasrettin Hoca’yı fıkralarına konu edinenler, Ahi Evran’ın bu eserlerinden de faydalanmışlardır. “Elini ver kurtarayım” fıkrası… bu fıkrada Nasrettin Hoca, “Ona elimi ver demeyin, elimi tutun deyin” diye kalabalığa müdahale etmiş, sonra da şöyle demiştir: “Çünkü o hayatında kimseye bir şey vermemiştir, size de elini vermez.” Bu aynen Ahi Evran’ın “Letaif-i Hikmet” adlı eserinde vardır ve kanatimce o bu sözüyle Mevlana’nın babası Bahattin Veled’i kastetmektedir.
Ahi Evran’ın “Letaif-i Hikmet” adlı eserinde, hekimin dostuna yemek yedirdiği, o anda karısının gelip tabakları önlerinden aldığı ve bağırdığı; bunun üzerine hekimin dostuna daha önce onun evinde yemek yediğini, bu sırada bir kuşun gelip sofrayı darmadağın ettiğini söylediği; sonra da “karımın yaptığını o kuşun yaptığına say” dediği anlatılır. Bu Nasrettin Hoca’da aynen belirtilmiştir. Yine fıkraların birinde Hoca’nın çift sürdüğü, sürerken kayışın koptuğu, Hoca’nın sarığını çözüp kayışın yerine bağladığı, sarığın paramparça olduğu; bunun üzerine Hoca’nın “Meğer zavallı kayış ne işkence çekermiş” dediği anlatılır. Ahi Evran, bir dabbağdır. Dericilik yapar. Kayış da onun eseridir. Bu kayışın kayış olmak için ne gibi ameliyelerden geçtiğini çok iyi bilir. Fıkrada bu anlatılmıştır.
Letaifü’l Hikmet adlı eserde çok güzel konulara da değinilmiştir. Bunlardan biri “Müellifetü’l Kulüb” başlığı taşır ve kalplerin nasıl İslama ısındırılacağını, bu nedenle Müslüman kişiliklerin tanınmasının gerektiğini, bunun da üç çeşit olduğunu belirtir. Yine aynı kitabında Ahi Evran, eğitimci ve toplum bilimci olarak da karşımıza çıkar. Onun şu sözlerine dikkat edelim:
Tanrı insanı medeni yaratmıştır. Tabiatı böyledir. O ihtiyaçlarını gidermek zorundadır. Bunun için yemesi, içmesi, giyinmesi, evlenmesi, mesken edinmesi şart. İhtiyaçlar kendiliğinden giderilemez. Bunun için insanın çalışması, bir iş görmesi gerek. O da ancak meslekle olur. Mesela, demircilik, marangozluk… gibi. Bu mesleklerden birini öğrendikten sonra insana işini yapmak için alet ve edavat gerek. Bunlar temin edilmeli. Kullanacak, satın alacak insanlara da ihtiyaç var. Toplum hayatı buna göredir. Toplum mesleksiz, sanat kollarsız olmaz. O nedenle bunlar devam etmeli. İnsanlar bu mesleklere ve sanat kollarına yönlendirilmeli. Böylece bir sanatla, bir işle uğraşılmalı ki, o insan sanatı veyahut işi kendine meslek edinsin ve ihtiyaçlarını gidersin.

j) Danişmend-i Rumi
Ahi Evran’a “Danişmend-i Rumi” demektedirler. Sadrettin Konevi, Ahi Evran’a yazdığı mektuplardan, onun bilge bir kişi olduğu anlaşılmaktadır. “Menakıb-ı Evhadettin-i Kirmani” sözü edilen “Danişmend-i Rumi”nin Ahi Evran olduğu tepit edilmiştir. Fıkraların birinde Nasrettin Hoca için de “Danişmend-i Rumi” denilir.
Fıkralarında Nasrettin Hoca için, “her fende kamil imiş” denir. Ahmet Eflaki, kitabında Ahi Evran için, “O her ilimde mahir idi” der ve bilmeden çok önemli gerçeğe ışık tutmuş olur.
İsimleri de aynıdır. Yani Nasrettin’dir. Birine Nasrettin Hoca, diğerine Nasrettin Hace denir. Sadrettin Konevi’nin Ahi Evran’a yazdığı mektuplarda, ona Hace Nasrettin olarak hitap edilmektedir.
Nasrettin Hoca’nın kadılık yaptığı, hatta vezir bile olduğu fıkralarında görülmektedir. Ahi Evran, Kayseri’de kadılık yapmış, Konya’da ise vezirlik makamına getirilmiştir. Mevlana’nın babası Bahattin Veled, Ahi Evran’dan “kendisine muhalif bir Kadı Nasr”ettin’den söz etmekte, Ahmet Eflaki de ondan Vezir Nasrettin olarak bahsetmektedir.

k) İmadettin
Nasrettin Hoca fıkralarında “İmad” adı geçir. Bir çok fıkrasında bu isme tesadüf ederiz. Ahi Evran’ın aleyhinde bulunanlardan biri olan Şems-i Tebrizi’nin “Makalat” adlı kitabında bir İmad’dan söz edilir. Bu İmad’ın, yani İmadettin’in Evhadettin Kirmani halifelerinden Zeynettin Sadaka’ya yakınlığının bulunduğu yine bu kitapta ifade edilir. Ahi Evran Nasrettin Mahmut’un da bir yakını vardır. Kimi zaman onunla beraberdir. Bu İmad, Şems-i Tebrizi’nin aleyhinde bulunmak istediği İmad’dır. Muhyittin İbnülarabi’nin de Saadettin adlı oğlundan sonra İmadettin adlı bir oğlu olmuş, vefatından sonra, ondan bahseden pek kimse olmamıştı. Çeviren şahıslara dair verdiği bilgide onu XII. Yüzyıl’ın ilk çeyreğine götürmek istese de -bu bilgiler gelişigüzel verilmiştir-, “Makalat”taki İmad ile, Ahi Evran’ın İmadettin adlı arkadaşı, pek yaşlı görünmüyor. Herhalde bu İmad’lar aynı kişi olduğu gibi, Muhyittin’in de oğlunun birinin adı İmadettin’dir.
Hekim olan Saadettin Mesut, Canik taraflarında bulunan İmadettin adlı birine yazdığı mektupta, Seyfettin Tuğrul’dan ve Ahi Evran’dan bahsetmektedir. Şems-i Tebrizi ise “Konuşmalar” adlı kitabında, “İmaddettin, Nasrettin’den mektup almış, onu okuyup ağlıyordu” diyor. Şems’in kitabını tercüme eden M. N. Gençosman, şahıslar hakkında her zamanki yaptığı hatayı, yine tekrarlamış, Nasrettin’in Nasrettin Tusi olduğunu söylemiştir. Oysa bu Nasrettin Ahi Evran diye anılan Nasrettin Mahmut’tan başkası değildir.
Bütün bunlardan sonra Nasrettin Hoca’nın, Timur değil, Cengiz Han devrinde yaşadığını, onun Ahi Evran Nasrettin Mahmut’tan başka biri olamadığını söyleyebiliriz. Böylece meçhul bir kimliğin de kim olduğunu açıklamış oluyoruz. “
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ASENA-01
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 709



« Yanıtla #17 : 23 Mayıs 2010, 22:47:48 »

Sn.Fahrettin ÖZTOPRAK ;
''Orkun alfabesini bilen bir Rus üniversite öğretim görevlisi bulmuş, ona Yenisey ve Eleşkirt Yazıtları’nı da okutmuştuk. Bu öğretim görevlisi bir taşın üzerindeki Orkun yazısını “Ben Kürklü Kağan Alp Urungu” diye okumuştu. Duramadım, sordum: Hani bu, “Ben Kürt Kağanı Alp Urungu” diye okunuyordu. Öğretim görevlisi, bu Kürt değil, Kürklü dedi.''
Bu yazıtta geçen sözcüğün kürt olmadığı kanıtlanmıştı.Ne yazık ki çöken bilgisayarımda.Siz nasıl hala kürt diyorsunuz, anlamadım.Hatta ünlü bir TÜRKOLOG tarafından çürütüldü bu fikir.Yoksa ben mi yanlış anladım?Bilgi verirseniz sevinirim, ben belgeye ulaşmaya çalışacağım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

BENİ ANCAK TANRI YARGILAR!
fahrettin öztoprak
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 87



« Yanıtla #18 : 23 Mayıs 2010, 23:21:13 »

Kızım o alıntı yaptığın yazıyı ben kitabımda yazmıştım. O yazı bana ait. Kitabımın 64. sayfasında geçiyor. Dipnot kısmında da şöyle yazıyor:
Bulgar Hanlarından birini adı Kurt Han'dır. Bunu bazı dilciler Kürt Han diye okumak isterler. Macar ve Rus filologları müdahale ederler. Neden Kurt olarak okunduğunu açıklarlar. Kürt olarak okumak isteyen dilciler de susar. Daha doğrusu bunu kabul etmek zorunda kalırlar. Yukarıda belirtilen yazıtta  "Ben Kurt ili Kağanı Alp Urungu" yazısı doğrudur. "Ben Kürt Kağanı Alp Urungu" doğru değildir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ASENA-01
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 709



« Yanıtla #19 : 23 Mayıs 2010, 23:24:35 »

Kızım o alıntı yaptığın yazıyı ben kitabımda yazmıştım. O yazı bana ait. Kitabımın 64. sayfasında geçiyor. Dipnot kısmında da şöyle yazıyor:
Bulgar Hanlarından birini adı Kurt Han'dır. Bunu bazı dilciler Kürt Han diye okumak isterler. Macar ve Rus filologları müdahale ederler. Neden Kurt olarak okunduğunu açıklarlar. Kürt olarak okumak isteyen dilciler de susar. Daha doğrusu bunu kabul etmek zorunda kalırlar. Yukarıda belirtilen yazıtta  Ben Kurt ili Kağanı Alp Urungu yazısı doğrudur. Ben Kürt Kağanı Alp Urungu değildir.
Hay dilinize sağlık.Evet benim bildiğimde buydu.Birde şimdi çeşitli makaleleri inceliyorum; sözcüğün TÜRK' lerde kullanımına yönelikte olmuş olabilir diyor.Hepsini okuyunca bu konu hakkında sizinde fikirlerinizi vermenizden mutlu olurum.Tabii başka bir başlık altında konuyu açacağım.Sağolun.TTK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

BENİ ANCAK TANRI YARGILAR!
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 18
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.