HUKUKSUZ HUKUK DEVLETİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Kasım 2019, 10:08:11


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: HUKUKSUZ HUKUK DEVLETİ  (Okunma Sayısı 2323 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« : 27 Haziran 2011, 13:59:56 »

Türkiye’deki, üç ayaklı, -adli, idari ve askeri- yargı sistemine, bu yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili, bağımsız bir yüksek mahkeme olan “Uyuşmazlık Mahkemesi” eklidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilen “Uyuşmazlık Mahkemesi”ni öğrenen yabancı hukukçular, yargıç ve savcılar, şaşkınlıklarını gizlemezler. “Sizin Anayasanız ve yasalarınız yok mu? Mahkemelerinizin görev ve yetki alanları bu hukuk metinlerinde açık olarak yazılı değil mi? Mahkemelerin görev ve yetkileri yasalarla belirlendiğine göre uyuşmazlık nasıl ve neden çıkıyor?” sorularına sıklıkla muhatap olunur. Bu sorular Türkiye’deki hukuk devletinin niteliğini de gösterir ve yargı mercileri arasında görev ve hüküm uyuşmazlıkları çıkması haklı olarak şaşkınlığa neden olur. Ne kadar anlatılmaya çalışılsa da anlamazlar. Sonunda konu, “burası Türkiye” esprisi ile kapatılır. Hukuk devleti olarak bilinen Türkiye’de böyle örneklerle karşılaşılması kimilerince neredeyse kanıksanmıştır. Bu kanıksama, rahatlıkla, toplum üzerinde “kanıksatma” baskısına dönüşebilmekte, “olağandışılık” olağanlaştırılmaktadır.     

Hukuk devletinin evrensel ilkeleri vardır. İnsanlık tarihinin uzun ve yorucu yolculuğuyla bugünlere gelen hukuk devleti, her süreçte, heybesine “özü insan ve adalet” olan ilkeler eklenerek gelişmiştir. İçinde bulunduğu toplumun ekonomik, sosyal, kültürel ve politik yapısından etkilense de temel ilkeler yerleşik hale gelmiş ve hukuk güvenliğini sağlayıcı etkilerle donanmıştır.

Yerleşik içtihatlara göre, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, “hukuk kurallarının hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir”. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici, eşitlik ve adaleti bozucu, kişilere ya da olaylara göre farklı uygulamalara neden olacak yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Hukuk kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. “Öngörülebilirlik” şartı olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte hukuk kurallarında ve bu kuralların yaşama geçirilmesinde istikrarı da sağlar.

Demokratik, lâik ve sosyal hukuk devletinde asıl olan “insan”, “özgürlük-eşitlik” ve “adalet”tir. Hukuk devletinde, “insana değer vermek” ve “iyiniyet” esastır. “Toplumsal barış ve ulusal dayanışma”nın egemen olduğu hukuk devletinde, toplum yararı, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnızca özel çıkarlar için veya yalnızca belli partilerin veya kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa kabul edilemeyeceği gibi, yasaların uygulanması ve yorumunda da bu temel ilkeler esas alınmak zorundadır. Hukuk devletinde kurallar kişilerin niteliği ya da kimliğine göre yorumlanmaz; hukuk devleti “mağdur” yaratmaz, mağduriyeti önler. Sorumluluk “yasama”, “yürütme” ve “yargı” dahil herkesindir.

Etrafımıza ve yaşananlara baktığımızda, birçok alanda hukuk devletinin temel ilkelerinin zedelendiği hatta yok sayıldığı açıkça görülmektedir. Vahim olan ise zedelenmenin benimsenmiş/benimsetilmiş olmasıdır. Hukuk kurallarının koyucusu yasama organının oluşumu için yapılan seçimde yaşananlar ise, hukuk devleti ilkeleri yönünden, halkın deyişiyle “ağza yüze bulaştırılmıştır”. Kimlerin milletvekili adayı olacağını öngöremeyen, Milletin vekilini seçemeyen, “tutukluyu” “hükümlü” gibi gören, seçilen milletvekilinin “tutukluluğunu” kaldırıp Meclis'e getiremeyen, bir olayda binbir yorum ve formül üreten, içinden çıkamayınca da “Anayasa ya da yasaları değiştirme” sihrine sarılan oluşumlara “hukuk devleti” nitelendirmesini yapmak her halde “hukuk devleti” ilkeleriyle bağdaşmaz. Hukuk kurallarının insan ve toplum yerine belirli çıkar gruplarının lehine yazıldığı, bir kuralın birden çok şekilde yorumlandığı ortamda, birilerinin istediği şekilde yorum yapıp karar üreten savcı, yargıç ya da hukukçuya sahip olmak ise hiç şaşırtıcı olmasa gerek. Hukuku istediği gibi şekillendiren güç, onu uygulayan ve yorumlayanları da şekillendirmede hiç kaygı duymaz. Bu şekillenmeyi kabulde ise, ne yazık ki, toplumun yansımasını kabul yatar.

Olaya, zamana, mekana, kişiye göre kurallar oluşturmanın, yorumlar yapıp karar almanın; kriz yaratıp, her krizin arkasından yeni kurallar üretmeye sarılmanın, “beyinler özgürlük, eşitlik ve adalet uğruna değişmedikçe” insana ve topluma yarar sağlamadığı ve sağlayamayacağı bu kadar çok örnekle ortadayken, “hukuk devletiyiz” demenin anlamsızlığı da ortadadır. Anlaşılmayan, çözümde zorlanılan, içinden çıkılamayan şeylere sahipsek, asıl olarak kendimiz olmayan, insana yönelik olmayan şeylerle avutuluyoruz demektir. Bunun anlamı, kendi aklına, beynine ya da benliğine sahip olmama/olamama, başkalarının güdümünde yaşamadır. Başkaları sizin adınıza karar verdiğinde, sizin her türlü iradeniz de, seçtiğiniz milletvekili de başkalarının olur ya da yerine başkaları geçer. “Burası Türkiye” esprisine sığınmayı bırakarak savaşımın içine girmeden ne Türkiye ne de dünya “yerinden oynamaz”, “eski hamam eski tas” yaşamaya devam eder.   

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.