Bu Seçmen Profilini Etkileyebilecek Bir Partinin Özellikleri
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2017, 09:39:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bu Seçmen Profilini Etkileyebilecek Bir Partinin Özellikleri  (Okunma Sayısı 691 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« : 22 Eylül 2017, 01:39:37 »

Gözlemlediğim kadarıyla ülkemizdeki seçmenler takım tutar gibi parti tutuyor. Partizan ve radikal seçmen sayısı daha ılımlı parti değiştirebilecek seçmenlere göre görece daha çok.
Hal böyle olunca bir seçimdeki sonuçlar neyse diğer seçimde de hemen hemen aynısı oluyor. Partilerin kemik seçmen sayıları nerdeyse aldığı oy kadardır belki de.

Seçmen kolay kolay partisini değiştirmiyor. Değişmeler ; partiden kopmalar , uzun süren başarısızlıklar olmadan da gerçekleşmiyor.
Bugün MHP de olanlar mesela. Uzun zamanlardaki başarısızlıklar , ardına kopmalar bile biat, sadakat kültürü ile partide büyük bölünmelere sebep olmuyor.

Ülkemizdeki seçmen profili dindar, milliyetçi, laik , bölücü gibi ve daha fazla elemana sahip olsa bile bu elemanlar sadece birini içermiyor seçmen için. Bir seçmen hem dindar hem milliyetçi hem laik olabiliyor. Seçmen seçime giderken hangisi ağır basıyorsa ona göre tercih yapıyor.

Seçmen sadece ideoloji ile de ilgilenmiyor. Parti liderinin karizması, imajı , söylemi ve söylemden çok söylemi nasıl söylediği, ifade ettiği yani üslubuyla daha çok ilgileniyor.

Bir seçmen oy verdiği partinin yol haritasını dikkate almıyor, ilgilenmiyor. Oy verirken daha çok son haftalardaki psikolojisi tercihinde etkili oluyor. Oyu daha çok tepkisel veriyor. Oy verdikten sonra da partinin politikası iyi olsun olmasın görmezden geliyor, ne iyi politikayı sahipleniyor ne de kötü politikayı eleştiriyor.

Yeni bir parti kurulsa bu yüzden işi çok zor olur. Çünkü karşısında radikal bir seçmen kitlesi olacak ve oy kapması kolay olmayacak diğer partilerden. İşin açıkçası bir bağnazlık var , önyargı endişe var.

Bağnazlık sadakat gibi algılanıyor.  Önyargı güvensizlik ve yerine getirilmeyen vaatlerden dolayı oluyor. Endişe de bulunulan durumdan daha kötüye gitme korkusu, sağ-sol kavgasından kalan toplum bilinçaltısı ve başa gelebilecek partideki donanım yetersizliği olabileceği korkularından kaynaklanıyor.

Yeni bir parti kurulsa bu parti sağ-sol veya dindar laik milliyetçilik gibi kavramları öne çıkarsa işi çok zor olacak. Çünkü hangi kavramı öne çıkarsa bir seçmen kazanmış bir seçmen kaybetmiş olacak. Zaten o kavramları temsil eden mevcut partiler de varolduğu için çok bir kazanımı olmayacak.
Kavramları öne çıkarırken dengeyi sağlaması da zor olacak, bu kolay bir iş değil. Herkese hitap edeyim derken komik ve oy avcısı pozisyonuna da düşmemek gerekiyor.

O halde bu kavramlara fazla vurgu yapmaması gerekiyor. Bunlar bizim manevi değerimiz ve ulusal özelliklerimiz deyip sadece yüzeyel geçiştirmeli ve ekonomik , sosyal konuların üstünde durmalıdır.

Bir kaos var diyelim, bir çıkış bir çözüm aranıyor diyelim. Bu parti halka bir umut olmalıdır, halk tedirginken huzur arayacağı için ' ben umudum, ben çözümüm ' diyebilmelidir.

Her parti bu söylemlerden bahsederken bu iddialı partinin farkı, vaatlerini projeler ve somut örneklerle halka anlatımıyla sağlanır. Mesela benzin fiyatııyla tüm tüketilen ürünler arasında bağ kurup şu şu bölgelerde petrol çıkaracağız diyebilmeli. Elektrik fiyatıyla sanayi sektörünü ilişkilendirip elektriği biyolojik bakterilerden, kokuşmuş çöplerden üreteceğiz diyebilmeli, bunu nasıl yapacağını örnekleyip halka sunmalıdır.
Böylece fark yaratan olacak, avantaj sağlayacak ve rakiplerinden bir adım öne geçecektir.

Söylem de farklı olmalıdır. Mesela, halkımızın zihninde siyaset ; kavga, laf sataşmaları ve bu kavgadan üstün çıkma olarak algılanmıştır her zaman.
Halk aslında bu tür kavgalardan gerilmiş ama ister istemez bu gerilimin içinde kendini de bulmuştur.

Bu kavgalardan bıkan halk aslında uzlaşmacı, güler yüze özlem çekmektedir. İşte yeni bir parti eğer başarılı olmak istiyorsa bu tarz kavgalardan uzak durmak niyeti olduğunu göstermeli ve kendilerine sataşma olduğunda fazla ilgilenmediklerini dile getirip 'canları sağolsun' havasında olmalıdır.

Halkın karşısına güler yüzle çıkıp biz umuduz ve sorunlar karşısında yenik düşmeyeceğiz pes etmeyeceğiz diyebilmelidir.

Herkese hitap etmenin yolu karizmadan, halkı somut örneklerle etkilemekten geçer. Belli kavramlara tutunup onlara sıkıca sarılarak belli bir kitlenin ruhu okşanır. Yeni bir parti sıfırdan en tepeye geçmek isterse herkesin sorunu olan hayat tarzına müdahale, sosyal ve ekonomik konuları dile getirmelidir. Bunlar konuşulduğu takdirde ister ılımlı ister radikal bir politika güdülsün önemli değil. Abd'de seçimde Trump'ın nasıl geldiğini hepimiz gördük. Radikal olacağının sinyallerini verdi ama terör , mülteci sorununa kesin çözüm veren somut sinyallerle halkının karşısına kahraman olarak sunuldu. Thinktankler onu yeri geldi eleştirdi yeri geldi destekledi ama abdnin çoğu siyasetçisinin karşı gelmesine rağmen sadece thinkntank gibi sivil kuruluşların kısmi desteği ve üslup farkı onu başa getirdi.

Seçmen profiline ve değişim havasına göre hareket eden kazanır, etmeyen kaybeder.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #1 : 22 Eylül 2017, 11:42:26 »

Bir Türkçü parti kuruldu diyelim ve bu partinin iddası başa geçmek olsun farzedelim. Demokrasinin olduğu bir sistemde bu mümkün müdür? Elbette hayır. Bu ülkede Türk çoğunluk olsa bile Türkçü azınlık vardır. Türkçü parti herkese hitap edemez, radikaldir ve söylemleri serttir. Etniklerden oy alamaz, Türklerin çoğu da söylemleri uç bulur ve fazla yanaşmaz.

Türkçü parti dansöz gibi kıvıramaz da. Oy alacağım diye komiklik yapamaz, sahteci vaatlerde bulunamaz. O halde bir Türkçü parti tahmini politikayla başa geçemez diyebiliriz.

Türkçü parti kurulsa iyi ihtimalle mecliste azınlık olarak bulunabilir.

Azınlık olsa da bozkurt gibi ulu'sa o bize yeter diyebilir miyiz? Bizi temsil etmesine eder ancak siyasette bir şeyleri değiştiremediği müddetçe işlevsiz kalacaktır.

Ya kilit parti olacak bazı kanunların geçmesinde az miktardaki oya muhtaç olan partiye veya partilere destek olma sözüyle kendi Türkçü politikalarını yavaş yavaş enjekte edecek ya da kilit parti bile olamayıp sadece tatmin edici söylemlerle işe yaramaz bir parti olacak.

Bir Türkçü için başa geçilmediği müddetçe bunların hiçbiri Türkçünün ne ihtiyacını görür ne de açlığımızı doyurur. Böyle bir durumda başarısızlık olacağı kanısına varılır ve mevcut politika değiştirilir.
Peki değişikliğe giden politika ne olacaktır ?

Türkçü öncelikle bu demokrasi sistemini çözebilmelidir. Demokrasi hataları, noksanları olan ve sayıca çoğunluğun azınlığa hükmettiği bir sistemdir. Türkçü bu sayı üstünlüğünü sağlamayı nasıl başarır ?

Bu sayı üstünlüğü Türkçü kimselerden oluşan Türkçü bir partinin seçime kadar Türkçü söylemlerini askıya alıp halkın karşısına sosyal ve ekonomik mevzuları öne çıkarmasıyla mümkündür. Yukarıda da yazdığım gibi yapılması gereken, belli kavramlara vurgu yapmadan sosyal ve ekonomik konularla ilgileniyormuş gibi yapıp herkese hitap ediyormuş gibi görünmektir seçime kadar. Hatta etniklerden bile oy toplanmalıdır ki bir çeşit cambazlık yapılmalıdır.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #2 : 22 Eylül 2017, 11:59:32 »

Demokraside sayı üstünlüğü dediğimiz zaman kastettiğimiz ezici üstünlük değildir. Oyların büyük çoğunluğuna sahip olmak da değildir. Yüzde elliden  fazla oya da gerek yok. Bu sistem aslında zorlansa %20 ile bile başa geçilebilecek hataları barındıran bir sistem. Şöyle ki %10’ u aşmış parti sayısı arttıkça en çok oyu alan partinin aldığı yüzde düşecektir. O durumda oy alanlar içerisinde en fazla yüzdeye sahip parti lider olacaktır. Sonraki aşama ise koalisyon, güvenoyu gibi uzlaşmayı başarabilmeye kalmıştır. Eğer uzlaşma sağlanabilir ve diğer partiler ikna edilebilirse %20 lik parti %100 e hükmedebilir.

Bu durumda Türkçü bir partinin izleyeceği politika irili ufaklı birçok partinin kurulup bu partilerin barajı aşabilecek oy potansiyeline sahip olmasıyla da ilgilidir.

Nasıl mı ?

Mevcut partilerin hitap ettiği seçmene alternatif partiler kurulması kurulabilecek bir Türkçü partinin işine gelecektir. Mesela %24 oy alan bir partinin seçmenine hitap eden ve bu partiyle benzer politika izleyen bir parti daha kurulsa bu partinin oyu %14-10 olarak bölünse , bu Türkçü partinin lehine olacaktır. Bir sonraki aşamada da bu iki parti benzer politika gütmesine rağmen uzlaşamayacak ve Türkçü partiyle uzlaşmaya sıcak bakacaktır. Çünkü bir parti kendi oyuna talip alternatif partiye , kendi oyunu çalan , kendi kemik kitlesine göz diken tehlikeli bir düşman olarak bakacaktır.

Bu mantığa göre Türkçü bir partinin başa geçmesi için şartlar daha olgunlaşmamış, o zemin daha hazırlanmamıştır. Türkçü parti diğer partiler zayıflayıp irili ufaklı daha çok partinin kurulması ile başarılı olabilir.

Bu zemini ve altyapıyı Türkçü parti ya oluşturmalı ya da kendiliğinden oluşması için zamanını beklemelidir. Aksi takdirde zamansız kurulup seçime giren bir Türkçü parti kaybedecektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #3 : 24 Eylül 2017, 02:03:54 »

Kararsız seçmenin kazanımını Türkçü parti nasıl yapmalıdır ?
Kararsız seçmen , gerçekten kararsız olanlardan, küskünlerden, ideolojik karmaşası olanlardan, demokrasiye inanmayanlardan, kazanacağız nasıl olsa deyip oy vermeyenlerden, kaybedeceğiz deyip umutsuz olanlardan, oy vermeye üşenenlerden ve apolitiklerden oluşur genelde.
Tahminim de, bunların çoğunu apolitik kesim oluşturmaktadır.
Türkçü parti işe, öncelikle apolitik olanları kazanmakla başlamalıdır. Bunlar ülke meselesine ilgisiz, vurdumduymaz, kendi sorunlarını daha öncelikli görüp siyasete zaman ayıramayanlardan oluşur. Öncelik yapılması gereken iş ve çaba bu boşvermiş seçmenin ilgisini çekebilmeyi başarmaktır. Peki bu nasıl sağlanır ?

Çok yönlü olunarak ve bu çok yönlülük ile apolitik seçmene ulaşarak.

Önce çok yönlü olmayı ele alalım, sonra ulaşılabilme meselesini konuşalım.

Bir vatandaş, diyelim ki spora ilgili ama ülke meselelerine ilgisiz. Bu seçmenin ilgisini çekebilmek için, her zaman ülke meselelerinden, ekonomiden, devletler arası anlaşmalardan, siyasi açıklamalardan bahsedilmemeli. Türkçü parti bu seçmenin ilgisini de çekmek istiyorsa ülke meselelerinden başka, sporla da ilgilenmeli. Spor dalları ile ilgili açıklamalar, projeler ortaya konmalı. Ülke çapında ünlü sporcuları bünyesine alabilmeli. Türkçü parti lideri dahil, parti üyeleri toplanıp halı saha maçı yapmalı, kendi aralarında tenis oynamalı, paintball'a gitmeli . Bu şekilde medyada bir şekilde yer bulacak ve spora ilgisi , yatkınlığı olan seçmeni etkilemeyi başarabilecektir.

Teknolojiye ilgili ama siyasete ilgisiz seçmen var diyelim, o halde teknoloji ile ilgili bir adım atmalı ve bu seçmene de kendini farkettirmelidir.
Mesela, başa geldikleri takdirde abd'deki silikon vadisi benzeri dev projeleri hayata geçirme vaatlerini vermeli , bu seçmenin kalbine ve gönlüne girmeyi başarabilmelidir.

Demek istediğim her konudan bahseden bir Türkçü parti, söylemleri sert, sadece siyaset konuşan ve konuştuğu alanları daha dar olan diğer rakiplerinden daha avantajlı bir konumda olacaktır.

Peki çok yönlü olmak yeterli midir kararsız seçmeni etkileyebilmek için ?

Hayır.

Bunun bir de halka ulaşabilme boyutu var. Bu da medya ve anket şirketleri aracılığıyla sağlanabilir.

Medya boyutunu bir sonraki yazımda ele alacağım. Şimdi anket işine geçelim.

Anket şirketlerinden destek almayan bir Türkçü parti kararsız seçmen üzerinde etkili olamaz. Bir vatandaşın rastgele bir anketi incelediğini varsayalım. Bu vatandaş ilk olarak birinci ve ikinci partilere dikkat edecektir. Aslında anketler bir partinin reklamını da yapmış oluyor böylece.
Birinci ve ikinci parti olarak gösterilen bir Türkçü parti, ayrıca,  'kaybedeceğiz nasıl olsa' deyip oy kullanmayan seçmeni de kendi tarafına çekmiş olur.
Kötü amaç için de kullanılabilir anket şirketleri.  Örneğin rakip partilerden birinin oyu düşük gösterilse , vatandaş bu anketten ' demek ki halk memnun değil ' çıkarımı yapacak ve çoğunluğun memnuniyetsizliğini sahiplenecek , o da memnun olmayacaktır.

Kararsız seçmen aslında alternatif parti aramaktadır. Türkçü parti de anketleri kullanıp alternatif olduğunu bir şekilde göstermelidir halka.

Kararsız seçmen sayısının artmasına fırsat gözüyle bakmalıyız, bunlar neden ülke meselesine eğilmiyorlar diye şikayet etmeye gerek yoktur. Bir partiden bir oy kapmak kolay değil elbette , ama rakip partilerden bir seçmenin önce kararsız olması ve sonrasında bu kararsız seçmenin kazanılması , doğrudan bir partiden oy kapmaktan daha kolaydır. Bu şekilde daha rahat oy kazanımı olabilir.
Bu yöntemi asya'da önce ateizmin reklamını yapan ve ateizmi yayan ve sonrasında hristiyanlık propagandası yapan misyonerler kullanmıştır.

Türkçü parti de, önce kararsız seçmeni hedef almalı. Çok yönlü olup hem oyunu artırmalı hem de rakibin oyunu azaltmalır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #4 : 25 Eylül 2017, 11:49:40 »

Medya iyiyi de gösterir , kötüyü de, iyiden de taraf olur kötüden de.  Medya bazen gerçekleri gösterir, bazen çarpıtır, bazen objektif ve tarafsız olur, bazen yönlendirir bazen iftira atar, bazen birilerini suçlar bazen birilerini aklar.
Medyayı kullanmak isteyen her türlü, her amaç için kullanır. Medya bir sanatçıdır, taşa istediği şekli verir. Onun ustalığı ne kadar iyi olursa beğenisi de o kadar iyi olur. Bazıları heykel ne kadar iyi olursa olsun taşın kalitesini hemen anlar, malzemenin çürük olduğunun farkına varır. Bazıları da ne güzel şekli var deyip heykeli sever ama kalitesizliğinin farkına varmaz.

Türkçü diğer sıradanlar gibi olmadığından altta yatan sinsiliğin farkına varacak uyanıklığa sahip olmalıdır. Kendine anlatılanlarla ilgilendiği kadar kendinin nereye çekilmek istendiğinin de bilincinde olmalıdır. Hatta gösterilenden daha çok gösterenin kim olduğuyla, ne düşündüğüyle ve etnik kökeniyle de ilgilenmeli.
Yabancı soyluların bizim yararımıza değil, kendi soylarına yakın olup onların faydasına çalıştığını bilmeli . Bu acı deneyimi geçmişte yaşamıştık, bu bize ders olmalı. Milli mücadelede ermeni ve rum kökenliler ve hatta k.rtler , gazetelerle bağımsızlığı savunmuş, isyanı desteklemiş ve oradan birbirleriyle iletişimde olmuşlar, milli mücadelede bize köstek olup hareketimizi baltalamışlardır. Bunun yanında İngiliz yandaşı mandacı köpekler de , ki bunların kanında karışıklık olmasa buna girişmezler, ordunun silahını düşmana kaptırmamıza da neden olmuşlardır. 30 bin ermeni , bu şekilde birbiriyle irtibata geçmiş ve ordunun tüfekleriyle birlikte Rus ordusuna geçmiştir. Mandacı zihniyet bu sebeple Damat ferit gibi bir haine 90 bin silahı ordudan kaçırtmış düşmana teslim etmiştir.

Bu soysuzlar, mayası bozuklar bu hain emellerini uygulamak için yeri geldiği zaman Türk aleyhinde fetvalar vermek için, yeri geldiğinde dinimizi kullanıp bizim zararımıza çalışmak için her zaman medyayı kullanmıştır. Halen de kullanmaktadır. O zamanlar gazeteler, şimdilerde tv kanalları, net aracılığıyla kahpe planlarını uygulamaya devam etmektedir.


Medya bir reklam amacı güder, iyinin de reklamını yapar kötünün de. Ulusal bayramlarımızda bayramı zehir edecek haberler yayınlarlar. 23 Nisan bu ülkede, bayrammış gibi kutlanmaz hiçbir zaman. Medya bir güzel unutturur ve abd 24 Nisan'da ermeni soykırımı var mı diyecek, yok mu diyecek diye tartıştırır. Sanki milli bayram yokmuş, geçmişte bu büyük mücadeleyi vermemişiz , büyük başarı kazanmamışız da asıl mesele ermenilerin iddiasıymış gibi algıya sokulur bu toplum. Ve sanki bizim üstünlüğümüz değil de, abd'li başkanın ağzından çıkan birkaç kelimeyle her şey drğişecekmiş gibi algılanır. Bu büyük mücadeleyi ve savaşları vermiş halk sinsice ve gizlice küçümsenir, abd yüceltilir.

Medya bu oyunu bilinçli yapmıyor da ne yapıyor.? Hadi diyelim aptalları, budalaları kandırıyor ama Türkçüyü kandırabilir mi ?

Medya kimini korkutup , kiminin suradına pembe gözlükleri geçirtirken Türkçü bunu anlamıyor mu? Türkçü enayi mi de yapılmak isteneni kavrayamıyor.
Haber niteliği taşısın diye her gün gerçekleşen olayları, hastanelerde doktora, hemşireye saldırıları ara ara veriyor ve sağlık personelini haksız duruma düşürrüyor. Amacı devlet çalışanını suçlu gösterip, resmen devlet düşmanlığı yapmak değil mi ? Medya nerdeyse dövün saldırın demek istiyor, huzurun, düzenin sağlanmasını istemiyor.
Eğer düzenin sağlanmasından, işleyişin sağlamlığından yana olsa olayları vermekle yetinmez, sonrasında verilen cezaları da gösterir ve halkın bu tür olaylardan kaçınmalarını sağlar. Ama medyanın yaptığı bu sinsilik öyle yılan gibi ki , alınan cezalardan az olanları gösteriyor ve sanki halka ' işte ne kadar suç işlerseniz işleyin alınan ceza bu kadar az' mesajı veriyor. Halk da bu cezaları küçük görüp sakınacak bir davranış içine girmiyor.

Toplum, önüne koyulan yemeği yiyor, yemek kötü olsa da yiyor ama şikayet etmiyor. Bu yemek niye böyle demiyor. Türkçü ise yemek neden böyle demekle kalmıyor, içine şüphe düşüyor. Zehir var mı diyor yemekte, tuzu niye bu kadar çok diyor, yemeği yapan bana dost mu düşman mı diye kendi kendine soruyor.

Türkçü herkes gibi değildir, soyundan başkasına güveni olmaz, şüphecidir. Sıradan değil, farklıdır. Türkçü, Türk olduğunun, kapasitesinin ve zekasının dopdolu olduğunu bilir, Hulagu Han gibi bir dehayla, Atilla gibi bir kahramanla, Motun gibi düzen ustasıyla, Atatürk gibi ileri görüşlüyle, Enver Paşa gibi bir maceraperest ile aynı soydan aynı kandan olmanın övüncünü yaşar ve her tür zorluğun üstesinden gelebileceğine inanır. İnancı, uyanıklığını ayakta tutar ve Türk ırkını koruyucu görevini gönüllü olarak üstlendiği için koruyucu bir içgüdüyle düşmanlara karşı uyanık ve zinde kalma mecburiyetini hisseder.

Türkçü'nün medyaya bakışı da böyledir, medyaya doğrudan inanmaz, güvenmez. Türk'e zarar verecek bir planın kısa ve uzun dönem sonuçlarını değerlendirir. Ölçer, tartar ve verilmek isteneni şıp diye anlar.

Medya eğer ki Türk soylulardan oluşmuyorsa, bu , içimize sokulmuş olan Truva atından başka bir anlama gelmez. İçteki yağı dıştaki yağıdan daha tehlikelidir, medya da bizim soyumuzdan değilse bizim lehimizde davranması beklenemez. Her soy kendi faydasına çalışır. Bu sosyal bir kanundur.

Bizden olmayan medya , Türklük ile ilgili ne varsa bunu yoketmekten yana tavır alacaktır. Bizlerin manevi değerlerimizi, maddiyata tercih edici yayınlar yapacak ve özgürlük, insan hakları, demokrasi adı altında etnikleri kayırmacılık yapıp , Türklüğün değerlerini paramparça edecektir.

Türklüğün bir değerine, mesela bayrağa veya şerefine saldırı olduğunda galeyana gelen ve yapılması gerekeni yapan Türk soylular medyada saldırgan olarak gösterilirken, Türk'e saldıranların etnik kökenleri gizleniyor. Türk'e saldıranlar korunuyor. Türklerin ulusal hislerinin galeyana gelmesi suç olarak gösteriliyor.

Atamızın manevi kızı bir baloda Fransız diplomatların yanında havaya ateş açmış ve manevi hislerinin galeyana geldiğini söyleyip serbest bırakılmıştır.

Demek ki bu ülkenin kurucu gücü ve kurucu kurumlar o dönemde milli duyguyu savunmuş ve milli duygulardan kaynaklanan olayları suç olarak görmemiştir.
Dönem değişmiş ve zamanla ulusal olan değerleri korumak suç sayılmıştır. Medya bunun suç olarak gösterilmesinde en önemli etken olmuş, yönetici güce resmen suç kabul edilmesi için kamuoyu baskısı oluşturmaya gayret etmiştir.

Şimdi bu gidişat nasıl değerlendirilmeli ?

Medya tarafından toplum yanlış yönlendiriliyorsa Türkçü bunu engellemek için bir adım atmalıdır. Bu bir ihtiyaçtır, çünkü Türklüğe düşman oluşumlar rahat durmamakta ve Türklüğe saldırgan hareketlerine devam etmektedir.

Türkçü bu ihtiyacı karşılamak istiyorsa medyaya girmelidir ama nasıl girmelidir ? Ekonomik olarak güçlü müyüz ? Hayır. O zaman medyanın TV, radyo kanalı boyutuyla değil , net kısmıyla ilgileneceğiz. İnternet hem daha ekonomik olur hem de çağımıza daha uygun olur. Artık herkes netten okuyor, netten yorum yapıyor. Herkesin evinde bilgisayar, elinde telefon var. Türkçü için en uygun ve ilk adım da nettir.
İster haber kanalları olsun, ister forum siteleri olsun , ister düşünce kuruluşları olsun medyada bu şekilde yer etmelidir.

Türkçü sadece kendi düşüncesinde yayın yaparsa bu yeterli olur mu ?

Hayır.

Türkçü kendisinden farklı , hatta aykırı düşüncedekileri de etkilemek için medyada kendi aleyhindeki yapıların maskesini kullanıp, onların şekline girip , onların taraftarlarını caydırmalı, kendi düşüncelerine düşman etmeli, aralarına ayrılık fikrini sokmalıdır. Mesela dinci veya aşırı solculara hitap eden siteler açmalı ve sistemli bir şekilde yayın yapıp bu Türkçü düşmanlarını kendi düşüncelerinden tiksindirmeyi başarabilmelidir.

Türkçü,  medyayı kullanmadan azınlık olur, sayımızı çoğaltmak, düşüncemizi yaymak istiyorsak , Türkçülüğe atılan iftiraları ve suçlamaları bertaraf etmek istiyorsak medyada yer etmeliyiz.

Türkçü parti işe kendi medyasını oluşturarak başlamalıdır ki kendi reklamını yapabilsin ve başarılı olabilsin.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #5 : 30 Eylül 2017, 02:46:43 »

Türkçü partinin yabancılara bakışı nasıl olmalıdır ? Türkçü partiyi başa getiren güç, dış kaynak ve destek olmayacağı için dış devletlere hoş görünen bir imaja bürünmesi de gereksiz olacaktır. Sadece ilerisi için daha rahat bir dış politika seyretmesi amacıyla kararlı olunduğu, günlük veya kısa vadeli planlar yapılmayıp uzun vadeli politikalar güdüldüğü gösterilmelidir.

Mesela yabancı bir ülkenin, Türk'ün bir değerine , personeline , kurumuna karşı cüretkar bir şekilde hareket edemeyeceği şekilde dış politikada net, cesur ve dimdik olunmalıdır. Tüm dünyanın dışladığı sinsi düşmanımız İsrail, bizim diplomatımızı alçak bir sandalyede oturtup 'sizin yeriniz bu ' dememiş miydi ? Bu politik ahlaksızlığı yapan İsrail' e gereken ders tam olarak verilmemişti ama az da olsa, yetersiz bir tepki koyulmuştu. Halbuki İsrail' e net şekilde tepki verilseydi, mesela o alçak sandalyede oturtulan diplomat görevinden alınsaydı , İsrailli diplomat ülkemizden kovulsaydı, böyle bir tepki verilseydi, İsrail bir daha böyle bir saygısızlığı, nezaketsizliği yapabilir miydi ? Özrün en büyüğünü etmezler miydi ?

Abd denen vampir ülke, işgal ettiği Irak'ta bizim askerlerimizin başına çuval geçirdiğinde, karşılık olarak biz de abdli karargâhlara veya üslere saldırsaydık, İncirlik üssünü kapatsaydık, abd acaba Kerkük'te , Süleymaniye'de , Musul' da oradaki yerli işbirlikçi mezopotamya eşeklerini kullanıp Türkmenlere saldırır, tapu binalarını yaktırır mıydı ? Pkkyı silahlandırır mıydı ?

Kıbrıs'ta rum vekil çıkıp Türk bayrağını indirdiğinde , kameralara şov yaptığında , sınırdan rum askerlere ateş açılsaydı , bir daha böyle bir kahpelik tekrarlanır mıydı ?

Yunan genelkurmay başkanı Kardak'a çıktığında, bir savaş gemisi yollansaydı , tarihi ödlekliklerle dolu olan yunan bir daha böyle bir şeye cesaret edebilir miydi ?

Kararlı bir dış politika Türkçünün vazgeçilmezi olmalıdır.Türkçü parti başa geçmeden önce bağımsız olacağını, mücadelesinin bu yönde olacağını ve doğrultusunu asla değiştirmeyeceğini , içe ve dışa göstermelidir. Bu kararlılık ona hem sağlam bir politika izlemesi için yabancı ülkelere verdiği bir ön görünüm olacak, hem de iç siyasette cihangir, cesur, kahraman bir politika isteyen gaza gelmesi muhtemel halkımızdan oy kazanma yolu ve taktiği olacaktır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #6 : 01 Ekim 2017, 09:53:11 »

Türkçü niyetini gizlemelidir. Bu Türkçünün yapısına aykırı da olsa , istediğini almak istiyorsa böyle yapmalıdır. Yukarıdaki yazımda dış kaynak desteği almayacağı için, belli yabancı güçlere tavrı net olsun demiştim. Ancak bu dediğimin geçerli olmayacağı durumlar da olacaktır. Türkçü bazı durumları teraziyle tartmalı, tavır alacağım diye harcayacağı çabayla, amacına ulaşmak için giriştiği çabaya köstek olacakların yanındaymış gibi görünüp istediğini alabilmekteki harcadığı enerjiyi karşılaştırmalı. Eğer ikinci dediğim daha kolaysa , yeri geldiğinde bunu tercih etmelidir. Bu taviz değildir, taktiktir. Tamam Türkçü merttir, ama bazen namertler öyle oyunlar , fenalıklar düşünür ki işte o zaman Türkçü kurnaz bir şekilde hareket etmeli. Onlar madem namertlik istiyor, biz de onlara o dilden konuşalım demelidir.

Mesela dış güçlerin bazı engellemeleri oldu ve Türkçü hareketin önü tıkanmaya çalışıldı diyelim. O zaman Türkçü kendini bu dış tehditlere karşı tehlike değilim diyerek tanıtmalıdır. Hatta onlarla işbirliği bile istemeli ve böylece ortaklık temeline girişilip köstek olacak tehditleri engellemelidir. Bu duruma bir örnek, petrol arama çalışmaları olsun. Ülkemizde petrol aramaya kalktığımız anda bazı petrol şirketleri bunu istemeyecek ve bazı devletlerdeki lobi hareketleriyle bunu önlemeye çalışacaklardır. Türkçü böyle bir durumla karşılaştığı anda bu güçlü petrol şirketlerine ortaklık teklif etmeli, ve hatta onlardan petrol arama çalışmalarında yardım istemeli. Böylece aciz olduğumuz , onlara bağımlı olduğumuz anlamını çıkaracaktır bu köstek grupları. Petrol arama faaliyetleri belli bir yere çekilince, onların kaynakları, bilgileri kullanılıp , petrol kuyularında ilerleme sağlandığı anda önce destek veren o petrol şirketlerine tekme vurulmalı ve kendi yolumuza devam etmeliyiz. Tabi bunlar net anlaşmalar ve tavizler olmadan yapılacak , önce sadece sözler sonra da bağımsızlık mücadelesi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #7 : 03 Ekim 2017, 13:26:21 »

Türkçü parti üyelerini nasıl seçmelidir, kimleri seçmelidir, kimleri seçmemelidir ?

Türkçü parti, bir partiden diğer bir partiye geçmiş, halk arasında 'menfaati nerdeyse orda' diye tabir edilen siyasilerden uzak durmalıdır. Daha öncesinde bir partiyle anılan bir siyasetçi ne kadar dürüst, ne kadar ahlaklı ve donanımlı olursa olsun , önceki mensubu olduğu partinin etiketini hala üzerinde taşımaktadır.
Bu nedenle , bulunduğu partiye önyargılı olup, suçlayan kesimi kaybedecektir en başında.

Türkçü parti , başa, mevcut siyasetten sıkılan kesimin oyuyla geleceği, değişim ve şahlanış vadedeceği için mevcut siyasetçilerden mümkün olduğunca uzak duracak ve arasına almayacaktır. Eğer mümkünatı varsa tamamıyla yeni yüzlerle ortaya çıkmalıdır.

Halk güvendiği, saygı duyduğu kişilerin arkasında duracaktır. Bu toplum psikolojisi, sevdiği insanı korumak kollamak ister. Mesela güvenilir bir futbolcu, araştırmacı, şarkıcı , sunucu , şov yıldızı en rahat şekilde halka sunulabilecek kişilerdir. Hem tanınan hem de güvenilir olması Türkçü parti üyelerinde aranan bir özellik olmalıdır oy kazanmaları için. Türkçü parti eğer bu tarz kişileri kazanmak ve bünyesine katmak istiyorsa sadece gönüllülük esasına göre değil, onlara teklif götürerek de bu işi yapmalıdır.

Tabi başa geçtiğinde de her bölüme en uygun ve donanımlı Türkçüler geçeceği için, bilgili, eğitimli, donanımlı, zeki üyeleri de bünyesine katmalıdır. Ancak dediğim gibi, oy kazanmak için önce tanınmış , güvenilir veya tanınmasa bile iyi reklamı yapılabilecek birilerini halka sunmalıdır.

Her şeyden en önemlisi de kanıyla, geniyle, düşünce yapısı ve hayat şekliyle Türk olanları içine katmalıdır. Aksi takdirde en ufak şüpheler, yozlaşmaya, dağılmaya gidecektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 301


« Yanıtla #8 : 08 Ekim 2017, 17:19:52 »

Dilimize maalesef çok sayıda yabancı kelime girdi. Açıyorum bir sözlüğü, tabi kelimelerin yanında da etnik kökeni, dilimize hangi dilden girdiğini yazıyor parantez içinde. Bir kısmı Türkçe de olsa, arapçası, Fransızcası, farsçası baya bir kelime de dilimize girmiş . Bunlar dilimizi kirletiyor, özünden uzaklaştırıyor.

Atalarımın geçmişte ele geçirdiği yerlerde yaşayan diğer yabancı soylularla münasebet ve ilişki kurulması bu yabancı kelimelerin , Türk'ün de kullanmasına sebebiyet vermiş.
Savaşıyorsun, kazanıyorsun, ele geçiriyorsun. Bu iyi gibi görünse de bazı kötü yanlarının olduğu inkar edilemez. İster istemez diğer yabancı soylularla iletişime geçiyorsun. Çünkü ele geçirilen yerlerde yabancı soylular tamamen soyutlanmıyor, başka bir toprağa göçü sağlanmıyor. Varlıklarını sürdürüyorlar. O zaman ne diye toprak ele geçiriyorlar anlamıyorum, yabancının malını ganimet olarak görüyorlardı da, varlıklarını bir tehdit olarak görmüyorlar mıydı ?

Türk maalesef önce maniheistlikle sonra da İslam ile merhamet denilen iğrenç ve Türk'ün yapısına aykırı bir huy edindi.
Önceden düşman yokedilir, parçalanırdı. Timur, düşman artığı deyip savaştan kalan düşmanın çocuklarını atlarla çiğnetip onları imha etmişti. Böyle savaşçı, acımasız, merhametsiz iken maalesef benliğimizden uzaklaşıp merhamet gibi bir huy ve davranışa bulaştı canım ırkım. Bu da kaybettirdi işte bize dilimizi. Çünkü yabancıyla iç içe yaşamak dilimize de , benliğimize de, özümüze de, kültürümüze de zarar verecekti.

Bunu göremediler ve kaybettiler. Batıya belli sebeplerle göç yapıyor olabilirdik ama Türk ırkı fazla da uzaklaşmayacaktı anayurttan. Uzaklaştın diyelim , o zaman da doğudaki soydaşınla aranı iyi tutacak , ata toprağına yabancılaşmayacaktın.

Osmanlı da adalet dedi, yabancıyı el üstünde tuttu. Sonunda ne oldu, Türkçe gitti, osmanlıca türedi.


Hadi geçmişte yapılmış hatalar var diyelim, şimdiki tehlike daha büyük. Net olsun, TV olsun, ulaşım kolaylığı olsun artık yabancı etki ve tesirine daha açık bir dönemdeyiz.

Yabancı diziler, programlar, filmler , şarkılar hepsi birer tehdit değil mi ?
İzlenmesin demiyorum ama yabancıya baka baka onlardan etkilenilmeyecek mi ?

Üstüne yabancıların bulduğu , ürettiği terim, kavram, nesne ismi, teknolojik icatlar , bunların hepsi dilimize olduğu gibi giriyor. Uydurma ve zorlama kelimelerle sadece komik duruma düşülüyor. Zaten bir yabancı kelime yaygın bir şekilde kullanıma girdikten sonra bunu ne yap ne et değiştiremezsin. Türkçe karşılığı diye bulduğun her kelime ile sadece komiklik yapmış oluruz.

Türkçü parti , üretime, icada, teknolojiye hakim ve egemen olursa , yeni üretilenlere Türkçe isim bulunur.
Ayrıca oluşturulmuş bir dil takımı da, yabancı kelimeler kullanıma girer girmez karşılık bulmaya yönelik görev ve sorumluluk üstlenmelidir. Kullanıma girdikten sonra zaten iş işten geçiyor. Türkçü parti de bunun önlemini günlük hayatta kullanıma girme olasılığı yüksek yabancı kelimelerin önceden tespitini yapacak ekipleri ve takımları oluşturmalı, derhal Türkçe karşılığını bulmalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bergütey
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 484


Türkiye Türklerindir!


« Yanıtla #9 : 26 Ekim 2017, 13:13:14 »

Hepsini bir solukta okudum, neredeyse hepsi doğru. Ellerine sağlık kandaşım. Bu konu altlarda sahipsiz bir şekilde durmayı haketmiyor, sabitledim konuyu. Bütün kandaşlarımız okusun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Irkçılığın sebebi yoktur, sebep arayan varsa da ırkçı değildir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.