İSTE SOSYALİZM
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 16:09:31


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İSTE SOSYALİZM  (Okunma Sayısı 3887 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 15 Kasım 2009, 14:52:26 »

İSTE SOSYALİZM
Genç mütefekkir Aclan Sayılgan’ın 1 Haziran 1974 tarihli Yeni Đstanbul Gazetesinde yayınlanan “Kimmis
Su ilk Osmanlı Sosyalistleri” baslıklı yazısı, Türkiye’deki sosyalizm hakkında doğru bilgisi olmayanları
uyarıcı mahiyettedir. Sosyalizm kelimesinin sözlük ve ansiklopedideki anlamı ile bugün ona verilen
mananın aykırılığı birçoklarınca, zamanında seçilemiyor. Kendilerine demokrasi diyen Đngiltere ve
Amerika ile, halk demokrasisi olduklarını iddia eden Rusya ve Bulgaristan arasında ne kadar fark varsa
o sosyalizmle bu sosyalizm arasında da o vardır.
Bundan dolayıdır ki Türk milliyetçileri, cemiyetçilik demek olan sosyalizmin soysuzlasmıs olmasına
bakarak bu kelimeden ve onun anlamından tiksinmelerine karsılık, cemiyeti düsünmek ve kalkındırmak
ilkelerine toplumculuk adını veriyorlar. Đkisinin aynı olmadığını bir defa söylemistim. Hafızası zayıf
insanların ülkesinde yasadığımız için bir daha tekrarlayayım.
SOSYALĐZM = BEYNELMĐNEL HALKÇILIK
TOPLUMCULUK = MĐLLĐYETÇĐ HALKÇILIK
Bu demektir ki sosyalist için milletin, milliyetin önemi yoktur. Tek gaye iktisadi refahtır. Toplumcu için
gaye kendi milletini, milliyetini yükseltmek için refahtır. Sosyalizmde tarih suuru vatan sevgisi, bayrak
saygısı yoktur. Bayrak herhangi bir bez parçasıdır. Bu sebeple birinci cihan savasından önce ünlü bir
Fransız Sosyalisti, Fransız bayrağını gübreye dikmisti.
Toplumcu ise kendi milletinin bugünü için toplumculuğu biçilmis kaftan sayan kimsedir. Sosyalist,
baska bir milletin sosyalisti ile kardestir. Toplumcu, baska bir milletin toplumcusu ile ancak dost
olabilir; fakat tarihi düsmanları bir an gözünden kaçırmaz. Sosyalist için komünist kendisinden biraz
daha asırı bir ülküdasır. Toplumcu için komünist milli ve barısmaz bir düsmandır.
Aclan Sayılgan, yukarıda adı geçen yazısında, Türkiye deki ilk sosyalistlerin bu memleketi yıkmak
isteyenler olduğunu birer birer sıralayarak bir ibret levhası veriyor ve bu ilk Osmanlı sosyalistlerinin
devletimizin düsmanlarıyla isbirliği yapan Ermeni komitacıları olduğunu gösteriyor.
Gizli Komünist Partisi sefi olan Sefik Hüsnü bir Selanik dönmesidir. 1925’te yapılan ilk büyük komünist
tevkifatında yakalanmıs, bütün gizli vesikaları ele geçmis, komünistlere verdiği direktifler, genelgeler
bulunmustur. Sosyalizmin ne demek olduğunu anlatan, komünizme geçis köprüsü olduğunu bildiren su
parçayı bütün Türkçülerin (gerçek Türkçülerden bahsediyorum, selamünaleykümcülerden değil)
dikkatle okuması, okutması lazımdır:
Türkiye Komünist Partisi amelenin en suurlu fertlerinden mürekkep inkılapçı ve suurlu bir uzviyettir.
Aydınlık grubu ve bu grubun etrafındaki inkılapçı amele sendikalarının en suurlu efradı ile Rum’lardan
mürekkep T.Đ.U amele grubu ve Hınçak cemiyetinin sol grubu birleserek Türkiye Komünist Partisini
teskil etmislerdir. Türkiye Komünist Partisinin gayesi proletarya diktatörlüğü vasıtasıyla sosyalizm
kurulusuna girismek ve kurulduktan sonra da sınıfsız, planlı kardes cemiyeti olan komünizme
varmaktır.
Đste sosyalizm... Rumlar’la ve Ermeniler’le, hem de hınçaklar’la birleserek proterya diktatörlüğü
kuracak, sosyalizm kurulusuna girisecek, sonra da sınıfsız ve kardes cemiyet olan komünizme
varacak...
Burada bahsedilen Aydınlık grubu, Cumhuriyetin ilk yıllarında komünist Sadrettin Celal vesaaire
tarafından çıkarılan ve aralarında Türk Tarih Kurumu’nun simdiki baskanı Sevket Aziz Kansu’nun da
bulunduğu komünist “Aydınlık” dergisinin çevresinde toplananlardır.
Yumusak ve insancıl sosyalizmin nasıl bir masa gibi kullanıldığına bundan daha iyi örnek olamaz. Sefik
Hüsnü’nün direktifini, sosyalizm hastalığına tutulmus olanlara ithaf ediyorum. Böylece kimlere alet
olduklarını,nasıl bir gaflet içinde bulunduklarını anlayarak gözleri açılabilirse ne mutlu!...
Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmistir. Daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan
beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekanın ve bilimin yükselmesiyle
dinler de yükselmis, tek Tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmıs, din uğruna yapılan korkunç savaslar ve
kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmıs, bir kanaat olarak saygıdeğer
bir yer kazanmıstır. Artık medeni insanlar arasında din tartısması yapılmıyor. Dinler hakkında avamî
yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor. Medenî insan, baskalarının dini inancına saygı
gösteriyor. Kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.
Türkiye'de bir zamandır dine karsı takınılan yanlıs tutum, yemislerini vermeye baslamıstır. Mabedsiz
sehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düsünememistir.
Cumhuriyetin baslarında, artık görevi ve faydası kalmamıs Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasviye
olunurken, milletin manevi ihtiyacı düsünülerek asrî din adamları yetistirecek özlü bir din okulu
açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erismis din adamları ile dolar, bunlar köyleri
de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve Đstanbul gibi sehirde çatalı ve radyoyu haram eden
beyinsizler halka vaaz edemezdi.
Mabedsiz sehrin ilk yemisi Ticanîlik, onun olup kurtlanmısı da Nurculuk oldu.
Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında
avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk,
"Saîd-i Nursî" adında cahil bir Kürdün pesine takılmıs cahil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Saîd-i
Nursî'nin o çetrefil ve cahil Kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur
gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.
Saîd-i Nursî denilen adam, eskiden Saîd-i Kürd-î diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez,
daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, Safiî mezhebinden bir Kürttür.
Mütareke yıllarında Đstanbul sokaklarında millî Kürt kılığı ile dolasarak caka yapmıstır. Bu cakacı Kürt
kendisine "Bedîüzzaman" demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüs gibi kullanarak seyhlerini bu
adla ululamaktadır. Bedîüzzaman, "zamanın harikası" demektir. Kürt Said cidden zamanın
harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği
piskinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da onbinlerce, belki yüzbinlerce Türk'ü ardına
takmakta gösterdiği basarıyla gerçekten zamanın bir harikasıdır.
Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular Türk milletini
yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemis görünüyorlarsa,
Kürt Said de ortaya Müslümanlık ve kardeslik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürtçülük davasını açıkça
güdemiyeceği için, Türkçülüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor.
Müritlerine veya kendi tabiriyle Risâle-i Nur sakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip
çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olma ihtimali varmıs. Tabiî, dağdaki Kürdün bu
büyük ve ilâhî buyruktan haberi olamıyacağı için, o evlenecek ve Kürtler çoğalacak. Herkesin sözüne
inanan saf Türkler ise, büyük mürsidin buyruğu ile evlenmiyecek, böylelikle Türk soyu azalacak ve
Kürt Seyh Said'in 1924'de yapamadığını, Kürt Molla Said (yani Bedîüzzaman) kırk yıl sonra yapmıs
olacak.
Kadını seytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, Zerdüst dini olduğunu bilmeden koyu
Müslümanlık adı altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne
demeli? Urfa'daki mezarının bir bas belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip
Ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak Kürt Said'in oradan
uçtuğuna inanacak kadar suursuz olanlara ne denebilir? Millî talihsizlik, akıl hastanesi kliniklerinde
yatması gerekenlerin halk arasında dolasmasındadır. Ciddi tedbirler alınmazsa, bu dinî cinayet daha
yıllarca sürecektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 15 Kasım 2009, 14:52:35 »

Nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni
örümceklenmis zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut sapirografi veya tasbasmasıyla
çoğaltarak onbinlerce satarlar. Bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolasan Nurcular vardır.
Bunları satarak sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları, Kürt hamalların fikir
seviyesinde yazıldığı için, kimse birsey anlamaz. Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek
gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.
Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da bir tane yollamıslardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim
bir tanesinde, Kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kutudan
duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.
Đste, asağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatın da seyhi, pirî olan, kendisinden "efendi
hazretleri" diye söz ettikleri Kürt Said'in seviyesi budur.
Fizikten, titresimden haberi olmayan, müsbet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo
hakkında ancak bu kadar düsünür. Fakat bilgisizliğini de anlamaktan âciz olan o kara cahil, bu
katmerli bilgisizliğine bakmadan, Türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. Nur
risalelerinin birinde, Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek,
Tatar ve Kırgız gibi "akvâm-ı vahsiyye" (yani vahsi kavimler) olduğunu yazmıstı. Sevsinler medenî
Kürdü!... Özbek, Kırgız ve Tatarlar arasında okuyup yazma nisbeti % 90'dır ve aralarında atom
bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce bilgin ve uzman bulunmaktadır.
Kendisini Nurculuğa kaptırmıs olan bir avukatla geçen yıl aramda küçük bir konusma olmus, Kürt
Said'de ne bulduğunu kendisinden sormustum. "Kuran'ın en güzel tefsirini yapmıstır." diye cevap
vermisti. Bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, Kuran'ın simdiye dek en büyük Đslâm bilginleri
tarafından üç Đslâm dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. Bunu kendisine bosuna
anlatmaya çalıstım. Bir kere çileden çıkmıs, aklın ve mantığın dısına uğramıstı. Bir safsataya inanla
uğrasmak neye yarar? Bugün devlete düsen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine
gitmektir.
Bana gör Tîcânilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli
ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu
faydasız ve zararlı seyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur cubur
düsüncelere kurtarıcı diye yapısıyorlar. Çünkü insanlar bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat
insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez.
Türkiye'de gerçek ülkü olan Türkçülük türlü bahanelerle baltalanmasa, gerçek Türkçü olan eski
"Milliyetçiler Derneği" 1953'de kapatılmasaydı, bunlara gelisme imkanı verilseydi, bugün memlekette
partiler üstünde, gayet atesli ve suurlu bir milliyetçi topluluk bulunacak, hükümetler güç durumlarda
bunlardan yardım isteyebileceklerdi.
Türkçülük insanlara hiçbir vaitte bulunmuyor, maddi veya manevi birsey vermiyor. Yalnız istiyor...
Fedakarlık ve feragat istiyor. Nurculuk ise cennet va'dinde bulunuyor. Ebedî saadet, cennette
köskler, yemekler, huriler va'dediyor.... Kafası islemeyen, hatta aslında materyalist olanlar tabiî
Nurculuğu seçecektir. Netekim bunu kendileri de söylüyor "Türkçülük mezara kadar... Ondan sonra
ne olacak?" diyor... Tabiî ondan sonrasını kendilerine Kürt Said hazırlayacak.
Kürt Said'in 1327 ( = 1909 ) yılında, Đstanbul'da Vezir hanındaki Đkbal-i Millet matbaasında basılmıs
bir eseri vardır. Adı: "Đki Mekteb-i Musîbetin Sahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i
Kürd-î" dir. Kendisinin Saîd-i Kürd-î Yani Kürt Said) olduğunu tastik ettiği bu eserde, eserin muharriri
diye de kendisini "Bedîüzzaman" diye taktim etmektedir. Eserin tâbii, yani editörü de "Kürdîzade
Ahmed Ramiz" dir. yani dört bası mâmur bir eser. Bu 48 sayfalık eserin "hâtime" kısmı (44-48.
sayfalar) Kürt Said'iin içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. Bunun aynen alıyor ve
ağdalı bir dille yazıldığı için açık Türkçeye çeviriyorum: Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz
söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. ( = Soydaslarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence
bahis eksik kalır. )
Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pisdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!...
Besyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahsette vahset ve gaflet sizi
vahset sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı
gibi umum âleme mümted ve mütesa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i
ezelden engüst-i kaderi kaldırmıs, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi
olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi
gibi bir câzibe-i umum-î millî teskili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek sems-i
sevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile
muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. ( = Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik
zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Besyüz yıldır yattınız. Yeter
artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahset ve gaflet sizi vhset sahrasında yağma edecektir. Đlâhi hikmet
denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan Tanrı'nın nurlu
kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmıs size emrediyor ki:
Ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi bosa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle
birlestirip kaynastırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teskili ile Kürtler
gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek Đslâm ve Osmanlı sevket günesinin mevkibinde parlak
bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz.)
Görülüyor ki Kürt Said, zavallı Kürtlere eski Asur ve Đran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak
kadar koyu bir Kürt milliyetçisidir ve çaprasık acemî ifadesiyle Kürtleri Kürt milliyetçiliği etrafında
birlesmeye çağırmaktadır. Bunun hiçbir tevili, tesfiri yoktur. Beyninde ve gönlünde kötü düsüncesi
olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir Đslâmcı değil, bir Kürtçü olduğunu kabule mecburdur.
Bundan sonrasını, zaten anlasılmaz ve bozuk ifadeli metinden sıyırarak yalnız tercümesini (evet, bu
kelime yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları bosuna yormaktan alıkoyacağım. Bundan sonra Kürt
Said söyle diyor:
Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmıs, nefse esir olmayı
yasak etmis ve baskasına tecavüzü caiz görmeyerek seriata dayanmıs olan hürriyet sultanı yüksek
sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum
için "fen, sanat ve silâh basına, ileri ars" emrini veriyor.
Hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus kalmıs ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu
üstünde olan cehalet ve gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya tesebbüs etmis
bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları
ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmıs olan seciyenizi maarifin hayat
suyu ile sulamanın vaktidir. Yoksa kuruyup çürüyecektir.
Đhtiyaç denilen, medeniyetin babası ve ilerlemelerin kurucusu olan üstad, sillesini kaldırmıs, size
hükmediyor: Ya hayat ve hürriyetinizi bu vahset sahasında yağma ettireceksiniz, yahut medeniyet
alanında fen ve sanat balon ve trenine binerek istikbali karsılayacak ve olgunluğun Kâbesine
kosacaksınz.
Milliyet denilen mâzi derelerinde, hâl sahralarında ve istikbâl dağlarında çadır kurmus olan Rüstem-i
Zâl ve Selâhaddin-i Eyyubî gibi, herkesi baskasını haysiyet ve serefiyle sereflendiren ve yüksek
duyguların timsali olan milliyet fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir milletin
hayatının mâkesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin müsahhas misali oldunuz. Simdiki gibi bir
sahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira, maksadın büyümesiyle himmet de büyür ve millî
hamiyetin galeyanıyla ahlâk da yükselir.
Kavimlerin saadetinin sebebi olan ve millî hakimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan
hürriyetteki cüz'i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve ser'î mesveretin mayasıyla
mayalandıran mesru mesrutiyet, sizi imtihan meclisine davet ediyor. Erginlik çağına vardığınızı ve
vâsîye ihtiyacınız olmadığını görmek istiyor. Đmtihana hazırlanınız. Varlığınızı birleserek gösteriniz.
Millî hamiyet ve sahsî fikir ve vicdanınızı milletin müsterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır
alacaksınız ve hürriyet sahadetnamesi elinize verilmeyecektir.
Mâzide dağınıklığınıza sebebiyet veren birinizdeki bencillik fikri simdi istikbalin medeniyet
saadethanesinde icad fikrine, sahsî tesebbüse ve hürriyet fikrine inkılâb edecektir. Hattâ diyebilirim
ki, baskalarının sükûtî medreselerine nisbetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmî mebuslar
meclisini gösteriyor. Đmam arkasında fatihalar okuduğunuz zamandaki semâvî ve rûhânî
vızıltılarınızda, mezhebî ve kavmî mahiyetinizdeki istidat, mesrutiyet sırrına kaderin bir îmâ ve nisanı
vardır.
"Đnsan için çalısmaktan baska yol yoktur" sözünün öteki ifadesi, sahsî tesebbüstür. Her kemâlin
kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, simdiye kadar nasıl maddi secaatte
terakki ettinizse, simdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî
duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çaprasık bununan diliniz,
tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumus, perisan ve edebiyatsız kalmıs
olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete sikâyette bulunuyor. Đnsanda kaderin sikkesi sikkesi
lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallasmaz, O zihne
giren bilgiler tas üzerinde oyulmus gibi bâki kalır. Millî dille görünen hersey hos gelir. Millî hamiyetin
bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi'dir. Millî hamiyetin her subesinde
olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf ( = gramer ) ve nahvini ( = sintaksını )
vücuda getirmistir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden,
istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ısıklandıracaktır.
Đste bu zat bir hamiyet örneği göstermis ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıstır. Onun
izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.
Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî
Kürt Said'in tam bir Kürt milliyetçisi olduğunun bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. Böyle
olmayıp da, yalnız geri kalmıs Kürtleri kalıkındırmak amacı gütseydi, onlara "Bilgi sahibi olun"
demekle yetinir, medeni ve ebedî Türkçe dururken, millî dil diye kaba ve iptidaî Kürtçeyi tavsiye
etmezdi. Mesrutiyetin memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevsemesinden
faydalanarak, Türkiye'yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini gerçeklestirmek isteyen Hıristiyan
tebaalar gibi, bu müslüman kardes de Đmparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmis olan Türkleri
vurmaya çalısıyor. Kendilerine tarih ve seref uydurmak ihtiyacında olan bütün iptidaî cemaatler gibi,
roman kahramanı olan Zâloğlu Rüstem'i ve ancak anası Kürt olan Selâhaddin Eyyubî'yi Kürt
kahramanı diye ileri sürüyor. Kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. Kısacası, onlara devlet
kurdurmaya çalısıyor. Tabiî devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, Saîd-i Kürd-î
adını Saîd-i Nursî yaparak ve Nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar
düzerek, bir din mürsidi gibi ortaya çıkmaya basarıyor.
Bizim için sasılacak nokta, onun su veya bu davranısı değil, onbinlerce, belki yüzbinlerce gafil
Türk'ün, bu cahil Kürd'ün arkasından gitmesi, onun cahilâne ve hâinâne öğütlerine körü-körüne
boyun eğmesidir.
Simdi bu gafil Türklere hitap etmek istiyorum:
Siz, Türk ve Müslüman mısınız? Türkseniz, hangi sebeple cahil bir Kürdün ardından gidiyor, onun
telkinleriyle kendi ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz? Aranızda "Türkçe de dil mi?" diyen
ahmaklar, resmî dilin Arapça olmasını isteyen hainler var. Siz ne biçim Müslümansınız ki, cahil bir
Kürd'ün telkini ile evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetisir de günaha gireriz diye bekâr kalmaya
azmediyorsunuz? Putperest olduğunuzun farkında değil misiniz? Bir cahil Kürd'ün sakalını,
tırnaklarını, abdest aldığı suyukutsal emanetler gibi saklamak hangi Müslümanlığın, hangi insanlığın,
hangi temizlik kaidesinin, hangi suurun isidir? Uyanın! Radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir
budalanın müridi olarak ese dosta, dosta düsmana karsı gülünç olmayın. Müslümanlık, temeli
atılmıs, büyük bilginlerini yetistirmis, tedvin olunmus bir dindir. Onun yeni bastan açıklanması için
Kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur.
Bana bu yazıyı yazdıran, Trabzon'dan yollanan acayip bir nesne oldu. Çok küçük boyda, 8 yapraklık
bir brosür olan bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir Said-i Kürd-î reklamıdır.
Gönderen, O. Nuri Kurt adında tanımadığım birisidir. Đçinde Kürt Said'in sayıklamalarından parçalar
var. Đkinci yaprağın ikinci yüzündeki su hezeyana bakın:
"Aziz, sıddık kardeslerim:
Siz kat'î biliniz ki, risâle-i nur sakirtlerinin mesgul oldukları vazife rûy-i zemindeki en muazzam
mesâilden daha büyüktür."
***
Evet! Sizin vazifeniz cidden büyüktür. Haçlıların, bozuk iradenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı
Türkiye'yi cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatinizle yıkacaksınız. Türklüğü inkâr ederek, seriati
Anayasa ve Medenî Kanun durumuna getirerek, evlenmiyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak,
eski yazıyı getirip Arapçayı resmi dil yaparak, Đslâmiyetten önceki tarihimizi küfürdür diye
kitaplardan kazıyarak Türklüğü yıkacaksınız. Bunu yaparken, ölü Stalin'le, sağ Makaryos'un müttefiki
olduğunuzun asla farkında olmıyacaksınız. Müslüman geçindiğiniz halde Peygamber'in "Evlenip
çoğalınız" anlamındaki hadîsini hiçe sayarak, Kürt Said'in evlenmemek hususundaki hezeyanlarına
bas eğmekle kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında olmıyacak kadar acınacak yaratıklarsınız.
Neymis o sizin mesgul olduğunuz büyük vazife? Bir odaya kapanıp Kürt Said'in hezeyanlarını
okuyarak kendinizden geçmek mi? Bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhî tababetin ve marazî
ruhiyatın konusu olabilirsiniz. Kendisi genç ve güzel bir kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir
zenci ile evlenen Amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen nesne değildir.
Sizinki de kendi içinizde kalsa, Türklüğün aleyhine yönelmese, belki böyle sayılabilir. Fakat Cennet
va'di ile gafilleri avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve Türklükten ayırıyorsunuz. Araplarla
aramızda bir dâva oldu mu, mutlaka Arapları haklı buluyorsunuz. Türk - Arap savası olursa, "Din
kardesime silâh çekmem" diyorsunuz.
Đste, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla gösterdim. Onun bir Kürt milliyetçisi olduğu apaçık
ortaya çıktı. Bu açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de Türklüğe dönerseniz, hos... Yine eski
sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan süphe etmeli...
NĐHALATSIZ ÖTÜKEN DERGISI YIL 1964 SIMDI YIL 2005 KAFALAR HEP AYNI
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 30 Mayıs 2018, 21:40:28 »

Sosisyalistler vatan hainidirler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.