DİNDAR VE MUTAASSIP HACI BAYANIN TÜRKLÜĞE HAKARETLERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Ekim 2019, 10:22:22


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: DİNDAR VE MUTAASSIP HACI BAYANIN TÜRKLÜĞE HAKARETLERİ  (Okunma Sayısı 2923 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 15 Kasım 2009, 14:19:02 »

DİNDAR VE MUTAASSIP HACI BAYANIN TÜRKLÜĞE HAKARETLERİ
Günümüzün modalarından birisi de mini etekli, açık saçık disilerin yanında hacı, hoca takımından gayet
mutaassıp, görünüste dindar, mutasavvıf kadınların türemis olmasıdır. Đsteyen istediğini olur. Đsteyen
istediğini sever. Đsteyen istediğine tapar. Anayasa insanlara birçok haklar tanımıstır. Baskalarına,
düzene, ahlâka, kanunlara çarpmadıkça herkesin her türlü hürriyeti vardır.
Bir de kanunlar bakımından suç olmadığı halde millî gurur bakımından incitici, kırıcı, hatta küstah ve
edepsizce olan davranıslar vardır. Meselâ birisi çıkıp Türkler’in millî sembolü olan Bozkurt’a it demistir.
Bunu söyleyen seviyesiz, herhalde Bozkurt’un aynasında kendisini görmüstür. Millî bir timsalin millî
hayattaki değerlerini anlayamayacak kadar sefil anlayıslı, millî değeri küçümsemeyecek kadar hain bir
serseridir. Tıpkı Bozkurt gibi millî bir sembol olan bayrağı da aynı gözle gördüğü muhakkak olan
seciyesiz biridir. Bundan her sey beklenebilir.
Fakat görünüste dindar olduğu için olgun ve baskalarının değerlerine saygılı olması gereken bir hacı
kadından böyle bir saldırganlığı beklemezdik. Sabah gazetesinin yazarlarından Bayan Hacı Münevver
Ayaslı’dan bahsetmek istiyorum.
Sayın Bayanın 7 Mart 1969 tarihli Sabah gazetesinde “Bayram Gazetesi ve Yazarları” baslıklı makalesi
Türkçülüğe hakaretlerle doludur ve bu arada taassuptan doğan çocukça fikirlerin gülünç bir halitasını
arzetmektedir. Sayın Hacı Bayan, Bayram Gazetesi yazarlarının çok defa söylenmis seyleri
tekrarlamasından yakınarak aynen söyle diyor:
Efendim Bayram Gazetesi mecburen alıyor ve mecburen bu yazıları okuyorum. Halk Partisi klâsik
mührünü tasıyan bir yazar bir yazı kaleme almıs… Tutturdukları ve hiç bırakmadıkları konu:
1) Karamanoğlu Mehmed Beğ’in Türkçeciliği; bininci defa olmak üzere tekrar tekrar yazıyor. Ne oluyor
yani? Karamanoğlu Mehmed Beğ Türkçeci olacak da Selânikli Dönme ve Giritler tarafından maskarası
mı yapılacak?
2) Malûm, yine Cenabı Pir Hazretleri Mevlâna’nın Farsça yazma konusu. Hazretin Farsça yazması
kerametlerinin en büyüğü. Allah vermesin ya Türkçe yazmıs olsaydı. Mesnevî ve Divanı Kebir ne hale
gelirdi? Herhalde 13. Asırda yazıldığı gibi kalmaz, Dil Kurumu onu sadelestireceğim diye didik didik
ederdi. Ve bu is Sadi Irmak, Behçet Kemal ve Faruk Güventürk’e kadar düserdi. Hazreti Mevlâna’nın
Farsça yazması bütün sarka hitap ettiği gibi bütün müstesrikler vasıtasıyla Garba hitabediyor demektir.
Karamanoğlu Mehmed Beğ’in Türkçeciliğini küçük görmek ve Mevlâna’ya “Cenabı Pir Hazreti Mevlâna”
gibi satafatlı unvanlar yaklastırarak onun Farsça yazmasının en büyük keramet olduğunu ileri sürmek
Yirminci Asrın müsbet kafası karsısında insanı güldürecek ve acındıracak bir zavallılıktan baska bir sey
değildir.
Bu sayın bayan, Selânik Dönmeleriyle Giritliler Türkçeyi maskara edecek diye Türkçe yazılmasını mı
daha doğru buluyor? Bu düsüncenin, kaza oluyor diye otomobilleri yasaklamayı midi ki onunla yazılan
eser her türlü taarruzdan korunmus oluyor? Artık kitaplarda kalan Farsça ile bugünün Kürtçeye
benzeyen çirkin Farsçası aynı mıdır?
Mevlâna keramet yerine mucize göstererek su Mesneviyi Đngilizce yazsaydı herhalde bugün daha çok
kimse tarafından anlasılır, söhreti daha büyük, itibarı daha fazla olurdu.
Bizim burada dokunmak istediğimiz konu Sayın Hacı Bayanın Hazretleri Piri olan Cenabı Mevlânâ’ya
beslediği ask değildir. Đsteyen istediğine ask besleyebilir. Dokunmak istediğimiz sudur. Hacı Bayan
diyor ki:
Đttihatçıların bir düsünürleri vardı. Yüzü kara, ruhu kara, kendi kara Kürt, fakat Türkçü Ziya Gökalp!..
Đste bu düsünür. Kaç kisi ziyaretine gidiyor? Kaç kisi mezarının nerede olduğunu biliyor? Kimse yattığı
yeri bilmiyor.
Hacı Bayanın da diğerleri gibi bir Türkçülük düsmanı olduğu anlasılıyor. Ziya Gökalp’a bunca hakaretin
baska tevili yoktur. Bir kere Ziya Gökalp Kürt değil, Türk’tür. Irkçılığın aleyhinde olduğunu bildiğimiz
Gökalp atalarının Çermikli ve Türk olduğunu, fakarırken Türk olmasa bile kendisini yine Türk
sayacağını, çünkü hars bakımından Türk olduğunu yazmıstır. Bundan baska Ziya Gökalp’in yüzü, ruhu
ve kendi neden kara oluyormus? Yüzünün karalığından maksat esmerlikse biz Ziya Gökalp gibi bir
karayı Sayın Hacı Bayan gibi bin beyaza tercih ederiz. Gökalp Türkçülüğe hizmet etmis, sistem
kurmaya çalısmıs, ölmez eserler vermis bir adamın değersizliğini göstermez. Bir adamın büyüklüğü
mezarın belli olmasıyla ölçülmez. Mevlânâ’nın mezarını yılda 500.000 kisi ziyaret ediyormus. Bilet
kestiniz, yahut da oturup saydınız mı Sayın Hacı Bayan? Bu kadar adam ziyaret etse bile ne çıkar?
Sarhos, reybi ve eyyamperest Hayyam’ın mezarını da belki daha çok insan ziyaret ediyor. Fakat büyük
ve sanlı Kılıç Aslan’ın mezarı hiç ziyaret olunmuyor. Çünkü yeri belli değil. Yeri belli olan Fatih’in
mezarına da yılda ancak birkaç yüz kisi uğruyor. Bunlardan ne çıkar? Bunlar ya insanların vefasızlığı, ya
budalalığını yahut da hiçbirini göstermez. De bir alıskanlığın eseri diye kabul edilebilir. Fakat herhalde
Hazreti Pirinizin Kılıç Aslan’dan veya Fatih’ten büyük olduğunu ispat etmez.
Mevlânâ gelmeseydi Türklük hiçbir sey kaybetmezdi. Fakat Kılıç Arslan’la Fatih gelmeseydi çok
kaybeder, belki de bugün var olmazdı. “Evliya, Farsça yazdığı için keramet sahibidir” dediğiniz sözde
Müslüman Mevlânâ, Allah’ın celâli ve kudreti onlarda tecelli etmistir diye Samani Moğollar’a
dalkavukluk etmistir ve onun büyük Fars sairliğinin ötesinde hiçbir değeri yoktur. Mezarı bilinmeyen
Kılıç Arslan ise 20-30 bin atlısıyla Avrupa’nın zırhlı sövalye ordularına karsı can pazarında Anadolu’yu
savunmustur. Onun sanlı savunmaları olmasaydı bugün hiçbirimiz olmayacaktık ve siz de Hacı Bayan
ya Marika ya da Fotika olarak yasayan bir insan olacaktınız.
Demek sizin Piriniz insanlığı irsat etmek istiyordu da onun için Farsça yazdı. On Üçüncü Asrın basında
Farslık ezilip siyasî olarak yeryüzünden kalkmıs ve cihanın büyük bölümünde Türk hâkimiyeti, Türk
kültürü ve Türk dili yürürlüğe girmisti. Cenabı Pir bu büyük ve hakim ırkın diliyle yazsaydı kerameti
daha büyük olmaz mıydı? Mademki keramet sahibiydi, kendisinden iki asır sonra gelecek olan
Nevâyi’nin “Muhâkemetü’l Lugateyn” (Đki dilin ölçüstürülmesi) adlı eser yazacağını, bu eserde
Türkçe’nin Farsça’ya üstünlüğünü ispat edeceğini bilirdi. Cenabı Pir herhalde zuhul buyurmus olacaklar.
Semsi Tebrizi Hazretleriyle halvet âleminden mest olmak yüzünden bu gibi konularla uğrasacak
vakitleri yoktu.
Đnsanlar garip yaratıklardır. Kafa olgunluğu biraz eksik oldu mu ölçüyü hemen kaçırır ve kendisine ait
olanın daima en iyi ve en üstün olduğunu sanır. Kendi benliğini sisirip büyütür. Habbeyi kubbe yapar.
Cenabı Pir de böyle sisirilmistir. O sadece büyük bir sairdir. Evliyalığı, mürsitliği yalandır. Ney ve
dümbelekle rakseden evliya görülmemistir. Evliya denen adamlar ağır baslı olurlar. Mevlânâ ise zevk ve
keyif ehli olarak musikî âlemleri yapmıs, dans etmis, kuvvetli olan her kimse ona boyun eğerek gününü
gün etmis yasamıstır.
Tasavvuf fikirlerini kendisinden önce Anadolu’da yasayan ve birçok din bilginleri tarafından tekfir edilen
Muhyidd’in-i Arabî’den almıstır. Tasavvuf, Doğunun, Batının bütün din ve felsefelerinin karmasıdır.
Biraz eselerseniz tasavvufun Đslâm aleyhtarı noktalarını da yakalarsınız. Yunan felsefesinden,
Budizmden vesaireden gelen unsurlarla Tanrılık iddiasına kadar kalkan mutasavvıflar malûmdur.
“Mansûr” bu çılgınların en tanınmısıdır.
Müslümanlık baska din erbabına zulmü tervic etmezse de “Hak din Đslâmiyettir” düsturu ile bu meseleyi
kesin sekilde çözüp atar. Halbuki tasavvufta bütün dinler birdir. Bunu Yunus Emre su beytiyle dile
getirmistir:
Yetmis iki millete bir göz ile bakmayan
Halka müderris olsa hakikatta asidir.
Buralardaki “millet” günümüzün mânâsı ile “ulus” anlamındaki millet olmayıp Arapçadaki gerçek anlamı
ile “din” demektir. Yani Yunus Emre tasavvuf prensiplerine uyarak Müslüman, Hırıstiyan, Musevî,
Mecusî, Budist ne varsa hepsinin esit tefsir çabalamalarına rağmen Đslâmiyetle bağdasmayacağı gün
gibi asikârdır. Hele Kazak Abdal’ın:
Kıldan köprü yaratmısım gelsin kullar geçsin
Biz hele söyle duralım, geçsin deyü,
Biz hele söyle duralım, yiğit isen geç a Tanrı!...
Demesi apaçık bir kültür değil midir? Fakat mutavasavvıflar bunda o kadar derin ve ince mânâlar
bulurlar ki, bizim gibi nasipsizlerin bu yüksek fikirleri anlamamıza imkân yoktur. O sebeple bunlar küfür
değil, Đslâmiyetin ta kendisidir. En yüksek mertebesidir. Seraitten tarikata, tarikattan marifete,
marifetten de hakikata yükselisin sırlarıdır. Biz hiç bu yüksek hakikatları anlıyabilir miyiz?
Tasavvufta din millet ayrımı olmadığına göre sayın dindar ve mutasavvıf Hacı Bayan, Ziya Gökalp’ın
Kürtlüğünü ne diye ileri sürüyor? Kürt olmadığı muhakkak ama Kürt olsaydı bunu suç ve eksik diye
ancak biz görebilirdik. Hacı Bayan gibi din ve millet sınırlarını çoktan asmıs yüksek mütefekkirlerin bu
türlü kusurlara aldırmaması gerekirdi.
Biz hayal âleminde değil, ülkü sınırları içinde yasıyor, ülkünün ne dereceye kadar ve hangi sartlarla
gerçeklesebileceğini akıl ve muhakeme yoluyla hesaplayabiliyoruz. Ülkücülük karsılıksız bir fedakarlık
ve hizmet duygusudur. Ne dindarın Cennetinden nimetler, ne mutasavvıfın hayalindeki Tanrıyla
bulusma gibi olağanüstü zevkler bizde yoktur. Mademki dünyaya geldik, bir görev yapmalıyız ve bu
görev insanlara yakısır bir görev olmalıdır diyoruz. Çünkü biz dünyaya hayvanlar gibi yalnız eğlenmeye
değil, bir vazife yapmak için geldiğimize inanıyoruz ve bu yolda olan en fedakâr insanların bile
kusurlarını görmemekten gelmiyoruz. Ülküdaslarımızın meziyetlerini büyütmüyoruz. Herkesin hakkını
vermeye çalısıyoruz. Bu arada Türklüğe zarar verenlerden de süphesiz nefret ediyoruz. En tiksindiğimiz
yaratıklar ruh ve beyin bakımından anormal olanlardır.
Ziya Gökalp birçok kusurlarıyla birlikte Türklüğe ve Türkçülüğe hizmet etmis bir kimsedir. Çıkar pesinde
kosmadığı da bilinen hayatıyla ortadadır. Buna kara ruhlu, kara yüzlü Kürt demek için önce millî olan
değerden tecerrüd edip baska bir âleme girmek icâb eder. Hacı Bayan, Cenabı Pir Hazretleri
Mevlânâ’nın askıyla bu âleme girmis gözüküyor.
Karamanoğlu’nun Türkçeciliği, Ziya Gökalp’ın Türkçülüğü onu ilgilendirmiyormus. Olabilir. Hakarete
kalkmamasını ihtar ediyoruz. Aklının ermediği konuları bırakarak bizi karanlıktaki bazı meseleler
üzerinde, bu meselelerdeki yüksek bilgisiyle aydınlatmasını rica ederiz. Meselâ Cenabı Mevlâna’nın
Semsi Tebrizî ile su bir türlü izah olunmayan halvet âlemlerinin ilmî ve tasavvufî mânâsını, bununla
beseriyetin nasıl ve neden kaybolduğunu, simdi göğün kaçıncı katında ikamet buyurduğunu anlatıp bizi
aydınlatsalar meslek-i kavîm-i tasavvufa çok büyük bir hizmette bulunmus olurlar. Bundna baska
Cenabı Mevlânâ’nın Semsi Tebrizî Hazretlerine, tıpkı sevilen bir kadına hitap eder tarzda siirler
yazmasının yüksek tasavvufî mânâsını ve hele Türkçe bir siirinde:
Kiçkinen oğlan hey bize gelgil!
Dağdanan dağnan hey geze gelgil!
Ay bigi sensin, gün bigi sensin!
Bî-meze gelme, bâ meze gelgil!
Demesinin hikmetini ve küçük oğlanı mezesiyle birlikte çağırmanın ne demek olduğunu anlatsalar,
Türkçe ve edebiyat öğretmeni olduğumuz halde, kemal-i cehlimizden gerçek mânâsını bir türlü idrak
edemediğimiz bu beyitlerdeki tasavvuf incilerini öğrenerek kendilerine minnettar kalırdık.
Ötüken, 1969, Sayı : 64
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TARKAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 07 Nisan 2011, 13:28:22 »

Kiçkinen oğlan hey bize gelgil!
Dağdanan dağnan hey geze gelgil!
Ay bigi sensin, gün bigi sensin!
Bî-meze gelme, bâ meze gelgil!


''Demesinin hikmetini ve küçük oğlanı mezesiyle birlikte çağırmanın ne demek olduğunu anlatsalar,
Türkçe ve edebiyat öğretmeni olduğumuz halde, kemal-i cehlimizden gerçek mânâsını bir türlü idrak
edemediğimiz bu beyitlerdeki tasavvuf incilerini öğrenerek kendilerine minnettar kalırdık.''


 Gülümseme Göz Kırp ATSIZZZZZZZZZZZZZ!!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.