Atsız - Fanteziler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2017, 07:21:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Atsız - Fanteziler  (Okunma Sayısı 49 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Baturgan
Atsız'ın Kılıcı
turkcuturanci.com
Türkçü - Turancı BOZKURT
********
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.771


TÜRK BUDUN : ÖKÜN !


« : 06 Kasım 2017, 13:46:00 »

Dünya çok değişti. Galiba fabrika bacalarından ve arabalardan çıkan zehirli gazlar havanın terkibine
iyice karışarak insan şuurunda kötü tesirler yaptı. Her zaman için geçerli olan manevî değerlerin bu
kadar değişmesini başka türlü açıklamaya imkân yok. Eskiden insanları utançla kızartacak olaylar
karşısında âdeta gururla duranlara baktıkça başka nasıl düşünülebilir?

Tehlikeler görüldüğü halde tedbir alınmayışı, uyuşukluk içinde vakit geçirilişi de, maddî veya manevî,
herhalde bir zehirlenmenin sonucu olsa gerek.

İnsanlarda hak ve adalet kavramı da kalmadı. Hiçbir konuya doğru teşhis konulamıyor. Türkiye'nin son
bir buçuk yıllık hayatı bunun örnekleriyle dolu..

Bir Millî Selâmet Partisi var. Bu partinin başkanı dünyayı gülpembe görenlerin başında geliyor. Son
seçimlerden önce tek başlarına iktidara geleceklerini iddia ediyor ve Türkiye'de milliyetçi, sol, renksiz
olmak üzere üç türlü parti bulunduğunu söylüyordu. Bu başkana göre milliyetçi parti kendileri, solcu
parti CHP idi. Renksizler de öteki partilerdi. Milliyetçi olduğunu iddia, daha doğrusu vehmeden
başkan, solcu diye yerdiği CHP ile iş birliği yapmaktan çekinmedi. Kendisinin "millî" sandığı "şeriatçı"
zihniyeti bunu kaldırdı. Sonra her vilâyette bir fabrika açacaklarını, yüz binlerce traktör, binlerce tank
ve uçak yapacaklarını ilân etmesine rağmen bir tezgâh bile açamayarak çekildi, gitti. Bir başbakan
yardımcısının çok ölçülü konuşması gerekirken, sanki içki masası başında şaka yapıyormuş gibi bol
keseden vaatlerde bulundu.

Türkiye'de bir de Halk Partisi vardır. Bu parti şimdiye kadar hiçbir seçimi kazanamamıştır. Son
seçimlerde oyların % 33'ünü aldığı dahi doğru değildir. Çünkü o, oylamaya katılan % 65'inin % 33'ünü
toplayabilmiştir ki bu oran, seçmen sayısının % 22'si eder.

İşte, seçmenlerin % 22'sinden oy toplayan bu parti seçim sisteminin yanlışlığı ve seçmenlerin bıkkınlığı
sebebiyle, koalisyon yoluyla da olsa iktidara geldi. Parti başkanı Ecevit, seçimlerden önce millete üç
vaatte bulunuyordu: Mahkûmları hapisten çıkarmak, hayatı ucuzlatmak, sosyal adaleti sağlamak.
Ecevit yalnız birinci vaadini yerine getirebildi ve bundan bilhassa devlete silâh çekmiş, varlığına
kastetmiş olanlar faydalandı. Bu da ancak şeriatçı, dinci, imanı bütün MSP başkanı sayesinde, onun
desteği ile oldu. Hayatın ucuzlaması rüya halinde kaldı. Aksine, sosyalistlerin iş başına geçtiği her
ülkede olduğu gibi hayat pahalandı. Kuyruklar teşekkül etti. Bazı ihtiyaç maddeleri ortadan kalktı.
Sosyal adalet ise bütün mühim veya az mühim yerlere Halk Partililerin getirilmesi, tanınmış milliyetçi
öğretmenlerin yerlerinden koparılması şeklinde tecelli etti.

Buna rağmen Halk Partisi, kendi başkanlarını Kıbrıs Fatihi ve İkinci Atatürk diye ilân etmek fırsatını
kaçırmadı. Kıbrıs harekâtı başlarken Ecevit, Afyon'da haşhaş tarlalarında inceleme yapıyor, Dışişleri
Bakanı da Uzak Doğu seyahatinde bulunuyordu.

Kıbrıs harekâtı tamamı ile Genelkurmayın kararı ve başarısıdır. Kalanı boş sözden ibarettir.
Yunanlı ile kardeşliğe dair şiir (!) yazan, doksan yaşında bir kürt kadınının kulübesinde "Türkiyeli"
olduğunu keşif ve ilân eden bir kişinin Kıbrıs Fatihi olmasına da zaten imkân yoktu.
Türkiye'de son çelişki örneğini de Başbakan Sadi Irmak verdi. Kendi eski Halk Partisi bakanlarından
olup Anadolucular grubuna mensuptur. Anadolucular bir nevi milliyetçi olup komünizme karşıdırlar.
1944 Türkçüler davasında, o sırada Cumhurbaşkanı ve Millî (!) Şef olan İsmet İnönü her türlü
milliyetçilikten şiddetle ürktüğü ve bunları kendi makamına göz dikmiş rakipler gibi gördüğü için Halk
Partisindeki Anadolucu bakan ve mebusları da tutuklamaya karar vermiş, Sadi Irmak da bu kararı
dostları vasıtasıyla öğrenerek hapse girme hazırlığını yapmıştı. Bu rezaleti yine Halk Partili bir Türkçü
olan Memduh Şevket Esendal önlemiş ve meydan okurcasına kendisinin de tutuklanmasını isteyerek
kuruntulu İnönü'nün daha ileri gitmesine engel olmuştur. Yani Sadi Irmak,  İsmet İnönü'nün çapını ve
fikriyatını çok iyi bilmektedir. Böyle olduğu halde onu millî kahraman ilân etmek, İnönü haftası
yaptırmak ve İstanbul'la Ankara'da birer heykelinin dikilmesini karar altına almak Sadi Irmak'ın her
sözünde tekrarladığı Atatürkçülüğe tamamen aykırı olduğu gibi, millî kahramanlığın değerini de
düşürmekten başka bir şey değildir. Atatürk, İsmet İnönü'den, emirlerine kayıtsız şartsız baş eğdiği
sürece faydalanmış, itaatte sapma görünce de silkip atmıştır. Atatürk'ün hiç hoşlanmadığı bir adamın
heykelini diktirmek Atatürkçü bir davranış değil, onun zıddıdır. Hele Cumhuriyet çağında Kâzım
Karabekir ve Fevzi Çakmak, daha eski çağlarda da yüzlerce büyük adam varken tutup da İsmet
İnönü'yü seçmek, poligamiyi savunmaktan daha garip bir tutumdur.

Sadi Irmak'ın Atatürkçülüğe aykırı davranışları bu kadar da değildir. Ankara'daki bir üniversitede "Türk
gençleri" diye hitap ettiği yaratıkların "biz Türk değiliz" diye bağırmalarına, iğrenç komünist selâmıyla
sol yumruklarını havaya kaldırmalarına ve hakaretlerine ancak göz yaşıyla mukabele edip salonu
terletmesi de Atatürkçülüğe zıt, âcizane bir harekettir.

Bir başbakan, Türk değiliz diye bağıran serserileri derhal celbedeceği polis kuvvetiyle tutuklatıp
haklarından gelemez miydi? Böyle bir durum karşısında Atatürk'ün nasıl davranacağını, o üniversiteyi
yerle bir edeceğini bilmiyor muydu? Doğrusu Atatürk'ün hâtırasına ve eserine hakaret edilirken susan
bir Başbakanın Atatürkçülükten dem vurması fanteziden başka bir şey değildir.
Zaten fanteziler döneminde yaşıyoruz. Dar köprü üzerinde karşılaşıp birbirlerine yol vermemek için
inat ederek dövüşen ve ikisi de uçuruma yuvarlanan keçiler gibi sırf şahsî kaprisleri yüzünden
antikomünist koalisyonun kurulmasına engel olan Demirel ve Bozbeyli'nin; sandalye için, evvelce
"renksiz" diye ilân ettiği partilerle iş birliğine can atan Erbakan'ın tutumu fantezi değil de nedir?
Dövüş sonunda uçuruma yuvarlanıp parçalanacak olan yalnız iki inatçı keçi olsa bir şey çıkmaz. Bilâkis
nüfus plânlamasına yardımı olur ama uçuruma düşecek olan bütün bir millettir. Yurtseverliğin ilk şartı
ise mevki ihtirası değil, feragattir.

Artık bu göklerden düşen yağmur bu topraklarda feragat tohumlarını yeşertmiyor. Bunun sonu çok
korkunç olabilir.

Ötüken, 1975, Sayı: 1(133)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRKÜZ LAN!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.