Yavuz Bahadıroğlu
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 27 Mayıs 2020, 06:20:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yavuz Bahadıroğlu  (Okunma Sayısı 4799 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Köptü Körgen
Köptü Körgen
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 1.413



« : 14 Haziran 2011, 11:59:09 »

Andalarım, Yavuz Bahadıroğlu hakkında ki görüşlerinizi almak istedim. Sebebi ise yeni yazdığı bir kitap ; "kayıt dışı tarihimiz". Sizce okunabilir tarafsız bir yazarmıdır?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Her 3 mayısta bozkurtlar. Kol kol inerler düze... Bu ruh yaşadıkça, elbet bir gün gelecek, bozkurtlar hükmedecek, gece ile gündüze...
ANKARALI GÖKTÜRK
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.262


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #1 : 14 Haziran 2011, 12:04:29 »



            Son zamanlarda okumadığım belli oluyor Andam. Hiç bilmiyorum bu kişiyi doğrusu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 14 Haziran 2011, 12:07:50 »

Sanırım kürt açılımı konusundaki bu yazısı sana bir fikir vercektir Köptü Körgen kandaşım.




İSTANBUL(CİHAN)-

Tarihçi yazar Yavuz Bahadıroğlu, Türkiye`nin içeride ve dışarıda yaptığı açılımların ne Kürt açılımı ne de demokratik açılım olmadığını, açılımların bir `Medeniyet Açılımı` olduğunu söyledi. Bahadıroğlu, son günlerde çeşitli şekillerde provake edilmek istenen açılımların kısır çekişmelere kurban edilmemesi gerektiğini belirtti.

Aylık genel kültür dergisi Moral Dünyası`na açıklamalarda bulunan Tarihçi Yazar Yavuz Bahadıroğlu, Türkiye`nin iç barışın dış barışı, dış barışın da iç barışı sağladığını keşfettiğini, bu nedenle bir barış atağına başladığını kaydetti. Bu ataklar sonucu yapılan açılımlar hakkında yapılan `Kürt Açılımı` ve `Demokratik Açılım` isimlendirmelerinin doğru olmadığını anlatan Bahadıroğlu, `Yapılanlar ne Kürt ne de demokratik açılımdır. Bu bir `Medeniyet Açılımı`dır. Türkiye Cumhuriyeti atalarından miras aldığı misyona sahip çıkıyor. Atalarının coğrafyasına, kendi tarihine sahip çıkıyor. Osmanlı, yüzyıllarca bu coğrafyaya hâkim olmuş bir unsurdur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti bu avantajını, ideolojik yaklaşımlar sonucu bir taraftan Rusya`ya diğer taraftan Çin`e, beri taraftan İngiltere`ye kaptırdı. Bugün bu avantajlar tekrar elde edilmeye çalışılıyor. `Yurtta sulh cihanda sulh` sözünün hayata geçirilmesine şahit oluyoruz. Bir tarihin yapılışına şahit oluyoruz.` dedi.

Medeniyet Açılımı`nı `insanları zorla dönüştürmek yerine insanları oldukları yerde koruyup onlara huzur ve saadet vermek` olarak tarif eden Bahadıroğlu, şunları söyledi: `Osmanlı bu coğrafyada 500 sene zulmetmeden hükmetmiştir. Bu büyük bir marifet ve maharettir. Osmanlının inşa ettiği kriterleri algılamak ve temel politika olarak uygulamak gerekiyor. Osmanlı, insana saygı üzerine kurumsallaşmıştı; adalet, hukuk ve insana saygı. Hangi inançtan olursanız olunuz, hangi etnik kökenden gelirseniz geliniz, hangi dili konuşuyorsanız konuşunuz fark etmez. Osmanlı dil serbestîsi vermeseydi bugün ne Bulgarca ne de Slavca kalırdı. Osmanlı müsaade etmeseydi din de kalmazdı. Bizde Lazca konuşanlara garip bakılırsa, Kürtçe konuşanlara garip bakılırsa bu nasıl kardeşane bir yaşam olacaktır ki? Bu medeniyet ufku projesini Osmanlılar`dan ilham alarak hayatiyete geçirmemiz lazım.`

(CİHAN)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Köptü Körgen
Köptü Körgen
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 1.413



« Yanıtla #3 : 14 Haziran 2011, 12:11:42 »

Bibi teşekkür ederim. Kişiliği ve düşünceleri hakkında bilggi sahibi olmama yazı yetti, kdv olarak da Moral dergisi ile olan ilişkisi. Kimse karşı görüşlü bir dergiye yazı vermez değil mi? Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Her 3 mayısta bozkurtlar. Kol kol inerler düze... Bu ruh yaşadıkça, elbet bir gün gelecek, bozkurtlar hükmedecek, gece ile gündüze...
ANKARALI GÖKTÜRK
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.262


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #4 : 14 Haziran 2011, 12:20:09 »




              Ne halt olduğu belli oldu !.. Bunlar kardeşleriyle biryerlerde yaşarken bizler kendi Ülkemizde yaşasak o günleri görsek olmaz mı acaba ?..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 14 Haziran 2011, 12:26:55 »

Andalarım, Yavuz Bahadıroğlu hakkında ki görüşlerinizi almak istedim. Sebebi ise yeni yazdığı bir kitap ; "kayıt dışı tarihimiz". Sizce okunabilir tarafsız bir yazarmıdır?


Abi ben bu adamı çok okudum. Gayetle iyi bilirim. Kalemini satmış ''öykücü'' bir adamdır. Siyasi rüzgarlar ne yönde eserse o yöne doğru ''öykü'' yazar. Fetullah okullarında bulunan tek tarih kitabı bu adam ait olanlardır. Kitaplarının önemsenmese de çok büyük tehlike olduğunu düşünenlerdenim. Türk tarihi, töresi ile ilgili saçma sapan safsatalar içerir. İslamiyet öncesinde Türklük yokmuş gibi anlatır. İyi bir öykücü bile değildir.

Bu adamı çok sık okuyan ve bir tarihçi olduğunu zanneden bir arkadaşıma Atsız Ata'nın 16 şanlı Türk devleti ve uydurma masalları ile ilgili makalesini okuttuğumda hayran kalmış, şimdiye kadar okuduklarının yalan olduğunu söylemişti. Gençleri bu adamın kitaplarından uzak tutmak lazım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 14 Haziran 2011, 12:42:42 »



Kitap hakkındaki röportajı...

Bahadıroğlu: Birileri bize yalan söylüyor

Cumhuriyet'in ilk yıllarında uzun süre Selçuklu ve Osmanlı’nın bin yıllık tarihi unuturularak fetret dönemi yaşatıldığını söyleyen Bahadıroğlu, kendini ispatlamak isteyenlerin yakın tarihi de yok saydığını söyledi.

Tarihçi Yazar Yavuz Bahadıroğlu, Türkiye’de öğretilen tarihin ideolojik kaygılarla yazıldığını belirterek “Kayıtdışı Tarihimiz” isimli son kitabıyla zihinlere şüphe ektiğini söylüyor. Yıllardır bu ülkede Osmanlı’yı yok sayma, padişahları dört duvar arasında zevk düşkünü ilan etme, Cumhuriyet dönemini ideolojik kaygılarla farklı yazma gibi hatalar yapıldığının altını çizen Yavuz Bahadıroğlu, yeni kitabıyla amacının kayıtdışı olan, çok bilinmeyen, üzerinde fazla kafa yorulmamış ve öylesine kabullenilmiş konuları tartışmaya açtığını belirtiyor.

“Birileri bize yalan söylüyor” ifadesini kullanan Bahadıroğlu, “Kafalara şüphe ekiyorum. Kafalarınız çatlasın bakalım, bunları düşünün” diyerek okurlarını sorgulamaya davet ediyor. “Tarihi Sevdiren Adam” olarak da bilinen Yavuz Bahadıroğlu ile “Bu kitap bir ömürlük sorgulamalarımın ve en çok merak edilen soruların cevapları ile oluştu” dediği, Nesil Yayınları arasında çıkan “Kayıtdışı Tarihimiz” kitabını, akıllara ekilen şüpheleri ve bize farklı anlatılan tarihimizi konuştuk.

-Kayıtdışı Tarihimiz kitabı nasıl bir ihtiyacın ürünü?
Tarihimize ait bazı soruları yıllarca anlamaya çalıştım ve merak ettim. Bu merak okurlarımdan gelen sorularla da birleşince yazarın dürtüklenmesi dediğimiz süreç başlamış oldu bende. Yıllarca aklıma takılan ve bana en çok sorulan soruları toparlayıp bir kitap haline getirdim. Bu kitap bir yıllık çalışmanın ürünü değil, bir ömürlük kitaptır.

-Kayıtdışı Tarihimiz başlığı çok dikkat çekici. Burada akıllara ”Bir tarih nasıl kayıt dışı olabilir?“ sorusu geliyor.
Bu terim genellikle ekonomi için kullanılır. Vergilendirilmemiş, gizli kalmış, kazançlardan söz ederken kayıtdışı denilir. Tarihin tartışılmayan, konuşulmayan, konuşulması resmen yasak olmasa bile geleneksel yasak kapsamında tutulan konulara dikkatleri çekerek gün ışığına çıkmasını amaçladım. Bu konuda detay üzerine çalıştım. Sonunda Kayıtdışı Tarihimiz ismi de bu kitaba uygun bir başlık oldu.
 
-Neyi sorguladınız?
Kayıtdışı olan, çok bilinmeyen, çok farkında olunmayan ve üzerinde çok fazla kafa yorulmayan, öylesine kabullenilmiş konuları tartışmaya açtım. Eğer tarihçilerimiz ve düşünce adamlarımız, gerçekten doğru bilgiye ulaşma gayreti içindeyseler; Türkiye’de bu konuda bir tartışma açılacaktır. Yoksa kendisine sunulan verileri kabullenen için sorun yoktur. Verildiği gibi, devlet kitaplarında yazıldığı gibi okursunuz, sınıftan geçersiniz, okullarınız biter ama bir şey olmaz. Türkiye’de tarihe ilişkin tartışılması gereken konular, sorunlar ve sorular vardı. Ben onlara girmeyi denedim.

-Kitabınızda yakın tarih bölümü var. Yakın tarihle ilgili merak edilen konu ise Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Osmanlı tarihi ve Cumhuriyet’in okullarda nasıl anlatıldığı konusu. Bu konuya nasıl açıklık getiriyorsunuz?
Acıtıcı bir şey ama Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Osmanlı ve Selçuklu tarihi tümüyle yasaklanmıştır. Yanlış hatırlamıyorsam üç-dört sene hiç okutulmamıştır.  Anadolu medeniyeti, Gagavuzlar ve Sümerler’den sonra Cumhuriyet tarihi anlatılmıştır. Ortada kalan Selçuklu ve Osmanlı’nın bin yıllık tarihi unutularak bir fetret dönemi yaşatılmıştır adeta. Sonradan Selçuklu ve Osmanlı tarihi okutulmaya başlanmıştır. Ama Selçuklularda az, Osmanlılarda çok olmak üzere tarih bozularak okutulmaya başlanmıştır. Ders kitaplarında bizim okuduğumuz tarih; sözün tam manasıyla faciadır.

-Neden?
Mesela padişahlar sarayın dört duvarı arasında ömürlerini zevk ve sefahatle geçiren miras yediler olarak anlatılıyor. Bu bir çocuğun dimağını alt üst eden bir yaklaşımdır. Sonra siz düşünüyorsunuz. Peki, bunlar miras yediyseler kimin mirasını yediler? Zevk ve sefahatle ömür geçirdi, dersek Viyana kapılarına nasıl gittiler? Mısır’ı nasıl fethettiler? Nasıl zaferler kazandılar? Bu sorular tabii beyninizi keşmekeşe döndürüyor. Kafanızı karıştırıyor ve öğrenmeye çalışıyorsunuz. Farklı kitaplar okumaya başlıyorsunuz. Onlardan anlıyorsunuz ki, birileri bize yalan söylüyor. Bunun doğrusunu aramak da vicdan borcu haline geliyor.

-Yakin tarih neden yok sayıldı?
Çünkü Cumhuriyet dönemini başlatanlar kendilerini kanıtlama derdine düştüler. Karşılarında Osmanlı’yı rakip gibi gördüler. Osmanlı’nın parlak zaferleri vardı, parlak devleti vardı. Onlar da o parlaklığı yakalayamama endişesi ile tarihi karalamaya başladılar.

-Yakın tarihte Osmanlı nasıl anlatıldı?
Cumhuriyet’in ilk dönemlerdeki tarihsel yaklaşımlar Osmanlı’yı karalama kampanyası halinde dönüştü. Çünkü tarihe ideolojik bakılıyorlardı. İdeoloji, Cemil  Meriç’in de dediği gibi ”Deli gömleğidir.“ Artık olayları olduğu gibi değil de istediği gibi değiştirmeyi amaçlamıştır. Ve o amaçla birçok olay değiştirilmiştir. Tarihin içine pek çok yanlış ve yalan girmiştir. Özellikle yakın tarih bağlamında bu kendini kanıtlama derdi, kendini öne çıkartma ve Osmanlı’ya üstünlük kurmak gibi rekabet duygusundan kaynaklandığını zannediyorum. Bu düşünce onları Osmanlı’yı karalatmaya ve kirletmeye götürdü. Bunun yolu da ders kitaplarında ideolojik yaklaşımlar sergilemekten geçiyordu.

-Ders kitaplarında neler yapıldı?
Ders kitapları bir faciaya dönüştürüldü. Sadece Osmanlı’ya yönelik değildi bu karalama. Osmanlı’nın dinamiklerini de karalamaya yönelikti.

-Osmanlı’nın dinamikleri neye dayanıyordu da karalama ihtiyacı hissedildi?
Osmanlı’nın dinamikleri dine dayanıyordu.  Ben Osmanlı devletine bir sünnet devleti diyorum. İstanbul’un fethi için kurulduğunu söylüyorum. Sünnet devletinin karalanması bir anlamda Peygamber Efendimizin (a.s.m.) ve vahiy medeniyetinin karalanması sonucunu getirdi. Bu sonuç da ders kitaplarına girdi. Kur’an, Muhammed’in fikirlerinin toplu olduğu kitap olarak anlatıldı. Vahiy boyutu inkâr edildi. Bunlar çocukların beynini keşmekeşle doldurdu. Evde ayrı, okulda ayrı tepki ve terbiye alır hale geldik. İç dünyamızda savaşıyorduk. Ruhunuzda cereyan eden savaşın yumruk seslerini duyuyordunuz.

-Üç kıtada at koşturmuş ve tarihinin en köklü medeniyetlerinden biri olan Osmanlı neden yok sayıldı?
Rekabet duygusu. Yani Osmanlı devleti parıltılı bir şekilde ders kitaplarında yer alırsa, edebiyatta devam ederse, o zaman Cumhuriyet’in kabullenilmeyeceği anlayışı hâkim oldu. Bu yanlış bir anlayıştı. Osmanlı ömrünü tamamlamıştı, Cumhuriyet olarak devam edilecekti. Bugün devletin adı değişse de milletin konumu değişmez. Aynı milletin devletleridir bunlar.

-Karalama gerekli miydi?
Böyle bir karalamaya gerek yoktu. Ama gerek olduğu zannedildi. Ve böyle bir yanlış konuma girildi. Şimdi ise yavaş yavaş düzeltmeler başlanıyor. Ders kitaplarında düzeltmeler yapılırken kızılca kıyamet de koparılıyor. Bir grup her şeyin eskisi gibi kalması gerektiğini, Osmanlı’ya ve Osmanlı’nın dinamiklerine düşman olmak gerektiğini düşünüyor.

-Siz bu konuda tarihî seyri nasıl ele aldınız?
Mesela Vahdettin’le Atatürk’ü mukayese etmek gerekmiyor, diye düşünüyorum. Herkes kendi konumunda farklı durumdadır. Tarih içinde yaşanılırken ve o süreç devam ederken her şeyi net görmek mümkün olmayabilir. O insanları da insafla ele almak lazım. Biz sonuçlardan tarihi değerlendiriyoruz. Böyle kötü bir sonuçtu, o zaman niye öyle yaptı? Hâlbuki o süreç yaşanırken o sonucu fark etmek, tahmin etmek mümkün olmayabilir.

-Siz kitabınızda nasıl bir kıyaslama yaptınız?
Ben yakın tarihte Mehmet Akif’i, Bediüzzaman’ı ve Vahdettin’i özel olarak değerlendirdim. Çünkü o sürecin içinde yazacaklarını yazmışlar, söyleyeceklerini söylemişler. O bakımdan çok sorulan bir soruydu bu: “Mehmet Akif’le Bediüzzaman niye Abdülhamid’e karşı çıktı?”

-Neden karşı çıktı?
Bu yaşanan süreçle alakalı bir meseledir. Durumlar farklıdır, duruşlar farklıdır. Sultan II. Abdülhamid devleti bir ve beraber tutmaya çalışırken Bediüzzaman ve Mehmet Akif ise yazardır, düşünce insandır. Bunlar hürriyet açısından bakıyorlardı. Ama Sultan II. Abdülhamid ise devlet açısından bakıyordu. Bunlar zaman zaman çatışabilirler. Nitekim her şey netleştikten sonra Bediüzzaman Hazretleri Abdülhamid’den Veli Sultan diye bahsetmiştir. Bediüzzaman’ın Veli Sultan demesi önceki tabirinin doğru olmadığını göstermez. Önceki tabiri de doğrudur, sonraki tabiri de doğrudur. O günün şartlarına göre verilmiş hükümlerdir bunlar.
Mehmet Akif daha sert ifadeler kullanıyor o günkü süreç içerisinde. Siz sonuçlarını bilemezsiniz. Sultan II. Abdülhamid’in elindeki belgeler sizin elinizde yoktur. İnanın herkes kendi konumunda ve duruşunda haklı olabilir. İnsanlar hakkında hüküm verilmemesi gerekir. Tarihi, belgelere dayanarak konuşmak gerekiyor ve o dünyayı anlamak gerekiyor. Bizim tarihçilerimiz sadece olgular üzerinde duruyorlar. Hâlbuki sosyoloji denilen bir bilim var. Biraz sosyolojik ve psikolojik anlamda da hadiseleri tahlil etmek gerekiyor. Tamam. Tarihçinin görevi olayları, belgeleri şundan bundan tasnif etmektir. Ama bu dönem için Türkiye’de tarihçiler bu kadarla yetinemez. O zaman kafaları netleşir. Hadiseleri yerli yerine oturur ve daha kolay analiz etme fırsatı doğar. Ben bunu yapmaya çalışıyorum.

-Kitabın tanıtımında Bülent Arınç’a suikast iddiasından sonra gündeme gelen kozmik oda cümlesini kullandınız. Neden tarihimiz kozmik oda?
Kozmik oda yasaklanmış malzemelerin saklandığı yerdir. Mesela biz hâlâ İstiklal Mahkemeleri’nin zabıtlarına ulaşabilmiş değiliz. İstiklal Mahkemeleri’nde bir sürü insan asılmıştı. Rize’den, Trabzon’dan, Erzurum’dan, Bursa’dan bir sürü insan şapka muhalefetinden dolayı sallandırılmıştı. Bunların mahkûmiyet gerekçelerinden bihaber yaşıyoruz. Biz İskilipli Atıf Hoca’nın mahkûmiyet zabıtlarını göremedik. Görmek istiyoruz. Niye asılmış? Haksız yere asılmışlarsa; yeniden yargılanmalarını talep etmek milletin en doğal hakkıdır.
Kazım Karabekir’in hatıralarının bir bölümünü saklayacaksınız. Rıza Nur’un hatıralarına yasak koyacaksınız, Rauf Orbay’ı yok sayacaksınız. Latife Hanım’ın hatıralarına 25 yılı doldurmasına rağmen yeniden yasak koyacaksınız. Ve bu yasağın süresi de olmayacak. Yani kıyamete kadar bunları saklayacak mıyız? Neyi, kimden saklıyoruz? Milletin haber alma özgürlüğünü nasıl kısıtlayabiliriz demokratik bir devlet olarak. Bunu demokrasiyle nasıl teyit ediyoruz? Bunları sorgulamamız gerekiyor. Benim kitabımda bunlar da sorgulanıyor.
İşte bu kozmik oda dediğimiz hadise ile yasak bölgelerin sır küpüne dönüşmüş olduğunu hissediyorum. Bir tarih yazacaksınız ama tarihi yasaklıyorlar. Benim arayışım kozmik odaların kapılarını tamamen kırmıyor ama aralıyor. Kapıları aralamak ve en azından o labirentleri dolaşmak hakkımız.

-Okuyucuya vermek istediğiniz nedir?
Ben kafalara bir kuşku ekmeye çalışıyorum. Böyle bir derdimiz var. Bunun üzerine biraz düşünün. Ve bunun aydınlanması için çaba gösterin. Millete de düşen görevler var burada. Demokratik haklarını talep etsinler.

-Kafalara kuşku ekmeye çalışırken hangi sorular zihninizi kurcalıyor?
Sultan Abdülaziz öldü mü öldürüldü mü? Öldürüldüyse kim öldürdü? Vahdettin’e hain diyorlar, hangi mahkeme karar verdi? Hakkında hüküm olması gerekmez mi? Rakibi karar vermiş, ona hain demiş. Bu şekilde bir insan hain olur mu? Hıyanetinin vesikaları nelerdir? Atatürk’ü gerçekten Vahdettin mi gönderdi? Hakikaten para verdi mi? Bandırma Vapuru çürük müydü? Mustafa Kemal kendi kendine mi bir vapur aldı? Arkadaşlarını seçerek öylece Samsun’a gittiği doğru mu? Havza’da on iki, on üç gün ne yaptı? Onu bilmiyoruz.  Ben her şeyi net bilemeyebilirim. Çünkü ayrıntılara ulaşmak için belge gerekiyor. Belge saklıysa nasıl ulaşacaksınız? Ama şüphe ekiyorum kafalara. Kafalarınız çatlasın bakalım. Bunları düşünün diyorum.

-Bu konularla alakalı başka şüpheleriniz nedir?
Birinci İnönü Savaşı yok diyen tarihçiler var. Karabekir Paşa da bu fikirde. Peki, böyle bir zaferden niye söz ediliyor? Özellikle yakın tarihin önder isimleri Ali Şükrü Bey, Topal Osman, Ziya Hurşid, Çerkez Ethem gibi isimler niye dışlanmış? Kimisi öldürüldü, kimisi yurtdışına sürüldü. Acaba Ankara ile Anadolu’da mücadele verenlerin arasında kamplaşmalar mı olmuştu? Sonra savaşın kazanılacağı ortaya çıktığı zaman bazılarının tasfiyesi ihtilal kavgası mıydı? 150’likler listesi nedir? Birçok İstiklal Savaşı kahramanı diyebileceğimiz insanın 150’likler listesinde olmasının hikmeti nedir? Bu cuntaların tarihteki yeri nedir? Bakıyorsunuz ilk cunta Fatih Sultan Mehmed’in ilk saltanatı döneminde kurulmuş. Geleneklerimizde böyle bir şey var mı? Niye Musul, Kerkük, Batı Trakya ve Ege Adaları gibi bölgeler Misak-ı Milli sınırlarının dışında kaldı? Daha da can alıcı nokta Türkiye’yi İngilizler, Fransızlar işgal ettiği halde biz onlarla değil de niye Yunanlılarla savaşmışız? İngilizlerle hiçbir cephede savaşmadık. Daha da kafamı kurcalayan biz Lozan masasına galip devlet olarak mı oturmuşuz, mağlup devlet olarak mı?

Bunları sorgulamam lazım. Ben insanım. Merak ediyorum ve merakımı paylaşıyorum. Bulabildiğim sonuçlarla da böyle bir kitap çıkıyor. Bu da kayıtdışı oluyor tabiatıyla. Kayıt içi olanlar zaten şimdiye kadar yazılanlar. Ders kitaplarına geçenler. Ama benimkisi kayıtdışı.  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 14 Haziran 2011, 12:53:19 »

Bunların işi gücü tarihi ortaya çıkarmak değil, tarihi çarpıtmak.  İstedikleri tek şey, Vahdettini aklamak, Mustafa KEMAL,in kurtuluş savaşını, Vahdettine bağlamak. Osmanlı'nın ümmetçi yapısını tekrar geçerli kılmak. Aslında Atatürk'ün Türk unsurunu egemen kılan Cumhuriyetini yıkıp, ümmet bilinciyle çorbaya dönüşmüş bir federe islam devletine dönüştürmek. Bu uğurda da sinsi bir şekilde Türk ırkının bilinç altı ile oynamak. Seçim sonuçlarına baktığımızda başarılı olduklarını görmemek elde değil.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Dedem Korkut
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 143


Türkçemizi koruyalım.


« Yanıtla #8 : 14 Haziran 2011, 13:13:33 »

Bu adam ümmet çapulcusu biridir. Bir kere televizyonda denk gelmiştim. İzleyici sorularını yanıtlıyordu.
Adamın biri Karadeniz Bölgesi'nin etnik kökenini sormuştu. Bu da: "Etnik kökenin ne önemi var, ne
yapacaksın? Karadeniz'e laz derler, lazlar kimse Karadeniz'in kökeni onlara dayanır" gibi sinsice bir
açıklama yapmıştı.

Yani kesinlikle itibar edilmemesi gereken biridir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

İttiñ iyesi bolsa, Böriniñ Teñirisi bar.

İtin sahibi varsa, Kurt'un Tanrısı var.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 2.145 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.02s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.