Uzlaşma Nedir?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 12:32:33


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uzlaşma Nedir?  (Okunma Sayısı 1844 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 05 Ekim 2017, 11:11:13 »

Yahudi lobisine yakın Michael Pipes'in liderliğini yaptığı Middle East Forum (Ortadoğu Forumu) son yayınladığı makalede Türkiye'yi 'Nato'nun kara koyunu' olarak tanımladı. Toplantıda 'Türkiye, Küdristan'daki dostlarımızı tehdit ediyor. Türkiye'nin Nato'dan çıkarılması gerektiği' ifade edildi.

R.T.Erdoğan Batı Asya'da Ortadoğu'da olanlarla ilgili konuşurken, 'Yeni bir asır şekillenecek' bir cümle kullandı. İran'a gitti. Önemli görüşmeler bekleniyor. Devlet Bahçeli, dün meclis grup toplantısında yaptığı konuşmanın sonunda '81 vilayetimiz var, 82 Kerkük, 83 Musul diyebilme hakkımız var.' dedi. Almanya Türkiye'ye satmadığı yeni nesil keskin nişancı silahlarını peşmergeye dağıttı.

Fransa'da Türklerin yaşadığı bir ev yandı. Fransız yetkililer kundaklamadan kaynaklandığını söylüyorlar. Kıbrıs ile ilgili bir yetkili 'O hâlde Dünya bizi tanımıyor, bizde Monako modeline geçelim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye'ye bağlı bir özerk cumhuriyet olsun.' dedi. Katalonya referandumu sandık sonrası genel grev var. Katalanlar '3-4 gün içinde bağımsızlık ilan edeceğiz.' sözleri var. Pkk'lılar referandum sırasında polisle çatışmışlar. Yani Katalanlar lehine çalışmışlar.

İç siyasette ise, 'Gökçek depremi' ve 'ilçe belediyelerde temizlik' gibi başlıklar var. Üretici 'kararlıyız, tütünümüzü bırakmayız.' diyor. Kumpas ile ilgili 'Baykal ve Mhp'li 9 kişi ile ilgili kumpas görüntüleri Hayati Yazıcı'nın elinde idi.' diye bir tanık ifadesi var. Chp'de delege seçimleri var.

Türkiye'nin rahatsız olduğu herhangi bir konu olduğu zaman, hemen denir ki, 'bu Nato'dan kaynaklanıyor', oysa Nato'da bütün konular tartışmasız oybirliği ile alınır ve Türkiye'nin 'evet' demediği hiçbir karar alınmaz. Bu nedenle Nato şunu yaptı deyince önce kendi kendini eleştirmelidir. Kararların altına kim imza attı? Türkiye bir haksızlık gördüğünde geçmişte veto hakkını kullanarak özellikle Avrupa ordusu konusunda mücadele etmiştir. Aynı şekilde terör konusunda da çabalamıştır. Nato'da alınan kararlarda hep uzlaşma olmuştur; ancak bu uzlaşma Türkiye'nin lehine olmalıdır.

Sizce uzlaşma nedir? Teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.834


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #1 : 05 Ekim 2017, 11:21:21 »

Benim için uzlaşı savaş demektir!!
Savaş olmazsa uzlaşma olmaz!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #2 : 05 Ekim 2017, 11:39:13 »

Türkiye'nin tutumunun başka Nato ülkelerine benzeşmediği doğrudur. Fakat bu şikâyeti yapanlar Türkiye'dedir. Türkiye'nin ulusal çıkarlarını ilgilendiren bir konu söyleyebilir miyiz ki, Batı ülkeleri Türkiye'nin yanında yer alsın! Meselâ Kıbrıs'ta hangi Nato ülkesi Türkiye'nin yanında yer aldı? Ermeni meselesinde, hangi Nato üyesi ülke Türkiye'yi destekledi? Kürt konusunda hangi Nato ülkesi Türkiye'nin yanında yer aldı? Türkiye'nin millî konuları görüyoruz ki Batı'nın politikaları ile örtüşmüyor. Türkiye'nin çıkarları ile üyesi olduğu Batı dünyası hatta yalnızca Batı'nın da değil, Rusya, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin yanında mı? Ermeni hususunda yanında mı? Kürt konusunda yanında mı? Ege konularında yanımızda mı? Yunanistan haksızdır, Türkiye haklıdır dedi mi, der mi? Elbette herkes kendi çıkarını düşünüyor. Bu da doğaldır. Mühim olan bizim bunu fark etmemizdir. Türkiye'de, Türkler de yalnızdır. Türkiye kendi çıkarlarını düşündüğü zaman tabii ki başka ülkelerin çıkarları ile örtüşmez.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
AttilaHunTürk
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.922


« Yanıtla #3 : 05 Ekim 2017, 11:43:24 »

Uzlaşı anlaşmadır, hiçkimsenin, hiçbir ordunun, hiçbir ülkenin, hiçbir kurumun gücü bir başkasıyla denk değildir. Güçlü olan kim olursa onun dediği olur. Önce bir kaos olur, sonrasında da mücadele ve savaş. Anlaşmalar hep savaşlar ve mücadelelerden sonra olmuştur. Aksi durumlar ise savaşa ve mücadeleye girememiş güçsüzlerin doğrudan teslimiyetiyle yaşanmıştır.

Uzlaşı benim gözümde anlaşmadır, uzlaşma karşılıklı anlayış yoktur. Mücadele eden ve kazanan vardır. Barış bile savaşla kazanılırken , barış anlaşmaları bile öncesindeki bir savaş ile vardır.

Atatürk, yurtta sulh, cihanda sulh derken bile bende barış yoksa sizlerde de olmayacak demek istemiştir. Yani uzlaşmak , barış, anlaşma olması için menfaatlerimiz, çıkarlarımız ön planda olur. Uzlaşma çıkar mücadelesidir ve güçsüz olan kaybeder. Bu bir sosyal kanundur. Atsız atanın savaş aleyhtarlığı isimli makalesinde de bundan bahsedilir . savaş aleyhtarlığı yapan uzlaşmacı , İnsaniyet perverci kesimler savaşın yani güçlünün güçsüzü yok ettiği savaşların zenginliğini yaşıyor, faydalanıyor. O halde uzlaşma yoktur, savaş vardır ve uzlaşmada karşılıklı fayda yoktur. Bir taraf kazanır diğeri kaybeder.
Ülke liderleri bile bir araya geldiğinde karşılıklı ticaret hacmini genişletmek ister, bunu iki ülkeye yararlı olacağını söyler. Halbuki böyle bir şey mümkün müdür ? Ticaret artsın ama ithalat ihracatı geçerse bu kimin faydasına. Demek ki karşılıklı ticaret hacmi artışı bile aldığımız sattığımızdan fazlaysa kaybetmemize neden olacak. Yenmeden uzlaşılmaz da anlaşılmaz da.

Karşılıklı iki kişinin uzlaşması bile mümkün değil, mesela bir kaza oldu , kaza tutanağı hazırlanıyor , ama kimin eli güçlüyse, kim haklıysa onun lehine döner işler. İki sürücü anlaşalım boş verelim diyemez, haklı olan ister uzlaş ister uzlaşma diyebilir. İstediğim nasıl olursa gerçekleşecek der.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #4 : 05 Ekim 2017, 11:57:36 »

KKTC dışişleri bakanı Washıngton'da konuştu: 'Ya tanıma ya özerklik bundan böyle federasyon değil, konfederasyonu seçebiliriz yahut Monako modelini'

Büyük devletler Kıbrıs konusunda daima Türkiye'ye baskı uygulayarak Rumların lehine karar alınmasını sağlamak istemektedir.

Baskı başarılı sonuç vermezse, daha ağır bir baskı yapmak isterler. Nedir ki başkalarının himmetine, merhametine güvenerek bir çözüme ulaşamayacağımızı bilmemiz lâzım.

Kofi Anan plânı dünyada hiç örneği olmayan bir plân idi. Bu plânı kabul etmekle büyük bir hata yapıldı. Rumlar reddetti de, yeniden yürürlüğe girmedi. Dünyada örneği yok.

Yani iki taraf tartışacak, anlaşamadığı konularda diyecekler ki, BM genel sekreterine bu boşlukları siz doldurun, bildiğiniz gibi, ondan sonra tekrar üzerinde çalışıp onaylamadan doğrudan doğruya halkın oyuna sunacaksınız. Kaç sayfalık bir belge 9 bin sayfalık, okuyan var mı? Yok.

Yani Cumhurbaşkanının okuyamadığı bir belgeyi siz halkın onayına sunacaksınız? Millet içinde ne olduğunu bilmiyor! Kofi Anan plânı gibi dayatmalarla kimse bir yere varamaz. Şerefli tek çözüm Türkiye'nin tekrar haklarını savaşarak alması, Kıbrıs'ı kendisine eklemesidir. Zira Türkler kendi kaderini kendi tayin eder.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #5 : 05 Ekim 2017, 12:45:24 »

Monako modeli denmektedir. Ancak Monako'da başında bir prens var. Önce o açıdan benzememektedir. Bu prens Monako'yu iç konularda yönetmekte, bazı uluslararası konularda, çevre konularında vb. söz sahibi olmaya çalışmaktadır. Fakat dış politika tamamen Fransa'nın yönetimindedir. Yani Fransa'nın himayesinde bir yerel özerk devletçik.

Türklere baskı yaparak Rumlar tatmin edilmek istenmektedir. Ambargolar, baskılar kalkmalı ama yazık ki devam etmektedir. Bundan daha önce K.K.T.C'ni tanımak isteyen devletler oldu. Büyük devletlerin baskısı ile vazgeçmek zorunda kaldılar.

O hâlde herkesin gözü Türkiye'de, çok seviliyor, o devletlerden birisi çıksın desin ki, 'K.K.T.C'ni ben tanıyorum' desin.

Meselâ Katar bu kadar yakın ilişki içindeyken K.K.T.C'ni tanıyın diyemiyor musunuz? Somali'ye Türkiye'nin yaptığı yardımı kimse yapmadı. Askeri desteği, ekonomik desteği vb. K.K.T.C'ni Somali bile tanıyamıyor mu? Senelerce baskı yapıldı, 'eğer tanırsanız size yaptırım uygulanır' diyerek, ancak Bangladeş, Pakistan, hepsi mi boyunduruk altında birisi de çıkıp, kendi başına bir karar veremiyor mu?

Türkiye önce K.K.T.C'nin tanınmasını sağlamalıdır. Egemen bir devlet, devletin bütün özelliklerine sahip olan ama tanınmayan bir devlet olmaktan çıkmalıdır. Benzemese de örneğin Tayvan. Tayvan'da Çin politikaları yüzünden tanınmıyor. Dünya tanımıyor ama sonuçta varlığını sürdüren bir devlet.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #6 : 05 Ekim 2017, 13:01:20 »

Diğeri ise, Cebelitarık modeli denmektedir. Nedir ki Cebelitarık da hiç benzememektedir. Çünkü Cebelitarık bir devletçik değil, Cebelitarık bir müstemleke, İngiltere'nin bir üssü, sömürgesidir.

Cebelitarık konusunda 300 yıldan beri İspanya ile İngiltere arasında büyük bir mücadele var. İspanyollar Cebelitarık için 'bu bizim toprağımız', İngilizler ise, 'buradan çekilmeyiz' demektedir. İngiltere'nin dünyada çekilmediği iki mühim yer kaldı, biri Cebelitarık, diğeri Kıbrıs'taki üsleridir.

Zira buraların stratejik önemi var. Yani bazılarının dediği gibi bakılınca 'küçücük bir kaya' değildir. Akdeniz'in çıkışı, yolu tutmak anlamında orayı İngiltere kendisine bağlı olarak görmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #7 : 05 Ekim 2017, 13:22:39 »

Rumların kilisesinin başındaki kişi Hrisostomos,

'Türklerle herhangi bir anlaşma imzalayanın elleri cehennemde yanacaktır.' demiş.

Karşımızdaki hemen hep Bizans, tarihteki Türk - Rum savaşı devam etmektedir.

Yunan'ı diriltmek isteyen Türk düşmanları eski Yunan ile bir alâkaları kalmadığını gördüklerinden olsa gerek eski Bizans İmparatorluğunu diriltmek kuruntusu içindeler. Yani Megalo İdea, Bizans hülyası!

Ada'da Türklere yapılanlar, Türk'ü arkadan vurmak, Türk düşmanlığı huyu ile bugün ise Türkiye'nin katılmadığı bir Kıbrıs davası güdülmek istenmektedir.

 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #8 : 05 Ekim 2017, 13:47:18 »

NATO’nun bütün kararları kendi ifadeleri ile bütün üye ülkeler arasında varılan uzlaşma veya oybirliği esasına göre alınır. Bu gereklilik uzlaşma kuralı adını taşır ve NATO’nun tüm kademelerinde geçerlidir. Bu kural, her üyeye, büyüklüğüne yahut siyasi, askeri ve ekonomik gücüne yahut katkısına bakılmaksızın eşit olarak sesini duyurma hakkı vermektedir.

Karar verilmiş olsa bile, ülkelerin, savunma harcaması ve kuvvetlerini seferber ettikleri, kendileri için yaşamsal öneme sahip alanlardaki mevcudiyetlerini denetleme hakları her zaman mevcuttur.

Barış dönemlerinde Silahlı Kuvvetler NATO’ya bağlı olsa dahi, devlet egemenliği her zaman öncelikli olarak koruma altındadır, zira NATO komutanlığı, sadece savaş zamanlarında yahut NATO sözleşmelerinde öngörülmüş acil durumlarda harekat düzenleme yetkisine sahiptir.

Soğuk Savaş Dönemi içerisinde, NATO’nun ana stratejilerini etkileyen ana dönemler olmuştur. Bu ana dönemler,

1949 – 1962 yılları arasındaki Gerginlik Dönemi,
1962 – 1968 yılları arasındaki Yumuşama Dönemi,
1968 – 1990 yılları arasındaki Uzlaşma Dönemi’dir.

Uzlaşmacı siyaset geleneği toplumsal yaşamın temeli olarak gördükleri karşılıklı saygı ve doğruluk ilkelerinden ayrı bir zeminde iktidar ve üstünlük adına ahlakı; güçlülerin, güçsüzlere karşı öne sürdüğü bir hile olarak karşımıza çıkarmaktadır. Uzlaşma, günümüzde tamamen çıkar düşüncesi üzerinde temellenmiştir. Uzlaşma Nato’nun “Esnek Mukabele Stratejisi” başlığında yer alan bir tanımlamadır. Dışişleri Bakanları Konseyi’nin 14 Aralık 1992’de Stokholm’de yapılan toplantılarında AGİK içinde bir Uzlaşma ve Arabuluculuk Konvansiyonu kabul edildiğinden beri bu tanımlama genişleyerek devam etmektedir.

İttifak üyelerinin ortak menfaatlerini ve değerlerini korumak için İttifak üyeleri arasında uzlaşma sağlanmasına ihtiyacın olduğu yıllarca NATO kanadından dile getirilir durulur ancak söz konusu Türkiye olunca hep bir adım geri atılmaktadır. Türkiye’nin milli hassasiyetleri ve stratejik ilkeleri asla diğer milletler tarafından kabul görmeyecektir.

Güya toplum, grubun bir parçası olarak korunan bireyin yaşamını garanti edici ve kolaylaştırıcı bir rol izlemektedir. Çıkarlar bireyle toplumu bir birine bağlayacak bir köprü vazifesi görecek mi bilinmez?

Uzlaşma tarafların istemine bağlı, esnek, gizli ve tarafların çıkarlarını gözeten bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmasına karşın “istemine bağlı ve çıkarların gözetimi” ifadeleri, söz konusu Türk olduğunda sumen altı edilmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 05 Ekim 2017, 18:22:55 »

Benim için uzlaşı savaş demektir!!
Savaş olmazsa uzlaşma olmaz!!
Bana söyleyecek söz bırakmamışsın abi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.056 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.