Üretilecek Yerli Otomobiller Millî Pazarlarda Satılamaz mı?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Eylül 2020, 18:17:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Üretilecek Yerli Otomobiller Millî Pazarlarda Satılamaz mı?  (Okunma Sayısı 972 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« : 04 Kasım 2017, 18:00:04 »

Piyasalar bu Ekim ayı için 1.7 oranında bir artış bekliyorlardı. Sebebi kurlarda bir hareket hariçten gelmişti. Birtakım vergi teşvikleri ortadan kalkıyor olmasıdır. Beyaz eşya, mobilya konutu etkiliyor. Yeni sezon ürünleri mevsimlik olarak giyim ve ayakkabıda fiyat artışı söz konusu idi. Mevsimlik olarak gıda fiyatlarının da arttığı bir dönem idi. Fakat beklentinin üstünde bir rakam demektir ki yıl sonunda enflasyonun tek haneye inmesi pek mümkün olmayacak, önümüzdeki yıl da ilk çeyrekte yüzde 8'lere gelebilmesi oldukça zor görünmektedir.

Orta vadeli plânda enflasyon hedefini düşük tuttular. 2018 yılı boyunca Merkez bankası o seviyeye yaklaşana kadar para politikası gevşetemez. Para sıkı kalacak, kaynak sıkıntısı yüksek kalacak, uluslararası koşullar da bunu destekliyor. İçerde kaynak ve faiz sıkıntısı çok tartışılacak. Ekonomi 2018 yılında 2017 yılını çok arayacak gibi görünmektedir. Yatırım düşünenlerin bunları dikkate alması şarttır. Meselâ üretilecek araba nereye satılacaktır? Bir tek iç pazar kurtarmaz. Hem fiyatı düşük olacak, hem de kilometre başına değişen giderleri de fazla olmayacaktır.

Bu projenin başarılı olması için üretilecek araba nereye satılacaktır? Yeni pazarlar bulunabilirse şansı da vardır. İhracat dış ticaret rakamları açıklandı. Eylül ayı için dış açıkta rekor artış yüzde 85 idi. 11.8 milyarlar ihracat geçen yıl aynı döneme göre yüzde 8.7’lik bir artış var. Bir ay öncesine göre yüzde 5 daralma var. Türkiye İhracatçılar Meclisi 1 Kasım’da Ekim ayı ihracat rakamını açıkladı: 13.5 milyar dolar. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Ekim ayı dış ticaret rakamları gümrükten geçişleri de dikkate alarak kendi verilerini açıkladı. 13 milyar 943 milyon dolarlık ihracat yapılmış. Fakat ithalat patlamış, 21. Yani 7.36 milyar dolar açık var. İki ayın dış ticaret açığı 15 milyar dolar. Türkiye büyümeye çalıştıkça böyle açık veriyorsa bu böyle gitmez. Türkiye dış açığını küçülterek büyümeyi nasıl başaracaktır?

Dünya ticaret hacmindeki genişleme durabilir, sermaye akımlarında daralma olabilir, finansal kaynağa erişim zorlanabilir ve maliyet artabilir. Dolar faizleri Aralık 2017 yılında bir defa 2018 yılında ise birkaç defa yükseltilebilir. FED’in başına gelen kişinin farklı biri olması bunu değiştirmez. Kredi kullanarak aşırı sermaye piyasası riski alındı ise alıcı olmadığı için piyasa yükseltilmek zorunda kalındı ise o vakit her şey kendi lehine kullanılabilir. Olan ile olması gereken aynı değildir. Çekilen sermaye özellikle tasarruf açığı olanlar ki kur ve faiz yükselişi yaratacaktır.

Dış koşullar Türkiye için kaynak sıkıntısının artacağını işaret ediyor. 2018 yılında enflasyon ve faizler yükseliş eğiliminde olacaktır. Bu nedenle bir durgunlaşma işsizlikte, enflasyonda artış söz konusu olabilecektir. Faizler yükseldikçe tahvillere güven sarsılacak, kırılganlık çok yüksek bu da olumsuzlukların sebeplerinden biridir. Türkiye bu koşulları dikkate alan bir orta vadeli plân yaptı mı? Faizlerin düşeceği üzerinden hesap yapılırken, birileri de faizler yükselecek, yanlış hesap yapıyorsunuz diyor. Faizler nasıl düşecek? Dışarıdan gelmiyor, yastık altına gidelim, sokakta kredi kartı dağıtılınca herkes hesapsızca harcama yaptı. Bu borçları ödeyebilmek için zaten yastık altında ne varsa çıktı. Merkez bankasına bastırdığınızda da karşılıksız para fakat bu da kurları patlatır, enflasyon çıkar faiz yine düşmez.

Türkiye bölge ülkeleri ile özellikle de bilhassa kendi soydaşları ile işbirliği yaptığı zaman sorunlar çözülecektir. Böylece baskıdan da kurtulmaya başlanır. Türkiye’nin bu imkânı sonuna kadar düşünmesi, değerlendirmesi gerekmektedir. Orta Asya ile Akdeniz’i birleştiren ve Ortadoğu’ya uzanan Bakü Tiflis Demir Yolu hattı çok önemlidir. Asya, Ortadoğu içinde kullanılmayan potansiyeller işin içine girmelidir. Yeni yollara ihtiyaç var. Hazar’ın da etkinliğini çok arttıracaktır.

Sizce de üretilecek yerli otomobiller millî pazarlarda satılamaz mıdır? Teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bergütey
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 476


Türkiye Türklerindir!


« Yanıtla #1 : 04 Kasım 2017, 19:10:35 »

Çok güzel bir konu, ellerine sağlık Çi-Çi kandaşım.

Öncelikle yurtiçi (Türkiye içi) hakkında konuşacak olursak bu otomobillerin pazarlanabilmesi için propaganda yapılması yetmez. Cumhurbaşkanlığından tut diğer bütün devlet dairelerinde kullanılması lazım ki vatandaşı da ikna etsin tamamen kalite olarak. Yoksa atıyorum müsteşar makam aracı olarak son model Volkswagen'e binerse Mercedes'e binerse birkaç hevesli kişi dışında bu otomobilleri almaya ikna edemezler kimseyi.

Yurtdışı içinse, yine benzer yorumu yapacağım. Kalite/fiyat olarak alt ve orta gelir düzeyindekileri ikna edebilmeli kendisini. Lüks kertede zaten uluslararası firmalarla rekabet edileceğini düşünmüyorum şu aşamada, fakat alt ve orta klasmanlarda fiyatı düşük tutarak rekabet edilebilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Irkçılığın sebebi yoktur, sebep arayan varsa da ırkçı değildir.
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #2 : 05 Kasım 2017, 19:32:13 »

Anadol yapı olarak cam elyaf yani polyesterden yapılan bir araçtı. Böyle bir üretim petrol krizinden sonra o yıllarda çok pahallı olmaya başladı. Genellikle Dünya ve Türkiye çelik gövdeli araçlara geçtiği için Anadol zaman içinde rekabeti kaybetti. Olabilmesi için ürünün de değişmesi gerekirdi. O yıllarda otomobili yöneten kişiler prensip olarak yerli tasarlanmış bir aracın riskini almaya hazır değillerdi. Ciddi yatırımlar için tereddüt ettiler ve bu risk alınmadı. Bir İngiliz tasarımı idi. Motoru Ford'tan alınmıştı. Konvansiyonel motorlar konuşuluyordu. Elektrikli versiyonları da olacak dendi.

Normal benzinli ve dizel otomobillerle rekabet etmek çok zor. Yalnızca iç pazar içinde bu yapılamayacağı için altı yıldır bu mesafe çok kat edilemedi. Bir şey yapılamayınca da yurt dışından protipler satın alındı. Fakat bunlarda da istenilen başarı elde edilemedi. Yerli otomobil değil, yerli teknoloji olacaktı. Şimdi sıfırdan bir proje gündeme geldi. Bu sadece bir gurur meselesi değildir. Bu iddia elbette vardır. Türkiye'nin ekonomik gelişimi için çok mühimdir. Millî bir mutabakata ihtiyaç vardır. Üretimi bilmediğimizden değil, teknolojik yapımını bilimini geliştirmek zorundayız. Karmaşık teknolojilere hükmetmemiz lâzımdır. Her yıl yenilenmeli, dünya ile rekabette olmalıdır.

Türkiye'nin teknolojide atlama yapabilmesi için otomobil üretimi çok mühimdir. Elli milyon araç olacak. 15 yıllık bir araç ömrü dediğiniz zaman yılda 3.5 - 4 milyon aracın yenilenmesi demektir. Bu yılda 100 milyar dolarlık bir harcama demektir. Çok çeşitli araç olduğu için büyük bir kısmı ithal olarak gelecek ve bunun da ihracat ile dengelenmesi lâzımdır. Otomobil üretimi gelişimi sürekli kılar. Türkiye kendi yerli otomobillerini yapmaya mecburdur. Bu kaçınılmazdır. Türkiye geleceği için kendi tasarımını kendi teknolojisini kendi markasını yapmaya mecburdur. Dalgalanan iç pazar sürekli artan vergiler iç pazarı öngörmeyi engelliyor. İç pazar ne kadar büyüyecek, önümüzdeki yıl ne olacak bilinmiyor. Göreceli avantajlar olmalıdır. Türkiye üretim konusunu otomotivde çözmüştür. Hangi fabrikanın üretimini yapıyorsak en iyi kaliteli ve en iyi verimli üretimi yapmaktayız. Türkiye'ye gelip de böyle bir yatırımı yapmak için sadece en iyi verimli üretimi yapmak yetmiyor. Lojistiği düşünüyorlar. Pazarları düşünüyorlar. Yatırım gelişmekte olan ülkelerde olduğu için pazar o ülkelerde büyüdüğü için Çin, Hindistan gibi yerlerde olacağı için artık yatırımlarını Türkiye'den Hindistan'a ihraç etmek için değil, Çin'de üretim yapmak için, Hindistan'da üretim yapmak için, Brezilya'da üretim yapmak için istiyorlar. Yatırımcı zaten çoğu yerde var.

Türkiye'yi Avrupa pazarı tıkandığı için daha uygun bulmuyorlar. Türkiye'ye gelip Avrupa için üretim yapamazlar. Fakat gelişmekte olan ülkelere gittiklerinde de kendileri gidiyorlar. Oradaki bir ortakla gidiyorlar. Dolayısıyla artık Türkiye'ye gelmeleri için çok fazla sebepleri kalmadı. Fransızlar Fas'a gidiyor. İran Türkiye'de rekabete katılacak. Örneğin Volkswagen Hisdistan'a gidecekse Türkiye'den birisi ile gitmez, direkt kendisi gider. Kârını, teknolojisini paylaşmaz. En rekabetçi yerden parçalar ithal edilmekte ancak işin sonunda Türkiye'nin en ciddi ihracat kalemleri bunlar müthiş bir istihdam yaratıyor. Ciddi vergi ödeniyor. İşin sonunda 300 - 400 milyon dolar kâr elde eden katma değer yaratan ve ihracat yapan modelleri her şeyi Türkiye'de yapmak olabilir, olmayabilir ama birincisi ürüne karar vermek, hangi ürünün yapılacağına karar vermek yani A sınıfı bir araç mı yapılacak? Katma değeri yüksek E sınıfı lüks araç mı yapılacak?

Ne yapacağız da Türkiye'nin varlığına ciddi katma değer yaratacak uzun dönemli bir şeyin başlangıcı olarak bunu konumlandırmalıdır. Diyelim bu karar verildi. Bu aracın daha hiçbir şeyi yapılmadan, çizimi yapılmadan ürün kitabını tarif etmek lâzımdır. Aracı sanal olarak ortaya koymak lâzımdır. Şu lastik kullanılacak, şu jant konacak, şöyle bir şasi olacak, kaç kişi bu deneyimden geçti, bu deneyimi yaşamak lâzımdır. Hele hiç olmayan bir araç yapılıyorsa benzeri yok, rekabetçi olmak için sanal olarak benzeterekten ortaya çıkartılması lâzımdır. Kendine has bir tasarım süreci vardır. Bu kimse ile paylaşılmaz. Tasarım süreci yaratılmalıdır. Deneye sınaya bir tasarım en az 10 yılı alır. Her bir kapıyı geçmeden önce yapılması gereken şeyler vardır. Bitirmeden diğer bir merhaleye geçerseniz sıkıntı doğar. Üstelik daha olmayan aracın hiç var olmamış bir aracın satış sonrası nasıl olacak, satışı nasıl olacak, kalitesi nasıl sağlanacak, stili nasıl olacak, mühendisliği nasıl olacak, maliyeti ne olacak, bütünü çıkarıp rekabette göre bu konularda iyi, bu konularda kötü, bu konularda vasat, bu konularda rekabetten kötü olacağım diye bir döküm çıkarmanız gerektir. Bir Rolls-Royce'un Ferrari gibi gitmesini bekleyemezsiniz. Bir Ferrari'nin de Rolls-Royce gibi gitmesini bekleyemezsiniz. Bir yerlerde seçim yapmanız, karar vermeniz lâzımdır. Aynı anda her şeyi yapamazsınız. Ürettiğiniz kesime ve bölüme uygun ürünün tarif süreci var. Dünya devleri ile rekabette bunları dikkate alarak hareket etmemiz lâzımdır. Yüzde yüz ulaşılabilir elektrikli, ne benzinli, ne dizel ne de hibrit olacaktır. Bu üretilecek otomobil yüzde yüz elektrikli olacaktır. Örneğin Çin elektrikli otomobillerin üretim üssüdür. Yüzde yüz elektrikli olmazsa şansı yok. Maliyetleri çok yüksek. Tasarımdan önce bu teknolojiyi geliştirmemiz lâzımdır. Bu batarya teknolojisini, hızlı şarj etme teknolojisi, yüzde yüz elektrikli araçlarda elektrk motor maliyeti çok önemli. Maliyetin düşürülmesi için yüksek hacimlerde üretilmesi lâzımdır. Bu işin başında bir lider olmalıdır.

Uluslararası ilişkileri götürmek, gündemi çıkartmak, bir aracın üretilebilir hâle getirilmesi 2 bin saattir. Yani 500 mühendis, teknisyen ile durmadan 2 yıl demektir. 2019 yılı hedeflendiğine göre ne yapılacağının tarifi belirlendikten sonra tasarımı için bu süre verilmiş. İnanılmaz derecede süratle olmalıdır. Bu kişileri koordine etmek lâzımdır. Bir başarı için otomotivde bir düstur vardır. Yeni bir motor serisini ürüne koymak istiyorsanız, o zaman ürünün eski karoserisini kullanıp içine yeni motor serisini koyarsınız.

Yeni bir karoserisini yapmak istiyorsanız mümkün mertebe eski motorları kullanmaya devam edersiniz. İkisini birden yönetemezsiniz. Şimdi ilk önce ürün ortaya çıkartılmalıdır. Hazır bir altyapı kullanılmalıdır denilmektedir. Yan yana koşan değişik batarya kulvarı olmalıdır. Dünyadaki taşıma şirketleri aday pazarlardır. Meselâ Paris 2020 - 2030 yılından sonra aynı şekilde birçok ülke elektrikli otomobili şehir içine koymayacak. Şehir içi dağıtım araçları hususunda en büyük dünyanın lideri hâline gelinebilir. Türkiye hafif ticari araçta dünyanın birincisidir. Marka satın almanın anlamı yoktur. Zira bir sermayenin bir yerdeki bir yatırıma sahip olması demektir. Millî araç yaratmak teknolojisine yardımcı olacak biçimde yapılmalıdır.

Markayı satın alırsınız ama teknolojiyi Türkiye'de yaratma becerisini ve yaratılan teknolojinin başka sanayilere ve dallara sıçrama fırsatını yaratmamış olursunuz. Türk tasarım bilimini ve becerisini Türkiye'ye getireceksiniz. Yabancı yatırımı yok. Dışarıdaki arabayı almamız gerekmiyor. Bunu Türkiye yapacaktır, yapmalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 611



« Yanıtla #3 : 06 Kasım 2017, 00:17:10 »

Mükemmel bir özet..

Kesinlikle katılıyorum önce stratejik bir ortak, işin başında lider bir yapı olmalı ve daha sonra yüzde yüz elektrikli bir otomobil üretilmelidir.
Bilindiği gibi mercedes dahi yüzde yüz Alman malı değildir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.24 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.038s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.