Türkiye'de Tarım Niye İhmal Edilmekte?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 05:35:07


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkiye'de Tarım Niye İhmal Edilmekte?  (Okunma Sayısı 1264 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 14 Ekim 2017, 13:19:25 »

Türkiye'de tarımın ihmal edilmiş olduğu görülmekte, bu bir sonuç. Türkiye tarımını niye ihmal etti? Niye köy sayısı azalıyor? Neden kendi potansiyelini kullanamıyor? Vesayet altında gelen tasarruflarla kolay yaşam yani üretmeden, yaratmadan refahı yükseltmek istemek ile ilgili bu da Türkiye'nin geleceğini karartıyor, sorunları ağırlaştırıyor.

Türkiye bu sorunları çözmek istiyorsa vesayetten uzaklaşmak zorundadır. Türkiye'ye borç verenler esasen iyilik etmiyor. Türk lirası değerlendikçe içerideki tarımsal ve sınai maliyetleri artıyordu. Fakat bunu piyasa fiyatlarına yansıtmıyorlardı. Çünkü ithali daha ucuza geliyordu. Enflasyonu daha hızlı düşürelim diyenler de ithalin yolunu açıyorlardı. Bu şekilde yol açmak çiftçiyi katletmektir. Borcunu ödeyemez hâle düşürüp, tarlasını elinden almak demektir. Bedel ödemelidir. Bu da sorumluluk almakla olur. Kendi potansiyelini kullanılır hâle getirmelidir. Bağımlılığın büyüyen sonuçları farkındalık sayesinde engellenir. Tütün üretene 3 yıl hapis cezası olursa, bütçedeki yangın göğe çıkmış demektir. Harcama kısmıyor, gelir arttırmak için nereye saldırılacağı hususunda şaşırılıyor.

Gelir yaratmak amacıyla torba yasaya akıllarından geçeni atmamalıdır. Oradan yaratılacak gelir, daha büyük kayba neden olacaktır. Türkiye'de kapsamlı bir tarım reformuna ihtiyaç vardır. Fakat bu tarım reformunun başarı şansını arttırmak için de dış vesayetin kontrol altına alınması lâzımdır. Türk lirasını değerlendirerek enflasyon ile mücadele edilecekse, tarımda ne yapılırsa yapılsın başarı elde edilemez. Dış politikadan iç politikaya her şeyin millî ülkü ile düşünülmesi, uygulanması lâzımdır. Gelişen, gelişmiş bir ayrışma olacak. Cari açığı, tasarruf açığı, fazlası olanlar arasında da bir ayrışma olacak. Siyasi sorunları çok olanlarla az olanlar arasında da bir ayrışma olacak. Dünyada eski dengeler tarih olacak demek. Gelişen ülke paralarının değer kaybetmesi. Dünyada faiz oranlarının biraz yükselmesi, dünyada varlık değerlerinin biraz gerilemesi olası idi. Çok kaldıraçlı pozisyonlar var. Bu birileri profesyonel, birileri bu pozisyonlarda yakalanmış.

Bu hareketi geciktirmeye, bu harekete sebep olan beklentileri akıllardan çıkartmaya çalışıyor çaresizlik içinde eğer engelleyemezlerse finansal piyasalar çok fena karışacaktır. Bu hafta boyunca görülen hareketsizlik profesyonellerin direnişi, pozisyonlarını koruma çabası olarak görülür.Orta vadede akıntıya karşı yüzmekteler ve enerjileri azalıyor. Bu biçimde devam etmeleri, tek kelime ile olanaksızdır.

Sizce Türkiye'de tarım niye ihmal edilmektedir? Teşekkürler.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #1 : 14 Ekim 2017, 16:23:58 »

“Bize Turkuvaz salonlarında hocalarına kasidekâr nutuklar söyleyen genç lazım değildir. Köye inen, fışkı ve toprak kokularına alışkın nasırlı köylü eli sıkacak, onu bıkmadan dinleyecek genç lazımdır.”(Gök Bilge Atsız Ata)

Tarım, insanlık tarihi boyunca çeşitli devletler tarafından kendisine büyük önem verilen iktisadi bir faaliyet kolunu oluşturmaktadır. İnsanoğlunun yaşamını idame ettirmesi, onun beslenmesine bağlı olduğundan tarıma ve tarımsal ürünlere tarihin her döneminde ihtiyaç hissedilmiştir.

Günümüzün sanayileşen toplumlarında zirai faaliyetlere azımsanmayacak derecede önem verilmesi, tarımın önemini kaybetmediğini açıkça göstermektedir. Hiçbir devlet sanayileşmesini tamamladıktan sonra dahi tarımla uğraşmaktan vazgeçmemiş, aksine ileri teknolojik araçları kullanarak tarımdan mümkün olan en yüksek derecede verim almayı amaçlamıştır. Çünkü bekası gıdaya bağlıdır. Ordu karnının üzerinde yürür sözü de bunu doğrulamaktadır.

Nitekim Türk Milleti’nin varlığını sürdürdüğü ilk zamanlardan bu yana tarımsal faaliyetlerin gerçekleştirileceği toprağın mülkiyet hakkını bizzat kendi uhdesinde bulundurması, zirai faaliyetleri kendi tecrübe ve deneyim melekesi içinde ikame etmesi bu husustaki ciddiyeti bizlere göstermiştir. Devletin, yıllar öncesinde de toprağı işleme hususunda köylüye birtakım mükellefiyetler yüklemesi, toprak hukukuna dayalı bir anlayışı kabul ettiğini açıkça göstermektedir.

Muhafaza edilmeyen köylü muhafaza edilmeyen tarım toprağı ve vatan demektir. Bir millet toprağa ve çevre bilincine sahip olursa o milletin yaşam kalitesi yani sosyal hayatı da o denli düzenli olur. Sağlıklı nesiller sağlıklı düşünceleri de beraberinde getirir. Sağlıklı düşünceler ise kaliteli bir yaşam çevresi oluşturur, doğayı anlar, sever, sahip çıkar ve tek zenginliğin o olduğuna kanaat getirir.

Toprağına bağlı olan bölgelerimizdeki köylümüz, muvaffak olmak için didinmekten, yaşamak için ölmekten çekinmez ve toprak sevgisinden asla vazgeçmez. Tembelliğinden bahsi olunan köylümüz, kendine göre en ağır vergileri geçmişte ödemiş ve günümüzde de ödemeye devam eden köylümüzdür. Köylümüzün asaletine, enerjisine ve insanlık meziyetlerine diğer milletler hayran kalırken, bizim kendi özümüzü hiçe saymamız ve kendi kabiliyetlerimizden ümit kesmemiz eğer fena bir kasda makrunsa büyük bir zavallılık ve acziyet ifadesi olacaktır.

Köylümüz, tarihî, iktisadî ve siyasî birçok düşmanlıklar, oyunlar, fenalıklar ve idaresizlikler yüzünden yoksul düşmüş ve vatanımız gibi geri kalmış bulunabilir. O köylünün bunu gören, duyan ve acı duyan kentli ya da eğitimli evlatlarına düşen birinci vazife, bu asaleti çamurlardan ve sefaletlerden kurtarıp çıkarmaya ve yükseltmeye çalışmaktır. Bu da ancak millî benliğimize ve millî enerjimize inanmakla olur. Köylümüzün mukaddes haklarına, faziletlerine, kabiliyetlerine, cevherine ve asaletlerine tecavüz eden siyasî erk ve mühendislikler elbet bir gün büyük mücadelelerimiz neticesinde son bulacaktır.

Memleketimizin ilmini ve tekniğini yükseltecek büyük muvaffakiyetler için çalışacak ve insanlığımızı gösterecek “Toprak Mühendisleri” asla köylümüzü terk etmeyecek, gerekirse o toprakları ve köyleri teşekkül edecektir. Biliyoruz ki milletini tanımadan, ona kabiliyetsizlik ve iptidaîlik izafe ederek çıktığı kabuğu beğenmeyen, yabancıların mihmandarlığını yapmakla geçinen aşağılık azınlıklar, düşünce kuruluşları, toplum mühendisleri ve hiçbir millete intisabı olmayan satılık vatansızlar “Köycülüğü” engellemeye devam edecek ve türlü oyunlara devam edeceklerdir.

Bu hakikatlerin sebebini anlamak, bu anlaşılmaz hadiseleri izah etmek için Türk köylerine sokulmak; tarlalarda, meralarda, köy kahvelerinde ve onların karşısında imtihan olmak, onların ihtiyaçlarına cevap vermek için en alt noktadan, gerçek merkezden çalışmak lazımdır. Kısacası köylümüz ile gerçekten kaynaşmak lazımdır.

Milli devlet politikaları ile toprakların, verimlilik durumuna göre çeşitli sınıflara ayrılması, her yörenin toprak verimlilik durumu farklılığından, yörelere ait bir standart tohum ölçü biriminin belirlenmesi, toprağın sulama, tohumlama, gübreleme ve nadas faaliyetlerinin birtakım kurallara bağlanması, tarımsal üretime birincil derecede öncelik verilmesi gibi hususiyetler, tarım temelli bir politikaya önem verildiğinin göstergesi olacaktır.

Türkiye’nin tarımsal açıdan en güçlü yanı coğrafi konumu değil, genç nüfusu değil, tarih ve kültür zenginliği değil, toprak yapısı da değildir: “Aile ve Köy” yapısıdır.

Gelişmiş ülkelerde yerelden merkeze uygulanan kalkınma modelleri esas alınmaktadır. Ülkemizde ise genel olarak yerel yapıyı dikkate almayan; merkezden hedef gösterip yerel potansiyelleri ortaya çıkaramayan bir yapı söz konusudur. Ekonomik anlamda büyüye bilmenin bölgeye özgü “Kırsal Kalkınma Modeli” geliştirmekten geçtiği katidir. Yerel Kalkınma Modellerini oradan buradan alınarak değiştirerek vatana adapte etmek kalıcı ve tutarlı çözümlerin üretilmesinin önündeki en büyük engeldir. Kalkınma planı yaratılan bölgeleri fizikî, ekonomik, sosyal, kültürel alışkanlıklar yönünden iyi tanımak ve etüt etme gereği vardır.

Kentleşmenin, uygarlığın bir nedeni olmadığına, onun bir sonucu olduğuna inanmak önemlidir. Bir kentin kurulabilmesi ve ayakta durabilmesi için tarım tekniğinin kentte yaşayan ve besin üreticisi olmayan insanları artı ürünle geçindirebilecek ölçüde yüksek bir düzeye ulaşması amacı ile “Kırsal Kalkınmaya” öncelik vermek gerekmektedir.

Bunun için özetle ve ivedilikle;

Çiftçiden, planlı ve sürekli üretime katıldığı sürece vergi alınmayacak ve ürün alım garantisiyle doğrudan desteklenecektir.
Toprağı olmayan köylüye, üretim yapılması şartıyla toprak verilerek üretime katılması sağlanacak.
Devlet tarafından ürünün tahmini bedelinin yüzde ellisi ekim vaktinden altı ay önce üreticiye avans olarak, geri kalan kısmı ise ürünün teslimatında peşin olarak ödenecektir.
Kuraklık, don, sel gibi doğal afetlere karşı, ürün sigorta sistemi getirilerek üreticilerin zararları karşılanacaktır.
Stratejik öneme sahip tarım sektöründe yerli üretim, ithal ürünlere karşı gümrük duvarları yoluyla korunacaktır.
Tarım ürünlerine IMF ve Dünya Bankası dayatmasıyla getirilen tahditler tamamen kaldırılacak, yerli üretimin arttırılması teşvik edilecektir.
Çiftçiye devlet tarafından tohum, fidan, gübre ve ilaç konularında yardım edilecektir.
Çiftçilere sosyal güvenlik ve emeklilik hakkı sağlanacaktır.
Türkiye’de tarım alternatifsizdir. Bu sebeple tarım ürünlerine alternatif aramak yerine, tarıma dayalı sanayinin kurulması teşvik edilecektir. Bu amaçla devlet tarıma dayalı sanayi üzerine yatırım yapmak isteyen girişimcilere proje mukabili sıfır faizli, gerekirse geri ödemesi üretim olarak alınabilecek doğrudan kredi verilecektir. 
Hükümetler, bizzat pazarlama hususunda üreticiye öncülük edecek teşkilatlanmayı oluşturmalıdır. Dünyanın her yerinde pazar bulmak ile sorumlu olunacaktır. Çiftçinin pazar problemi olmayacaktır.
Ülkemizdeki tarıma uygun arazilerin envanteri çıkarılacak, iklim ve toprak özelliklerine göre uygun tarımsal ürün grupları belirlenecektir.
Tarım tek başına bir sektör olarak değil, tarıma dayalı ilgili sanayi dalları ile bir bütün olarak alınacaktır. Bu amaç doğrultusunda gıda kontrolü açısından da tarım ürünlerinin son mamul haline getirilmesi için entegre sanayi kuruluşları teşvik edilecektir.
Coğrafya, iklim, nüfus ile iç ve dış piyasa dengeleri göz önünde tutularak, tarım sektörünün üretim, miktar, çeşit, nitelik planlamaları ve Ar–Ge çalışmaları yapılacaktır.
Sanayileşme ve şehirleşmenin, tarım arazilerini yok etmesi önlenecektir. Arazi ve toprak kullanım planlamaları ile sınıflama sistemleri bünyesinde yer alan muğlaklık giderilecektir.
Çiftçinin kooperatifleşerek güç birliği yapması desteklenecektir. Kooperatiflere tarımsal alet ve makine desteği verilecektir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin tamamen kooperatif sistemi içerisine dahil edilecektir.
Erozyon ve toprak kaybına karşı etkin önlemler alınacaktır. Meracılık ve hayvancılık desteklenecektir.
Üretici ile tüketici arasındaki zincir kısaltılarak üreticinin yüksek gelir, tüketiciye ucuz ürün sağlanacak, kooperatiflerden bu amaçla istifade edilerek, hal yasası tekrar gözden geçirilecektir.
Sanayinin hammaddesi olan tarım ürünlerinin “Dar Bölge Kalkınma Modeli”yle, ilgili sanayi kollarıyla entegrasyonu sağlanacaktır.
Tarımsal üretim merkezlerine, maliyetleri azaltmak için ucuz taşıma aracı olan demiryolları hatları çekilerek etkin kullanımı sağlanacaktır.
Orta Asya ile yürütülen milli tarım ihracatına daha fazla önem verilecektir.
Yerli gübre ve tohum üretimine destek verilecektir.
Minimum su sarfiyatıyla, yüksek ürün miktarı ve kalite sağlayan modern tarım teknolojileri yaygınlaştırılacaktır.
Jeotermal enerji ve güneş enerjisinden istifade edebilen bölgelerde seracılık yaygınlaştırılarak, her mevsim tarım üretimi yapılması sağlanacaktır.

Vesaire…

..............


Tan Hu
14.10.2017
turkcuturanci.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #2 : 14 Ekim 2017, 16:59:48 »

'İstikbalimizin temeli köylerimiz ve köylülerimizdir diyor ve buna kendimizden çok inanıyoruz. Şu halde köylerimizin içine girecek, yağ kandilleri ve tezek kokuları içinde sessiz ve iniltisiz, nutuksuz ve yaygarasız mesai sarfedeceğiz....Kuvvetini ve şahsiyetini halk içinde ve onun için tüketerek ölenlere millî kahraman diye tapacağız. Yalnız köylerde ve köylülerin gönlünde yaşayan ululara millî kahraman diyeceğiz.' Atsız, Millî Gaye, Türk Ülküsü, s: 158

'Herkesçe bilinen bir gerçektir ki, âdet ve geleneklerimizin özü, köylerimizde daha saf kalmış ve el’an da yaşar hâldedir. Buralarda, hiç istisnasız, güç bir işin üstesinden gelemeyen bir evlâdı; baba, sende Türk kanı yok mu diye paylar. Ana da bunu, sana südümü helâl etmem diyerek pekiştirir. Bu sözü; köylü, bilgisi dolayısıyla değil, ama tabiaten atalarından kalmış bir töre olarak söyler. Fakat; o evlâdın fizikî yapısı, buna dayandığı için de, bir gerçeğin ifadesidir.' Atsız 

Değerli paylaşımınız için çok teşekkürler Tan Hu
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #3 : 14 Ekim 2017, 23:23:04 »

1931 yılında Atsız Atamız, “..yurdumuzun kurtuluşu köylerimizin kurtuluşuna bağlıdır. Şu halde birinci vazifemiz köylerimizi kurtarmak ve yükseltmektir. Büyük Türkiye’yi köyler yaşatacak, köyler yükseltecektir.” ifadesini kullanmıştır.

Atsız Ataya göre, kentte yaşayanlar aslında birer asalaktırlar ve köylünün sırtından geçinmektedirler:

“Türkiye’de şehirler daima köylerin zararına olarak yapılır ve büyütülür. Sanayi memleketi olmadığımız için milli istihsale faydalı fabrikalarla dolu sanayi şehirlerimiz de yoktur. Şu halde bizde şehir, memurların, tüccarların, köylü ile tüccarlar arasındaki mutavassıtların ve daha bilmem nelerin oturduğu yerlerdir. Yani köylünün uşakları şehirde oturur; fakat ne gariptir ki, efendilerimiz harabelerde yaşar, onun ücretli hizmetçileri büyük şehirlerin sakinleridir.”

Köycülük, köylerin birleştirilmesi ve böylece sağlık ve eğitim hizmetlerinden daha kolay yararlanılabilmesi, tarımın modernleştirilmesi ve toprak reformu yapılması esaslarına dayanmaktadır. Milli ve manevi hasletleri islami taassubun elinden kurtarıp yeni bir millet şuuru yaratmalıyız.

Türklerin Anadolu’da başka ırklarla karışmaksızın kanının saflığını koruduğunu ifade eden Atsız Ataya göre bu durum, Türkler arasında, özellikle Anadolu köylüsünde, bir “kan bilinci”nin mevcut olduğuna işaret etmektedir. Bu düzlemde örf ve ahlaka da atıfta bulunulmaktadır.

“Soyculuk, Anadolu Türklerinin içinde örf olarak yaşamaktadır. Köy ve kasabalarda, kaç yıl ve hatta yüzyıl önce oraya gelmiş olan bir yabancının bugünkü torunları hala yabancı sayılır. Tamamen Türkleşen, Türkçeden başka dil bilmeyen ve kendisini başka bir millete mensup saymayan bu türlü insanlara dahi yabancı gözle bakmak Anadolu Türklerindeki kuvvetli soy şuurunu gösterir.”(Gök Bilge Atsız Ata)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #4 : 17 Ekim 2017, 10:52:16 »

Çukurova'da pamuk tarihe mi karışıyor?

Adana'da pamukta sıkıntı var. Mısıra verilen destek Adana'da tarımı rehavete sürüklüyor. Çukurova pamukla anılırdı ancak değeri bu denli mühim olan bir üründen şimdi vazgeçiliyor. Oysa küçük küçük teşviklerle pamuk üretimi yeniden cazip hâle getirilebilir. Tarımda pamuğa verilecek destek ile onu üretecek bir yapı oluşturulabilir. Pamuk olmazsa tekstil de olmuyor.

Hazır giyim olmaz, istihdam olmaz. Türkiye'de tekstilde çok eskilere dayanan bir birikim var. Marka çıkaran, çıkarabilecek sektör tekstil sektörü ve katma değeri yüksek bir sektördür. Tasarım, kumaş dizaynı yaparak, hazır giyimde katma değer yükseltilebilir. Kilosu hazır giyimin 30 - 35 dolar, nitekim kiloyu arttırmadan katma değeri yükseltebileceğimiz bir sektördür. Türkiye'nin önünün açabilecek bir sektördür. Ancak pamuktan vazgeçilince dolayısıyla tekstilden de vazgeilmiş olunuyor. Yani burada Hindistan, Pakistan pamuğu kullanıldığı zaman elde edilen doların bir kısmını ithalata verilmiş olunuyor.

Türkiye'de Amerikan pamuğu kullanılıyor. İthalatçı pamuk almaya gidecek, vize alamayacaktır. İthalatçının ödediği navlun parası çiftçiye teşvik olarak verilse pamuk sorunu kısmen çözülebilir. Pamuk üretiminin çirtçi için kârlı olabilmesi için ithalata ödenen navlun parası kadar bir miktar var. Türkiye pamuk üretsin, ithalattan vazgeçsin. Pamuk ithalatında yaklaşık 2 milyar dolar bedel ödenmektedir. Adana tekstilin başkenti idi. Tekstil yatırımı giderek azalıyor. Meselâ Antep aldı gitti. Adana şimdi ise mısır olarak anılıyor.

Cumhuriyet kurulurken Adana'da mensucat fabrikaları kurulmuş. Tekstil sektörünün büyüyeceğini bilerek Adana merkezli bunu ortaya koymuşlar. Örneğin yıllar sonra tarımda havza politikasına geri dönülüyor. Ergene havzası, Menderes havzası kirletiliyor. Bürokratik bakış açısı ile değil, sahadaki kişilerle görüşülmelidir. Devlet plânlama teşkilatında bütün bu bilgiler, veriler var. Türkiye'de nerede neyi yetiştirilebilirse, daha verimli ürün alınır. Uzmanların çalışmaları var, daha iyi nasıl verim alınabilir, şu ürünleri yetiştirelim, şöyle yapalım diye, yıllar önce havza projesi hazırlanmış, pek çok veri var. Bu çalışmalar uzun vadeli devlet politikası hâline getirilemememiş.

Her hükümet gelmiş, diğerinin yaptığını beğenmemiş. Her bakan değiştiği zaman dahi hatta yeni tarım bakanı gelirken 'artık yolsuzluk olmayacak' demişti. Hazır plânlar hiçbir biçimde kullanılmıyor. Fasonculuktan nasıl kurtulmalıdır. Büyük markaların üretimini Türkiye gerçekleştiriyordu. Şimdi Pakistan daha ucuz deniyor. Fasondan katma değer üretimine nasıl geçileceğinin çözümü açıktır.

Dünyanın neresine gidilirse gidilsin Türk markalarını görebilmek istiyoruz. Türkiye kaliteli mâl üretiyorken pazarlama tekniğinin niçin önü açılmıyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bergütey
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 484


Türkiye Türklerindir!


« Yanıtla #5 : 17 Ekim 2017, 11:10:10 »

Aynen dediğin gibi bir tek sebebi var, ucuz diye üretmek daha maliyetli diye ithal ediyoruz. Üreten herkesi bitirdiler böyle böyle. Sonra tabi dış ticaret açığın alıp başını gider.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Irkçılığın sebebi yoktur, sebep arayan varsa da ırkçı değildir.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #6 : 25 Ekim 2017, 10:36:32 »

Milli Devlet ve Turan düşüncesine fikri, ilmi, iktisadi alanda katkı ve değer sağlayan Aziz Büyüğümüz, Ziya Gökalp'ın uçmağa varışının yıldönümünde değerli iktisadi görüşlerinden bir bölüm paylaşmayı kendimize borç biliriz.

Türklerin, diğer bir ekonomik ideali vardır ki, o da ülkeyi büyük sanayiye kavuşturmaktır.

Gökalp, İktisadiyat Mecmuası’ndaki yazılarında millî iktisadın nasıl meydana getirileceğini, kurulacağını sosyoloji kurallarına dayanarak anlatmaya çalışır. Bunun için mevcut iktisadî kurumları tetkik etmek ve diğer milletlerin kurumları ile karşılaştırmak önemlidir. Bu makalelerinde konuya daha çok teorik açıdan yaklaşmakta, bizlere bir şema sunmaktadır. Ona göre millî iktisadımızı aramaya giriştiğimizde, klasik iktisat ilmi ile işe başlamama¬lıyız. Çünkü klasik iktisatta, millîlik yoktur. Aynı zamanda da bizim iktisat hayatımıza tatbik edilemez.

Yine millî iktisadımızı oluştururken memleketin ve milletin tarihini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Ona göre millî iktisadı oluştururken, mazi ve hâli bilmezsek, âti için düşüncelerimiz gerçek dışı olur. Eski Türklerde millî iktisat devreleri bulunduğuna dikkat çeken Gökalp’in, millî iktisadın devletin şekliyle yakın ilgisi olduğunu söyler. Ona göre iktisadın şehir, saltanat ve millet iktisadı olmak üzere üç devresi vardır. Bunlardan millet iktisadı günümüz devletlerinde bulunmaktadır. Türkiye’nin istikbali de millî iktisattaki başarısı derecesine bağlıdır.

Yüksek faaliyetlerin birer ihtisas mesleği olabilmesi, ancak taksim-i amelin çok derinleşmiş bulunduğu yerlerde mümkündür. Yani, iktisada verilecek önem yalnız maddî refahı temin etmekle kalmaz; yüksek faaliyetlerin mümkün olmasına da zemin hazırlar. Bir memlekette iktisadî hayat yüksek değilse, ne ilim, ne sanat, ne felsefe, hatta ne de ahlâk ve din yüksek tecellilerini gösterebilir. Demek ki, en mânevî zevkleri, en ruhanî vecdleri duyabilmek için de, yine iktisadî hayatın yükselmesi gerekir.( Ziya Gökalp, Makaleler VII, TC Kültür Bakanlığı Yay., s. 37. )

İktisadın başlangıcı olarak ihtiyaçları gören Gökalp’e göre; “sermayenin alâmet-i farikası, yeni bir servet husule getirmek için tasarruf olunmuş bir servet olmasıdır.”( Ziya Gökalp, Makaleler IX, TC Kültür Bakanlığı Yay., s. 221.)

Gökalp’e göre bazıları: “Ülkemiz bir tarım ülkesidir. Biz daima çiftçi bir millet olarak kalmalıyız” diyorlar ki bu fikir tek başına fayda getirmemektedir.

Gerçekten, tarımı hiçbir zaman elden bırakacak değiliz; fakat çağdaş ve muhasır bir millet olmak istiyorsak, mutlaka büyük sanayiye sahip olmamız gerekir. Batılı hareketlerinin en önemlisi, ekonomik devrimdir. Ekonomik devrim ise, ilçe ekonomisi yerine, millet ekonomisinin ve küçük zanaatlar yerine, büyük sanayinin konulmasından ibarettir. Millet ekonomisi ve büyük sanayi ise, ancak koruma yönteminin uygulanması ile oluşabilir. Bu konuda bize yol gösterecek olan Ziya Gökalp’ın millî iktisat teorileridir. Zira Ziya Gökalp’ın, Cumhuriyet kurulurken ifade ettiği iktisadî fikirlerinin bir kısmı hâlâ güncelliğini korumaktadır.

Tan Hu
25.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TÜRKÇÜGÖKHAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 352


%100 Türk!


« Yanıtla #7 : 25 Ekim 2017, 12:03:56 »

1920'li yıllarda Ankara hükümetinin temel amacı yeni sınırlar içinde bir ''milli iktisat'' oluşturmaktı. Ziya Gökalp'in işaret ettiği yönde, girişimci bir sınıfın yaratılması ve sanayileşme, milli ekonominin gelişmesi için temel unsurlar olarak kabul ediliyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ben ve milletim Tanrı'nın kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.