Türkiye'de Birikimler Neden Bitti?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 01 Nisan 2020, 07:57:27


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkiye'de Birikimler Neden Bitti?  (Okunma Sayısı 1497 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 01 Nisan 2015, 00:36:28 »

Türkiye IMF'den destek istediği zaman IMF şart koştu, dalgalı kur sistemi olmalı, istikrar programı yapılmalı diye bunun üzerine güçlü ekonomiye geçiş programı yapıldı. Tarıma verilen destek yarı yarıya indirildi. İşçilere refah payı kaldırıldı. Sadece beklenen enflasyon kadar bir zamma yer verildi. Sonradan enflasyon farkı verilmeye başlandı. Bu program talebi kısıcı, çiftçinin gelirini kısıcı, işçinin ve memurun gelirini kısıcı bir program idi. Bununla birlikte Türkiye'ye spekülasyonu getiren, bankaları uçuran bir program idi. Bu program aynı zamanda Türkiye'nin sömürülmesi için hazırlanmış alt yapılar, tuzaklarla dolu bir program idi. O programın uygulanması için IMF Türkiye'ye özel bir bakan gönderdi. IMF kayıtsız şartsız kendi istediği kimseleri görevlendirmektedir. Türkiye tasarruf yaratamaz bir hâle geldi. 2000 yılında Türkiye'de toplam tasarrufların millî gelire oranı % 20 iken bugün % 13'e indi. Tasarruf yaratamayan bir ülke yatırım da yapamaz. Tasarruf yaratan bir ülke el parası ile büyür ama o da biter ve bugünkü gibi daralma başlar. İthalata bağlı bir üretim yapısı oluştu. Yani iplik fabrikaları kapandı, pamuk tarlaları kapatıldı. Yerine iplik, pamuk ithal edildi. Zira kur düşüktü. Düşük kur politikası nedeni ile Türkiye ihracatı daha uygun buldu. İşveren, fabrikalar, işletmeler dolayısıyla ithalata bağlı bir üretim yapısı oluştu o kadar ki, bugün bile sanayide ara mal ve hammadde üretiminin oranı ithal hammadde ve ara malı üretiminin girdi olarak üretimi sanayide % 70'tir. İhracata dönük üretimde % 80'dir. Bu ihracatçılar meclisinin kendi açıklamasıdır. Dışa ithalata bağlı bir üretim yapısı oluştu. İpi kendimiz üretmeyince Fransa'dan ithal ettiğimiz için Fransa'da istihdam yarattık. Hatta Afganistan'dan ithal ettiğimiz için Afganistan'da istihdam yarattık. Saman dahi ithal etmeye başladık. Bu şartlarda elbette Türkiye istihdam yaratamaz. Türkiye'de işsizlik oranı artar. 2000 yılında % 6,5 idi işsizlik oranı bugün itibarı ile 10,5 fakat hesaplanan iş aramayan işsizleri de katarsak % 17,5'tur. İthalatı devamlı dışarıdan ara malı ham maddeyi ithal edince, tasarruf yaratamayınca cari açık arttı. 2001 yılından bugüne kadar Türkiye 425 milyar dolar cari açık verdi. 425 milyar dolar bir ülkenin kan kaybıdır, döviz kaybıdır. Bu cari açığı finanse etmek için Türkiye'nin dış borç stoku 400 milyar dolara ulaştı. 2015 yılında 225 milyar dolar cari açık ile beraber döviz bulmak zorundadır. Sonuç olarak tam bir sömürü düzeni, tam bir sömürü düzeni için oluşturulmuş bir tuzak. Bunu rakamlar söylemektedir. Bu hakikat için bir an evvel önlem alınmalıdır. Hazırdan yendi. Özelleştirme ile kamu alt yatırımları tamamen bitirildi. 1986 yılında başladı özelleştirme 2002 'yılına kadar 5.3 milyar dolar özelleştirme yapılmıştı. 2003 ile 2015 yılları arasında 52,5 milyar dolar özelleştirme yapıldı. Türkiye'nin alt yapılarını, tekellerini satarak bu 52,5 milyar doları toplandı. Bu para ile yeni yatırımlar yapılması lâzım idi. Yeni yatırım yapılmadı. Bu paranın 39.9 milyar doları açıkları kapatmak için hazineye gitti. Toplam geliri 2015 yılının bu aylarına gelene kadar 57.8 milyar dolar oldu özelleştirme gelirleri ve bununla hiç yatırım yapılmadı. Bütçe açıklarının kapatılması için kullanıldı. Oysa özelleştirme kanununda ve felsefesinde bunlarla yeni yatırım yapılacağı vurgulanmaktadır. Yani ekonominin kaynakları çarçur edilmiş oldu. Buradan gelen para çarçur edildi. Bunların % 69'u hazineye gitti, % 31'i de bilinmemektedir. Özelleştirmenin felsefesi kamudaki tekellerin mülkiyetini tabana, halka yaymak, sermaye tabana yayılmalıdır. Türkiye'de ise % 33'ü blok satış yani olduğu gibi yabancı bir firmaya satılmış. Telekom'da olduğu gibi, % 55'i bir yabancıya satıldı. Kalan kısmı da borsada satmak istiyor. Tesis ve varlık halinde de % 48'ini sattı. Halka satılan, halka arz % 15'tir. Burada özelleştirme felsefesine aykırı davranılmıştır. Sermaye tabana yayılmadı. Dolayısıyla devlet tekelinden özel tekel, piyasa tekelleri oluştu. Bu tür özelleştirmenin ekonominin verimliliğine, ekonomideki kamusal faydayı arttırıcı hiçbir etkisi olmamıştır. Tüketici daha pahallı mal yemeye başladı. Daha kalitesiz mal yemeye başladı. Özelleştirmenin hiçbir prensibi hiçbir şekilde oluşmadı. Örneğin Telekom 6,5 milyar dolara satıldı. Her sene 1,2 milyar dolar kâr transferi ile o para 6 senede çıkardı. Ondan sonra Türkiye 14 sene kâr transfer edecek. 'Halka verilirse ucuza gitmekte' düşüncesi hâkimdir. Bu da Türkiye'nin cari açığını attırdı. Bugün bankaların % 50'si yabancının, bunlar kârını yazık ki dışarıya götürmektedir. Dış ticaret açığı verilmese bile kâr transferi ile buradan bir cari açık yaratılmaktadır. Mal, mülk satıldı, adına özelleştirme denildi. Satılacak bir şey kalmadı. Dünyada 2000'li yıllardan sonra yabancı sermaye çoğaldı. Finans piyasaları genişledi. Yabancı sermaye hızlandı. Gelişmekte olan ülkelere çok yabancı sermaye gitti. Ancak Türkiye'ye gelen bir yatırım sermayesi olmadı. Türkiye'ye gelen spekülatif sıcak para Hedge fonları geldi. Bir büyüdü ama köpük gibi söndü. Yabancı yatırım sermayesinde örneğin Gayrimenkul satışı 2006 yılında 2.9 imiş 2014 yılında 4.3 milyar dolara çıkmış. Yani Türkiye sermaye gelsin diye daha çok gayrimenkul satmaya başlamış. Gayrimenkul hariç doğrudan yabancı yatırımlar ise, banka satın almaya, şirket satın almaya gelen, özelleştirme nedeni ile gelen, sıfırdan yatırım yapan sermaye değil yine bu tür sermaye. 2012 yılında 16.6 milyar dolar bu tür spekülatif sermaye gelmiş. Giderek düşmüş, 2014 yılında 1.14 milyar dolara düşmüş. Umut bağladığımız yani döviz girişini sağlayan spekülatif sermaye bile bitmiş. Yerine portföy yatırımlar var. Bu portföy yatırımları devletin hisse senetlerini alan, borç senetlerini alanlar, borsaya gelen yatırımlar. Bunlar da esasen kısa vadeli borçtur. Yani satar çıkar. 2011 yılında portföy yatırımı olarak 22.2, 2012 yılında 41 milyar dolar geldi. Amerika ve Avrupa'da faiz oranları sıfır, Türkiye'de reel faiz sıfır! Spekülatif alan borsa var. Bunlar da spekülasyon amacı ile geldi. Borsadaki şişme uzun süreli olmayacağına göre bunlarda da azalma var. Spekülatif sermaye de bitti. Özelleştirme de bitti. Bundan sonra sermaye çıkışı başlayacak. 2015 yılının ilk üç ayında zaten 3 - 4 milyar dolar net sermaye çıkışı olmuş. Bu da Merkez Bankası döviz rezervlerinin azalmasına neden olmuş. Yani olay tersine döndü. 2015 yılının ilk üç ayında da muhtemelen büyüme yaşayacağız. Türkiye'ye bu sömürü düzenini kuranları görmeliyiz. Kamu kaynakları tükendi. Özel tasarruflar düştü. Türkiye'de toplam ithalatın yalnızca % 15'i yatırım. Yani % 50'si yatırım malı olsa denilebilir ki, Türkiye'de yatırım yapılmakta, hatta bazen bu % 13'e düşüyor. Türkiye'de zaten % 10'u bunun eskiyen yatırımların yerine yani makine parçaları, makinenin eskiyen kısımları, yenileme bunlara gitmekte, % 5'i de yeni yatırım malı getirilmektedir. Bu çok düşük, Türkiye açısından yatırım hacmi düşüktür. Türkiye'de yatırım ortamı olmadığı zaman kimse de yatırım yapamaz. Bunların başında ekonominin kırılgan olması gelmektedir. Türkiye şartlarına uygun olmayan dalgalı kur sistemi uygulandı. Sıcak paranın olduğu ekonomiye ciddi para sermayesi gelmez. Kırılgan ekonomide yatırım yapılmaz. Yerli ve yabancı sanayi Türkiye'deki bürokrasi nedeni ile yatırım yapmak istememektedir. Hukuk düzeninin, yargı sisteminin, kuvvetler ayrılığının bozulması, yargıya müdahale Türkiye'de yatırımların engellenmesine kadar gitmektedir. Bir ülkede üretici ve tüketici güveni olmasa o ülkede yatırım yapılamaz. Tüketici güven endeksi 2014 Nisan ayında 78.5, 2015 Mart 64.4'e düşmüş. Yani Tüketici güven endeksinde yüzün altı güvensizliği, yüzün üstü güveni gösterir. Tüketici güveni olmasa, tüketici talep yaratmaz. Tüketicinin enerjisi olmasa nasıl yatırım yapılır. Reel sektörün de güveni yok. Reel sektörün 290 milyar dolar borcu var. Şubat ayı ekonomi güven endeksi 2012 yılında 108.3, 2013 yılında 110.1, 2014 yılında 88.9'a düşmüş, 2015 yılında da 87.1'e düşmüş. İmalat sanayi kapasite kullanım oranını mecburen düşürdü. Mal bulamıyor ya da kur pahallı. 2007 yılında 80.3 idi, 2015 yılında 72.4'e kadar geriledi.

Türkiye'de birikimler neden bitti? Teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.