Türkçülük Teşkilatlanmasının Siyasetle Meşgul Olmaması Mümkün müdür?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 05:32:20


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçülük Teşkilatlanmasının Siyasetle Meşgul Olmaması Mümkün müdür?  (Okunma Sayısı 837 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 16 Ekim 2017, 17:39:18 »

Daha 1911 yılı İlkbahar'ında, Askerî Tıbbiye Mektebi öğrencilerinden bir grup, Türk milletinin milletçe gelişmesine çalışmak arzu ve emeliyle kendi aralarında toplanarak fikir alışverişinde bulunurlar. Nihayet düşüncelerini hayli belirledikten sonra 11 Mayıs 1911 tarihli mektuplarla, bu işte fikirlerinden istifade edilebileceğine kanaat getirdikleri bazı kimselere başvururlar. Mektup şöyle başlıyor:

'Efendimiz,

Türk ırkının maarif ve mekteplerine hizmet ederek, içtimaî geleceğini temin emeliyle toplanmış 190 tıbbıyeli nâmına zât-ı âlilerine müracaat eyliyoruz. Maksadımız arzedeceğimiz şeylere dair hakimâne ve edibâne fikirlerini öğrenmektir.'

Bu şekilde başlayan mektup, 'Türk kavminin hayat-ı inkıraz yaşadığını' söyleyerek buna 'Seleflerimiz gibi lâkayd kalamayacağımızı' belirttikten sonra, 'Hayatın ebedî bir mücadele olduğuna ve bu mücadele muvaffakiyetin en büyük şartı, maarif ve mekteplerin galebesi' olduğuna hükmediyordu. Daha sonra bu tıbbiyeli gençler kendilerinin 'Tekâmül kanununa riayet fikrinde ısrarlı' olacaklarını da ifade ederek, 'Ziraat, ticaret ve sanayi ile kazanılmış bir içtimai hâkimiyeti, kuru bir siyasî hâkimiyete tercih ettiklerini' açıklıyor ve bu fikirlerini şöyle bir temenni ile tamamlıyorlardı: 'Nesl-i müstakbelemiz, miskinliği günah, faaliyeti ibâdet bilsin! Müteşebbis, kuvvetli ve servet sahibi olsun!'

Bu emellerinin gerçekleşmesi için, 'Her türlü fırka ihtilâflarının fevkinde, her türlü siyaset dağdağalarının haricinde yeni bir ceryan doğmasına lüzum görüyorlar ve bu ceryanı doğurmak için de Donanma Cemiyeti kadar geniş sırf millî ve sosyal bir cemiyet meydana getirmek gereğini de duyuyorlardı.
Bu cemiyet gelecekte Anadolu'da, Rumeli'de ve hatta Türk bulunan diğer memleketlerde şubeler açacak, ziraat, ticaret ve sanayi mektepleri kuracaktı.

Bu cemiyet tanınmış ve muktedir zatların nezareti altında idare edilecekti. Mektup şöyle bitiyordu:

'Böyle bir cemiyetin temel taşlarını yüksek mekteblere devam eden Türk gencinin maddî manevî fedakârlıklarıyla atacağız. Bu babtaki hakimâne ve edibâne görüşlerinizi öğrenmek istediğimizi bildirir ve ilmî ve fiîli işbirliğinde bulunmalarını ısrarla temenni eyleriz, efendimiz.'
190 Tıbbiyeli Türk evlâdı.

Tıbbiyeli gençler şöyle düşünmüşlerdir: 'Böyle büyük emelleri fiilen gerçekleştirmek için kavmin gençleri birleşmeli, o artık doğmuş olan emeli fikren ve nakden beslemeli, yaşatmalıdır.'

Tıbbiyeli idealist gençler bu işi kendi vazifeleri dahilinde görürler. Bununla birlikte Tıbbiyeli gençler, kulüpler açılırsa, işe siyaset karışacağından endişe ediyorlar ve bundan dolayı kulüp açmanın şiddetle aleyhinde bulunuyorlardı. Cemiyet amacını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpleri açarak, dersler, konferanslar, müsamereler düzenlemeye, kitap ve risaleler yayınlamaya ve mektebler açmaya çalışacaktır.

Millî serveti korumak ve çoğaltmak için her türlü meslek ve san'at erbâbıyla görüşerek iktisadî ve ziraî teşvik ve uyarlamalarda bulunacak ve bu gibi müesseselerin doğup yaşamasına elden geldiği kadar yardım edecektir. İlk teşebbüs edenler, Tıbbiye Mektebi talebeleridir. Türkçülük teşkilatlanmasına çalışılırken Türk milliyet fikri, olayların etkisiyle siyasî bir fikir olmuştur.

Sizce bugün kurulacak olan Türkçülük teşkilatlanmasının siyasetle meşgul olmaması mümkün müdür? Teşekkürler.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bergütey
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 484


Türkiye Türklerindir!


« Yanıtla #1 : 16 Ekim 2017, 18:49:25 »

Birkaç gün önce Baturgan'a verdiğim cevabı aynen kopyalıyorum buraya;

"Türkçülük bir ülkü, siyaset ise iktidara geçme taktiğidir. Bu sebeple bir ana inanç ve ana düşünce olan ülkü asla değişmediği halde siyaset yani taktik her zaman değişir.

İnsanlar iktidara geçmek için partiler kurarak çalışırlar. îktidara geçmek oy kazanmakla mümkün olduğu için oy sahiplerinin fikrini ve gönlünü almaya uğraşırlar. Bunu sağlamak için taviz verirler; propaganda yaparlar; kendilerini beğendirmeye çabalayıp bol bol da yalan söylerler. Hatta rakiplerine iftira attıkları da olur.

Partilerde ülkü yoktur İktidara geçmek veya orada kalmak için en aşırı tavizlerden çekinmezler. "

Atsız'ın bunu söylediği dönemin şartları ile şu anın şartları çok farklı. Bir kere o dönemde toplumun genel yapısı idealistti, görüşü/hayat tarzı ne olursa olsun ama Türkçü ama ülkücü ama solcu ama dinci, ancak herkes paradan, şahsi menfaatlerden önce ideallerini ortaya koyuyordu. Şu an durum böyle değil. Siyasallaşmayan, arkasında bir parti olmadan kitlelere yayılamadan her ideolojinin, ülkünün, idealin gerçekleşme şansı yok denecek kadar az. Şu an geldiğimiz nokta ile 2002'yi karşılaştır mesela. Tayyip Erdoğan hiçbir zaman ben şeriat getireceğim falan demedi. Ama şu an gittiğimiz nokta son sürat orası. Bu benim hoşuma giden bir durum mu, değil elbette. Olması gereken senin yazdığın, ama olanlar gerçekler bu şekilde değil. Eğer Türkçülük, hakim ideoloji olacaksa gerçeğe dönüşecekse her anlamda, bunun da yolu bu bir nevi. İktidar gücünü bir şekilde ele geçirdikten sonra yavaş yavaş değiştirmeye başlayacaksın bir şeyleri. En basiti, önce kaldırılan andımızı getirirsin. Sonra da 3 Mayıs'ta devlet töreni düzenlemeye başlarsın mesela. En sonunda da 3 Mayıs'ı anayasaya alırsın Türkçülük Günü olarak. Bunları yapıp tepki görmüyorsan veya arkanda bir destek bulmuşsan zaten gerisi kolay, zemini hazırladın artık alenen Türkçü politikalar izlemeye başlayabilirsin. Bunlar tamamen savruk fikirler, ama izlenecek metot belli yani. Millete ekonomik olarak bir şeyler vaadettiğin sürece arkanda destek bulman kolay. Ondan sonra da eğitim sistemini de değiştirirsin, gelecek nesilleri buna gerek kalmadan Türkçü bir şekilde yetiştirebilirsin. Azınlıklarla mı etniklerle mi derdin var, istediğini yap. Şu an için bu milletin birden Türkçü olması, Atsız'ı anlaması falan ütopik. Bu ancak devlet gücüyle, iktidarı ele geçirmekle olur. Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir, tepki gösterenler çıkacaktır ama.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Irkçılığın sebebi yoktur, sebep arayan varsa da ırkçı değildir.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #2 : 16 Ekim 2017, 22:44:29 »

Türk Ocağı, milli varlığı tehlikede görerek, imparatorluktan çok Türkleri kurtarmak gerektiğine inanan Türk gençleri ve aydınlarının bir hayat hamlesi ile ortaya koydukları cemiyet olarak ortaya çıkar.

Ocağın gelişimi de Osmanlıcılık politikasının başarısızlığı ve Türk olmayan öğrenciler arasındaki milliyetçilik hareketlerine karşı endişeye düşen Askerî Tıbbiyeliler arasında bir düşünce hareketi şeklindedir.

Askerî Tıbbiye’de Türklerin de milletçe göstereceği gayretle, sosyal sahada diğer unsurlardan geri kalmaması için Türk gençleri ve aydınlarını birlik halinde çalıştırarak bir cemiyet kurulması yolunda en önemli telkinler bu genç öğrenciler tarafından yapılmıştır.

Önce okulda gizli toplantılar, ardından buranın güvensiz olmasından dolayı, Karacaahmet Mezarlığı’nda toplantılarına devam eden öğrenciler, her sınıftan 20’de bir oranında temsilci delegeler seçerek başlarına da Doktor Fuat Sabit’i getirmişlerdir. Bu öğrenci toplantılarına Askerî Tıbbiyelilerin yanı sıra başta Mülkiyelilerden Münir Mazhar, İhsan Ali, Burhan Cahit, Halis Turgut Beyler olmak üzere diğer yüksek okul öğrencileri de katılmışlardır.

Sonuçta Hüseyin Baydur tarafından “190 Tıbbiyeli Türk Evlâdı” adı altında kaleme alınan bir beyanname ile dönemin Türkçü aydınlarından davalarına destek vermeleri istenir. Bu beyannamede gençler; Türk ırkının son dönemlerini yaşadığını, bu durum karşısında kayıtsız kalmadıklarını, bu emellerinin gerçekleşmesi için, “her türlü fırka ihtilaflarının üstünde her türlü siyaset dağdağalarının dışında yeni bir cereyan” doğmasına lüzum görüp, bunun için de Donanma Cemiyeti kadar geniş, sırf milli ve sosyal bir cemiyet meydana getirmek gereğini duyduklarını bildirmişlerdir.

Ayrıca gelecekte Anadolu’da, Rumeli’de, hatta Türk bulunan diğer memleketlerde şubeler açmayı, ziraat, ticaret ve sanayi mektepleri kurmayı hedeflemişlerdir.

Türk Ocağı’nın 1916 yılına kadar yaptığı faaliyetler; 31 Mart 1916 (18 Mart 1332) ’da Mekteb-i Tıbbiye’nin açılması dolayısıyla İstanbul’da toplanan Türk Ocağı mensuplarına hitap eden Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Bey, konuşması sırasında açıklar. Hamdullah Suphi Bey, çekilen birçok sıkıntı ve yapılan engellemelere rağmen, yapılan faaliyetleri ana başlıklar halinde şu şekilde sıralar:

“- Birinci Dünya Şavası başlayana değin Ocak’ta 150 kadar ilmî, edebî, ahlakî, fennî, terbiyevî ve içtimaî konferanslar verilmiş ve bu rakamlardan hariç olmak üzere, diniyat, edebiyat ve içtimaîyat üzerine serbest ve münakaşalı dersler tertip olunmuş,
- Milli ve ilmi amaçlarla kadınlara ve erkeklere gezinti seyahatleri tertip edilmiş,
- Çeşitli zamanlarda üç dört defa resim sergisi yapılmış,
- Birçok yuvasız, mektepsiz kalan gençlerin mekteplere yerleşmesine ve mektepte olup ta yardıma muhtaç olanlara yardım etmiş,
- Cihan Harbi dolayısıyla İstanbul’da parasız ve mahsur kalan Rusya tebaasındaki Türk İslam gençlerine her türlü yardımda bulunulmuş,
- Anadolu ve İstanbul’da birçok işsiz Türk’e iş bulunmuş,
- Biri Fransızca diğeri Türkçe olmak üzere iki kütüphane oluşturulmuş ve buna benzer birçok ilmî ve millî faaliyette bulunulmuştur.”

Bir taraftan İstanbul’da İzmir’in işgali dolayısıyla mitingler yapan gençlik, diğer taraftan da Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Anadolu’daki faaliyetlere de duyarsız kalmadı. Nitekim Anadolu’nun birçok bölgesinden seçilen delegelerin katılımıyla yapılan Sivas Kongresi’ne İstanbul’dan da Dârülfünûn Gençliği adına Tıbbiye’de 3. sınıf öğrencisi olan Hikmet Boran temsilci olarak yollanmıştır.

Manda meselesi gündemdeyken Kongre’ye Dârülfünûn Gençliği adına katılan Hikmet Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında geçen konuşmayı Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatır:

“…hele Hikmet isminde askerî tıbbiye talebesi ve Sivas Kongresi’nde askerî tıp talebesi olan bir genç, İstanbul efendi ve paşalarına vatanseverlikte, memleketçilikte, milliyetçilikte rehber ve örnek olacak ölçüde doğru düşüncenin, milli inanç, heyecan ve imanın sahibi bulunuyordu. Bu genç de Mustafa Kemal Paşa’nın odasındaydı.

Sanki birden ateş ve heyecan kesilmiş olarak, yüksek sesle:

-Paşam, murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem.. eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle red ve takbih ederiz. Farz-ı muhal manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i “ vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı” olarak adlandırır ve telin ederiz diye bağırdı. Bu gencin yürekten kopup gelen sözleri karşısında hazırunun birçoğunun gözleri yaşarmıştı.

Mustafa Kemal Paşa da müteheyyiç olmuştu. Heyecanlı bir sesle:

-“Arkadaşlar geçliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” dedi, sonra Hikmet Bey’e dönerek:

-Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz ekalliyette kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm.

Tıbbiyeli genç, hemen yerinden fırladı:

-Var ol Paşam… diyerek Mustafa Kemal’in elini öptü”.


Sizce bugün kurulacak olan Türkçülük teşkilatlanmasının siyasetle meşgul olmaması mümkün müdür? Bence değildir...
……………………

Tan Hu
16.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #3 : 16 Ekim 2017, 23:07:55 »

Azimkar ve fedakar atalarımızın bütün şiddet ve heyecanıyla yaşamış olduğu varlık, istiklal ve hürriyet mücadelesine şimdiki kahramanlıklara yüksek yürek ve kan ile hiçbir tereddüt duymadan atılacak olan Türkçü Gençler, pek yakın bir atide beşer tarihinin devirlerini tebdil edecek Türk Irkı için sakladığı inkişaf ve inkılabı gerçekleştirecektir. Vatan, millet ve ırkımız sizden hoşnut ve sizinle iftihar (öğünse-mübahi olsa) etse yeridir.

Hürmetlerimizin kabulü rica olunur. Var olun..

Tan Hu
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.056 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.