Türk Dili Hâkimiyetini Edebiyat Sahasına Türkçülük Fikri ile Geçirebilmiş midir?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 05:29:44


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Dili Hâkimiyetini Edebiyat Sahasına Türkçülük Fikri ile Geçirebilmiş midir?  (Okunma Sayısı 592 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 16 Ekim 2017, 15:47:18 »

Millî kalkınma başka bir milletin edebiyatı ile olursa, hümanizm yolu ile kalkınabilineceğine inanılır. Anlamı olan veya cümle kurmaya yarayan anlatım aracına sözcük denir. Dilbilgisi yönünden ise yapı, kavram, görev bakımından aralarındaki benzerliğe göre ayrılmış bulunan sözcük türlerinden her birine sözcük denir.

Türkçe dilinde sekiz türlü sözcük vardır. İsim, sıfat, zamir, fiil, zarf, edat, bağlaç, ünlem gibi konuyu açarsak, varlıkları belirten sözcüklere isim; varlıkların niteliklerini, niceliklerini, renklerini, biçimlerini, sayılarını belirten sözcüklere sıfat; bir ismin yerine kullanılan sözcüklere zamir; iş, oluş, kılış, eylem bildiren sözcüklere fiil; bir fiilden, bir sıfattan, görevce kendine benzeyen bir sözcükten önce gelerek anlamları zaman, yer, durum, nicelik yönünden kuvvetlendiren veya soru yoluyla belirten sözcüklere zarf; anlamı olmadığı hâlde cümle kurmaya yarayan, görevi ve anlamı yönünden birbirine bağlayan sözcüklere bağlaç; kin, sevgi, acı kökenli duygularımızı anlatmaya yarayan sözcüklere de ünlem denir. Bir dildeki sözcüklerin tümüne sözcük hazinesi denir.

Kişi kaç sözcük biliyor ve bunları kullanabiliyorsa o kişinin sözcük bilgisi de ona göredir. Sözcük bilgisini çoğaltmak, anlatım gücünü de arttırmak demektir.

Sözcükler başlı başına bir güçtür. Bir Türk atasözünün de dediği gibi: 'Söz var işi bitirir, söz var baş yitirir.' Yerinde, doğru, güzel, etkileyici bir söz, olumsuz bir sonucu dahi değiştirip işi tatlıya, güzele bağlar. Yanlış anlamlara gelen, yersiz sözler ise insanın başını götürecek kadar tehlikelidir. Bu da sözcüklerin anlamının çok mühim olduğunu, sözcüklerin gücünün ne olduğunu gösterir. İmlâ çok önemlidir. Bunlara ait bilgileri tam ve doğru olarak bilmeliyiz ki düşüncelerimizi, duygularımızı güzel ifade edebilelim. Türkçeyi doğru yazmaktan yoksun, millî edebiyat bilgi ve bilincinden mahrum olmak demek, Türk toplumunun içinden uzak yetişmek demektir.

Türkçü yazarlarımız, şairlerimiz, düşünürlerimiz vardır. Millî bilinci olan edebiyatçılar Türkçülüğü maceracılık zannetmezler. Türkçe'yi iyi bilirler. Azınlık Türkçesi konuşmaz ve yazmazlar. Türk dilini bozan Türklük düşmanlığı yanlısıdır. Millî edebiyatı önemli bulan, okullarda öğretmenlerden başlayarak öğrencilere kadar herkesi kuşatan bir heves olmalıdır. Eski Türk metinleri Türkçe diline başarı ile çevrilmeli okullarda okutulmalı, tez konusu olmalıdır.

Türkler yalnızca savaşçı, devlet kurucu değil, aynı zamanda sanatçı bir millettir. Türk kültürüne, Türk tarihine, Türk edebiyatına, Türk sanatına ilişkin diğer dillerdeki eserler Türkçe olarak çevrilmeli, fikir ve duygu bakımından Türklüğü yükseltmek ödevi büyük bir istekle savunulmalıdır. Kültürlü nesiller kendi dillerinin zenginliğini bilmeli, uygulamalı ve yaymalıdır. Türk kültürü yabancı etkilerden kurtulup kendi aslını bularak gelişmesini sürdürmelidir.

Sizce Türk dili hâkimiyetini Edebiyat sahasına Türkçülük fikri ve inancı ile intikal ettirebilmiş midir? Teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bergütey
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 484


Türkiye Türklerindir!


« Yanıtla #1 : 16 Ekim 2017, 17:01:44 »

Önemli ve cevapları çok değişebilecek bir konu.

Milli Edebiyat ve Atatürk dönemi Cumhuriyet'in ilk yıllarında bunu uygulayan veya uygulamaya çalışan çoğu yazarımız, şairimiz mevcut. Sonrasında ise giderek azalıyor ve günümüze gelindiğinde tamamen uzaklaşılmış oluyor o yörüngeden. Bence yeteri kadar intikal ettiremedi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Irkçılığın sebebi yoktur, sebep arayan varsa da ırkçı değildir.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #2 : 16 Ekim 2017, 17:49:28 »

Türkçenin ses yapısına uygun bir temelde oluşturulmuş olan Latin alfabesi dildeki Arapça ve Farsça sözcüklerin arıtılmasına büyük ölçüde yol açmış, bundan sonra da 1932'de Atatürk'ün önderliği ile Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. Dil kurultayınca çizilmiş olan programın uygulanmasına, devrim ilkelerine uyularak söz hazinesinden başlandı. Dildeki yabancı sözcükleri en kısa zamanda Türkçeleştirebilmek için, bir yandan bunların eski kaynaklarda bulunan, bir yandan da halk dilinde hâlâ yaşamakta olan Türkçe karşılıklarını bulmak gerekliydi. (Kamile İmer, 'Türk yazı dilinde dil devriminin başlangıcından 1965 yılı sonuna kadar özleşme üzerine sayıma dayanan bir araştırma' Türkoloji Dergisi, 1/1,1973)

Kurumun temel hedefi olan dilde sadeleşme işi, o dönemde kullanılan Osmanlıcanın sadeleştirilmesi değil; Osmanlıcanın yerine tamamen Türkçenin getirilmesidir. Örneğin Samih Rifat Bey I. Türk Dil Kurultayının (26 Eylül-5 Kasım 1932) açılış konuşmasında “Dilimizi millîleştirmek ve halka yaklaştırmak için bizim istifade edeceğimiz hazineler bütün dünya lisanlarından fazladır. Elimizde kim bilir kaç asırlık bir ana lisan her türlü kabiliyeti ve birçok lehçeleriyle teşebbüslerimize yardım edecektir” diyerek dilde sadeleşmeye gidilirken Türk lehçelerinin kaynak alınacağına vurgu yapmaktadır. (Birinci Türk Dili Kurultayı – Tezler Müzakere Zabıtları, TDK Yayınları, Devlet Matbaası, İstanbul, 1933, s. 10.)

Gökalp de bu konuda “Millî lisanımızı vücuda getirmek için Osmanlı lisanını hiç yokmuş gibi bir tarafa atarak, halk edebiyatına temel vazifesini gören Türk dilini aynı ile kabul edip İstanbul halkının ve bilhassa İstanbul hanımlarının konuştukları gibi yazmak” gerekliliğini söylerken, yapılacak dil planlamasının hedefini de ortaya koymuştur. (Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, 1923, s. 94.)

Dilin sadeliği ve kolay anlaşılabilir olmasıyla ilgili, Kaşgarlı Mahmut’tan Karamanoğlu Mehmet Bey’e ve hatta Âşık Paşa’ya dek çeşitli itirazlar ve teşebbüsler dikkatimizi çekmektedir. XVI. yüzyılda ise Türki-i Basit hareketi denilen Visali, Nazmi, Mahremi gibi şairlerin öncülüğündeki kımıldanışlar da yeterince yankı bulmamıştı.

Türkiye’de dil tartışmalarının yoğun olarak gündeme gelmesi, Tanzimat dönemiyle başlar. Özellikle Tanzimat’ın ilanıyla birlikte azınlıklara sağlanan sosyal ve siyasal haklara mukabele olarak, Türk kimliğinin bir yabancı kimlik gibi kenarda durmasına yönelik tepkiler büyük oranda dil meselelerini kapsamıştır. Bu yönüyle de Milli Edebiyat önemli bir temelde yerini almıştır.

Türk Derneği’nin ilgası, hiçbir şekilde dilde yenileşme çabalarının sona erdiği anlamına gelmiyordu. Zira bu örgütün dil politikası Genç Kalemler Dergisi etrafında toplanan bir grup düşünür tarafından devam ettirildi. Bu düşünürler, adı geçen dergide “Yeni Lisan” başlığıyla makaleler neşretmeleri nedeniyle bu yeni harekete “Yeni Lisancılar” denilmeye başlandı. Bu düşünürler arasında Ömer Seyfeddin, Ali Canip, Mustafa Halûk, Kazım Namî, Ziya Gökalp gibi önemli isimler vardı. Genç Kalemler dergisinin milli dil ve edebiyat konularına önem verdiğini belirtmek gerekir. Örneğin, derginin 12. sayısında Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanılan dilin adı ve bu dildeki yabancı kelimeler tartışmaya açılmaktadır:

“Söylediğimiz dile Türkçe mi, yoksa Osmanlıca mı demek lâzımdır? Bunu anlamak için lisanımızın aslını aramamız iktiza ediyor. Bazıları, bu lisanı Türkçe, Arapça ve Farsçadan mürekkep bir lisan olmak üzere göstermek istiyorlarsa da bu iddia – fikrimizce – muvafık değildir. Dilimizin aslı Türkçedir. Bu gün, Osmanlılardan gayri olan Türklerin söylediği dil ile bizim dilimiz arasında şâyân-ı dikkat farklar varsa da bunlar lisanın aslına tesir edecek mahiyeti haiz değillerdir… lisanımızın aslı Türkçedir. Arabî ve Farisî kelimeler, gayr-i men’ûs değil iseler, avam arasında bile anlaşılabilecek kadar Türkçeleşmiştir. Lisan-ı edebî dediğimiz ve mahzâ aheng-i câzipleri hasebiyle Arabî ve Farisî kelimelerden terkip ettiğimiz yazı lisanının halk tarafından anlaşılamaması tabiîdir… Dilimiz, Türkçedir; bütün Türk lehçeleriyle mukayese ederken buna Osmanlı Türkçesi deriz.”

Arap harfleriyle Türkçe yazma yani imla sorunu Yeni Lisancıları düşündüren en önemli konular arasındadır. Kâzım Nami tarafından “Türkçe mi Osmanlıca mı?” başlıklı makalesinde bu konuyla ilgili Genç Kalemler ekibinin bakışını şöyle açıklamaktadır:

“Türkçemiz umumen zannolunduğu gibi, öğrenilmesi müşkil bir dil değildir… Güç görünmesi imlâsının ve bazı kavaidinin intizam altına alınmamasındandır. Bir mektepte imlâ yazdırılırken dikkat ettim: Bir çocuk “doğru” yazmıştı. Muallim, imlâda yanlış olup olmadığını sordu; talebeden biri: “Efendim! Doğru, dal ile yazılmalıdır.” dedi. Diğer biri: “Hayır, ta ile de yazılır, dal ile de. İkisi de doğrudur.” dedi. Bir başkası ilave etti: “Söylendiği gibi yazılır, efendim. Dal ile yazıldıktan başka, nihayetine de vav konur.” Bu, bizim imlâmızdaki noksanı acı bir surette gösterir; hiç Türkçe bilmeyen bir çocuk, bu üç türlü yazılan bir kelimenin hangi türlüsünü belleyeceğinde mütehayyir ve mütereddit kalmaz mı? Hele Arabî, Farisî kaidesiyle yapılan tepkiler!... Lisanımızı zenginlettiği iddia olunan bu şeyler onu ziyade müşkül kılmaktan geri kalmıyor. Hâlbuki biz, otuz milyon Osmanlıya dili bu az zamanda öğretmek mecburiyetindeyiz.”

Yukarıdaki paragraftan anlaşılacağı üzere, Arap harfleriyle Türkçe imlâ sorununun farkında olan Yeni Lisancılar, böylesine kaotik bir ortamda ve bu kadar olumsuz şartlarda kısa sürede otuz milyonu aşkın Osmanlı vatandaşına okuma yazma öğretmenin zorluğunun farkındaydılar. Genç Kalemler’in ileri sürdükleri Yeni Lisan teşebbüsü, ilk başlarda İstanbul
çevresi tarafından ihtiyatla karşılanmıştır. Hatta Fuad Köprülü gibi aydınlar, Selanik’ten gelen bu akımın lisan ve edebiyat hususundaki teşebbüslerini küçümsemişlerdir.

Servet-i Fünun’da Yeni Lisan hareketini değerlendiren Fuad Köprülü, dilin gelişme yolunu ancak büyük sanatçıların çizebileceğini, bu bakımdan Yeni Lisancıların kimi zaman destanlar kimi zaman da aşk neşideleri yazmakla yeni bir dil ve yeni bir edebiyat ortaya koyma zannına kapılmalarını bir uykunun verdiği zevk kalıntısından başka bir şey olmadığını ifade etmiştir. Servet-i Fünun’un 19 Nisan 1328’deki sayısında bu konuyu ele alan Fuad Köprülü şöyle bir değerlendirmede bulunmuştu:

“Yeni lisan cereyanı, öyle zannediyorum ki, sanatta kat’iyyen adem-i muvaffakiyetle neticelenecektir. Lisanlar bir mahsul-ı ictimaî olmakla beraber, mademki ona mecra-yi tekamülünü çizenler o lisan ile yazanlar, büyük san’atkârlardır. Bu nokta-yi nazardan Yeni lisanın âtisine herhalde emniyetle nigeran olmamakta haklıyız. Lisanımız mecra-yi tabiîsini ta’kiben daima sadeliğe doğru ilerler iken, ona şimdiden müfrit bir şekil vermek iyi veya fena her ne olursa olsun altıyüz senelik bir mahsul-ı ictimaîye birkaç kişinin keyif ve hayaline göre tebdil-i mahiyyet ettirmek bence mahz-i hayaldir. İstikbalin lisanı Çağatayca, Türkmence kelimelerden ârî olduğu kadar bî-lüzum u ifade elfaz-ı ecnebiyeden de muarra olacaktır. Lisanımızın parlak bir istikbale namzed olduğuna ve o tekamül-i tabiiyeyi hiçbir şeyin ihlal
edemeyeceğine mu’tekidim.”

Sadri Maksudi’nin bu dönemde Türkçüler içerisinde ilmi tetkikleri bakımından derinliğinin olması yazılarına da yansımıştı. Türk Dili İçin adını verdiği kitabının basımı bitmek üzereyken Riyaset-i Cumhur Umumi Katibi Tevfik Bey’e bir mektup yazarak Gazi Hazretlerinden kitabın başına konulmak üzere bir vecize talep ediyordu.

Büyük Komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir kitap için yazdığı ilk ve tek vecize buydu. Aşağıda aynen aldığımız bu söz gelecekteki Türk Dil Devrimi’ni anlatan hemen bütün yayınlarda karşımıza çıkacaktı.

“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

……………………

Tan Hu
16.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.