truvalılar TÜRK mü??
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 01:12:42


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: truvalılar TÜRK mü??  (Okunma Sayısı 8652 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
YÖRÜK BEĞİ
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 94



« : 05 Ağustos 2011, 15:16:08 »

Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminde, özellikle Osmanlı donanmasının tüm Akdeniz’de üstünlük sağlamasından sonra, Rönesans Avrupası ‘Bu Türkler de nereden çıktı?’ diye sormaya başlamış.

O dönemde pek çok kişi tarafından kabul edilen bir teoride, Türkler aslen Troyalı savı öne sürülmüş. Adları, Troya düştükten sonra Asya’nın içlerine kaçan Troyalı generallerden Turkus’tan geliyormuş. Binlerce yıl Asya’da kalan Türkler, Troya yenilgisinin öcünü almak için geri gelmişler, almışlar ve Avrupa’ya yönelmişler. (Kaynak: James Harper, Rome vs. İstanbul: Competing Claims and the Moral Value of Trojan Heritage)

Ünlü tarihci Gibbon’un bile Roma İmparatorluğu’yla ilgili dev eserinde değindiği gibi, bir başka açıklamaya göre; Türklerin soyu, Homeros’un değilse bile Virgil’in sözünü ettiği cengáver ‘Teucri’den geliyormuş.

‘Türk’ anlamına gelen Latince ‘Turci’ ve İtalyanca ‘Turchi’ sözcükleri buradan esinlenmiş...

1453’te İstanbul’un muhasarası sırasında kentte bulunan Kardinal İsidore yazdığı bir mektupta Sultan İkinci Mehmet’ten ‘Troyalıların Prensi’ şeklinde söz etmiş. (Kaynak: Terence Spencer, Turks and Trojans in the Renaissance)

Deneme türünün babası sayılan Montaigne, Fatih Sultan Mehmet’in Papa İkinci Pius’a yazdığı mektupta ‘İtalyanlarla aynı kökten olduğumuz ve onlar gibi Hektor’un öcünü almak hakkımız olduğu halde, İtalyanların bize düşmanca davranmalarına ve Rumları korumalarına şaşıyorum’ yazmış.

Gerçekten Roma İmparatorluğu’nu kuranlar ve yönetenler de kökenlerinin Troya’da bulunduğunu öne sürüyorlardı. Virgil dev eseri Aenid’te Troyalı Aenas’ın Roma’ya gidiş öyküsünü anlatır.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden birkaç yıl sonra Çanakkale’ye Troya’nın bulunduğu bölgeye gelerek o büyük savaşın kahramanlarına övgüler düzdüğü ve Yunanlılardan Hektor’un öcünü aldığını söylediği tarihçi Kritopulos tarafından anlatılır.

Türklerin Troyalı olup olmadığı Rönesans döneminin önemli tarihsel tartışmalarından birisini oluşturmuş. Özellikle başlangıç dönemlerinde Katolik Avrupa’nın, Troya kökenli Türklerin ‘yoldan çıkmış’ Yunanlıları yenmesine sempatiyle baktığı anlaşılıyor. Hatta bir şair ‘Yunanlılar antikçağlarda kendilerinden başka herkesi barbar saymalarının cezasını çekiyorlar’ diye yazmış Ayrıca tarihi kitaplarda truvalıların çekik gözli oldukları iyi ok atı at bindikleri ve ölülerini yaktıkları bahsedilir
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Dedeefendi
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 125



« Yanıtla #1 : 05 Ağustos 2011, 15:37:33 »

M.Kemalinde Çanakkale savaşından sonra "Truvanın öçünü aldık" dediği rivayet olunur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #2 : 05 Ağustos 2011, 16:17:45 »

Dünyanın ortasının yakınlarına, bizim Turkland (Türkiye) dediğimiz yere, en gösterişli yapı yapıldı ve yurt kuruldu. Buraya Truva dendi”. Edda (1)
 


Abdullah Gürgün
 
     Konu bin küsur yıldan beri dile getiriliyor.
     Prof. Dr. Stefanos Yerasimos,  Toplumsal Tarih Dergisi’nin 2003 Ağustos sayısında yayınladığı, 'Türkler Romalıların Mirasçısı mıdır?' adlı incelemesinde Fatih'in tarihçisi Kritovulos'un metinlerine dayandırdığı şu ilginç bilgilere yer vermişti:
     "1462 yılında Midilli'yi kuşatmaya giden Sutan II. Mehmed, Truva'da durup Homeros'da adı geçen kahramanların mezarlarını aramış ve şöyle demiştir:'Tanrı, yıllar sonra olsa bile, bu kentin ve burada yaşayanların intikamını bana nasip etmiştir. Eskiden bu kenti yıkan Yunanlıların, Makedonyalıların, Tesalyalıların, Moralıların çocukları, sayemde, uzun yıllar geçtikten sonra, biz Asyalılara karşı o dönemde ve ondan sonra da sık sık yaptıkları haksızlıklardan dolayı hak ettikleri cezayı sonunda bulmuşlardır."
     ”Truvalılar Türk müydü?” Bu başlığını da Radikal Gazetesi Yazarı Haluk Şahin 16 ve 25 Mayıs 2004 tarihli iki yazısında, Truva filmi oynadığı sıralarda, kullandı.
     Şahin’in ilk yazısında şu satırlar dikkati çekiyor:
     “Adları, Troya düştükten sonra Asya’nın içlerine kaçan Troyalı generallerden Turkus’tan geliyormuş. Binlerce yıl Asya’da kalan Türkler, Troya yenilgisinin öcünü almak için geri gelmişler, almışlar ve Avrupa’ya yönelmişler. (Kaynak: James Harper, Rome vs. İstanbul: Competing Claims and the Moral Value of Trojan Heritage)
     Ünlü tarihci Gibbon’un bile Roma İmparatorluğu’yla ilgili dev eserinde değindiği gibi, bir başka açıklamaya göre; Türklerin soyu, Homeros’un değilse bile Virgil’in sözünü ettiği cengáver ‘Teucri’den geliyormuş.
     ‘Türk’ anlamına gelen Latince ‘Turci’ ve İtalyanca ‘Turchi’ sözcükleri buradan esinlenmiş...
     1453’te İstanbul’un muhasarası sırasında kentte bulunan Kardinal İsidore yazdığı bir mektupta Sultan İkinci Mehmet’ten ‘Troyalıların Prensi’ şeklinde söz etmiş. (Kaynak: Terence Spencer, Turks and Trojans in the Renaissance)”.
     İkinci yazısında dikkatimizi çeken satırlar da şunlar:
     ”Elmeddin Alibeyzade adlı bir Azeri tarihçisi 'Azerbaycan Halkının Manevi Medeniyet Tarihi' adlı kitabında konuyu irdeledikten sonra şu sonuca varmış:
'Troyalıların halis Türk tayfası oldugu tasdik edilir.' Posta kutuma ulaşan bir başka kaynak da Fransız tarihçisi Jacques Poucet'in 'Le mythe de l'origine troyenne au Moyen age et a la Renaissance: un exemple d'ideologie politique' adlı eseriydi. Poucet bu eserinde Avrupalı baska ulusların Troya kökenli olma iddialarını inceledikten sonra sözü Türklere getiriyor ve Türklerin Troyalı olduğuna ilişkin ortaçağ kaynaklarından örnekler veriyor. Bunlardan bir kez daha anlıyoruz ki, o dönemde Avrupa'da bu iddialar çok yaygınmis ve hatta tarihsel olgu olarak değerlendiriliyormuş. Örneğin, Vincent de Beauvais (1190-1264) adlı bir tarihçi 'Speculum Historiale' adlı eserinde şöyle yazmış: ’Troya'nın tahrip edilmesinden sonra, Troya askerleri ikiye ayrıldılar. Bir grup Troya kralı Priamos'un oğlu Hektor'dan torunu Francon'u takip etti; ötekilerse Priamos'un oğlu Troilus'tan torunu Turkus'un peşinden gittiler. işte bu yüzden bugün adları Franklar ve Türkler olan iki halk var’.
     Ortaçağda Türkiye'yi ziyaret eden yabancı gezginlerin Türklerin Troyalılığı konusunda hiçbir şüphe duymamaları daha önce de dikkatimi çekmişti. Örneğin, İstanbul'un Fatih tarafından alınmasından 15 yıl kadar önce Troya'ya, Bozcaada'ya ve İstanbul'a gelen Katalan gezgin Petro Tafur, Türklerin Troyalı olmaları nedeniyle 'Troya'nin öcünü mutlaka alacaklar'ini yazmisti.
     Ondan 5-6 yıl sonra, 1444'te bölgeye gelen ve daha sonra Sultan 2. Mehmet'i de tanıyacak olan Anconali Cyriac dünyanın ikiye bölünmüşlüğüne son vermenin sorumluluğunun iki kavme ait oldugunu belirtmisti: Yunanlıların çocuklarına ve Troyalıların çocukları Türklere!
     Evet, Anconali Cyriac bundan 560 yıl önce Türkleri ve Yunanlıları barış yaparak dünyayı birleştirmeye, uygarlıklar çatısmasına son vermeye çağırıyordu!     
     Ortaçağda Avrupa'da Türklerle Troyalıların özdeş tutulmasına bir örneğe daha rastladım. Eski İzlandaca sözlüklerde 'Tyrkir' kelimesinin iki anlamı var: 1) Türk, 2) Troyali”.
     Biz de Sayın Şahin’in bıraktığı yerden, ”Eski İzlandaca sözlüklerde 'Tyrkir' kelimesinin iki anlamı var: 1) Türk, 2) Troyali” sözü üzerinden iz sürelim.
     En eski İzlanda tarihçisi Are Frode ve en tanınmış İzlanda tarihçisi Snorre Sturlesson’un anlattıkarı da ”tyrkir” sözcüğünün hem Türk hem Truvalı anlamına geldiği yönünde. Sturlesson ünlü eseri Edda’da Truva’nın yerini şöyle açıklıyor: ”Dünyanın ortasının yakınlarında bizim Turkland (Türkiye) dediğimiz yere en gösterişli yapı yapıldı ve yurt kuruldu. Buraya Truva dendi”.(1)
     Sturlesson, Ynglinge Sagan’da, ”Dağın güneyinde (Kafkas Dağları AG), yakında Tyrkland (Türkiye) vardır”. (2)
     Sturlesson’dan aktaran yazar Arvid Oseen ”Tyrkland sözcüğünün yanına bir not düşmüş. Diyor ki: ”Tyrkland (Türkiye), 11. Yüzyıldan beri Selçuk Türklerinin egemenliği altındaki Küçük Asya ve çevresindeki bölgelerdir. Türkler ortaçağda isim benzerliği yüzünden Teukrer (Teükrler), Trojaner (Truvalılar) ile aynı halk olarak görülmüşlerdir”.
       Buralara hükmeden Odin İskandinavya’ya göçtü: ”Hem Odin hem karısı çok dil biliyorlardı. Bu bilgeliğiyle dünyanın kuzeyinde adının çok yüksek tutulacağını ve tüm kralların hepsinden daha fazla onurlandırılacağını anladı. Bu onda Türkiye’den ayrılma isteği uyandırdı. Arkasında, genç, yaşlı, kadın, erkek, kalabalık bir grupla yola çıktı”( 3).
     “Oden kuzeye doğru yolunu sürdürdü. Bugün Svitjod (İsveç A.G) dediğimiz ülkeye geldi. Oranın kralının adı Gylfe idi. Aslar denen Asyalıların geldiğini duyan Gylfe hemen davrandı ve onları karşılamaya çıktı. Odin’e baş eğerek ülkesinin egemenliğini sundu. Nereden geçseler bu mutluluk sürdü ve buralara mutlu yıllar ve barış geldi. Herkes onların barış ve mutluluk gibi şeyler üzerinde denetimleri olduğunu düşünüyordu. Nedeni, büyüklerin, onların hem güzellikte hem de mertlikte diğerlerinden apayrı yapıda olduklarını görmeleriydi. Odin, oraların kendileri için çok güzel ovalar ve çok iyi bir ortam olduğunu düşündü. Kendine, şimdiki adı Sigtuna [Stockholm yakınlarında A.G] olan, güzel bir kale kent seçti. Orada beyleriyle (aşiret reisleriyle) Truva’dakine benzer bir düzen kurdu. On iki beyini ülkenin yasalarına göre yönetmek üzere kente yerleştirdi. Her yere, Türk geleneklerine uygun ve eskiden Truva’da var olana benzer, adalet getirdi. Daha sonra kuzeye doğru yola çıktı. Tüm karaları çevirdiğini düşündükleri denize dek geldiler. Bugün Norveç denilen bu yere de oğlu Säming’i kral yaptı. Håleygja Anlatısı’nda (Håleygjatal) belirtildiği gibi, tüm Norveç kralları, vezirleri (Jarl: Başbakan, önder, asil) ve diğer büyük adamlar onun soyundan türemişlerdir. Odin’in yanında, kendinden sonra gelecek olan ve şimdi İsveç (Svitjod) Kralı olan oğlu Yngve vardı. Onun soyundan gelenlere de Ynglingler (Ynglingar) denecekti”. (4)
      İzlanda’nın ilk tarihçisi Are Frode Odin’in oğlunun adının Yngve Tyrkja Konung (Yngve tirkiar konung) Yani Yngvve Türkiye Kralı olduğunu söyler. (5)
     Beş ciltlik İsveç Tarihi yazmış ve İsveç Bilim Akademisi üyeliğine seçilmiş olan Tarihçi Anders Magnus Strindholm (1786 . 1862) Truva konusunda şunları söylüyor:
     “Truva dediğimiz Asyalılar yurdunda (Asgård) tanrılar ve akrabaları yaşıyordu. Oden oradaki yüksek karargahından dünyaya bakıyordu; Orada en muhteşem ve güzel tapınak Gladshem vardı, orada 12 tanrı ve herşeyin babasının [Allfader: Odin AG] konutu vardı. İnsanların yazgısı onlar tarafından belirleniyordu ve kentin bakımı yapılıyordu. Kentin ortasında kurultay yaptılar. İda Dağında tanrılara konut kurdular. Ateş yaktılar çekiç yaptılar, kerpeten yaptılar, örs yaptılar, çok daha başka gereçler yaptılar. Onlarla demiri, ağacı ve taşı işlediler ve altın denen madenden çok işlediler. Böylece evlerinde herşeyleri oldu. Bu Truva, önceki Asgård, şimdiye dek inşa edilenlerin en muhteşemi olan bu kent dünyanın ortasında Türkiye denen ülkede yer alıyordu. Burada herbiri ayrı milleti yöneten 12 kral ve bir krallar kralı vardı.
     Grek yazarlardan öğrendiğimize göre İda ve Truva’da Daktyller yaşıyordu. Bunlar maden eritmesini, bakırı işlemesini, demirden araç, gereç, silah, eskiden tanrılar için yazılan kutsal , gizemli ve dinsel işlerde kullanılan buluşlar yapmasını ilk öğrenenlerdi. Bu demirciler aynı zamanda yeni şiir ölçüleri buluşları nedeniyle ödüllendirilirlerdi. Bunlar, Asyalılar, eski mitler ve anlatılarla büyük çapta uyuşuyordu.  Truva kralları bizi İzlanda uzun anlatılarındaki Odin’e götürür. Ona aynı zamanda Türkiye kralı diyoruz”. (6)
 Türkler eski tarihlerini bilmezler.
     Ünlü İsveçli Yazar August Strindberg (1849 – 1912)  Sveriges Anor (İsveç  Gelenekleri) başlıklı yazısında  bunu sorguluyor.
     ”Ama şimdi Türkiye (Tyrkia) kıralı neyin nesidir? Snorre Sturlesson diyor ki, o ”Türkiyeliydi (Turkland”lıydı); ama Türkiye Snorre zamanında yoktu (1100)! O zaman aynı yerde bulunan başka bir ülkeyi kastetmiş olmasın. Bu ülke Trax, Threx, Threissa, Tark adlarıyla da anılan Traden de olabilir. İlk krallarının ismi Tiras, Teires, Tyres’teki  ”tir”- Tirkia-land [Türk-iye AG], Trekialand, [Türkiye  AG], Tråka, Traden şeklinde görülebilir”….
     ”Yngve Tyrkiakung [Yngve Türkiye kralı AG] da aynı şekilde Trak (Thraker) olabilir. Ancak bu, Snorre’den yüz yıl sonra Küçük Asya’ya giren Türklerin, önceden Doğuya göçmüş olan ve sonra Doğudan geri dönen Traklarla aynı oldukları olasılığını otadan kaldırmaz. Türkler eski tarihlerini bilmezler”…..
     ”Türk ülke arması, Hilal ve yıldız taşımaktadır. Kimse nedenini bilmez. Yanlış anımsamıyorsam, hilal ve yıldız, Etrüsk (Umbrik) sikkelerinde (Corssen tab. 21’e bak), Sabin sikkelerinde, Celtiber ve Run sikkelerinde, bir Efesli Diana sikkesinde ve Makedon sikkelerinde vardır. Bu da yeni araştırmalar için bir kılavuzdur”....(7)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
TanrıKurt
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 48


Gönülleri Birleşenler Selam Sizlere..!


« Yanıtla #3 : 29 Aralık 2011, 21:51:01 »

arkadaşlar rahmetli Reha Oğuz Türkkan Truvalıların 6-8 katmandan oluştugu bunun en az 2 katmanının Türk olduğunu.. Büyük yenilgiden sonra tekrar dönerek Asya İçlerine göç ettiği yönünde birşeyler söylemişti. 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Irkımızın gençleri kavgamıza koşuyor meydanı boş bulanlar sıra size geliyor !

Gökkurtlar Her yerde
Mergen Kurt
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.023


« Yanıtla #4 : 28 Mayıs 2014, 20:47:03 »

Bugün Truva ile ilgili eski bir kitabı inceledim. Kitabın tamamını taradım, turcus adlı bir komutan ismi yok. Türk' ü andıran herhangi bir isim de yok. Sadece Asyalı oldukları söyleniyor. Truva ile ilgili bilinenler de yunan mitolojisine dayandığı için onların bize benzer bir yanını bulamadım. Asyalı olmaları ve atları evcilleştiren uygarlık olmaları ortak özelliğimiz. Hector çekik gözlü nitelenmiş ancak diğer Truvalıların yunanlıların arasında dolaşması ve truvalı olduklarının anlaşılmaması Truvalıların çekik gözlü olmadığını gösterir. Bir başka şey şu, yunan mitolojsinden baktığımız için olacak, Truvalılarda doğa kültüne ait bir sembol yok. Yunanlılarla ortak inanıştalar ve Tanrıları ortak. Belki çok tanrılığı, doğa, ata kültü ile açıklayabilir bir ortak yön arayabiliriz ancak Türklerdeki Umay Ananın bir benzeri Truvalılarda yok. Daha çok ataerkillik var. Hem anlatılan Truva efsanesinde 12 tanrının hakimiyeti var. Türk mitolojisinde 9 sayısı var. Yer altı tanrısı belki bir ortak yönde aranır ama bu hintlilerde de var, perslerde de.

Belki bir yönüyle Kayıp Mu kıtasından gidilebilir. Mu sular altında kaldı ve Türk soylular Amerika kıtasına, Mısır' a, Anadolu' ya, Kuzey Avrupa' ya, Asya' ya geçtiler.


Şimdi bu teorimi kanıtlamaya çalışayım. Mısır' daki piramitler, Amerika' daki piramitler, Çin' deki piramitler benzer özellikte. Boyutları farklı olmasına rağmen ucu keskin ve künt olmak üzere, içlerinde mumyalar ve mezar özelliği taşıması bunlar dünyanın farklı yerlerinde aynı uygarlığın hakimiyetini gösterir.

Kızılderililerle kan bağı bulunması, halı kilim ortak figürler ve ortak kelimeler. Asya' ya yayılış için şöyle diyebiliriz. Anadolu üzerinden de olabilir, Hindistan üzerinden de. Hindistan' da iki tane ada var. Adada konuşulan dil Türkçe' ydi. Bununla ilgili bilgiyi bu konunun altına ekleyeceğim, arıyorum nereden bu sonuca ulaştığımı hatırlayamadım ancak bulur bulmaz ekleyeceğim.

Anadolu' ya gelen Türk soylular Truvayı kurdu diyelim. Atları evcilleştirdiler, Asya' ya göç ettiler diyelim. Sonra geldiğimiz topraklara tekrar geldik diyelim. Bu bir manada mantıklı olabilir çünkü Türklerin daha önceden de Anadolu' da olduklarını kanıtlayabilir. Sümerlilerle akraba olalım veya olmayalım, yabancı araştırmacılar tarafından ortak beş yüz kelime bulunmasının bir açıklaması olmalı. Irak' ın kuzeyinde de Anadolu' ya gelmeden önce Türklerin bulunması ve bunların Sakalarla ilişkilendirilmesi belki de tarihi bir hataydı. Belki bu Truvalıların bilinenin aksi istikamette gidişiyle açıklanabilir. Bir diğeri de Anadolu' daki Göktürkçe yazıt ve mezarlar. Türkler Anadolu' ya 1071' de gelmiş olsalar bu yazıtlar nasıl olacaktı. Belki Truvalılar bu alfabenin bir benzerini kullanıyorlardı. Asya' ya gidip devam ettirdiler.
Kandaşlarım Avrupa üzerinden gidişi de Avrupa Hun ile açıklayabiliriz belki. Avrupa Hun bilidiğimiz gibi kurulmamıştır, Karadeniz' in kuzeyinden geçiş belki yanlıştır, doğrusu Anadolu' dan geçiştir. Tarihçi değilim ancak bunun da ihtimali var. Atatürk neden Mu kıtası üzerinde durdu veya Meksika' ya adam gönderdi, ortak benzerlikleri araştırdı.

Ya da Kuzey Avrupa' da kullanılan runik alfabesi. Göktürkçenin bir ayrı dalı mı diyelim aynı tarz mı diyelim. Yazı dili ilk olarak bu dediğim yerlerden çıkmıştır. Yani Orta Asya, Mısır, Kuzey Avrupa, Mezopotamya. Yani Türklerin yayılışına uygun olarak benzer sembollerin olduğu yerlerde. Gerard cluson da, dil bilimci, ilk yazıtların Türklerde olduğunu söylüyordu.

Truvalılara belki Türk diyemeyiz, bence değiller. Ancak bazı konularda işin içinden çıkılamaz. Tartışmaya açıklar ancak Fatih Sultan Mehmet ve Atatürk' ün Truvalıların öcünü aldık demiş olma ihtimalleri kafaları karıştırıyor. Belki Fath homerostan etkilendi. Papaya yazdığı iddia edilen mektupları eğer bir gün açıklanırsa konu netlik kazanabilir. Yazılı bir şeyler olmadan da tarih öncesi hakkında kesin bir yargıyla değerlendirilmesi de mümkün değil. Sadece elde olan benzerliklerle yorum yapılabilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.049 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.