TEZATLAR TEZATLAR!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 04:55:02


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TEZATLAR TEZATLAR!  (Okunma Sayısı 900 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« : 21 Ekim 2017, 23:15:52 »

Bu yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’da Türkçe konuşan ve Türk olan Ortodoks Hristiyanlar, Rum ya da Helen olarak sınıflandırılıp Yunanistan’a gönderilirken, İstanbul’da yerleşmiş Müslüman Boşnak, Arnavut, kürt veya Arap çocukları Türk olarak kabul edilmiş ve mübadeleye dahil edilmemişlerdir.

Türk niteliğinin yalnız Müslümanlara hasrediliyor olmasını içime sindiremiyorum…
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TÜRKÇÜGÖKHAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 352


%100 Türk!


« Yanıtla #1 : 21 Ekim 2017, 23:28:13 »

İşin garibi bu mübadele Gazi Paşa döneminde oluyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ben ve milletim Tanrı'nın kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #2 : 22 Ekim 2017, 15:54:07 »

Türk hayat kudretini belirten ve gösteren bir iktidar ve hâkimiyet eylemini gerçekleştirmek zorundadır. Dişe diş, göze göz ilkesi ile hareket edilmedikçe, daha çok 'hiçbir yerde hükümdar anaları aynı milletten olmaz, hanedanlar safkanlığı sevmez.' gibi söylemler duyabilirsiniz. (İlber Ortaylı, Türklerin Altın Çağı, s: 49)

Yine aynı kitapta sayfa 60 - 61 sorulan soruya: 'Osmanlı bugün devam ediyor. Tarihte süreklilik vardır. (Burası doğru) Ne kadar kırsan da devam eder. Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğu topraklar Osmanlı'nın ana vatanıdır. Bu nedenle, cumhuriyet ile beraber devlet devam ediyor; diliyle, diniyle, toprağıyla ve insanlarıyla. Yani bu bir kimliktir. Biz nerelerden gelmişiz? Yol belli: ne kendi Türk ırkımızdan olan Azerbaycanlıya onlar kadar benziyoruz, ne Türkmen'e, ne İran Azerbaycanlısına. Meselâ bir Kırımlı daha yakın buraya, bir Boşnak çok daha yakın dili başka olmasına rağmen. Bunlar hep Osmanlılık. Ortadaki imparatorluğunun ve kültürünün ne olduğu tartışılacak konu değil. Saltanat ve hilafetin kaldırılması ile Osmanlı'nın kurumsal yapısı ortadan kalkmadı. Saltanat ve hilafetle devletin iktidar yapısında bir değişiklik oldu. Ancak devlet kurumlarının pek çoğu varlığını sürdürdü. 20. asırla birlikte işlevini yitirmiş bir kurum olduğu için hilafetin kaldırılmasının cumhuriyetin iç ve dış politikasında önemli bir etkisi olmadı. 75 yıl içinde, çok tatmin edici olmasa da Osmanlı'dan devralınan siyasî ve idarî yapı belli bir gelişmişlik düzeyi yakaladı. Bugün Türkiye'nin siyasî ve idarî yapısında sakatlıklar varsa, bunların da köklerini Osmanlı'da aramak gerekir. İçtimaî hayattaki modernleşme bile 1950'lerden sonradır. Meselâ kadınlı erkekli eğlenme bizde 1950'lerden sonra yaygınlaşmıştır.' diyor.

Yine sayfa 57'de ise: 'Türkiye'deki halkın yüzde 50'yi aşkını, belki yüzde 60'ı Türkmen'dir. Belki yüzde 10 Kıpçak Türk'ü var, gerisi muhtelif etnisitelerden gibi ve bu bir Osmanlılık içinde kaynaşmış gitmiş.'

Sayfa 58'de: 'Yunan milli ruhu imparatorlukta hep vardı. Yunanlı kendini bir anlamda Osmanlı egemenliğinde ana unsur sayardı. Ortodoks tebaanın üzerinde Patrikhane etkindi ve bütün Ortodokslar için de eğitim dili Yunanca idi. Bu tabi dışarıdan gelebilecek baskılara direnebilecek bir cemaatin de oluşmasını sağlamıştır. Öte yandan iş bu kadarla da sınırlı değil, Yunan aristokrasisi Osmanlı bürokrasisinde önemli yere sahipti ve hatta Eflak-Boğdan Voyvodalığı gibi hükümdarlıklar da onların elindeydi. Bu da Osmanlılarda millî tabanlı düşünme biçimlerinin oluşmasında, zemin bulmasında hayli etkili olmuştur denilebilir.'

Sayfa 46'da: 'Türk kelimesini kullanırken neyi kast ettiğiniz çok önemli. Ama elbette olgu üzerinde durmak en önemlisi. Bir örnek olarak Almanları ele aldığımız zaman, orada muazzam bir lehçe çeşitliliğinin arasından çıkarılan bir ana lehçe görürüz. 25 bin Alman lehçesini tespit etmek, bunların filolojik ve etimolojik lügatlarını çıkarmak, tarihî coğrafyayı gıdım gıdım, cilt cilt tespit etmek gibi çok zor bir işi Almanlar başarabilmişlerdir. Türklerin aklına, hayâline getiremeyeceği şeylerdir bunlar.'

Atsız'a göre Türklerin yalnızca kültür alanında birleşmesi boş ve yanlıştır. Çünkü sosyal bir kanundur ki kültür birliği ancak siyasî birlik sonunda doğar. Öte yandan Türk'e düşman milletlerin hâkimiyeti altındaki Türkleri, kültürde birleşmelerine izin verilmez. Türkler arasındaki kültür birliği ancak gönül birliği, tek millet olmak bilinci, biraz da dil birliği hâlinde yaşamaktadır. Türk ülküsü, Türk büyüklüğü ve Türk kudreti isteği ve inancıdır.

'Türk birliği için asıl önemli mesele Türk alfabesini birleştirmek ve tek lehçeye gitmekte olacak.' Atsız

Türk'e karşı ırkçılık yapılmaktadır. Esas kim ırkçıdır?

'Hayat bir savaşken, onu kazanmak için mutlaka saldırmak gerekirken, millî ülkü yolunda yapılacak saldırıları çirkin göstermeye çalışmak, ya gaflet ya ihanettir.' Atsız

Irkı meydana getiren unsur kandır. Şahsiyet ve ırkların harap edilmesi kanın karışması ile olur. Türk'e karşı ırkçılık yapanlar kendi kanlarını her türlü bozulmaya karşı korurlar, Türklere gelince türlü dalavere ile zehirlemek teşebbüsünde bir an bile tereddüt etmezler.

Değerli paylaşımınız için çok teşekkürler Tan Hu
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #3 : 22 Ekim 2017, 17:12:13 »


Türk hayat kudretini belirten ve gösteren bir iktidar ve hâkimiyet eylemini gerçekleştirmek zorundadır. Dişe diş, göze göz ilkesi ile hareket edilmedikçe, daha çok 'hiçbir yerde hükümdar anaları aynı milletten olmaz, hanedanlar safkanlığı sevmez.' gibi söylemler duyabilirsiniz. (İlber Ortaylı, Türklerin Altın Çağı, s: 49)

Yine aynı kitapta sayfa 60 - 61 sorulan soruya: 'Osmanlı bugün devam ediyor. Tarihte süreklilik vardır. (Burası doğru) Ne kadar kırsan da devam eder. Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerinde kurulduğu topraklar Osmanlı'nın ana vatanıdır. Bu nedenle, Cumhuriyet ile beraber devlet devam ediyor; diliyle, diniyle, toprağıyla ve insanlarıyla. Yani bu bir kimliktir. Biz nerelerden gelmişiz? Yol belli: ne kendi Türk ırkımızdan olan Azerbaycanlıya onlar kadar benziyoruz, ne Türkmen'e, ne İran Azerbaycanlısına. Meselâ bir Kırımlı daha yakın buraya, bir Boşnak çok daha yakın dili başka olmasına rağmen. Bunlar hep Osmanlılık. Ortadaki imparatorluğunun ve kültürünün ne olduğu tartışılacak konu değil. Saltanat ve hilafetin kaldırılması ile Osmanlı'nın kurumsal yapısı ortadan kalkmadı. Saltanat ve hilafetle devletin iktidar yapısında bir değişiklik oldu. Ancak devlet kurumlarının pek çoğu varlığını sürdürdü. 20. asırla birlikte işlevini yitirmiş bir kurum olduğu için hilafetin kaldırılmasının Cumhuriyet'in iç ve dış politikasında önemli bir etkisi olmadı. 75 yıl içinde, çok tatmin edici olmasa da Osmanlı'dan devralınan siyasî ve idarî yapı belli bir gelişmişlik düzeyi yakaladı. Bugün Türkiye'nin siyasî ve idarî yapısında sakatlıklar varsa, bunların da köklerini Osmanlı'da aramak gerekir. İçtimaî hayattaki modernleşme bile 1950'lerden sonradır. Meselâ kadınlı erkekli eğlenme bizde 1950'lerden sonra yaygınlaşmıştır.' diyor.

Yine sayfa 57'de ise: 'Türkiye'deki halkın yüzde 50'yi aşkını, belki yüzde 60'ı Türkmen'dir. Belki yüzde 10 Kıpçak Türk'ü var, gerisi muhtelif etnisitelerden gibi. Ve bu bir Osmanlılık içinde kaynaşmış gitmiş.'

Sayfa 58'de: 'Yunan milli ruhu imparatorlukta hep vardı. Yunanlı kendini bir anlamda Osmanlı egemenliğinde ana unsur sayardı. Ortodoks tebaanın üzerinde Patrikhane etkindi ve bütün Ortodokslar için de eğitim dili Yunanca idi. Bu tabii dışarıdan gelebilecek baskılara direnebilecek bir cemaatin de oluşmasını sağlamıştır. Öte yandan iş bu kadarla da sınırlı değil, Yunan aristokrasisi Osmanlı bürokrasisinde önemli yere sahipti ve hatta Eflak-Boğdan Voyvodalığı gibi hükümdarlıklar da onların elindeydi. Bu da Osmanlılarda millî tabanlı düşünme biçimlerinin oluşmasında, zemin bulmasında hayli etkili olmuştur denilebilir.'

Sayfa 46'da: 'Türk kelimesini kullanırken neyi kast ettiğiniz çok önemli. Ama elbette olgu üzerinde durmak en önemlisi. Bir örnek olarak Almanları ele aldığımız zaman, orada muazzam bir lehçe çeşitliliğinin arasından çıkarılan bir ana lehçe görürüz. 25 bin Alman lehçesini tespit etmek, bunların filolojik ve etimolojik lügatlarını çıkarmak, tarihî coğrafyayı gıdım gıdım, cilt cilt tespit etmek gibi çok zor bir işi Almanlar başarabilmişlerdir. Türklerin aklına, hayâline getiremeyeceği şeylerdir bunlar.'


Tezatlar başlığına uygun çok değerli bir özet olmuş...

Türkçünün gözü keskindir. Yine yalanlar ile dolu bir takım ifadeleri yere sermişsiniz..

Bakalım İlber Ortaylı hoca yaşlandıkça satır aralarında Türk Milletine ne gibi zehirleri saçmaya devam edecek..


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 22 Ekim 2017, 20:54:33 »

Biz Türkler olmasaydık İslam diye bir şey yeryüzünde ne kadar kalırdı? Herkes Türklerin İslam sayesinde büyüdüğü saçmalığını konuşuyor oysa tarih bize bunun hiçbir gerçeklik payı olmadığını gösteriyor. Arapların kutsal mekanını onlara karşı koruyan kimdi?

Müslüman demek Türk demek değildir. Ne yazık ki kendi devletimiz olan Osmanlı'nın ümmetçi yapısından kalma bir düşünceyle müslüman olmayan Türkler bir türlü kabul edilmiyor..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.091 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.016s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.