Ruhî Kuvvet Evvela Kimler Eli ile Zedelenir?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 12:41:16


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ruhî Kuvvet Evvela Kimler Eli ile Zedelenir?  (Okunma Sayısı 582 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 11 Ekim 2017, 13:06:35 »

Kurtuluş savaşının başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk İngilizlerin adamıdır denir. Mütareke döneminde İstanbul'da Pera Palas'ta İngiliz subayları ile görüştü ve onlara dedi ki, 'İngilizler şayet Osmanlıyı bütün muhafaza etmek isterlerse, yalnız İngilizler almak isterlerse Türkiyeyi ben deneyimli bir vali olarak onlara hizmet etmeye hazırım' dedi diyorlar. Bunu da bir İngiliz'in kitabına dayandırıyorlar. Gazeteci Ward Prıce'ın Extra - special Correspondent adlı kitabında üstelik daily mail gazetesi yazarıdır ve çok ünlü bir gazetecidir. Bu gazeteci 1918 yılında mütareke günlerinde İstanbul'da Pera Palas'a geliyor ve orada Atatürk ile görüşüyor. Atatürk ile yaptığı görüşmeyi de bu kitabında s: 104 anlatıyor. Mustafa Kemal dedi ki,

- 'Biz İngilizlere düşman değiliz. İngilizlere dostuz. Şayet İngilizler Anadolu'nun yönetimini kendileri almak isterlerse, o zaman deneyimli valilere ihtiyaçları olacaktır. Ben buna talibim.' dedi diyor. Kitap değil ama sadece bu bölüm Türkçeye çevrildi. Oysa Ward Prıce'ın Atatürk ile görüşmeleri çeşitli zamanlarda o kadar çok ki, bütün bir kitap dolusu ancak Türkçeye çevrilmemiş bu kısım hariç!

Meselâ Atatürk İzmir'e 9 Eylül'de girdiğinde görüşmüş. Lozan'da görüşmeler kesintiye uğradığında İsmet Paşa döndüğünde aynı trende gelmiş ve Atatürk onu karşıladığında görüşmüş. 1938 yılında 1953 yılında Türkiye'ye gelmiş, Türkiye'deki gazetelere röportajlar vermiş bir gazeteciden bahsedilmektedir. Fakat Atatürk muharip bir subay olduğu kadar aynı zamanda da istihbaratçıdır. Bulgaristan'da 1914 yılında askeri ateşelikte görev yapmış. Şimdi askeri istihbaratçının görevi bir anlamda düşmana zarf atmaktır. Düşmanın niyetini öğrenmekle görevlidir. İtalya, Fransa, İngiltere bunlar arasında paylaşılacak. Paylaşım haritaları var. Atatürk diyor ki, 'bu paylaşımları uygulayacak mısınız yoksa İngiltere Anadolu'nun tamamını almak mı istiyor?' Çünkü ona göre davranacak. Bu soruya cevap vermiyorlar. Zira bu sorunun cevabında kavga çıkar. O zaman İtalya ve Fransa hakkımız elden gidecek diyecektir.

Atatürk'ün söylediği sözleri bir alıntı ile vatan hainliği ve İngilizlere satılmış bir adam biçimine sokanlar, Atatürk'ün bilakis İngilizlere dost olmayıp, tam tersi olduğunu İngiliz belgeleri ile ortaya konulunca hâlâ sürdürmeleri şaşırtıcı değildir. Atatürk'ün Anadolu'ya geçerken İngiliz vizesi ile geçmiş olması da istismar edilen ikinci konudur. Kazım Karabekir'in arşivinde bulunan İngiliz belgeleri içinde yer aldığı damadı tarafından ortaya konur ve aynı iddia daha sonra Zaman gazetesi tarafından 'Samsun'a İngiliz vizesi' başlığı ile ileri sunulur. Bir de bir kitap Atatürk'e Nasıl Vize Verdim adlı Nezih Uzel 1972 yılında Bennıt ile İstanbul'da bir söyleşi yapmış. Kazım Karabekir'in de Rauf Orbay'ın da geçişlerindeki imza İngilizlere ait olduğunu kaçak gitmedikleri için bu vize ile gittikleri ortadadır. Verilen görev ile devletin subayı olarak gidiyorlar. Bunu da sömürüp, hem Pera Palas'ta öyle konuşmuş, hem de vizesi İngiliz vizesi imiş diyorlar. Bunları Fetö sömürmüş. Bütün bunlar Atatürk'ü ve Kurtuluş savaşını İngilizlerle danışıklı gösterme gayreti içindeki tavırlar. Oysa Atatürk'e nasıl vize verdim diyen adam, Atatürk'e suikast komitesinin üyesidir.

Bu adamla söyleşi yapanlar siz Atatürk'e vize vermişsiniz ama Atatürk İstanbul'a geçtikten kısa süre sonra beş İngiliz subay sizde içinde dahil olmak üzere Atatürk'e suikast komitesi kurmuşsunuz. Ankara'ya nasıl kiralık katil göndeririz de öldürtürüz bu Atatürk'ü diyerek görevli o olan beş istihbarat subayından birisiniz siz niçin Atatürk'e vize verdiğinizi söylüyorsunuz da Atatürk'e vize verdikten sonra dönüşte öldürtmeye karar verdik demiyorsunuz. Atatürk'e vize verilmesi İngiliz işbirlikçisi diye sömürülüyor da Atatürk'ü öldürtme kararınız belgelerle ortaya çıktığı hâlde niçin ondan bir kelime olsun bahsetmiyorsunuz? demiyor. Nezih Uzel'de bu soruyu sormuyor. Üstelik bu Bennıt ile 1972 yılında yapılan bu söyleşiyi niçin 2008 yılında yayınladığı sorulabilir?

16 Mayıs günü Bandırma vapuru ile Mustafa Kemal Anadolu'ya geçtiği zaman dönmesi istenir. İstanbul'da İngiliz genel karargâhında beş İngiliz subay ve bir sivil casustan oluşan Atatürk'ü öldürme komitesi kurulmuştur. Atatürk şayet İstanbul'a dönmüş olsa idi, öldürülecekti. Ayrıca idam fermanının gerçekliğini de bu komiteden anlıyoruz. Atatürk geri gelmeyince askerlikten istifa ediyor. Sivil olarak direnişi Anadolu'da örgütlemeye başlıyor. Sivas'ta heyet-i temsiliye Ankara'ya gelecek. Daha heyet-i temsiliye Ankara'ya gelmeden İngiliz ajanları Ankara'ya gidiyorlar. Yani Mustafa Kemal Ankara'ya geldiğinde Ankara'da İngiliz ajanları var.

Kim bunlar? Birinin adı, Abbas han, İngiliz uyruklu Hintli, diğerinin adı Azamettin han, o da İngiliz vatandaşı olmuş Hintli Müslüman, bu iki kişi Anadolu'da faaliyet göstermekteler. Üstelik bu iki ajan İngiltere'ye herkesten daha fazla sözlü olarak saldırır, düşmanmış gibi davranır. Mustafa Kemal'in başında olduğu erkânı çeşitli çetelerle çarpıştırmak ayrıca Millici mebuslarla ikilik çıkartmak vb. İngilizlerin Anadolu'da görevlendirdiği ajanlar hep Müslüman. Bir akademisyen Sabahattin Özel'in Milli Mücadelede Mustafa Kemal Paşa'ya karşı İngiliz Ajanları ve İşbirlikçileri üst başlıklı kitabın adı 'Casustur Casus' bu belgelerle buradadır.

Sizce Ruhî kuvvet evvela kimler eli ile zedelenir? Teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BAYCU NOYAN
Kurultay Bozkurdu
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 605



« Yanıtla #1 : 12 Ekim 2017, 16:13:09 »

Sizce Ruhî kuvvet evvela kimler eli ile zedelenir?

Valla bilmiyorum desem mi yoksa içimden geldiği gibi bu soruya bişeyler yazsam mı diye düşünüyorum.

Ruhu kuvvet evvela o ruhun tabiyesinde ki kişilerin sorumsuzluğu, sikilmiş beyinleri ile değişik atraksiyonlara girmesi, din ve benzeri insan üstü güçlerin etkisinde kalarak milli hasletlerini hislerini es geçerek bu nedenle başka güçlerin etki alanında yer alması ile çok güçlü zede alır.

Yabancıların bizi maneviyatımızı nasıl çökertmeye çalıştıklarını üst de yazdığımdan anlayabiliriz desem ?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BAYCU NOYAN
Kurultay Bozkurdu
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 605



« Yanıtla #2 : 12 Ekim 2017, 16:23:55 »

MİLLİ AHLAK VE EĞİTİM

Milli irade sahibi her ülke, ahlaki çöküntüden kurtulmak için eğitimi başlıca çıkış yolu olarak kabul eder. Ülkemizde ise eğitim ahlaksızlığın nihai noktasına ulaşabilmesi için bir araç vazifesi görüyor. Aileden başlayan ve okulla devam eden eğitim, sosyal çevrenin de katılımıyla bireyin yetişmesinde rol oynar. Öyle ise ahlaki çöküntüyü ele alırken aileden başlamak doğru olacaktır. Türk aile yapısında çocuğun doğumu vatana, millete hayırlı olması dileğiyle karşılanır. Geçmişteki Türk Töresi’nde ise çocuğa isim koymak bile başlı başına bir milli irade örneğidir. Aile büyükleri atalarından aldıkları erdemleri evlatlarına aktarabilmek için çaba gösterir, evlatları da bu emeğe kahramanlıklarla cevap verir. Peki, ne oldu da Türk çocukları doğar doğmaz Amerikan tulumlarına sarılıp İngiliz mamalarıyla büyümeğe başladı? Kimler Türkçeyi öğrenemeyen çocuklara Arapça derslerinin dikte edilmesine sebep oldu?

Göçebe ruhumuzla dalga geçen batı medeniyetleri, hamburger yiyip oturmaktan yağ tutmuş beyinlerini Dünyanın en hareketli ırkına benimsetebiliyorsa bunun ismi kayıtsız şartsız özentidir. Osmanlı hanedanlığı zamanında başlayan Arap-Fars hayranlığı da İslamiyet’ten bağımsız bir şekilde kültürümüze sızmış, Türk çocuklarının kendi dilinden önce Arapçaya yönelmelerine sebep olmuştur. Bu gibi aşağılık durumlara düşürülen çocuklarımız kendi ailelerinden de hiçbir ahlaki destek almamaktadır. Bir çocuğa babası “amcaya bir nah yap bakalım” derse çocuğun ileriki dönemlerde kendisine de okkalı bir “nah” yapmasını doğal karşılaması gerekir.

Okul çağına gelen bir Türk çocuğu sadece alfabe ve matematik temeliyle yetişiyor. Her şeyine imrendikleri batı medeniyetleri ise eğitime yeni başlayan çocuklara okumayı öğretmeden önce vatandaşlık dersi veriyor. Sorumlu birer insan olacaklarına inandıktan sonra öğretime başlıyor. Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün değerini pembe boyalı bir eve sıkıştırabilen bir milli eğitimin gerçekten milli olduğunu söylemek komik olur. Umumi Türk tarihinin okullardaki yeri ise her şeyi fazlasıyla açıklıyor. Bizi biz yapan, Dünya’daki farklılığımızı ortaya koyan İslamiyet öncesi Türk tarihi sanki Türk evlatlarından saklanıyor. Bunun sebebi büyük şanımızdan kendi insanlarımızın korkması ve dini taassuptur. Anadolu’ da bira içip bar, pavyon gezen bir genç, bozkırda ata binip ok fırlatan bir başka gençten tabi ki korkacaktır. Hâlbuki milli bir eğitim bu korkuyu haklı bir övünç kaynağına çevirebilir.

Üniversiteler milli ahlakın eksikliğini en iyi anlatan kurumlar olarak dikkat çekiyor. Gençlerin, kendi fikirlerini açıkça savundukları bu okullarda aslında ne kadar fikirsiz oldukları su yüzüne çıkıyor. Erkeklerin delikanlılığı takım elbiselerinin astarında kaybettikleri, bayanların ise hanımefendiliği fon-do-tenle gizledikleri bu eğitim kurumları ülkeye hızla ahlaksızlık abideleri yetiştiriyor. Öğrencilere verilen burslar ve krediler cep telefonu taksiti olarak yabancı sermayenin cebine geri giriyor. Üst düzey insanlar yetiştirmesi gereken bu üniversiteler en kısa zamanda okul yönetmeliklerine ahlaki tedbirler eklemeli, bu sayede başımıza gelecek sıkıntıları engellemelidir. Aksi takdirde ahlaksızlık üzerine yapılacak doktoralara tam not vermek zorunda kalabilirler.

Eğer Türk gençlerinin geleceğini düşünen kurum, kuruluş veya sorumlu insanlar varsa ki olduğuna hala inanıyorum, taşın altına ellerini soksunlar. Yüzyıllardır Dünya’ya medeniyette ve ahlaki alanda öncülük etmiş bir ırkın evlatlarını bu halde görmek umarım birilerini düşündürüyordur. Sık sık geçmişteki barbarlığımızdan söz eden ve bizi kılıçla açtığımız kapıların önünde zincirle bekleten aydınlık entelektüellerin amacına ulaşmalarını engellemenin tek yolu Türk Töresini yeniden günlük hayatımızda tatbik etmektir. Çıkılmasını ümitle beklediğimiz bu kutlu yolda tanrı yine bizimle olacaktır. Türk seciye ve ahlakının hak ettiği yerde olması demek ülkemizin ve soyumuzun da hak ettiği yere ulaşması demektir. Türk ırkının mayasındaki saflık hiç kimseye acizlik gibi gelmesin. Bu yüce millet en kısa zamanda titreyip kendisine dönecektir. Çünkü atalarımız böyle emretmiştir.

Bahadır ÇELİKBAŞ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #3 : 12 Ekim 2017, 16:40:25 »

'Mefahiri inkâr eden, yalancı ülkülerin propagandasını yapan, aileyi baltalayan yazı, roman, makale okumamalıdır. Yoksa yalnız telkin vermekle, öğüt vermekle iş bitmez. Milli ahlâkın mezbahası olan bar, meyhane, balo gibi yerler ve güzellik kraliçesi seçimi gibi rezaletler Türkiye'de yasak edilmelidir. Medeniyet bunlar değildir. Bunlar medeniyetin kanalizasyonlarıdır.' Atsız, Gençlik ve Ahlâk, Türk Ülküsü, s:56-57

Çok önemli bir yazı kaleme almış Bahadır Çelikbaş, bu nedenle 'Öğretme, örnek ol' sözü oldukça mühimdir.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.